YOUJO SENKI Cilt 2 – Bölüm 6 / Norden I: 6 Kasım Birleşik Yıl 1924, Kuzey Bölgesi, Kraggana Deposu, Öncü Birlik

Norden I: 6 Kasım Birleşik Yıl 1924, Kuzey Bölgesi, Kraggana Deposu, Öncü Birlik

YOUJO SENKI Cilt 2 – Bölüm 6 / Norden I: 6 Kasım Birleşik Yıl 1924, Kuzey Bölgesi, Kraggana Deposu, Öncü Birlik

İmparatorluk Engerek Taburu için bugün yaşanan her şeyi tanımlayacak en iyi kelime “korkunç” olurdu. Muharebe uçuşuna çıktıktan sonra içine düştükleri durumu başka türlü açıklamak kesinlikle imkânsızdı.

İmparatorluk’un en gurur duyduğu kuvvet olan Büyük Ordu’nun ana gövdesi aniden başka bölgeye sevk edilmiş, bu da devasa bir kargaşaya yol açmıştı. İmparatorluk Ordusu Kuzey Komutanlığı her şeyi yeniden kontrol altına almayı başarana kadar Anlaşma İttifakı durumdan faydalanıp toparlanmış ve hatlarını yeniden kurmuştu. Sonuç olarak, düşmanı takip etmek ve temizlemek için gönderilen İmparatorluk birliklerinin yeniden teşkilatlanması gerekmiş, Kuzey Ordu Grubu’nun lojistik ağı ise aşırı gerilmişti.

Bu durum, Anlaşma İttifakı Ordusu’na İmparatorluk ikmal depolarına sürekli baskın yapma fırsatı doğurdu. Kuzey Ordu Grubu, Anlaşma İttifakı’nın komando saldırılarını savuşturmak için insan gücünü ince bir hat halinde yaymak zorunda kaldığında, düşman hava büyücüleri vuruyordu.

Kuzey Ordu Grubu bu taktikle zaten iki kez vurulmuştu. Cephenin ikmalini zar zor sürdürüyorlardı ama büyük bir aksamayı daha kaldıracak güçleri kalmamıştı. Depo baskınları durdurulmalıydı. Engerek Taburu’nun ikmal hatlarını koruma görevinin özü işte bundan ibaretti.

Üst kademe bunu kulağa basit gelecek şekilde anlatmıştı ama bu görevle bizzat görevlendirilenler için imkânsızdan farksızdı. Anlaşma İttifakı’nın toplam büyücü gücü mutlak sayılar bakımından daha az olsa da, ne zaman ve nereye saldıracaklarına karar verme konusunda tam bir özgürlüğe sahiptiler. Bu sırada Engerek Taburu, savunmaya çekildiği için birliklerini birden fazla noktaya ve iletişim hattına bölmek zorundaydı.

Düşmanın niteliksel olarak kayda değer gelişmeler göstermiş olması tam bir baş belasıydı. Bu komando birliğinde kalan Anlaşma İttifakı büyücülerinin çoğu, savaş başladığından beri görev yapan kıdemli askerlerdi. Dahası, bu inatçı askerler, resmi olarak işaretsiz olsa da aslında Cumhuriyet, Birleşik Krallık, Birleşik Devletler ve Federasyon gibi ilgili dünya güçleri tarafından tedarik edilen son model hesaplama mücevherleriyle donatılmıştı. Bununla birlikte teçhizatlarının kalitesi ve muharebe kabiliyetleri muazzam bir artış gösterdi. Anlaşma İttifakı büyücü komando birliği, İmparatorluk büyücülerinin bile hafife alamayacağı bir tehdide dönüşmüştü.

Tüm bunların üzerine, İmparatorluk kuvvetlerinin cephedeki yeni birliklere karşı bile gardını düşürememesi, İmparatorluk komutanlarının birlik konuşlandırmasını zorlaştırıyordu. Bazen Anlaşma İttifakı taze birlikler gönderiyordu. Eğer eğitimi aceleye getirilmiş yeni büyücülerse anında katledilebilirlerdi ancak bazen aralarına uyruğu belirsiz “gönüllü büyücüler” karışıyordu; bunlarla nasıl başa çıkılacağını bilmek zordu.

“Sikeyim böyle işi. Yine mi Anlaşma İttifakı büyücüleri?!”

Sonuç olarak, kağıt üzerinde rakiplerinden sayıca üstün olmalarına rağmen, savunmadaki İmparatorluk büyücü birlikleri yerel düzeyde sayısal azınlık çekiyordu.

Engerek Taburu’nun becerisi, bir İmparatorluk Ordusu birliği için oldukça standart düzeydeydi. Bölgedeki diğer birliklere kıyasla iyi miktarda muharebe deneyimine sahip veteranlardı ve İmparatorluk Ordusu’nda her zaman olduğu gibi iyi eğitilmişlerdi. Onları birinci sınıf bir muharebe birliği olarak nitelendirmemek için hiçbir sebep yoktu.

Dolayısıyla dehşet verici derecede güçlü bir düşman birliği karşısında sayıca az kalmış olmaları, durumun ne kadar berbat olduğunu gösteriyordu.

“Bu beklediğimizden de erken oldu! İstihbarat neden endişelenecek bir şey olmadığını söyledi?!”

Ortalama bir Anlaşma İttifakı büyücüsünün sahip olduğu beceri seviyesi ve teçhizata ilişkin bilgiler Engerek Taburu’na aktarılmıştı; böylece niteliksel gelişmelere, disiplinli ateşe ve rakiplerinin kendilerini her zamankinden daha büyük bir tehdit haline getiren diğer taktiksel önlemlerine karşı hazırlıklıydılar. Ancak kuvvetin aldığı takviyelere rağmen, ellerindeki verilere göre İmparatorluk büyücülerinin bireysel düzeyde hâlâ üstün olması gerekiyordu.

Bu yüzden sayıca az olsalar bile bir dereceye kadar savunma yapabileceklerinden emindiler. Hava Sahası Kontrolü ellerindeyken bireysel yetenekleriyle düşmanı ezebileceklerini düşünüyorlardı; küçük bir sayısal dezavantaj onları yıkamazdı.

Bu yüzden, uydurma raporun sorumlusu olarak İstihbarat’a lanet okumak istiyorlardı. Bunu savaşın sisli atmosferiyle açıklayıp geçiştirebilirlerdi ama acısını çeken her zaman cephedeki askerler olurdu. Her şey bambaşka bilgilere dayandırılarak planlandığında, insanın canı gaddarlaşmak istiyordu.

“—Komutanım!”

Düşman ateş hattına dikkatsizce giren bir astını korumak için kendini öne attığında bedeninde kırmızı bir patlama meydana geldi.

Şansına, uçuşu sadece anlık olarak bozuldu ve kaçınma manevrasıyla gökyüzünde süzüldü; bilincini kaybetmemeyi başarmış olmalıydı. Hayati bir tehlikesi yoktu ama askerin anlayabildiği kadarıyla ciddi bir yaraydı.

Silah arkadaşları koordinasyonu bozmadan onu korurken akıllarından geçen şey, bir İmparatorluk büyücüsünün savunma kalkanını delecek kadar güçlü bir çıktının standart Anlaşma İttifakı teçhizatından çıkmayacağıydı. Kasvetli şüphelerine rağmen arkası arkasına formüller savurdular. Anlaşma İttifakı beklenmedik bir şekilde savaşı üç taraflı bir çatışmaya dönüştürdüğünde bile Engerek Taburu büyücüleri görevlerini eksiksiz yerine getiriyordu.

“… Batırdım. Özür dilerim 02, gerisi sana emanet.”

“Anlaşıldı Komutanım! 07 ve 13, ikiniz sınırınıza ulaştınız. Komutanla birlikte geri çekilin!”

Komutayı 02 devralmıştı, bu yüzden zihinsel vitesini hızla değiştirdi. Komutanları savaşa devam edemeyecekti ama geri çekilmek için bir refakatçiye ihtiyacı vardı; bu yüzden tek seçenek tükenmiş veya ağır yaralı askerleri onunla göndermekti. Bunun bu kadar çetin bir dövüş olacağını tahmin etmemişlerdi ama düşman da yıpranıyordu. Tek yapmamız gereken savunmak, diyerek kendini yüreklendirdi ama taburlarının orijinal gücünün yarısına düşmüş olması canını yakıyordu. Bir bölük dolusu büyücü çoktan geri çekilmişti. Bir yarım bölük daha vurulup düşürülmüştü ve hâlâ aşağıdaki toprakta yatıyorlardı. Yarı güce düşmüşlerdi ve çatışmanın onları da yıpratması gerekmesine rağmen düşman hâlâ ikmal depolarına baskın yapıyordu. Kararlılıkları olağanüstüydü.

“Komuta Merkezi, beni duyuyor musunuz? Ben 01. Engerek Taburu’nun komutası el değiştirdi.”

“Komuta Merkezi anlaşıldı. Engerek 02, beni duyuyor musunuz?”

Tabii ki Komuta Merkezi telsiz operatörünün sesinde bir gerginlik vardı. Öne gönderdikleri bölük çoktan muharebe dışı kalmıştı. Büyücülere karşı güçlü bir caydırıcı olması gereken uçaksavar nişancılarının neredeyse tamamı çoktan atlatılmıştı. Onların arkasında ikmal deposunun sahip olduğu tek savunma, doğrudan destek ateşi sağlamak için kurulan geçici uçaksavar bataryalarıydı. Belki biraz önleme yapabilirlerdi ama büyük ölçekli bir saldırıyla baş etmelerinin imkânı yoktu.

“Sorun yok. Ben Engerek 02. Komutan ağır yaralandı, komutayı ben devralıyorum.”

Kahretsin, ne yapmalıyım? Bu işin üstesinden gelecek bir yol düşünmek için biraz zaman kazanmak istiyorum. Tanrı diye bir şey varsa, harbi pisliğin teki.

“Komuta Karargâhı, anlaşıldı… Size kötü haberlerim var. Yer gözlem timi, kuzeydoğudan yaklaşan bölük büyüklüğünde iki grup tespit etti. Kesinlikle sizin yönünüze doğru ilerliyorlar.”

“Takviye mi? Kahretsin, ellerinde nasıl hâlâ adam kalmış olabilir?” Viper 02 alıcısını çıkarıp bağırdı. Bu kanlı muharebede arkadaşlarımızı birer birer kırıp geçiriyorlar ama biz de o şerefsizlerin bir bölükten fazlasını yere serdik. Yine de üzerlerine iki bölük daha yaklaşıyordu. Anlaşma İttifakı’nın tek bir ikmal deposuna karşı bir alay dolusu büyücüyü sahaya sürdüğünü görmek için basit bir matematik yeterliydi. Neden?

Bu, istihbarat teşkilatımızın beceriksizliğinden çok daha büyük bir sorun. Anlaşma İttifakı’nın elinde aşikâr ki düşündüğümüzden çok daha fazla birlik var.

“Viper 02’den Komuta Karargâhı’na. Durumla ilgili görüşlerimi arz etmeme müsaade ederseniz…”

Bu şekilde önleme görevlerine devam etmemiz imkânsız. Hasar görecek olsa bile korumakla yükümlü olduğumuz ikmal deposunu kalkan olarak kullanıp savunma muharebesine çekilmekten başka çaremiz yok. Biraz daha zayiat verirsek birliğimiz imha edilecek ve ikmal deposu düşmanın eline geçecek. Kararını veren 02, bunu Komuta Karargâhı’na bildirmek zorundaydı.

“Acil durum. Lütfen bu konuya en yüksek önceliği verin. Tabur ağır zayiat verdi. Daha fazlasını kaldırabileceğimizi sanmıyorum. Derhal geri çekilme izni talep ediyorum. B birliği depoya çekmek istiyorum.”

Bitap düşmüş Viper Taburu bile, deponun savunma unsurları ve geri çekilen büyücülerle birleşirse bu çetin muharebede elinden gelenin en iyisini yapabilirdi. Deponun hasar görme ihtimali artacaktı ama bu noktada önleme yapmanın başka yolu kalmamıştı.

Tabur sadece kalan büyücülerle savaşmaya devam ederse teker teker avlanmaktan başka bir şey olmayacaktı. En azından hâlâ savaşabilecek durumda olan birlik kalıntılarıyla birleşip destek almak çok daha mantıklıydı. Belki canları yanacaktı ama tamamen pes etmektense bu şekilde çok daha iyi bir direnç gösterebilirlerdi.

“Viper 02, anlaşıldı. Sizi duyuyorum. Konuyu komuta kademesiyle değerlendireceğim. Beş dakika bekleyin.”

Normal şartlar altında beş dakika muazzam bir verimlilik demekti. Bürokratik Komuta Karargâhı’nın durumun ciddiyetini kavradığının kanıtıydı. Fakat hızlı yardımdan memnun olması gerekse de, ön saftaki biri olarak düşünmeden edemiyordu: Koskoca beş dakika mı?

Üç yüz saniye. Onları beklerken kaç kez kaçınma manevrası yapıp karşı saldırıya geçmek zorunda kalacaklardı?

“Lütfen olabildiğince hızlı dönüş yapın. Öncü birlik zaten tükenmiş durumda!”

Böyle bir kargaşada öncü birlik her zaman düşmanla en uzun süre yüzleşmek zorundaydı. O kadar yıpranmışlardı ki bir birlik olarak hareket etmek bir yana, bireysel olarak bile kendilerini zor koruyorlardı. Uzanıp giden bir savunma hattı kursalar bile uzun süre dayanamazlardı. Şu an sadece havada kalmak bile onlar için muazzam bir yüktü. Formüllerden kaçınmanın ne kadar zor olduğunu ancak tecrübesi olan biri bilebilirdi. Öyle ya da böyle, geri çekilme izni alana kadar dayanmaktan başka çareleri yoktu.

Zihniyet doğruydu ama iş o kadar kolay olmayacaktı.

“Teğmenim, saat iki yönünde çok sayıda hava aracı var—bombardıman uçakları!” diye adeta çığlık atarak rapor verdi nöbetteki astı. Kahretsin, en kötü tipler en kötü zamanda ortaya çıkar zaten. Yüksek irtifalarda rahatça uçabilen ve bir insanın asla taşıyamayacağı miktarda patlayıcı taşıyabilen mekanik kuşlar. Kuzey cephesinde neredeyse hiç görülmemişlerdi: Bombardıman uçakları.

“İ-irtifa kaç?!”

“9.500 feet’teler!”

Sorusunda ufak bir umut kırıntısı vardı ama aldığı cevap acımasızdı. Sırtından aşağı soğuk terler döküldü.

Dokuz bin beş yüz feet. Bir büyücü için fazla yüksek, bir bombardıman uçağı içinse düşüktü. Bu irtifada hedefleri bir dereceye kadar bombalayabilirlerdi de.

Doğal olarak zırhları da sağlamdı. Üstelik büyücüler tarafından takip edilen bir bombardıman birliği, ağırdan alıp daha yüksek bir irtifaya tırmanarak onları kolayca atlatabilirdi. Devasa irtifa farkı ve zırhları göz önüne alındığında, bombardıman uçaklarını engellemek büyücüler için fazla ağır bir görevdi. Bu yüzden önleme konusunda uzmanlaşmış hava birlikleri her zaman hava hakimiyeti muharebelerine girerdi.

Ama sıradan bir büyücü taburuyla ne yapacaklarını bilemiyorlardı. İki taburla savaşırken bir de bombardıman uçaklarını mı engelleyeceklerdi? Bu, imkânsız emrin ta kendisiydi.

“Viper 02’den Komuta Karargâhı’na! Çok acil!”

“Burası Komuta Karargâhı. Viper Taburu, sorun nedir—?”

“Çok sayıda bombardıman uçağı tespit ettik! İrtifa sadece göz kararı ama 9.500 feet’teler! Önleme yapmamız imkânsız. Toplanan tüm birlikleri derhal sevk edin!”

Ne oluyoruz be? Komuta Karargâhı soruyu uzatıp durunca hiddetle sözünü kesti.

Bombardıman uçaklarının manevra kabiliyeti pek yüksek olmasa da hızlıdırlar. Avcı uçakları saatte 250 mil civarında seyrederken, bombardıman uçakları 200 ila 210 mille uçar. Büyücüler ise genelde 230 civarına ulaşır. Kendilerini iyice zorlarlarsa 250’yi görebilirler ancak o süratte yalnızca düz bir hatta uçabilirler.

Düşman, bombalar ve büyücülerden oluşan amansız bir ikili kroşe indirmeye hazırlanıyordu. Buna karşı koyma yöntemleri ise şüphesiz oldukça kısıtlıydı. Karşılarındaki düşman son derece kurnaz ve yetenekliydi.

“Bombardıman uçakları mı? Sayılarını ve yönlerini söyleyin.”

“Bizim pozisyonumuza göre saat iki yönündeler. Yirmi kadar varlar.”

Altı üstü yirmi uçaktı ancak bu hâldeyken bombalanmak, ufak tefek bir hasarın çok ötesinde bir yıkıma yol açardı. Kışlık yakıt stokunu kaybetmek tam anlamıyla bir felaket olurdu. Ön saftaki birlikler dondurucu soğukla baş başa kalırdı.

Düşman da bunu kesinlikle biliyordu. İşte bu yüzden sahaya sadece büyücüleri değil, bombardıman uçaklarını da sürmüşlerdi. Beterin beteri derlerdi ya, işte tam olarak bu durumdu.

“Viper 02, anlaşıldı. Önleme yapabilir misiniz?”

“Nasıl yapalım?!” diye bağırma isteğini bastırdı. “İrtifaları çok yüksek ve biz hâlâ düşman büyücülerini etkisiz hâle getiremedik. Şu aşamada uzun menzilli keskin nişancı formüllerini kullanmamız imkânsız.”

Kısacası, “Açıkça imkânsız,” demek istiyordu. Arada 3.500 feetlik bir irtifa farkı varken, normal şartlarda bile bombardıman uçaklarını avlamak son derece zordu. Belki tam kadro çalışıp disiplinli bir atış düzenine geçebilseler bir ihtimaldi ama o bile pamuk ipliğine bağlı bir şanstı. Bir yandan düşman büyücüleriyle it dalaşına girip diğer yandan bombardıman uçaklarını engellemek tamamen imkânsızdı.

“… Kraggana Deposu’nun bombalanmasını ne pahasına olursa olsun engellemeliyiz.”

“Hepimiz öldükten sonra savaşamayız.”

Komuta Karargâhı işi bize yıkmak istiyor gibiydi ama imkânsız olan bir şey imkânsızdır. Yapılabilecek şeyler vardır, bir de yapılamayacak şeyler; biz zaten sınırımızı sonuna kadar zorluyoruz. Viper Taburu komutanının sesi, haklı bir gururla yanıt verirken alaycı ve hatta kabullenmiş bir tona bürünmekten kaçınamadı. Ne yaparlarsa yapsınlar yok edilecekler gibi görünüyordu.

Yani şimdi bize imha olunmaya hazırlanıp sonuna kadar direnmemizi mi söyleyeceklerdi? Bu konudaki merakım tamamen alaycı bir meraktan ibaret ama Tanrım, ben bile bayağı felsefi düşünmeye başladım. Belki de ölmeye hazırlansam iyi olacak.

Tam da bunu düşündüğü sırada gerçekleşti.

“Anlaşıldı… Ne? Ciddi misiniz?”

Önce bir fısıltı, ardından bir çığlık. Derken bir ses karmaşası koptu. Komuta merkezinde bir şeyler oluyordu.

“Komuta Karargâhı? Neler oluyor, cevap verin?”

“Komuta Karargâhı’ndan Viper Taburu’na. Derhal geri çekilin.”

Dört gözle beklenen geri çekilme emri, itiraz kabul etmez bir edayla verilmişti fakat bu emri böyle bir anda alacaklarını asla tahmin edemezdi. Neler oluyordu lan?

“Çekilme izni verildi mi? Teşekkür ederiz ama her şey yolunda mı?”

“Gözünüz aydın, takviye birlik geliyor. B-3 Sektörü’nden bir tabur hızla bölgeye intikal ediyor. Onlarla temas kurduğunuz an doğrudan onların komutasına gireceksiniz.”

Takviye mi? İş işten geçtikten sonra bu adamlar birdenbire nereden fırlamıştı? Madem yedek birliğimiz vardı, neden bu kadar eziyet çekmiştik?

“Takviye birlik mi? Bunu ilk defa duyuyorum. Madem yedekte birliğimiz vardı, neyi bekliyorduk?”

“Merkezden sevk edildiler. Telsiz çağrı kodları Pixie.”

Operatör onun bu tavrını göz ardı edip yalnızca bilgiyi aktardı. Eğer merkez kuvvetlerine bağlı bir birlikse, muhtemelen varır varmaz kendilerini çatışmanın ortasında bulmuşlardı. Muhtemelen planlanandan önce gelmişlerdi ve Karargâh da “Harika!” diyerek, onları dosdoğru cepheye sürmüştü.

“Ayrıca sevinebilirsin. Komutanları bir Unvan Sahibi.”

İçindeki kini bir anlığına unuttu ve şaşkınlıktan neredeyse ıslık çalacaktı.

Muazzam. Bu gerçekten mükemmel bir haber. Bir tabur takviye ve üstüne bir Unvan Sahibi. Sanki bağ bozumu festivaliyle Noel aynı anda gelmiş de bize bu harika hediyeyi sunmuşlar gibiydi. Elimden gelse bir şişe şampanya patlatır, onları kadehlerimizi kaldırarak karşılardım.

“Viper 02, anlaşıldı. Bayağı fiyakalı bir takviye birliğiymiş bu.”

Madem böylesine kaliteli bir destek alıyoruz, o zaman… evet, çekilmemize neden izin verdiklerini şimdi anlıyorum. Avazım çıktığı kadar hurra diye bağırmak geçiyor içimden ama keşke biraz daha erken gelselerdi demeden de edemiyorum.

Bu son düşünceyle birlikte, umutsuz durumlardan kurtarılan insanların amma çok şey beklediğini fark edip yüzünü buruşturdu. Bunun tamamen mantıksız bir beklenti olduğunu biliyordu elbette; yine de takviye daha erken gelseydi taburunun bu kadar eziyet çekmek zorunda kalmayacağını düşünmekten kendini alamıyordu.

Yanlarına birkaç avcı uçağı da ekleseler tadından yenmezdi. Büyük ihtimalle sayıları fazla olmazdı ama çok geçmeden önleme yapmak üzere birkaçını havalandıracaklarından emindi. Bu ihtimali düşününce dudakları gayriihtiyari kıvrıldı, yüzüne bir tebessüm oturdu. Düşmanın öyle ya da böyle ezileceğini bilmek üzerindeki o devasa yükü alıp götürmüştü.

“Avcı uçakları ne zaman havalanacak?”

“… Lüzumsuz görüldüler.”

Bu beklenmedik yanıt karşısında neye uğradığını şaşırdı.

Avcı uçakları mı? Lüzumsuz mu?

“Ha?” Telsiz operatörünün ne saçmaladığını sormak istedi.

“Bunu kafana takma. Sadece acele et ve takviye birliğinle birleş.”

“… Anlaşıldı.”

Youjo Senki

Youjo Senki

A Little Girl's Military Record, SOTE, Tanya Chiến Ký, The Military Chronicles of a Little Girl, The Saga of Tanya the Evil, Youjo Senki, บันทึกสงครามของยัยเผด็จการ, 幼女战记, 幼女戦記
Puan 9.4
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2013 Anadil: Japanese
Tanya Degurechaff, savaşın ön saflarında yer alan ve sarı saçları, mavi gözleri, bembeyaz teni ve peltek diliyle orduya komuta eden küçük bir kızdır. Ancak aslında kendisine Tanrı diyen gizemli bir varlığı öfkelendirdiği için yeniden küçük bir kız olarak doğan Japonya'nın en ünlü iş adamlarından biridir. Kendi kariyerine her şeyden daha çok önem veren Tanya, İmparatorluk ordusunun büyücüleri arasındaki en tehlikeli varlık haline gelir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla