Orc Eroica Cilt 4 – Bölüm 14 / Son Söz

Son Söz

Kutsal Ağaç’ın kurumasının üzerinden tam iki gün geçmişti.

Ağaçtaki bu ani değişim düğün alanında büyük bir kaosa yol açmıştı.

Tören derhal durdurulmuş, durumu kontrol etmeye gelen askerler Kutsal Ağaç’ın kurumasından sorumlu tuttukları Bash’in üzerine çullanmıştı. Tabii İnsan Prensi Nazar araya girip meseleyi açıklayana kadar.

Nazar, birtakım kişilerin Geddigs’i diriltmek için gizli planlar yaptığını, Kutsal Ağaç’ın tohumunu çaldıklarını ve ağacın bu yüzden kuruduğunu anlattı… Ayrıca kendisinin ve Silviana’nın, o ahlaksız hainler tarafından katledilmek üzereyken Ork Kahramanı Bash sayesinde kurtulduğunu belirtti.

Nazar, Carrot ve Popratika’nın isimlerini vermediği için askerler ilk başta bu anlatılanlara şüpheyle yaklaşmıştı. Ancak Silviana da durumun kendi öngörüsüzlüğü yüzünden bu noktaya geldiğini itiraf edince, askerler olayı üstlerine bildirmek üzere vakit kaybetmeden yola koyuldular.

Durumu açıklamaya yardımcı olmak adına ikili de askerlerle gitti ve Bash’in şimdilik serbestçe dolaşmasına izin verildi.

Raporu alan hayvamsı krallığının yetkilileri meseleyi son derece ciddiye aldı.

İblis Kralı Geddigs’in yeniden diriltilmesi.

O lanet savaşın geri dönmesi.

Günümüzde barış isteyen herkesin ne pahasına olursa olsun engellemesi gereken bir felaketti bu. Vakit kaybetmeden tüm yabancı ülkelere istihbarat geçilecek, bir bastırma birliği kurulacak ve Geddigs’in dirilişini önlemek için derhal harekete geçilecekti.

Ve en önemlisi, Geddigs’i diriltmeye çalışan birilerinin olduğu bilgisine kesin bir yayın yasağı getirildi.

Bu haberin Dörtlü İttifak’ı oluşturan insanlar, elfler, cüceler ve hayvamsılar arasında yayılması bile yeterince kötüydü. Ancak Yedili Koalisyon’un kulağına gitmesi halinde büyük çaplı bir isyanın çıkma ihtimali vardı.

Hatta o ülkeler barış antlaşmasını çiğnemeye kadar gidebilirlerdi.

Neticede hepsi Bash gibi onurlu ve dürüst kimseler değildi.

Hayvamsı krallığı sessiz bir panik havasına bürünürken, Bash kaldığı hana dönmüş ve yolculuğuna devam etmek için hazırlıklarını yapmaya başlamıştı.

Oysa çok yaklaşmıştı…

Her şeyi kuralına göre yapmıştı. Ortam da her seferinde mükemmeldi. Peşinde bile koşmadığı bir kadının ilgisini çekmeyi bile başarmıştı! Yanlış giden hiçbir şey olmamalıydı.

Ama bir şey vardı. Derginin son sayfasında yazan o sözler… Gerçek olmuştu.

Evet, derginin son sayfası.

Orada şöyle yazıyordu:

EĞER RANDEVUNUZ PARANIZIN PEŞİNDEYSE YA DA SİZİ BİR ŞEKİLDE KANDIRMAK İSTİYORSA, GÜNÜN SONUNDA EVLİLİK İMKÂNSIZ HÂLE GELİR. KANDIRILDIĞINIZI KABULLENİN!

Silviana, en başından beri Bash’i kullandığını ve amacının onu kandırmak olduğunu bizzat ifade etmişti; bu yüzden artık onunla zaman kaybetmenin bir anlamı yoktu.

Dürüst olmak gerekirse Bash’in neşesi biraz kaçmıştı.

Fakat derginin öğrettikleri yine de yanılmamıştı.

Nitekim bunun kanıtı olarak Carrot, bir gecede Bash’e âşık olmuştu. Silviana umutsuz bir vaka çıkmış olabilirdi ama Bash’in içine doğuyordu; karşılaştığı bir sonraki kadın aradığı o kişi olacaktı.

Birkaç gün sonra Bash, Carrot ile tanıştığı bara geri döndü.

Ancak Kutsal Ağaç’ın kuruması ve düğün töreninin iptal edilmesiyle kasabadaki o neşeli havadan eser kalmamıştı; barda erkek bir yana, neredeyse hiç kadın yoktu. Gündüz vakti kasabalılar galeyan içindeydi; kadın erkek herkes, sanki savaş yeniden patlak vermiş gibi Bash’e ters ters bakmaya başlamıştı.

Evet, Bash bir sonraki denemesinde bir kadın bulacağından emindi ama öte yandan dergi de bir kadının gönlünü fethetmek için en uygun ortamın neşeli bir halk atmosferi olduğunu söylüyordu.

Yani bu hiç de neşeli olmayan ortamda şansı epey düşüktü.

Bash bile bu kasabada bir eş bulmanın zor olacağı sonucuna varmak zorunda kaldı ve böylece yeniden yollara düşmek için hazırlıklarını yaptı.

“… Ama şimdi rota neresi?”

Emin değildi.

“Zor karar be Patron, değil mi? Buradan sonra insanların bölgesine geçmek fena bir fikir olmayabilir aslında.”

“Çok uzak…”

Cüceler elenmişti. Yıldırım Sonia olayı yüzünden elfler de seçenekler arasından çıkmıştı.

Geride sadece insanlar kalıyordu.

Fakat insan krallığı, hayvamsı ülkesine kıyasla çok ama çok uzaktı.

“Aha, gidiyor musunuz?”

İkili planlarını gözden geçirirken biri onlara seslendi.

“Nazar, sen misin?”

Hanın girişinde bir adam duruyordu. Yüzünde maskesiyle bir enstrümanın tellerine vuran bir adam. Bugün de o enstrümandan kulak tırmalayan korkunç bir ses yükseliyordu.

“Kusura bakmayın ama bu maskeyi taktığım süre boyunca bana Errol derseniz sevinirim.”

“Anladım. Şimdiye kadarki yardımların için teşekkürler, Errol.”

Errol’ın Bash’e gerçekten de büyük yardımı dokunmuştu.

Fakat Errol’ın desteğine rağmen Bash bir kez daha eli boş dönmüştü. Bu sefer de şansın yanında olmadığı kanaatine varmaktan başka çaresi yoktu.

Savaş alanında da her şeyi kusursuz yapıp yine de kaybedebilirdiniz.

Bu işler böyleydi işte.

“Peki bundan sonra nereye gidiyorsunuz?”

“… Henüz karar vermedim.”

“Yani biraz daha kalamaz mısınız?”

“Kalamam. Pek vaktim kalmadı.”

Bash, ork diyarından ayrılalı uzun günler olmuştu.

Mantıken hâlâ makul miktarda vakti vardı ama tek bir saniyesini bile boşa harcamak istemiyordu. Otuzuncu yaş günü her geçen gün daha da yaklaşıyordu.

“Anlıyorum… Nereye gideceğinize karar vermediyseniz size bir öneride bulunmamın sakıncası var mı?”

“Tabii ki. Fikrine güvenirim.”

“Bunu sizden duymak bir onur… Şimdilik size iblis ülkesine gitmenizi tavsiye ederim.”

“… İblis ülkesi mi…?”

Bu sözler Bash’e daha geçen gün gözünün iliştiği o iblis büyücüyü hatırlattı.

Gölge Girdabı Popratika. Bash onun biraz kasvetli ve efkârlı biri olduğu izlenimini edinmişti ama inkâr edilemez şekilde güzeldi.

Düşününce, Bash’in şimdiye kadar gördüğü iblis kadınların çoğu son derece çekiciydi.

“… İblisler bir orku kabul eder mi ki?”

Orkların eş ararken genelde iblis kadınları değerlendirmemelerinin sebebi, iblislerin orkları her zaman reddetmesiydi.

Savaş sırasında iblisler ezici bir üstünlüğe sahipti.

İblis kadınlar orklara yüz bile vermezdi, bu yüzden orklar da ulaşılamaz olduklarına kanaat getirip onlardan ümidi kesmişlerdi.

İçten içe bir iblis kadının hayalini kurmanın bile onlara hakaret sayıldığı söylenirdi.

“Ah, sizin için sorun olmaz.”

“… Öyle mi dersin?”

“Evet. Doğrusunu isterseniz bunu başarabilecek tek kişinin siz olduğunuzu düşünüyorum. Onları savaşın gerçekten bittiğine ikna edebilecek tek kişi sizsiniz.”

“Anlıyorum…”

Savaş bitmişti.

Hem orklar hem de iblisler savaşı kaybetmişti ve iki ırk arasındaki o dengesiz ilişki çoktan ortadan kalkmıştı.

Bu barış çağında, bir kadını zorla almak yerine ona kur yapabilirdiniz. Aşk için evlenilebilirdi… Yani bir ork olan Bash için bile bir iblis kadınla birlikte olmak mümkündü. Elbette durum böyle olsa bile bu son derece zor olacaktı. Ne de olsa geleneksel olarak iblis kadınları, kendilerini orklara fazla yüksek görürlerdi.

“Ama bir iblis bile bir Ork Kahramanına kulak vermek zorunda kalacaktır.”

İşte böyle. Nazar, Bash’e başarmanın gerçekten de mümkün olduğunu henüz söylemişti.

“… Anladım. Önerin buysa bir şansımı deneyeceğim.”

Bash güçlü bir şekilde başını salladı.

Ne de olsa Bash için aşk ve barış elçisi olan Errol’ın sözleri adeta bir kutsal bilgi niteliğindeydi.

“Böyle diyeceğinizi tahmin etmiştim.”

Nazar cebinden bir mektup çıkardı.

“İblis ülkesine vardığınızda bunu Karanlık General Sequence’a verin.”

“Karanlık General… Bana bir tavsiye mektubu bile mi veriyorsun?!”

Bash bu ihtimal karşısında heyecanla başını sallıyordu.

Karanlık General Sequence.

İblis Kralı Geddigs’in en yakın kurmaylarından biriydi ve uzun zamandır iblis ordusunun komutasını elinde tutan yüce bir figürdü.

Şimdilerde iblis ülkesini ayakta tutan kişi de oydu.

Ve Sequence’ın üç kızı vardı. Hepsi de birbirinden güzeldi ve tesadüfe bakın ki Gölge Girdabı Popratika da onlardan biriydi.

Bir tavsiye mektubu… Popratika’nın babasına verilmek üzere.

İnce fikirlerden pek anlamayan Bash bile bunun ne anlama geldiğini kavramakta hiç zorlanmadı.

Mektubun içeriği, Bash’in Popratika’ya kur yapma yolundaki bileti olacaktı.

“Yanlış anlamayın, niyetim sizi küçümsemek değil ama insanlar diplomasi konusunda orklardan biraz daha beceriklidir.”

“Minnettarım.”

“Rica ederim.”

Durumu kavrayan Bash hızla kararını verdi.

“Öyleyse yola çıkıyoruz.”

“Tamamdır. Yolda dikkatli olun.”

Bash ayağa kalktı ve handan çıktı.

Peri de arkasından geldi. Nazar, gidişlerini izlerken arkalarından seslendi.

“Ha, bir de Lord Bash…”

“Hm?”

“… Teşekkür ederim.”

Bash, kendisine neden tekrar teşekkür edildiğini pek anlayamayarak hafifçe başını salladı.

Bunu gören Nazar, maskesinin altında gururla gülümsedi.

Bash ayrıldığında Silviana zindandaydı.

Nazar’ın ifadesi sayesinde düşmanları tarafından manipüle edildiği anlaşılmış olsa da kendisi Kraliçe’den bizzat ceza talep etmişti.

Yaptıklarının kefareti için sadece hapse girmenin yeterli olmayacağını düşünüyordu.

Bir an önce isyanı bastırma ekibine katılıp kendi sorumluluğunu üstlenmenin, hatasını telafi etmenin tek yolu olduğuna inanıyordu.

Yine de kendi içine dönüp öz eleştiri yapmaya ve hak ettiği cezanın acısını tatmaya ihtiyacı vardı.

“…”

Karanlık ve nemli zindanın içinde Silviana bacak bacak üstüne attı ve derin bir meditasyona daldı.

Yüreği pişmanlıkla ve geleceğe dair düşüncelerle doluydu.

Düşmanın bir sonraki hamlesinin ne olabileceğini enine boyuna düşündü. Kutsal Ağaç’ın tohumunun nasıl kullanılacağını hesaplamaya çalıştı. Çeşitli senaryolar ve bunların her biri için karşı tedbirler geliştirdi.

Derken bir gün bir kadın onu ziyarete geldi.

“Silviana.”

Kadının sesini duyan Silviana başını kaldırdı.

Yüzünü gördüğündeyse gözleri hayretle açıldı.

Kız kardeşler arasında bu kızın yüzü vahşi bir hayvana en çok benzeyendi. Aslına bakılırsa bir köpek kafasına sahipti. Ama son derece sevecen ve şefkatli bir havası vardı.

“Ah! Abla!”

Gelen, üçüncü prenses Innuella idi.

Ortaya çıkan kargaşa yüzünden iptal edilen düğünün geliniydi.

Silviana bacaklarını düzeltip bir köpek gibi yere kapanarak secde etti.

“Bencilce davranışlarımla kutlamanı mahvettiğim için çok özür dilerim.”

“Evet, oldukça hayal kırıklığına uğradım doğrusu.”

Bu sözler üzerine Silviana’nın alnından soğuk terler döküldü.

Ablası bu düğünü uzun zamandır heyecanla bekliyordu. Hiçbir özür bunu telafi etmeye yetmezdi.

“Ama önemli değil. Düğün dediğin neticede daha çok el alem için yapılan bir gösterişten ibaret.”

“Ama…”

“Sorun değil. Sevdiğim adamla birlikte olduğum sürece mutluyum ben.”

Innuella neşeyle gülümsedi.

“Neyse, bunları boş ver şimdi. Biliyor musun, seni son gördüğümden beri ruhun daha bir huzura ermiş gibi görünüyor.”

“Öyle mi?”

“Evet. Ne zaman bir araya gelsek hep gergindin.”

Silviana yüzüne dokundu.

Kendisi durumun farkında değildi elbette ama duydukları ona mantıklı gelmişti.

“… Leto Amca’nın intikamını alma fikri aklımdan bir an olsun çıkmıyordu. Yarı-insanların ayaklar altına alınan gururunu iade edecek, orklara bedelini ödetecektim…”

“Leto Amca’yı herkes çok severdi ama sen bir başkaydın.”

“Lakin Ork Kahramanı Lord Bash ile bizzat karşılaşıp konuştuğumda, tamamen yanıldığımı anladım. Bash’in Leto Amca’ya karşı kazandığı zaferi küçümsediği falan yokmuş. Saygısızlık olsun diye cesedini öylece bırakıp gittiği de külliyen yalanmış.”

“… Bu bir savaştı.”

“Evet. Ve o savaş bitti. Bunu herkesten çok Lord Bash idrak etmiş durumda. Bense dik kafalılık edip gerçekleri göremedim. Şimdilerde bu meseleyi epey düşünüyorum.”

Gerçeği ona gösteren kişi Bash olmuştu.

Abla dediklerine anlatırken, bu gerçek bir kez daha zihnine kazındı.

Evet. Lord Bash sanki ona yol göstermek için gönderilmiş bir rehber gibiydi.

Silviana tarafından suçlanan sıradan bir adam kendini aklamaya çalışırdı.

Bash ise aksine, gayet vakur bir tavırla Leto Amca ile savaşmaktan onur duyduğunu dile getirmişti.

Tıpkı inatçı bir çocukla konuşur gibi, sabırla ve nezaketle açıklama yapmıştı.

Tıpkı… Silviana henüz küçük bir çocukken ona her şeyi sabırla öğreten Leto Amca gibiydi. Düşünmeden hareket eden inatçı bir çocuk gibiydi o zamanlar.

“Düğün alanında Lord Bash’e şöyle bir göz atabildim sadece, fakat yaydığı heybet bana Leto Amca’yı anımsattı.”

“Evet.”

“Kıkır kıkır… Görüyorum ki sen de katılıyorsun bana. Sıradaki düğün, orklar ve yarı-insanlar arasındaki dostluğun nişanesi mi olacak acaba?”

“Lütfen benimle dalga geçme.”

Silviana, Bash’in evlilik teklifini hatırladı.

Kendince bunun kendisini silahsızlandırmak için kurulmuş bir düzen olduğunu düşünmüştü ancak dönüp baktığında, son derece tutkulu bir teklifti. İster istemez yüzü kızardı.

“Ork Kahramanı Bash ulu bir savaşçı. Benim gibi biri onun eşi olmaya layık değil.”

“Öyle mi dersin?”

“Evet, öyle.”

Silviana, konunun kapandığını ima edercesine başını öteye çevirdi.

Yaşadığı utancın üstüne bir de yüzünün kızardığının görülmesini istemiyordu.

“Her neyse, iyi olmana sevindim. Biraz endişelenmiştim.”

“Seni endişelendirdiğim için özür dilerim.”

Fakat konuşurken bile Silviana içten içe düşünüyordu.

Sığ düşüncelerinden sıyrılıp biraz daha olgun, ayakları yere basan biri olabilseydi… Şayet bunu başarabilirse, belki de…?

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla