Re:Monster Cilt 4 – Bölüm 34 / 169. Gün

169. Gün

Gün doğumundan hemen sonra, Büyük Orman’daki üssümüzden çağırdığım Paralı Asker Grubu’mun ana birliği, Labirent Şehri’nin dışındaki ormana ulaştı.

Sayıları dört yüzü buluyordu.

Oldukça büyük bir güçtü. Ancak çoğu goblin ve hobgoblinlerden oluştuğu için ana birliğin gelişini dört gözle bekleyen Erkeksi Prenses hayal kırıklığını gizleyemedi. Omuzumda oturduğu yerden duruşu adeta şöyle diyordu: “Ha? Ciddi misin? Goblin olamaz. Bu bir şaka olmalı.” Bunu sesli söylemedi, sadece gözleriyle dile getirdi ama bana hissettirdiği buydu.

Genç şövalye ve diğer muhafızlar da benzer şekilde tepki verdi. Açıkça söylemediler ama omuzları çöktü ve başları öne eğildi.

Birliğimizin arasında Dullahanlar, Ejder Adamlar ve ogrlar gibi gerçekten güçlü ırklar vardı ancak sayıca nispeten azdılar. Ve dünya genel olarak goblinleri ile hobgoblinleri zayıf ırklar olarak gördüğü için —ki normalde de oldukça zayıftırlar— ağırlıklı olarak onlardan oluşan bir ordunun güvensiz görünmesi gayet doğaldı.

Torun ve Soylu Faksiyonu’na karşı yaklaşan savaş için mümkün olduğunca fazla savaş gücü isteyen Erkeksi Prenses ve halkı adına kuvvetlerini takviye etmek acil bir durumdu. Merhum bakanın sabotajı yüzünden planlanandan daha az müttefikleri vardı ve Torun tarafı da yakında harekete geçmeye hazır göründüğü için giderek sabırsızlanıyorlardı.

Denize düşen yılana sarılsa da imkân varken güçlü ve kaliteli kuvvetler istemeleri çok doğaldı. Benden muhtemelen bekledikleri savaş gücü seviyesi düşünüldüğünde, Erkeksi Prenses’in tepkisi anlaşılabilirdi. Onun yerinde olsaydım ben de aynı tepkiyi verebilirdim.

Alışılmadık derecede ciddi bir ifadeyle savaş gücümüze dair tahminlerini aşağı yönlü revize etmeye başladığında, acı acı gülümsedim ve zaten artık ikinci doğaları haline gelmiş olan sabah eğitimine başlamaları için paralı asker grubuna emir verdim.

Bugün gökyüzünden hafif beyaz bir kar yağıyor, soğuk bir rüzgâr esiyordu. Paralı asker grubunun standart ekipmanı olan çeşitli efsunlu paltolarına bürünmüş üyeler, nefesleri buğulanarak ısınma hareketleriyle eğitime başladılar.

Kulak küpelerinin etkileri küçük yaralanmaları hızla iyileştirdiği için goblinler vahşice hareket ediyordu. Uygulamalı savaş tatbikatları, sadece eğitim olarak adlandırılamayacak kadar şiddetliydi. Bazıları üzerlerine gelen kılıç uçlarından tamamen kaçamayarak boyunlarının kesilmesine, koyu kırmızı kanın dışarı fışkırmasına ve ölümün eşiğine gelmelerine rağmen irkilmeden karşı saldırıya geçiyordu.

Diğerlerinin kol kemikleri tam ivmeyle savrulan bir savaş balyozuyla un ufak oluyor, sadece iradeleriyle bu acıya katlanıyor ve rakiplerinin etini kemiğini ezerek karşılık veriyorlardı. Bazıları aynı kademedeki büyülerle çarpışıyor, büyü kendi kendini yok ederken etrafa yıkım, gürültülü sesler ve ışık çakmaları saçıyordu. Diğerleri büyüleri bilerek büyülü eşya kalkanlarıyla engelliyor ve artçı şok onları ağır şekilde yaralasa bile durmaksızın rakiplerine doğru ilerlemeye devam ediyorlardı.

Çoka çok koordinasyon tatbikatlarında ise disiplinli bir düzen içinde hareket ediyor, kılıç tokuştururken kükrüyorlardı. Bazıları, insan üyelerin salıverdiği savaş sanatlarını titizlikle bilenmiş tekniklerle savuşturuyor, yönünü değiştiriyor ve bir kenara itiyordu. Manzara tıpkı gerçek bir savaşa benziyordu.

Ölümden korkmaz görünen bu cesur figürler karşısında Erkeksi Prenses ve diğerleri bir süre şaşkınlıkla gözlerini dikip baktılar. Sıradan insanların asla taklit edemeyeceği kanlı bir eğitim sahnesiydi. Bunu ilk kez gören biri pekala nutku tutulmuş halde kalabilirdi.

Birlik üyelerini bu hale getiren ve eğiten elbette bendim. Mükemmel iyileştirme yöntemleri olmasaydı, epeyce üye zaten eğitim sırasındaki yaralanmalardan ölmüş olurdu. Normalde kimse bu kadar ileri gitmezdi.

Yine de Erkeksi Prenses’in tepkisi eğlenceliydi; Kanami ve diğerleri benimle birlikte gülerken bizi fark etmiş gibi göründü. Yanakları kızardı ve utançla kıvrandı.

Bunlar sıradan goblinler değildi. Kesinlikle değildi. Ve elbette aynı şey diğer birlik üyeleri için de geçerliydi.

Gururla böyle söylediğimde, Erkeksi Prenses bana “Ne kadar da yüzsüzsün Aporou” der gibi bir ifadeyle baktı. Hâlâ yüzü kızarıyordu, utanmış ama neşeli görünüyordu.

Yaklaşık bir saatlik eğitimin ardından ana birliği ormanda beklemeye bırakıp Labirent Şehri’ne döndük. Gözetleme yapması için gözcüler gönderilmiş olsa da

ve gürültü ile ışık çakmalarının Labirent Şehri’ne ulaşmaması için kendimizi gizliyor olsak da yakında kraliyet başkentine dönmemiz gerekiyordu; aksi takdirde birlerinin ajanları —olduğundan şüphe duysam da— şüphelenebilirdi.

Ancak görünen o ki bu endişe yersizdi.

Yarın kraliyet başkentine döneceğimiz için, sadece sığ katlara inmeleri şartıyla herkesin labirentlere girmesine izin verdim; ekibin her bir üyesi Labirent Şehri’ndeki son günlerini eğitim yaparak, alışveriş ederek ya da dilediklerince geçirerek değerlendirdi.

O gece, Destan’ımın nihayet yakında başlayabileceğini düşünerek sıcak battaniyelere sarındım.

[Dünya Destanı『Siyah Güneş Tutulması İblisinin Masalı』Dördüncü Bölüm: “Krallık Devrimi İçin Bir Teklif” için tüm başlangıç koşulları yerine getirildi.]

[Açılma koşullarının yerine getirilmesiyle ilerleme şu kısımlardan geçerek devam edecektir:

Birinci Kısım: Gizlenme Zamanı – Levina Mas

İkinci Kısım: Kehanetlerin Güneşi – Luran Vera

Üçüncü Kısım: İşaret Ateşinin Şarkısı – Tiran Chichi

Dördüncü Kısım: Yutan Diş – Guld Belan

Beşinci Kısım: Zehirle Ölen Yaşlı – Gilbel Djurai

Altıncı Kısım: Sürünen Son Kale – Lulu Iera

Yedinci Kısım: Savaş Ateşinin Mermileri – Ibul Ballad

Sekizinci Kısım: Geri Çekilen Savaş Atı – Totoru Tirol

Dokuzuncu Kısım: Baltanın Yok Eden Tırnağı – Aste Riuos

Onuncu Kısım: Kahramanca Savaş Ayini – Katoru Gatoru

On Birinci Kısım: Yıkımın Ağlayan İblisi – Tseperia Apotoru

Son Kısım: Komuta Prensesi – Rubilia Mauks.]

[Destan zaten “Birinci Kısım: Gizlenme Zamanı”ndan “Beşinci Kısım: Zehirle Ölen Yaşlı”ya kadar ilerlediğinden, artık tüm başarı ödüllerini elde etmek mümkün değildir.] [Ancak kalan kısımlardaki gizli koşulları temizleyerek her şeyi elde etmek hâlâ mümkündür.]

[Dünya Destanı: Siyah Güneş Tutulması İblisinin Masalı, Dördüncü Bölüm: “Krallık Devrimi İçin Bir Teklif”, “Altıncı Kısım: Sürünen Son Kale”den itibaren başlamıştır.]

[Başarılar dileriz.]

Eskisi gibi EVET ya da HAYIR seçeneklerinin olmaması ve bunun zorunlu olması bir nebze beklenmedikti, ancak hazırlıklarım zaten büyük ölçüde tamamlanmıştı, bu yüzden pek sorun teşkil etmeyecekti.

Yine de duyurular bir şekilde kademeli olarak değişiyor gibi görünüyor.

Re:Monster

Re:Monster

Re:Monster -Shisatsu Kara Hajimaru Kaibutsu Tensei-ki-, Re: Monster~Monster reincarnation chronicle starting after being stabbed to death~, Re:Monster ~刺殺から始まる怪物転生記~
Puan 7
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2011 Anadil: Japonca
Tomokui Kanata, talihsiz bir ölüm geçirdikten sonra en zayıf ırk olan goblin ırkının bir üyesi olarak yeniden dünyaya gelmiş ve kendisine yeni bir isim olan Rou verilmiştir. Ancak goblin Rou, alışılmadık bir evrim geçirerek önceki hayatının anılarını korumuş ve yemek yiyerek statü artışı kazanma yeteneği ile kutsanmıştır. En güçlü olanın hayatta kaldığı bu alternatif dünyada, goblin partisi sonunda bu dünyanın kahramanları haline gelecek mi?

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla