Kısım 1
Karanlığa bürünen başkentte, Chris ve ben saraya doğru yöneldik.
Ona göre, gece karanlığından faydalanarak saraya sızmak en iyi hareket planı olacaktı.
Şeytan Kral’ın Ordusu’na karşı kazanılan ezici zaferden sonra, muhafızlar görevleri konusunda daha rahat davranıyorlardı.
“Hey, elindeki de ne öyle? Havalımış. Nereden aldın onu?”
Ağzı siyah bir bezle kaplı olan Chris bana bakarak konuştu.
“Bu bana Axel’deki belli bir büyü eşyası dükkanında çalışan şüpheli bir tezgahtar tarafından verildi. En çok satan ürün olduğunu duydum.”
Kimliğimi açık etmemek için Vanir’in bana verdiği maskeyi takmıştım.
“Hmm~ Ben de bir tane istiyorum, nasıl biri o şüpheli tezgahtar?”
“Nasıl biri mi…? … Mahallede ‘Karga Avcısı Vanir-san’ olarak bilinen, çöplükteki gürültücü kargaları kovalamak için titizlikle çalışan biri…”
“Hmm~ Gerçekten azimli bir adam değil mi? Onunla tanışmak isterim!”
Gerçekten tanışsalar ne olurdu merak ediyordum.
Daha doğrusu, dindar bir Eris inananının o iblisle tanışmasından iyi bir şey çıkmazdı.
Amacımız saraya sızmak ve Iris’in kolyesini kapmaktı.
Doğduğumdan beri, cinsel taciz bir yana, sadece halka açık alanda küçük abdestini yapmak ve kural dışı karşıya geçmek gibi küçük kabahatler işlemiştim. İlk defa gerçek bir ‘suçlu’ gibi bir şey yapıyordum ve bu beni geriyordu.
Başkalarına zarar vermek istemiyordum ve buna yüreğim de yetmezdi, bu yüzden katanamı handa bıraktım.
Kaçmam gerekirse yükümü hafifletmek için zırh bile giymedim ve geceye uyum sağlamamı sağlayacak koyu renkli kıyafetler seçtim.
Yay ve oklar her türlü senaryoda kullanılabilirdi, bu yüzden onları yanıma aldım…
Chris durdu ve tepemizde yükselen saray duvarına doğru baktı.
“Ee, hazır mısın yamak?”
“Her zaman, patron hanım.”
“……”
“Hey, bana patron hanım deme.”
“O zaman sen de bana yamak deme! Hem benim konumum neden seninkinden daha düşükmüş?”
Binanın gölgesinde saklandık ve kısık sesle tartıştık.
“Çünkü benim mesleğim Hırsız, burada profesyonel olan benim. Senin mesleğin Maceracı, değil mi?”
“Bu doğru ama bende gece görüşü sağlayan Uzak Görüş olduğu için hırsızlığa daha uygunum. Yetenek bakımından patron ben olmalıyım, değil mi?”
Sarayın içinde birbirimize gerçek isimlerimizle de hitap edemezdik.
Bu yüzden birbirimize nasıl hitap edeceğimizi tartıştık…
“Ama, ama başkentte soylu hırsız olarak tanınan kişi benim, tamam mı? Bunun sonu gelmeyecek, hadi basit bir karşılaşmayla çözelim!”
“Karşılaşma mı? Pekala o zaman– Hırsızlar için Şans gereklidir, bu yüzden taş-kağıt-makas oynayalım.”
Güçlü olduğum tek nokta mükemmel şansımdı.
Chris muhtemelen benim statlarımı bilmiyordu.
“Taş-kağıt-makas mı? Pekala, yapalım bakalım! Lafı açılmışken, geçen sefer Çalma ile yarıştığımızda kaybetmiştim, bu yüzden bugün intikamımı alacağım.”
“Hehe, tuzağa düşürüldün Chris! Daha önce taş-kağıt-makasta hiç kaybetmedim! Tamam, taş…!”
“– İçeri sızmanın bir yolunu düşünelim Asistan-kun.”
“Haklısın, Büyük Patron. Hem sarayda boşu boşuna ev kuşu olmadım. Sıkılıp sarayda dolaşırken kabaca düzenini çözmüştüm. Yolu ben göstereceğim.”
Hayatımda ilk defa taş-kağıt-makasta kaybetmiştim.
Şans tanrıçası Eris’in bir inananından da bu beklenirdi. Şansı gerçekten çok iyiydi.
Ortak bir karara vardıktan sonra birbirimize nasıl hitap edeceğimizi netleştirdik.
Korumalı ana kapıdan kaçınarak sarayın yan duvarlarına dolandık.
“Asistan-kun, buradan mı içeri sızmayı planlıyorsun? Duvarlar gerçekten çok yüksek, en az üç katlı gibi görünüyor… Bununla hiçbir şey yapamam…”
Chris sözünü bitiremeden okçuluk ekipmanlarımı çıkardım.
“Keskin Nişancılık.”
Bu, Destroyer ile olan savaş sırasında kullanılan, ucunda kanca ve arkasında halat olan oktu.
Oku atmadan önce becerimle nişan aldıktan sonra, tam olarak saray duvarının kenarına takıldı.
Sağlam olduğundan emin olmak için halatı çektim. Chris şaşkınlıkla ağzını kocaman açtı.
“Asistan-kun gerçekten çok işe yarıyor. Maceracı olmayı bırak da benimle birlikte kötü soyluları cezalandırmaya odaklanan soylu bir hırsız çetesi kur.”
“Param biterse ve yapacak daha iyi bir işim olmazsa düşünürüm… Pekala, gidelim!”
Kısım 2
Gece yarısından sonra saat bir veya iki civarı olmalıydı.
Sarayın ışıkları sönüktü ve herkes mışıl mışıl uyuyor gibiydi.
“Bundan sonra önden benim yürümem en iyisi olur. Gece görüşümü kullanıp yavaşça ilerleyeceğim, bu yüzden sen sadece arkamdan gel yeter, Büyük Patron.”
“Anlaşıldı, Asistan-kun.”
Şu anda sarayın avlusundaydık.
Hedefimiz en üst kat olan Iris’in odasıydı.
Avludan saraya giren kapıya doğru yürürken ilk engelle karşılaştım.
“Kötü haber, Büyük Patron. Kapı kilitli.”
“Sıra bende, kilit açma becerilerimin parlama vakti geldi.”
Chris kapının önünde çömeldi, kulak çöpüne benzeyen iki nesne çıkardı ve kilit deliğiyle kurcalamaya başladı.
Bir tık sesiyle kapı zahmetsizce açıldı.
Profesyonelden de bu beklenirdi. Eğer bir gün boş beceri puanım olursa bu beceriyi öğreneceğim.
Sarayın içine başarıyla girdikten sonra karanlıkta ilerlemeye devam ettik.
Tabii ki önde ben, arkada Chris vardı.
Şimdiye kadar henüz devriye gezen muhafızlarla karşılaşmamıştık.
Uğursuz Aqua etrafta olmayınca işlerin bu kadar sorunsuz gideceğini düşünmek şaşırtıcıydı.
“Oh, biri geliyor. Düşman Algılama sinyal veriyor.”
“Şu köşeye saklan, Gizlenme’yi etkinleştirmeyi unutma.”
Bir muhafızın ayak sesleri yaklaşırken gölgelere saklandık.
Muhtemelen devriye gezen muhafızdı.
“Hey, Asistan-kun, bu kadar yapışmak zorunda mısın? Zaten Gizlenme kullandık, bu yüzden yakalanmamak için bu kadar çabalaman gerekmiyor, değil mi?”
“Düşmanı küçümsemek iyi değildir, Büyük Patron. Gel buraya, daha yakına sokul, çabuk!”
“Asistan-kun, bu kadarı fazla yakın!”
“Büyük Patron, bu kutsal eşyayı geri almak ve dünya barışı için. Lütfen katlan buna!”
Biz kısık sesle tartışırken devriye gezen muhafız durdu.
“… Biri mi var orada?”
Sordu ve ışığını bu tarafa tuttu ama Gizlenme sayesinde fark edilmedik.
“Bana öyle gelmiş…”
Muhafızın gittiğini görünce rahat bir nefes aldık.
“Gerçekten de, işte bu yüzden sana düşmanı küçümsemenin iyi olmadığını söylüyorum. Eğer dikkatli halletmeseydim başımız belaya girerdi.”
“Hayır, hayır, hayır, muhafızın dikkatini çeken o gürültüyü yapmam tamamen senin yüzündendi! Bana bir daha cinsel tacizde bulunursan Tanrıça Eris’in ilahi gazabına uğrayacaksın.”
Eyvah, lafı açılmışken Eris-sama hâlâ beni izliyordu.
Son zamanlarda arzularıma fazla yenik düştüğüm doğruydu.
Kendime çeki düzen versem iyi olacaktı.
Devasa sarayda ilerleyerek ikinci kata çıkan merdivenlere ulaştık.
Iris’in odası en üst kattaydı.
“Hey Asistan-kun, mümkünse hazine odasına bir göz atmak isterim. Dediğim gibi, her iki kutsal eşya da başkentte, bu yüzden canavarları kontrol edebilen eşya burada olabilir. Bu kadar yoğun bir hazine varlığına sahip tek yerler Alderp’in malikanesi ve bu saray.”
Alderp’in malikanesinden gelen tepki kesinlikle Aqua’nın hagoromosuydu, bu da kalan kutsal eşyanın bu sarayın içinde olduğu anlamına geliyordu.
“Hazine odası ikinci katta. Merdivenleri çıktıktan sonra hemen ulaşırız. Ama güçlü bariyerler ve muhtemelen tuzaklar var…”
“O sorun değil, hazırlıklı geldim.”
Merdivenlerden yukarı çıktık ve hazine odasına doğru ilerledik.
Hazine odasının girişinde, benim o ufacık büyü gücümle bile hissedebildiğim güçlü bir bariyer keşfettik.
Bu bariyeri kaldırabilecek tek kişiler muhtemelen Aqua seviyesindekiler olurdu.
Chris bu sırada belli bir büyü eşyası çıkardı.
“Bu sadece iblis ırkının sahip olduğu, Bariyer Katili adlı bir araç. Görünüşe göre Kızıl İblisler bunu satıyordu… Onları nasıl ele geçirdiklerini bilmiyorum ama bunu satın alan bir soyludan ‘ödünç almayı’ başardım.”
Bariyer Katili mi?
Bu terimi daha önce bir yerde duymuştum.
Daha doğrusu, şekli tanıdık geldi, nereden… Her neyse, boşver.
Chris bir süre büyü eşyasıyla uğraştı ve bir pıt sesiyle bariyer kolayca kaldırıldı.
“Harika, şimdi sadece tuzaklara dikkat etmemiz gerekiyor.”
“Aynen öyle. Tuzakları algılama ve etkisiz hale getirme becerilerine sahip olan bizim için bu çocuk oyuncağı.”
Etrafı gözlemlemek için çakmağımı çıkarıp yaktım.
Hazine odası aydınlandı ve düzenli bir şekilde sıralanmış her türlü hazine önümüzde belirdi.
“Aman, burada bir tuzak var. Bu hazineyi yanına alırsan alarm çalacaktır. Eğer hedef kutsal eşya burada değilse mallara dokunma.”
Onun sözlerini duyduktan sonra başımı salladım ve onunla birlikte aramaya başladım.
Öyle olabilirdi ama canavar çağıran kutsal eşyanın neye benzediğine dair en ufak bir fikrim yoktu, bu yüzden Chris’e ve onun hazine algılama becerisine güvenmek zorundaydım.
Benim yapabileceğim tek şey göz kulak olmak ve buradaki hazinelere hayranlıkla bakmaktı.
Tam o sırada gözüme bir şey takıldı.
“Asistan-kun, aradığımız şey burada değil. Çok sayıda güçlü büyü eşyası var ama kutsal eşya seviyesinde bir şey yok… Asistan-kun?”
Bu, hazine odasına hiç uymayan bir şeydi.
Çok aşina olduğum bir şey.
“Bu bir manga değil mi…?”
Önümdeki şey Japonya’dan gelme bir manga olmalıydı.
Chris efkârlı ifademi gördükten sonra muhtemelen bir şeyler düşündü ve beni sessizce izledi.
“Şey… Eğer onu alıp götürürsen…”
Chris konuşmakta tereddüt etti ama ne demek istediğini anladım.
“İyiyim ben, sadece memleketimden bir kitap. Sadece biraz efkârlandım o kadar.”
Nedense Chris dediklerimi duyduktan sonra biraz suçluluk duymuş gibi göründü.
“Benim için üzülme. Hem ben o mangayı daha önce satın almıştım, o yüzden…”
Ben konuşurken bakışlarım manganın yanındaki diğer kitaba kaydı.
Bu eşsiz bir hazineydi.
Japonya’da sadece o kitabı elinde tuttuğun için bile tutuklanırdın– İşte o kadar değerli bir şeydi.
“… Gidelim o zaman Asistan-kun… Ha doğru ya! Kutsal eşyaları mühürledikten sonra senin ülkenden bir sürü kitap toplayıp sana vereceğim, o yüzden…”
Chris duygusal bir şeyler söylerken, hiç tereddüt etmeden o hazineyi kaptığım gibi bağrıma bastım!
“Asistan-kun–!!”
“– Oradalar, davetsiz misafirler şu tarafa gitti!”
“İki kişiler! Amaçlarının ne olduğunu bilmiyoruz ama ellerini kollarını sallayarak gezmelerine izin veremeyiz!”
Chris ve ben var gücümüzle kaçarken muhafızlar bağırıyordu.
“Kahretsin, ne biçim bir tuzaktı o öyle! Beni bile avladı…!”
“Asistan-kun, sonra seninle hayat hakkında ciddi bir konuşma yapmam gerekecek! Çok sorumsuzca yaşıyorsun!”
“Büyük Patron, şu an geyik yapmanın sırası değil! Şu küçük pürüzü bir atlatmamız lazım!”
“Öyle olabilir ama bunu söylemeye hiç hakkın yok!”
Saraydaki tüm ışıklar yanmıştı ve hazine odasından gelen alarmla herkes uyanmıştı.
“Su Yarat! Ve Dondur!”
Koşup geçtiğimiz koridor buzla kaplandı.
Arkamızdan çığlıklar ve küfürler yükseldi.
“Asistan-kun’un yanımda olması gerçekten çok pratikmiş.”
“Sadece lafta kalmasın Büyük Patron, yardım et bana!”
Yanımda koşarken bana laf yetiştiren Chris, başparmağını kaldırıp onaylar bir hareket yaptı.
“Tamamdır, sana Büyük Patron’un hünerlerini göstereyim o zaman!”
Bunu söylerken geriye doğru döndü ve cebinden bir şey çıkardı.
Bu ince bir metal teldi.
“Tel Tuzağı!”
Chris bağırarak teli fırlattı.
Tel koridor boyunca duvarlara dokunduğu anda çelik bir çubuk kadar gerginleşti.
Adeta bir örümcek ağı gibiydi.
Ufak tefek biri bile o ağdan kolayca geçemezdi.
“Bu sadece zaman kazanmak için ama kaçmamıza yeter de artar! Asistan-kun, herkesin dikkatini bu kadar çekmişken görevi tamamlayamayız, şimdilik geri çekilelim!”
Chris belindeki hançeri çekerken, bir pencereyi zorla açtı ve etrafa bakındı– Muhtemelen bir kaçış rotası arıyordu.
“Hayır, dur, bu işi bugün bitirmek istiyorum! Yarın başkentten kovulacağım zaten!”
Chris dediklerimi duyunca kaşlarını çattı ve sıkıntılı göründü.
“Ö-Öyle söylesen bile… Bir Hırsız ve Maceracı ikilisi olarak başkalarıyla kafa kafaya dövüşürsek hemencecik yakalanırız! Hem sen ne zamandan beri savaşmaya bu kadar kararlısın ki?”
Bu sözler beni kendime getirdi.
En başta, ben neden bu kadar canla başla çabalıyordum ki?
Kanı kaynayan bir karakter değildim ve kesinlikle seçilmiş bir çağrılmış kahraman falan da değildim.
Sakin ol, ben mantıklı bir adamım.
Doğru ya, Axel’e döndüğümde her gün hayatın tadını çıkarabilecektim.
Çabalamayı bırak ve kaç, evine dönüp dertsiz tasasız bir hayat yaşa–
Kendimi ikna etmeye ne kadar çalışsam da, Iris ile geçirdiğim zamanlar gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti.
Onu kızdırdıktan sonra somurtup duran Iris.
Zindandaki lichi arındırma hikayemi anlatırken gözleri parıldayarak dinleyen Iris.
Benim gazıma geldikten sonra yemekhaneden atıştırmalık çalan ve sonunda Claire tarafından uyarılan Iris. Suçluluk hissetmesine ve benimle birlikte fırça yemesine rağmen yine de biraz mutlu görünen Iris.
Uydurduğum bir saçmalığı maiyetindekilere kibirle anlattıktan sonra alay konusu olunca benden intikam almaya gelen öfkeli Iris.
Ve son olarak, sorduğum soruya şöyle yanıt veren Iris–
‘Sizin gibi biriyle ilk defa karşılaşıyorum. Herkes etrafımda el pençe divan duruyor ve üzerime titriyor. Sadece tek bir kişi küstahtı, kabaydı, acımasızdı ve bana her türlü tuhaf şeyi öğretti. Kraliyet ailesinden olmama rağmen, bir yetişkin gibi davranmaktan zerre nasibini almayarak benimle yarışmak için var gücünü ortaya koydu…’
‘Ben sana hakkımda neleri sevdiğini söylemeni istemiştim.’
‘Ama ben zaten sizden hoşlanma nedenlerimi sıralıyorum.’
Ama o çocuk beni olduğum gibi seviyor.
Onunla kalmayı neden bu kadar çok istediğimi anlamıyordum.
Ya da neden bana bu kadar yakın davrandığını.
Ne olursa olsun, Iris birkaç yıl sonra daha olgun bir prenses olacaktı.
O zaman geldiğinde, aralarında bu kadar büyük bir statü farkı olan şüpheli bir adamla görüşmek istemeyecekti.
Hayır, başkentten ayrıldığım andan itibaren bağlarımız kopacaktı.
Böyle düşününce, bir ağabey gibi hürmet göreceğim son gece bu geceydi.
“Asistan-kun, geri çekilelim! Axel’e dönmek istesen bile–biraz zaman kaybettirecek olsa da– sana yardım edeceğim!”
Ancak, işte tam da bu yüzden…
“Büyük Patron, ben…”
Birbiri ardına baş belası işlere sürüklenmiştim.
Ama bir dahaki sefere kadar bekleyemezdim.
Yarına kadar da olmazdı.
Aynen öyle–
“Sana gerçek hünerimi göstereceğim.”
“… Asistan-kun?”
“– Ağı kestik! Hırsızlar… “Hâlâ buradalar, kaçmamışlar!”
Muhafızlar ağı kesip yolumuzu kestiler ve bizi açıkta bıraktılar.
“Hırsızlar, kraliyet sarayına sızdığınıza hepinizi pişman edeceğim! Sorgulamak için sadece birini canlı bırakın yeter!”
Yüzbaşıları gibi görünen bir adam belindeki kılıcı çekti ve korkutucu şeyler söyledi.
Yolumuzu kesip her hareketimizi izleyen muhafız şöyle dedi:
“Yüzbaşım, birinin elinde hançer var, diğeri ise silahsız. Silahsız olan ve daha zayıf görüneni yakalayalım!”
Yüzbaşı diye hitap edilen adam başını salladı.
“Hmm, gümüş saçlı olan gerçekten daha güçlü görünüyor. Pekala, gümüş saçlıya karşı merhamet göstermeyin! Şu maskeli ezikle ilgilenmeye ikimiz yeteriz!”
Bu gece bana ne oluyordu böyle?
Varımı yoğumu ortaya koymaya kararlı mıydım?
“Rakip şüpheli bir hırsız, hiç merhamet göstermeyin!”
Formumun zirvesindeydim.
“İkisi de kıpırdamıyor… Hey, davetsiz misafirler! Teslim olmak için bu son şansınız! Canınızı bağışlayabiliriz! Şimdi, pes edin gitsin…”
Nedenini bilmiyordum ama bu geceki durumum harikaydı.
Yüzbaşı olarak bilinen adam bana karşı kılıcıyla gardını aldı.
“…”
Sessizce elimi uzattığımı görünce kılıcını indirdi.
“Ha? Teslim mi olmak istiyorsun? Tamam, oradaki gümüş saçlı, sen de silahını bırak! O zaman canınızı– AAAH!?”
Elime dokunduğu anda yüzbaşı çığlık attı ve titreyerek yere yığıldı.
“Ne–?”
Chris de dahil olmak üzere oradaki herkes şaşkınlıkla nefesini tuttu.
Yüzbaşı olan adam gerçekten büyük bir dayanıklılığa sahipti.
Ama fiziksel gücü bir canavarla yarışabilecek Darkness hariç, mükemmel durumumdayken kimse benim Emme Dokunuşu’ma karşı koyamazdı.
“N-Ne yaptı bu adam–?”
Yüzbaşılarının yerde yattığını gören tüm muhafızlar bir adım geri çekildi.
Tam bu anda, ben–!
“Hahaha! Mükemmel! Bu his harika! İçimden güç fışkırıyor– Nedenini bilmiyorum ama bu gece gerçek hünerlerime tanıklık etmenize izin vereceğim!”
“A-Asistan-kun? Gerçekten çok tuhaf davranıyorsun! Ne oldu sana?”
Muhafızlara doğru atıldım–!
Kısım 3
“Büyük Patron! Şu köşeyi sağa dönünce en üst kata çıkan merdivenleri göreceğiz!”
“Pekala, a-anladım! B-Bu arada Asistan-kun, her zamankinden farklı hissettiriyorsun… Ses tonun bile garip, ne oldu sana?”
Tıpkı az önceki gibi arkamızdan yükselen küfürlerle Chris’le yan yana koştum.
Ancak içerik az öncekinden biraz farklıydı…
“Hırsızlar! Güçlü hırsızlar saraya sızdı! Şu seçkin maceracıları uyandırın, çabuk!”
“Beni dinleyin! Bodoslama saldırmayın! Rakip yetenekli ama kimseyi öldürmeye niyeti yok gibi görünüyor! Yine de düşüncesizce hareket etmeyin!”
“Şövalye Komutanı! Lütfen güvenli bölgeye tahliye olun!!”
“A-Ama o maskeli adamın daha fazla ilerlemesine izin veremeyiz…!”
Ben ritmimi yakalamaya başladıkça muhafızlar inanılmaz bir korku sergiliyordu.
Oh, önde düşman var!
“Yoldan çekilin, Gümüş Saçlı Hırsız Grubu geliyor! Canınızın yanmasını istemiyorsanız yol açın!”
“Asistan-kun, o isme ne zaman karar verdik? İşler çığırından çıktı, bu yüzden lider sen olabilirsin, adını Maskeli Hırsız Grubu falan yap çabuk…”
Önümdeki kılıçlı muhafıza doğru elimi kaldırdım…!
“Rüzgar Nefesi!”
“Ughh! Lanet olsun, hep böyle numaralar kullanıyor… AAAH~!”
Elimdeki tozu rüzgar büyüsüyle üzerlerine üfledim.
Ve sonra kör olan muhafızın elini kavradım ve silahını aşağı bastırırken Emme Dokunuşu’nu kullandım.
Rakibi birkaç saniye içinde etkisiz hale getirdim ve umursamazca şöyle dedim:
“Maskeli Hırsız Grubu olmaz. Kukla oynatıcı benmişim gibi duyuluyor, hoşuma gitmedi.”
“Kukla oynatıcı ben de olmak istemiyorum! Aptalca bir patırtı koparıp bu kadar dikkat çekmek istememiştim! İşler kötü giderse sırf gümüş saçlıyım diye hedef tahtasına oturtulacağım! Hem az önce kullandığın o teknik de neydi öyle?”
Bir lichin becerilerini kullanabildiğimi ona pat diye söyleyemezdim.
“Bu benim bitirici tekniğim, bu yüzden çok fazla detay veremem. Onu geç de– rakip büyü kullanırsa başa çıkamam… Hey, harbi harbi büyücüye benzeyen biri çıktı ortaya! Onu sana bırakıyorum, Büyük Patron!”
Yataktan yeni kalkmış gibi görünen üç muhafız yolumuzu kesti.
İkisi zırh giymişti, birinde ise cübbe vardı.
“Bana bırak! Şunun icabına bakacağım…! Beceri Bağlama!”
Chris, cübbeli büyücüden daha hızlı davranarak bir beceri kullandı.
“Yıldırım! … Hmm? Ne!?”
Büyüsü aktifleşmeyince büyücü neye uğradığını şaşırdı.
Koşarken ipimi çıkardım.
“Bind!”
İpi iki muhafıza doğru fırlattım.
İp büyünün etkisiyle, sanki kendi iradesi varmış gibi hareket ederek askerleri bağladı ve hareketlerini kısıtladı.
Chris’in bana öğrettiği bu yetenek kriz anlarında çok işe yarıyordu.
Ama oldukça güçlü bir yetenek olduğundan epey mana tüketiyordu. Ancak…!
O cübbeli adama yaklaşıp pürpür bayılana kadar manasını emdim.
Bind kullandıktan sonra tükenen manam anında geri doldu.
“Bizimkilerden biri daha devrildi! Bu adam da neyin nesi? Üstelik silahsız!”
“Maceracılar nerede? Güçlü maceracılar hâlâ gelmedi mi?”
Muhafızların bağırışları artık çığlıktan farksızdı.
“Ş-Şey çünkü… Ziyafet yüzünden alkol oranı fazla kaçmış, hepsi kütük gibi sarhoş…”
“Maceracılara güvenilmeyeceğini zaten biliyorduk!”
Arkamdan gelen bu bağırışı duyunca rahat bir nefes aldım.
Yüksek seviyeli maceracılarla yüzleşmek zorunda kalsaydım dezavantajım çok net ortaya çıkardı.
“Şövalyeler ve muhafızlar, hırsızlık yetenekleri olan rakiplere karşı berbat bir eşleşme! Buna karşı yapabileceğimiz hiçbir şey yok mu?”
“Çok mana harcayan Bind yeteneğini art arda kullanması imkânsız…! Bu adamın üstünde bir sürü manatit mi var…?”
“Ama hiç manatit çıkardığını görmedim! Yani bu demek oluyor ki…”
“O hırsızın Kızıl İblislere rakip olacak kadar manası mı var…?”
Arkamdaki muhafızların konuşmalarını duydum.
Drain Touch ile sadece onlardan mana emiyor olsam da hakkımdaki değerlendirmeleri tavan yapıyordu.
Ve böylece…
“Ahhh! Hayır, en üst kata ulaşmalarına izin vermeyin! Amaçları ne bilmiyorum ama Prenses Hazretleri Iris orada…!”
İkimiz de Iris’in bulunduğu en üst kata doğru depar attık–
“Wire Trap! Wire Trap! Wire Trap!”
“Pekala, yakın zamanda kimse buradan geçemez! Şimdi sırada…”
Chris rahat bir nefes aldı ve ardından–
“– Sadece ikinizi de tutuklayıp amacınızın ne olduğunu sormam gerekiyor… Siz ikiniz kimsiniz? Şu söylentilerdeki cömert hırsız siz misiniz?”
Arkamı döndüğümde, Mitsurugi’nin tepeden tırnağa silahlanmış halde orada dikildiğini gördüm.
Ve…
“Kendi kaçış yolunuzu tıkamak ha… Davetsiz misafirler, kaçamazsınız.”
Bunu ilan edenler, ciddi birer ifadeye bürünen Claire ve Rain’di.
Ve çok sayıda soylunun şövalyeleri ile soylular uzaktan izliyorlardı.
Kısım 4
“Ne yapacağız, Asistan-kun? Çok kalabalıklar! Kapana kısıldık!”
Chris hafif pürüzlü bir sesle kısıkça söyledi.
İyice bakınca, Rain dışında başka büyücü olmadığını gördüm.
Önde Mitsurugi olmak üzere, şövalyeler kılıçlarını çekip yavaşça yaklaştılar.
Diğer soylular ise maçın çoktan bittiğini düşünerek şövalyelerin kapana kısılmış avları avlamasını eğlenerek izliyorlardı.
“Claire-san, şu maskeli adamın çok güçlü olduğunu duydum. Silahsız olabilir ama üzerine gidersek ne yapacağı belli olmaz. Ben onu hallederim, siz de lütfen şövalyelerle birlikte şu gümüş saçlı genç adamın icabına bakın.”
“… Hey, Asistan-kun, az önce de beri ben neden bir erkek çocuğu muamelesi görüyorum? Ağzımı örten bez parçası yüzünden gerçekten o kadar erkeğe mi benziyorum?”
“Sorunun kaynağı senin o cılız vücudun… Büyük Patron, moralini bozma, şimdi kritik andayız.”
Arkasından söylediğim lafla gözle görülür şekilde morali bozulan Chris’i teselli edip Mitsurugi’ye döndüm.
Mitsurugi ellerini büyülü kılıcının kabzasına koyup temkinli bir duruş alarak gözlerini bana dikti.
“Büyük Patron, en güçlülerini devirirsek diğerlerinin gözünü korkutabiliriz. Şu bir halta yaramayan karizmatik zibidiye anında diz çöktürmeme izin ver. Hemen ardından çıkan kargaşada yarıp geçeriz.”
“Hey, bunu duydum. O bahsettiğin ‘bir halta yaramayan karizmatik zibidi’ benim, değil mi? Beni anında devirmek mi…? Silahsız bir adam tarafından gerçekten hafife alınıyorum. Pekala, sana gerçek…”
Mitsurugi sözünü bitiremeden elimi büyülü kılıcına doğru kaldırdım.
Üst düzey sınıfa sahip yüksek seviyeli bir maceracı olarak Mitsurugi, silahını çalmayı başarsam bile Drain Touch yeteneğime bir süre dayanabilmeliydi.
“Bu hareket… Steal mi kullanmayı planlıyorsun? Ne yazık ki malum bir adama yenildikten sonra, bu yeteneğe karşı önlem almak için üzerimde bir sürü gereksiz eşya taşıyorum. Şimdi pes et ve…”
“Freeze.”
Mitsurugi’nin lafını kesip dondurma büyüsünü kullandım.
Sadece başlangıç seviyesi bir büyü olduğu için Mitsurugi bunu kendisini tutmaya yönelik öylesine bir hamle sandı. Bana karşı temkinli bir şekilde hareket etmeye devam etti.
Bense hiç saklanmadan doğrudan ona doğru yürüdüm…
“Ne planlıyorsun? Al sana…?”
Kılıcını çekip saldırmaya yeltendi ama kın donduğu için büyülü kılıç yerinden bile oynamayınca şaşkına döndü.
Bu fırsattan istifade edip elimle Mitsurugi’nin ağzını ve burnunu kapattım…!
“Create Water!”
“Guuguu?!”
Su, Mitsurugi’nin ağzına doldu ve boğulurken panik içinde elimi yakaladı.
“Yenilgiyi kabul edip çekilecek misin?”
Dediklerimi duyunca direnmek için ağzını sıkıca kapadı ve yumruklarını sıktı…!
“Freeze!”
“Kah!”
Yumruğu bana çarpmadan tam bir an önce, burnundaki ve ağzındaki su buza dönüştü. Şiddetle sarsıldı.
“Mitsurugi-dono!”
Claire çığlığı bastı. Mitsurugi’yi serbest bıraktım, o da iki eliyle boğazını tutarak dizlerinin üstüne çöktü.
“Buzunu çözmesine yardım ederseniz boğulmayacaktır muhtemelen. Aranızda kendisinin bu elemandan daha güçlü olduğunu düşünen başka kimse var mı? Gözü kesen varsa gelsin üzerime! “… Büyük Patron, fırsat bu fırsat! Dalıp geçelim!”
“Güçlü müsün yoksa zayıf mısın bir türlü çözemedim. Ama kesinlikle seninle düşman olmak istemezdim…”
Mitsurugi tam da tahmin ettiğim gibi bir anda yere serilince etrafımdaki şövalyeler korkuyla geriledi.
Hâlâ laf sokmaya devam eden Chris’le birlikte şövalyelerin kuşatmasını yarıp geçtik.
“Rain, biraz sert davranmanın sakıncası yok ama Mitsurugi’nin boğazındaki buzu çabuk çöz! Peki siz ne dikiliyorsunuz orada? Saldırın şunlara! Mitsurugi-dono yenilmiş olsa bile kaçmalarına öylece göz yumamayız!”
“Ama sıyrılma oranları bu kadar yüksek olduğuna göre ikisinde de muhtemelen Escape yeteneği var! Tüyümeye kararlılarsa elimizden hiçbir şey gelmez…! Hey! İki gruba ayrılın! Hırsızlar sarayın düzenini bizim kadar iyi bilemez! Siz şuradakiler, etraflarını sarın!”
“Herkes sakin olsun, onları kısa sürede yakalayabiliriz, yeter ki sakin kalın!”
Önümüzdeki soylular dört bir yana kaçışmaya başlayarak şövalyelerin bizi takip etmesine engel oluyordu.
Bu kargaşadan faydalanan Chris de ben de şövalyelerin üzerine Bind fırlattık.
Sarayın düzenine aşina olmadığımızı sanıyorlardı. Ne yazık ki onlar adına, ben günlerdir bu sarayda boşu boşuna sürtmüyordum.
Buradan geçersek…!
“Asistan-kun, arkanda! Saldırı geliyor!”
Arkamı döndüğümde, Mitsurugi’yi iyileştirmiş olan Rain’in asa ucunu bana doğrultup büyü okuduğunu gördüm.
“Prenses Iris hemen ileride! Geçmelerine izin vermektense onları tam burada öldürmeliyiz! Sonrasında Aqua-dono’dan onları diriltmesini isteyebiliriz!! Rain, vur gitsin!”
Claire çılgınlar gibi bağırırken, Rain’in asasının ucunda tekinsiz bir parıltı ışıldamaya başladı.
Sırtımda asılı olan yayı kaptığım gibi asanın tam ucuna bir ok fırlattım!
“Snipe!”
“Hyaa?”
Asanın ucu tuzla buz oldu ve Rain hafif bir çığlık attı. Korkudan kılını bile kıpırdatamıyordu.
Bunu gören Claire ve şövalyeler şaşkınlıktan donakaldı.
“Kim ulan bu adam? Böylesine yetenekli biri neden hırsızlığa düşer ki?”
Claire kaçışımızı izlerken hırsından inledi.
Kısım 5
“– Iris’in odası hemen ileride. Büyük Patron, lütfen buraya bir ağ kur.”
“Anlaşıldı. Manam neredeyse tükendi, bu yüzden bu sonuncusu.”
Iris’in odasına çıkan koridora ulaştığımızda, Chris takipçilerin önünü kesmek için bir tuzak kurdu.
Escape yeteneğimiz sayesinde, peşimizdeki muhafızlara devasa bir fark atmıştık.
Iris’in odasının girişinde durup kapıyı açtık…!
“Davetsiz misafirler, buraya kadar gelebildiniz demek? Halkı, ülkeyi ve kraliyet ailesini korumak Dustiness hanesinin görevidir, bu yüzden ben…”
Kapıyı yavaşça kapattık.
“Kapıyı yüzüme kapatmayın! Siz ne için geldiniz buraya…?”
Darkness kapıyı güm diye açtı ve bizi görünce donakaldı.
Sıkıntı yok, ifşa olmadık! Yakayı kaptırmadık!
“B-Büyük Patron! Titremeyi bırak da işine bak! Karşımızdaki kadın Haçlı ne kadar güçlü görünürse görsün, şaşıracak bir şey yok! Bu krallığın iyiliği için yapmamız gereken önemli bir iş var!”
“E-E-Evet, doğru dedin Asistan-kun! Bu ülkenin iyiliği için hâlâ yapacak bir işimiz var. Karanlık bir iş gibi görünebilir ama kesinlikle haklı bir dava uğruna!”
“İşte böyle, Büyük Patron! Bu krallıktaki insanlar Prenses Hazretleri’nin üzerindeki aksesuvarın ne kadar tehlikeli olduğunun farkında değil! Biz olmasaydık prenses tehlikede olacaktı!”
Şüpheli açıklamamızı dinledikten sonra Darkness’ın yüzü seğirmeye başladı. Sorun yok, fark edilmedik! Muhtemelen!
“Asistan-kun, içeri dalıyoruz, özrümüzü sonra dileriz!”
“Aynen öyle! İş bittikten sonra durumu açıklarsak nasıl olsa affederler!”
“Hey, hey…! S-Siz ikiniz ne…?”
“Ne oldu Darkness? Savaşa girmeden önce laflarınla üstünlük kurman gerektiğini sana defalarca söylemiştim.”
Darkness görüşümü kapattığı için odanın içini göremiyordum ama görünen o ki Megumin de buradaydı.
“Çekil yoldan, alt tarafı iki tane hırsız, onları ben yakalarım! Büyü kullanacak kadar toparlanmadım ama yumruk yumruğa kavgada kendime güvenirim! Daha bu öğleden sonra üç tanesini devirdim… Serseriyi…”
Odaya daldığımızı görünce Megumin asasını savurmayı bıraktı.
Sıkıntı yok! Hâlâ toparlayabiliriz!
Megumin akıllı kızdı, kim olduğumuzu anlasa bile…!
“Ç-Çok karizmatik…!”
Sadece Iris’in elindeki kutsal emanetin tehlikeli olduğunu söylemem gerekiyordu ki… Hımm…?
Doğrudan yüzüme bakıyor, yanakları kızarmış halde tir tir titriyordu.
“Ne yapacağım ben, Darkness? Bu cömert hırsız gerçekten bu işi biliyor! Böylesine havalı bir maske ve siyah kıyafetler! Peki ya isim? Hırsız çetesinin ismi belirlendi mi?”
Anlaşılan çakmamışlar.
Gözleri ışıl ışıl parıldayan Megumin, Darkness’ın omuzlarından tutup onu sarsınca nihayet durumu anladım.
“…” “L-Lanet olsun seni kötü adam…” “Arkamda…” “Dustiness hanesinin bir üyesi olarak ben…”
Ezik büzük birkaç laf geveleyip zayıf bir duruş aldı.
Amacımızın ne olduğunu anlayınca bize yardım etmeye razı olmuştu.
Darkness sanki bir şeye katlanıyormuş gibi yumruğunu sıktı.
Eyvah, ben bunu ona sonra nasıl açıklayacağım?
Boş ver, kendi iyiliği için onu bağlasam iyi olacak.
“Bind!”
Darkness’ı bir yetenekle bağladım. Darkness bağlanınca rahat bir nefes verdi.
Bu sayede bana dengi olamadığını ve etkisiz hale getirildiğini söyleyerek yalan söyleyebilirdi…
“Sacred Spell Break!”
Aqua’nın sesi odada yankılandı.
Darkness’ın üzerindeki bağlama büyüsü bozuldu ve ip zararsızca yere düşüverdi.
“Yazık oldu ama ben buradayken işiniz bitti! Neden buradasınız bilmiyorum ama siz ikinizi yakalarsam bana harika bir şarap verirler! Gördüğünüz gibi, her türlü büyüyü etkisiz hale getirebilirim! Uslu uslu pes edin gitsin!”
Aqua, şarap şişesini hâlâ kucağında tutarak odanın derinliklerinden dışarı çıktı.
Kahretsin, bu yaratık normalde hiçbir işe yaramazdı, gele gele tam da bu anı yetenekli takılmak için seçmişti; ne kadar da sinir bozucu!
Neden her zaman–her zaman en kritik anda planlarımı mahvetmek zorundaydı ki?
“Darkness, işte fırsat! Yakala şunları! Megumin her nedense korkak kesildi, yani her şey sana kaldı!”
Aqua’nın gazına gelen suratı asık Darkness kılıcını kaldırdı. Arkamdaki takipçilerin ayak seslerini duyabiliyordum.
“Büyük Patron, buradaki şu aptal yüzünden fazla kalamayız! Iris hemen içeride, tek yapmamız gereken içeri dalıp Steal kullanmak…!”
“Böylece kutsal emaneti çalabiliriz! Ama senin yeteneğin…”
Doğru ya; nedenini bilmiyorum ama bir kadına karşı Steal kullandığımda iç çamaşırını çalıyordum.
Tam o sırada arkadan küfürler yükseldi.
“Ağı kesip açın! Kötü adamların hedefi Prenses Hazretleri Iris!”
Fazla zaman kalmamıştı.
Iris’in canı yanabilirdi ama kutsal emaneti çalma ihtimalini artırmak için…!
“T-Tüm gücümle atacağım yatay bir kesikle siz haydutları geberteceğim!”
Darkness bağırarak cılız bir savurma yaptı.
Kılıcın altından sıyrılıp odanın daha da derinlerine fırladık.
“Gerçekten Darkness, neden bu kadar aptalsın? Hamleni neden onlara söylüyorsun? İşte bu yüzden sana kas kafalı diyorlar ya!”
“… Iğğ.”
Asıl gerizekalı tarafından aptal denilen Darkness gözyaşlarını tutmaya çalıştı.
Kenarda dikilen Megumin ise sanki ben bir televizyon dizisindeki başrolymüşüm gibi hayranlık dolu gözlerle bizi izliyordu…
Ardından, hedeflediğimiz odanın derinliklerinden–
Iris sağ elinde zarafetle süslenmiş bir mekik kılıcı tutuyor, sol eli ise bize doğru uzanıyordu.
Parmağındaki yüzük ışıldıyor, beyaz ışığı giderek şiddetleniyordu…!
“Davetsiz misafirler, ben güçlü kraliyet ailesinin bir üyesiyim ve kahramanların soyunu taşıyorum! Beni öyle kolayca… Halledebileceğinizi sanmayın…”
Savaşa hazır olan Iris bizi görünce gözlerini kocaman açtı.
Yüzüğündeki ışık söndü ve sesi kısıldı.
Şimdi!
“Steal!”
Chris ve ben aynı anda Steal’ı aktifleştirerek Iris’in üzerindeki bir şeyi kaptık.

“Prenses Iris! İyi misiniz?”
Aynı anda arkadan Claire’in sesi geldi.
Kahretsin, ne çaldığımızı kontrol etmeye vakit yoktu!
“Asistan-kun, balkona doğru koş! Aşağıdaki yüzme havuzu, oraya atlarsak…!”
Chris elinde bir şeyle Iris’in yanından doğruca geçip bağırdı!
“Yaşananlardan sonra amacınızın o şey olduğunu nihayet anladım! Ne olduğunu bilmiyorum ama onu öyle kolayca götürebileceğinizi sanmayın!”
Aqua elini Chris’in sırtına doğru uzattı.
Bu mahluk son anda bile ayak bağı olmaya çalışıyordu!
“Seal–!!”
“Sıçayım, ahhh!”
Chris ve ben terastan karanlık yüzme havuzuna doğru atladık–!
