Orc Eroica Cilt 5 – Bölüm 10 / İsyan

İsyan

Olay, besi insanları ve succubusların birlikte gerçekleştirdiği egzersiz seanslarının başlamasından birkaç gün sonra patlak verdi.

“Görünüşe göre bir karmaşa çıkmış.”

Bash tam da kafeteryanın bahçesinde Ludo’yu eğitmeyi bitirmiş, kısa bir mola vermeye karar vermişti.

Duvarın diğer tarafından aniden yükselen bir patırtı duyuldu.

Bahçeye hafif, tatlı bir koku yayılmaya başladı; Bash’in yakınında antrenman yapan besi insanları da kendi aralarında fısıldaşmaya koyuldular.

“… Duvarın öteki tarafında muazzam sayıda succubus toplanmış.”

“Festival gibi bir şey mi?”

“Hayır, pek öyle görünmüyor. Hepsinde sanki… Cinnet geçirmiş gibi bir hal var.”

“… Festival değil yani, öyle mi?”

diye sordu Bash, bir nebze teyakkuzda.

Ne de olsa tecrübeli bir savaşçıydı. Duvarın dışında katliama hazır pek çok succubus olduğunu gayet iyi biliyordu.

Yine de festivallerde kavga çıkması kaçınılmazdı.

Succubusların kan arzusuyla yanıp tutuşması bir festivalin gerçekleşmediği anlamına gelmezdi.

Bir yandan içkisini yudumlarken bir yandan da o güzelim succubusların birbiriyle dövüşmesini izlemenin fevkalade bir zevk olacağına hiç şüphe yoktu.

“Bir şeyler dönüyor… Lord Bash, lütfen yanımdan ayrılmayın.”

Venus bunu söylerken metal bir muşta çıkarıp eline geçirdi.

Succubuslar çıplak elle dövüşmekten hoşlanırdı ama zaman zaman bu tür silahlar kullananlar da çıkardı.

Bir sonraki an, çok sayıda succubus kafeteryadan dışarı doğru koşmaya başladı; içlerinden biri doğrudan Bash’in yanında duran Venus’ün yanına seğirtti.

“Teğmen Venus!”

“Nedir bu curcuna?!”

“İsyan çıktı! Yemek porsiyonlarının azaltılması yüzünden herkes ayaklandı…!”

Bunu duyan Venus’ün yüzü kireç gibi oldu.

“Peki besi insanlarının tahliyesi ne durumda?!”

“Çoktan başladı. Ancak öfkeli kalabalık kafeteryayı çoktan bastı. Bize burada egzersiz yapan besi insanlarını koruma emri verildi.”

Bash etrafına bakındığında, diğer succubusların egzersiz yapan besi insanlarının etrafını sarmaya başladığını gördü.

Açık alandaki besi insanlarını korumak.

Bu fikir Bash’e gayet makul geldi.

Düşmanı gözünle görmeden, yeni bir bilgi gelene kadar mevziyi koruyup savunmada kalmak en mantıklısıydı.

Hele ki korunması gereken birileri varsa bu kural daha da geçerliydi.

Birlikler hareket halindeyken savunmasız olurlardı.

Ancak besi insanları, belki de yaptıkları egzersizin gazıyla söz dinlemiyordu. Duvarın ötesinden gelen tatlı kokuya kapılmış gibiydiler, hatta kendilerini koruyan succubusların kalçalarını okşamaya bile yitişiyorlardı.

“Lord Bash, siz de şuraya geçin lütfen. Succubus olduklarını biliyorum ama bu arbedede genç olanların size musallat olmayacağının garantisini veremem. Başınıza bir şey gelirse kellamdan olurum.”

Venus bunu nazikçe ifade etmişti ancak işin aslı, Bash bile bir succubusa karşı zafer kazanamayacağını biliyordu.

Fakat bunda utanılacak bir şey yoktu.

Dünyanın düzeni böyleydi işte.

Succubuslar erkeklerin iliğini kemiğini kurutup öldürmekte uzmanlaşmıştı.

Eğer bir succubus ciddiyetle saldırırsa, ne Bash ne de başka bir ülkenin Kahramanı ona karşı durabilirdi.

“Bir dakika, Ludo hâlâ dönmedi mi Patron?!”

“Çırak mı…? Nereye gidiyorsun?!”

“İşemeye gitmişti!”

Doğru ya, Ludo antrenmanı yeni bitirmiş ve rahatlamak için kafeteryaya girmişti.

Normalde doğrudan toprağa işer geçerdi fakat burası succubus diyarıydı; bir erkeğin mahrem yerini ulu ortada sergilemesi kesin bir ölüm demekti.

Hiç şüphesiz kafeterya binasının içindeki tuvaletleri kullanmaya gitmiş olmalıydı.

Birinci katta yemek yemeye gelen pek çok succubus vardı, bu yüzden muhtemelen ikinci veya üçüncü kattaki tuvaletlere yönelmişti.

“Gidip ona bakacağım Patron!”

“Ah, peri Zell, lütfen bekle! Muhafızları çağıracağım…”

Fakat Zell, Venus’ü dinlemeden ok gibi fırlayıp gitti.

Bash, periyi durdurmak için kılını bile kıpırdatmadı.

Böyle aniden gelişen durumlarda, körü körüne hareket etmektense önce bilgi toplamak en doğrusuydu.

Keşif konusunda uzman olan peri hızla gözden kayboldu.

Zell’in Ludo’yu bulması en hayırlısı olurdu.

Zell onu bulamazsa, Bash’in ne kadar çabuk ya da ne kadar çok aradığının bir önemi kalmazdı zaten.

“…”

Bash oturdu, bakışlarını kafeteryaya dikti ve sadece bekledi.

Bu sırada çitler aşılmış, isyancılar içeri doluşmaya başlamıştı.

Ancak Venus da dahil olmak üzere muhafızlar durumla ilgileniyordu.

İsyancıların çoğu savaşa pek katılmamış gençlerden oluşuyor gibiydi.

Muhafızların her biri tecrübeli birer savaşçı gibi görünüyordu ve isyancıları birer birer bastırmayı başarıyorlardı.

Kalabalık sayıca ezici bir üstünlüğe sahip olsa da muhafızların pes etmeye niyeti yoktu.

Bash gözlerini oradan çekip bakışlarını yeniden kafeteryaya çevirdi.

Çatıda güçlü bir ışık parıldıyordu.

Bu tanıdık bir ışıktı.

Bir peri acil durum SOS sinyali gönderdiğinde yayılan o ışıktı.

Bash bir anda ayağa fırladı.

Önüne çıkan succubusları bir kenara savurup çatışmanın ortasından yararak binaya doğru hızla atıldı.

İkinci katın pencere pervazına basarak gövdesini yukarı çekti. Yumruklarını duvara savurup basamak niyetine oyuklar açarak tırmandıkça tırmandı.

Göz açıp kapayıncaya kadar çatıya ulaştı.

“Patron!”

Peri anında belirip Bash’in yüzünün burnunun dibinde süzülmeye başladı.

Bash, Zell’e tek bir kelime bile edemeden bakışları çatıda yaşanan sahneye takılıp kaldı.

Gördüğü manzara neredeyse kıskanılacak türden bir şeydi.

Karşısındakilerin hepsi genç succubuslardı.

Küçük göğüsler, minyon bedenler, narin uzuvlar.

Kız kılığındaki bu yaratıklar genç bir erkeğin etrafını sarmıştı.

Oğlan dizlerinin üstüne çökmüş, gözleri boş boş bakıyordu. Büyü altına girmiş birinin o tipik dalgın ifadesi yüzüne oturmuştu, üstelik belden yukarısı çoktan soyulmuştu.

Onu çevreleyen succubuslar da keza…

“… Hey, ihtiyar. Sen de kimsin be?”

Bash’e kenetlenmiş olan gözler yırtıcı birer avcının gözleriydi.

Çatıya yoğun, pembe bir sis çökmüştü bile ve succubusların gözleri kor gibi kırmızı parıldıyordu.

Bash gözlerini sımsıkı yumdu ve nefesini tuttu.

Ardından Ludo’ya doğru atıldı.

“Kyaaa!”

“Ne oluyor be?!”

“Şu moruk üzerimize koşuyor!”

Succubusların çığlıklarını duyan Bash, Ludo’yu kaptığı gibi göğsüne bastırdı.

Ancak oradan kaçmaya yeltendiği anda başı döndü ve dizlerinin üzerine çöktü.

“Guh…”

İçinde hayvani bir şehvet alevlendi; gözlerini açıp etrafındaki succubusların sergilediği o çıplak teni doya doya izleme arzusu zihnini kurcalamaya başladı.

Anlaşılan çatıya ulaşana kadar o pembe sisten fazlasıyla solumuştu.

Gayet doğaldı elbette. Succubuslar sadece çatıda değil, tüm kafeteryada dövüşüyor ve o pembe sisi her yere yayıyorlardı.

“Hmm?”

“Neyin var moruk?”

“Yoruldun mu yoksa?”

“Biraz dinlen işte, olmaz mı? Canını yakmayız.”

“Hey, kapatma gözlerini. Bak bize. Tamam mı?”

Succubusların tatlı sesleri Bash’in kulaklarını okşuyordu.

Bash, Ludo’yu korumak için büzüldü; nefes almamaya çalışarak bağırmayı denedi.

“Zell!”

“Anlaşıldı Patron!”

Peri anında karşılık verdi.

Bash o an Zell’i göremiyordu.

Ancak çıkan seslerden bir savaşın patlak verdiğini anlayabiliyordu.

Zell tecrübeli bir savaşçıydı fakat perilerin temel saldırısı büyüye dayanırdı, succubusların ise büyü direnci oldukça yüksekti. Bash seken saldırı seslerinden bu genç succubusların savaşa pek alışkın olmadığını sezebiliyordu ama yine de bire karşı beş kişiydiler. Zell azınlıkta kalmıştı.

“Kya!”

“O da ne? Bir peri mi? Çekil yolumuzdan!”

“Kes artık şu havaları da çırpınmayı bırak! Birazcık tadına baksak ne çıkar yani?!”

“Kraliçe ile muhafızları tıkınmayı biliyor ama! Biz niye arada bir ufak bir ziyafet çekmeyelim ki?!”

Succubuslar hırsla çığlık atarak dört bir yana koşturuyor, az önceki o tatlı, edalı tonlarından eser kalmıyordu.

“Mantığınız yerlerde sürünüyor!”

Normalde Zell özgürce uçup büyüler yağdırabilir, bu acemi succubusları çocuk oyuncağı gibi harcayabilirdi.

Ancak Bash ile Ludo’yu arkasında korumaya çalışırken bunu pek beceremiyordu.

Periler birilerini korurken dövüşmeye uygun yaratıklar değildi.

“Gah!”

“Yakaladım!”

“Öldür şunu! Kopar kafasını!”

Bash bunu duyduğu anda gözleri yuvalarından fırladı.

Yoldaşını ölüme terk eden bir adam, Ork Kahramanı unvanına layık olamazdı.

Bash yerinden fırladı ve yumruğunu Zell’i tutan succubusa indirdi.

Fakat belki Zell’e zarar gelmesinden korktuğundan, belki de pembe sisin etkisinde kaldığından yumruğunu sakınmıştı.

Yoksa Bash her zamanki vuruşlarından birini yapsaydı succubusun üst gövdesi patlayıp giderdi. Aslında olan şuydu: Yaratık yalnızca geriye doğru yuvarlandı ve çatının kenarında çırpınmaya başladı.

Zell onun elinden sıyrılıp tekrar havaya yükseldi.

Fakat Bash’in elinden gelenin en iyisi ancak bu kadardı.

“Kalk! Bak bana! Gözlerimin içine bak! Bak! Bana bak!”

Bash yoğun pembe sisi içine çektikçe hareketleri yavaşladı; o sırada succubuslardan biri önüne doğru süzüldü.

Doğrudan o kor gibi kırmızı, parıldayan gözlerin içine baktı.

“… Guh!”

“Kıkır kıkır. Moruk, pek de tatlıymışsın. Seni gerçekten sevdim. Ve bana vermeni istediğim bir şey var… Hem de gani gani. Tamam mı?”

Succubusun tatlı sesi Bash’i efsunlamaya başlamıştı.

Hiçbir erkek bu sese karşı koyamazdı. Hangi ırktan olursa olsun hiçbir erkek…

“Hayır!”

Bir sonraki an, Bash ile succubusun arasına fırlayan bir gölge göz temasını kesti.

Bu Luca’ydı.

Kafa atar gibi kafasını Bash ile succubusun arasına sokarak daha fazla temas kurulmasını engelledi.

Doğru ya. Succubus büyüsü kadınlar üzerinde işe yaramazdı.

“‘Dikenli Lanet’!”

Luca asasını succubusa doğrulttu. Fışkıran dikenler succubusun bedenini sarıp sarmalayarak hareket etmesini engelledi.

“Ne oluyor be?! Seni geveze velet! Çekil yolumdan! Geberteceğim seni!”

“Ne Lord Bash’e ne de ağabeyime el sürmenize izin vermem!”

“Şu kadını başımızdan defedin! Öldürün şunu!”

“Hemen!”

“‘Dikenli Lanet’! … Gah!”

Ancak Luca sıradaki succubusu bağlamak üzereyken, biri saçından yakalayıp onu yere savurdu.

Başka bir succubus üzerine çıkıp kollarını Luca’nın boynuna doladı.

Ve bir succubusun kor gibi yanan kırmızı gözleri bir kez daha Bash’inkilerle buluştu.

Bash artık gözlerini kapatamıyordu.

Büyülenmiş beyni buna izin vermiyordu.

“Flaş Büyüsü!”

Zell bir süzülüşle geri döndü.

Kör edici bir ışık succubusun görüşünü darmadağın etti.

Succubus gözlerini yumup kafasını öteye çevirdi.

“Gah!!!”

Zell saf bir ışık mermisine dönüşerek diğer succubuslara doğru uçtu.

“Kımıldama peri! Bu kızın ölmesini istemiyorsan tabii!”

Zell, Luca’nın ensesinden yakalandığını görünce olduğu yerde kalakaldı.

Zell tereddütte düştü. Luca’yı kurtarmaya mı çalışmalıydı? Yoksa geri mi çekilmeliydi?

İstemeye istemeye ikincisini seçtiler ama perinin öylece teslim olmaya niyeti yoktu.

Zell kendine has o uzmanlık alanını devreye soktu… Çene çalma sanatı.

“Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz yahu?!”

Zell sesini yükseltti.

Ve her zamanki geveze edasıyla konuşmaya başladı…

“Succubusların izinsiz olarak diğer ırklardan insanları yemesi yasaktır, değil mi? Üstelik Lord Bash succubusların velinimetidir! Anlıyor musunuz?! Kraliçe küplere binecek! Ah, haliniz ne olacak böyle? Bak şimdi, biliyorum! Sadece bir fırça yemekle kurtulsanız yine iyi ama bu gidişle idam cezası bile alabilirsiniz! Ama sorun değil. Şimdi durursanız ben arkanızda dururum, sizi kollarım! Yalama olmakta, yalvarmakta üstüme yoktur! Bu işin piriyimdir ben!” Birkaç kraliçeyi bile parmağımda oynatırım ben…”

“Kimin umurunda?! Karnımız aç bizim! Bir de üstüne şimdi bizi spora mı zorluyorlar?! Yurine! Çabuk ol da efsunla şu orku, indir pantolonunu!”

Succubuslardan biri gözlerini oğuşturarak ayağa kalktı.

Görüşü Zell’in kör edici ışını yüzünden hâlâ kendine gelememiş olsa da sürekli gözkırparak Bash ile göz teması kurmaya çalıştı.

Bash kıpırdayamıyordu, tamamen efsunlanmanın eşiğindeydi… Pembe sisten daha da fazla içine çekti, zihni artık iyice bulanıklaşmıştı.

Buna karşılık Bash’in küçük generali son derece canlıydı; sanki kendi aklı varmış gibi önündeki succubusa doğru atılmak için yanıp tutuşuyordu.

Succubus, gözleri kırmızı kırmızı parlayarak Bash’in tepesinde dikildi.

Artık Bash’i kurtaracak kimse kalmamıştı.

“Kesin şunu, sizi budalalar!”

Hayır, biri vardı.

Çatının girişinde bir succubus duruyordu.

Pembe saçlı, küçük göğüslü biriydi.

Bir nevi çocuksu görünüyordu fakat Bash’e saldıran genç succubuslara kıyasla çok daha olgun ve büyüleyici bir havaya sahipti.

Tek kanadı ve yırtık kuyruğu, uzun bir savaş geçmişine işaret ediyordu.

“Ayy! Venus bu!”

“N-ne oluyoruz ya…? Bak şimdi, biz sadece…”

Venus öfkeyle parlayan gözlerle Bash’in yanına kadar yürüdü ve önünde diz çöktü.

“Lord Bash, bu yaşananlar için çok özür dilerim.”

Ancak efsunlanan Bash, Venus’a sadece şehvetle bakmakla yetindi ve hiç cevap vermedi.

Venus acı dolu bir ifadeyle başını çevirdi ve yavaşça arkasını döndü.

Yüzündeki ifadeyi gören diğer succubuslar gayriihtiyari bir adım geri çekildi.

“Sizi aşağılık pislikler! Bu adam biz tüm succubusların velinimetidir. O olmasaydı doğmamış olurdunuz bile. Bunun farkında değil misiniz gerçekten?”

Succubuslar cevap vermeyince Venus devam etti.

“Aç olduğunuzu biliyorum elbette. Kendinizi tutmak için zorladığınızı da biliyorum. Anlıyorum. Bizler yetişkiniz… Ama ne olur, bu adama bunu yapmayın. Yalvarırım, savaşta kurtardığı succubusların soylu bir ırk olduğu gerçeği lekelenmesin.”

Venus’un sözlerini duyan herkes onun son derece samimi olduğunu anlayabilirdi.

Bir succubusa yakışacak şekilde tatlı bir tonla konuşuyordu ama sesinde içtenlik ve çaresiz bir acele de vardı.

Sanki onların çektiği acıyı anlıyor ama dinlemelerini, anlamalarını istiyor gibiydi… Aşılmaması gereken belli bir çizgi olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

“Aman, kapa çeneni! Ne olmuş yani soyluysak?!”

Ancak sözleri genç succubusları zerre etkilemedi.

“Aç kalan siz değilken böyle konuşması kolay tabii!”

“Tıkınan sizsiniz, sonra da BİZE mi nutuk çekiyorsunuz?”

Venus ağlayacakmış gibi derin bir nefes aldı, önce yere baktı, ardından gözlerini tekrar kaldırdı.

İfadesiz gözlerle konuştu.

“Öyle olsun bakalım.”

Venus’un tekmesi doğrudan succubuslardan birinin suratanın ortasında patladı.

Boğuk bir ses duyuldu ve genç succubus dizlerinin üzerine çöktü.

“Guh!”

Başka bir ırktan biri bu tekmeyle dengesini kaybederdi ama Venus tek kanadını çırparak kendini sabitledi ve pürüzsüz, akıcı bir hareketle yumruğunu diğer succubusun sıska göğsüne geçirdi.

Tok bir ses yükseldi ve succubus anında kan kustu.

Luca’nın üzerine çıkan succubus bunu gördü ve aceleyle ayağa kalkmaya çalıştı ama yetişemedi.

Venus döner bir tekme savurdu, şiddetli bir çatırtı koptu ve succubusun gözleri kaydı, ağzından köpükler saçılmaya başladı.

Luca’nın büyüsüyle bağlanan diğer iki kişi ise gözlerinin önünde yaşanan bu vahşet karşısında sararıp soldu.

“Ah, benim bir suçum yoktu…! Ben sadece Yurine’e uyuyordum…”

“Benim de! Ben de işin içinde değildim! Hatta ben karşı çıkmaya çalışmıştım…”

Venus, öfke ve hayal kırıklığıyla kararmış gözlerle ikisine dik dik baktı.

“Hiçbir haysiyetli succubus, ölmüş yoldaşını kendine canlı kalkan etmez.”

Ardından Venus ikisinin de boynuna birer el darbesi indirerek omuriliklerini kırdı.

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla