Uzun zaman oldu görüşmeyeli herkes (Minna). Ben Rifujin na Magonote.
Öncelikle Orc Eroica’nın dördüncü cildini eline alan herkese içtenlikle teşekkür etmek isterim.
Hepinize çok teşekkürler.
Madem burası bir son söz, 4. Cildi yazarken çektiğim türlü zorluklardan bahsederim diye düşünmüştüm ama sadece bir iki sayfam olduğu için onun yerine mevcut durumumdan bahsedeceğim.
Öncelikle, geçenlerde bir virüs kaptım ve zombiye dönüştüm!
Zombiler korku unsurudur. Zombi olmak istemiyordum ve bu kaderden kaçacağıma dair ant içmiştim. Ancak zombi olmanın aslında o kadar da kötü bir şey olmadığını fark ettim.
Bedenleri kaskatı ama en azından omuz ağrısı çekmiyorlar. Beyinleri basit çalışıyor, bu da sıfır stres demek.
Doymak bilmez iştah bir dezavantaj elbette ama düşününce, bir insan da yemek yemezse ölür; yani üzerinde vakit kaybetmeye değecek kadar büyük bir sorun değil.
İşte böyle, şu anda yeni ve basit beynimle romanlar yazarak yiyecek arayışı içinde etrafta dolanıp duruyorum.
Beynim yavaş çalıştığı için tek bir satır yazmak günlerimi alıyor ama bunun pek bir önemi yok çünkü sonsuz bir yaşam sürem var. Bir nevi sonsuza dek yaşlı olmak gibi.
Bu arada, bir kamp alanındayım çünkü insanların böyle yerlerde toplanma eğiliminde olduğunu biliyorum.
Kamp alanı insan yerleşimlerinden uzak olsa da erzak ve binalar mevcut, bu yüzden burada hayatta kalmak mümkün. Birkaç insanın saklanarak yaşaması için biçilmiş kaftan.
Ben özümde evçimen bir insanım, bu yüzden koku duyuma ve zaten var olmayan doğada hayatta kalma içgüdülerime güvenip yiyecek aramaktan vazgeçtim. Bunun yerine, sadece birilerinin ortaya çıkmasını bekliyorum. Ateş yakıp yıldızlı gökyüzünü seyrederek ve roman yazarak vakit öldürüyorum.
İnsanlık günlerimden kalma bir terimle ifade etmek gerekirse, bu bir nevi karınca aslanı çukuruyla kamuflajı birleştiren melez bir avlanma yöntemi.
İnsanları bu yolla tuzağa düşürmek şaşırtıcı derecede kolay. Kamp alanında zombi değil, insan faaliyetlerinin izleri var. Dolayısıyla burada zombi yok.
Benim gibi evçimen birinin kendini kamp yaparken bulması da ayrı bir ironi ya. Kullandığım taktikler de biraz kalleşçe ama neyse…
Yine de, ahhh, çıtırdayan kamp ateşi, gecenin koynundaki dağlar, o huzur dolu sessizlik ve tertemiz hava… Sanki hepsi bedenimi ve ruhumu arındırıyor. Zombi olmadan önce neden hiç kamp yapmayı denemediğimi sorgulatıyor bana.
Ben bunları yazarken, görünüşe göre nihayet insanlar geldi.
Pekala, akşam yemeği vakti. Hadi bakalım.
Affedersiniz, lafı fazla uzattım… Bu cilt için o harika çizimleri yapan Asanagi’ye. Sorumlu editörüm K’ye (Jobless Reincarnation üzerindeki çalışmalarımla kafam çok meşgul olduğu için sana bu kadar zahmet verdiğimden dolayı özür dilerim) ve bu kitapta emeği geçen diğer herkese… Ve tabii ki, her zaman bir sonraki cildi sabırsızlıkla bekleyen tüm okurlara…
Bu sefer de her şey için çok teşekkür ederim. 5. Ciltte tekrar görüşmek üzere.
