YOUJO SENKI Cilt 2 – Bölüm 5 / Norden I: 5 Kasım Birleşik Yıl 1924, İmparatorluk Başkent Garnizonu 14, Konferans Salonu

Norden I: 5 Kasım Birleşik Yıl 1924, İmparatorluk Başkent Garnizonu 14, Konferans Salonu

YOUJO SENKI Cilt 2 – Bölüm 5 / Norden I: 5 Kasım Birleşik Yıl 1924, İmparatorluk Başkent Garnizonu 14, Konferans Salonu

“Tabur Komutanı!”

Bütün birlik mensuplarının çoktan toplandığı konferans salonunda, İkinci Bölük Komutanı Üsteğmen Weiss ayağa kalkarak salona giren tabur komutanını selamlar. Askerler de onu takip ederek selam verir ve saygılarını sunarlar; bu sırada Tanya hepsi için rahat emri verir. Merkezdeki kürsüye geçer ve adamlarını süzdükten sonra memnuniyetle başını sallar.

“Duyduğunuzu tahmin ediyorum fakat 203. Hava Büyücü Taburu’na nakil emri çıktı. Norden’e gidiyoruz.”

Kahretsin, tam da yapmak istemediğim şey bu işte, ancak bu haksızlığa dair kişisel görüşlerimi Tanya’nın yüzüne kesinlikle yansıtmıyorum. Şu an her şey subayların duygularını gizlemek için kullandığı o resmi üslupla perdelenmiş durumda ama ordunun Tanya’yı ne kadar aşırı çalıştırdığına dair Yarbay von Lergen’e yazılı olarak bir düzine şikâyet dilekçesi gönderdim bile. Dört aylık dinlenme ve ortak eğitim, artı acemilerin yeteneklerini geliştirmek için iki aylık temel eğitim. Birliğe altı aylık bir erteleme süresi verilmiş olmalıydı. Dacia’daki savaş tatbikatının ardından birliğin eğitildiği ve intikale hazır olduğu yönündeki beyan büyük bir şok oldu.

Birliklere kürsüden göz gezdirirken, onların özgüvenden sakınmayan disiplinli bir birlik olarak görülmesini anlayabiliyorum. Sahra teçhizatları kusursuzca parlatılmış ve ayakları sanki cetvelle çizilmiş bir hizada duruyorken cidden seçkin görünüyorlar.

Fakat 203. Hava Büyücü Taburu, Genelkurmay’ın inanmak istediği kadar savaşa hazır değil. Hâlâ o kadar çok zayıf noktaları var ki bu durum komutanları olarak Tanya’nın başını ağrıtmaya yetiyor. İlki, Teğmen Weiss’ın Dacia’daki hatalı adımında görüldüğü üzere, çoğu kısmen de olsa hâlâ modası geçmiş bir askerlik anlayışıyla hareket ediyor. Tabii ki ateşle vaftiz edildikten sonra anlayışlarının Kopernik düzeyinde bir devrim denecek kadar radikal bir şekilde değiştiği doğru. Bu neredeyse Aziz Paulus’un hidayete ermesi gibiydi—Tanya neredeyse onları kutsayıp doğru yolda olduklarını müjdeleyebilirdi. Ama bu hâlâ yeterince iyi olmaktan çok uzak.

“Doğal olarak Genelkurmay, Dacia’da sergilediğimiz becerileri ve pratik zekâyı Norden’e de taşımamızı bekliyor, bu yüzden hazır olmalıyız.” Tanya’nın yüzünde beklenti dolu bir tebessüm var ama bu son derece zorlama hissettiriyor. Pekala, bu gayet mantıklı. Bu birlik henüz çetin bir muharebeden geçmedi. Tarihte, zaferin tatlı tadını henüz yeni almış ancak tek bir yenilgiyle pısırık kırma köpeklere dönen av köpeklerinin sayılamayacak kadar çok örneği vardır. Zorluklar karşısında safkan seçkinlerden daha zayıfı yoktur ki bu durum Tanya için de geçerlidir.

“Efendiler, en nihayetinde ateş ve çelikle sınanacağınız bir imtihanı aşma fırsatı elde ettiğiniz için gurur duyun.”

Hiçbir ordu sonsuza dek kazanamaz. ABD bile düşmanını Taş Devri’ne bombalayacağıyla övünmesine rağmen, gerilla savaşının kâbusuyla uzun süre travma yaşadı. Körfez’de bu travmayı bir anlığına üstünden attı ama aşırı özgüvene kapıldığında sonuç Irak oldu.

Dünyanın önde gelen güçlerinden biri olan koskoca İmparatorluk’un bile ABD’nin ezici dominance’ına eşdeğer bir askeri güce ulaşamadığını hatırlıyorum. Zorluklara göğüs gerebilecek astlar yetiştirmem şart.

Bunu elime yüzüme bulaştırırsam sadece beceriksiz olarak damgalanmakla kalmam, bu kelimenin tam anlamıyla ölümüm anlamına gelebilir. Sonuçta, daha önce hiç muharebe kaybetmemiş bir sürü mankafa bir kez çöktü mü son derece kırılgan olurlar. Maneviyatı çökmüş bir ordu, alelade bir çapulcu sürüsünden farksızdır. Büyü teknolojisiyle bile askerlere mucizevi bir şekilde çelikten bir savaş iradesi aşılanamaz—her ne kadar kalbimin bir köşesinde malum çılgın bilim insanı ve çetesinin tam olarak bunu başarmaya çalıştığından emin olsam da.

Yine de şu an için elimdeki kartlarla elimden gelenin en iyisini yapmaktan başka çarem yok. Maaşım iyileşiyor ve üzerindeki zamları da düşününce, en azından bana ödenen paranın hakkını verecek kadar çalışmam gerekiyor.

“Efendiler, Dacia sadece gerçek mermili bir tatbikattı. Şimdi hepinizin yanıp tutuştuğu o gerçek savaşın vakti geldi.”

İşin en iyi tarafı, muhtemelen özenle seçtiği astlarının çoğundan savaş hummasının kokusunun yükseliyor olması. Normal şartlar altında elbette bunda iyi hiçbir taraf olmazdı ama bir birlik savaşa girmek zorunda kaldığı an, bu özellik bulunmaz bir nimete dönüşür.

“İmparator Majesteleri ve vatanınız için varınızı yoğunuzu ortaya koyun. Görevinizi asla unutmayın.”

“Sağ ol!”

Verdikleri muazzam karşılık şimdilik onu tatmin eder.

İnsan kaynakları yönetimi açısından, görevlerinin aldıkları karşılıkla orantılı olduğunu onlara hatırlatmak gerekebilir ama bu seferki tepkilerine bakılırsa buna pek ihtiyaç yok gibi duruyor. Elbette gardımı düşüremem.

Bu hem herkesin bu kadar bağlandığı İmparatorluk için hem de kendim için. Evet, o güya yüce ve saygıdeğer imparatora ve vatana adam gibi hizmet etmelerini sağlayacağım… Şansıma astlarım güçlü, bu yüzden en kötü senaryoda bana kalkan da olabilirler.

Savaşa bu kadar takıntılı olmaları üzücü ama yine de büyük çoğunluğu birlikte çalışmak isteyeceğim kadar yetenekli büyücüler.

“Güzel. Şimdi Genelkurmay’dan gelen duyuruyu dinleyeceğiz. Teğmen Weiss.”

Ayrıntıları elbette muavinime açıklatacağım. Sonuçta İmparatorluk ve diğer tüm ülkeler emir subaylığı ve komutan yardımcılığı sistemini tam da bu yüzden kurdu.

“Emredersiniz komutanım. Komutanımızın da belirttiği üzere, birliğimiz mobil bir tabur olarak görev yapacaktır.”

Genelkurmay’dan gelen bildirime göre 203. Hava Büyücü Taburu, standart uygulamalardaki gibi ordu gruplarından birine tahsis edilmek yerine bambaşka bir şekilde konuşlandırılacak. Bizler doğrudan mobil tabur olarak oluşturulan ilk birliğiz.

Doğal olarak bolca deney yapılacağını ve bizden çok sayıda bilgi verici rapor getirmemizin bekleneceğini varsaymak yanlış olmaz. Genelkurmay’ın önceden bir ordu grubuyla yoğun bir koordinasyona girmeden intikal ettirebileceği bir birlik statüsünde olduğumuzdan, beklentilerini karşılayabildiğimiz sürece üzerimize pek gelinmeyecektir. Başka bir deyişle, bize verilen her görevi derhal halleden, kullanımı kolay bağımsız bir birlik olursak hiçbir sorun yaşamayız. Evet, açıkça ifade edilmemiş olsa da bize fiilen özerklik verildi.

“Farklı bir ifadeyle, iç hatlar üzerinden sürekli mekik dokuyacağız.”

Yani bu, yetki ve sorumluluğun birebir takasıdır. Cephede ne zaman bir sorun çıksa oraya sevk edileceğiz ve bunu derhal çözmemiz beklenecek. Bunu basitçe açıklamak için Tanya bir benzetmeye başvurur.

“Genelkurmay bizi boyunduruğa koşulmuş bir yük atı takımı gibi çalıştırıyor. Sevinin. Görünüşe göre bizim için birkaç havuç hazırlamışlar.”

Tam olarak ne gibi ayrıcalıklar olacağını bilmiyorum ama Genelkurmay’ın maaş artışları ve terfi fırsatları konusunda ellerinden geleni yapacağını tahmin ediyorum. Bunun adamları için yeterli olup olmayacağı ise başka bir soru işareti.

“Müsaadenizle, ha-ha-ha-ha!”

Eh, askerlerin yapabileceği tek şey gülmekti herhâlde. Birkaç ufak ayrıcalık için savaşa kosa kosa kim gider ki? Subaylar ve generaller cüzi bir zam alabilir ama erbaş ve erler özel bir ödül namına pek bir şey elde edemez. Canlarını tehlikeye attıkları düşünülürse dürüst olmak gerekirse pek kârlı bir teklif değil. Tabii serbest piyasa sistemi geçerli olsaydı, buna değip değmeyeceğine karar vermek her bireyin kendi inisiyatifinde olurdu.

Bu açıdan bakıldığında zorunlu askerlik sistemi tam bir rezalet. Devlet, vatandaşlarının haklarıyla tam manasıyla ilgilenecek kaynaklara sahip olmadığı için Serebryakov gibi azıcık bile işe yarayabilecek kişileri askere alıyor… Tanya’nın kendisi de aşağı yukarı aynı sebepten ötürü orduya gönüllü olmaktan başka çare bulamamıştı.

Bir an önce gönüllü askerlik sistemine geçmelerini tercih ederdim. Ya da şu dakika istifa etmeme izin versinler. Tabii ki sadece devlet memuru ve muvazzaf subay emekli maaşlarımı almaya devam edebileceksem.

Tanya zihnini gereksiz düşüncelerden arındırmak için hafifçe başını sallar, ardından kendisine soru sorar gözlerle bakan Weiss’a bir işaret çakar. Endişelenecek bir şey olmadığını belirtip söze devam etmesini sağlar.

“Tabur! Dikkat!”

Adamın bağırdığı anda salonun sessizliğe bürünmesi son derece tatmin edici. En azından talimatlara düzgünce uyacak kadar disiplinliler. Yine de asker dediğin bu kadarını da yapabilmeli tabii…

“Havuç olsun ya da olmasın, atlar bile bedavadan yem yiyecek kadar şanslı değildir.”

Üsteğmen Weiss, birliğin sonuç üretmesinin beklendiğini çıtlatırken adeta askerlere ders verir gibidir. Birlikle konuşmasını izlemek memnuniyet verici. Zihnimdeki not defterinde onun puanını yükseltiyorum. Komutan yardımcım hiç de fena sayılmaz.

Kimse gereksiz harcamalardan hoşlanmaz. Yarış atından kazanması, çiftlik atından saban sürmesi, aygırdan genlerini aktarması beklenir; iş atı ise rızkını katıksız emeğiyle kazanır. Komutan yardımcısı bunu anlayabiliyor ve başkalarına anlatabiliyorsa, vazgeçilmez bir adam demektir.

“Tabii ki azıcık işin üstesinden gelebileceğimizi kanıtlamamız gerekiyor.”

Hiçbir zaman özellikle bir at olmak istememiştim. “Yetiştirilmek” isteyeceğimi düşünerek insanlık onurumu da riske atacak değilim. Ama havucu ağzıma tıkıştıracaklarsa ısırmama da itirazım olmaz—her ne kadar sonradan “Bakın, sizi destekliyoruz, o yüzden işinize bakın!” demeleri haksızlık olacak olsa da.

“Doğu Ordu Grubu ve Güney Ordu Grubu’ndan teşkil edilen karma bir gruba atanacağız ancak Merkez’den sevk edilen bir birlik olarak Kuzey Komutanlığı’nın emrinde bulunacağız.”

Bir kavram olarak siyasi itibar dürüst olmak gerekirse zırvalıktan ibaret. Belki de meselelere mantıksal bakılmadan alınan siyasi kararlar, bu kavramın tıkandığı noktaları gösteriyordur. Yine de bir imparatorun veya soyluların diktatörlüğü de en az bunun kadar korkunç olabilir. Demokratik yönetim biçimlerinin bile ayak takımının eline düşmesi, sistemin kendi bünyesindeki gizli kusurlardan kaynaklanıyor olabilir. İnsanoğlu cidden siyasi bir hayvandır.

Şereften yoksun hayvanların herhangi bir insandan çok daha rasyonel olması muhtemeldir. Tabii hayvanların bu kavramı anlayıp anlamadığını henüz doğrulamadığımız için bu sadece bir yanlış anlaşılma da olabilir.

“Genelkurmay, kuzeyde yeni muharebe taktiklerini test etmemizi istiyor.”

Üsteğmen Weiss’ın açıklamasını dinlerken, emrin özü Tanya’nın zihninde yankılanır.

Bu bir test. Her halükarda biz Genelkurmay’a bağlıyız ve cephedeki hiçbir ordu grubu bize doğrudan emir veremez. Temel olarak, Genelkurmay’ın bölge ordularının müdahalesi olmadan göreve gönderebileceği bir birliğiz. Sanırım yapabileceğimiz tek şey görevimizle barışmak ve bir gösteri sunmak için emirleri takip etmek.

Diğer maymunlar için gösteri yapmaya zorlanan bir sirk maymunu gibi hissediyorum. Buna bir nevi istismar da denebilir.

Benimle o maymun arasındaki tek fark, hayvanlara eziyet edilmesini önlemeye adanmış sayısız koruma derneğinin bulunmasıdır. İş İmparatorluk askerlerine geldiğinde “Bu istismardır!” diye bağıracak tek bir örgüt bile yoktur. “Hayvanlar yemeğiniz değildir!” diye feryat eden insanların bizim için de biraz kafa yormasını isterdim; insanlar siyasi hayvanlar olabilir ama sonuçta hâlâ hayvanız.

Yine de paternalistlerin acımasından iyidir herhâlde…

“… Bu yüzden pikniğe gidecek kadar uyumlu bir grup halinde çalışabileceğimizi onlara göstermeliyiz.”

Genelkurmay Harekât Dairesi’nin yeni bir stratejisini denemek üzere kuzeye gitme emirlerine çakılıp kaldık. Bu gerçekten de istemediğim bir görev. Şirket hiyerarşisi yüzünden manasız bir iş gezisine gönderilmekten farksız.

Zaten zaman ve kaynak israfından başka bir şey değil. Yeni taktikler falan genelde sadece ıvır zıvırdır; onlara güven duyulmaz. Binde bir ihtimalle uygulayabileceğimiz bir unsur çıksa bile, kullanılabilir hale gelene kadar kaç defa deneme yanılma yapmak zorunda kalacağız kim bilir? Tanya bu konuda kimseye pek bir şey söylemedi ama birinin onun Teknoloji Dairesi ve eğitmen birliğindeki hizmetini fark ettikten sonra bunu akıl ettiğini düşünmeden edemiyorum.

Her neyse, bu huysuzluğu dışarı vurmak ona hiçbir şey kazandırmaz. İzin almak için kendisine bakan Üsteğmen Weiss’a lütufkar bir edayla başını sallar.

“Bugün saat 1800’de ikmal deposuna doğru uzun menzilli bir intikale başlayacağız. Bölük komutanları, herkes dağıldıktan sonra uçuş planını belirlemek üzere bir toplantı yapıyoruz.”

Toplantıda sadede gelmeye çalışmalarını izlerken araya birkaç kelam—sanırım talimat desem daha doğru olur—katmaya karar veriyorum. Askerler bu tarz resmileşmiş etkileşimlere bayılır.

Sadece bu zaman kaybını onaylamamakla kalmayıp, bu zihinsel sarhoşluğa öncelik verilmesini yürekten takdir edemediğimi de söyleyebilirim. Elbette örgütün bir üyesi olarak katılmamam için geçerli bir sebep yok.

İşte Tanya tam da bu noktada bir nevi tavsiyede bulunmaya gayret eder.

“Sohbetinizin tadını çıkarırken böldüğüm için üzgünüm ama kısa bir haberim var.”

Bu, bölük komutanı seviyesindeki insanların çoktan kavramış olması gereken bir gerçekti. Şimdilik sadece yüksek sesle söylenmeyen bir şüphe olsa da, bunu bilirlerse birliklerinin bakış açısı değişirdi. Pek de gizli bir mesele sayılmazdı.

“Büyük Ordu çekilmiş olabilir ama kuzeydeki çatışmaların hâlâ yatışmamış olması garip.”

Askeri standartlara göre Legadonia Anlaşma İttifakı büyük bir dünya gücü sayılmaz. Niteliksel açıdan İmparatorluk ile herhangi bir düzeyde rekabet edebilmesi, bir yerlerden yardım aldıklarını gösteriyor.

Müttefikleri olan François Cumhuriyeti’nin çoktan müthiş bir yardım eli uzattığını söylemeye gerek bile yok, dolayısıyla desteğin aslan payının oradan geldiğine şüphe yok.

Meselenin asıl kilit noktası, tarafsız olduğunu iddia edenlerin işe karışıp karışmadığı. Elbette bu seyirci kalan ülkeler ulusal ölçekte herhangi bir katılımı reddediyorlar fakat iş gönüllü orduların varlığı ihtimaline geldiğinde derin bir sessizliğe bürünüyorlar. En azından Russy Federasyonu ve Birleşik Krallık gibi birkaç ülkenin müdahalesi kesin.

En başta Anlaşma İttifakı, topyekün savaşa ayrılabilecek ulusal güç söz konusu olduğunda İmparatorluk’un fersah fersah gerisindedir; sadece Anlaşma İttifakı büyücülerinin bu kadar sert bir direniş göstermesi mümkün değil. Birliklerinin, bölgedeki İmparatorluk Ordu Grubu’nun baskısına göğüs gererken bir yandan da Büyük Ordu’yu püskürtebilmesi, ne kadar büyük bir yardım aldıklarını gözler önüne seriyor. Dacia meselesi henüz tam olarak hallolmamışken Tanya’nın taburunun bile bir pikniğe gitmek zorunda kalmasının sebebi işte bu.

“Yani dönen bir şeyler olmalı—başka bir deyişle, birileri burnunu üstüne vazife olmayan işlere sokuyor.”

“Komutanım?!”

Üsteğmen Weiss tam salondan çıkmak üzereyken rengi attı. Tanya’nın ne demek istediğini anlamış olmalıydı. Canımı sıkıyor ama yüksek sesle söylenebilecek şeylerin ve söylenemeyecek şeylerin olduğu konusunda haklı. Yine de durum göz önüne alındığında, Tanya’nın altlarını en başından beri bu işe dahil etmesi daha iyi.

“Üsteğmen Weiss, bu sadece benim tahminim. Kişisel bir değerlendirme.”

Şimdilik, sözde tarafsız Federasyon hakkında sessiz kalacağım. Gereksiz yere ortalığı karıştırmak istemiyorum. Kariyerimi etkileyebilir ve nereye kadar ketum kalacağımı bilmediğim yönünde ölümcül bir yanlış anlaşılmaya davetiye çıkarmak istemem. Yine de Dacia’daki kolay zafer yüzünden askerlerin gevşediği düşünülürse, Tanya’nın onları gelecek olana hazırlaması şart gibi görünüyor.

“Pekala efendiler, sadece Cumhuriyet mi, Birleşik Krallık mı yoksa başka bir devlet mi bilmem ama birilerinin kesinlikle işe karıştığını söylemek istiyorum.”

Başka bir tarafın da oyuna dahil olması canımı fena sıkıyor. Raison d’état ilkesine, yani devlet çıkarına midemi bulandıracak kadar sadıklar—sade bir dille söylemek gerekirse, aslında son derece rasyonel bir karar. Diğer güçlerin açısından bakıldığında, ulusal çıkarlarını korumak için attıkları standart bir adım. Birleşik Krallık ve Cumhuriyet halkı, güvenlik konusunu ciddiye alan devlet başkanlarına sahip olduklarını bildiklerinden kesinlikle içleri rahattır. Dolayısıyla, kurallara uygun siyasi hayvanlar gibi davranan Birleşik Krallık ve Cumhuriyet ile kıyaslandığında, anlık bir dürtüyle savaş başlatan Anlaşma İttifakı çok daha sinir bozucu. Dünyada İmparatorluk’a çatmaktan bu kadar zevk alınacak ne var sanki?

Liderleri savaşa bağımlı ve bunu çoooook mu seviyorlar da kendilerini tutamıyorlar? Pekala, eğer durum buysa, belki de Cumhuriyet bu yüzden İmparatorluk’un önüne saldığı av köpeğine yardım etmek zorunda kalıyordur.

Yine de dünya çapındaki oyuncuların böyle ücra bir ülkeye dikkat bile etmesi şaşırtıcı. Genelde kaynakları ve olası imtiyazları kısıtlı olan topraklar, güçlü liderlerin radarında bir nokta olarak bile görünmez.

“Baskalar bir deyişle, tüm dünyanın gözü üzerimizdeyken güzel bir doğa yürüyüşüne çıkıyoruz.”

Bütün ulusların dikkatini çeken bir savaş alanına doğru gidiyor olmamız önemli. Genelkurmay hızlı bir zafer kazanmak için ulusun itibarını ortaya koyuyor, bu yüzden bir zaferi deliler gibi istiyor olmalılar. Ayrıca Başkomutanlığın, İmparatorluk’un üstünlüğünü olabildiğince gözler önüne serecek bir sonuç elde etme arzusunu da aklımızda tutmalıyız.

Her halükarda, en ufak bir başarısızlığa bile müsamaha gösterilmeyecektir. Böyle bir şey olursa herhalde disiplin cezası niteliğinde bir misilleme bekleyebiliriz. Felakete sürüklenmekten kaçınmak için örnek birer İmparatorluk büyücüsü olmak zorundayız.

Bu yüzden içimdeki o derin isteksizliğe rağmen, savaş alanına neşeyle gitmeliyim. Aksi takdirde savaşma iradesinden yoksun olduğum şeklinde yorumlanacaktır. Gerçekte savaşa dair en ufak bir sevgim yok, bu yüzden şüphe çekmemek için elimden gelen her şeyi yapmalıyım.

“Eee? Harika bir haber, değil mi?”

Siz de anladınız, değil mi? Bakışımdaki anlamı kavramış gibi görünüyorlar.

“Bu harika. Genelkurmay’ın bize bu kadar çabuk parıldama fırsatı sunacağını düşünmek mükemmel.”

“Tam da canım kayak yapmak istiyordu. Ne kadar da düşünceli emirler!”

“Genelkurmay’ın sadece imkansızı istediğini sanırdım. Bu emirler gerçekten onlardan mı geldi?”

Şansıma hepsi ayak uyduruyor. Bu adamlar beklediğimden daha anlayışlı.

Hem bir üstlerine saygı göstermeyi hem de kendilerinden ne istendiğini anlıyorlar. Belki de çok fazla endişelenmeme gerek yoktur.

“Güzel.

Youjo Senki

Youjo Senki

A Little Girl's Military Record, SOTE, Tanya Chiến Ký, The Military Chronicles of a Little Girl, The Saga of Tanya the Evil, Youjo Senki, บันทึกสงครามของยัยเผด็จการ, 幼女战记, 幼女戦記
Puan 9.4
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2013 Anadil: Japanese
Tanya Degurechaff, savaşın ön saflarında yer alan ve sarı saçları, mavi gözleri, bembeyaz teni ve peltek diliyle orduya komuta eden küçük bir kızdır. Ancak aslında kendisine Tanrı diyen gizemli bir varlığı öfkelendirdiği için yeniden küçük bir kız olarak doğan Japonya'nın en ünlü iş adamlarından biridir. Kendi kariyerine her şeyden daha çok önem veren Tanya, İmparatorluk ordusunun büyücüleri arasındaki en tehlikeli varlık haline gelir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla