No Game No Life Cilt 2 – Bölüm 10 / Sahte Son

Sahte Son

Doğu Birliği elçiliğine düzenledikleri baskının ve ilan ettikleri düşmanlığın üzerinden bir hafta geçmişti.

Sora’nın Irk Taşı’nı bahse yatırdığına dair dedikodu bir yerden patlak vermiş ve anında her yere yayılmıştı. Sora’nın hükümdarı belirleyen turnuvada bir Elf casusunu yendiği, hatta üstüne bir Flügel’i bile mağlup ettiği düşünülünce, kafalarda bir şüphe filizlenmeye başlamıştı: “Ya Sora’nın kendisi de yabancı bir casussa?” Zaten Sora’ya kin güden soylular yangına körükle gitti ve gösteriler patlak verdi. Elchea Kraliyet Sarayı kalabalıklar tarafından kuşatılmıştı; günlerdir hakaretler, küfürler havada uçuşuyordu.

Ve böylece, yorgun adımlarla taht odasında beliren Steph mırıldandı:

“Sora… Artık durumu kontrol edemiyorum…”

Sora’ya duyulan şüpheler bakanlara kadar sıçramıştı. Hatta protestolara katılan bakanlar bile vardı.

“Arkanızda duran soylular bile artık sizi savunamayacaklarını söylüyor… Ve şimdi de bakanlar greve gidiyor, Elchea fiilen bir kaosun ortasında kaldı…”

Gerçi Steph de en az onlar kadar Sora’ya güvenmiyor olmalıydı. Yine de ortalığı yatıştırmak için elinden gelen her şeyi yaptığı anlaşılıyordu. Çaresiz kalmışçasına yere yığılarak durum raporu verdi.

“İyi iş çıkardın, Steph. Ama Doğu Birliği ile olan oyunumuzu bitirdiğimizde her şey çözülecek.”

Her zamanki gibi tahtta oturmuş Shiro ile oyun oynayan Sora, Steph’in çabasını takdir ederken bir yandan da alaycı bir şekilde gülümsedi.

“Yabancı casus olduğumuzu mu söylüyorlar? Biraz geç kalmadılar mı? Elf casusunu yendiğimizde düşüneceklerdi bunu.”

Haklıydı. Halkına gülen Sora’nın karşısındaki Steph, ne yaparsa yapsın içindeki güvensizliği söküp atamıyordu.

“… Ne yapmayı planlıyorsun? Dışarıda gösteri bile yapıyorlar.”

“Ne yaparlarsa yapsınlar; bıraksana takılsınlar.”

Bu dünyada gösteri yapmalarının hiçbir anlamı yoktu. Sora’nın kararıyla bir dertleri varsa, tek çareleri Tam Yetkili Temsilci hakkını elinden almaktı.

Ancak kimse onlara meydan okumaya gelmemişti. Yani, cesaretleri ancak bu kadarına yetiyordu.

“… O zaman, geçen bir hafta boyunca ne yaptığını sorabilir miyim?”

Sorduğu soru yarı sitemli, yarı gerçekten bir açıklama bekleyen türdendi. Fakat aldığı yanıt son derece kısaydı.

“Bekliyorum.”

Hepsi bundan ibaretti.

“… Doğu Birliği’nin kabul ettiklerine dair vereceği cevabı mı yani?”

“I-ıh, henüz buna pek hazır değilim; biraz daha beklemelerini istiyorum.”

Sora bu gizemli cevabın ardından konuşmaya devam etti.

“Önce gelmesini istediğim bir ‘taş’ daha var—öf, niye bu kadar uzun sürdü ki…”

Sora kime olduğunu bilmediği birine söylenirken, kenarda beklemekte olan Jibril öne çıkıp tepki verdi.

“—Efendim, bu…”

Fakat Jibril lafını bitiremeden, Sora eliyle onu durdurup konuştu.

“Ooo, sonunda geldin demek. Zamanlama diye bir şey duydun mu hiç?”

Herkes Sora’nın baktığı yere odaklandı. Ancak o bakışların hedefinde kimsecikler yoktu. Jibril sadece bir şeylerin varlığını hissetmiş olabilirdi. Yine de Sora, Steph’in—hatta Shiro’nun bile—göremediği o varlıkla konuşuyordu.

“Evet, neden burada olduğunu biliyorum. Ben her an hazırım tabii ki.”

Bunu söyleyerek Shiro’yu kucağından kaldırıp yere bastırdı. Sonra kendisi de ayağa kalkıp etrafına bakındı.

Shiro’ya, Steph’e, Jibril’e ve sadece kendisinin görebildiği o varlığa küstahça baktıktan sonra derin bir nefes verip Shiro’ya döndü:

“Shiro, beni iyi dinle.”

“… Hım?”

“Sana inanıyorum.”

“… Ben de sana inanıyorum.”

Shiro hiç tereddüt etmeden karşılık verirken, Sora sadece tebessüm etmekle yetindi.

“Shiro, biz her zaman iki beden, tek ruhuz.”

“Shiro, biz bir sözle birbirimize bağlıyız.”

“Shiro, biz bir Shounen mangasının başrolleri değiliz.”

“Shiro, biz her zaman oyun daha başlamadan kazanırız.”

Sora’nın bu ne idüğü belirsiz anlamlar taşıyan cümleleri sakince sıralaması karşısında. Bir şekilde—

“… Abi…?”

İçini midesini bulandıran kötü bir his kapladı. Shiro tedirginlikle ağabeyine seslendi. Yanıt olarak gözleri parlayan Sora, onun başını okşayarak şöyle dedi:

“—Haydi, Doğu Birliği’ni yutup bitirmek için ihtiyacımız olan o son taşı almaya gidelim.”

Ve ardından—o varlığa dönerek gülümsedi ve konuştu.

“—Gelin bakalım, oyuna başlayalım mı?”

……

Güneş, pencereden süzülüp göz kapaklarına sızdı.

“… Hım… ımgh…”

Fakat uyanmaya direnen zihni biraz daha kestirmek istediğinden, Shiro biraz daha uyuma arzusuna sadık kalarak tekrar uyumak için diğer tarafa döndü. Her zamanki gibi ağabeyinin koluna sarılarak—ama. Gözleri kapalıyken etrafı yoklayan eli, orada olması gereken şeyi tutamadan boşluğa savruldu.

“… Hı?”

Belki de—yine yataktan düşmüştü. Fakat uykudan mahmurlaşmış zihniyle, artık kraliyet yatak odasındaki yatakta uyumadığını hatırladı. İstemeye istemeye, ağabeyini aramak ve ona sarılmak için mahmur gözlerini açtı, ancak—. Her zaman orada olması gereken kişi—…

……

Elchea Krallığı: Başkent Elchea. Üst üste kaybedilen egemenlik mücadelelerinin ardından artık Imanity’nin son kalesi haline gelmiş olan bu şehirde. Kraliyet Sarayı’nın koridorunda bir kız sarsak adımlarla yürüyordu. Stephanie Dola. Kızıl saçlı, mavi gözlü, asil bir soydan gelen ve önceki kralın torunu olan genç bir kız.

Ancak gözlerinin altındaki morlukların ve ağır adımlarının ele verdiği derin yorgunluk, genç hanımın doğuştan gelen zarafetini söküp almıştı. Ürkütücü bir tebessümle iskambil kâğıtlarını sıkıca tutarak kralın yatak odasına doğru sallana sallana ilerlerken, bir genç hanımdan ziyade… bir hayaleti andırıyordu.

“Heh, heh-heh-heh… Bugün gününü göreceksin işte.”

Yeni doğan güneş, bütün gece uykusuz kalan bilincini çekip alırken. Stephanie —yani Steph— huzursuzca kıkırdadı.

“—Shiro, uyandın, değil mi?! Sabah oldu!”

Güm, güm. Elleri kâğıtlarla dolu olan Steph, kraliçeye küstahça adıyla hitap ederek kapıyı tekmeledi. Ama… Belki de kapı tam kapatılmamıştı. Çünkü vurmasıyla kapının pürüzsüzce açılması bir oldu—

“Ş-şey… Yoksa uyandın mı…?”

ve Steph kraliyet yatak odasından içeri baktı, ancak. Gördüğü şey—

“Ağabey… Ağabey, neredesinnn… Ben… özür dilerim… benim suçumdu… Ben… bir daha… yataktan… düşmeyeceğim… o yüzden lütfeeen ortaya çık… ııığğğ…”

dizlerini kucaklamış, titreyerek gözyaşlarına boğulan Shiro’ydu.

“—N-ne—n-ne oldu Shiro?!”

Az önce Shiro’nun gününü göreceği düşüncesiyle hırsla kıkırdayan Steph. Bu manzara karşısında öyle bir şoka uğradı ki elindeki kâğıtları yere düşürüp Shiro’ya doğru koştu.

“N-neyin var, hasta mısın?!”

Fakat Steph’i duymuyormuş gibi. Shiro ağlamaya ve mırıldanmaya devam etti:

“Ağabey… Ağabey… Ortaya çıkkk… Beni yaaallnız… bırakma…”

Mırıldanışlarından samimi bir endişeye kapılan Steph konuştu:

“Ş-şey… ‘Ağabey’ derken kimi kastediyorsun? O-onu sana getirmem yeterli, değil mi?”

Derken. Steph’in sözleri sonunda Shiro’nun kulaklarına ulaştı. Steph— ne diyordu böyle? Shiro’nun tek bir ağabeyi vardı. Shiro telefonunu çıkarıp rehberini açtı— ama.

“… İmkânsız…”

Bu olamazdı. Shiro’nun telefonunda kayıtlı tek bir numara vardı: ağabeyininki. Yine de. Neden—. Neden telefonunda—0 Kişi yazıyordu?

“… Bu imkânsız… Olamaz… olamaz, olamaz…”

Zaten bembeyaz olan teninden kanın çekildiğini görünce, Steph durumun ne kadar vahim olduğunu hissetti ve çaresizce Shiro’ya seslendi.

“Sh-Shiro, lütfen, iyi misin?! Söyle bana, ne oldu?!”

Fakat Shiro, Steph’in orada olduğunu bile artık fark etmiyor gibiydi. Çılgınlar gibi telefonundaki e-posta kayıtlarını, oyun hesaplarını, adresleri taradı; resim klasörünü ve alt klasörleri açtı—hayır.

Ağabeyinden tek bir iz bile yoktu.

“… Olamaz… Bu… olamaz…”

Shiro panik içinde telefondaki tarihe baktı.

Ayın yirmi birisi. Ağabeyi onunla tahtta oyun oynuyordu—ayın on dokuzunda. Shiro anında fotoğrafik hafızasını taradı; gördüğü tüm taşınabilir oyun konsolu, tablet ve telefon ekranlarını gözünün önüne getirip hepsinde 19 yazdığını doğruladı. Evet, kesinlikle ayın on dokuzuydu. Ama o zaman bugünün ayın yirmisi olması gerekirdi.

Öyleyse dün ne yapmıştı?

… Hayır. Hiçbir şey—ama hiçbir şey hatırlamıyordu. Beş yıl önce okuduğu kitapları bile sırf hafızasından sondan başa doğru okuyabilen Shiro’nun zihninde, sanki bütün bir günü uyuyarak geçirmiş gibi tam bir boşluk vardı.

Ağabeyi yanında değildi. Telefonunun rehberinde yoktu. E-postalarda, kayıtlarda, günlüklerde… Hiçbir yerde görünmüyordu.

Ağabeyinin varlığına dair en ufak bir kanıt bile sunulamıyordu. Durumu kafasında toparlayan Shiro, yalnızca üç olasılık çıkarabildi.

1. Olasılık: Bilinmeyen bir güç, ağabeyinin varlığını bu dünyadan tamamen silmişti.

2. Olasılık: En sonunda aklını yitirmişti.

3. Olasılık: Aklını çoktan yitirmişti—ve ancak şimdi akıl sağlığına kavuşuyordu.

Ancak bu olasılıklardan hangisi doğru olursa olsun, hiçbiri Shiro’nun gözlerini kaplayan karanlığı engellemeye yetecek bir yanıt değildi. Titreyen bir sesle, güçlükle ağzını açtı.

Cevabı tahmin edebildiği ama kesinlikle duymak istemediği için henüz dile getirmediği o soruyu sormak üzere. Son umut kırıntısıyla—Steph’e onun adını söyledi.

“… Ste-ph… Ağabeyim nerede… Sora nerede…?”

Fakat aldığı yanıt, tam da tahmin ettiği gibiydi.

Çaresizce duymamak için çırpındığı o yanıt.

“… Sora mı? Birinin ismi, değil mi? Kim o?”

Ah.

Lütfen. Bu sadece korkunç, berbat bir rüya olsun. Uyanayım ve ağabeyimi her zamanki gibi orada uyurken bulayım. Bana sadece—”Günaydın” desin. Kendisini kaplayan karanlığa teslim olurken dilediği tek şey buydu.

Shiro bilincini serbest bıraktı.

DEVAM EDECEK

No Game No Life

No Game No Life

NGNL, NO GAME NO LIFE 遊戲人生, ノーゲーム・ノーライフ, 游戏人生(小说)
Puan 9
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2012 Anadil: Japonca
Sora ve Shiro kardeşler hem gerçek dünyada hem de oyunlarda ayrılamaz bir ikilidir. Bir takım olarak, bireysel becerilerinin uyumu onları yenilmez kılar. Gerçek hayatta ikisi de utangaç ve asosyaller ama oyunlarda bu iki kardeş 『  』 (boşluk) olarak bilinen grubu oluştururlar ve bu grup diğer oyuncular tarafından gizemli ve yenilemez olarak bilinir. Bir gün, gizemli bir rakibi online satrançta yendikten sonra kardeşler rakipleri tarafından kendi dünyasına – Disboard (盤上の世界(ディスボード) Disubōdo) her şeye oyunlarla karar verilen bir dünyaya – geçmelerini teklif ediyor. Kardeşler teklifi kabul ettikten sonra rakipleri Tanrı Tet onları kendi dünyasına çağırır. Sora ve Shiro zayıf insan ırkı olan Imanity’nin kurtarıcıları olarak diğer ırklarla dünyaya fethetmek için savaşa girerler.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla