YOUJO SENKI Cilt 2 – Bölüm 7 / Norden I: Aynı Anlarda, Kuzey Ordu Grubu Karargâhı

Norden I: Aynı Anlarda, Kuzey Ordu Grubu Karargâhı

YOUJO SENKI Cilt 2 – Bölüm 7 / Norden I: Aynı Anlarda, Kuzey Ordu Grubu Karargâhı

Kuzey Ordu Grubu Karargâhı’ndaki kurmay subaylar, harp haritasına çaresizlik içinde bakakalmışlardı; tam da o sırada hiç duymak istemeyecekleri bir haber aldılar. Merkez Genelkurmay Başkanlığı Harekât Dairesi Baskan Yardımcısı, bizzat gelip bu bildirimi iletme nezaketinde(!) bulunmuştu. Merkezin bir müdahalesi olduğu açıktı ama iletilen metin son derece sadeydi: “Bölgeye takviye birlik sevk ettik. Onlara müdahale etmeyin.”

“Lanet olası Genelkurmay. Cephenin işine ne cüretle burunlarını sokabileceklerini sanıyorlar?”

Kuzey kuvvetlerinin üst düzey subaylarının bu durumu hakaret kabul edip kazan kaldırması hiç de şaşırtıcı değildi. Nihayet Merkezden destek alacaklarını sanmışlar, apar topar sevk edilen Büyük Ordu’yu konuşlandıracak yer bulmuşlardı ki ordunun büyük kısmı aniden batı cephesine kaydırılmış ve kendileri tam bir keşmekeşin ortasında kalakalmışlardı. O kargaşanın içinde fuzuli sıkıntılara göğüs germek zorunda kalan herhangi birinin Merkez’e iki çift laf etmek istemesi insan doğasının bir gereğiydi.

Gözlem karakolundan gelen rapora göre, bölük büyüklüğünde bir hava büyüsü grubu gerçekten de hızla yaklaşmaktaydı.

Ha, yani gelen takviye gerçekten de eli yüzü düzgün bir birlik. Talepte bulunmamızın hemen ardından sevk edildiklerine bakılırsa, müdahale ekibi olma işini bayağı ciddiye alıyorlar. Fakat Merkezin bize takviye gönderip sonra da “Onlara müdahale etmeyin” demesi artık çizmeyi aşmaktır.

“Ne yani, bize gerçekten seçkin birlikler mi gönderdiler?”

Yine de olaya başka bir açıdan bakılırsa, bu durum Merkez Ordusu’nun bize olan borcunu ödemesi için bir fırsattı. Sonuçta muharebe henüz tam anlamıyla sonuçlanmadan Büyük Ordu’yu geri çekmişlerdi. O adamlar gururludur; gelip önümüzde özür dileyecek hâlleri yok. Kuzey Komutanlığı’nın yaşadığı sıkıntılardan istifade ettiklerini söyleyecek kadar ileri gitmese de, muhtemelen bu borcu kapatmayı hedefliyorlardı.

“Bizi kendilerine minnettar mı kılmaya çalışıyorlar…?”

“Ama ‘Onlara müdahale etmeyin’ ne demek? Bayağı küstahça bir tavır.”

Aynen öyle, böyle bir şey dediklerine inanamıyorum. Bir de bizi kendilerine minnettar etmeye çalışıyorlarsa… kuzeydeki ikmal depoları tehlikede demektir! Kuzey Ordu Grubu’nun zaten yetersiz olan lojistik altyapısının tamamen çökeceğinin farkındalar mı acaba?

“Kuzey ikmal hatları krizdeyken amma büyük konuşuyorlar. Keşke ben de bu kadar özgüvenli olabilseydim.” Yapılan bu uyarıya küstahça demek bile mümkündü. Bu iğneleyici sözleri düşünmeden sarf etmişti ama işin içinde olan biri için bu gayet doğal bir tepkiydi. Ardından, duyanları daha da hayrete düşüren bir haber geldi.

“203. Hava Büyücü Taburu’ndan az önce bir telgraf aldık. ‘Burası Pixie Taburu.’ Şey…”

Yaklaşan takviye taburundan bir telgraf mı? Normalde sadece telsiz çağrı kodlarını bildirip konuyu kapatırlardı ama telsiz operatörü her ne hikmetse tereddüt içindeydi.

“Sorun yok, oku.”

Şüpheci bir kurmay subay onu üsteleyince nihayet devam etti.

“Metinde şöyle yazıyor: ‘Desteğe ihtiyacımız yoktur. Viper Taburu derhal geri çekilsin.’”

“Desteğe ihtiyacımız yoktur” mu? Viper Taburu şimdiye kadar önleme görevini yürütüyordu ama onlar taburun geri çekilmesini mi istiyordu? Bu artık takdire şayan bir özgüvenin ötesine geçmiş, resmen aşırı kibire varmıştı.

Karşı tarafta düşmana takviye sağlayan iki büyücü taburu ve bombardıman uçakları vardı. Zorunlu intikalden henüz yeni çıkmış bir taarruz taburunun bu durumun üstesinden tek başına gelebilmesi kesinlikle mümkün görünmüyordu.

Birlikleri bunu bile kavrayamayan bir komutanın emrine mi vereceklerdi yani? Bu kesinlikle kabul edilemezdi.

“… Önleme yapmak için avcı uçaklarını istediğimiz an havalandırabiliriz, değil mi?”

“Bütün hangarlar teyakkuzda. Tek bir emrinizle havalanabilirler.”

Birkaç kurmay subay hızla kendi önleme planlarını hazırlamaya başladı. Tırmanmak için zamanları kısıtlı olsa bile, karadan havalanacak avcı uçakları bombardıman uçaklarını baskı altına alabilmeliydi.

Aslında sayıca azlardı ve büyücülerle baş edebilmek için bir çareye ihtiyaçları vardı; bu yüzden takviye birliklere müteşekkirdiler ama… belki de bombardıman uçaklarını kendi imkânlarıyla durdurmak daha akıllıca bir hamle olurdu?

“Onları kullanmamız gerekmez mi? Bu durum hiç iyiye gitmiyor.”

“Fakat açık bir emir var. Bundan fazlasını yapmak…” “İzinsiz hareket etmek” lafını yutkundu ama bu sözler endişeli kurmay subayın korkularını tam anlamıyla özetliyordu.

Kurmay subayların yetkisi emirsiz hareket etmeyi kapsamazdı. Onların görevi harekâtı planlamaktı, karar vermek değil. Kurmay olmanın zor yanlarından biri de buydu işte. Onları bu azaptan kurtaran şeyse, ne trajikomiktir ki şu anki baş ağrılarının kaynağı olan Pixie’ler oldu.

“Radar birliği Pixie’lerin konumunu tespit etti. Kırk sekiz sinyal. Hız 250, irtifa…” Nöbetteki radar birliği yaklaşmakta olan Pixie Taburu’nu tespit etmişti.

Bildirilen saatte 250 kilometrelik hız, neredeyse sınır noktaydı. Bu kadar hızlı uçup üstüne bir de düzenlerini koruyabiliyorlarsa, bu onların son derece eğitimli olduğunu gösterirdi.

“Bayağı hızlılar. Hımm? İrtifa nedir?”

Kurmay subaylar bu desteğe güvenebileceklerini hissetmeye başlayarak irtifa verilerini sordular.

“İrtifaları… “7.500 mü? Hayır… Hâlâ tırmanıyorlar.”

“Ne?”

“Emin misin? Onlar avcı uçağı değil, biliyorsun değil mi?”

Muharebelerde kazanılan tecrübeler, altı bin ft yüksekliği sağduyunun sınırı kılmıştı. Belki veriler rekorun sekiz bin ft olduğunu söylüyordu ama gözleriyle bizzat çatışmada görmeden buna güvenmek zordu.

Mühendislerin bahsettiği teorik değerler ile bir ön cephe birliğinin ulaşabileceği değerler büsbütün farklı bir önem derecesine sahipti. Asker sınıfına mensup kişiler, yeni sistemlere, silahlara ve teknolojiye karşı her zaman şüpheyle yaklaşırlardı. Hayatları bu şeylerin kullanılabilir olup olmamasına bağlıyken, bu oldukça sağlıklı bir şüphecilikti.

İşte tam da bu yüzden, bir bakıma, şu an gözlerinin önünde tanık oldukları şey karşısında ezilmekten başka çareleri yoktu. Muharebe sahasındaki kanıtın ağırlığı işte böyle bir şeydi.

“Hata yok. Peri Taburu şu anda sekiz bin ft yükseklikte!”

“Hızlanıyorlar! Üç yüz mü?!”

En az bunun kadar inanılmaz olan şey ise hızlarındaki sıçramaydı.

Cephe hattındaki muharebeye doğru kol düzeninde uçan bir birlik, teknik testlerde elde edilen hız ve irtifaya neredeyse birebir ulaşıyordu. Eğer bu veriler gerçekse, bambaşka bir seviyedeki yeteneğe işaret ediyordu.

Gerçek olabilir miydi? Eğer öyleyse, bu taburun performansı öylesine kendine has bir boyuttaydı ki mevcut tüm birlikleri hükümsüz kılardı.

“Kontrol ünitesinin okuduğu bu değerler doğru mu?”

“Başka bir anormallik göremiyorum… Her şey normal çalışıyor.”

Bütün kurmay subayların yüzünde aynı inanmaz ifade belirdi.

“Anlaşılan merkezdeki Genelkurmay, koz olarak bünyesinden sapkın bir anomalit çıkarmış.”

“Cidden. Sapkınlık demek az bile kalır.”

Söyleyebilecekleri tek şey, bu taburun kendi taraflarında olmasına şükretmekti.

Youjo Senki

Youjo Senki

A Little Girl's Military Record, SOTE, Tanya Chiến Ký, The Military Chronicles of a Little Girl, The Saga of Tanya the Evil, Youjo Senki, บันทึกสงครามของยัยเผด็จการ, 幼女战记, 幼女戦記
Puan 9.4
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2013 Anadil: Japanese
Tanya Degurechaff, savaşın ön saflarında yer alan ve sarı saçları, mavi gözleri, bembeyaz teni ve peltek diliyle orduya komuta eden küçük bir kızdır. Ancak aslında kendisine Tanrı diyen gizemli bir varlığı öfkelendirdiği için yeniden küçük bir kız olarak doğan Japonya'nın en ünlü iş adamlarından biridir. Kendi kariyerine her şeyden daha çok önem veren Tanya, İmparatorluk ordusunun büyücüleri arasındaki en tehlikeli varlık haline gelir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla