Plan başarısız olmuştu.
Pusu anına kadar her şey mükemmel gitmişti üstelik. İlk yanlış hesabım maceracı seçimim olmuştu. Para delisi beceriksiz bir adamın liderlik ettiği aptallar grubu—yine de en sonunda planımı altüst eden şey onun kendi eylemleri olmuştu.
Olabilecek en kötü tuzağı tetiklemiş, tüm zindanın sarsılmasına ve orada ortaya çıkmaması gereken canavarların hızla belirmesine neden olmuştu. İllüzyon yeteneğimin o canavarlar üzerinde işe yaraması büyük şanstı ama bu kadar çok canavar üzerinde kullanmak zorunda kalmak bedenime muazzam bir yük bindirmişti.
Canavarlara kendimizi onlardan biri gibi göstermiştim, bu da onları istediğimiz yere yönlendirmemizi sağlamıştı ama kızı canlı ele geçirme yönündeki asıl planımızı zorlaştırmıştı.
İkinci yanlış hesabım ise diğer zindan dalgıçlarından gelecek bir saldırıyı öngörememek olmuştu. Arkadan gelen saldırılarının beni hazırlıksız yakaladığını inkar etmeyeceğim ama sıradan öğrencilerin bu kadar yetenekli olmasını beklemiyordum.
Bu bir tesadüf olamazdı. Orada olduğumuzu biliyorlardı ve bizi hedef almışlardı.
Canavarların da katılımıyla karşı koymuştuk ama son anda birkaç maceracının daha müdahale etmesi gidişatı aleyhimize çevirmişti. Yoldaşlarımın çoğunu kaybetmiştim ve ben de kaçmak zorunda kalmıştım. Normalde başarısızlık ölüm demekti ama öğrendiklerimi geri götürmenin daha önemli olduğuna karar verdim.
Hiç şüphe yoktu—oradaki 13… …Numara’ydı. Çocuğun sürgün ettikleri öte dünyalı olduğunu tanıdım, ayrıca aralarında bir elf de vardı. Bu bilgiyi geri götürebilirsem, başarısız olmamın bir önemi kalmazdı.
Peşimdeki maceracıyı atlattıktan sonra ilk önceliğim şehirden çıkmaktı.
“Ah, sanırım başardım.” Geri döndüğümde şehrin çıkışları kapatılmıştı ama ne yazık ki bu beni durdurmaya yetmeyecekti.
Elbette dikkatli olmalıydım. Gardımı düşüremezdim.
Derken o adam gözlerimin önünde belirdi.
Karşımda dikilen adam… İnsan mıydı? Sadece ona bakmak bile zihnimde alarm zillerinin çalmasına neden oluyordu. İçgüdülerim hemen kaçmam için avazı çıktığı kadar bağırıyordu ama bedenim kımıldamıyordu.
Derken karşımdaki adamın karaltısı bulanıklaştı. Evet… sanki şekil değiştiriyor gibiydi.
Bir saniye sonra orada dikilen şey…
“Bir…” “…iblis mi?”
“Evet, bir iblis.” Kafasında iki boynuz, sırtında ise kanatlar vardı.
Yanılsama yeteneğimle zaman kazanmaya çalıştım ama başaramadım. Kılıcıma uzandım ama iblis tek bir adım atmış gibi görünse de anında tam karşımda bitti.
Bir şeyler fısıldadığını duydum, ardından eli bedenime doğru uzandı… Bedenimi delip geçmedi ama yine de bilincim bulanıklaşmaya başladı.
İblisin sesini sanki uzaktan uzaktan duyuyordum ve iradem dışında ağzımın açıldığını hissettim. Söylememem gereken şeyleri söylüyor gibiydim ama kendimi durduramıyordum.
“Aferin,” dedi en sonunda. “Artık benim için bir işe yaramazsın.”
Duyduğum son sözler bunlardı.
