Orc Eroica Cilt 4 – Bölüm 9 / Kutsal Ağacın Tohumu

Kutsal Ağacın Tohumu

Hayvamsıların Kutsal Ağacı’na yaklaşmak yasaktı.

Ancak bu kural kraliyet ailesi mensupları için geçerli değildi. Asil kan taşıyanların kimseden izin almasına gerek yoktu.

Silviana, pelerinine bürünmüş Carrot eşliğinde Kutsal Ağaç’ın yanına gelmişti. Yolda birkaç muhafızın yanından geçmişlerdi ama muhafızlar onları hiç sorgulamamıştı.

Şu anda Silviana, Kutsal Ağaç’ın önünde dua eden Carrot’ı izliyordu.

İlk defa bir succubus’ın dua ettiğine şahit oluyordu.

Succubus’lar genel olarak vahşi ve şehvet düşkünü yaratıklar olarak bilinirdi.

“… O surat da ne öyle?”

“Ne varmış suratımda?”

“Aznisafik yapıp durduğun o ifadeden bahsediyorum. Bayağı sevimsiz görünüyordu.”

“A-ha-ha, kusura bakmayın. Benim tipim doğuştan böyle.”

“Yüzünün neye benzediği umrumda değil. Dileğin gerçekleştiğine göre, sözünün arkasında durup bana yardım etsen iyi edersin.”

“Hi-hi-hi. Tabii ki, ne demek. Yakında burada olacağından hiç şüphem yok.”

Carrot, o büyüleyici kahkahasını atarak Kutsal Ağaç’a çıkan patikanın girişine baktı.

Derken, heybetli bir gölge belirdi. Bir insana ya da hayvamsıya ait olamayacak kadar devasa bir gölgeydi bu.

Bir iblistense daha küçük…

Bir orka aitti.

Fakat Silviana yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark etti.

Bir terslik vardı. Karşısındaki ork, Bash’ten biraz daha iri görünüyordu. Bash zaten çoğu hayvamsıdan bir boy daha büyüktü; onların gözünde adeta bir devdi.

Ancak bu ork, Bash’ten bile daha cüsseliydi.

Üstelik garip olan bir şey daha vardı.

Ten rengi… Bu ork, Bash’e kıyasla daha mavimsi bir renge sahipti.

Oysa Bash’in teni, sıradan orklara özgü yeşil renkteydi.

O halde gelen Bash olamazdı. Bu bir başkasıydı.

“Carrot…”

Silviana arpasını dönüp ona baktı.

Fakat Carrot sadece gülmeye devam ediyordu.

“… Neler oluyor?”

Silviana’nın zihni bir anda endişeyle kaplandı.

Sırtından aşağı süzülen ürperti, bir şeylerin fena halde yanlış gittiğini fısıldıyordu.

“…!”

Silviana hemen kaçmaya yeltendi.

Ama pek uzağa gidemedi. Ne olduğunu anlayamadan, yüzü sertçe yere yapıştırıldı.

“Aman be, ne kadar da velveleci çıktın… ,” dedi Carrot.

Silviana, Carrot’ın bacaklarına çelme taktığını o an anladı. Şimdi de kollarını arkasında bükmüş, üzerine kurulmuştu.

“Ne…?! Bırak beni!”

“Altı üstı üstüne oturdum. Beni üzerinden silkeleyip atabilmen lazımdı. Belli ki birileri antrenmanları bayağı aksatmış.”

“Kimse yok mu, yardım edin! Muhafızlar! Muhafızlar!”

“Bakar mısın? Boşuna bağırma, gelen giden olmaz. Yolda karşılaştığımız bütün muhafızları tek tek büyüledim.”

Carrot tepesinden onunla dalga geçerken Silviana debelenip durdu ama dirsek eklemleri tamamen kilitlenmişti.

Çaresizce inleyerek bacaklarını savurmaya başladı.

“Ama ben senin dileğini gerçekleştirdim!”

“Evet, sayende Kutsal Ağaç’a bu kadar yaklaşabildim. Hatta şu ufaklık hizmetkârımın da içeri girmesini sağladım. Hem bak ne diyeceğim! Kutsal Ağaç’ın tohumunu da tereyağından kıl çeker gibi söküp aldım.”

Carrot, o büyüleyici tebessümünü yüzünden eksik etmeden, elindeki kırmızı küreyi bir oyuncağı sektirir gibi havaya atıp tutuyordu.

“Bana ihanet mi ettin?!”

“Evet, seni aptal. Pek kafan çalışmıyor, değil mi…?”

Silviana’nın yüzü aptal durumuna düşmenin utancıyla önce kıpkırmızı kesildi, ardından yavaşça sarardı.

Kontrolün tamamen kendisinde olduğuna yürekten inanmıştı.

Bash’i alt etmek için seçebileceği en mükemmel yöntemi seçtiğini sanıyordu.

“Aman, kendine bu kadar yüklenme. Karşındaki Soluk Hırsızı Carrot, unuttun mu? Benim çekim büyüm öyle güçlüdür ki, kadınların bile soluğunu keser.”

“…!”

“Bir erkeğe yaptığım zamanki kadar etkili değil tabii, kabul ediyorum. Ama yine de arzularını coşturmaya, aklını başından almaya ve kalbini savunmasız bırakmaya yeter de artar. Yani her şey senin aptallığından kaynaklanmıyor. O yüzden kendini o kadar da suçlama.”

Kadınlar üzerinde bile etkili olan bir baştan çıkarma büyüsüydü bu.

Normalde böyle bir şeyin var olmaması gerekiyordu.

Silviana’nın zihni, bunun imkânsız olduğunu haykırıp duruyordu. Fakat aklı başında olsaydı, şüphesiz çok daha mantıklı düşünebilirdi.

En azından böyle bir felaketin önüne geçebilmek adına alması gereken temel güvenlik tedbirlerini alırdı.

Düşünmeden hareket etme huyu olduğunu kendisi de biliyordu. İçgüdüsel olarak Carrot’ın sinsi ve tekinsiz biri olduğunu da hissetmişti oysa.

“Bana ne yapacaksın?!”

“Pek bir şey yapmayacağım aslında. Sadece şuracıkta oturup can çekişerek gebermeni izleyeceğim…”

“Guh…!”

Silviana öfkeyle çıldırdı, çırpınmaya başladı.

Ama kendini bir türlü kurtaramıyordu.

Mavimsi ork şimdi tepesinde dikilmiş duruyordu… Gözleri bomboştu ve ağzından salyalar süzülüyordu.

“Dur! Bırak beni!”

“Ama biliyor musun, fikrimi değiştirdim sanırım. Seni sadece geberirken izlemek çok sıkıcı olacak.”

“Ne? Yani…?”

“Hi-hi-hi.”

Carrot’ın laflarıyla birlikte Silviana’nın yüzündeki bütün kan çekildi.

Bu mavimsi orkun onu kirletmesine izin mi verecekti?

Bash’ten öcünü alamadığı yetmezmiş gibi, bedeni ne idüğü belirsiz yabancı bir ork tarafından lekelenecek… Olabilecek en aşağılık rezilliğe maruz kaldıktan sonra da kafası kesilecekti.

Biri için ölmenin en berbat yoluydu bu.

“Neden yapıyorsun bunu?! Ben sana ne yaptım ki?!”

“Efendi Bash… Kahraman Ork… bizim koruyucu meleğimizdir. Hem ona tapmak için sebebi olanlar sadece biz Succubus’lar değiliz. Yedi Müttefık Irk’ın her biri en az bir kez onun sayesinde felaketten kurtuldu. Senin gibi küçük bir sürtük onun dengi olamaz. Anladın mı beni?”

Yavaş yavaş Carrot’ın ses tonu değişti.

İçinde nefrit ve kin barındıran derin, keskin ve boğuk bir sese dönüştü.

“Ona o kadar merhametsizce davrandın, yetmedi bir de onu kandırmaya kalktın. Bunun yanına kâr kalmasına izin verecek değildim. Senin gibilere temiz bir ölüm bile fazla. Hak ettiğin cezayı çekeceksin. Sana ‘keşke daha önce ölseydim’ dedirtecek türden bir ceza hem de.”

Silviana sonunda ejderhanın kuyruğuna bastığını idrak edebilmişti.

Kahraman Ork Bash…

Savaş meydanlarının iblisi, dünyadaki tüm efsanevi harp hikâyelerinin başrolü, envaiçeşit unvana sahip; aklı başında ve bileği güçlü herkesin hem korktuğu hem de saygı duyduğu bir adam.

Herkesin…

Tüm ırkların sert erkekleri ve cengaver kadınları ona hem korku hem de derin bir hürmet besliyordu.

O, girilmedik savaş bırakmamıştı. Hepsinden zaferle çıkmıştı. Ve bu yolda sayısız can kurtarmıştı.

Bütün hayvamsılar Kahraman Leto’ya nasıl tapıyorsa, Yedi Müttefik Irk’ın tüm savaşçıları da Bash’e öyle tapıyordu.

Succubus’lar da buna dahil sayılırdı.

“Ama Efendi Bash gerçekten bir harika, değil mi? Yabancı bir diyara gelip yabancı bir prensesle randevuya çıkma cesaretini gösterdiği halde, tam bir beyefendi gibi davranmayı başardı. Gerçi şimdilerde dergilerde randevu adabı yazıp duruyor ama orklarda romantizm ya da randevu kültürü diye bir şey asla olmamıştır. Kesin böyle bir şeyin yaşanacağını öngörüp önden dersine çalışmıştı. Sıradan orklardan o kadar farklı ki. O… O adeta bir alim.”

Carrot, adeta hülyalara dalmış gibi konuşarak kızardı.

Silviana ise dehşet içinde gözlerini bir oraya bir buraya kaçırıyordu.

Ne yapıp edip bu durumdan sıyrılması gerekiyordu.

Ama kendini bir türlü kurtaramıyordu.

Soluk Hırsızı Carrot, savaşta nam salmış kıdemli savaşçılardan biriydi. İlk bakışta sıradan, hafif meşrep bir kadın gibi görünse de gücü tartışılmazdı. Kas gücü bakımından Silviana ile kıyaslanması dahi mümkün değildi. Silviana bir şekilde sıyrılmayı başarsa bile, Carrot’ın yanında dikilen o güçlü mavimsi orkla baş edebilecek durumda değildi.

Elinden gelen tek şey çenesini çalıştırmaktı.

“Sırf bu yüzden mi bana tecavüz ettirip öldürteceksin?! B-bunu öğrenirse Bash’in gazabından kurtulamazsın, biliyorsun değil mi!”

“Öyle mi dersin?”

“Bana elini bile sürmemeye özen gösterdi! Hayvamsılar ile orklar arasında hiçbir husumet çıkmasın diye azami gayret gösterdi. Ama senin bu yaptığına bak… Onun bütün emeğini ayaklar altına alıyorsun!”

“Ah…”

“A-aynen öyle! B-beni öldürürsen savaş çıkar! Herkes yok olur! Orklar da, Succubus’lar da!”

“Neden bahsettiğinin farkında mısın? Zaten istediğin şey bu değil miydi? … Ama bir hususta hakkını teslim etmeliyim. Efendi Bash bu duruma muhtemelen pek sevinmeyecektir…”

“Aklınla bin yaşa, bak sonunda aynı noktada buluştuk. O yüzden kalk üstümden! Bırak beni!”

Silviana içten içe bıyık altından gülüyordu.

Sırıtışını gizlemek için kendini zor tutuyordu.

Serbest bırakıldığı an düğün alanına koşacak ve her şeyi bir bir anlatacaktı. Bir Succubus tarafından oyuna getirildiğini, bir ork tarafından lekelenmenin eşiğine geldiğini herkese açıklayacaktı.

“Ama Efendi Bash bir ork, biliyorsun değil mi? Olayı ona aynen aktardığımda kesinlikle benim yanımda yer alacaktır. Yani, senin gibi yalancı bir kalpaklı tarafından kandırılmanın eşiğinden döndüğünü öğrenen bir ork ne kadar hiddetlenir, tahmin edebiliyor musun?”

“O-o dediklerine inanırsa tabii!”

“Inanır, hiç şüphen olmasın. Bizim dostluğumuz ta savaş zamanlarına dayanır.”

Carrot, elindeki kırmızı küreyi havaya kaldırırken cilveli bir edayla kızardı.

“Hem Efendi Bash’i arkama almak buradaki tek gayem de değil.”

O kırmızı küre…

Etrafına kutsal bir aura yayıyordu sanki.

Düşününce, Carrot Kutsal Ağaç’a sarılıp öpmeye başlamadan önce elinde böyle bir şey yoktu.

Yoksa onu doğrudan ağacın özünden mi söküp almıştı?

“…!”

Bu ihtimal Silviana’nın kanını dondurdu.

Geri dönüşü olmayan, feci bir hataya imza atmış gibi görünüyordu.

Amacına ulaşmak uğruna her şeyi göze almıştı ama sonunda kendi gururundan çok daha kıymetli bir şeyi tehlikeye atmıştı.

“Bu, Kutsal Ağaç’ın tohumu ve muazzam bir güce sahip. Normal şartlarda ancak Kutsal Ağaç sökülüp yenisi dikileceği zaman elde edilebilir ama bir Succubus’un enerji emme mahareti sayesinde…”

“Kutsal Ağaç’ın tohumu mu…? Onu ne yapacaksın ki?”

“Aslında bir sır ama sana anlatmakta bir sakınca görmüyorum.”

Carrot, dudaklarını Silviana’nın kulağına yaklaştırıp fısıldadı.

Yatakta yapılan o tatlı, mahrem fısıltılar gibi. Birazdan kurbanı olacak kişiye tatlı yalanlar mırıldanır gibi.

“… Efendi Geddigs’i dirilteceğim.”

İblis Kralı Geddigs…

Onun yüzünden Dörtlü İttifak neredeyse yerle bir olacaktı. O ölünce Yedi Müttefik Irk nihayet yenilgiye uğratılabilmişti. Onun ölümü, savaşa nihai noktayı koymuştu.

Savaş tanrısına sunulan son kurbandı o.

Binlerce yıl süren savaş boyunca gelmiş geçmiş en acımasız, en kötücül ve en nefret edilen adamdı.

Eğer diriltilecek olursa…

“Bunu yaparsan… bütün dünya…”

Silviana küçüklüğünü hatırladı… Her şeyden korkarak yaşamak zorunda olduğu o günleri.

Karanlıkta yankılanan çığlıkları hatırladı. Sabah kendisini karşılayan, ertesi gece ise sırra kadem basan hizmetçiyi hatırladı.

Ama günün birinde o kâbus sona ermişti.

Elflerin ve insanların yardımı, Kahraman Leto’nun da üstün çabası sayesinde hayvamsı ırkı yeniden ayağa kalkmıştı.

Silviana o günden beri bir hayvamsı prensesine yaraşır bir hayatın tadını çıkarıyordu.

Ancak şimdi mutlu günlerinin sonuna gelmiş gibi görünüyordu.

Bu kez İblis Kralı Geddigs’i alt edebilecek tek bir kişi bile kalmamıştı. O ulu ve korkunç adamın aynı hataya iki kez düşmesine imkân yoktu.

Bu defa hayvamsı ırkı tamamen yok olacaktı. Tıpkı o zamanlardaki gibi köşeye sıkışacaklar ama bu kez yardıma koşacak tek bir ruh bile bulamayacaklardı. Irklarını bir daha asla doğrultamayacaklardı.

Çünkü Kahraman Leto artık hayatta değildi.

“İçin rahat olsun. Yeni dünyanın halini çok özel bir koltuktan izlemene izin vereceğim. En çok nefret ettiğin ırkın, yani bir orkun karısı olacaksın…”

“Sen… Beni… Bash’e mi vermeyi planlıyorsun?”

“Neden bahsettiğinin farkında mısın sen? Senin gibi kinci ve fesat bir kadının Efendi Bash’e layık görülmesine imkân var mı!”

Carrot’ın gözleri kıpkırmızı parıldadı ve mavimsi ork hareketlendi.

“Hihihi, ben ne harika bir efendiyim böyle. Sadık hizmetkârımı böyle güzel bir eşle ödüllendirebiliyorum ya! … Gagan. Alabilirsin onu.”

Silviana birden serbest bırakılınca güç bela doğrulup ayağa kalkabildi. Fakat umutlanmak için henüz çok erkenydi. Ork kendini üzerine atarak kızı yere serdi.

Gözleri bomboş ve ruhsuz bakıyordu ama kasık bölgesi fazlasıyla şişkindi.

Adeta Silviana’nın başına gelecekleri müjdeler gibiydi.

“Hayır! Bırak beni! Yapma!”

“Hihihi, Gagan ne kadar da mutlu görünüyor. Sahi, onu hizmetkârım yapmadan önce bir prensese tecavüz edip ondan doğacak sürüyle bebeğe babalık etmenin en büyük hayali olduğunu söylemişti… Hayvamsılar her doğumda çok sayıda yavru doğurur, değil mi? Ona bol bol güçlü evlatlar verdiğinden emin ol. Hayallerini gerçekleştir bakalım.”

“Kimse yok mu, biri bana yardım etsin lütfen!”

“Seni duyacak kimse yok buralarda. Burası kraliyet sarayının arka tarafı ve etraftaki bütün muhafızlar artık benim hizmetkârım oldu. Efendi Bash de yakın zamanda buraya gelemez. Tabi şey değilsen… Hey, bakire misin sen? Hımm, belki de seni onun için saklamalıydım. Neyse, çok da önemli değil. Savaş sırasında yeterince bakire prensesin tadına bakmıştır nasıl olsa.”

“Biri! Biri yardım etsin lütfen!”

“Aman, çığlık atmayı kes artık. Kimsenin geldiği yok.”

Carrot kıkırdadı, ancak tam o sırada…

“Ben olsam o kadar emin konuşmazdım.”

Bu sözler orman yolundan gelmişti.

Carrot, Silviana ve Gagan adındaki mavimsi ork başlarını kaldırıp baktılar.

Girişte bir adam duruyordu.

Carrot sanki onu bekliyormuşçasına gülümsedi.

“Oh, Efendi Bash, ne kadar da erken geldiniz! Durumu açıklamama izin verin…”

Ama sonra sesi kesildi.

Adam bir kadın yüzü şeklinde maske takmıştı ve elinde bir müzik aleti tutuyordu.

Ten rengi soluktu ve vücudu ufak tefekti… Tıpkı bir insan gibi.

Doğrusu, kendisi zaten bir insandı.

““… Sen de kimsin?””

Carrot ile Silviana’nın sesleri aynı anda yükseldi.

Adam enstrümanının tellerine dokundu.

“Aşkın ve barışın elçisi Errol geldi.”

Dıııııŋ! … Özellikle kulak tırmalayıcı detone bir nota bastı.

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla