Orc Eroica Cilt 6 – Bölüm 7 / Gözler

Gözler

Vastonia kıtasında ejderhalar hakkında genel kabul gören bilgiler şunlardı:

• Ejderhalar, diğer tüm ırklardan ezici bir üstünlükle daha güçlü yaratıklardır.

• Ejderhalar, elflerden bile daha uzun yaşayan yaratıklardır.

• Ejderhalar, her yerde yaşayabilen yaratıklardır. Kimisi yanardağlar gibi sıcak yerleri, kimisi karlı dağlar gibi soğuk yerleri tercih eder; kimisi ise okyanusun dibinde ya da zehirli bataklıklarda yaşar.

• Ejderhalar, her türlü saldırıyı püskürtebilen sert pullarla korunan yaratıklardır.

• Ejderhalar, her şeyi kesip biçebilen güçlü pençelere ve dişlere sahip yaratıklardır.

• Ejderhalar, her şeyi sindirebilen güçlü midelere sahip yaratıklardır.

• Ejderhalar, gökyüzünde özgürce uçabilen ve düşmanlarını havadan takip eden yaratıklardır.

• Ejderhalar, her şeyi eritebilecek sıcaklıkta alev kusan yaratıklardır.

• Ejderhalar, karınları aç değilse diğer yaratıklara her zaman saldırmayan yaratıklardır.

• Son olarak, ejderhalar tüm sihirli yaratıklar arasında en yüksek zekâya sahip olanlardır.

Uzun yıllarını bir ejderhayla yakın temas halinde geçiren insan Bilge belki daha fazlasını biliyordu.

Fakat o Bilge yalnızca tek bir ejderhayı tanıyordu, bu yüzden elinde tek bir referans noktası vardı.

Vastonia kıtasındaki en vahşi mahluklardan en korkak parazitlere kadar tüm canlılar ejderhalardan ürker, onlardan olabildiğince uzak dururlardı.

İnsanlar da bu kaidenin dışında değildi.

Gelgelelim, şu an Vastonia kıtasında yaşayan tek bir ejderha vardı.

Bir zamanlar uzak bir kıtada yaşamış, fakat savaştan sonra ana kıtaya gelmişti.

Ejderhanın bir ismi yoktu ancak diğerleri ona Göz derlerdi.

Ejderhanın kendisi bile buna neden böyle hitap edildiğini hatırlamıyordu.

Belki de olağanüstü bir görüş gücüne sahip olduğu ve avını diğer tüm ejderhalardan çok daha uzaktan saptayabildiği içindi, ya da öyle bir şey işte.

Ejderhalara isim verme gelenekleri genelde bayağı düz ve dolaysız olurdu.

Göz, kendi halinde sıradan bir ejderhaydı.

Uzun bir ömür sürmüştü. Soğuk mekânları severdi. Sert pulları, sivri dişleri, keskin pençeleri ile kanatları vardı ve diğer canlıları sadece birer yemden ibaret görürdü. Sıradan bir ejderha olarak doğmuş, sıradan bir ejderhanın hayatını yaşamıştı.

Bütün mahlukatın en güçlüsüydü; yaşayan her canlı ondan korkardı.

Göz’ün insanlara merak duymaya başlamasının yegâne sebebi, dostu Kemik’ti.

Kemik bir garip ejderhaydı.

İnsanlara derin bir ilgi duyar, muhabbet etmeye bayılırdı.

Göz, Kemik’ten sık sık insan hikâyeleri dinlerdi. Bunlar oldukça ilgi çekiciydi ve Göz bu anlatılanları dinlemekten keyif alırdı.

Hiç şüphesiz Göz, Kemik’e çok değer veriyordu.

Göz, insanlara asla pek aldırış etmezdi ama nedense Kemik’in onlar hakkında konuşmasını dinlerken içten içe hep bir heyecan ve garip bir heyecan duyardı.

Günün birinde bu sıradışı Kemik, ufak tefek bir insan tarafından bir yerlere götürüldü ve geri döndüğünde kelimenin tam anlamıyla sadece kemikten ibaretti.

Başka bir deyişle, ölmüştü.

Kemik öldüğünde Göz derin bir kedere boğuldu.

Göz bu kederle baş edemeyince, kendisine bu acıyı yaşatanları katledip midesine indirmeye başladı.

Fakat içindeki keder ve cinayet arzusu yatışmaya başladıkça, Göz düşüncelere daldı.

Kemik insanlara neden bu kadar meraklıydı ki?

İnsanların neresi ilgi çekiciydi?

Evet, artık Göz de onlara ilgi duymaya başlamıştı.

Ancak Göz ne zaman insanları gözlemlemeye gitse, insanlar ona saldırdı.

Göz halihazırda pek çok insanı katletmişti. Bu sefer niyeti bu olmasa bile, işler eninde sonunda yine oraya varıyordu.

Bu yüzden, günün sonunda Göz onları mangal yapıp mideye indirmeye karar veriyordu.

Oynamak için birkaç tanesini yakalamaya çalıştı ama pek de eğlenceli değildi. Kemik’in insanlara duyduğu o hayranlığın sebebini bir türlü kavrayamıyordu.

Göz dökülmüştü hayal kırıklığına… Ve dürüst olmak gerekirse biraz da sinirlenmişti.

İnsanlar Göz’ün dengi bile değildi ama yine de her Allah’ın günü onu rahatsız edip duruyorlardı.

Göz avlanmaya çıktığında insanlar saldırıyordu. Bazen Göz’ün yiyecek sandığı şeyleri getiriyorlardı fakat yemeğin tadı berbat ve acımsı oluyordu; Göz o rezil tatla meşgul olurken üzerine devasa bir ağ fırlatıyorlardı.

Göz her defasında onları öldürür ya da gözlerini korkutmak için yuvalarını ateşe verirdi ama bu tacizlerin ardı arkası kesilmedi.

Son zamanlarda işi Göz’ün yuvasına gizlice sızmaya kadar vardırmışlardı.

Göz artık insanlardan bıkmıştı ve buralardan uzaklaşmayı düşünüyordu.

Ama öylece ortadan kaybolursa, insanlar onun kaçtığını zannederdi. Bu olmazdı.

Yine de insanların yuvasını yerle bir etmek çok zahmetliydi, zira hepsi derinlere saklanıyordu.

Öyleyse Göz ne yapabilirdi ki…?

Tam bu husus üzerinde kafa yorarken, bir şey oldu.

Yeşil bir insan yuvasını işgal etti.

Ejderhalar mahlukatın en kudretlileriydi.

Bu yüzden doğduğundan bu yana Göz, tehlike veya kriz hissi nedir hiç bilmemişti.

Üstelik bu durum sadece Göz’e has değildi.

Çoğu ejderha ömrü hayatında bir kez olsun, son nefesini verirken dahi tehdit altında hissetmezdi.

Pulları onları her türlü saldırıdan korurdu. Ve güçlü mideleri sayesinde zehirleri bile emniyetle sindirebilirlerdi.

Onlar için hiçbir tehdit yoktu.

Yegâne tehdit, belki de iki ejderhanın bölge kavgası gibi sebeplerle karşı karşıya gelmesiydi.

İki ejderha birbirine zarar verebilirdi.

Ancak ejderhalar nadiren birbirlerinin bölgesine adım atar, atsalar bile nadiren ölesiye dövüşürlerdi.

Çoğu, besin zincirinin en tepesinde geçen bir ömrün ardından yaşlılıktan ölürdü.

Bu yüzden o yeşil insan yuvasına sürünerek girdiğinde, Göz bunu hiç ama hiç dert etmedi.

Ha, bir tanesi daha.

Yine de alt tarafı tek bir insan. Pek bir önemi yoktu.

Yeşil insanı dar bir mağara geçidinde alevleriyle kolayca ızgara yapabilirdi.

İnanması güç olsa da diğer insanlar bir şekilde Göz’ün yuvasına çıkan küçük bir giriş açmışlardı.

Yuvaya arka geçitten girmişler ve Göz uyurken ona saldırmışlardı.

Fakat Göz uyanıp çırpınmaya başladığında, insanlar paniğe kapılıp dar ve yabancısı oldukları geçitlerden sıçanlar gibi kaçışmaya başladılar.

Göz, yarısını çabucak yakıp kül ederek canlarını aldı.

Ama diğerleri sağ kalmayı başarıp geçitlerden kaçmayı bildi. Göz hepsinin peşine düşüp onları mangal yapmak zorundaydı. Ne büyük dertti ama.

Göz, alev püskürtmesinin ardından yeşil insanın hâlâ yarı canlı olmasına şaşırmadı. Ne de olsa daha önceki insanların yarısı da kaçacak kadar hayatta kalabilmişti.

Hiç şüphesiz bu da dar geçitlerden birine doğru kaçacaktı.

O halde Göz’ün tek yapması gereken onu kavurup işini bitirmekti.

Kendinden emin bir şekilde daha yakından bakmak için öne doğru eğildi ve…

Aniden gözlerinden biri kör oldu.

Göz’ün kafası karışmıştı. Ne oluyordu?

Göz’ün gözlerinden biri cayır cayır yanıyordu. Bütünüyle bedenini keskin, yakıcı bir acı kavuruyordu.

Yarım yamalak kalan görüşünün arasından yeşil insanı gördü… Yuvasının içindeydi.

Kendisini yaralayanın o yeşil insan olması gerektiğini anladı.

“Graaagh!”

Göz en son ne zaman hakiki bir öfkeyle kükremişti?

Göz’ün kükreyişi canlıları her zaman dehşet içinde kaçırtırdı.

“Graaagh!”

Fakat yeşil insan tereddüt bile etmeden aynı şekilde kükreyerek karşılık verdi.

Göz titredi.

Aşağı baktığında elinde kılıcıyla duran yeşil insanı gördü.

Bu nasıl bir savaşçı ruhuydu böyle. Ne büyük bir küstahlıktı. Böylesine ufak tefek bir insan kendisine saldırmaya cüret ediyordu.

Peki ama ne uğruna?

Göz’ün şaşkınlığı yerini hızla daha büyük bir öfkeye bıraktı.

“Graaagh!”

Bacaklarını yere her zamankinden çok daha fazla bir kuvvetle basan Göz, yukarı sıçradı, sağ kolunu kaldırdı ve yeşil insanın üzerine indirdi.

Derken bir ses duyuldu… Göz’ün daha önce hiç duymadığı türden bir ses.

Çat!

Sesten bir saniye sonra Göz kendisini yerde buldu.

Pençelerindeki acıyı hissederek ayağa dikildi. Pençeleri… Yüzlerce yıldır üzerinde tek bir çatlak dahi oluşmayan pençeleri… Tuzla buz olmuş, kanıyordu.

Ha?

Bir şeyler yanlıştı.

Ama hayır, yılların tecrübesi bunu imkânsız kılıyordu. Göz gibi bir ejderhanın küçücük bir insana yenilmesine imkân yoktu. Daha önce böyle bir şey asla yaşanmamıştı. Göz böyle bir şeyi bir kez olsun aklından dahi geçirmemişti.

Bu yüzden şu an tehlike altında olduğu gerçeğini kavraması zaman aldı.

Yaklaşık on dakika sonra ise Göz nihayet durumun farkına varmaya başlıyordu…

Ben… Ben kazanamıyorum…

Sadece birkaç dakika içinde Göz’ün bedeni haşat bir hale gelmişti.

Pençeleri ve dişleri kırılıp parçalanmıştı. Aralıksız alev püskürtmekten boğazı kavrulmuştu. Pulları her yerinden soyulup dökülüyordu. Boynunda devasa bir yarık açılmıştı. Oluk oluk kan kaybediyordu ve kuvveti hızla tükenmekteydi.

Ufak tefek yeşil insan çok güçlüydü.

Her bir saldırıyı püskürtüyordu. Göz’ün pençelerini ve dişlerini un ufak etmiş, pullarını söküp atmıştı.

Şimdi de Göz’ün ömrü boyunca gördüğü en vahşi bakışlarla ona dik dik bakıyordu.

Ben… Ölecek miyim?

Ancak ejderhanın güdüleri hâlâ yerindeydi.

Bütün canlılar doğuştan gelen bir hayatta kalma güdüsüne sahipti. Göz sadece kendi güdüsünü daha önce hiç hissetmemişti.

Ve o güdü ejderhanın bütün bedenini sardığında…

“… Ha?”

Göz arkasını dönüp kaçtı.

“Kaçmasına izin verme! Peşinden git!”

Yeşil adam, parıldayan o minik uçan yaratıkla birlikte avının peşine düştü.

İnanılmaz bir hız. İnanılmaz bir teknik. İnanılmaz bir öldürme arzusu.

Elbette öyle olacaktı. Bu adamlar buraya onu öldürmeye gelmişti. Tabii ki peşini bırakmayacaklardı.

Göz kaçıyordu.

Aşırı alev püskürtmekten olsa gerek, göğsü sızlıyordu. İstediği gibi hızlı koşamıyordu. Belki de aldığı yaralar yüzündendi.

Yuvasından çıkıp kanatlarını açsa bile uçabileceğinden şüpheliydi. Kanatları delik deşik olmuş, üstünde devasa bir delik açılmıştı. Dağdan aşağı yuvarlanmaktan başka çaresi yoktu. Öylece durmaktan iyiydi.

Kaçmalıydı. Kurtulmalıydı. Kaç, kaç…

Belli bir noktaya geldiğinde Göz durdu.

Yuvasının arka girişinde dikiliyordu.

Uçması imkânsızdı. Ama daha da aşağı inerse saklanacak hiçbir yer bulamazdı.

Bu yüzden Göz, tehlikeli bir kumar oynadı.

Ejderhaların, diğer canlıların bilmediği son bir çaresi vardı.

Bu son çare tekniğini gören ya da bizzat kullanan ejderha sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Zira buna ihtiyaç duyacak ejderha pek çıkmazdı.

Hatta bazı ejderhalar bu yeteneği bir utanç kaynağı olarak görürdü.

Göz de bir gün buna muhtaç kalacağını hiç düşünmemişti.

Ama nasıl yapılacağını biliyordu.

Bunu ona kimse öğretmemişti. Sadece biliyordu işte… İçgüdüsel olarak.

Kıtadakilerin hiçbiri bu büyüden haberdar değildi.

Çoğu ejderhadan bile saklanan gizli bir büyü türüydü bu. Ejderhalar arasında dahi buna verilen özel bir isim yoktu. Onlar sadece “O Büyü” ya da kısaca “O” derlerdi.

Bu büyüye bir isim veren kişi bir insandı.

Bir ejderhayla derin bir dostluk kurmuş bir insan. İnsanlar daha sonra ona Bilge adını vermişti.

Bilge, bu sırrı ejderha dostundan öğrenmişti. Ve ona “Newt” adını koymuştu.

Ancak Bilge, Newt’un neye benzediğini asla tarif etmedi.

Bu yüzden kıtada hiç kimse Newt’un ne olduğunu bilmiyordu.

“Ah… Ah…”

Göz, Newt’u kullanarak arka kapıdan mağaraya girdi ve yuvasına ulaştı.

Mağaranın bir köşesinde titreyerek, o yeşil adamın karlı dağlarda izini kaybedip gitmesi için dua etti.

Efsanelere göre ejderhalar kaçmakta pek beceriksizdi. Gerçekten de kaçmayı iyi beceren bir ejderha yok gibiydi.

Bu, Göz’ün hayatında ilk kez bir savaştan kaçışıydı.

“Ah!”

Derken, kısa bir süre sonra yeşil adam yeniden belirdiğinde Göz çaresizlik içinde nefesini tuttu.

Yeşil adam Göz’ü fark etti ve kılıcını savurdu.

Öldüm ben, diye düşündü Göz.

“Bir kadın mı…?”

Ama yeşil adam duraksadı.

Newt işe yarıyordu!

Göz, neredeyse hiç bilmediği insan dilinde bir şeyler söyleyebilmek için kendini zorladı.

“Yardım et. Lütfen öldürme beni.”

Yıllardır insanlardan en çok duyduğu cümle buydu.

Bu kelimelerin ne anlama geldiğini biliyordu. Önceden alıştırma yapmış değildi ama kelimeler ağzından dökülüvermişti. Newt cidden harika iş çıkarıyordu.

“Avcı grubundan sağ kalan biri mi patron?”

Evet… Göz, Newt’un gücü sayesinde başka bir ırka dönüşebiliyordu.

Eksiksiz bir beden değişimi. Bu beden her şeyi yapabilirdi… Üremek bile mümkündü.

Antik çağlarda, soy tükenmenin eşiğine gelen ejderhaların sırf türlerinin devamlılığını garantiye almak için geliştirdiği söylenen gizli bir teknikti bu.

Günümüzde artık korkak eziklerin başvurduğu bir yöntem olarak görülürdü. Yıkımın eşiğindeki bir ejderhanın şekil değiştirip düşmanlarından merhamet dilenmesi… Neredeyse akıl almaz bir şeydi.

Gizemli, varlığı neredeyse hiç bilinmeyen bir büyüydü.

Yine de efsanesini duymayan yoktu.

Ejderimsi diye bilinen ırkın efsanesini…

“Zavallı kızın korkudan ödü patlamış gibi görünüyor, Patron.”

“Öyle.”

İnsanlar, Göz’ü Newt formunda gördüklerinde onu kendilerine benzer bir ırktan sanmışlardı.

Newt büyüsü tıkır tıkır işliyordu.

Bu durumla o ejderha arasında bağlantı kurup gerçeği sezmemek için zır cahil olmak gerekirdi.

Rahat bir nefes alan ejderha, paçayı kurtarmak adına güzel bir hikaye uydurmaya hazırlandı.

İnsan dilini konuşma becerisine pek güvenmiyordu ama yalvarma durumlarında ne denmesi gerektiğini çok iyi biliyordu.

Göz, bunca yıl boyunca az yalvarış duymamıştı.

“Y-yardım edin…! Kurtarın beni…!”

Fena olmadı, diye düşündü Göz.

Sözleri üzerine yeşil adam Göz’ün yanına oturdu ve kendinden emin bir tonla konuştu. Şöyle dedi:

“Korkma. O ejderhanın kellesini alacağım.”

Bu sözlerin ardında buram buram katliam arzusu tüteydi. Göz’ün iliklerine kadar bir korku titremesi yayıldı.

Büzülüp kaldı, az sonra söyleyeceği şeyleri boğazında yuttu.

Yoksa… Yakalanmış mıydı?

“Daha önce de ejderha öldürdüm. Kırmızı pullu bir ejderha.”

Eyvahlar olsun! Kesin kokusunu almıştı. Göz’ün kalbi öyle bir gümbürdüyordu ki göğsü acımaya başladı.

Gerçekten çok acıyordu! İnsan bedenleri ne kadar da narin böyle…

Yeşil adam gerçeği nasıl anlamamış olabilirdi ki?

Göz, kayaların arkasında saklanan insanların ortadan kaybolmuş olsalar bile hâlâ orada olduklarını biliyordu. Kan kokusundan anlıyordu bunu.

Böyle bir şeye kalkışmakla ne büyük aptallık etmişti Göz… Bundan sıyrılabileceğini nasıl düşünebilmişti ki…? Yeşil adamın fark etmeyeceğini mi sanmıştı?

Ama madem öyleydi… Yeşil adam neden işini bitirmiyordu?

“Endişelenme. Artık acı çekmeyeceksin.”

İşte o an Göz bir şeyi fark etti.

Newt, seni herkesin gözü önünde gizleyen türden bir büyü değildi.

Büyüyü yapanı, karşı tarafın tanıdığı veya değer verdiği bir şeye dönüştürerek merhamet duygularıyla oynayan türden bir büyüydü. Belki de gerçek gün gibi ortadayken bile Newt’un gücü yeşil adamı büyülemişti? Göz bu işten sağ çıkabilecek miydi…?

Derken…

“Hmph!”

Yeşil adam kılıcını savurdu.

Göz’ün pullarını yolan, pençelerini ve dişlerini tuzla buz eden, kanadını delip geçen ve zihnen de onu pes ettiren o aynı kılıçtı bu.

Korkunun ta kendisi olan bir nesne. Ölümün simgesi.

Merhametsizce.

“Cıyak!”

Et kesilmesine benzer bir ses duyuldu ve Göz kalbinin deşildiğini hissetti.

Ardından bilincini kaybetti… Kendi acınası, feryat eden ölüm çığlıklarının sesini dinleyerek…

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla