Orc Eroica Cilt 6 – Bölüm 6 / En Üst Düzey İblis Kadın

En Üst Düzey İblis Kadın

Ejderhanın yuvasında buldukları kadın şiddetle titriyor, Bash ile Zell’e dehşet dolu gözlerle bakıyordu.

“Zavallı adeta taşa dönmüş gibi duruyor, patron.”

“Öyle.”

Savaş alanında sıkça rastlanan bir manzara.

Özellikle de savaşın sonuna kadar hayatta kalmayı bir şekilde beceren yeni acemiler arasında.

Bir kan denizinde, çığlıklar ve tam bir kaos ortasında… Solundaki insanın canlı canlı yanması. Sağdakinin gözüne saplanmış bir okla can vermesi. Önündekinin ortadan ikiye yarılması. Arkadakinin sen daha arkanı dönmeden yok olması.

Ne olup bittiğinden haberin olmaz.

Kaçarsın. Saklanırsın. Bulunmamak için titrer ve dua edersin, böylece hayatta kalmayı başarırsın. Ama o kadar dehşete düşmüşsündür ki kıpırdayamazsın; yardımına gelen müttefiklerinden bile korkarsın.

Savaşta pişen cesur orklar bile bazen bu hâle düşer. Elbette, savaşı titreyerek bitiren herhangi bir ork korkak diye alaya alınır. Ama yine de bu durum yaşanır.

Bash hiçbir zaman böyle bir deneyim yaşamamıştı… Lakin savaş yoldaşlarından biri yaşamıştı.

Evet—bir keresinde yerde hıçkırarak ağlayan, artık savaşmak istemediğini haykıran bir asker görmüştü.

İlk başta Bash ve yoldaşları ondan iğrenmiş, bir korkak olduğunu, ork askerliğine layık olmadığını söyleyerek onu hor görmüşlerdi.

Ne var ki Bash savaş meydanında uzun süre yaşanmıştı.

Bu yüzden biliyordu.

Onlar savaşa geri dönerlerdi.

Ork ırkı savaştan kaçıp hıçkıra hıçkıra ağlayacak bir soy değildir. Köyün karanlık bir köşesinde korkak damgası yiyip idam edilmekten korkarak, dövüşe geri dönerlerdi.

Savaş alanına döner ve cesurca savaşarak ölürlerdi.

Titreyerek, yalvararak ve acınası bir şekilde can vererek değil. Aksine, cesurca dövüşerek.

Bu yüzden Bash’in karşısındaki dişi iblise gülmek ya da onunla alay etmek gibi bir niyeti yoktu.

Bir süre sonra bu kadın da gücünü yeniden toplayıp cesurca savaşmaya dönecekti.

Bütün kıdemli orklar bunu bilir.

Orklar iradesini yitirip hıçkıranlarla alay eder ve onları hor görür. Fakat ork adının birer lekesi olarak onları olduğu yerde öldürmezler.

Bu hep olur. Gerçekten de öyle.

Hem bu seferki rakibi bir ejderhaydı. Ona pek de suç bulamazdın.

Şu anda daha önemli olan şey, dehşete kapılmış bu kadını bir şekilde kendine eş yapmaktı.

Zaten buraya geliş amacı da buydu.

“Patron! İşte fırsat ayağına geldi! İblis falan olabilir ama böyle bir duruma düşmüş hangi kadın olursa olsun çekiciliğine kapılmaktan başka çaresi kalmaz! Şimdi erkekliğini konuşturma zamanı!”

“Haklısın!”

Bash kadına doğru yaklaştı.

Yakından bakınca gerçekten de son derece çekici bir kadındı. Sadece yüzü ve fiziği değil, tavırları da… Ah, daha doğrusu tüm varlığından yayılan o farklı havaydı. Evet, Bash kadında şimdiye kadar karşılaştığı diğer tüm kadınlardan onu ayıran bir şeyler sezebiliyordu.

Soyut, tanımlanamaz bir nitelik. Zarafet değildi. Tam olarak büyü de sayılmazdı.

Kadının kendine has bir aurası vardı. Başka türlü ifade etmek imkânsızdı.

Koskoca Bash bile, sanki sırtına keskin bir buz sarkıtı saplanmış gibi bir ürperti hissetti.

Bash’in içinden bir ses, bu kadını elde edebilirse muazzam bir şey olacağını haykırıyordu.

Demek bir iblis kadını böyle oluyordu…

Bash aslında daha önce defalarca iblis kadın görmüştü. Ama şimdi, gerçekten birine sahip olmayı düşünmek… Bu düşünce hem heyecan verici hem de ürkütücüydü.

Yine de korkmaya gerek yoktu. Sonuçta bu, hayatta bir kez ele geçecek bir fırsattı.

Kaçan ejderhayı kovalıyordu ama mağaraya girip onu göremediği an takip sona ermişti. Ejderha kaçıp kurtulmuştu.

Tipi ortasında dağda bocalayıp durmak ve muhtemelen ejderhaya pusuya düşüp kızartma olmak yerine, doğrudan karşısındaki kadına odaklanmak çok daha akıllıca bir hareketti.

En mantıklı seçenek bu kadına kur yapmak, ardından da onu mağaradan güvenle tahliye etmekti.

Pekala, ejderhayı katletme konusunda başarısız olmuştu. Ama asıl hedefi hiçbir zaman bu değildi ki.

“Y-yardım edin…! Kurtarın beni…!”

“Endişelenme. Ejderhayı katledeceğim.”

İblis kadın yardım için yalvarırken, Bash onu rahatlatmaya çalıştı.

Ölüm korkusuyla kıvranan biriyle konuşurken, düşmanlarının icabına bakılacağını söyleyip içini rahatlatmak en doğrusuydu.

Kıdemli bir savaşçının özgüvenini görmek, genç nesle güven verirdi.

“Daha önce de ejderha öldürdüm. Kırmızı pullu bir ejderha.”

Kadın yutkundu.

“Korkma. Artık acı çekmeyeceksin.”

Bash gözlerinin içine dik dik baktı.

Aldığı dersleri hatırladı. Kadınlar bir erkeğin tutkulu bakışlarına bayılırdı.

Evet, Bash şimdiye kadar kadınlara kur yapma üzerine öğrendiği her şeyi ezberlemişti.

Kadın, Bash’in gözlerinin içine baktı… Ve sanki sakinleşiyor gibiydi…

“Hmm!”

Ama tam o anda Bash, göz ucuyla bir hareketlilik sezdi.

Bir örümcek. Bütün gövdesi tüylerle kaplı, çizgili bir örümcek.

Dağdaki karlara rağmen mağaranın içi oldukça sıcaktı.

Ejderhalar varsa, onların artıklarından ve dışkılarından beslenen daha küçük yaratıkların olması son derece doğaldı. Ve o yaratıklarla beslenecek daha da küçük yaratıklar da olacaktı.

Bash’in biyoloji hakkında bir şey bildiğinden değil elbette. Örümcekler hakkındaki bilgisi, tüylü ve çizgili örümceklerin çoğunun zehirli olduğundan ibaretti.

Örümcek zehri güçlüydü. Zehre karşı dayanıklı olan orklar bile örümcek zehrine maruz kaldıklarında iki güne kadar süren şiddetli mide sancıları çekebilirlerdi.

İblislerin zehirlenmeye karşı bağışıklığı olduğu varsayılırdı ama bu zayıf düşmüş hâlindeyken, örümceğin onu ısırması ölümcül olabilirdi.

“Hmm!”

Bu yüzden Bash tereddüt etmeden kılıcını örümceğin üzerine savurdu.

Örümcek anında öldü, etrafa mor bir sıvı saçıldı.

“Ciyakk!”

Güzel, artık durum kontrol altındaydı. Çıkan o tuhaf sesi saymazsak tabii.

Bash dikkatini yeniden kadına çevirdi ama onu… Yerde titrerken buldu.

“… Hey! Hey!”

Kadın, gözleri geriye kayarak ve ağzından köpükler saçarak yere yığıldı.

“Zaten ısırılmış mıydın?! Zell!!!”

“Hallediyorum patron!”

Zell hemen süzüldü ve yere serilen bedenin üzerinde havada dans etmeye başladı.

Bu, perilerin birbirine yapması utanç verici bir şeydi ama yaralı birine uygulandığında övgüye değer bir tıbbi müdahale sayılırdı.

Kadının üzerine peri tozu serpildi ve yaraları anında iyileşti. Parçalanmış parmak uçları, vücudundaki tüm çizikler, boynundaki yarık, yırtık kanadı ve hasar görmüş gözü… Hepsi göz açıp kapayıncaya kadar eskisi gibi yepyeni oldu.

Zell aşağı indi ve kadının etrafında turlamaya başladı.

Ancak örümcek ısırığına benzer bir şey göremeyince omzunu silkerek Bash’e baktı.

“Hmm. Isırılmış gibi görünmüyor patron. Görünen yüzeysel yaraların hiçbiri de o kadar derin değilmiş. Sanırım sadece rahatlamaktan falan bayıldı!”

“Öyle mi?!”

Bash nihayet güzel bir iblis kadını avucunun içine almıştı.

Üstelik Sequence’tan onu kendine eş yapmak için izin de almıştı.

Kadının kollarında ölüp gitmesini kesinlikle istemezdi.

“Demek benim eşim olacaksın…”

Bash ona baktıkça gözüne daha da güzel görünüyordu.

Bir succubus gibi iri kıyım bir yapısı yoktu… Çok daha narin ve inceydi. Elleri ve ayakları vücuduna kıyasla biraz büyüktü. Ve uzun, sert görünümlü pençeleri vardı. Bazıları çatlamıştı. Hiç şüphesiz ettiği kavgalar yüzündendi…

Bash’in son zamanlarda gördüğü kadınların aksine, saçları da darmadağınık ve kirliydi.

İblisler savaş meydanında bile her daim zarafetlerini korumaya çalışırlardı, bu yüzden genelde gür ve akıcı lüleleriyle bilinirlerdi. Fakat yine de bir savaşçının saçının savaştan ötürü darmadağın olması hiç de sıradışı değildi. Ölüm kalım meselesinin ortasındayken saçını başını dert edecek bir kadın türü değildi bu. Yine de beline kadar inen saçları ona zarif bir hava katıyordu.

Bir kuyruğu da vardı. Belinden dizlerine kadar uzanan ince, sevimli bir kuyruk. Kertenkele adamlarınkine benziyordu ama ucunda biraz tüy vardı.

Kanatları da vardı. Succubus’larınkine benziyordu ama biraz daha dayanıklı görünüyordu. İblislerin çok daha iyi uçtuğu aşikardı.

Derken Bash’in zihninde bir şüphe tohumu kök salmaya başladı.

“Böyle kanatları olan bir iblis klanı var mıydı ki…?”

“Hmm, bilirsin ya patron, benim de hiç gördüğümü hatırlamıyorum.”

Bash düşünceli bir şekilde başını salladı ama bir kez daha düşününce belki de o kadar tuhaf değildi.

“Sanırım aslında hiçbir zaman pek fazla iblise yakından bakma fırsatımız olmadı, değil mi patron?”

“… Doğru. İblisler genelde alıcı gözle bakmamıza yetecek kadar varlığımıza katlanmazlar.”

Bash ne zaman bir iblise baksa, ona hep şöyle bir şey söylerlerdi:

Dik dik bakmayı kes bana, seni aşağılık ork.

İblisler orkları ve perileri küçük görür, tepeden bakarlardı. Ama kendilerine dik dik bakılmasından da hiç hoşlanmazlardı.

Bazı türlerde, birine çok uzun süre bakmanın bir savaş daveti olduğu söylenirdi.

Hayvamsılarda olduğu gibi.

İblislerin kendine has gözleri vardı. Yanlış bir bakış kolayca bir meydan okuma olarak algılanabilirdi.

Ayrıca Bash’in bildiği kadarıyla pek çok farklı iblis türü vardı.

En yaygın olanları kahverengi tenli alt düzey iblislerdi ama mavi tenli ve çok gözlü üst düzey iblisler de vardı. İblis soyluları arasında bile aynı aile adını taşıyanlar birbirlerinden tamamen farklı görünebiliyordu.

İblis isimleri kadar farklı görünüşte iblis vardı. Dolayısıyla Bash’in daha önce hiç duymadığı bir iblis alt türü varsa, bu pek bir şey ifade etmezdi.

Zaten Bash iblislerin dış görünüşü hakkında pek bir şey bilmiyordu.

Önemli olan tek şey, karşısındaki kadının gerçek bir afet olmasıydı.

Ve bu sadece dış görünüşünden ibaret değildi. Bütün bedeninden gizemli bir çekicilik ve güç yayılıyordu.

Bu durum Bash’e heyecan veriyordu.

Sequence’tan izni almıştı.

Ejderhayı katletmek için yola çıkan dişi iblis… Bash’e söz verilmişti. Başka bir deyişle… Bu kadın… Artık onundu. Uzun, acı dolu yolculuğu… Nihayet bir son bulmuştu.

Bash kadına doğru uzandı.

İçinde biriken tüm o vahşi arzuyu serbest bırakmanın vakti gelmişti.

Fakat tam ona dokunmak üzereyken donakaldı.

“… Sequence’tan izin aldım almasına ama kadının kendi rızası yok.”

Ork Kralı, rızası olmadan diğer ırklarla ilişkiye girilmesini yasaklamıştı.

Sequence’ın iznine sahipti. Peki bu rıza yerine geçer miydi?

Belki bir bakıma öyle görülebilirdi… Ama durum gerçekten böyle miydi?

Diyelim ki Ork Kralı birine, “Bash’i öldürmene izin veriyorum,” dedi.

Bu durum Bash’in orada oturup saldırganın kendisini öldürmesine izin vermesi gerektiği anlamına mı gelirdi?

Cevap hayırdı.

Neticede Bash bu senaryoda Ork Kralı’ndan kişisel bir ölüm emri almamıştı.

Diğer yandan, içlerinden biri ona uykusunda saldıracak olsa Bash muhtemelen Ork Kralı’ndan şüphe duyardı.

Ork Kralı’nın kendi onuruna saygı duymadığını düşünürdü.

Bu da Sequence’ın onurunun da benzer şekilde lekelenebileceği anlamına geliyordu.

Kaldı ki bilinci yerinde olmayan biriyle ilişkiye girmek asla rıza sayılmazdı.

“Uyandığı ana kadar bekleyeceğim…”

Bash kararını vermişti.

Uyandığında durumu ona izah ederse kesinlikle sorun çıkarmazdı.

İblisler de tıpkı orklar gibi üstlerinin emirlerine mutlak bir itaatle bağlıydılar.

Bash’in dikkatli olması gerekiyordu. Eğer bu altın fırsatı heba ederse, bir daha asla böyle güzel bir fırsat yakalayamazdı.

“Belki de onu evine götürmeliyiz patron. Bilirsin ya, iblis takımı şüphecidir. Sequence’tan izin aldığını söylesen bile sana inanmama ihtimali var.”

İblisler doğaları gereği şüpheci yaratıklardı. Bash’in Sequence’tan izin aldığı fikrini saçmalık diyerek kestirip atabilirlerdi.

Kahraman Leto’yu yendikten sonra yaşananları kim unutabilirdi ki? Geddigs’in ölümünün arkasındaki detayları açıklamak Bash’e kalmıştı ama iblisler ona inanmayı reddetmişlerdi.

“Senin gibi aşağılık bir domuz Yüce Kahraman Leto’yu nasıl yenebilir?” demişlerdi.

Hayal gördüğünü söylemişlerdi. “Lord Geddigs’i alt eden kişiyi ezip geçtin öyle mi? Tamamen masal,” demişlerdi.

“Hmm, haklı bir noktaya değindin.”

Bash, Zell’e hak vererek başını salladı, ardından kadını kaldırıp omzuna yükledi.

Kadının kalçası hemen yanağının dibindeyken Bash, ömründe kokladığı en enfes kokuyla mest oldu.

Tenı öyle yumuşak, öyle pürüzsüzdü ki!

Sadece onunla yakınlaşma fikri bile… Bash’in yüreğini havalara uçurmaya yetiyordu. Zihni katıksız bir mutlulukla dolup taşmıştı.

Düşününce, tüm orklar yendikleri kadınları yurtlarına bu şekilde taşırlardı.

Bütün orkların tattığı o başarma arzusu ve beklenti duygusu tam olarak buydu.

Savaş bitmiş olmasına rağmen bunu tecrübe edebildiğim için ne kadar da şanslıyım.

İçini kaplayan bu tatlı düşüncelerle magara girişine doğru yürüyen Bash, aniden duraksadı.

“Şafak söküyor.”

“… Tipi de dindi. Bu kötü oldu işte.”

Dağlardaki hava durumu kahpe olurdu.

Az önce göz gözü görmeyen beyaz bir tipi varken, şimdi pırıl pırıl bir güneş ışığı her yeri aydınlatıyordu.

Tepelerindeki gökyüzü hâlâ bulutluydu ancak dağın eteklerindeki karlı ovalar artık net bir şekilde görünüyordu.

Bash’in savaşlarda keskinleşmiş gözleri, orada kıpırdayan en ufak bir şeyi bile gözden kaçırmazdı.

“…”

Yuvasını geri almaya gelen bir ejderha söz konusuysa bu durum çok daha kritikti.

Düşmanın kendisini gafil avlamasına izin veremezdi.

“Bu halde geri çekilmek akıl kârı değil…”

Bash derhal geri dönme planından vazgeçti.

Havada süzülen bir ejderhaya karşı kazanma şansı yoktu.

Tam kendine böyle nefis bir kadın edinmişken dönüş yolunda bir ejderhaya yem olmak büyük aptallık olurdu.

“Görünüşe göre bir süre burada beklemek zorunda kalacağız.”

“Öyle görünüyor patron.”

Zell gökyüzüne baktı.

“Bir sonraki tipiyi beklememiz gerekecek.”

Acele etmeye gerek yoktu. Dağların havası değişken olurdu. Başka bir tipinin bastırmasını bekleyecek, ardından yola koyulacaklardı.

Her ihtimale karşı yanlarına bolca yiyecek almışlardı; kadını da rahatlıkla doyurabilirlerdi.

Orklann iştahı büyük olurdu ama icabında uzun süre açlığa da dayanabilirlerdi. Gerekirse Bash kendi payını kadına verebilirdi.

Olur da ejderha geri dönerse, onu kökten gebertip işini bitiriverirdi.

Dövüş bu mağaranın içinde gerçekleştiği sürece Bash’in kaybetmesine imkân yoktu.

“Bu muazzam bir şey… Sonunda bir eşim oldu…”

“Şey, o iş öyle değil sanki patron…”

“Ha?”

Bir peri için bile Zell’in seziş yeteneği oldukça kuvvetliydi.

Ne zaman acıkacaklarını tam olarak bilerek bir haftalık yemek menüsünü önceden planlayabilirdi.

“İblis kadınları pek bir gururlu olur.”

“Doğru.”

“Görüşüm o ki senin eşin olsa bile… Yine de her istediğini yapmayabilir. Onu kurtardığını bir anda unutup arkasına bakmadan kendi ülkesine dönebilir. Seninle evlenip eşin olduktan sonra bile! Üstelik sana bir çocuk vermeyi kabul edeceğinin de hiçbir garantisi yok! Bakarsın ‘Boşanmak istiyorum seni gidi aptal…!’ falan der… Haksız mıyım ama!”

“Yok canım, o kadar da değildir… Yine de… ihtimal dâhilinde…”

Düşününce… Bütün iblisler zaten böyle değil miydi?

Savaşta orklar imdatlarına koştuğunda sevinçten çıldırırlardı.

Cenk meydanında “Bizi kurtardınız!” diye bağırırlardı. Ve “Haydi orklar!” derlerdi. Fakat savaş biter bitmez tüm bunlar hiç yaşanmamış gibi davranırlardı.

Şöyle ağız dolusu bir “Sağ olun!” deyip… İncelik gösterebileceklerken yapmazlardı. Onların yerine “Gelmeyi ancak akıl edebildiniz, amma da uzattınız!” türünden laflar ederlerdi. Ve benzeri şeyler. Bütün bunlar göz önüne alındığında… İblis bir eşin, daha ilk fırsatta eşlik sorumluluklarından kaytarıp kaçması kuvvetle muhtemeldi.

“İblis hanımın senin gerçek eşin olmasını istiyorsan, onunla eşit bir konuma gelmelisin!”

“Bir iblisle eşit olmak mı…?”

Kadın şu an korkmuş görünüyordu ama yakında kurulup Bash’e tepeden bakmaya başlayabilirdi.

Böyle bir şey gerçekleşirse iletişim kurmak imkânsız hâle gelirdi.

Bu durumda… Hazır zayıf anındayken bundan faydalanıp aralarında bir bağ kurmalıydı.

İblisler sadece dezavantajlı durumda olduklarında laf dinlerlerdi.

“Bunun mümkün olacağını düşünüyor musun?”

“Denemelisin patron! Bu senin büyük fırsatın! Zayıf anında onu yakala, erkekliğini göster ve kendine âşık et! Canını kurtardın senin patron! Sen güçlüsün! O zayıf! İblisler kibirli olabilir ama hakikati görmek zorunda kalacak! En azından onunla eşit olduğunu anlayacak!”

“Hmm… Anlıyorum.”

“Hadi, uyanmadan önce bir strateji belirleyelim!”

“Pekala!”

Ve böylece, uyuyan kadının başucunda ikili bir plan kurdu.

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla