Orc Eroica Cilt 3 – Bölüm 9 / Savaş Tanrısı Festivali Turnuvası: İkinci Gün Finalleri

Savaş Tanrısı Festivali Turnuvası: İkinci Gün Finalleri

Yarı finalin iki galibi kozlarını paylaşacak ve bu uzun turnuva büyük zirve noktasına ulaşacaktı.

Seyirciler daha önce hiç bu kadar heyecanlanmamıştı.

Yürekleri ağızlarında dövüşü izliyorlardı… En azından normalde beklenen buydu. Fakat bu yıl, final müsabakası garip bir sessizlikle karşılandı.

Herkes, Barabaradobanga’nın yarı finaldeki o utanç verici sergileyişi yüzünden hâlâ şaşkınlık içindeydi.

Seyircilerin çoğu Barabara’nın normalde nasıl dövüştüğünü gayet iyi bilirdi.

Bir cüceye yakışır şekilde.

Teçhizatına güvenerek, rakibini dosdoğru göğüsleyerek. Tıpkı babası Doradoradobanga’nın her zaman dövüştüğü gibi.

Barabaradobanga demek bu demekti.

Böyle bir adamın acemi bir asker gibi arkasını dönüp kaçması, daha da kötüsü, temiz bir şekilde bile kaçamayıp bu şekilde yenilmesi…

Kimse bunu alkışlayamazdı.

Tribünler tek bir vücut halinde sarsılmıştı. Ancak bazı seyirciler, Barabaradobanga’nın durup dururken böyle korkakça davranmasına hiçbir anlam veremiyordu.

Ne de olsa kendisi bu turnuvanın bir önceki şampiyonuydu.

Geçen yıl en güçlü savaşçıları devirmiş, kimsenin karşısında zerre titrememişti.

Bu yıl da Bash’in karşısına çıkana kadar tüm turları bileğinin hakkıyla kazanmıştı.

Bu işin içinde kesinlikle başka bir iş olmalıydı.

İnsanlar böyle düşünmek istiyordu.

Boş bir adam olamazdı, aksi takdirde buraya kadar asla yükselemezdi.

Hayatta bile kalamazdı. Ork Kahramanı Bash gerçekten de muazzam bir adamdı.

Ve şimdi, bu büyük adamın karşısındaki son rakip, yine kendi soyundan bir orktu.

Geçen turnuvanın ikincisi olan o köle ork.

Donzoi.

Donzoi.

Köleleştirilmiş orkların lideri.

Köle dövüşçülerin gözdesi, sol elinde küçük bir kalkan tutuyordu.

Onun ne kadar güçlü olduğunu bilmeyen yoktu.

Lakin o zırhı nereden bulduğunu kimse çözebilmiş değildi. Bekleme odasındaki zanaatkarlar bile bu konuda bir fikre sahip değildi. Hiç şüphe yok ki bu yıl da şampiyonluğun en büyük adaylarından biriydi.

Fakat karşısındaki rakip Bash’ti.

Ork Kahramanı.

İkisinin de buraya gelene kadarki dövüşlerini izleyenlerden hiç kimse Donzoi’nin kazanabileceğine ihtimal vermiyordu.

Güçlü olan savaşçı meydandan zaferle ayrılacaktı. En doğrusu da buydu. Arenanın mutlak kanunu buydu.

Ancak Bash’in muazzam gücüne kendi gözleriyle şahit olanlar, onun savaş meydanlarındaki lakaplarını bilenler ve efsanelerini duyanlar çıt çıkarmadan sessizce bekliyordu.

Bu durum adeta çocukçaydı.

Sanki bir yetişkin, çocukların oyununa dahil olmuş gibiydi. Manzara tam olarak bunu andırıyordu. Elbette Bash’in turnuvaya katılamayacağını söyleyen bir kural yoktu. En azından resmi kural kitabında böyle bir madde yer almıyordu.

Şimdi arenada sadece Donzoi tek başına bekliyordu.

Birkaç dakika içinde Bash’in hazırlık süresi dolacak ve meydana adım atacaktı.

Bash arenaya girdiğinde, Donzoi gözlerini kapamış, kollarını göğsünde kavuşturmuş halde tek bir kasını bile oynatmadan dikiliyordu.

Fakat tam karşısında Bash’i gördüğü an dudakları seğirdi.

“Bash, neden…?”

Donzoi tereddüt edince, Bash doğrudan söze girdi.

“Ne arzuladığını biliyorum.”

Aslında Bash, Donzoi’nin bu turnuvaya neden katıldığına veya kendisinden neden çekilmesini istediğine dair en ufak bir fikre sahip değildi.

Ama askeri içgüdüleri ona bir şeyler fısıldıyordu.

Donzoi bu turnuvaya girmişti çünkü yürekten istediği bir şey vardı.

Ve kazanmak için rakibini kendinden uzak tutması gerekiyordu.

Peki ama Donzoi neyin peşindeydi?

Muhtemelen şan ve şöhretin. Bash’in tahmini bu yöndeydi.

Tüm orklar kendi güçlerini kanıtlama arzusuyla yanıp tutuşurdu.

Ork ülkesinden ayrılmak, esir düşmek ve bir köleye dönüşmek. Donzoi o şerefli adını lekelemişti.

Onu geri kazanabilmek için… turnuvayı kazanmak en etkili yol olmalıydı.

Bash böyle akıl yürütmüştü.

Bir bakıma haklıydı da. En azından hedeften çok uzak sayılmazdı.

“Fakat benim ne aradığıma gelirsek… Eğer kazanırsam, bir kadın istiyorum.”

Donzoi bu sözleri işittiğinde beti benzi attı.

Bu imkansızdı. Bir tür şaka mıydı bu? Sana benimkini alabileceğini söylememiş miydim…?

Donzoi gözlerini tribünlere çevirdi. Orada cüce kadını oturmuş, nefesini tutarak dövüşü izliyordu.

Bash de bakışlarını o tarafa doğru yöneltti.

“Neden? Tüm bunların manası nedir, Bash?”

Bash gözlerini yeniden Donzoi’ye dikti.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Donzoi’nin kadını… pek Bash’in tarzı değildi.

Sağlıklı evlatlar doğurmuştu ve Donzoi onun çok şefkatli olduğunu söylemişti…

Ama asıl mesele bu değildi.

Donzoi’nin kadını göz kamaştırıcı bir afet olsaydı, belki Bash fikrini değiştirebilirdi.

Lakin buna mani olan iki önemli sebep vardı.

Birincisi, Bash bir Ork Kahramanı’ydı.

Bash kendi kendine sık sık herhangi bir kadınla da mutlu olabileceğini söylerdi ama eğer yurduna bir eş götürecekse, bu kadının kendi şanına yakışacak, kendisi gibi bir Ork Kahramanı’nın yanında durduğunda gururunu incitmeyecek biri olmasını isterdi.

Haydut bir ork olan Donzoi’nin elinden bir kadın alıp onu memleketine götürürse… Ork Kralı’nın yüzüne nasıl bakabilirdi?

Bir sebep daha vardı.

Ve bu en büyük olanıydı.

“Donzoi, eğer bir ork olarak zerre onurun varsa, arzuladığın şey için savaşacaksın.”

“…?!”

Donzoi sanki başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi kalakaldı.

Evet… Haklıydı.

Neden Bash ile savaşmaktan kaçmaya çalışıyordu ki?

İkisinin de hedefi aynıydı. Kendi kaderlerini kendi bilek güçleriyle tayin etmek istiyorlardı. Donzoi, sadece kendi ağzından çıkacak sözlerle köleleri özgür bırakan o kahraman olmak istiyordu.

Bu işin bir boyutu buydu.

Ama hepsi bu değildi.

Donzoi’nin içinden bir ses ona şunu fısıldıyordu:

Bash’e karşı kazanmama imkan yok.

Bu yüzden daha savaşmadan havlu atmıştı.

Oysa çok uzun zaman önce değildi.

Budarth müfrezesinin tüm üyeleri hayattayken, kendisinin daha güçlü bir ork olduğuna inanırdı. Hatta bir zamanlar gerçekten de daha güçlüydü. Bir noktada Bash onu geride bırakmıştı ama o zaman bile onun karşısında dikilebileceğinden emindi.

Sonra Bash birliklerinin en iyi askeri olmuş, ardından ülkenin en tepesindeki savaşçılardan birine dönüşmüştü…

Donzoi bir köle olarak çürürken, Bash basamakları tırmanıp bir Ork Kahramanı oluvermişti.

Artık Bash’i yenebileceğine dair içinde en ufak bir inanç kırıntısı bile kalmamıştı.

“… Bir ork olarak onurum, öyle mi?”

Onur.

Doğru ya. Donzoi’nin asıl geri kazanmak istediği şey kendi onuruydu.

Köle düştüğünde kaybettiği o gururlu hisleriydi.

Köleleştirildikten hemen sonra, cüce sahibinin ona söylediklerini hatırladı.

“Siz orkların tek ihtiyacı dövüşmek ve kadındır.”

Donzoi ve diğer köleler sadece birer ticari maldan ibaretti.

Arenaya sürülüyor, diğer kölelerle dövüşmeye zorlanıyor ve seyircilerden merhamet dilenmek zorunda kalıyorlardı. Tüm bunlar daha çok yakın bir zamanda yaşanmıştı.

Yeraltı arenasında dövüşürlerken ellerine kör kılıçlar verilir, kolayca parçalanan zırhlar giydirilirdi.

Zırh parçalandığı an müsabaka biterdi. Tıpkı bu turnuvadaki kurallar gibi.

Adeta çocuk oyuncağı gibi dövüşmeye zorlanmışlardı. Öldürmek yoktu, her şey sadece gösteriden ibaretti.

Bir ork savaşçısına yakışan bu değildi.

Bir ork dövüştü mü, ölümüne dövüşürdü.

“Doğru ya. Hata etmişim.”

Donzoi bir noktada zayıflamış, acizleşmişti.

Bu berbat durumdan kurtulmak istemiş ve bu yüzden aşağılıkça bir şeye yeltenmişti. Bir Kahraman’dan yardım dilenmişti.

“Şu cücelere gerçek bir ork dövüşü nasıl olurmuş gösterelim mi?”

Tek istediği dövüşmekti.

Kadın falan istemiyordu. Özgürlük de istemiyordu. Gurur da istemiyordu.

O bir orktu. Dövüşmek istiyordu; hayır, dövüşmeye ihtiyacı vardı.

Bir ork olarak gururunu koruyarak, karşısındaki Başu gibi bir rakip olsa bile… dövüşmek, kazanmak ve kendisine ait olanı geri almak istiyordu.

Görünüşe göre Başu bana bir kez daha yeni bir şey öğretti, değil mi?

Donzoi içinden bunları geçirerek kılıcını ve kalkanını hazıra getirdi.

Başu devasa kılıcını savurarak öne çıkardı.

Ve sonra…

“GRAWWWRRR!”

Arena sarsıldı.

Yer yerinden oynadı.

Ardından derin bir sessizlik çöktü.

Herkesin aklından aynı düşünce geçiyordu.

Cüceler… hatırlamıştı.

Bu, arenadaki bir gösteri için dövüş taklidi yapan orkların uyduruk haykırışı değildi. Bu gerçekti; savaş meydanlarında yankılandığını duydukları o meşum sesti.

O hakiki ork savaş narasını bir kez daha işittiklerinde, tıpkı savaş meydanındaki gibi titrediler ve iliklerine kadar korkuyu hissettiler.

“GRRRAGHWWWRRR!”

Yükselen ikinci nara stadyumu adeta sarstı.

Ork Kahramanı’nın savaş çığlığı, seyircilerin yüreğine dehşet saldı.

Aynı zamanda hepsinin kalbi heyecanla güm güm atmaya başladı.

Başu bu turnuvada ilk kez savaş narası atıyordu.

Bu seferki durum bambaşkaydı. Kendi soyundan gelen bu dişli rakibe karşı Başu sonunda işi ciddiye alıyordu. Savaşın bağrından kopup gelmiş bu iki rakip, gözlerinde çakan şimşeklerle birbirlerini süzdü.

Seyirciler coşkuyla tezahürat etmeye başladı.

O anda iki ork da aynı anda öne doğru birer adım attı.

İki adım, üç adım… derken koşmaya başladılar. Savunmayı zerre düşünmüyor, var güçleriyle saldırıya yükleniyorlardı. Zırhları büyük bir gürültüyle çarpıştı ve çıkan ses amfitiyatronun duvarlarında yankılandı.

Büyük final başlamıştı.

Herkes bu kapışmanın tek bir darbeyle bittiğini sandı.

Başu’nun savurduğu darbe Donzoi’ye patladı ve onu birkaç metre geriye fırlattı.

Ama henüz bitmemişti. Donzoi ayaklarının üstüne dimdik bastı.

Donzoi’nin ayakları, arena zemininde metrelerce uzunlukta derin bir yarık açmıştı.

Başu’nun o korkunç darbesini karşılamayı başarmıştı.

Seyirciler bunu fark ettiği an ortalık yıkıldı.

Başu’nun savuruşunun ne denli amansız olduğunu bilenler hayranlıkla iç geçirdi.

Hepsi çok iyi biliyordu ki, Başu’nun darbesinden bir insanı koruyabilecek hiçbir zırh yoktu. Bunu Barabaradobanga ile olan dövüşte bizzat görmüşlerdi.

Fakat Donzoi’nin bu darbeyi sol elindeki küçük kalkanla göğüslediği bir gerçekti.

Bir ejderhayı bile yere sereceği söylenen bir darbeyi hangi fani karşılayabilirdi ki?

Ne muazzam bir ustalık ama.

“Hey, şu Donzoi denen herif varya. Rivayete göre Başu ile aynı müfrezedeymiş.”

Biri lafa girdi ve seyircilerin kalanı da hemen kulak kabarttı.

Demek Başu’ya diş geçirebilecek bir adam vardı.

Her şeyin bittiğini, Başu’nun kolay bir zafer daha kazanacağını düşünmüşlerdi ama belki de yanılıyorlardı. Belki de en nihayetinde akıllara kazınacak gerçek bir gösteri izleyeceklerdi.

“GRAWWWRRR!”

Donzoi kükreyerek Başu’nun üzerine atıldı.

Saldırısı tam bir orka yakışır şekilde, dümdüz ve amansızdı.

Başu darbeyi savuşturdu. Dev kılıcını hazıra getirip topuklarını yere bastı, tam vaktinde güçlü bir hamleyle kılıcını savurdu.

Aralarındaki bu amansız kapışma, arena zemininden toz bulutları yükseltiyordu.

GÜM! Metal metale çarptı.

Donzoi havaya fırladı ve yerde derin bir iz daha bırakarak geriye savruldu.

Başu’nun kendini zerre tutmadığı ortadaydı.

Bu son kuruldu. Bundan sonraki turlar için kendini sakınmasına gerek yoktu. Donzoi’nin savaş narası, Başu’nun zihnindeki tüm itidal kırıntılarını silip süpürmüştü.

Şu an yaşanan şey, öz hakiki bir ork savaşıydı.

Gurura karşı gurur, onura karşı onur çarpışıyordu.

Ork Kahramanı Başu artık kendini dizginlemeyecekti.

Ve Donzoi de varını yoğunu ortaya koyuyordu.

Kalkanını sağ elinde tutuyor, kılıcını ise sol eliyle kavrıyordu.

Neden böyle yapmıştı? Seyirciler merak içindeydi.

Donzoi sağlaktı. Köle dövüşlerini sık sık izleyen her cüce bunu çok iyi bilirdi.

Ancak bunun sebebini tahmin etmek pek de zor değildi.

Donzoi’nin sol kolu çoktan kırılmıştı.

Bir ork silahını asla bırakmazdı. Hele ki ölümüne bir dövüşte asla.

Eğer bir şeyi gözden çıkaracaklarsa, bu ilk olarak kalkan olurdu. Silahlarını baskın olan ellerinde tutmaları en mantıklısıydı.

Fakat Donzoi hamlesini kalkanıyla yapıyordu. O kadar ustaca kullandığı kalkanıyla.

Kalkanını havaya kaldırıp Başu’ya doğru atıldı.

“GRAWWWRRR!”

Başu kükreyerek ileri fırladı.

“…!”

Fakat hamlesi bir parça yavaş kalmıştı.

Bir sonraki an, Donzoi doğrudan Başu’nun göğsünü hedef aldı.

Başu’nun dev kılıcının menziline girmişti. Kılıcını diğer eliyle savuran Donzoi’nin bu yaptığı, intihardan farksızdı.

Donzoi, kırık olan sol koluyla tuttuğu kılıcı Başu’nun boynunun yan tarafına geçirerek kan fışkırmasına sebep oldu.

Başu’nun yükselen dizi Donzoi’ye patladı ve onu geriye fırlattı.

Şimdi aralarında yine birkaç metrelik bir mesafe açılmıştı.

Donzoi’nin kalkanı göçmüştü. Kalın zırh plakasının ortası içeri çökmüş, artık işlevini yitirmişti.

Başu’dan üç doğrudan darbe almıştı. Sınırlarını çoktan aştığı aşikardı.

İkinci darbe Donzoi’nin sol kolunu kırmıştı. Şimdi sağ kolu da kırılmış durumdaydı. Ama yine de kalkanını, kılıcını ve gücünü bırakmıyordu.

Canı yanıyordu.

Donzoi’nin kolları tarifsiz bir acıyla kavrulmaktaydı.

Ancak savaş narası atmış bir savaşçı, acı gibi şeylerle yolundan döndürülemezdi.

“Baaaşşşuüü!”

“Donzoooii!”

Başu gardını aldı.

Duruşu şu ana kadarkilerden tamamen farklıydı. Kılıcını iki eliyle, omuz hizasında ileri doğru tutuyordu; sanki rakibini kılıcının ucuyla delip geçmek niyetindeydi.

Donzoi ise duruşunu değiştirmedi.

Her zamanki gibi kalkanını gövdesine siper edip Başu’yla kafaya kafaya yüzleşti.

Bir anda çarpıştılar.

Çıkan ses kulaklarda uzun ve gür bir şekilde yankılandı.

Başu ve Donzoi, birbirlerine kilitlenmiş halde kalakaldılar.

Donzoi bu kez geriye fırlatılmamıştı. Başu da kıpırdamıyordu.

Herkes bu savaşın nihayete erdiğini anlamıştı.

Fakat ikisinden hangisinin galip geldiğini kimse kestiremiyordu.

Oluşan sessizlikte seyirciler bir ses işitti; adeta bir diyapazonun çınlamasını andıran bir sesti bu.

Çıııııng… Ses tekrar tekrar yankılandı.

Nereden geliyordu bu ses? Arenanın dışından mı? Hayır… Yukarıdan.

Seyirciler başlarını kaldırınca gökten bir şeyin düştüğünü gördü.

Dobanga Çukuru’nun üzerindeki açık gökyüzünden. Metalik bir şey yukarıda parıldıyor, yeryüzüne doğru düşerken ışık saçıyordu.

Arenanın kenarına çarptı, ardından bir kavis çizerek sekti.

Arenanın merkezine, Başu ile Donzoi’nin hemen yakınına doğru dönerek düştü… Ve saplanma sesiyle arena zeminine çakıldı.

Bu bir kılıçtı.

Daha doğrusu, bir kılıcın kırılmış namlusuydu.

Toprağa saplanmış, yarımdan biraz uzun bir kılıç namlusu.

Kimindi bu?

Cevap zaten gün gibi ortadaydı.

Başu’nun kılıcı namlusunun ortasından kırılmıştı.

Donzoi elinde kılıcını tutmuyordu. Ama onu aramaya gerek yoktu. Arenanın kenarına saplanmış halde duruyordu. Üstelik tek parça halindeydi.

Donzoi’nin kalkanı her an ortadan ikiye çatlayacak gibi görünse de, en azından şimdilik hâlâ sağlamdı.

Yalnızca Başu’nun kılıcı kırılmıştı.

“Kazanan… Kazanan, Donzoooii!”

Sunucunun sesi yankılandı ve Savaş Tanrısı Festivali turnuvasının şampiyonu resmen ilan edildi.

Birkaç dakika sonra.

Donzoi hâlâ arenanın ortasında şaşkın bir halde dikiliyordu.

Başu ise ortalıkta görünmüyordu. Kaybeden çekilmiş, geriye yalnızca kazanan kalmıştı.

Fakat Donzoi gerçekten kazanmış gibi hissetmiyordu.

Rakibi Başu’ydu.

Donzoi esir düşmeden önce, müfrezesinde onu yenebilecek tek bir kişi bile yoktu.

Kendisinin bir Ork Kahramanı olacağına dair söylentiler dolaşmıştı ama bu unvanı göğüsleyen Başu olmuştu.

Dövüşürlerken Donzoi, aralarındaki güç farkını iliklerine kadar hissetmişti. Başu’dan tek bir darbe almasıyla paramparça olan sol kolu buna kanıttı. Adamı boynundan bıçaklamıştı ama bu bile onun amansız hücumunu durdurmaya yetmemişti.

O son darbe de aynıydı.

Başu, kılıcını kırmadan Donzoi’yi saf dışı bırakmanın bir yolunu kesinlikle biliyor olmalıydı.

Ama her şey aslında bundan hemen önce başlamıştı.

Donzoi, Başu’nun yakın menziline sokulduğunda.

Evet. Başu’nun dibine kadar girmeyi başarmıştı.

En süratli hayvamsılar bile savaş esnasında Başu’ya bu kadar yaklaşamamıştı.

Donzoi, Başu’nun darbelerini hafiflettiğini düşünmüştü.

Ama durum böyle olsa bile, Başu’nun Donzoi’ye bilerek zafer bahşetmek gibi bir niyeti olmadığına emindi. Eğer Başu birazcık daha sert vursaydı ya da Donzoi onun darbelerini bir şekilde karşılamayı başaramasaydı, kesinlikle canından olurdu.

Belki de Başu’nun planı, kendini birazcık tutuyormuş gibi yapıp Donzoi’yi avantajlı olduğuna inandırmak ve ardından indirmekti.

Normalde Donzoi bunu aşağılayıcı bulurdu. Ama nedense şu an buna hiç de içerlemiyordu.

Çünkü Başu, geçen yıl yenildiği o rakipten katbeat daha güçlüydü… O kişi, Donzoi’nin rövanş yapmak için can attığı Barabaradobanga’dan başkası değildi.

Başu sözüne sadık kalmış ve seyircilere gerçek bir ork savaşının nasıl olacağını göstermişti.

Orkların gururu çiğnenmemiş, korunmuştu.

Ve Donzoi bir zafer elde etmişti.

Her şeyin farkında olarak.

Donzoi’nin eskiden tanıdığı Başu, böyle bir şeyi asla yapamazdı.

Donzoi’yi doğrudan saf dışı bırakır ve kazanan olarak arenadan çıkardı.

Başu’yu en son gördüğünde, Donzoi onun hâlâ toy bir velet olduğunu düşünürdü.

Ama artık öyle değildi.

Donzoi köle olarak tutsak kaldığı sürece, Başu gerçekten muazzam bir büyüme kaydetmişti. Kahraman unvanına sonuna kadar layık bir savaşçı olmuştu.

“Turnuva şampiyonu, Donzoi!”

Donzoi başını kaldırdı.

Cüce Kralı soylular locasındaki yerine kurulmuş, yukarıdan ona bakıyordu.

“Dile benden ne dilersen!”

Hayır, bu Başu’nun Donzoi’ye öylece altın tepside sunduğu uyduruk bir zafer değildi.

Donzoi kendi zamanında Ork Kahramanı’ndan çok daha büyük zorluklarla yüzleşmiş ve hepsinin üstesinden gelmişti.

Bu yüzden Donzoi göğsünü kabarttı ve konuştu.

Buraya kadar kendi elleriyle dövüşe dövüşe gelmek için feda ettiği her şey adına.

“Burada köleleştirilmiş tüm insanların özgür bırakılmasını diliyorum!”

Ve böylece, Donzoi özgürlüğünü kazandı.

Ve Dobanga Çukuru’nda köleleştirilmiş olan herkesin özgürlüğünü.

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla