Tsuki ga Michibiku Isekai Douchuu – Bölüm 189 / Çılgın Festival Tapınağı

Çılgın Festival Tapınağı

“Bu iş büyük ihtimalle Ruhların düzenbazlığı.”

“Sanki sarhoş gibiler.”

“Aşırı sinir bozucu–desu.”

İzlenimlerimiz buydu.

Bozulmuş uzama girdikten sonra içeride ne mamono vardı, ne de titreyen iblislere dair bir iz.

Ama onun yerine, çılgınca şamata koparan Ateş ve Toprak Ruhları vardı.

Gücü olmayan insanlar ortalığı velveleye verse bir nebze… fakat Ruhlar —ki neredeyse saf element yığınıdırlar— taşkınlık yapınca, iş güvenli olmuyor.

Taş, metal ve her tür katı nesne gökte hoyratça dans ediyor; bütününü saran çok renkli bir alevse sanki bir sanat eseri çizercesine cafcaflı bir şekilde kuduruyordu.

Hyuman şekilli kırmızı ve sarı ışıkların silik suretleri… iradesiz Düşük Ruhlar görünüp kayboluyordu.

Bedeni ateşe bürünmüş iri bir kertenkele de var, deli gibi sağa sola seğirtiyor.

Bir de çocuk kılıklı, elinde çekiç taşıyan ufak bir şey; oraya buraya indirip duruyor.

Bunlar Orta Ruhlar olmalı.

Bazen iradeleri var, bazen de yok gibiler.

…Buradakilerin hepsi aklı başında görünmediğinden sınıflandırmak bile zor gerçi.

“Niye bu kadar rahat davranıyorsun?!” (Lucia)

“Tapınakta bariz bir anormallik var. Hemen içeri, büyük sunağa ulaşmalıyız.” (Sari)

Lucia-san ve Sari Ruhlarla uğraşırken fazlasıyla ciddiydi.

Dört bir yandan gelen saldırıları silip süpüre süpüre, yürüyüş hızında ilerliyoruz.

O kızların arkasından gidip onlara eşlik ediyoruz.

…Ne de olsa bizi koruyacaklarını söylemişlerdi.

Gerçekte, arkadan gelenler ile ilerleyişimizi engelleyen saldırılar Shiki ve Mio tarafından tamamen boşa çıkarılıyordu ama, bunu söylememe gerek yok; ben bile anlıyorum.

“Şey, bu tempoyla bırak tapınağın içine girmeyi, merdivenlerde geceyi devireceğiz gibi geliyor bana.” (Makoto)

Yine de, mevcut hız hakkında bir yoklayayım dedim.

Yaklaştıkça Ruhların hareketleri daha taşkınlaşıyor.

En azından, [Sakai] ile gördüklerim ve durumun gidişatına bakınca, çıkarabildiğim sonuç bu.

Lucia-san’ın Io’daki gibi ‘hile’ kıvamında bir yenilenmesi yok, hasarı görmezden gelemiyor anlaşılan.

Sari duruma uyan büyüler kullanabiliyor ve mana haznesi de geniş, ama karşı saldırısı fazla; inisiyatifi kaptırıyor.

Galiba hakikaten bir dönüp gelsek daha iyi olacaktı.

İblis Generallerini çağırsalar yahut orduyu düzgün toplayıp gelseler, belki bununla baş edebilirler.

“Bu durmaz saldırılarla, yapacak bir şey yok! Birkaç planım var, az bekle!” (Lucia)

Lucia-san’ın nefes alacak hâli kalmamış.

Bana bağırdı.

Yanlış hatırlamıyorsam, Reft karşı saldırıda ustaydı, değil mi?

Io’nun rakibinin zayıf noktasını bulma yeteneğini miras almış; zayıf noktayı bulduktan sonra ne yapılacağını da Reft’ten öğrenmiş olsa gerek.

Dengeli bir tip gibi duruyor.

Io’nun tüm dövüş stilini devralacak olsa, o savunma gücüyle yenilenmeye de sahip olmak gerekirdi sonuçta.

O resmen bir hile.

Tam kopyası olmaz ama kırpılmış hâli mümkün; böyle tiplerin de varlığını not düşmeli.

“Ane-sama, bu zor. Ben de birkaç yol düşündüm ama sonuçta geri çekilmenin en iyisi olacağı kanaatine vardım.” (Sari)

Sari oldukça soğukkanlı.

Bir kere büyük bir saldırı kullandığında bile dalga hemen kaldığı yerden hareketleniyor; hem yorucu, hem de dezavantajlı.

Bu hızımızı artırmazsak, işler gitgide sarpa saracak.

Ben bile görüyorum.

“Öyleyse çekilelim. Beklediğimizden kötüymüş. Artık raporlayacak şeylerimiz var, görevini fazlasıyla yaptığını düşünmüyor musun?” (Makoto)

“…Yalnız, geri çekilmek için bir çıkış açacak nefes aralığı yok.” (Sari)

Arara, girdiğimiz açıklık kapanmış bile; oradan dönmek istesek Sari’nin yeniden odaklanması gerekir — ki şu hâlde zor.

“Yapacak bir şey yok. Girişe kadar geri döneriz; çıkışı adamlarımdan biri tekrar açar. O yüzden Lucia-san, Sari-san, kendinizi zorlamayın.” (Makoto)

“Sen!! bunu!! sanki kolaymış gibi!! söylüyorsun!!” (Lucia)

Güçleri kalmış gibi ama Lucia-san’ın moralinin ne kadar dayanacağı meçhul.

Nasıl desem… mantıklı biri ama ister istemez ‘çocuksu’ bir yanı var. İçim rahatladı.

“Bizi civcivlerle kıyaslama. Böyle bir şey ısınma dahi sayılmaz. İster geri ister ileri, fark etmez–desu.” (Mio)

“…Öyle diyorsun. O hâlde o kudretini gözlerimle görmeyi isterim! Ama yönümüz ileri olacak!” (Lucia)

İleri, diyor?

Sorumluluk duygusu mu kuvvetli? Yoksa bu da Şeytan Lordu’nun bir hesabı mı?

En başta, bu anormal hâlin içinde onun parmağı var gibi geliyor bana.

“Raidou-dono, mümkünse ben de o güce şahit olmak isterim. İleri geri fark etmeyecek bir kudretiniz varsa, ondan bir şeyler öğrenmek isterim.” (Sari)

“Öğrenmek deseniz de, bu sizin az önceki önerinizle çelişmez mi? Kendi keyfinize göre emir yağdırırsanız hem Waka-sama’yı hem bizi zora sokarsınız.” (Shiki)

“Shiki-dono, ileri görüşümün safça kaldığını kabul ediyorum. Ama böyle bir durumda Ruhlara hizmet eden tapınaktaki insanların güvenliği daha çok içimi kurcalıyor. Ane-sama ile ben hâlâ hayattalar mı görmek ve onları korumak istiyoruz, lütfen. Elbette bunu Majesteleri’ne rapor edeceğiz ve karşılığını da muhakkak ödeyeceğiz.” (Sari)

Yaralılar, hm.

İtiraf edeyim; iblis olabilecek canlı izlerini fark ettim.

…Ve canlı izinin olduğu yerler var.

“Fumu, iblis ırkının istikbalde yükünü omuzlayacak olan sen, bu kadar ileri gidip başkasına mı bel bağlıyorsun?” (Shiki)

“…” (Sari)

Bu gidişle, tapınakların içinde daha da güçlü bir Ruh azıp kuduruyordur; kaos büyür. En kolayı, bir kez dönüp onların çözmesine bırakmak olurdu.

Ah, yok, burası iblis toprağı; kafamıza göre at koşturuyor sanmalarını istemem.

Şeytan Lordu-sama öyle gard indirilecek biri değil zaten.

“Waka-sama, bence bu vesileyle bir minnet borcu bırakmalarını sağlamak iyi olur.” (Shiki)

“Olur.” (Makoto)

“Waka-sama iblislere fazla müsamahakâr. Shiki, sen de–desu yo.” (Mio)

“Öyle deme Mio. Öğle yemeğine dönmek istiyorsun, değil mi?” (Makoto)

“Bu… doğru, ama…” (Mio)

“O zaman azıcık sabret. Tapınağın büyük sunağına varırsak sebebi öğrenebilecekmişiz gibi görünüyor.” (Makoto)

“…Fuh~, siz ikiniz, geri. Shift–desu.” (Mio)

Mio yelpazesini açıp Shiki’yle birlikte öne çıktı.

Önde Mio ve Shiki; tam ortada ben; arka hattan Lucia-san ve Sari.

…Ee?

İblisleri korumakla görevli pozisyona ben mi geldim?!

Ağır oldu.

“Göster bakalım neler yaparsın, Raidou-dono. Babamın kabul ettiği güç… Tebaalarının gücünü de görmeyi dört gözle bekliyorum.” (Lucia)

Lucia-san bize iyice bilenmiş gibi.

“Az önce büyük büyük konuştuktan sonra böyle olduğu için özür dilerim. Raidou-dono, en azından sizi biz koruyacağız.” (Sari)

“Yok, madem iş buraya vardı, takılmayın. Hâlâ iyi durumda olan birkaç kişi var; onları nasıl koruyacağınızı düşünseniz daha iyi olur.” (Makoto)

Onları büyü zırhıyla sarmalamak yeter.

Sorarlarsa ‘bariyer’ derim, olur biter.

“?! İyi durumdaki insanların yerini tespit edebiliyor musunuz?!” (Lucia)

“Raidou-dono!” (Sari)

“Tapınağa girmeden önce, önce oralara uğrayalım. Dört yer var. Mio, Shiki, yerleri biliyorsunuz, değil mi?” (Makoto)

“Evet, sırayla gideceğiz–desu wa. Ama Waka-sama’nın gelmesine gerek yok.” (Mio)

“Mio’nun dediği gibi, lütfen şuradaki merdivenlerde bekleyin. Biz toplayıp getiririz.” (Shiki)

“Anladım. O hâlde size bırakıyorum. Bekliyorum.” (Makoto)

Yüzlerce basamaklı merdivenlere baktım.

Arkamdaki Lucia-san ve Sari’nin irkildiğini hissedebiliyordum.

Tek tek sırayla gidip birkaçının ölmesine seyirci kalacağınıza, işi Mio ile Shiki’ye bırakmak en iyisi.

“Öyleyse burayı biraz sessizleştireyim–desu wa. Shiki, gerisini sana bırakıyorum.” (Mio)

“Bana bırakın.” (Shiki)

Mio, merkezinde kendisi olacak şekilde geniş bir alana örümcek ağı gibi bir şey yaydı.

Hiçbir şey söylemedi; gözlerini kapatıp sessizce durdu.

Bu, Mio usulü bir arya.

Hiçbir şey yapmıyormuş gibi durur, sonra bir anda koca bir hamle fırlatır.

Shiki Mio’nun hâline baktı ve o da bir arya mırıldanmaya başladı.

Etrafta kum tanesi gibi turuncu ışıklar belirdi ve dağılıp gitti.

Dikkat etmezsen gözden kayboluyorlar; Shiki’nin alanı.

“Hadi gidelim. Hafif koşu temposu alacağım, peşimden gelin.” (Makoto)

“Bir dakika, hafif koşu mu diyorsun Raidou-dono? Bunu nasıl…” (Lucia)

“Birazdan anlarsın. Ah, bak.” (Makoto)

Hâlâ afallamış olan Lucia-san, kudurmayı sürdüren Ateş ve Toprak Ruhlarını işaret etti.

Mio’nun kudretinin harekete geçtiğini hissedip ona cevap verdim.

Pachin

Mio’nun özel hamlesi sonunda hoş bir ‘çıt’ sesi çıkardı.

Bir anda, tüm alana bir deprem sarsıntısını andıran titreme yayıldı.

Sadece bir kez, ağır bir şekilde sallandı.

Sonra, sessizlik çöktü.

Bizim için, sadece buydu.

Ama Ruhlar için…

“Kalanlar varmış ha. Hepsi cılız; tadları da yok. Ama Waka-sama’nın huzurunda haddini bilmeden azıtan kabalıklara bu kadarı yakışır–desu wa ne.” (Mio)

botoboto

Sessizleşen yerde öyle bir ses yankılandı; ateş ve maden, biri birinin ardı sıra yere düşmeye başladı.

Kertenkeleyle çocuk olan da dâhil; hepsinin bedeninde sanki bir ağız bir parçayı ısırıp koparmış gibi koca bir yara vardı. Düştüler ve karanlık tarafından kemirilip yok olana dek aşındılar.

Hâlâ yerde kıpırdayan Ruhlar vardı; göğe uçacak mecali kalanlar da…

“Öyleyse, kalanlarla ben ilgileneyim.” (Shiki)

Shiki siyah asasıyla yere vurdu.

Bir büyüyü etkinleştirirken sık yaptığı, alabildiğine klasik bir hareketti — ama etkisi asla klasik olmaz.

O tarz seçerek yapılan hamleler büyünün gücünü artırır; hafife alınmaz. Shiki’nin durumunda da aynen böyle.

Bu arada arya şöyleydi: “Yeri rüzgârla toza, ateşi suyla küle çevir.” Mio’dan farklı olarak Shiki, Ruhları elementlerine göre ele alan bir büyü kurmuş olmalı.

“Ah.” (Sari)

Sari’nin sözleri—yok, şaşkın ünlemi—adeta işaret fişeğiydi. Kalan Ruhlar donup toza döndü; parçalanıp silindi.

Güzel iş.

“Öyleyse, birazdan döneriz.” (Mio & Shiki)

Mio ve Shiki bir kez eğilip zıt yönlere doğru ayrıldılar.

“Şimdi, durum bu olduğuna göre biz de acele edelim. Bunlar silindi ama gidişat böyleyken yenileri çıkacaktır.” (Makoto)

“…”

“…”

Ee, ikisinin hali, içeri girerkenkine benzer tuhaflıkta.

Bir İblis Generali ayarında biri bunu yapar diye düşünüyorum gerçi.

Io sonuçta hasarı umursamadan tapınağa dalardı.

◇◆◇◆◇◆◇◆

Tapınağın içi, sanki sırf bize gıcık olsunlar diye bir labirente çevrilmiş. Kahretsin.

Bu tip şeylerden nefret ediyorum.

Madem etmişken; rutubetli, nemli mağaralara gitmeyi de dürüstçe sevmem.

Toleransım, turistik geziye açılmış damlataşı mağaralarına kadar.

Gizemli yerlere bir yanım çekilir ama nem seviyesi, sıcaklık, su damarları falan düşününce… mağara bana göre değil.

Bu dünya ‘ortodoks’, ama iyi ki yeraltına inmem gerekmedi.

Özetle, şu an durum bayağı acı.

“Şurayı işaretleyip dümdüz delip geçsek olmuyor mu?” (Makoto)

“Neredeyse geldik, biraz daha sabredin lütfen.” (Shiki)

İki Yüksek Ruh var. Oradalar; hissediyorum.

Her şeyi patlatıp onlara doğru çizgi çekme isteğimi dillendirdim, Shiki hemen döndü.

…Olmuyormuş.

“Waka-sama, gizlice yaparsak sorun olmaz–desu wa. Hadi yapalım.” (Mio)

“Fikrini komple dışarı verdin. Shiki de duyuyor. Artık gizli falan değil.” (Makoto)

“Shiki sorun değil–desu. Duyduğunu duymamış gibi yaptırırım.” (Mio)

“Mio-dono, her ne olursa olsun bu kadarı aşırı. Amacımız Ruh tapınağındaki anormalliği araştırmak; lütfen zor kullanmaktan imtina edelim.” (Shiki)

Bu sefer Shiki’nin de Mio’nun zorlayıcılığına diyeceği var anlaşılan.

Hm?

(Ane-sama, bu gerçek. Kuzunoha Ticaret Şirketi yalnızca burada bulunan üç kişiyle büyük bir ülke seviyesinde askerî güce sahip. Dahası, Yüksek Ruhlarla başımız belaya girebilecek bir durumda olduğumuz hâlde zerre tehlike hissi taşımıyorlar.) (Sari)

(Anlıyorum. Ama Sari, Raidou’nun bizzat güçlü olup olmadığını hâlâ bilmiyoruz.) (Lucia)

(Bu kadar güçlü iki insanın kan ya da siyaset yüzünden efendi seçtiğini sanmıyorum. Babamın uyardığı gibi, Raidou karşımıza almak isteyeceğimiz bir rakip değil. Ben de aynı sonuca vardım.) (Sari)

Sessizler sanıyordum; meğer düşünce aktarımıymış.

[Sakai]’ı genişletip Yüksek Ruhların yerini teyit ederken tesadüfen kulak misafiri oldum.

Rona’nın kullandığı yöntemi çoktan çözümledik; dinleme yapmak çocuk oyuncağı.

[Sakai] yayarken düşünce aktarımı olup olmadığını kontrol etmeyi alışkanlık edinmem güzel.

…Gerçi, araya girmek ayıp ha.

Ama bilgi savaşında bakılan değil, baktıran suçludur.

Rona da öyle düşündüğünden güvenli aktarım kullanmıştı.

Evet, suçluluk hissini bir kenara bırakalım.

(…Öyleyse, bu durum babama karşı çıkmak isteyen bir aptalın eseri de olsa, bizzat babamın kurduğu bir düzen de olsa ya da bambaşka bir sebepten doğmuş olsa da, bizim için değerli bir vakaymış.) (Lucia)

(Ben bunun babamın kurduğu bir şey olduğunu sanmıyorum. Belki Raidou’nun gücünü yoklamak için işi bize bıraktı ve kendisi kıpırdamadı.) (Sari)

(Yüksek Ruhları kullanarak ve hatta hayatlarımızı tehlikeye atarak mı?) (Lucia)

(Ruhları bir kenara koysak da, Ane-sama ile benim Raidou’nun gücünü ve eğilimini az çok tartabileceğimize güvenmiştir muhtemelen.) (Sari)

(…Doğru. Ne olursa olsun, Şeytan Lordu olarak seçilme ihtimalimiz düşük. Kudretimiz olsa dahi, kadınlar için… başka kullanımlar var.) (Lucia)

(İblis ırkını desteklemek adına, nüfuz sahibi biriyle ya da başka bir yarı-insanla evlenip siyasî istikrarı korumak ve iyi ilişkiler kurmak kaderimiz.) (Sari)

(Evet. Kraliçelerimiz hiç olmadı değil ama çok da çıkmadı. Ani siyasette özellikle iyidir… Sari, sen de böyle düşünüyorsun demek.) (Lucia)

Epey ağır bir aktarım yürütüyorlar belli ki.

Yaklaşık on kurtulanı toparlayabildik; başka kalmadı.

Herkese birer bariyer yerleştirildi ve artık güvendeler; bu da ikisinin gardını indirmiş olmalı.

Yüksek Ruhla dövüş çıkacağına ihtimal vermiyorlardır muhtemelen.

En azından, bu iki kız ne bir üstün ejderha ne de bir Yüksek Ruhla dövüşecek güce sahip.

(Raidou, bu kadar kudretliyse, şimdiye dek sergilediği tüm tavırlar sahteydi. Bizimle temasa geçmeden önce ince ince plan döşediğini varsaymak mantıklı.) (Lucia)

Lucia-san benden gerçekten şüpheleniyor.

…Sahtecilik ettiğim doğru ama, Lucia-san’ın düşündüğü cinsten değil.

Utanılacak şey gerçi.

(Her neyse, hazırlıklı olmamız gerekebilir.) (Sari)

(Bugün ona kılavuzluk etme görevini almamızın sebebi de muhtemelen Raidou’nun babamın evlilik sorusuna verdiği cevaptı, değil mi Sari?) (Lucia)

Baha!!

E-Evlilik mi?!

(Ben hâlâ beklemedeyim; Ane-sama ise tamamen reddetti, değil mi?) (Sari)

Beklemede…

Be…klemede?

Kararsız demek.

Reddetmemiş.

Reddetmemiş mi?!

Ciddi misin?

Ama neticede, küçük bir kızla imkânsız.

Etik olarak imkânsız.

2D oyunlarda bile o rotaları normalde pas geçerdim.

Ve dürüst olayım, hayal etmeye çalışsam da… evet, imkânsız.

(Gelin olmayı düşünmüyorsan, bari bilgi toplama işini üstlen. Bir şey olursa Raidou’nun kalkanı ol ve öl; iblis ırkı hakkındaki izlenimini iyileştir. Demek istediği bu herhâlde.) (Lucia)

(Ya da gücüne bizzat şahit olup kararımızı gözden geçirmemizi istiyordur.) (Sari)

(Fuh… doğru. Dürüst olmak gerekirse, sağduyunun sınırlarının dışında. Amuda kalksa yenemeyeceğimi anladım. Yok, zaten biliyordum. Tek bir gard almadan, gölge bile bırakmadan kayboldu. Ama kendi gücünü hafife alışındaki o tavır…) (Lucia)

(Bence gücünü hafife almaktan biraz farklı. Büyük bir kudret edinmiş ‘normal bir insan’ gibiydi.) (Sari)

(O hâlde daha da tehlikeli. Bu kadar kudreti günlük hayat rutini gibi kullanan bir insan felaket olur.) (Lucia)

(İşte bu yüzden gerekli; Raidou’nun o kudreti iblis ırkına doğrultmamasını sağlayacak bir varlık.) (Sari)

(…Yani ben ya da sen mi? Ama… yaş ve görünüş düşünüldüğünde, Raidou’nun pek tuhaf bir zevki yoksa iş bana düşer.) (Lucia)

Yok öyle bir zevkim!!

…Hm, ee, bu reaksiyon şey mi…

(Ane-sama, sen ordunun bir sonraki çağını omuzlayacak kişisin. Mümkünse bana yardım etmen işleri kolaylaştırır.) (Sari)

(Sari’nin de gelecekte diplomasi ve istihbarat işleri var. Rona’nın yanında parlaman şart. Buna kıyasla, Io ve Reft—eğitmenlerim—ordusuyla sıkıntısız. Prenses unvanımla sırf vitrin siyasetine alet edileceksem, nişanlımın tepedeki bir hükümdarla kıyaslanır güçte biri olması fena olmaz.) (Lucia)

Geliyor!

Yüksek hızda yaklaşan tepkiye odaklandım.

“Mio, Shiki! Görünen o ki bizi karşılamaya geliyorlar.” (Makoto)

“Ara, Shiki’yi susturma zahmetinden kurtulmuş oldum.” (Mio)

“Oh… ama büyük sunak daha geniş bir yer; orada olsa işimiz kolaylaşırdı.” (Shiki)

Anladım.

O hâlde…

“Yolu biliyorum; geri itelim. Ben hallederim.” (Makoto)

Geldiği hattı az çok çıkardım.

Burası Toprak Ruhu’nun tapınağı; gelenin Toprak Yüksek Ruhu olduğunu düşünüyorum.

Gerçi, kim olduğu da çok fark etmez.

“Onu ben de yaparım.” (Mio)

“Oldukça iri görünüyor; Lucia-san ile Sari-san’ı sana emanet.” (Makoto)

Cidden büyük.

Mio’nun örümcek olduğu zamanki hâlinin iki katı falan olabilir.

En büyük kamyonlardan biri kadar.

Suretini görmedim ama bu boyutla hata payı yok.

“Şuradaki duvarı kırıp geçecek. Bekle, inek mi?!” (Makoto)

Kocaman!!

Yok, bekliyordum da… inek mi?!

Bizi seçtiğini teyit edince arka ayaklarını tekmelemek üzere konumlandı.

Hareketleri bile inek gibi.

Ama… birkaç yerden ayrılıyor.

En çok ineğe benziyor; fakat yelesi var, toynak yerine dehşet pençeler; bir de Kılıç Dişli kaplan misali uzun azılar.

Tüm deri siyah, parlak, sert görünüyor; ineği andıran tek yanı kalın ve keskin boynuzlar.

Gözleri vahşice parlıyor; aklı başında olduğu hissi sıfır.

Bir Yüksek Ruh bile bu halde.

Karşılaştıklarımızın tek tek hiçbirine laf anlatılamıyor ya, pes…

Gözleri daha da parladı.

Geh!

“Mio, sil onu!” (Makoto)

“Evet!” (Mio)

Yapıp yapamayacağını sormama gerek yoktu.

Şey, Shiki de bariyer katmanlarına katman eklemekle meşgul oldu.

Güvenilir yoldaşlara sahip olmak güzel şey.

Zemin ve duvarlar karararak siyah keskin dikitler fışkırdı.

Mio yelpazesini kapatıp onlardan birine dokununca… hepsi toz olup dağıldı.

Kıl payı yetiştik!

Beklendiği gibi Mio.

“Shiki, artçılık yap ve şu ikisini koru. Mio, o şey bir şey denemeye kalkarsa, tetiklenmeden sil!” (Makoto)

“Emriniz olur.” (Shiki)

“Bana bırakın, Waka-sama.” (Mio)

Emrim ucu ucuna yetişti.

Yüksek Ruh boğa güreşinden önceki selam gibi başını hafif eğdi; canlıymışçasına dalgalanan sivri boynuzu bükülerek uzadı ve bana doğru uzattı.

Uoh, havalı.

Bu bir dönüştürme büyüsü mü? Bekle, üstüme koşuyor!

Ama güç kapışmasıysa, sorun yok.

O zaman dosukoi yaparak büyük sunağa kadar götürelim!

“Va— onu göğüslemeyi mi düşünüyorsun?!” (Lucia)

“Deli iş…” (Sari)

İki kızın sesini kulak ardı edip gelen inek(geçici) saldırısını kendi hücumumla karşılıyorum.

Büyü zırhını etkinleştirip çarpışmadan hemen önce hızımı kestim.

Ve, üzerime abanmış sivri boynuzların uçlarını—iki kolumla tuttum!

İvme kazanarak gelen o dev inek önümde titredi ve durdu.

“İmkânsız, bu kadar büyük… nasıl?” (Lucia)

“Tek bir büyü bile kurmadan, hareketini kesti…” (Sari)

“Şimdi, Yüksek Ruh-dono, sizi odanıza iade edeceğim!” (Makoto)

İleri itmeye çalıştım.

Tch, dört ayak olmanın hakkını veriyor.

Ama bu iş çekişmeye döner.

Denge bozuldu mu, sonrası tüm gücü salmaktır.

“Hareketi kesildi. Yok, az az da olsa geriliyor.” (Lucia)

“Ah, yoksa Rona’nın rapor ettiği mana cisimleşmesi mi? Katılaşmış büyü gücünden yapılmış bir beden. Görünmez durumda bile bu kadar kuvvet mi?” (Sari)

Boynuzlarının tutulmasından hoşlanmadı anlaşılan; dev inek başını sallayıp kurtulmaya çalışıyor.

Ama bırakmam.

Aldırmadan bastırıyorum.

Çözülmeye başladı.

Öyleyse sıradaki vites yükseltmek.

Daha çok payım var.

Tamam!

“Mio, Shiki, Lucia-san, Sari-san; şimdi tek hamlede iteceğim. Büyük sunağa kadar peşimden gelin.” (Makoto)

Gücü bacaklarıma topladım.

İster başını çevirmeye kasılsın, ister yere asılıp ivme toplasın; artık istikrarlı biçimde geri sürüklenen bir ceset.

Gözlerinde o minik telaş kıvılcımı belirdiği anda biriktirdiğim gücü salıp geldiği yere doğru bastırdım.

Yavaş, istikrarlı, ivmelenerek.

Sonunda, ilk hücumu kadar hıza ulaştı.

Büyük sunağa doğru Yorikiri yaptım.

Başarı hissi bedenimi sardı.

“YORİKİRİ! Şaka tabi. Tomoe burada olsaydı keyiften dört köşe olurdu.” (Makoto)

“Doğru. Hakikaten görkemliydi.” (Shiki)

“Geniş deseniz de, o kadar da geniş değil–desu wa ne. Bitirmek için biraz dar kalmış olabilir.” (Mio)

Biz kutlarken iki iblisin kelime sayacı sıfıra düştü.

Düşünce aktarımı yapıyor olabilirler ama şu an dövüşün içindeyiz; bakmayacağım.

Dev inek doğruldu, her zamanki gibi beni süzüp bir şeyler yapmaya kalktı.

Ama Mio hepsini geçersiz kıldığı için hiçbir şey tetiklenmiyor.

“Peki. Shiki, incelemeni yap. Lucia-san ve diğerlerini ben korurum; Mio, şu Yüksek Ruh’u biraz sakinleştir. Bayağı kudurmuş görünüyor.” (Makoto)

“Anlaşıldı.” (Shiki)

“Anlaşıldı. Ama Waka-sama, öldürsem de olur mu?” (Mio)

“Hayır, asla. Sadece etkisizleştir.” (Makoto)

“…Orada ‘fark etmez’ demeni isterdim–desu.” (Mio)

Yok artık, onu dediğimi göremezsin!

Sonuçta bu bir Ruh?

Hem Yüksek Ruh; muhtemelen akıl almaz biri, biliyorsun?

Önce doğru düzgün ne diyeceğini duymadan hüküm vermenin kötü olacağını hissediyorum.

Bir de Tanrıça tarafından emir almışsa baş belası olur.

Aklıma gelmişken, kendisi son zamanlarda pek sessiz.

Susanoo-sama ve ekibi nasıl bir fırça atıp ne sınırlamalar getirdi acaba?

…Düşününce bile ürküyorum.

Grubun en zayıfı gibi gözüken Athena-sama bile ne cüretle hareket etmişti ve ne kadar güçlüydü.

Sonunda beni takım elbiseyle kıpırdayamaz hâle gelene dek hırpaladı.

Tanrılar ciddi ciddi korkunç.

Haşere (Bug) hariç.

“Va–Waka-sama!” (Shiki)

“Ne oldu, Shiki?” (Makoto)

“Yandan gelen bir tane daha var!” (Shiki)

Yandan?

“Ateş Yüksek Ruhu bile mi?!” (Lucia)

Ah, Lucia-san konuştu.

“Sadece Behemoth değil, Phoenix de… böyle giderse başkent kül olabilir. En azından, Yüksek Ruhlar delirmedi, sadece bir bozulma var zannediyordum; o yüzden kendimiz hallederiz diye düşünmüştüm.” (Sari)

Sari de konuştu.

Ah, demek bu Behemoth’muş.

Sana dev inek demiştim; özür dilerim.

Ama anlıyorum, Phoenix ha.

Bir tane daha böyle zindanla uğraşmayacak olmak… şans.

Yüksek Ruh derlerken adlarını vermemişlerdi; şimdi öğrendiğime göre içim rahat.

“Şanslıyız, değil mi? O hâlde Phoenix’i Shiki’ye bırak—” (Makoto)

“Shiki, şu ineği sen al. Kuş bende.” (Mio)

“Mio.” (Makoto)

Mio’dan ani bir araya giriş.

Peki ineği—yani Behemoth’u kim tutacak?

Ah, bir çeşit siyah ağ kayboldu.

Sadece daha da sinirlendirdi.

Şu an bayrak devri Shiki’yi zor durumda bırakır.

“Ah, hayır. Aslında Waka-sama ile Mio-dono hallederse daha kolay olur diye düşünüyorum.” (Shiki)

Ha, doğru; Shiki Lancer’a karşı dövüşmenin bayağı zor olduğunu söylemişti.

Bu olayı incelemesini de istiyorum; belki ikisini de ben halletsem daha iyi.

“Bugün kuş modundayım, inek değil–desu. Pekâlâ, değişelim~” (Mio)

“Sorun değil Shiki. Ben ikisi—” (Makoto)

“Shiki, bu, kendini zorlamak için iyi fırsat değil mi? Yoksa… bütün yükü Waka-sama’ya mı yıkmaya niyetlisin? Bir deri katmanı kaybetsen nasıl?” (Mio)

“?!!” (Shiki)

“Hayır, Shiki’nin sebebi araştırmasını—” (Makoto)

“Waka-sama, lütfen bana bırakır mısınız? Bir Toprak Yüksek Ruhu; fena rakip değil! Lütfen!” (Shiki)

Cümleyi bitirttirmiyorlar bana!

Madem istiyor, bırakırım.

Bir şey olursa yardım ederim zaten.

Peki, planlandığı gibi, ben de Lucia-san ve diğerlerini korurum.

“Olacağı buydu–desu. Çabuk seviyemize yetiş. Pekâlâ Waka-sama, kendi kendini pişiren kuşu—yani, sakinleştirmeye gidiyorum. Neyse, gelirim.” (Mio)

İçime kurt düştü.

◇◆◇◆◇◆◇◆

Çatışma başlar başlamaz, ben—Sari—Raidou ile Kuzunoha Ticaret Şirketi’nin nasıl savaştığını sadece izliyordum.

Kısa sürede şunu fark ettim: İblis Generali gibi ölçüler ya da babam… bu insanları tartmaya yetmiyor.

Zaten baştan, Ateş ve Toprak Yüksek Ruhları’nı tek başına karşılayabilen insanlar—benim kavrayışımın ötesinde.

Kafamda tasavvur edebildiğim güçle, gerçekte “hissedebildiğim” güç bambaşka şeyler.

Şu an olan tam da bu.

Bir süre önce, iblis ırkıyla birlikte hareket eden Sofia adında bir maceracımız vardı.

Onun gücünü de kavramak zordu.

Görünüşe bakılırsa, az sayıda kişiyle birlikte üstün ejderhalarla dövüşüp kazanmış; ama benim gözümde, İo kozunu kullandığında eriştiği seviyelerdeydi.

Ben daha çok istihbaratla uğraşırım; Lucia-anesama ise başkalarının gücünü “görmekte” daha tecrübeli. O bile Raidou’nun gücünü çözemediğine göre, belki de kendi gücü tarafından sürükleniyor diye düşünmüştüm.

“Hey hey, hareketlerin ağırlaştı-desu yo, kuş!” (Mio)

Siyah saçlı kız, Mio, havada kayar gibi süzülüyor; karşısında Phoenix varken gökte rampage atıyordu.

Diğeri, Shiki, yerde Behemoth’la sanki çocuk oyuncağıymış gibi baş ediyordu.

Phoenix’in lakabı “ölümsüz”. Gerçekliğini bir kenara bıraksak da, İblis Generali İo’nunkini aşan bir yenilenme kabiliyetine sahip gibi görünüyor.

Ve nitekim, Mio’nun tüm özel tekniğini yemesine, kanatlarının birkaç kez kırılmasına rağmen anında yeniliyor. Ama bakınca Mio’nun dediği doğru; hareketleri gitgide ağırlaşıyor.

Bu, güçten düştüğü anlamına geliyorsa, Mio bir Yüksek Ruh’u ezip geçiyor demektir.

Babamın “barışçıl” dediği Phoenix, bana anlatılandan tümüyle farklı, azgın bir tavır sergiliyor; ama şüphesiz bir Yüksek Ruh.

Ne olursa olsun, tek bir canlının karşısına çıkabileceği bir varlık değil.

“Bu da olmuyor! Sırf toprak elementi diye bununla uğraşmak bu kadar mı zor olurmuş!” (Shiki)

Shiki’nin sözleri, büyüsünün Behemoth’un civarında dağılmasıyla birlikte çıktı.

Bir bakıma, beni Mio’dan daha çok şaşırtan taraf bu.

Behemoth bir Toprak Yüksek Ruh.

Shiki’nin dediği gibi, Toprak’la ilgili her şeyin zirvesi.

Rona’nın raporuna göre, Shiki’nin kökeni onun tanıdığı Lich, Larva. Lich, ölümsüzlerin doruğu; ama ölümsüz dediğin toprak unsuruna ait bir varlık. Yani, Behemoth’a karşı gelebilecek bir ölümsüz yoktur, olmamalı.

Ordu kursa bile, tek bir kükremeyle çamura dönüştürülür; kılıçla da büyüyle de bedenine zarar veremezsin.

Gel gör ki—gücü büyük ölçüde kırılıyor olsa da—birkaç büyü yine de ulaşıp onu yaralıyor.

Bu, benim bütün “olağan” bilgimi çöpe atan bir dövüş.

Büyü çalışan biri olarak bakınca, onun mücadelesi akıl almaz.

“13. Basamak! 1’den 4’e salıver! ‘Asa’, ‘Kılıç’, ‘Kupa’, ‘Sikke’.” (Shiki)

!

Shiki’nin gücü bir anda kabardı.

Varlığının kendisi güçlenmiş gibi—son derece kalın bir güç etkinleşmesi.

Dört kelime.

Yani, aynı anda dört tür güçlendirme mi?

Böyle güçlü bir büyüye bu kadar kısa bir arya…

Sadece Shiki değil; Kuzunoha’daki üç kişinin de aryaları anormal hızda.

O tekniğin sadece bir kısmı iblis ırkının eline geçse, savaşta taktik yelpazemizi inanılmaz genişletiriz, eminim.

Bunları sanki en doğal hâliymiş gibi yapıyorlar.

Bir ara, Shiki’nin parmağında dört yüzük belirdi.

Demek ki, büyüsünün sonucu.

“7. Basamak, ‘Cehennem’, salıver ve etkinleştir! ‘Sis Tapınağı Nivlheim’, şu herifi tümden yut—?!!” (Shiki)

Tam güçsel birikim Shiki’de toplanıp salınacakken, Behemoth boynuzlarının şeklini değiştirdi; ikisini birleştirip tek bir boynuz yaptı.

Gözleri parladı.

Shiki’nin serçe parmağındaki yüzük ışık saçıp—ışıldadığı gibi çatlayıp yok oldu.

Muhtemelen büyü bozuldu.

Ya da dış müdahaleyle şaşma yaşandı.

“Arara, kırılış şekline bakılırsa, bir süre kullanamayacaksın. İçgüdüyle hareket ediyor olsa dahi, o Ruh bunun tehlikeli olduğunu sezdi.” (Raidou)

Raidou.

Shiki’yi epey tehlikeli görsem de, Raidou’dan her zamanki gibi tek bir tehlike hissi alamıyorum.

Azmış Ruh’un hâkimiyet alanına girdiğimizden beri, yüzünü ekşittiği tek an, tapınağın labirente dönüştüğünü gördüğü andı.

“Et yığını için, yaptıkların beklenmedik derecede karmaşık! Demek ki büyüleri tümden imha edebiliyorsun ha!!” (Shiki)

Bunu söylerken Shiki, Behemoth’a atıldı.

Açıkça bir büyücü olan Shiki, yakın dövüşe girecekti. Ne yandan baksam, bu çılgınlık.

Raidou’nun büyüsü ayrı bir vaka.

Onun gibi büyü yapabilen başka bir büyücü yok bu dünyada.

Bunu kesinlikle söyleyebilirim.

“Ascalon!” (Shiki)

Shiki’nin kısa aryası bu kez dağıtılmadan tamamlandı; elindeki asa bir geniş kılıca dönüştü.

Kılıcı biraz eğreti tutarak, Behemoth’un boynuzuna vurdu.

Siyah kılıç tiz bir cayırtı çıkardı.

Ama Shiki gülüyordu.

“6. Basamak, ‘Fray’, salıver. ‘Kılıç İmparatoru Ruhu Musalli’.” (Shiki)

Shiki’nin hareketleri bir anda değişti.

Vahşi, atak, içgüdüsel… sanki doğuştan dövüşçü.

…Delilik bu.

İlk saldırı neydi öyleyse?

Ama ondan sonra Shiki, Lucia-anesama’yı dahi nutku tutulacak bir kılıç ustalığıyla Behemoth’u baskıladı.

Bu dönüşle Shiki’nin saldırıları Behemoth’u istikrarlı biçimde yaralıyordu.

Yine de, Phoenix kadar olmasa da onun da bir yenilenmesi var.

Hatta daha hızlı devreye giriyor; bu hızla giderse Shiki sadece dayanıklılığını tüketecek.

…Shiki içgüdüyle savaşan tip değil; muhtemelen bir planı var.

Onun dövüşü taktikten doğar.

Özünde benimle aynı; o yüzden az çok hissedebiliyorum.

Bu kılıç tekniği içgüdüsel; yani Shiki köşeye sıkışıp en iyi stiline mi yüklendi, ihtimal var.

Ama gözlerinde zaman zaman bir sükûnet görüyorum; pek umutsuzlaşmış gibi durmuyor.

“Düzenekli yüzükleri kullanamıyorum, ama ya bunu yaparsam!” (Shiki)

Bacaklar, dişler, boynuz, hatta bedeninin çevresi; hepsi tek vuruşta ölüm getirecek saldırılar yaptı.

Hem de neredeyse arya olmadan.

Shiki bir şekilde hepsini savuşturup saldırıya devam etti.

Bir tuhaflık var.

Shiki’nin yüzüklerinin sayısı, duyurduğu sayıyla tutmuyor.

Bir tanesi yok olmuş olmalıydı; ama sayı…

Kaki~~n

Shiki’nin siyah kılıcı, Behemoth’un boynuzuna saplandı.

Dolamış gibi bir şekle bürünmüştü.

Bu kötü!

Raidou’ya baktım.

Kıpırdamaya niyeti yok mu?!

Sert ve keskin boynuz, dokungaç gibi kıvrıldı.

Ne belalı!

Behemoth ağzını kocaman açtı ve keskin dişleri Shiki’yi yutuverdi.

“8. Basamak, [Ragnarok], salıver.” (Shiki)

Shiki bunu mırıldandığında, bedeninin bir kısmı çoktan kıyma olmuştu.

Uhh.

Neden… Neden Raidou, yoldaşının can tehlikesi karşısında bu kadar sakin!

Benim hükmüme göre, akraba saydığın insanlara böyle davranmazsın.

“Bitti, demek. Ama tehlikeliydi. Önce [Gemini]’yi kullanmasa, eşzamanlı bir karşılıklı düşüş ihtimali vardı.” (Makoto)

Ha?

“Birinci Zincir, Azgınlık.” (Shiki)

O ses, Behemoth’un yan tarafından geldi.

“Şey, kalbin kanını arzulayan yüzüğün kısıtına hazırlıktı bu; demek ki günlük hayattaki düzenli idman insanı kurtarıyor. İyi iş, Shiki.” (Makoto)

Ah, Shiki orada.

Peki az önce yutulan…

Bakışımı geri çevirdiğimde, orada bir balçıktan kukla vardı.

Ve “Birinci Zincir”i okuyan Shiki’nin sözlerine sanki yanıt verircesine, zincirler Behemoth’un bedenini sarmaya başladı.

Hareketi mühürleyen bir büyü mü?

Shiki’nin bildiği yasaklı, lanetli, bir de üstüne kudretli büyüler… kaç tane böyle şey var?

Rona’dan duyduğuma göre o aslında Larva olmalı; ama benim gözümle dahi, Shiki’nin Rona’dan birkaç basamak yukarıda olduğunu hissedebiliyorum.

Rona’nın tanıdığı Larva artık geçmişte kaldı.

Pek referans sayılmaz.

“Shiki, gevşeme! Ezileceksin!”

“Tch!! İkinci Zincir, [Mud Sea]! Üçüncü Zincir, [Gleipnir]!” (Shiki)

Behemoth’un tüm bedenine zincirler dolandı.

Bu zincirler havanın içinden fışkırıyor, ucu görünmüyordu.

Sadece fiziksel de değildi; sanki bir çeşit özel güç de işliyor, Behemoth daha fazla azıtmıyordu.

“Hah… Hah…” (Shiki)

“İyi iş. 9. Basamak [Gemini] ile 8. Basamak’ı aynı anda etkinleştirmek etkileyici.” (Makoto)

“…Hayır, epey zorladım. Düzenekli hiçbir şeyi—yüzükleri bile—kullanamadım.” (Shiki)

“Yine de etkileyiciydi. Karşındaki, seninle aynı elementte senden üstünse işler iyice zorlaşıyor, ha. Tehlikeye girerse yardım etmeyi düşünmüştüm ama yardıma gerek kalmadan bittiğine sevindim.” (Makoto)

Yardım etmeye yeltenişine dair tek bir iz yoktu.

Raidou, Shiki’nin Behemoth’u bastırabileceğini biliyordu.

Hem de savaş bitince, Raidou az önceye göre biraz farklıydı.

Yanında durunca gelen o sükûnet duygusu.

Lucia-anesama’nın dediği gibi, bu mu Raidou’nun hakiki hâli?

“Onuncu basamak ve sonrası hâlâ istikrarsız, o yüzden tüm gayretimi buna adayacağım.” (Shiki)

“Şimdilik dinlen. Mio’nun tarafı da yakında bitirecek gibi; ortalık durulunca, araştırma işinde Shiki’ye yardımcı olmanı istiyorum.” (Makoto)

Mio.

Doğru. Orası daha sakindi, pek bakmıyordum.

“Beklendiği gibi, Mio-dono.” (Shiki)

“Bununla karar bağlanacak. O Phoenix, izledim; kanatlarıyla saldırı yapabiliyor. Ateşten kanatlarını çırpıp saçıyor. Ve sonra, bak, tek bir noktaya yüksek hızda sağanak yağıyor. Mio şimdiye dek hepsini ağ bariyeriyle tuttu ama bu sefer…” (Makoto)

Raidou’nun dediği gibi, Phoenix’in kanat çırpışıyla binlerce tüy savruldu; havada asılı kaldılar ve parlaklıkları arttı.

…Bunu bariyeriyle baştan beri mi tutuyor?

Ben o yağmurdan sadece bir tanesini tüm gücümle ancak durdurabilirim, kesin.

Ve sonrası—hasarsız sıyrılabileceğimi söyleyemem.

Şiddetli bir ışık patladı.

Korkunç sayıda saldırı Mio’nun ve bizim üzerimize yağdı!!

“Saptırın.”

“Hepsini kendine, ha. O yüzden kötü anılarım var.”

Kötü anılar, diyor.

Ne kadar rezil bir anıysa artık.

Raidou ile Shiki’nin dediği gibi, yağan saldırıların yönü değişti; hepsi Mio’nun olduğu yere döndü ve binlercesi birden Mio’ya isabet etti.

Ve yine de, Mio’nun silueti ayaktaydı.

Seni kül edip iz bile bırakmaması gereken bir saldırıydı hâlbuki.

“Bir tadına bakıp geri vereceğim.” (Mio)

Mio’nun sözü.

Ve Phoenix’in çığlığı.

Kanatları… hayır, tüm bedeni siyah bir ateşle yanıyordu.

…Bir tür karşı-büyü mü?

İblis Generali Reft de benzer bir şey yapar; ama bütün saldırıları kendi üstünde toplamazdı.

Mio yerden kayar gibi geri döndü; Phoenix de hemen ardı sıra, çırpınarak düşe kalka indi. Hâlâ siyah ateşe sarılıydı.

Neredeyse hiçbir şeyi kalmamış Phoenix’e bir bakış atıp, Mio Raidou’ya doğru eğildi.

Mio dönüşte bizim önümüzdeydi.

İstemeden yutkundum.

Aldığı bir sürü saldırının izleri vardı.

Demek ki, tüm saldırılar gerçekten Mio’ya isabet etmişti.

Bunların dışında da birkaç farklı saldırı izi daha…

Üzerindeki kumaş kıyafet pek dayanıklı görünmüyor; yer yer hafif gevşemeler var; ama göze batan tek bir yırtık yok.

Ya savunması ezici, ya da tamamen çarpışma odaklı.

Kendi düşük savunmasını bildiği için karşı-büyüsünü cilalayan Reft’in tam zıddı.

“İyi iş, Mio. Shiki de elinden geleni yaptı; araştırma konusunda, Shiki’ye yardımcı olur musun?” (Makoto)

“Sonra benimle kuş yemeye gelirsen.” (Mio)

“Olur. Zaten bana etrafı gezdiriyorsun; beraber gideriz.” (Makoto)

“Dört gözle bekliyorum-desu! Hadi Shiki! Uzakta durup bakma, bunu çabucak bitirelim. Sonra Waka-sama ile hafif bir şeyler atıştıracağız!” (Mio)

Ah.

Demek bu kadarı, onlar için gündelik seviye.

Bu yüzden telaşlanmıyorlar.

Tehlike hissi dahi taşımıyorlar.

İnanması güç—ve şu an inanmam da zor—ama iblis ırkı tümden Raidou’ya karşı çıksa, o muhtemelen şimdikinden biraz daha dertli bir yüzle hazırlık yapar sadece.

Ve iblisler… en kötü varlık.

Tanrıça ve peşindeki güçler dünyaya dağılmış durumda.

Böyle varsaymakta sakınca yok.

Babamın Raidou’ya niçin bu denli misafirperver davrandığını az da olsa anladığımı hissediyorum artık.

Onunla işbirliği yapmak, fayda sağlamak istiyor.

Basamak meselesi sadece.

En mühim sebep: Onları karşımıza almak istemiyoruz.

Onu düşman yaparsak, iblis ırkı tek bir plan, tek bir strateji üretemez; karşı koyamaz.

Nefretimizi ve en derin dileklerimizi yutmak gerekse dahi, şu an ne olursa olsun onunla el sıkışmak zorundayız.

Bunu açıkça idrak ettim.

Ve benim yürümem gereken yolu da.

Şeytan Lordu olmak ya da Kraliçe olmak değil; yalnızca benim seçebileceğim bir yol görüyorum artık.

Şeytan Lordu’nun çocuğu diye anıldığım, herkesçe iyi muamele gördüğüm bu hayatta, şikâyetim yok.

Kalbim ve bedenim bana ait değil.

Ruh Tapınağı normale döndüğünde, dönüşe geçerken belki bir daha göremeyeceğim başkentin manzarasını içime kazıdım.

Tsuki ga Michibiku Isekai Douchuu

Tsuki ga Michibiku Isekai Douchuu

Moon-led Journey Across Another World, TsukiMichi, Tsukimichi: Moonlit Fantasy, 月が導く異世界道中, 月光下的异世界之旅
Puan 7.6
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2013 Anadil: Japanese
Lise öğrencisi Misumi Makoto, tanrı Tsukuyomi tarafından kahraman olması için fantastik bir dünyaya çağrılır. Ancak, dünyayı yöneten Tanrıça onu çok çirkin bulur ve onun orada olmasından pek memnun olmayarak dünyanın köşesine atar. Tsukuyomi, Makoto'nun diğer Tanrıça tarafından terk edilmesinin ardından Makoto'nun kendi yolunu bulmakta özgür olduğunu ilan eder.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm yorumları göster

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla