Tsuki ga Michibiku Isekai Douchuu – Bölüm 219 / Sıcak Kaplıcalar, En Büyük Mutluluk Kaynağı

Sıcak Kaplıcalar, En Büyük Mutluluk Kaynağı

Devasa bir kaplıca tesisi.

Burası iblis dağı, bir kereliğine uğrayın bakalım~.

Yok bir saniye, o değil.

Farkında olmadan gerçeklikten kaçmışım.

“Bu… bu kadarı da fazla ama. Bu kadar çok açık hava kaplıcasının bir araya toplandığı bu yer de neyin nesi böyle?” (Makoto)

Asora(İç Düzlem)’nın Sis kapısını kullanarak iblis dağına vardım.

Ve orada gördüğüm manzara, gelişmekte olan kasabalarda karşılaşılabilecek türden devasa bir kaplıca tesisiydi.

Büyük bir kapı içeriyi ve dışarıyı ayırıyordu ve diğer tarafta, manzarayı bembeyaz yapan azgın bir kar fırtınası vardı.

Ne kadar da gerçek dışı bir yer.

Hafif giysilerle dolaşsam bile, sıcaklık bir açık hava banyosuna benzer şekilde ayarlandığı için sorun olmuyordu.

Rüzgâr yoktu ve kar sessizce, ölçülü bir şekilde yağıyor, ortama zarif bir hava katıyordu.

“Bu etkileyici. Tomoe-dono’dan beklendiği gibi.”

Shiki de etkilenmişti.

Bu kadar çok farklı çeşitteki banyonun sıralandığı manzara, bir nevi… görmeye değerdi, bu yüzden bu bariz bir tepkiydi.

Kaya banyoları, ayak banyoları ve Goemon banyoları gibi şeyler vardı.

Sanki bu, Japonya’da bile görmediğim bir seviyedeydi.

Böyle bir manzarayı en çok televizyonda görmüşümdür.

“Değil mi, değil mi?! Bu benim gurur duyduğum bir eserimdir, bilesin! Adını da Oedo kaplıca—” (Tomoe)

“Şey, isim reddedildi, o yüzden… şimdilik İblis Dağı’nın kaplıca köyü olarak bırakmaya ne dersin? Evet.” (Makoto)

“İçinde Edo’ya dair hiçbir şey geçmiyor, Waka!” (Tomoe)

“Eğer Edo ile ilgili isimleri olan kaplıcalar istiyorsan, bunu Asora’da yenileri yapıldığında kullanabilirsin. Sonuçta böyle bir şeyi yaratma deneyimi o zaman kesinlikle işe yarayacaktır.” (Makoto)

“Mı-mıııı. Mademki uzun zamandır beklediğimiz kaplıcalarımız, Waka’nın bizzat isimlendirmesinden daha iyi bir şey olmadığı da muhakkak, lakin… Fumu, Edo ismini Asora kaplıcası için saklayalım. Bu da bir seçenek olsa gerek.” (Tomoe)

Kaplıcanın her yerine sülfürün o karakteristik kokusu yayılmıştı.

Ve bu kokunun içinde, Hinoki selvisinin hoş bir kokusu da vardı.

Kaya banyolarının yanı sıra selvi ve ahşap gibi malzemelerden yapılmış banyolar da olduğunu duydum, bu yüzden aslında dört gözle bekliyorum.

Shiki ile benim aramdaki sohbete katılan Tomoe, çoktan bir yukata giymişti.

Söylemeye gerek yoktu ama ortaya çıkan sonuçtan ne kadar gurur duyduğu gülen yüzünden belliydi.

“O zaman… hadi girelim. Görünüşe göre biz ilk girmezsek diğerleri katılamıyormuş.” (Makoto)

Görünüşe göre ilk kullananın ben olmam gerekiyormuş, bu yüzden burayı henüz kimse kullanmamış.

Plan, işi iki günde bitirmekti ve o süre zarfında Tomoe ile Mio kaplıcaların çoğu işlevini tamamlayıp yıkanmayı mümkün kılmışlardı fakat en sonunda, bu işe dahil olan Tomoe ve Cücelerin motivasyonu patlama yaşadı ve kaplıcaları geliştirme planı başladı. Üç gün daha süren bir çalışma yapılmıştı.

Ve böylece bugüne gelinmişti.

Kaplıcaları Kaleneon’a çekme planı da sorunsuz ilerliyor ancak o üç gün içinde hızlanan tek şey kaplıcalardı, tesisat kısmı ise normal hızında ilerlemişti.

İşin 3 hafta ile bir ay arasında süreceğini ve vardiyalı olarak ilerleyeceğini duydum.

Güvenlik rotasyonunda beklenmedik bir şekilde Neptünler ve Levi ile çok sayıda vardiya vardı.

Belki de benimle ve Serwhale-san ile gelememiş olması Levi için epey büyük bir şok olmuştu.

“Peki o zaman, soyunma odası şurada.” (Tomoe)

Tomoe’nin işaret ettiği yerde, giyinmek için bir bina vardı.

Karma banyo ha.

Eh, Shiki de geliyor, o yüzden kendimi hazırlamaktan başka çare yok sanırım.

“Anlaşıldı. O zaman Shiki, gidelim!” (Makoto)

“Waka-sama?!”

“Puhh!! Mio?!” (Makoto)

Nedendir bilinmez, soyunma odasında sadece havlu kuşanmış bir Mio vardı!

Yukata!

Yukatasına ne oldu?!

“Henüz değişmedin mi? Shiki de mi? Burada soyunabilirsiniz.” (Mio)

“Hayır, şey, bu biraz… Ben hemen giyinirim de…” (Shiki)

“M-Mio, senin bir y-yukatan vardı, değil mi? Nerede o?” (Makoto)

“Gerek yok. Nasılsa çıkaracağım için giymek zahmetli, o yüzden sadece havlu kullanarak hallettim.” (Mio)

Gerek yok mu? Bir saniye bekler misin hanımefendi.

Dobra olmanın da bir sınırı var.

“H-Hiç değilse sarın. Sadece kolunla örtüyorsun.” (Makoto)

Gözüme çarpan kısımlardan açıkta kalan yerleri görebiliyordum.

Gerçekten de havlu demeye bin şahit isterdi.

Ne kadar da yüksek bir yıkım gücü— hayır, ne kadar da düşük bir savunma istatistiği.

“…Ama kaplıcalara havlu ve el havlusu getirmemek görgü kuralı değil mi? Tomoe-san’dan öyle duydum.” (Mio)

“Umu! Mio, doğru olan budur.” (Tomoe)

Amma da iş.

Bu zahmetli yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak en büyük önceliğim haline geldi.

Eğer bu böyle devam ederse, erkeklerin sadece bir yaprakla örtünerek içeri girdiği bir duruma dönüşebilir.

Böyle bir yerde, üstelik karma bir banyoda, erkeklerin ve kadınların mayoyla girmesinin daha iyi olacağını düşünüyorum.

“Değil mi? Kaplıcalardan öğrendim. Şimdi, Waka-sama. Acele edelim.” (Mio)

“Ah, evet…” (Makoto)

Durum kötü.

Yukatalı Tomoe’nin oldukça savunmasız olduğunu hissetmiştim ama Mio savunmasızlık diyarını çoktan aşmış durumda.

O fiziği ve görünüşüyle böyle bir şey yapınca, dürüst olmak gerekirse gözlerimi nereye koyacağımı şaşırdım.

Belki de gözlerimi bağlamalıyım.

Sonuçta [Sakai]’m olduğu için benim için sorun olmazdı.

Dürüst olmak gerekirse, banyodan sonra üşümek ya da fazla kaldığım için başımın dönmesi gibi durumlardan kaçınabileceğime pek güvenim yok.

Bunları düşünürken, Shiki ile birlikte oldukça büyük soyunma odasına girdim.

“Burası da… epey genişmiş.” (Makoto)

“Yayla Orkları ve Neptünler’in bile rahatsızlık duymaması için bu şekilde yapıldığını duydum. Ama gerçekten de genişmiş.” (Shiki)

Tavan da inanılmaz yüksek. Çok ferah.

İçeri girer girmez, sol tarafımda nedense soğuk yayan bir kova vardı. Ne olduğuna bakmak için şöyle bir göz attığımda, içinde sarı bir sıvı olan bir sürü şişe gördüm.

…Meyveli süt!

Anlamıyorum.

Tomoe’nin bu tesisleri yaparken hangi zaman dilimini hedeflediğini cidden anlamıyorum.

En azından, sadece Edo kaplıcalarını hedeflemediği kesin.

Karma bir banyo olmasının dışında, neresi Edo’ya benziyor ki?

Yok hayır, sadece bu genişliğiyle bile eski tarz olduğunu hissedebiliyorum gerçi.

“Neyse, herhangi bir boş yer bulalım.” (Makoto)

Girişin etrafındaki bir yer daha kolay olur.

“Hayır, Waka-sama. Şurası.” (Shiki)

“Hm?” (Makoto)

Gözlerimle Shiki’nin işaret ettiği yeri takip ettim.

Hayda.

“Üzerinde Waka ve Shiki yazan bir tabela var… Bize oraları kullanmamızı mı söylüyorlar?” (Makoto)

“Öyle olmalı. Gidelim.” (Shiki)

Neden soyunma odalarını da ayırmak zorundalar ki?

Yüzümde buruk bir gülümsemeyle tabelanın olduğu yere yaklaştım ve ceketimi çıkardım.

Kemerimi gevşetip içeri girdiğimde…

“Demek içerisi de Shiki ve benim aramda tekrar bölünmüş ha. Cidden, ne tuhaf bir düzenek. Buradaki duruma bakılırsa, acaba Tomoe ve Mio’nun da soyunma odasında kendi özel odaları mı var?” (Makoto)

“Neyse, çabucak giyinelim. Ne de olsa o ikisini o halde bekletmek içler acısı.” (Shiki)

“Anlaşıldı.” (Makoto)

Shiki ile ayrıldık.

Yine de, belden aşağım çıplakken hayretler içinde kaldım.

Buna soyunma odası demek yerine, kelimenin tam anlamıyla bir odaydı.

Klima dışarıdan daha iyi bir şekilde ayarlanmıştı ve tam bir lükstü.

Hatta bir masa, yatak ve kanepe bile var.

Orada birkaç çeşit içecek de vardı.

Bu oldukça etkileyici.

Bu kadar alanla, soyunma odasını bırak, burada yaşayabilirdim bile.

Erkeklerin giyinmesi pek zaman almaz, bu yüzden ben de doğal olarak çok zaman harcamadan hazırlanmayı bitirdim.

Sonuçta yapmam gereken tek şey kıyafetlerimi çıkarmak ve bir havlu sarmaktı.

Omzuma fazladan bir havlu atıp odadan çıktım.

“Shiki, orada mısın?” (Makoto)

Hâlâ gelmemiş olan Shiki’ye seslendim.

“Evet, geldim.” (Shiki)

“…Shiki, o ne öyle?” (Makoto)

“Ne demek istiyorsun? Garip bir şey mi var?” (Shiki)

Beline sarılması gereken havlu, uzun saçlarını toplamak için kullanılıyordu.

Şampuan reklamındaki bir model gibiydi.

Ve belden aşağısı tamamen açıktaydı.

Ne utanmazlık.

“…Başka bir havlu alıp beline sar.” (Makoto)

“Oh~, havluların saçın kaplıcaya girmesini önlemek için olduğunu sanmıştım. Demek beline sarmak da kaplıca tarzıymış ha. Peki o zaman…” (Shiki)

Anlıyorum.

Saçım hiç bu kadar uzun olmadığı için banyoya girmesi konusunda endişelenmeme gerek kalmamıştı, bu yüzden fark etmemiştim.

Bence Shiki’nin düşüncesi yanlış değildi.

Ve madem aile içindeyiz, alt tarafı saklamaya pek de gerek yok aslında…

Ama sarmakta bir sakınca yok, değil mi?

Ne olursa olsun, utanç verici şeyler utanç verici kalır.

Geri dönen Shiki ile birlikte dışarı çıktım.

Aynı yerde bekleyen Tomoe ve Mio ile yeniden bir araya geldik.

“Beklettiğim için üzgünüm.” (Makoto)

“Waka-sama, ilki selvi banyosu olmalı, değil mi? Waka-sama, daha önce selvi kokulu banyoları sevdiğinizi söylemiştiniz sonuçta.” (Mio)

“Doğru. Eğer selvi banyosu varsa, önce onu denemek isterim.” (Makoto)

“O zaman bu taraftan!” (Tomoe)

Daha başlamamıştı bile ama ben şimdiden nereye bakacağım konusunda zorluk çekiyordum.

Paralel bir dünyadaki ilk kaplıca deneyimim başlamıştı.

◇◆◇◆◇◆◇◆

“Bu harikulade. Bedenimdeki ve zihnimdeki yorgunluğun sıcak suyun içinde eriyip gittiğini hissediyorum; karşılığında ise yerini yumuşak bir his alıyor~. Bu gerçekten~~ çok hoş.” (Shiki)

Shiki boynuna kadar suya batmış, kaplıcanın tadını çıkarıyordu.

Gözleri gevşemiş, dudaklarında doğal bir gülümseme belirmişti.

Vücudunu geriyor ve gerçekten iyi hissettiği belli oluyordu.

Ne çok sıcak, ne de çok ılık.

Belki 40° civarındadır?

“Yorgunluğu iyileştirir, omuz tutulmalarına iyi gelir ve stresi de uçurur. Bu hakikaten sağlığı destekleyen bir banyodur vesselam!” (Tomoe)

“Sadece sıcak suda yıkanmak olduğunu sanmıştım ama meğer böyle bir şeymiş. Şapka çıkarıyorum, Tomoe-dono. Bu ağaç, hinoki selvisi deniyor, değil mi? Bu da çok hoş. Gerçekten rahatlatıcı bir koku.” (Shiki)

“Umu! Bunu Waka’dan duymuştum ama gerçekten bir kaplıcaya yerleştirip içine girince, ne kadar iyi olduğunu anlıyorum. Kusuru, ıslandığında kolayca kaymasıydı ama bu sorunu da layıkıyla hallettim.” (Tomoe)

Tomoe, banyonun tadını çıkarırken Shiki’ye tam bir özgüvenle cevap veriyor.

Hinoki banyosunun hoş olduğu kesinlikle doğru.

Meğer ne kadar da güzel bir şeymiş ha. Bir kez daha böyle hissediyorum.

Aslında zeminin kaygan olmasından endişeleniyordum ama görünüşe göre bu gereksiz bir endişeymiş.

Belki kaplıcanın içine de bir şeyler yapılmıştır, neredeyse hiç pürüzlü bir his yoktu ve sadece rahattı.

“…”

Sadece…

Tomoe ve Mio’nun iki yanımda olması oldukça rahatsız edici.

Kişisel alan da neymiş? İkisi o kadar yakındı işte.

Shiki tam karşımda, gerçek bir saadet içindeydi.

Ve Tomoe ile Mio iki yanımda keyiflerine bakıyorlardı.

Dürüst olmak gerekirse, hareket etmeye çalışmak bile beni geriyor.

Söylemek istediğim çok şey var ama bir türlü kelimelere dökülmüyorlar.

“…Buradaki kaplıca gerçekten de şeffafmış.” (Makoto)

Kaplıca denince, renkli olanlarından epey vardır.

Toprağı kazdığımda o kadar da kontrol etmemiştim ama bu şeffaf ve renksiz görünüyor.

“Hayır, hafiften süt beyazı, lakin sadece belli belirsiz görünen zayıf bir renk. Ayakta durulan diğer kaplıcalarda biraz daha renkli olanları da var, bilesin.” (Tomoe)

Tomoe bana cevap verdi.

Ayakta durulan kaplıca diye bir şey duymamıştım ama… herhalde ayakta girilmesi gereken bir banyo.

Belki de derin bir havuz gibidir?

“Anlıyorum.” (Makoto)

“Waka, bu iki yılda çok şey oldu, lakin böyle rahat bir şekilde geçirdiğimiz zamanlar… gerçekten de çok saadet verici, değil mi?” (Tomoe)

Normalde onda görülmeyen nazik bir gülümseme ve kibar gözlerle Tomoe bunu söyledi.

Başkalarının iki yıl dediğini duyunca uzun bir süre gibi geliyor ama geriye dönüp baktığımda inanılmaz derecede kısa hissettiriyor.

“Evet. Arada bir böyle günler de fena değil. Her şey için teşekkürler, Tomoe, Shiki, Mio.” (Makoto)

“Neler diyorsun? Mutlu olduğumu söyledim. Bu yüzden teşekkür etmene gerek yok, Waka.” (Tomoe)

Yüzüme bu kadar yakından bakılması, beklendiği gibi utanç verici.

Sonuçta tenlerimizin birbirine değdiği bir mesafedeydik.

Ayrıca… yüzüyor.

Ablam ve kız kardeşim büyüdükten sonra onlarla hiç banyoya girmediğim için bilmiyordum ama…

Göğüsler büyük olunca yüzüyormuş demek ki…

Kanın başıma hücum ettiğini hissedebiliyordum.

Hareket etmeye çalışmanın faydası yok, yani başımın döneceği muhtemelen kaçınılmaz bir son.

“Doğru. Size her zaman şükranlarımızı sunmak isteyen bizleriz. Waka-sama ile tanıştığımdan beri, elde edilmesi zor birçok deneyim yaşadım. Lezzetli şeyler, eğlenceli anlar; her şeyi. Bu yüzden, lütfen benim söylememe izin verin: çok teşekkür ederim, Waka-sama.” (Mio)

Mio’nun başı omzuma yaslanmıştı.

Bu arada, boynuma kadar suya batarsam daha çabuk başım döner diye düşünmüştüm, o yüzden o kadar derinde değildim.

Kaplıca suyunun dışında kalan omzumda Mio’nun başı duruyordu.

Ooooh.

Bu gidişle, birçok yönden felaket olacak!

“E-Evet. Pekâlâ, ben saçımı yıkamaya gideceğim. Yıkamayı unutmuşum ne de olsa. Siz ikiniz keyfinize bakın…” (Makoto)

“O halde belki de sırtını yine ben yıkamalıyım. Bir hizmetkârın olarak, lütfen buna müsaade et.” (Tomoe)

“Ö-Öyleyse! Ben de ön tarafını temizleyeceğim!” (Mio)

Kaçmak için son kozumu kullanarak bir şekilde ayağa kalkmayı başardım.

Ama Tomoe ve Mio bana hiç alan bırakmadı.

Tomoe sırtımı yıkama kartını oynadı.

Mio’ya ise zaten hiçbir şey işlemiyordu.

Ön taraf derken neden bahsediyorsun sen?

“Ah.”

Kaplıcadan çıkarken havlusunu tutan Mio’nun görüntüsü gözlerime yansıdı.

Farkında olmadan ağzımdan şaşkın bir ses çıktı.

Çünkü darbeyi doğrudan yemiştim, yapacak bir şey yoktu.

Kaplıca suyuyla ıslanmış Mio’nun vücudu…

Bu paralel dünyaya geldiğimde iyileşen gözlerime bugünkü kadar lanet ettiğim başka bir gün olmamıştı.

Bunun kötü olduğunu düşünürken, geri çekilen sırtım yumuşak bir hisle karşılaştı.

“İyi misin, Waka?”

Bu Tomoe’ydi.

Ah, artık dayanamayacağım…

“…Fuh…”

Daha önce kendimin bile çıkarmadığı gizemli, zayıf bir ses şimdi ağzımdan döküldü.

Tüm vücudumdaki güç çekildi ve aynı anda bilincim uzaklara bir yerlere uçtu.

Shiki, sen nasıl normal bir şekilde banyonun tadını çıkarabiliyorsun?

◇◆◇◆◇◆◇◆

“Görünüşe göre onunla uğraşırken biraz ileri gittik ha. Fufu, ne kadar da masum biri-ja.” (Tomoe)

“…Ben hiç uğraşmıyordum ama. Gerçekten çok eğlendim-desu.” (Mio)

“Doğru. Ben de eğlendim-ja. Waka’ya söylediğim her şey doğruydu sonuçta. Uğraşma kısmı sadece sırtını yıkama meselesiydi-ja. Ama Mio, ön tarafını temizleyeceğini söylediğinde hiç art niyetin olmaması biraz şaşırtıcı-ja zo.” (Tomoe)

“Ah… o çünkü…” (Mio)

“Ancak, Waka-sama’nın karma banyo konusunda bu kadar bilinçli olduğunu düşünmemiştim. O diğer dünyada bu normal bir adet değil mi?” (Shiki)

Shiki, sözlerinde takılıp kalan Mio’nun yerine lafa girerek Tomoe’ye sordu.

“…Waka doğmadan çok önceki bir devirde öyleymiş. Görünüşe göre artık erkekler ve kadınlar kaplıcalarda pek birlikte yıkanmıyorlarmış-ja.” (Tomoe)

“Anlıyorum… Yine de bu benim için beklenmedikti. Waka-sama’yı o halde görmek.” (Shiki)

Özel soyunma odası denilen bir odada, üç hizmetkâr, yüzü kızarmış bir şekilde yatakta uyuyan Makoto’nun etrafını sarmıştı.

Ama tam olarak sarmış sayılmazlardı; Mio yatağın yanındaki bir koltukta oturmuş Makoto’yu yelpazeliyordu.

Tomoe ve Shiki, Mio’nun yanlarında durmuş konuşuyorlardı.

“Hoh~, neden böyle düşünüyorsun, Shiki?” (Tomoe)

“…Eğer Waka-sama bizi her zaman söylediği gibi gerçekten yoldaşları ve ailesi olarak görseydi, bu kadar heyecanlanmaz ve bu şekilde başı dönmezdi.” (Shiki)

“…Fumu.” (Tomoe)

“Elbette, Waka-sama’nın sözlerinde yalan yok. Sadece, Tomoe-dono ve Mio-dono söz konusu olduğunda, Waka-sama…” (Shiki)

Shiki sözlerini orada kesti.

Bunu söyleyip söylememekte tereddüt ediyordu.

“Neymiş o, Shiki? Bir şey söyleyeceksen sonuna kadar söyle. Böyle bırakmak ağızda kötü bir tat bırakır-desu wa.” (Mio)

“Evet, haklısın.” (Shiki)

Belki de Mio’nun sözleriyle kararını vermişti, Shiki başını salladı.

“Waka-sama muhtemelen Tomoe-dono ve Mio-dono’yu uygun bir şekilde karşı cinsten bireyler olarak görüyor. Ben böyle düşündüm.” (Shiki)

“…Hoh.” (Tomoe)

“…Eh?” (Mio)

“Bir aile olma görüşü derin, ama aynı zamanda karşı cinsten olduğunuz gerçeği de var. Waka-sama muhtemelen bu noktada epey şaşkına dönmüştü.” (Shiki)

Shiki buruk bir şekilde gülümsedi.

Onun içinde bir arada var olmaması gereken bir algı mevcuttu. Sadece hayal etmesi bile zahmetliydi ve Makoto’yu düşündüğünde, Shiki sadece buruk bir şekilde gülümseyebiliyordu.

“Eğer bu doğruysa, bu sevinilecek bir şey-ja na.” (Tomoe)

“Waka-sama… bana karşı mı?” (Mio)

Öte yandan, Shiki’nin hipotezini duyan iki kişi kendilerine has tepkiler gösterdiler.

Tomoe kayıtsızdı, Mio ise kıpkırmızı kesilmiş mırıldanıyordu.

“Pekâlâ, Waka uyandığında ona şunu söyle lütfen Mio. ‘Kaplıcaları diğer insanların kullanımına açmaya gidiyorum’. Beklentiyle bekleyen bir sürü insan var ne de olsa. Eğer popüler olursa, bir yıllık ücretsiz geçiş iki Ryo’ya mal olacak— yok, keyfim yerinde, belki de bir Ryo’da bırakmalıyım~.” (Tomoe)

Ryo, sadece Asora(İç Düzlem)’da dolaşımda olan bir para birimiydi. Ryo hakkında konuşurken, Tomoe hareketlenmeye başladı.

“Ah, Tomoe-dono. Waka-sama’ya Şelale[Waterfall]’in kitaplarında bulunan meseleyi anlatmayacak mısın?” (Shiki)

“Akşam yemeğinden sonra anlatırım. En başta, banyodan yeni çıkmışken sizi kirletebilecek bir şey yapmak iyi olmaz, değil mi?” (Tomoe)

“…Doğru. O zaman, sonra görüşürüz.” (Shiki)

“Umu.” (Tomoe)

“Waka-sama? …Gerçekten……?” (Mio)

Tomoe ayrıldı, ama Mio hâlâ kendi dünyasındaydı ve kendine gelmemişti.

Aynı yelpazeleme pozisyonunda, mutlulukla Makoto’ya bakıyordu.

O gün, Asora(İç Düzlem) sakinleri kaplıcaları öğrendi ve kaplıcalar büyük bir popülerlik kazandı.

Ama en büyük mutluluğu tadanlar muhtemelen Mio… ve Tomoe idi.

Tsuki ga Michibiku Isekai Douchuu

Tsuki ga Michibiku Isekai Douchuu

Moon-led Journey Across Another World, TsukiMichi, Tsukimichi: Moonlit Fantasy, 月が導く異世界道中, 月光下的异世界之旅
Puan 7.6
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2013 Anadil: Japanese
Lise öğrencisi Misumi Makoto, tanrı Tsukuyomi tarafından kahraman olması için fantastik bir dünyaya çağrılır. Ancak, dünyayı yöneten Tanrıça onu çok çirkin bulur ve onun orada olmasından pek memnun olmayarak dünyanın köşesine atar. Tsukuyomi, Makoto'nun diğer Tanrıça tarafından terk edilmesinin ardından Makoto'nun kendi yolunu bulmakta özgür olduğunu ilan eder.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm yorumları göster

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla