Isekai Walking Cilt 2 – Bölüm 11 / Sonsöz

Sonsöz

Isekai Walking Cilt 2 – Bölüm 11 / Sonsöz

Akşam yemeğinden sonra kızların kaldığı odaya geçtim. Görünüşe göre daha sonra onlarla buluşacağımı söylemişler, bu sayede dört yataklı bir oda tutabilmişlerdi. Boş oda kalmadığı için odayı onlarla paylaşmak zorunda kaldım. Bu konuda açık olayım—başka seçeneğim yoktu.

“Yolda bir sorun yaşadınız mı?” diye sordum onlara.

“Hiç canavar saldırısı olmadı. Güvenli bir yolculuktu,” dedi Sera.

Hikari onu onaylarcasına başını salladı, Mia ise… biraz endişeli görünüyordu. Ona nasıl olduğunu sorduğumda kısık bir sesle yanıt verdi. Kendimi tutamayarak hafifçe güldüm. Bu pek hoşuna gitmemiş olacak ki küskün bir tavırla yanaklarını şişirdi.

“Oaysız geçmesine sevindim. Ve Mia, Dan bunu sana vermem için bana teslim etti.”

“Kardinal mi?” Mia ona uzattığım mektubu inceledi.

Dan mektupta ne yazdığını bana zaten söylemişti, bu yüzden vereceği her türlü kararı kabullenmeye hazırdım. En azından pişman olmayacağı bir seçim yapmasını umuyordum.

“Çok rahatladım… Regulus iyiymiş.” Mia’nın gözleri yaşlarla doldu, ardından gözyaşlarını hızlıca sildi. “Sora, mektupta ne yazdığını biliyor musun?”

“Evet.”

“Anladım. Eğer sizinle kalırsam… bu sizin için çok büyük bir yük olur mu?” diye sordu uzun bir duraksamanın ardından.

Mia’nın böyle bir şey sormasını hiç beklemiyordum fakat yüz ifadesi son derece ciddiydi ve gözleri endişeyle titriyordu. Hikari ve Sera da vereceğim yanıtı bekleyerek beni dikkatle izliyorlardı.

Üzerimdeki üç çift gözle birlikte sonunda ağzımı açtım. “Ben… şu anda belirli bir amaç uğruna seyahat ediyorum. Birini arıyorum.” Sera’ya kısa bir bakış attım. “Bu yüzden sürekli yer değiştireceğim. Dünya, şehirlerin dışında düşündüğünden çok daha tehlikeli ve canavarların saldırısına uğrayabiliriz. Hâlâ bizimle gelmek istediğine emin misin? Peki bir köle olarak yola devam etmek senin için sorun değil mi?”

Başkentten çıkabilmek için onunla bir kölelik sözleşmesi imzalamıştım; birlikte seyahat edeceksek en azından Kutsal Krallık’tan ayrılana kadar bu sözleşmeyi sürdürmesi gerekecekti.

Mia yaptığım açıklamayı sessizce dinledi. Yanıt olarak bana bir nesne uzattı.

Bu bana tanıdık gelmişti. Bizzat yapıp ona verdiğim bir şeydi.

“O an öldüğümü sanmıştım,” dedi. “Şu anda hayatta olmamın tek sebebi sensin. Bu yüzden… seninle olmak istiyorum.”

Bu bir nevi bağımlılık gibi hissettiriyordu. Ancak Mia’nın yaşadıkları göz önüne alındığında bu son derece doğaldı. Güvendiği insanlar tarafından ihanete uğramış, pek çok kişinin nefret odağı haline gelmişti. Sonunda her şey bir yanlış anlamadan ibaret olsa bile, yine de ruhunda derin bir yara açmıştı.

Bu yüzden zihnen toparlanana kadar onu yanımda tutmakta bir sakınca olmayabilirdi, her ne kadar benimle ne kadar ileri gidebileceğini bilmesem de.

Bu mesele çözüldüğüne göre artık bir sonraki adımımı biliyordum. “Tamam. Ancak benimle kalmak istiyorsan yapmanı istediğim bazı şeyler var. Bu senin için uygun mu?”

Nedense yüzü kızardı.

Kölem olman garip şeyler isteyeceğim anlamına gelmiyor, tamam mı? diye düşündüm hayretle. “İlk olarak, kölelik sözleşmesi kalktıktan sonra bile şimdi sana anlatacaklarımı kimseye söyleme.”

“T-Tamam. Tanrıça üzerine yemin ederim ki— Yani, söz veriyorum.”

Bir an için bu konuda bir sözleşme imzalatmalı mıyım diye düşündüm ama bunu kölelik sözleşmesi bittikten sonra da yapabileceğimize karar verdim. Ciel, dışarı çık, diye seslendim telepatik olarak.

“Aah? O da neydi?” dedi Mia. Telepatiye verdiği ilk tepkinin bu olması gayet doğaldı. Ardından Ciel belirdi ve Mia onu gördüğünde ilk sözleri “Ayy, ne kadar tatlı!” oldu.

Ciel bu tepkiden oldukça memnun kalmış gibiydi ve bir anda Mia’nın yanına gitti.

Ciel’in Mia’nın kendisini bu kadar çabuk sevmesine izin vermesini kıskanmış olsam da bunu kendime sakladım. Ciel’in kendisini bu şekilde sevmemize izin vermesi ne kadar zamanımızı almıştı ki?

Mia’nın heyecanı yatıştıktan sonra, ona ve Sera’ya açıklamalarıma devam ettim. İlk olarak, başka bir dünyadan Elesia Krallığı’na çağrılan kahramanlardan biri olduğumu, ancak beni çağıranların savaş yeteneklerim olmadığı gerekçesiyle beni kovduklarını, bu yüzden bir maceracı olup bu dünyada kendi yolumu çizmeye karar verdiğimi anlattım.

Rurika ve Chris ile nasıl tanıştığımı, bana maceracılığın inceliklerini nasıl öğrettiklerini ve hedeflerinin ne olduğunu anlattım. Yollarımız ayrıldıktan sonra Ciel ile nasıl sözleşme imzaladığımı… Hikari ile nasıl dövüştüğümü, bir iblisle nasıl karşılaştığımı, Layla ve diğerleriyle tanışıp ork lordunu birlikte nasıl yendiğimizi aktardım. Kutsal başkentte Mia ve Sera ile karşılaşıncaya kadar ve tam da şu ana dek yaşanan her şeyi bir bir anlattım.

“İnanması neredeyse imkânsız. Daha önce hiç başka dünyadan gelen birini duymamıştım… ah, efendim.” Mia bir köle olarak konuşma tarzını değiştirmeye çalışıyor gibiydi ama ona buna hiç gerek olmadığını söyledim. Sera da bana “efendim” demesi dışında normal bir şekilde hitap ediyordu, bu yüzden böylesi muhtemelen daha rahattı.

“Büyükanne bana başka dünyadan gelenlerin zaman zaman bu dünyada belirdiğini söylerdi ama senin onlardan biri olduğunu öğrenmek beni şaşırttı, efendim,” diye düşündü Sera yüksek sesle.

“Efendim kesinlikle başka dünyadan,” diye ekledi Hikari.

“Ve Hikari, sen bir casustun… Zor bir hayatın olmuş olmalı,” diye ekledi Mia.

“Pek bir şey hatırlamıyorum. Ama efendimle tanıştım, bu yüzden sorun değil.”

Belki de Köle Maskesi’nin etkileri yüzünden Hikari eski anılarının çoğunu kaybetmiş gibiydi ama bugünlerde çok daha fazla duygu gösteriyordu. Bu güzel bir gelişmeydi.

“Sera’ya da söylediğim gibi, bir sonraki durağımız Majorica. Oradaki zindanı denemek isteyebiliriz ama en büyük amacımız Rurika ve Chris ile buluşmak.”

Sadece mesajımızı almış olmalarını umuyordum. Aldıklarına inanıp onları beklemekten başka çarem yoktu.

“Efendim, okula gidebilir miyim?” diye sordu Hikari.

Emin olmadığımı söyledim. Okulun nasıl bir yer olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Umutlarını boş yere yeşertip sonra onları yıkmak istemiyordum, bu yüzden konuyu belirsiz bıraktım.

“Bu arada Sera, sende bir Ruh Muskası var mı?” diye sordum. “Rurika ve Chris, bu muskayı kullanarak diğer kişinin hayatta olup olmadığını belirsiz bir şekilde sezebildiklerini söylemişlerdi.” Bunu daha yeni hatırlamıştım. Diğer ikisinin hayatta olduğunu söylediğimde Sera’nın şaşırdığını hisseder gibi olmuştum.

“Üzgünüm ama ben benimkini kaybettim,” dedi Sera kısa bir duraksamanın ardından. “Siyah Orman’da, neredeyse ölecek kadar ağır yaralandığımda oldu. Ama böyle bir işe yaradığını bile bilmiyordum.”

Peki Chris ve Rurika bunu nereden biliyordu öyleyse? Ve Sera’nın muskası yoksa, onun hâlâ hayatta olduğundan nasıl haberdar olmuşlardı? Kafamda çok fazla soru vardı ama yeterince cevap yoktu.

“Sora, şey, İblis Kralı yendikten sonra kendi dünyana geri dönecek misin?” diye sordu Mia.

“Hayır. Yani, daha doğrusu, aslında İblis Kral’a zarar veremem.”

“Ne demek istiyorsun?”

“Ruhuma bir kısıtlama kazındı. Bir iblisle karşılaştığımı söylediğimi hatırlıyorsun değil mi? Beni öldürmesin diye bu kısıtlamayı üzerime koymasına izin verdim. Bu da İblis Kral’a zarar vermeme izin verilmediği anlamına geliyor.”

“O kadar güçlü müydü?” diye sordu Sera. Görünüşe göre kendisi henüz bir iblisle karşılaşmamıştı.

“Çok güçlüydü. Çaresizdim,” dedi Hikari titreyerek. Karşılaşmayı belirsiz bir şekilde hatırlıyor gibiydi.

“Yine de konuşma tarzına bakılırsa kötü biri gibi görünmüyordu. Makuldu de. Sadece amacına ulaşma konusunda acımasızdı,” dedim.

İblis Adonis’in ona yaşattıklarından sonra Mia’nın yüzü buruştu ki bu son derece anlaşılırdı.

“Bilirsin işte, insanlar nasıldır,” diye ekledim. “İyileri de vardır, kötüleri de. Eminim iblislerin de farklı türleri vardır.”

“Ah… evet. Bu doğru,” diyerek onayladı Mia.

“Her neyse, bu da İblis Kral’la savaşmayacağım ve eve nasıl döneceğimi hâlâ bilmediğim anlamına geliyor. Bu yüzden bu dünyada bir hayat kurmaya karar verdim.”

Başka bir dünyanın tadını çıkarma şeklindeki asıl hedefimden sapmaya başladığımı hissediyordum. Bu, bu dünyada ne kadar çok insanla tanıştığımın ve bağ kurduğumun bir işareti miydi acaba?

Isekai Walking

Isekai Walking

Walking in Another World, 異世界ウォーキング, 異世界漫步
Puan 6.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2021 Anadil: Japanese
Sıradan bir öğrenci olan Sora, İblis Kral'la savaşması gereken yedi "seçilmiş kahramandan" biri olarak başka bir dünyaya çağrılır. Diğer altı kişi görkemli unvanlar ve üstün istatistiklerle kutsanmışken, Sora'nın ne bir unvanı ne de bir seviyesi vardır; sahip olduğu tek ve vasat yetenek ise şudur: Yürümekten asla yorulmaz. Görev için işe yaramaz olduğuna karar verildikten sonra Sora sokaklara atılır ve kendi başının çaresine bakmaya terk edilir. Yine de o, para kazanarak, arkadaşlar edinerek ve daha önce hiç görmediği yerleri görerek uğradığı bu haksız muameleyi ve görünüşte "işe yaramaz" olan yeteneğini bir avantaja dönüştürmeye karar verir!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla