YOUJO SENKI Cilt 2 – Bölüm 10 / Norden I: 7 Kasım, Birleşik Yıl 1924, Anlaşma İttifakı’nda Bir Yer… Büyük Britanya Milletler Topluluğu İnsani Yardım Kuruluşu Peace World Tarafından İşletilen Bir Hastane

Norden I: 7 Kasım, Birleşik Yıl 1924, Anlaşma İttifakı'nda Bir Yer… Büyük Britanya Milletler Topluluğu İnsani Yardım Kuruluşu Peace World Tarafından İşletilen Bir Hastane

YOUJO SENKI Cilt 2 – Bölüm 10 / Norden I: 7 Kasım, Birleşik Yıl 1924, Anlaşma İttifakı’nda Bir Yer… Büyük Britanya Milletler Topluluğu İnsani Yardım Kuruluşu Peace World Tarafından İşletilen Bir Hastane

“Bombardıman uçakları bitti! Hâlâ mı destek yok?!”

“Işık… ışık!! Uwaaaagh!”

“Filo liderinin sinyalini kaybettik mi?!”

“Dağılın! Çok hızlılar! Mermi duvarı örün! Yaklaşmalarına izin vermeyin!”

“Pixie 02’den tüm bölüklere. Hücum!”

“Ngh! Öncü birliği geçtiler mi?! Ateşi kesin, yakın dövüşe hazırlanın!”

“Mayday! Mayday! Hâlâ kurtarma ekibi gelmedi mi?!”

“Norland Kontrol’den tüm birliklere. Harekâtı iptal edin! Harekâtı iptal edin! Şu andan itibaren harekât iptal edilmiştir!”

“Bombardıman birliği—!”

“Kahretsin! Öncü birlik perişan oldu! Kim bu adamlar?!”

“Keşif bölüğü imha edildi! Bu gidişle kuşatılacağız!”

“Yakın desteğimizi geçtiler mi?!”

“Viper 02’den Pixie 01’e. Yoldayız.”

“Anlaşıldı. Düşman takviyesine dair emare yok. Sıcak bir takip bekleyin.”

“Viper 02, anlaşıldı.”

“Düşman takviyesi tespit edildi! Tabur büyüklüğündeler.”

“Takviye mi? Bizimkiler nerede?!”

“Norland Kontrol’den tüm birliklere. Derhal iki numaralı toplanma noktasına çekilin. Tekrar ediyorum, derhal iki numaralı toplanma noktasına çekilin.”

“Olmaz! Onları izimden düşüremiyorum!”

“Lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun!”

“Pixie 01’den tüm personele. Temizlik aşamasına geçin.”

“Viper 02’den Pixie Taburu’na. Görüş sağlandı.”

“Biz de sizi görüyoruz. Takip işini size bırakabilir miyiz? Benim ekibimin döküntüleri temizlemesini istiyorum.”

“Düşman takviye birlikleri ulaştı!”

“Kahretsin! Durmayın! Kaçın! Çabuk!”

“Anlaşıldı. Teşekkürler.”

“Siktimin yerinde cehennemi yaşıyoruz!”

“Bağırsaklarım… Biri bağırsaklarımı toplasın!”

“Onlar sizin can düşmanınız. Merhamet göstermenize gerek yok. Tamam.”

Dün gece ben ne halt içtim böyle?

Zihnine üşüşen ilk soru tam anlamıyla absürttü.

Birinin kendisini sarstığını hissedebiliyordu ancak beyninin çalışmaya başlaması epey zaman aldı.

Üsteğmen Gunning tüm vücudunun neden bu kadar ağırlaştığını merak etti.

Biri… bana mı sesleniyor?

“Nn…!”

Bulanık da olsa bilinci yerine geldi ve etrafındaki silüetler seçilmeye başladı.

“Teğmenim! Teğmenim!”

Pekala, bu hiç iyi değil. Adımla hitap etmiyorlarsa ya üstümdür ya da askeri inzibat.

Ama hâlâ kendimde değilim. Başım öyle bir dönüyor ki dayanacak gibi değilim.

Sahi, dün gece ben ne içtim? Bir şişe İskoç viskisinden sonra bile turp gibi olurdum, peki ama neden…? Biri içkime votka mı kattı acaba?

Alışkanlığı olduğu üzere yalnızca gözlerini hafifçe araladı.

Kör edici, bembeyaz bir alan. Bir şeyler yanıp sönüyordu. Hayır, bir tür makine miydi yoksa?

Parlaklık hâlâ gözünü alıyordu fakat bedeninin kendisine ait değilmiş gibi hissettiren o tuhaf duygu zihnini bulandırıyordu. O kadar bitkindi ki ne kadar çabalarsa çabalasın kımıldayamıyordu.

Tavana dik dik bakarken nihayet beyni kendine geldi ve kendine geldikçe etrafında olup biteni kavramaya başladı. İlk bakışta burası kendi odasına pek benzemiyordu. Peki neler oluyordu?

Buraya dair en ufak bir şey hatırlamıyordu. Bembeyaz bir ortam. Hım? Bir oda mı? Sanırım burayı biliyorum. Hafızamda bir şeyler canlanır gibi. Neredeyim ben öyleyse?

“… Ahhh. Nere…?”

İniltiyle karışık bu dökülen sözlerle aslında bir yanıt beklemiyordu fakat görünüşe göre kendisine seslenen kişi bunu duymuştu. Anlaşılan bu durum etraftaki herkesin dikkatini çekmişti ve birdenbire büyük bir kargaşanın ortasında kalıverdi. Her ne sebeptense doğrulmaya çalıştı ancak başarmak şöyle dursun neredeyse devrilecekti. Bedeni istediği gibi hareket etmiyordu. Biri onu yukarı doğru destekledi ve kendisini tuttuklarını hayal mayal anladı.

“Teğmenim! Harika, bilinciniz yerinde, değil mi? Sıhhiye! Çabuk bir cerrah getirin, acele edin!”

“Ne…?”

Sadece bu soruyu dile getirmek bile tüm enerjisini emip bitirmişti. Tuhaf bir şeyler dönüyordu. Kelimelere dökemiyordu ama ters giden bir şeyler vardı. Banalu ne olmuştu böyle?

Yarım uykulu falan değildi; bilinci giderek berraklaşsa da gözlerinin önündeki sisli ışık hüzmesi bir türlü dağılmak bilmiyordu. Sadece gözleri odaklanamamakla kalmıyor, onları sabit de tutamıyordu.

Akşamdan kalma olsaydım midem bulanır, başım ağrırdı… ama öyle bir şey yok. Gerçeklik yavaş yavaş zihnine nüfuz ederken, ne kadar tuhaf bir durumun içinde olduğunu idrak etmeye başladı.

“Sakin olun. Ne kadarını hatırlıyorsunuz?”

“… Ne? Siz ne diyorsunuz?”

Hayır. Bundan fazlasını hatırlamak istemiyorum.

Hatırlamamam gerek.

Yapamam… Ne?

“Yüzbaşım, imkanı yok. Tamamen kıyma olmuş.”

“Burası da öyle. Seyir defteri mahvolmuş. Kurtardık ama bunlardan bir hayır geleceğini sanmıyorum.”

Kıyma mı?

Mahvolmuş mu?

Benim…

Peki ya yoldaşlarım…?

“İmparatorluk’a hoş geldiniz. Pasaportunuz var mıydı?”

“Ha-ha-ha, Komutanım. Yanımızda bir karşılama buketi getiremedik. Şimdi ne yapacağız?”

“Tüh, sizinle ne yapacağım ben böyle? Ama havai fişekleri getirdiniz, değil mi?”

“Ha, doğru ya. Onlar da bir nevi çiçeğe benziyor sayılır, değil mi?”

“Mükemmel. “O zaman belki ben de bir hoş geldin şarkısı söylerim.”

“Ha? Şarkı biliyor musun ki?”

“Evet, hem de çok güzel bir tane.”

“Ağzınızı dikmemi mi istiyorsunuz?!” diye kükredi yüzbaşı.

Bir yerlerde birileri aceleyle ağzını kapattı ama artık çok geçti.

Kırmızı, mosmor çiçekler. Silah arkadaşlarım. Komutanlarım. Askerlerim.

“… Ahhaahhhhhhhhhhhggghh!”

“Sıhhiye! Sakinleştirici getirin! Çabuk!”

“Sizi aptallar! Bunun hesabını disiplin kurulunda vereceksiniz!”

Onlar artık birer et yığınından ibaret.

Kıpkırmızı, kanlı tomurcuklar.

Patlıyor.

Açıyor.

Her yerde.

Youjo Senki

Youjo Senki

A Little Girl's Military Record, SOTE, Tanya Chiến Ký, The Military Chronicles of a Little Girl, The Saga of Tanya the Evil, Youjo Senki, บันทึกสงครามของยัยเผด็จการ, 幼女战记, 幼女戦記
Puan 9.4
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2013 Anadil: Japanese
Tanya Degurechaff, savaşın ön saflarında yer alan ve sarı saçları, mavi gözleri, bembeyaz teni ve peltek diliyle orduya komuta eden küçük bir kızdır. Ancak aslında kendisine Tanrı diyen gizemli bir varlığı öfkelendirdiği için yeniden küçük bir kız olarak doğan Japonya'nın en ünlü iş adamlarından biridir. Kendi kariyerine her şeyden daha çok önem veren Tanya, İmparatorluk ordusunun büyücüleri arasındaki en tehlikeli varlık haline gelir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla