Orc Eroica Cilt 6 – Bölüm 8 / Gözler ve Kemikler

Gözler ve Kemikler

Gözlerini pat diye açtı.

Ha? Ben… Ölmedim mi…?

Ama Göz’ün çoktan ölmüş olması gerekiyordu. Yeşil adamın kılıcı kafasını uçurmuş olmalıydı.

Neticede Newt büyüsü yapan bir beden, bir ejderhanınkinden katbekat daha narin ve zayıftı.

Göz’ün bundan sağ çıkmasına imkân yoktu.

Ha? Yaralarım… İyileşmiş mi?

Göz aşağıya baktığında, az önce yaralar içinde olan bedeninin şimdi tertemiz ve pürüzsüz olduğunu gördü.

Pençeleri hâlâ kırık döküktü fakat parmak uçlarındaki kesikler, kanadındaki o kocaman delik, hatta kör olan gözü ile boynundaki yara bile iyileşmişti.

Bütün bunlar bir rüya mıydı?

Daha çok bir kâbus gibiydi.

Yuvasında aniden beliren yeşil adam, Göz’ü pestili çıkana kadar dövmüş ve onu öldürmeye çalışmıştı. En sonunda da köşeye sıkışan Göz’ün tepesine o kılıç inmişti…

Yeşil adam korkunç bir şeydi. Ah, sadece bunu hatırlamak bile Göz’ün kalbini güm güm attırmaya yetiyordu.

Utanç vericiydi ama Göz gerçekten de rüyasında Newt büyüsünü yaptığını görmüştü. Hayatında ilk kez bu kadar saçma bir şey rüyasına giriyordu.

Ancak uyandığında Göz, her şeyin bir rüyadan ibaret olduğunu anladı.

O yeşil adamın gerçek olmasına imkân yoktu.

“Hmm. Uyanmış gibi görünüyor.”

“Cıyak!”

Sesi duyan Göz, çığlığı basıp olduğu yerde buz kesti.

Oradaydı… Tam da Göz’ün karşısında!

O yeşil adam! Rüya falan değilmiş!

“Üşüdün mü? Acıktın mı? Biraz su ister misin?”

Yeşil adam, korkudan donakalan Göz’ün tam önünde diz çöktü ve daha önce kendi giydiği kürkleri nazikçe Göz’ün üstüne örttü. Ardından Göz’e ılık su ve yiyecek gibi görünen bir şeyler uzattı.

Bakışlarını bir yiyeceğe bir de yeşil adama çeviren Göz’ün kafası iyice karışmıştı.

Ne yapacağını bilemiyordu.

“Yemeyecek misin?”

Bu sözler üzerine Göz hemen yemeğe yumuldu.

Belki de söyleneni yapmazsa öldürüleceğini düşünmüştü.

“…”

Yeşil adamın dik dik bakan gözleri altında yemeğini yerken, Göz yemeğin ne kadar lezzetli olduğunu ancak birkaç saniye sonra fark edebildi.

Önündekilerin hepsini silip süpürdü. Belli ki çok acıkmıştı.

Bir ejderha için bu miktar çerez bile sayılmazdı ama Newt büyüsüyle küçülen bu bedenini doyurmaya yetmişti.

İyi ama neden?

Göz’ün kafasında sorular cirit atıyordu.

Bu yeşil adam neden az önce öldürmeye çalıştığı birine yemek veriyordu ki?

Yoksa hâlâ kim olduğumu anlamadılar mı…?

Belki de Newt büyüsü gerçekten işe yarıyordu.

Belki de az önceki o kılıç darbesi hiç de Göz’ü hedef almıyordu.

Belki de Göz sadece korkudan bayılmıştı. Neticede bu adam onu gerçekten öldürmeye çalışmıyordu.

Tam da Göz bunları düşünürken, yeşil adam karşısına oturup kendinden emin bir ifadeyle konuşmaya başladı.

“Korkma. O ejderhanın kellesini alacağım.”

Sanki her şeye en baştan başlamak ister gibi aynı sözleri tekrarlıyordu.

Göz bayılmadan hemen önce duyduğu o aynı sözler… Göz’ün bütün bedeni zangır zangır titredi.

“Ejderha pençelerini çıkardığında, hepsini kıracağım. Dişlerini gösterdiğinde, burnunu dağıtacağım. Alev püskürttüğünde de arkasına geçip kanatlarını biçeceğim.”

Yeşil adam, ejderhayı nasıl katledeceğini en kanlı detaylarına kadar anlatıyordu.

Şunu yaparsa, ben de bunu yaparım. Ya da ejderha böyle yaparsa, ben de şöyle karşılık veririm.

Ve en sonunda… Kafasını gövdesinden ayıracağım.

Böyle hayali savaş fantezilerine kapılmak, dünyadaki yerini bilmez toy gençlerin sıkça yaptığı bir şeydi.

Bir ejderhayı kanlı canlı görmüş olan herkes böyle büyük laflara kıçıyla gülerdi.

Minik bir insan böyle şeyler söylese Göz bile dalga geçerdi. Sıkıysa gel de dene der, sonra da pençeleriyle parçalar, çenesiyle ezer ve aleviyle küllerini savururdu.

Ama bu sözler o yeşil adamın ağzından çıkıyordu.

Göz, bu yeşil adamın kesinlikle hafife alınamayacağını kabul etmek zorundaydı.

Az önceki dövüşte… Anlattığı her şey harfiyen yaşanmıştı.

Göz ne zaman pençelerini çıkarsa, yeşil adam hepsini kırıp atmıştı. Ne zaman dişlerini gösterse, yeşil adam burnunun ortasına yumruğu patlatmıştı. Ne zaman alev püskürtse, adam arkasına geçip kanadını delik deşik etmişti.

Bu hiç de şaka götürür bir durum değildi.

Yeşil adamın yapmakla tehdit ettiği her şeyi, zaten daha önce bir güzel uygulamıştı.

Göz dövüş tarzını değiştirse bile, yeşil adamın buna ayak uyduracağından hiç şüphesi yoktu.

“Bu sefer kellesini kesin uçuracağım.”

Yeşil adam dik dik Göz’ün gözlerinin içine baktı.

İlk darbeden önceki o korkunç gözdağı.

Eğer Göz kaçamazsa, aynı kâbus en baştan yaşanacaktı.

Boğazının kesildiği o anki dehşeti Göz hâlâ dün gibi hatırlıyordu.

Ama bütün bunlar nedendi…? Yoksa gerçekten de… Benim ben olduğumu anlamadı mı?

Göz’ün aklından bu düşünce geçtiği an, yeşil adam dişlerini göstererek konuştu.

“O ejderhanın bu sefer kaçmasına izin vermeyeceğim. Onu izleyip geberteceğime ant içerim.”

Hayır! Biliyor!

Göz elde olmadan zangır zangır titremeye başladı.

Yeşil adamın sözleri sarsılmaz bir kararlılıkla doluydu. Göz zaten ölmüş bir şeydi ve adam için onu yenmek hiç de zor olmamıştı. Evet, Göz köşeye sıkışmıştı!

Yeşil adam bunu yapabilirdi. Hem de çocuk oyuncağı gibi yapabilirdi.

Göz diğer kıtadaki eski yuvasına kaçsa bile, bu yeşil adam kesinlikle peşini bırakmazdı.

Göz, bu yeşil adamın neden kendisine bu kadar kafayı taktığına anlam veremiyordu…

Ah, aslında birazcık tahmin edebiliyordu.

Dostu Kemik öldüğünde, Göz kederden ve öfkeden gözü dönüp ortalığı biraz fazla kan gölüne çevirmişti. Diğer ejderhalarla arası hiçbir zaman pek iyi olmamış olsa bile yapmıştı bunu. Ama sürü halinde yaşayan insanlar için Göz’ün bu intikamı son derece doğal bir şeydi.

Göz, insanları göz açıp kapayıncaya kadar ölen zayıf ve değersiz yaratıklar olarak görürdü. Yine de kendi aralarında kopmaz bağlar kurabiliyorlardı.

İyi ama beni neden hemen öldürmüyor ki…?

Göz’ün kafası karmakarışıktı, ne düşüneceğini bilemiyordu.

Yeşil adam büyük olasılıkla Göz’ün az önce dövüştüğü ejderha olduğunu biliyordu.

Göz’ün Newt büyüsünü kullanarak ufak tefek bir insan kılığına büründüğünden hiç şüphesi yoktu.

Aksi takdirde, gözünü kırpmadan ejderhayı katledeceğini böyle buram buram öldürme arzusu saçarak ilan etmesine gerek kalmazdı.

Neden…? Neden…?

Göz, neden hâlâ canının bağışlandığını anlayamıyordu. Ama kesin olan bir şey vardı… Göz eninde sonunda öldürülecekti.

Göz’ün hayatta kalma içgüdüsü, bu beladan kurtulmanın bir yolunu bulmak için çırpınıp duruyordu.

Bir şeyler yapmalıyım… Ölmek istemiyorum…

Hayatta kalabilmek için Göz’ün bir şekilde bu yeşil adamı başından defetmesi gerekiyordu. Ama yeşil adam Göz’ün canını almaya ant içmiş gibi görünüyordu.

Göz bir yolunu bulup adamın gözünü boyamalı ve canını bağışlamasını sağlamalıydı.

Ama nasıl…?

Göz insan dilinde iki kelimeyi bile zor bir araya getiriyordu. Kendi canı için nasıl yalvarabilirdi ki?

Neden canının bağışlandığını bile bilmiyordu üstelik!

Ejderhalar son derece zeki yaratıklardı. Ve şansına, Göz’ün insan dilini öğrenmesine yardım eden Kemik adında bir dostu olmuştu.

Göz biraz konuşabiliyordu ama karmaşık cümlelerin altından kalkamazdı.

İnsan diliyle birini ikna etmek imkânsız gibiydi.

Yine de denemek zorundaydı.

Ama başarısız olursa… Yeşil adamın o tehditkâr sözleri gerçek olacaktı.

Adamın damarına en ufak bir bassaydı bile…

Yapamıyorum…

Göz dövüşemiyordu, kaçamıyordu, düzgünce merhamet bile dileyemiyordu.

Bu noktada Göz’ün elinden gelen tek şey başını öne eğip titremekti.

Lütfen, lütfen canımı bağışla, eğer gerçek kimliğimi bilmiyorsan da ne olur sen anlamadan önce buradan çekip gitmeme izin ver…!

Göz içinden sessizce dua ederken yeşil adam tekrar konuştu.

“Haberin olsun, ben daha önce de bir ejderha öldürdüm. Buna da aynısını yapacağım.”

“…!”

Belki de yeşil adam en başından beri her şeyi biliyordu ve amacı Göz’ü öldürmeden önce ona işkence etmekti!

Göz’ün bu kılığa girmesini sağlayan o gizemli yöntemi belki de biliyordu.

Belki de ejderhanın korkudan büzüşüp kalmasından olabildiğince uzun süre keyif almak istiyordu.

Kemik, zamanında Göz’e böyle davranan insanlar olduğunu söylemişti.

Bunu duyan Göz de yemeğiyle oynamayı denemeye karar vermişti. Göz, öğle yemeğinde yiyecekleri geyiklere ölmeden önce biraz eziyet etmişti ve bu gerçekten çok eğlenceliydi.

Şimdi bunu hatırlayınca, Göz korkudan titredi. Göz’ün ömrünü uzatmak gibi bir seçeneği yoktu. Ölüm kaçınılmazdı. Sonuçta Göz, oyun oynadığı hiçbir avın kaçmasına asla izin vermemişti.

Fakat tam o anda, Göz’ün zihninin derinliklerinde, yeşil adamın sözleri bir kıvılcım çaktı.

Düşününce, Göz bayılmadan önce de aynı şeyi söylemişti.

“… Daha önce mi?”

Korku boğazını düğüm düğüm ediyordu ama belki de artık bir insan olduğu için, insan dilinde konuşmak Göz’e daha kolay gelmişti.

Göz, üzerinde hissettiği o yoğun ve dondurucu bakışla ürperdi.

Göz, yeşil adama kaçamak bir bakış attı.

Belki de Göz küçüldüğü içindi ya da Semender’in gücüyle bir insana dönüştüğü için… Ancak yeşil adamın yüzü Göz’e efsanevi kötü bir ejderhanınki gibi korkunç görünüyordu.

Yine de Göz, yeşil adamı kızdıracak hiçbir şey söylemediğini düşünüyordu…?

“Ha, evet. Daha önce bir ejderha öldürdüm.”

Yeşil adamın sivri dişleri parıldadı.

Bir an için Göz, ejderhayı tam da bu dişleriyle mi öldürüp yediğini düşündü ama hayır, bu mümkün olamazdı.

Sırtındaki kılıçla yapmış olmalıydı.

“N-nasıl?”

Bunu duyan yeşil adam, yanındaki küçük insanla bakıştı.

Küçük insan coşkuyla kafasını sallayarak yanıt verdi.

Bu ufaklık bir şeyler biliyor olabilir miydi?

Belki de Göz’ün gerçek kimliği çoktan anlaşılmıştı ve yeşil adam gerçekten de onu öldürmeye çalışıyordu.

Ölüm korkunçtu. Bütün ejderhalar ondan korkardı.

O uzun yaşamları boyunca ölümü akıllarının ucundan bile geçirmezlerdi.

Ani bir ölümün kapılarına dayandığını bilmek, her ejderhayı korkudan sindirmeye yeterdi.

Kemik’i öldüren kişi bu adam mıydı…?

Göz’ün gerçeği öğrenme arzusu galip geldi. Ya da belki de ona bu öğrenme arzusunu veren şey kapısındaki ölümün ta kendisiydi. Eğer ölecekse, en azından bunu öğrendikten sonra ölmek istiyordu.

“Remium Platosu’ndaydı.”

Ve böylece yeşil adam anlatmaya başladı.

Boğazını temizledi, ses tonunu ve konuşmasını hafifçe değiştirdi.

“O zamanlar ork ordusunun öncü birliğinde savaşa katılmıştım. Birliklerin bir numaralı mızrakçısı bendim. Gerçi oradaki her ork bir numaralı mızrakçının kendisi olduğunu iddia ederdi. Öyle şiddetli bir savaştı. O cehennemden sağ çıkmak bile tek başına bir gurur vesilesiydi.”

Aslında Göz bunu bilmiyordu ama Remium Platosu Savaşı’nda bulunan hiçbir ork, bir numaralı mızrakçı olduğunu iddia edip böbürlenmezdi.

Gerçekten orada olan her ork, düşman karargahına ilk kimin daldığını, o savaşın hakiki mızrakçısının kim olduğunu ve önemli bir düşmanın kellesini ilk kimin aldığını çok iyi bilirdi.

Bir düşmanı ilk mızraklayanın kendisi olduğunu iddia edebilecek tek orklar, orada bulunmayanlardı. Ya da belki de tam karşısında duran bu ork gibi biriydi.

“Üstünlük bizdeydi. Göz açıp kapayıncaya kadar insan kuvvetlerini ezip geçtik ve uzakta görünen kraliyet sancağına doğru ilerledik. Karşımıza çıkan ilk adam Merhamet Şövalyesi Geilid Beckle oldu.”

“Merhamet Şövalyesi hiç esir almamasıyla ünlüydü, biliyor musun?! Gözünün önüne çıkan her düşmanı, kim olduğuna bakmaksızın katleden soğukkanlı bir katildi o! Bir iblis olarak sen de kesin biliyorsundur, sayısız savaşçının canını aldı o herif!” dedi Zell.

“Doğru. Olalabildiğince ürkütücü bir herifti. Ama atı öyle değildi. Savaş naramı attığımda atı ürküp şaha kalktı. O kalleş de bunu fırsat bilip bana tepeden saldırmaya kalkıştı! Ama kılıcımı kaldırıp hamlesini engelledim!”

“S-sonra ne oldu Patron?!”

“İkiyle çarptım.”

“E yani, başka ne olacaktı ki! Zırhın numunedir ama asıl işi bitiren o kılıcın Patron! Adamı tam belinden ikiye böldün, değil mi?!”

“Yanlışın var.”

“Ha?”

“Yukarıdan aşağıya, boydan boya böldüm.”

“Vay be!”

Hikâyeyi dinleyen Göz’ün kafası iyice karışmıştı.

Ha… Bunun Kemik’le ilgili bir hikâye olacağını sanıyordum ama hiç de öyle görünmüyor.

Aslına bakılırsa ejderhalardan tek bir kelime bile bahsedilmemişti.

Her şey insanların kendi aralarındaki incir çekirdeğini doldurmaz çekişmelerinden ibaretti.

“Peki… ejderhalara ne oldu?”

“Dur bir dakika, acele etme! Azıcık sakin ol! Burada Remium Platosu Savaşı’ndan bahsediyoruz! Olaylar önce orklar ve insanlar arasındaki o dehşet çatışmayla başladı! Bu hikâyede bir sürü ünlü insan var, o yüzden kulağını iyi aç da dinle, tamam mı? Bir hikâyeyi sırasıyla anlatmak gerekir! Sırayla! Cidden, sen hiçbir şey bilmiyor musun?!”

“???”

Göz anlatılan hikâyeyi hiç ama hiç anlamamıştı.

Ama öyle ya da böyle, lafı kesmek Göz’ün haddine değildi.

Belki de bu anlatılanların bir hikmeti vardı. Kemik de sık sık böyle karmaşık hikâyeler anlatırdı. Hatta bazılarının giriş kısmını dinlemeden sonunu anlamak imkânsızdı. Hiç şüphe yok ki bu da öyle bir şeydi.

“… Pekala.”

“Güzel, şimdi iyi dinle! Patron… Lütfen devam et!”

“Pekâlâ. Demek Geilid’i katletmiştim…”

Ve böylece Başu nihayet savaşlardaki başarılarıyla böbürlenme fırsatı yakaladı.

Eğer orada genç orklar olsaydı, hiç şüphesiz onu büyük bir coşku ve hayranlıkla dinlerlerdi.

Ancak bir ejderha için bu durum oldukça tuhaf bir deneyimdi.

Bir ejderha birkaç on yılda bir yalnızca tek bir yumurta yumurtlardı.

Yavru ejderha yumurtadan çıkar ve uçacak hale gelene kadar annesi tarafından büyütülürdü.

Göz, Kemik’le uçmayı öğrendikten kısa bir süre sonra karşılaşmıştı.

Bu olay, Göz yuvasından ayrılıp annesinden koptuktan sonra gerçekleşmişti. Göz’ün ne yapacağı hakkında neredeyse hiçbir fikri yoktu.

Belli bir hedefi olmadan, sadece ejderhalara özgü o içgüdüsel biçimde gökyüzünde süzülüyordu.

Ejderhalar kilometrelerce uçar, yorulduklarında ya da gözlerine konforlu görünen bir yer kestirdiklerinde oraya inip yuvalarını kurarlardı.

Bunu tamamen içgüdüsel olarak yaparlardı. Onlara bunu kimse öğretmezdi.

Göz de bir istisna değildi. Konforlu görünen bir yer bulmuş ve yuvasını oraya kurmaya karar vermişti.

Fakat bir ejderha için konforlu olan bir yer, başka bir ejderha için de konforludur.

Göz’ün seçtiği bu yer, aslında çoktan Kemik’in bölgesi olmuştu.

Ejderhalar alanlarına son derece sadık, bölgeci yaratıklardır.

Normalde bir ejderha, başka bir ejderhanın bölgesine girmeden önce onun bıraktığı izleri fark eder ve oradan uzak dururdu.

Ancak henüz çok genç olan Göz, bu işaretleri gözden kaçırmıştı.

İşte o malum olay da bu yüzden yaşanmıştı.

Ejderhalar arasında, özellikle de genç ejderhalar arasında oldukça yaygın görülen bir olaydı bu.

Bir ejderha başka bir ejderhanın bölgesine girdiğinde gerçekleşebilecek iki olası senaryo vardı.

Birincisi, bir bölge kavgasıydı. Savaş çıkar ve kazanan taraf bölgenin kontrolünü ele geçirirdi.

Diğer senaryo ise ejderhaların eşleşmesiydi.

Eğer eşleşen ejderhalar karşı cinslerse, bir süre birlikte yaşar ve soy devamlılığı için yavrulardılar.

Üreme süreci bittiğinde ise erkek olan bölgeyi terk ederdi.

Olası senaryolar yalnızca bu ikisinden ibaretti.

Ancak Göz, Kemik’in bölgesine girdiğinde bambaşka bir şey yaşandı.

Kemik, bu cahil ve genç davetsiz misafiri karşılamak için bizzat çıkıp gelmişti.

Kemik ne bir kavga arayışındaydı ne de bir tartışma çıkarmaya çalışıyordu. Aksine, Kemik oldukça konukseverdi.

“Uzun zamandır bu civarda yaşıyorum. Hadi dost olalım.”

Hiçbir şeyden haberi olmayan Göz ise sadece, “Tamam, teşekkürler,” demişti. Olay bundan ibaretti. Belki de Göz’ün doğrudan saldırmamış olması Kemik’in gardını bir nebze düşürmüştü.

Her halükarda, ikisi bundan sonra bir süre birlikte yaşadılar.

Kemik, Göz ile vakit geçirmek için düzenli olarak yanına gelirdi.

Bazen yanında yiyecekle, bazense eli boş bir şekilde.

Kemik çoğu zaman uçarak gelirdi ama bazen de yürüye yürüye çıkagelirdi. Ama Kemik, Göz’ü görmeye her geldiğinde ona çeşit çeşit hikâyeler anlatırdı.

Çok sevdiği insanlara dair hikâyeler… Ya da sadece bir ejderha olarak yaşama dair kadim bilgelikler…

İnsanların “havadan sudan sohbet” dediği bu şeyler, Göz’ün hayatta kalma yollarını öğrenmesi için hayati birer derse dönüşmüştü.

Normal şartlarda bir ejderhanın kendi başına öğrenmesi yüzlerce yıl alacak şeyleri, Göz Kemik sayesinde öğrenmişti.

Üstelik Kemik ona temel bilgilerin çok daha ötesinde şeyler de öğretmişti.

Diğer yaratıklar, insanlar ve dünyanın dört bir yanına saçılmış gizemli nesneler hakkında hikâyeler…

Kemik muhtemelen diğer ejderhaların bilmediği pek çok şeyi biliyordu.

Çünkü Kemik inanılmaz derecede meraklı bir ejderhaydı.

Ama Göz onu hep yarım kulak dinlerdi.

Dürüst olmak gerekirse bu anlatılanlar pek de ilgisini çekmiyordu.

Yine de Göz, Kemik’i gerçekten çok seviyordu. Çoğu zaman içinden geldiğinde kalkıp Kemik’in yanına giderdi. Kemik ziyarete geldiğinde ise yuvasında ona hemen yer açardı.

Kemik ne onun annesiydi ne de eşi; fakat Göz’ün Kemik’e karşı hissettiği şey, insanların aile sevgisi dediği şeye çok benziyordu.

Kemik onun için bir abla, bir kuzen ya da bir teyze gibiydi.

Sonra bir gün Kemik öldü.

Öylece, bir anda. Katledildi.

Küçücük bir insan tarafından.

Göz keder ve öfkeyle kavruldu.

Var olan her bir insanı öldürmek istiyordu.

Özellikle de Kemik’i öldüren o insanı bulursa, ona işkence ederek canını almak niyetindeydi.

Göz hayatında hiç bu kadar güçlü bir öldürme arzusu hissetmemişti.

Kemik öldüğünde Göz işte böylesine derin bir keder içindeydi.

O günden sonra Göz, rastladığı her insana saldırmaya başladı.

Bu dışarıdan bir intikam gibi görünüyordu… Ama aslında sadece Göz’ün içindeki hırsı ve öfkeyi dışa vurmasıydı.

En sonunda Göz bu öfkeyi ötesine taşımaktan yoruldu.

İnsanları öldürmek Kemik’i geri getirmeyecekti ki. Üstelik çoğu insanın Kemik’in adını bile duymadığı anlaşılıyordu. Ayrıca insanların karşı koymaya çalışması da can sıkıcı bir hal almaya başlamıştı.

Yine de o saplantı zihninden hiç silinmedi.

Evet, Göz buna takılıp kalmıştı.

Bütün insanlara değil.

Sadece Kemik’i katleden o tek kişiye.

Göz diyar diyar gezip onu aramıyordu. Onu bulmayı da beklemiyordu.

Ama bugün… Göz onu bulmuştu.

Üstelik o insan, Kemik’i nasıl katlettiğiyle böbürlenmeye başlamıştı bile.

Fakat Göz, hikâyenin tamamını dinledikten sonra ne hissedeceğini asla tahmin edemezdi…

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla