Orc Eroica Cilt 4 – Bölüm 8 / Düğün Mekânı

Düğün Mekânı

BEŞİNCİ BULUŞMA VEYA SONRASINDA, EĞER BİR KIZ SENİ LOŞ VE ARZULU BİR ATMOSFERİ OLAN BİR YERE DAVET EDİYORSA, ONA YAKINLAŞMA FIRSATININ GELDİĞİNİ ANLAYABİLİRSİN!

O gün Bash’e bir mektup ulaştı.

Zarf, kenarları altın işlemeli iyi tabaklanmış bir deridendi ve üzerinde hayvamsı kraliyet ailesinin arması ışıldıyordu.

İçinde altın varakla kaplı kalın bir kâğıt vardı.

Üzerinde ise şunlar yazılıydı:

Yarın, ablam olan üçüncü prenses Innuella’nın düğünü gerçekleşecek.

Herkesin kutsadığı bir izdivaca erdiği için ablamı kıskanıyorum.

Bir gün seninle benim de… Yani, ne demek istediğimi anlıyorsundur. Fakat diğer ablamların hepsi orklara kin besliyor.

Eğer seninle evlenirsek, ailemiz seni arasına kabul etmeyecektir. Birlikteliğimiz kutsanmayacak.

Dolayısıyla hiç değilse bu mutlu günde, dolunay altında buluşalım.

Dolunay muhakkak bizi kutsayacaktır.

Innuella’nın konuşması başladığında Kutsal Ağaç’ın altında benimle buluş.

Bu satırları, hem orkların hem de hayvamsıların refahını dileyerek yazıyorum.

Silviana

Eğer Bash ile Zell durumdan habersiz olsaydı, bu mektubun ne anlama geldiğini asla kavrayamazlardı. En fazla, Silviana’nın Kutsal Ağaç’ın altında konuşacak önemli bir meselesi olduğunu düşünürlerdi.

Fakat ellerinde o dergi vardı.

Evet, dergide hayvamsıların kendine has o örtük dilinin arkasındaki gerçekler tüm detaylarıyla anlatılıyordu.

“Patron…”

“Biliyorum.”

“Nihayet o büyük gün geldi çattı.”

“Evet…”

Bu mektupta iki kilit ifade vardı.

Silviana dolunay altında buluşmaktan ve ayın kutsamasından bahsetmişti.

Dolunay çiftleşme dönemini simgelerdi, ayın kutsaması ise gebe kalmak anlamına geliyordu.

Satır araları okunduğunda, kadın şu an kızgınlık döneminde olduğunu ve Bash’in çocuğuna hamile kalmak istediğini açıkça ilan ediyordu.

Bu bildiğin çiftleşme davetiydi!

Bunda en ufak bir şüpheye yer yoktu. Nitekim dergide de tam olarak böyle yazıyordu.

“Patron, son bir kez daha üzerinden geçelim.”

“Pekala.”

“Dergi diyor ki, hayvamsı bir kadın kızgınlık döneminde diye sakın ha havalara girmeyesin. Bu senaryoda hatunu nikah masasına oturtma ihtimalin çok daha yüksek olsa da, tam bu aşamada reddedilenlerin sayısı da az değilmiş. Bunu aklından hiç çıkarmamalısın.”

“Elbette.”

“Bir de…”

Zell birdenbire derginin son sayfasına göz gezdirdi.

Orada insanın içini karartan bir şey yazılıydı…

Fakat şimdi bunu dert etmenin hiçbir anlamı yoktu.

Bu yüzden Zell o kısmı bilerek görmezden geldi.

Yazılanların özü aşağı yukarı şöyle bir şeydi… Bunu askeri bir harekât gibi düşünelim. Farz et ki karşına tıpkı Bash gibi muazzam derecede güçlü bir rakip çıktı. Bütün ordun darmadağın olabilir.

İnsan böyle bir ihtimalin varlığından haberdar olmalıydı ama elinde buna karşı bir tedbiri olmayan birinin boşuna kaygılanması yersizdi.

Aslında Bash dahi derginin son sayfasında bahsedilen bu ihtimalin farkındaydı.

Yine de zafer şansının zayıf göründüğü çetin bir rakiple karşılaşsa bile mertçe savaşmaya devam edecekti.

“Öyleyse yarına kadar her şeyin üzerinden tek tek geçelim! Önce yirmi ikinci sayfadan başlıyoruz. ‘Atmosfer ne kadar ateşli olursa olsun, nezaket kurallarını asla elden bırakmamalısınız! Hayvamsı Görgü Kuralları 101’!”

“Anlaşıldı!”

Bash savaşa hazırlanır gibi elinden gelenin en iyisini yapacaktı.

İkisinin de elinden gelen tek şey buydu.

Lycaon Sarayı, hayvamsıların başkenti Lycant’ın tam merkezinde kuruluydu.

Katılımcılar arasında neredeyse her ırktan temsilci vardı.

Hayvamsılar, insanlar, elfler, cüceler.

Kertenkele adamlar, Succubus’lar, Harpy’ler, ogre’lar, periler ve hatta iblisler bile gelmişti.

Davet edilmeyen tek ırk orklardı.

Yine de sözde davetiye gönderilmemiş olmasına rağmen orada bulunan bir ork vardı. Ve yüzünde son derece rahat, tasasız bir ifade taşıyordu.

Gerçek şu ki Bash’e resmen bir davetiye gönderilmişti. O da davetiyesini elinde gururla tutarak buraya gelmişti.

“Hmm. Demek Ork Kahramanı da burada.”

“Hayvamsıların bir orku kapı dışarı edecek hali yoktu ya.”

“Tabii ki edemezler. Sıradan bir ork olsa neyse. Ama bu adam Ork Kahramanı.”

“Gidip bir selam vermek isterdim ama…”

“Iıı şey…”

“Bir Ork Kahramanı’nın yanına gidip laf atmak gerçekten akıl kârı mı ki…?”

Bash ile konuşmaya cesaret edebilen konuk sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu.

Yedi Müttefik İttifakı mensupları, uzaktan Bash’e kaçamak bakışlar atarken bilhassa huzursuz görünüyordu.

Bash’in savaş meydanındaki başarıları öyle muazzamdı ki, her ülkenin seçkinleri bile onun karşısında çekiniyordu.

Ya da belki de sırf “seçkin” oldukları için çekiniyorlardı.

Şehrin kıyısındaki bir meyhanede yahut arena dövüşünün hemen ardından karşılaşmış olsalar, hiç şüphesiz güle oynaya Bash’in yanına yanaşır, ona savaş zaferleri hakkında sorular yağdırırlardı.

Ancak ne zamanı ne de yeriydi.

Burası hayvamsı kraliyet sarayıydı. Üçüncü hayvamsı prensesi Innuella’nın düğün alanıydı.

Oradaki herkes kendi ülkesinin diplomatik temsilcisi olarak bulunuyordu. Şu an Bash’e hayran gözlerle bakıp şebeklik yapacak durumda değillerdi.

Nitekim hayvamsı kraliyet ailesinin büyük kısmı orklardan ölesiye nefret ediyordu.

Bir hayvamsı düğününde orkun tekiyle samimi olmak, büyük bir tepkiyi ve kınamayı üzerine çekebilirdi.

“Hmm? Kim bu?”

Bir figür Bash’e doğru yaklaşıyordu.

Yanındaki bir refakatçiyle birlikte gelen küçük cüsseli biri, gelip Bash’in yanında durdu.

“Hmm?”

Bu bir elfti.

Herkesin yakından tanıdığı bir elf.

Elfler ile orklar arasındaki kanlı geçmişi bilenlerin yüreği ağzına geldi, salondaki gerilim bir anda tırmandı.

“Ha? Ho! Vıkır tıkır!”

Elfin ağzından garip sesler dökülüyordu.

Biraz daha yakından bakılınca, elfin ağzının tıka basa dolu olduğu anlaşılıyordu.

Mekândaki ziyafet masası envaiçeşit yemekle dolup taşıyordu ve bu elf, yemekleri birbiri ardına midesine indiriyordu.

Yanakları bir sincabınki gibi şişmişti.

Ne büyük bir açgözlülük.

Ancak salondakilerin aksine, Dört Yüz Yıl Önceki Büyük Kıtlık dönemini hatırlayan pek çok elf vardı.

O devirde elfler, haftalarca tek bir lokma bile yiyemeden yaşamak zorunda kalırlardı. Önlerine yiyecek çıktığı an ellerine ne geçerse silip süpürmezlerse kesinlikle açlıktan ölürlerdi.

Fakat bugün o salonda, o kıtlığı bizzat yaşamış tek bir canlı elf vardı.

“Yıldırım Sonia’ya benziyor.”

“… Dediğinden tek bir kelime bile anlamadım Patron. Tam olarak ne yapıyor bu kız?”

“Yemek yiyor gibi görünüyor.”

Elf hatun, Yıldırım Sonia, gözlerini devirip lokmalarını çiğnerken hızlı hızlı bir şeyler mırıldanıyordu.

Yanındaki elf kadın ise bir yandan Sonia’nın ağzını siliyor, bir yandan da üstündeki kırıntıları temizliyordu.

Anlaşılan Yıldırım Sonia, Bash’in yanına bilerek ve isteyerek gelmemişti. Sadece masaları sırayla gezip otlanırken tesadüfen onun dibinde bitivermişti.

“Mmm…”

Sonia’nın yanındaki elf kadını görmek Bash’in kalbini küt küt attırdı.

Gerçi şu an gözü başka bir kadındaydı ama elfler tam olarak Bash’in tipiydi ve çapkın bakışlarına engel olamıyordu.

“… Ah, bu Kahraman Ork Bash!”

Yanındaki elf kadın da son derece güzeldi; tam da Bash’in ağzına layık bir güzellikti.

Ancak kafasında… küçük beyaz bir çiçek şeklinde bir saç süsü vardı.

Beyaz bir çiçeği simgeleyen…

küçük beyaz taşlarla süslenmiş gümüş bir klips.

Ve bu süs, Bash’e bu kadının evli olduğunu düşündürdü.

Fakat Bash’in bilmediği şey, bu özel saç süsünün kardelen adı verilen bir çiçek şeklinde yapılmış olduğuydu.

Çiçeklerin dilinde kardelen, “Ölümünü diliyorum” anlamına geliyordu.

Yani elf ordusu suikast biriminin resmi simgesiydi.

“… N-ne var?”

Kadın, yüzü kaskatı kesilerek Bash’e baktı.

Eli kıyafetinin içindeydi, bir hançeri sımsıkı kavramıştı ve gergin bir tetikte bekleme duruşuna geçmişti.

Ork tek bir yanlış hamle yaparsa gözünü kırpmadan dövüşecekti… Yine de Bash’e karşı kazanabileceğinden hiç emin değildi, bu yüzden bayağı paniklemişti.

“Hey, yardımcıma öyle bakıp durma. Anlıyorum, suikast mangasından birini görünce temkinli davranıyorsun. Ama savaş bitti, anladın mı? Hem geçen gün bu kız biraz arıza çıkardı, o yüzden şu an onu gözümün önünden ayırmıyorum. Pençelerini onun üzerine geçirip canını yakmana izin vermem.”

Yıldırım Sonia’nın bu sözleri üzerine Bash bakışlarını başka yöne çevirdi.

Zaten evli bir kadının peşine düşmek gibi bir niyeti yoktu.

“Uzun zaman oldu Lord Bash.”

“Öyle. Son karşılaşmamız Shiwanashi Ormanı’ndaydı, değil mi?”

“Hı-hı. Bak, ben buraya kutlama yapmaya geldim… Yani sanırım yeğenim sayılır? Aconitum’dan bahsediyorum. Shiwanashi Ormanı’nda yardım ettiğin çocuk hani, hatırladın mı? İlk başta ben de kimliğimi gizleyeyim demiştim. Başımda çok fazla şamata kopsun istemiyordum. Ama dediğim gibi, küçük bir olay çıktı ve şıp diye yakalandım. O yeğenim olacak bücür de… Tutturdu ‘Yıldırım Sonia, bu kadar zahmete girmene hiç gerek yok. Sadece takıl ve keyfine bak’ diye. Biraz daha minnettar olabilirdi! Altını temizlediğim o kadar zamanın hatırına be! Gerçek anlamda söylüyorum bunu! Bebekken bezlerini ben değiştiriyordum onun! Gerçekten, akıl alır gibi değil…”

“… Anlıyorum.”

“Neyse, seni de burada görmek beni şaşırttı doğrusu. Yanlış anlama sakın. Aslında burada olman bana son derece mantıklı geliyor. Gerçi altı prensesin pek hoşuna gitmemiş olabilir. Yine de Kahraman Leto’ya karşı savaşan son savaşçı sendin. Burada olman kesinlikle bazılarının bam teline dokunuyordur.”

Bash’in kafası karışmıştı.

Yıldırım Sonia onunla kırk yıllık dostuymuş gibi konuşuyordu ama o bu kızla hiç bu kadar samimi olduğunu hatırlamıyordu.

Evet, vaktiyle ona evlenme teklif etmişti. Ama kız onu reddetmişti. Bash aralarındaki ilişkinin orada bitip gittiğini sanıyordu.

Yoksa bütün elf kadınları kendilerine evlenme teklif eden erkeklerle böyle dostane bir ilişki sürdürmeye mi çalışıyordu?

Her halükarda, Bash için pek de sorun değildi.

Yıldırım Sonia onu reddetmişti, evet ama yüzü hâlâ bakmaya doyumsuz bir güzellikteydi.

Her zamanki gibi güzel, sevimli ve can yakıcı derecede tatlıydı. Hatta o kadar tatlıydı ki, Bash bakirliğini onunla bozabilseydi hayatının geri kalanında başka hiçbir kadınla birlikte olmamaya seve seve razı gelirdi.

Böyle bir güzellikle sohbet etmek hiç de zoruna gitmiyordu.

Yine de biraz şaşkındı. Tanıdığı Yıldırım Sonia hiç de böyle bülbül gibi şakıyan biri değildi.

“… Vay be. Bu kadar geveze olduğunu hiç bilmiyordum Patron.”

“Biliyorum, şaşırtıcı. Hep aksi ve huysuz biri gibi dururdu.”

“Hey, sizi duyabiliyorum herhalde! Ama neyse, ne haliniz varsa görün. Bugün benim için de mutlu bir gün. Sanırım o yüzden çenem biraz fazla açıldı, anlarsınız ya?”

Yıldırım Sonia yanındaki elf kadına, Bougainvillea’ya bakıp gülümsedi. Ancak Bougainvillea’nın kafası karışmış gibiydi.

Onun tanıdığı Yıldırım Sonia zaten her zaman çenesi durmayan biriydi.

Hatta Sonia’nın bu Kahraman Bash ile her zamanki rahatlığıyla patavatsızca konuşuyor olması kadını bayağı endişelendiriyordu.

“Şey, Yıldırım Sonia… Bu adamla, yani Lord Bash ile yakın mısınız acaba?”

“Hmm? Yok canım, o kadar da yakın olduğumuz söylenemez. Ama yani, savaş bitti sonuçta. Ona dostça davranmamak için bir sebebim yok, değil mi? Bundan sonra hepinizin iyi geçinmesi en iyisi, öyle değil mi ama?”

Yıldırım Sonia sırıttı ve şaka yollu Bash’in koluna vurdu.

Bu öylesine yapılan temas, Bash’in bakir bedeninde alev alev bir yangın tutuşturdu.

Eğer kız onu zamanında reddetmemiş olsaydı ya da Bash kafayı çoktan başka bir kadına takmış olmasaydı, daha oracıkta saf değiştirip Yıldırım Sonia takımına geçebilirdi.

Ufacık bir dokunuş bile arzuyla tutuşmasına yetip de artıyordu. Bakirlik ne acınası bir şeydi böyle.

“…”

Yine de Bash istikrarını korudu.

Hedefi Yıldırım Sonia değil, bir başkasıydı.

Hedefini gözden kaçırıp çoktan üzerini çizdiği bir kadın yüzünden aklını çelmeye hakkı yoktu.

Ama kadının dokunuşu onu nutku tutulmuş bir halde bırakmıştı. Yıldırım Sonia’nın eli serin ve yumuşacıktı. Onu daha çok ellemesini istedi. Onunla daha çok konuşmak istedi. Hem de çok, çok daha fazla.

Ancak burada daha fazla kalamazdı.

Bash’in tam zamanında törenden ayrılması ve Silviana’nın yanına gitmesi gerekiyordu. Onu bekleyen şey, Silviana’nın o dolgun ve kıvrımlı vücudunda nihayet bekaretine veda etmekti.

Yine de için için Yıldırım Sonia’nın kendisine bir kez daha dokunmasını arzuluyordu.

Eldeki hatun, ormandaki iki hatundan iyidir… Yani, şey, ormandakinden.

Gitmek istiyordu. Kalmak istiyordu.

İçini iki farklı yöne çeken bu çelişkili duygularla Bash’in yüzü asıldı.

Bunu gören Bougainvillea telaşla başını eğdi.

“Ben… Çok ama çok özür dilerim! Yıldırım Sonia size karşı bir saygısızlıkta bulundu!”

“N-ne demek saygısızlık ya? Sadece omuzuna şöyle hafifçe vurdum. Sert bile vurmadım ki… Yoksa şu Shiwanashi Ormanı’ndaki meseleden mi bahsediyorsun? Tamam tamam, benim hatam. Belki biraz sert davranmış olabilirim. Ama elimden bir şey gelmezdi. Anlıyorsun, değil mi?”

“Hayır. Özür dilemeni gerektirecek bir durum yok.”

Bash, kadının tam olarak ne için özür dilediğini anlamamıştı; kendisine bir açıklama yapılsa bile muhtemelen onu da pek kavrayamazdı. Yine de başını iki yana salladı.

“Aklıma gelmişken, geçen gün sen de epey zor zamanlar geçirmişsin galiba. Altı prenses seni bayağı bir azarlamış. Seni yine rahatsız edecek olurlarsa gelip bana haber ver. Onlara ağızlarının payını veririm. İşini bana bırak, tamam mı? Minyon olabilirim ama iş bitiriciyimdir.”

Yıldırım Sonia ufacık göğsünü kabarttı.

Bash’in bakışları kadının o küçük ama bir o kadar da cazibeli göğüslerine çivilendi, ağzı hafifçe açık kaldı.

Bu hali, dışarıdan sanki Sonia’nın böbürlenmesine bıyık altından gülüyormuş gibi bir izlenim veriyordu.

Etraftakiler, “Yıldırım Sonia ne şanslı, Lord Bash ile ne güzel sohbet ediyor,” diye fısıldaşarak kıskanç bakışlarla onları izliyordu.

Salonda tarif etmesi zor ama pek de olumsuz sayılmayacak bir hava esmeye başlamıştı.

“Her neyse, yine canını sıkacak olurlarsa Kahraman Leto ile dövüştiğin zamanki hikâyeyi baştan sona anlatıver. Belki biraz eski bir mesele ama emin ol olayın aslını öğrenmek içlerini rahatlatacaktır…”

Yıldırım Sonia tam bu öneride bulunuyordu ki, salonun arka tarafından bir curcuna koptu.

“Ooo, bak konuşma vakti geldi galiba.”

“Konuşma mı? Prenses Innuella’nın konuşması mı?”

“Evet. Görünen o ki Aconitum ve Kraliçe de birer konuşma yapacak.”

Prenses Innuella’nın konuşması başlamak üzereydi.

Bu gerçek Bash’in aklını başına getirdi.

Mektupta şöyle yazıyordu: Innuella’nın konuşması başladığında Kutsal Ağaç’ın altında benimle buluş.

Burada dikilip laf kalabalığı yapacak vakti yoktu.

“Aslında Kraliçe’nin konuşma metnini tasarlamasına ben de yardım ettim. Yani öyle abartılacak bir şey değildi ama Leona çok endişeli olduğunu söyleyince ben de birkaç ufak ipucu verdim işte. Zamanında az mı önemli konuşma yaptım, o yüzden böyle bir şey benim için çocuk oyuncağı…”

“Bana müsaade.”

“Aaa, hey, nereye gidiyorsun? Konuşmalar başlamak üzere ama! Yani bana söylemek zorunda değilsin ama… Ah, tabii ya, tuvalet! Deminden beri çişini mi tutuyordun yoksa? Çok özür dilerim! Şerefe kadeh kaldırılacağı zaman burada ol ama, tamam mı?”

Bash, binanın arkasında azametle yükselen Kutsal Ağaç’a doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Ne de olsa bir hanımefendiyi bekletmek ona yakışmazdı.

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla