Zeranus yaralarını sarıyordu. Milim’e karşı savaşta aldığı yaraları değil; zorla Hayatı Yeniden Yapılandırma‘ya maruz kalmanın yan etkilerini.
Piriod’un ölümü tamamen beklenmedikti ve planlarını biraz aksatmıştı ama neticede büyük bir sorun teşkil etmedi. Zeranus açısından bakıldığında, bu trajedi bile orijinal takviminde ufak bir düzenlemeden fazlasına değmezdi.
Bütün Böceksiler Zeranus’a ait olacak şekilde tasarlanmıştı. Piriod’dan başlayarak en aşağıya kadar hepsi bu şekilde doğurulmuştu ve o öldüğünde gücü sadece Zeranus’a geri dönmüş olmuştu. Aslında gücün Piriod’a geri dönmesi ve en sonunda süper bir varlığa dönüşmesi gerekiyordu ama bunun yerine tüm o güç doğrudan Zeranus’a gitti.
Kendisini bile Yok Edici Virüs ile tüketmekten çekinmeyen biri için bu hiç de büyük bir değişim değildi. O sadece, tarlasıyla ilgilenen bir çiftçi gibi kendi soyunu yetiştiriyor ve sonra onların sayesinde yaşıyordu. Onları yetiştirmekte ne kadar başarılı olursa o kadar güçleniyordu. Bilgi, güç, deneyim—hepsi Zeranus’un mülkü haline geliyordu. Nihai yeteneği olan Sefirot, Yaşam Kralı‘nın gerçek doğası buydu.
Zeth’in zamanla ebeveynlerinden daha güçlü hale geleceğini tahmin ettiği doğruydu fakat artık Zeranus bunun imkânsız olduğundan emindi. Eğer böyle bir şey gerçekleşseydi, Sefirot’u ona devretmeye hazırdı, ancak bunun asla gerçekleşmeyeceği kesinleşmişti. Zeth de ölmüştü—değirmene bir buğday daha.
O an çok erken gelmişti… ama yeterince olgunlaşmış gibi görünüyordu.
Zeranus halinden memnundu. Güç, bedeninde dalga dalga yükseliyordu. Uzun zamandır ilk defa, sanki eski tüm yetenekleri geri gelmişçesine muazzam hissediyordu. Doğduğu andakinden onlarca kat daha güçlüydü. Milim ile savaştığı zamanla kıyaslandığında bile şu anda ezici bir biçimde daha güçlüydü. Varlık puanı yüz milyonun çok üzerindeydi; bu da onu Gerçek Ejderha’yı bile aşan doğaüstü bir varlık yapıyordu.
Yine de bu yeterli değildi. Zeranus’un soyundan gelenlerin bazıları hâlâ hayattaydı ve kendi yaşamlarının görkemiyle gururlanıyorlardı. Onları da tüketmeli ve daha da yüce zirveleri hedeflemeliydi.
Ayağa kalktı. Bulunduğu boşluğa doğru, “O zaman gitme vakti,” dedi ve öne doğru adım atmaya başladı.

