Orc Eroica Cilt 3 – Bölüm 8 / Savaş Tanrısı Festivali Turnuvası: İkinci Gün Yarı Finalleri

Savaş Tanrısı Festivali Turnuvası: İkinci Gün Yarı Finalleri

Primera, sahne arkasındaki bekleme odasında, yüzü gerginlikten gerilmiş bir halde Bash ile konuşuyordu.

Bash, yeni tamir edilmiş zırhını kuşanmış, kızın kendisine uzattığı kılıcı tutarak tepeden Primera’ya bakıyordu.

Primera, orkun kendisine yönelttiği bu bakışın ardındaki duyguyu çözebilecek durumda bile değildi.

“… Kusura bakma. Sonuçta sana doğru dürüst bir teçhizat hazırlamayı beceremedim.”

Primera’nın kendine olan güveni sıfırlanmıştı.

Dünkü o ilk müsabaka başlamadan öncesine kıyasla bile çok daha özgüvensizdi.

Şöyle bir düşününce, geride kalan birkaç gün kendi beceriksizliğini yüzüne vurmaktan başka bir işe yaramamıştı.

Dün gece hiç uyumadan adamakıllı bir kılıç dövmek için uğraşmıştı. Ama Bash’in o emektar kılıcının yanına bile yaklaşabilecek bir şey ortaya koyamamıştı.

O silahın yanında, kendisinin yapabildiği kılıçların hepsi zavallı kalıyordu.

Hepsi Bash’in tek bir savuruşunda anında eğrilip gidecek cinstendi.

“Sana katılmıyorum. Bu kılıç elime dünkünden daha rahat oturdu.”

Bash konuşurken kılıcı hafifçe havada savurdu.

“G-gerçekten mi?!”

“Şüphesiz.”

Primera rahatlayarak kendi kendine sevinçle yumruğunu sıktı.

Fakat hemen ardından, ellerini arkasında saklayarak hızla kafasını iki yana salladı.

Kılıcın savrulması belki daha kolaydı ama yine de diğerleri kadar kör ve işe yaramazdı.

“…”

Primera yumruklarını arkasında saklayınca göğsü öne doğru fırlamış, Bash’in gözü ister istemez oraya kaymıştı.

Primera onun nereye baktığını hemen fark etti.

Bir orkun oraya öylece dik dik bakmasını sağlayacak kadar ilgi çekici ne olduğunu tam çözemese de, bu durumdan pek de rahatsız olmuş sayılmazdı.

Yine de…

Primera yeniden Bash’e baktı.

İlk karşılaştıklarında, Bash denilen bu adam hakkında ne düşüneceğini bilememişti.

Adam durup dururken çocuklarının annesi olmasını istediğinde onu doğrudan reddetmişti.

Onun delirdiğini düşünmüştü.

Ancak şimdi, ona dair fikirleri biraz olsun değişmişti.

Bir ork olabilirdi ama aslında oldukça dürüst ve saygın bir adamdı.

Dürüsttü, güçlüydü, erkeksiydi.

Primera’nın kılıçlarını kullanmış, onun zehirli diline katlanmış ve tüm bunları tek bir şikayet kırıntısı bile göstermeden yapmıştı. Aksine, sadece kendine düşen göreve odaklanmıştı.

Ve en sonunda Primera’nın ne kadar toy bir amatör olduğunu anlamasını sağlamıştı.

O bir orktu, bu yüzden olaylara bakış açısı farklıydı.

Örneğin orklar, kadınları öylece kapıp götürmeye meyilliydi.

Fakat tam şu anda göğüs dekoltesine dik dik bakıyor olsa bile, ona elini bile sürmemişti. Primera’ya olan ilgisi ilk günkü kadar güçlü görünse de, Ork Kralı’nın buyruğunu çiğnemeyeceğine dair yemin etmişti.

Sadıktı, sabırlıydı ve güçlüydü.

Ve böyle bir adam, ona ilgi duyduğunu açıkça belirtmişti.

O an bunun farkına bir kez daha varan Primera, yanaklarının alev alev yandığını hissetti.

Sonra kendini tutamayarak düşünmeden konuşuverdi.

“Aman, neyse ne… Eğer kazanırsan, bunu düşünebilirim belki!”

“Neyi düşüneceksin?”

“Seni aptal! Beni açık açık söyletme işte! Ne demek istediğimi bal gibi biliyorsun!”

“…”

Bash içten içe paniklemeye başlamıştı.

Kızın neyden bahsettiğini zerre anlamamıştı. Neyi kastediyordu? Hiçbir fikri yoktu. Kız şu an ne düşünüyordu böyle?

Birine sormayı çok isterdi ama o her derde deva perisi yanında değildi.

Yine de Bash’in savaşçı içgüdüleri, onda bir tür hissin uyanmasına yol açtı.

Bunun iyi bir his mi yoksa kötü bir his mi olduğundan emin olamadı.

En son böyle bir hisse kapıldığında, Remium Ovası’ndaki o ölüm kalım savaşındaydı.

O uğursuz bir histi.

Bash o zaman bu hisse yeterince güvenmemişti; savaş alanında aslanlar gibi çarpışmış olsa da, Ork Kralı’nın emirlerini alıp koşa koşa oraya varana kadar iş işten çoktan geçmişti.

İblis Lordu Geddigs katledilmişti.

Peki bu seferki hangisiydi?

“Bay Bash. Yarı final müsabakası başlamak üzere!”

Kapı aniden çalındı.

“Ah! Duydun mu? Hadi bakalım, doğru meydana!”

“… Pekâlâ.”

Bash içindeki bu hissin neye alamet olduğunu hâlâ çözebilmiş değildi.

Ne yapması gerektiğini de bilmiyordu.

Bu belirsizlikle, ilk müsabakasına çıkmak üzere aceleyle odadan ayrıldı.

Çeyrek Final Müsabakası: Bash, ye karşı.

“Kazanan, Bash!”

Bash sonraki müsabakayı tek bir darbeyle kazandı.

Rakibi hiç de zayıf biri değildi. Üçüncü taburun komutanlığını yapmış bir cüce askerdi.

Tüm Dobanga Çukuru’nda bulunabilecek en iyi beş askerden biriydi.

Yiğitçe dövüşmüştü.

Bash’in üzerine dosdoğru gelmiş ve darbeyi bir erkek gibi göğüslemişti.

Seyircilere göre bu yapılan tam bir ahmaklıktı.

Hatta bazıları, bu gözü kara savaşçının Bash’in bir önceki gün yaptıklarını hiç izleyip izlemediğini merak etmiş olabilirdi.

Ama o bir cüceydi.

Silahına güveniyordu. Ve tüm umudunu ona bağlamıştı.

Darbeden kaçınmak korkaklık sayılır, bir cüceye yakıştırılamazdı.

Cüce yenilmiş olsa da, meydandan büyük bir alkış tufanıyla uğurlandı.

Ve Bash bir üst tura yükseldi.

Bash bekleme odasına döndüğünde, Primera heyecandan tir tir titriyordu.

Sırada yarı final müsabakası vardı.

Bash’in rakibi, geçen yılın şampiyonu Barabaradobanga’ydı.

Kendisi, Cüce Kahraman Doradoradobanga’nın en büyük oğluydu.

“…”

Barabaradobanga.

Dobanga klanının tüm üyeleri arasında en güçlü olanı ve demircilikte en mahir olanı oydu.

Doradoradobanga’nın göçüp gitmesinin ardından, büyük oğlu tüm klanın lideri ve simgesi haline gelmişti. Herkes ona saygı duyuyor ve ondan büyük başarılar bekliyordu.

Genç yaşından itibaren kendi dövdüğü teçhizatları kuşanarak bu turnuvaya katılmaya başlamıştı. Bugüne kadar tam üç kez zafer kazanmıştı.

Hele geçen yılki zaferi gerçekten parmak ısırtacak cinstendi. Bu yıl da turnuvanın mutlak favorisi oydu. Halk, onun üst üste ikinci kez kolayca şampiyon olacağını konuşuyordu.

Düne kadar Primera, eğer gerçekten tüm gücünü ortaya koyarsa Barabaradobanga’dan katbekat üstün olduğuna inanıyordu.

Ama artık öyle düşünmüyordu.

O dik kafalı abisinin ne kadar muazzam bir demirci, ne kadar yetenekli bir usta olduğunu şimdi anlamıştı.

Babasının o erişilmez büyüklüğünün yanından bile geçemediği şüphe götürmezdi belki ama Primera’nın gözünde artık o da dişli bir rakipti.

Şimdi böyle birine karşı gerçekten boy ölçüşebilir miydi?

Buraya kadar sadece Bash’in bilek gücü sayesinde gelebilmişti.

“Endişelenme. Kaybetmeyeceğim.”

Bash’in sözleri netti. Primera bu sözlere sonuna kadar sırtını yaslayabileceğini hissetti.

Bu topraklarda Bash’in tek bir lafına inanmayacak kim olabilirdi ki? Hiç şüphe yok ki onun ağzından çıkan bu sözler, savaş alanında korkudan titreyen pek çok askerin yüreğine su serpmişti.

Fakat Primera’nın içine sinmeyen bir şeyler vardı.

Kazanmaya gerçekten hakları olup olmadığından emin değildi.

“Pekâlâ.”

Öyle olsun bakalım. Eğer Bash kazanırsa, bunu kendi zaferi saymayacaktı.

Primera bu konuda kesin kararını vermişti.

Yarı final.

Barabaradobanga, arenanın tam ortasında dikilmiş, rakibini bekliyordu.

Geçen yılın şampiyonu oydu.

Turnuva daha başlamadan önce bile, rakibi kim olursa olsun kazanmak için kendini hazırlamıştı.

Geçen yıl mağlup ettiği dövüşçü bu kez onu alt edecek güce erişmiş olsa dahi kararlılığından bir şey kaybetmezdi. Barabara bu ihtimale karşı bile hazırlıklıydı; tam bir yıl boyunca demircilik zanaatını bilemiş, üzerindeki teçhizatı kusursuz hale getirene dek durmaksızın çalışmıştı.

Karşısına çıkacak rakip ise Ork Kahramanı Bash’ti.

Barabara bu ismi çok iyi biliyordu.

Ne de olsa Barabaradobanga, Büyük Savaş esnasında bir cüce savaşçı olarak cephede dövüşmüştü.

Hayatta kalmasını, savaş boyunca onlarla… yani onlarla karşılaşmamış olmasına bağlıyordu.

Savaş alanına adım atmış en güçlü savaşçılardan bahsediyordu.

Bash gibi adamlardan. Tıpkı kendi babası Doradoradobanga gibi adamlardan.

Böylesine parmakla gösterilen kudretli savaşçıların karşısına çıkmadığı için şanslıydı. Zaten sırf bu yüzden hâlâ hayattaydı.

Savaştan sonra bu efsanevi isimler kendi ülkelerinde fazlasıyla toprak edinmiş, şu an bile yurtlarının refahı için dirsek çürütüyorlardı.

İnsan prensi Nazar. Elf başbüyücüsü Thunder Sonia. Hatta babasıyla yan yana savaşan ve “savaş iblisi” olarak anılan Hayvamsı Kahramanı Reto bile, eğer hayatta kaldıysa, şimdi şüphesiz konforlu bir hayat sürüyordu.

Onlar gibi kahramanlar… asla böyle bir turnuvaya katılmazlardı.

Belki soylulara ayrılan özel localardan mücadeleyi izlerlerdi. Ama asla arenaya çıkıp böyle dövüşmezlerdi.

Onlar için gerçek savaş devri artık ebediyen kapanmıştı.

Evet… gerçek dövüş.

Barabaradobanga bu arenanın efendisiydi.

Fakat şu anda, bir kez daha sadece sıradan bir meydan okuyucudan ibaretti.

Kendisine bu dövüşme fırsatını bahşettikleri için tanrılara şükretmek istiyordu.

Yine de, o koskoca adamı buraya neyin getirdiğini daha derinlemesine düşünmesi gerekiyordu…

Ork Kahramanı Bash’in bu ülkeye, yani Dobanga Çukuru’na neden geldiği aslında gün gibi ortadaydı.

Kölelik.

Bu ülkede ork köleler vardı.

Hem de azımsanamayacak kadar çok.

Resmi açıklamaya göre onlar, Dobanga Çukuru yakınlarında sorun çıkardığı için yakalanan haydut orklardı.

Halka anlatılan hikaye buydu.

Fakat bu koca bir yalandı. Çoğu aslında savaş esiriydi.

Savaştan sonra ırklar barış ilan ettiğinde, çeşitli ülkelerdeki tüm savaş esirleri serbest bırakılmıştı.

Barış Antlaşması’nın en temel şartlarından biri buydu.

Ork ülkesinde tutsak olan tüm kadınlar da özgürlüğüne kavuşmuştu.

Ve succubusların elinde esir tutulan erkekler de salıverilmişti. İnsanlar tarafından yakalanan periler, yarı-insanların zindanlarındaki ogreler…

Hepsi aynı şekilde özgür kalmıştı. Gelgelelim, Dobanga Çukuru’ndaki orkların esareti hiç hız kesmeden devam etmişti.

Savaş bittiğinde neden diğer savaş esirleriyle birlikte serbest bırakılmamışlardı ki…?

Bu hikayenin perdesini aralamak uzun sürerdi.

Dobanga Çukuru’nun tüccarları.

Doradoradobanga’nın vefatının ardından Çukur’da ipleri ellerine almışlardı. Savaş sona erdiğinde, bu kölelerin varlığını dünyadan gizlediler.

Cüceler inatçıdır ve zanaatlarıyla gerçekten gurur duyarlar.

Fakat hepsi erdem sahibi değildir.

Aralarında ceplerini altınla doldurmaya bayılan pek çok soysuz vardır.

Düşük maliyetli köleler kullanmak, Kolezyum’un muazzam kârlar elde etmesini sağlıyordu.

Tüccarlar, bu darphane gibi para basan köleleri salıvermeyi akıllarından bile geçirmek istemediler. Bu yüzden esaret altındaki orkların varlığını gizli tuttular. İlk yıl dövüşler gizli, yeraltı arenalarında yapıldı.

Ancak ikinci yıldan itibaren tüccarlar, köleleri gün yüzüne çıkarmaya karar vererek herkese onların sorun çıkaran haydut orklar olduğu yalanını yutturdular. Artık dövüşler açık havada, herkesin gözü önünde yapılabiliyordu. Cücelerin büyük çoğunluğu da bu hileyi yuttu.

Barabaradobanga’nın kendisi bile bu gerçeği çok yakın bir zamanda öğrenebilmişti.

O, damarlarında Doradoradobanga’nın gururunu taşıyordu.

Doğal olarak ilk düşüncesi, ork köleleri derhal özgür bırakmak olmuştu. Sonra köleleştirilmiş orkların lideri Donzoi ile tanıştı.

Donzoi gururlu bir adamdı.

Yakalandığı günden beri, bu çarpık sistemi kendi bilek gücüyle yıkacağına dair yemin etmişti.

Ve nihayet bunu yapmanın bir yolunu bulmuştu.

Savaş Tanrısı Festivali turnuvasını kazanacak ve hakkı olan dileği köleleri özgür bırakmak için kullanacaktı.

Kusursuz bir plan. Barabaradobanga bunu öğrendiğinde içinden şöyle geçirmişti:

Onun karşısına gerçek bir rakip olarak dikilmeliyim.

Böylece her iki taraf da gururunu koruyabilirdi.

Barabara gizlice kendi elleriyle üstün kaliteli teçhizatlar dövmeye ve bunları ork kölelere ulaştırmaya başladı.

Bunun ötesinde başka hiçbir şeye karışmadı. Geçen yılki turnuvada şampiyon Barabara olmuş, Donzoi ise ikincilikte kalmıştı.

Barabara için bu buruk, içi boş bir zaferdi.

Ama Donzoi pes etmemişti. Bu yıl da Barabara, Donzoi’ye zırhlar göndermiş, hatta yanına kendi tarzında silah ve teçhizat dövebilecek yetenekli bir zanaatkar vermişti.

Barabara’nın neyin peşinde olduğunu sezenler, onun bu yaptığına hiçbir anlam veremiyordu.

Oysa Barabara çok iyi biliyordu ki, eğer bilerek yenilir ya da turnuvadan çekilirse, bu durum orkun gururunu incitmekten başka işe yaramazdı.

Tüm gücüyle, ciddiyetle dövüşmeliydi.

Eğer böyle yapar ve yine de kaybederse, üç yılı aşkın süredir köleleştirilip zulüm gören o ork gururunu geri kazanacak ve bugüne kadarki tüm çabaları nihayet meyvesini verecekti. Fakat bu yıl işler değişmiş, Bash çıkagelmişti.

Ork Kahramanı dedikleri o efsane.

Esir düşen soydaşlarını kurtarmak için buradaydı.

Yanında küçük bir periden başka kimse olmadan, tek başına gelmişti.

Tam da şimdi ortaya çıkması…

Belki de durumun yatışmasını beklemişti ya da Donzoi’nin geçen yılki ikincilik haberini alıp harekete geçmişti… Sebebi ne olursa olsun, Barabara bunun çok büyük bir hadise olduğunu biliyordu.

Bir ork, ülkeler arasında öyle elini kolunu sallayarak kolayca seyahat edemezdi.

Dobanga Çukuru’na gelebilmek için Shiwanashi Ormanı’nı geçmek zorundaydı.

O orman ise elf başbüyücüsü Thunder Sonia’nın mutlak hükmü altındaydı.

Dönüşü olmayan o uğursuz orman…

Shiwanashi Ormanı’nın Kabusu… Cüceler bile bu efsaneyi gayet iyi bilirdi.

Uzun süren bir savaşın ardından, mağlubiyet yüzü görmeyen Thunder Sonia büyük bir hezimete uğramıştı.

Elfler son derece kindar bir ırktı. Bash sadece ormandan geçip gidiyor olsa bile, elflerin ona musallat olmadan yol vermesine imkan yoktu. Hiç şüphesiz yolu kesilmiş, alıkonulmuş olmalıydı.

Zaten son zamanlarda ormanda bir karışıklık çıktığına dair söylentiler ayyuka çıkmıştı. Ve tek bir orkun hor görülüp dışlandığı konuşuluyordu.

Fakat hepsi bu kadar da değildi. Eğer Ork Kahramanı ülkesinin dışına seyahat ediyorsa, Krassel’in Generali Houston’ın öylece sessiz kalması imkansızdı.

“Domuz Katili” lakaplı Houston’ı tanımayan yoktu.

Bu adamın orklardan nefret ettiği söylenirdi. Bash uluslararası bir yolculuğa çıktıysa, Houston hiç tereddüt etmeden harekete geçerdi.

Ama Bash buradaydı. Tam şu anda, bu meydandaydı.

Buraya kadar gelebilmek için kim bilir ne büyük badiretler atlatmıştı.

Orklar pek zeki bir ırk sayılmazdı ama koca savaştan alınlarının akıyla çıkmışlardı.

Bu durum, hiç şüphesiz onların sarsılmaz azminin bir sonucuydu.

Bugün, buradaki cüceler ork ırkının ne demek olduğunu bir kez daha hatırlamak zorunda kalmıştı.

Ve yine de…

Barabaradobanga’nın kulakları seyircilerin coşkulu tezahüratlarıyla çınlıyordu.

Gözlerini açtığında, orkun bekleme odasından çıkıp ağır adımlarla kendisine doğru yürüdüğünü gördü.

Bash. Ork Kahramanı.

Bu turnuvadaki diğer tüm dövüşçülerden daha öte…

Hayır, tüm dünyayı altüst etseniz bile bu adamı savaşta dize getirebilmiş birini bulmakta zorlanırdınız.

Teçhizatı her zaman vasat kalmıştı ama onda muazzam bir güç vardı.

Hiç şüphe yok ki bu turnuvayı kazanmayı ve ardından ork köleleri özgürlüğüne kavuşturmayı planlıyordu.

Ancak Barabaradobanga bu sonuçtan memnun kalmayacaktı.

Eğer bu ork aniden araya girip zaferi kaparsa, bunca zamandır yapılan her şey boşa gidecekti. Peki o zaman Donzoi’nin gururuna ne olacaktı?

Donzoi. Dile kolay, son üç yıldır.

Hayır, hatta çok daha uzun zamandır… Donzoi, köleleri özgür bırakmak için gecesini gündüzüne katmıştı.

Bunca mücadelenin bir hiç uğruna heba olup gitmesini istemezdi.

“Bay Bash.”

“Ne var?”

“Seni yere sereceğim.”

“Güzel. Gel bakalım.”

Savaş öncesi adet yerini bulsun diye kısa birer laf ettiler.

Ama Barabara sözlerinde son derece ciddiydi.

Bu adamı mutlaka yenecekti. Karşısındaki bu yenilmez efsaneyi alaşağı edecekti.

Böylece Donzoi’nin döktüğü o büyük alın teri boşa gitmemiş olacaktı.

Barabara, büyük bir kararlılıkla kılıcını Bash’e doğru doğrulttu.

İnatçı ve yontulmamış bir cüceydi; elleri iş yaparken ne kadar mahirse, dili de bir o kadar dönmezdi. Ve şimdi, Ork Kahramanı’na düpedüz meydan okuyordu.

Yarı Final Müsabakası: Bash, ya karşı.

Barabaradobanga, Bash’in zayıf noktasını gayet iyi biliyordu.

Elbette yakın zamana kadar Bash’in bilinen hiçbir zayıf noktası yoktu.

Genel olarak orkların ateş ve yıldırım büyülerine karşı epey savunmasız olduğu söylenirdi ancak Bash bu iki büyüyü de pek sorun etmeden göğüsleyebilirdi.

Ne de olsa o meşhur Thunder Sonia ile kapışmış ve meydandan zaferle ayrılmıştı.

Bash’in ateş veya yıldırım büyüsüne karşı bir zaafı olsa bile, bu alanlarda hatırı sayılır bir güce sahip olan hiç kimse ona kolay kolay zarar veremezdi. Zaten bu turnuvada büyü kullanılması kesinlikle yasaktı.

Bash’in asıl zayıf noktası…

taşıdığı teçhizatıydı.

Bu turnuvaya katılanların pek çoğu şüphesiz bu durumu çoktan fark etmişti. Bash’in teçhizatını döven zanaatkar kelimenin tam anlamıyla katıksız bir amatördü.

Diğer bir deyişle, Bash’e karşı zafer kazanmak istiyorsanız, doğrudan zırhındaki bağlantı noktalarını hedef almanız gerekiyordu.

Fakat Bash’in, birinin bunu yapmasına izin verecek kadar gardını düşürme ihtimali neredeyse imkansızdı.

Yine de Barabara bunu başarabileceğinden emin hissediyordu.

Çünkü Bash şu an tüm gücüyle dövüşmüyordu.

Eğer Bash gerçekten tüm gücünü ortaya koyarsa, zırhı vücudunda parça parça yarılacak ve şüphesiz etrafa demir parçaları saçılacaktı.

Kendisi için o zırhı döven zanaatkarı küçük düşürmeye hiç niyeti olmadığı apaçık ortadaydı… yani Primera’yı.

Eğer ork tüm gücünü sergileseydi, Barabaradobanga bu adamın zırhına tek bir darbe bile indirebileceğinden emin olamazdı.

Bu orka layık, onun gücüne dayanacak bir zırhı dövebilecek tek kişi o efsanevi usta, yani Doradoradobanga’nın kendisiydi. Ya da belki de iblis zanaatkar Sarumon.

Fakat üzerindeki bu emanetle Bash, darbelerini sakınmak, kendini frenlemek zorundaydı.

Sert ve ani hareketlerden kaçınmalıydı. Kendini dizginlemeliydi.

Neredeyse yerinden bile kıpırdamadan, bugüne kadar karşısına çıkan tüm rakiplerini tek bir ölümcül darbeyle kendi cenazelerine uğurlamış olması gerçekten de parmak ısırtacak cinstendi.

Şüphesiz herkes böyle düşünüyordu ama işin aslı biraz daha farklıydı.

Bash, rakiplerini tek bir hızlı darbeyle saf dışı bırakmak mecburiyetindeydi.

Çünkü meydanda ne kadar çok hareket ederse, zırhının parçalanma ihtimali o kadar artıyordu. Müsabakaları olabildiğince çabuk bitirmesi gerekiyordu.

Barabara bu gerçeği çözmüştü. Bu yüzden, her ne kadar utanç verici olsa da, savaş taktiğini buna göre belirledi.

“O da ne?! Barabaradobanga geri mi çekiliyor?! Koskoca ork onu kovalarken, o meydanda fırıl fırıl dönüp kaçıyor?!”

Spikerin sesinde şaşkınlık okunuyordu, seyirciler ise kelimenin tam anlamıyla dilini yutmuştu.

Dışarıdan nasıl göründüğünün gayet farkındaydı.

Kolezyum’a büyük bir gurur ve cesaretle gelmiş, yarı finale kadar bileğinin hakkıyla dövüşerek yükselmişti… ama şimdi arenada korkmuş bir tavşan gibi köşe bucak kaçıyordu.

Ne kadar da yakışıksız.

Ne kadar da utanç verici bir manzara.

Barabaradobanga hayatı boyunca kendini asla böyle bir duruma düşerken hayal etmemişti.

Rakibi kim olursa olsun, her zaman onunla göğüs göğse çarpışmaya hazırdı.

Ama bu sefer bunu yapamazdı.

Bu sefer bu şekilde zafer kazanamazdı.

Donzoi’nin gururunu bu şekilde koruyamazdı.

“Haah!”

Meydanda daireler çizerek kaçarken, bir yandan da Bash’in eklem yerlerine ani darbeler savuruyordu.

Dizine, omzuna, dirseğine. Zırhın o kalın ve sağlam plakalarını kıracak kadar güçlü bir darbe indirmeyi zaten umamazdı.

Ama bu parçaların bir şekilde birbirine tutturulmuş olması gerekiyordu. O eklem yerlerinde mutlaka bir zayıflık, bir açık bulunmalıydı.

İşte tam da bunu hedefliyordu.

Yan tarafa doğru sahte bir hamle yaptı.

“Hmmph!”

Bash kılıcını savurarak karşı atağa geçti.

Saf bir öldürme arzusuyla dolu o demir yığını, Barabara’nın kafasının hemen yanından vınlayarak geçti. Bir kıl payı daha yakın olsaydı…

Sırtından aşağı soğuk terlerin boşaldığını hissetti.

Bash’in silahında göze çarpan özel bir numara yok gibiydi. Darbe alsa bile Barabara muhtemelen hayatta kalırdı. Ancak miğferine doğrudan gelecek bir darbe, onun anında bilincini yitirmesine neden olabilirdi.

Bash’in saldırısı işte böylesine dehşet verici bir güce sahipti.

Bash’in her ileri atılışında, ayak bileğinin etrafındaki metal bağlantılar ağır bir yükün altında kalıyordu.

Tamamen yerinden kopması için çok küçük bir zorlama yetecekti.

Eğer kaval kemiği plakalarındaki bağlantıları aşındırabilirse, bir sonraki hedefi omuz bölgesi olabilirdi.

Şu göğüs zırhının yerinden çıkmasını bir sağlayabilse, Bash’in zırhının geri kalanı da zaten kendiliğinden çözülüp dökülecekti.

Acele etmemeli, kurnazca ve temiz darbeler indirmeliydi. Rakibini adım adım kendi sonuna doğru sürüklemeliydi. Göğüs zırhını yerinden sökmek için sadece tek bir kez, tüm gücüyle vuracaktı.

Bu tarz, bir cüceye yakışacak dövüş şekli değildi.

Üstelik bu plan, yapılacak en ufak bir hatayla hüsranla sonuçlanabilirdi. Bash’in saldırılarından kaçmayı tek bir kez ıskalarsa. Ya da Bash onun neyin peşinde olduğunu sezerse işi biterdi. Ne de olsa bir Ork Kahramanı’nı alt etmek öyle kolay bir iş değildi.

Yine de Barabaradobanga son ana kadar kendine olan güvenini korudu.

Sert bir adım daha atarsa, o kaval zırhı kesinlikle düşecekti.

Bu güveni, kendi zanaatkar gözünün keskinliğine olan inancından geliyordu.

Primera’nın amatör işçiliği ile kendi mutlak gücü arasındaki o devasa uçurumdan besleniyordu.

Aralarındaki bu fark sayesinde bu savaşı sonlandırabileceğine inanıyordu.

Friesen “Hmph!”

“Guh!”

Kılıç, büyük bir çınlamayla miğferine çarptı.

Bash, Barabara’nın kaçış yolunu kapatacak şekilde kılıcını savurmuştu.

Ah, tabii ya, başka ne olacaktı ki. Karşısındaki adam çok daha üstün bir savaşçıydı.

Barabaradobanga, böyle bir adamın saldırılarından sonsuza dek kaçabilecek kabiliyete sahip değildi.

Güvenli tarafta kalmaya, temkinli sıyrılmaya çalışmıştı ama sonsuza kadar kaçamazdı.

Yine de içinden, “Bu son hamleydi,” diye geçirdi Barabaradobanga.

Bash’in kaval zırhı, binen yüke dayanamayarak parçalanıp düşmenin eşiğine gelmişti.

Bir kez daha öyle sertçe ileri atılması imkansızdı.

Ancak Bash’in hâlâ saldırması gerekiyordu.

Eğer müsabaka, iki dövüşçünün de devam edemeyeceği bir çıkmaza girerse, zafer zırhların durumuna göre ilan edilirdi.

Barabaradobanga’nın zırhı hâlâ neredeyse kusursuzdu.

Parçalanmak üzere olan kaval zırhıyla Bash, doğrudan mağlup sayılacaktı.

Bu yüzden saldırmak zorundaydı. Ama bunu yaparken yere sertçe basamazdı. Şimdi Barabaradobanga, Bash’in omzunu hedef alarak karşı atağa geçti.

“Hmph!”

“Gah!”

Fakat artık çok geçti.

Bash, daha önce hiç olmadığı kadar sert bir şekilde ileri atıldı.

Sanki içinden, “Bu işte bir tuhaflık var. Bugün her zamankinden daha derine hamle yapabiliyorum,” diye geçiriyor gibiydi. Akılalmaz bir hızla savrulan demir kılıç, dosdoğru Barabaradobanga’nın kafasına yöneldi.

Barabara, üzerine gelen bu darbeyi sanki zaman yavaşlamış gibi ağır çekimde izledi.

Kaçamayacağını çok iyi biliyordu.

Yine de kendini sıktı, en azından bilincini kaybetmemeyi umdu.

Darbe miğferinde patladı.

“…”

Barabaradobanga daha yere bile çakılmadan bilincini yitirmişti.

Ancak bilincinin son kırıntısıyla o manzarayı gördü.

Bash’in o parçalanmak üzere olan kaval zırhının hâlâ sapasağlam durduğunu gördü.

Kendini geliştirmişsin, Primera…

Barabaradobanga yanlış hesaplamıştı.

O toy kız kardeşinin bu turnuva için bir şekilde zanaatını nasılsa üst bir seviyeye taşıdığını fark edememişti.

Neredeyse bir Ork Kahramanı’na layık olacak kadar…

Kız kardeşi huylarından vazgeçmemiş, Calmera’nın tek bir sözünü bile dinlememişti.

Ama bu orkun arkasında durmuştu. Ve onun hakkındaki öngörüsünde tamamen haklı çıkmıştı. Barabaradobanga yere yığıldı ve öylece hareketsiz kaldı. “Kazanan, Bash!

Ve final turuna yükseliyor!” Meydandan tek bir alkış sesi bile yükselmedi.

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla