High School DxD Cilt 17 – Bölüm 4 / Hayat. 3 Kötü Niyetin Doğrultusu

Hayat. 3 Kötü Niyetin Doğrultusu

High School DxD Cilt 17 – Bölüm 4 / Hayat. 3 Kötü Niyetin Doğrultusu

Kısım 1

Auros Akademisi’ndeki ikinci gün yaklaşıyordu.

Dün geceyi benim için hazırlanan odalardan birinde geçirmiştim. Bütün hazırlıkları henüz bitiremediklerinden olsa gerek, odada sadece bir ranza vardı ama uyumak açısından benim için hiç sorun teşkil etmiyordu.

Erkekler yurduna geceyi geçirenler Doğaüstü Araştırma Kulübü ile Öğrenci Konseyi’nin erkekleri ve erkek görevlilerdi. Burada erkek sayısı kadınlara kıyasla daha azdı. Her odada kalan kişi sayısı aşağı yukarı iki kişiydi. Buna kura çekerek karar vermiştik ve Kiba + Gya-suke, Saji + Rugal-san şeklinde bölünmüştü. Geriye bir tek ben kalmıştım. Oda bana kalmıştı, tek başıma takılabilirdim! İlk başta sevinmiştim ama odanın içinde yataktan başka bir şey olmadığı için uyumaktan başka yapacak bir şey yoktu.

Bu yüzden odada tek başıma mışıl mışıl uyuyordum…… ama uyandığımda yatağımın her iki yanında da bir ağırlık hissettim.

O tarafa baktığımda— sağ tarafımda Ravel’i buldum! Sol tarafımda ise Asia vardı! İki sarışın da benimle birlikte yatakta yatıyordu! N-Nasıl oldu da ranzanın üst katındaki o kadar da büyük olmayan yatakta işler bu hale geldi ulan!? Gece vakti ne yaşandı böyle!? Yok artık, bunun gerçekleştiğini hiç fark etmemiştim!

—…… Unyuu.~

Ravel hâlâ uykudaydı. …… Kolumu sarılma yastığı gibi kullanarak mışıl mışıl uyuyordu.

…… Sağ kolumla hissedebildiğim o yumuşacık göğüs ve uyluk hissi! Harbi diyorum, bacağını bile vücuduma dolamıştı! Üstelik giydiği gecelik paha biçilemezdi, çünkü üzerinde sadece tek bir gömlek vardı! Bu gömlek, bana artık küçük geldiği için giyemediğim eski gömleğimdi. Geçmişte Ravel şöyle demişti:

—Ise-sama, artık üzerinize uymayan bir gömleğiniz var mı acaba?

Benden böyle bir şey isteyince ben de “Var” diye cevap vermiştim. O da “Eğer sakıncası yoksa bana verebilir misiniz?” deyince ben de gömleklerden birini ona vermiştim. Ve verdiğimde ise…… karşıma böyle tahrik edici bir gecelikle çıkageldi!

…… Gömleğin altına giydiği şey ise…… sadece iç çamaşırıydı! Üzerinden düşmek üzere olan gömleğin açıkta kalan göğüs kısmından, o muazzam göğüsleri meydana çıkıyordu.

Öte yandan sol tarafımdaki Asia-chan ise—geçenlerde Rias’ın hediye ettiği baştan çıkarıcı bir seksi gecelik giyiyordu! Asia, Rias ve Akeno-san’ın hareketlerine imrendiği için, onların bu tavırlarını kendi hayatına örnek almak için canla başla çabalıyordu. Onlardan zarafet öğrenmesinde bir sakınca yoktu tabii. Makyaj yapma bilincine erişmesi ve güzelliğe daha çok değer vermesi bir kadın olarak harika nitelikler!

Ama onların bu erotik yönlerini taklit etmek ise…… …… Herhalde bir sakıncası yoktur ya! Aynen öyle! Erotik Asia-chan da kabulümdür!

—…… Ise-sama, sabahın bu erken saatinde ağlıyor musunuz?

Ravel gözlerini oğuşturarak uyandı. Bembeyaz göğüsleri önü açık gömleğinden fırlamak üzereydi!

—G-Günaydın Ravel. Seni yatağımda görünce şok oldum da.

Gözlerim göğüslerine kayarken söylemiştim bunu. Ravel hiç istifini bozmadan bana biraz daha sokularak konuştu:

—…… Evet, dün gece Xenovia-sama ve Irina-sama, Asia-sama’yı yanlarına alıp gittiler, ben de şüpheli bir şeyler çevirdiklerini anlayınca peşlerine takıldım. Sonra onları erkekler yurduna sızmaya çalışırken yakaladım. Siz uykudayken size saldırmaya çalıştıklarını fark ettim.

Ulan Xenovia ile Irina! Demek ben uyurken bile peşime düşmeye başladılar ha! H-Hmm, ama dürüst olmak gerekirse böyle bir şeyi bir kez olsun deneyimlemek isterdim yani! Yine de böyle emrivaki yapmalarından hayırlı bir şey çıkmıyor ki! O kadar bodoslama dalıyorlar ki bu hareketleri karşısında afallayıp kalıyorum! Gerçi bir yanım da üzerime daha fazla erotik durumun gelmesini istemiyor değil!

Ancak şimdi aklıma bir şüphe takılmıştı. İyi de o zaman Ravel niye burada uyuyordu? İçimdeki bu merakı hisseden Ravel, sevimli bir şekilde dilini çıkardı.

—Xenovia-sama ve Irina-sama ile kazananın Ise-sama ile uyuyacağı bir iddiaya girdik…… iddia da taş-kağıt-makas oyunuydu. İlk üç galibiyete ulaşarak iddiayı ben kazandım.

Ha, demek Ravel, Xenovia ve Irina’yı yendikten sonra buraya gelip benimle uyumuştu……

—Peki ya Asia?

Yanımda mışıl mışıl uyuyan Asia’ya baktım. Ravel konuşmaya devam etti:

—Evet, Asia-sama da oyuna katıldı ve tıpkı benim gibi o da kazandığı için buraya geldi.

Demek sadece iki kişinin kazanmasına izin verilmişti ha. Eh, etrafımda iki kişilik yer vardı zaten!

Ravel ardından mahcup bir edayla kıvranmaya başladı.

—…… Rahatsızlık mı verdim yoksa? …… Özür dilerim. Ben de bazen…… Ise-sama ile kalmak istemiştim. Ne de olsa ben sizin menajerinizim……

A-Aaaaaaaah! Ulan harbi çok tatlı bir menajer bu ya! Benimle yatağa kadar gelecek birine yetenekli bir menajer denir mi bilemiyorum ama tatlı olduğu için hiçbir sorun yok.

Ravel’in başını okşayarak konuştum:

—Bugün de bana iyi bak. Menajerim.

—Evet! Kesinlikle!

Ondan böyle enerjik ve sevimli bir yanıt alınca benim de keyfim yerine gelmişti. Derken Asia’nın uykusunda sayıkladığını duydum.

—…… Munya, o külot…… Ise-san’a vereceğim şey, alamazsın onu…… yiyemezsin onu……

…… Abaov, rüyasında Fafnir mi görünüyordu acaba? Ulan herif kızın rüyalarına bile sızmayı başarmış ya! Başını okşadıktan sonra yüzüne huzurlu bir ifade yerleşti.

Sabahın bu erken saatinde şok üstüne şok yaşamıştım ama evet, bugün de elimden gelenin en iyisini yapacaktım!

Kahvaltıdan sonra. Sabah toplantısından önce Asia ve Saji ile belli bir konu hakkında konuşuyordum (Kızlar yurdunun yemekhanesinde toplanmıştık).

—…… Demek Fafnir de Albion’un Kutsal Ekipmanının (Sacred Gear) derinliklerine gitti ha.

—Evet, görünüşe göre geçmişteki Hakuryuukou-san’ın geride kalan düşüncelerini ikna etmekte zorlanıyorlarmış. Fafnir-san rüyamda belirdi ve Ddraig-san ile Albion-san yardım istediği için bilincini onların yanına göndereceğini söyledi.

Ve rüyasından gerçekten uyandığında, Asia ona seslenmesine rağmen Fafnir cevap vermemişti; böylece bunun bir rüya olmadığını ve gerçekten onlara yardıma gittiğini anlamıştı. …… Yani Asia’nın o zaman gördüğü kabus aslında rüyasında tanık olduğu bu olay mıydı?

Saji de kafası karışmış bir ifadeyle söze girdi:

—…… Vritra benim de rüyamda belirdi ve “İki Göksel Ejderha nadir bir hareket yapıp benden yardım istedi, bu yüzden ben müsaadenizi istiyorum” dedi. Uyandığımda ona seslendiğimde ortaya çıkmayınca, bunun bir rüya olmadığını ben de anladım. Kutsal Ekipmanımı her zamanki gibi kullanabilsem de, o olmadan kendi başıma kontrol edemediğim alanlar olduğu için sıkıntı yaşıyorum.

Ah, anlaşılan Saji’nin de tıpkı benim gibi hâlâ kontrol etmekte zorlandığı yerler vardı. Ddraig’in yokluğu sebebiyle şu an benim için de kontrolü zor olan durumlar mevcut. Bu durum özellikle Gerçek “Vezir” modumda iyice belirginleşiyor. Şu anki durumum, Başıboş Büyücülerin Kuoh Akademisi’ne saldırdığı zamanla aynıydı. Henüz yeni kazandığım “Bölücü Wyvern Perisi” yeteneğini hâlâ aktif hale getiremiyorum. Hatta bu yeteneği kullanmanın iyi bir yolunu bulmaya bile başlamıştım…… Ancak iki Ejderha Kralı’nın Kutsal Ekipman’ın derinliklerine gitmesini gerektirecek kadar “Kızıl Ejder İmparatoru Mağdurları Derneği” ile uğraşmanın ne kadar zor olduğunu gerçekten merak ediyorum. …… Hmm, buna benim sebep olduğumu düşününce birden kendimi kötü hissetmeye başladım…… Bu hususta efsanevi Ejderhalara güvenmekten başka çarem yok.

Sonra Saji’ye sordum:

—Aklıma gelmişken, Bael grubu bugün burada değil mi?

—Sadece sabahleyin öyle olacak. Öğleden sonra bize katılmaları planlanıyor.

—Başka bir planları mı varmış?

Ben sorunca Saji yemekhanenin penceresini işaret etti. Gösterdiği yönde gökyüzü şehri Agreas uzanıyordu.

—İmparator Belial’ın orada çekimi yapılacak ya? Reis Sairaorg ve hizmetkarları da filmde rol alarak onlara yardım edecekler. Bu arada, Agares Hanesi’nin müstakbel varisi de Agreas’taymış sanırım. Bael grubuyla birlikte onlar da filmde görünecekler.

Hmm, demek Şampiyon’un başrol oynayacağı filmde Sairaorg-san da boy gösterecek ha. Sairaorg-san’ın Şampiyon’dan epeyce tavsiye aldığını duymuştum. Hepsinden öte, Seegvaira Agares-san da gökyüzü şehrinde olacak demek. Çaylak Dörtlüsü (Rookies Four) bu bölgede toplanmıştı!

Ayrıca, söylentisi dolanan Büyücü meclisi de bugün bu kasabada başlayacaktı. Herhalde araştırma konularını, 666’yı ve benzeri şeyleri tartışacaklardı. Rossweisse-san’ın öz büyükannesi olan Gondur-san da katılacaktı. Acaba ne hakkında konuşacaklar?

Derken Rias, Akeno-san, Sona-kaichou ve Shinra-fukukaichou’dan oluşan dört kıdemli yemekhaneye girdi.

Sitri grubu hepimize belgeleri, yani ders programlarını dağıttıktan sonra Sona-kaichou durumu bizlere açıkladı.

—Pekala, şimdi ikinci günün detaylarını açıklayacağım.

Böylece Auros Akademisi’ndeki deneyim gününün ikinci günü başladı!

Doğaüstü Araştırma Kulübü üyeleri sorumlusu oldukları dersleri vermek üzere okul yerleşkesine dağıldılar. Bunları sonradan öğrendim ama herkesin ne yaptığını tek tek anlatayım.

Mesela Xenovia ve Kiba ikilisi.

Spor sahasında “At” (Knight) ile ilgili derslere katılıyorlardı (Uygulamalı gösteriler de dahil).

Xenovia tek eliyle kılıcı kavrarken çocuklara açıklama yapıyordu.

—İyi dinleyin. Kılıç, sizi yansıtan bir ayna gibidir. Eğer tereddüt ederseniz, bu durum keskinliğinize de yansır. Kılıcınızı sakin bir zihinle savurmalısınız. Ayrıca düşmanınız sizi indirmeden önce onu alt etmeniz gerekir. Özellikle sizinle konuşmaya başladıklarında, merhamet etmeden kılıcınızı düşmanın üzerine indirin.

Kiba da onun tam karşısından “At” rolünü anlatıyordu.

—Ama sadece kılıcınıza güvenip onu savurmak tehlikelidir. Bir “At” her şeyden önce teknik sahibi olmalıdır. Ve tabii ki uzmanlık alanı olan “hız”. Savaş alanında herkesten daha çok hareket etmek ve düşmanın düzenini bozmak gerekir. Savunmasız kaldıkları anı kollayıp tam isabetle vurmalısınız.

Çocuklar, farklı bakış açılarına sahip bu ikiliye büyük bir ilgi gösteriyorlardı.

Irina’nın özel müfreat kapsamında sorumlu olduğu ders ise “Melekler” hakkındaydı.

Yeraltı Dünyası’nda Melekler son derece nadir görülürdü. Daha önce hiç Melek görmemiş pek çok çocuk vardı.

Meleğin bembeyaz kanatları ve haresi, Şeytan çocuklar için yeni ve gizemli bir şeydi.

—Vay canına! Gerçek bir Melek!

—Babam bana anlatmıştı! Yaramaz çocukları Melekler götürüyormuş!

Ona büyük ilgi duyan çocuklar olduğu gibi, birazcık tırsan çocuklar da vardı. İttifak kurulmuş olsa bile, Melekler sıradan bir Şeytan için hâlâ korku sembolüydü.

Irina gözleri ışıl ışıl parlayarak tutkuyla anlatıyordu.

—Öyle değil bir kere! Melekler Cennet’e hizmet eden ve herkesin dostu olan varlıklardır! Şimdi hep birlikte dua edelim! Amin! Ayrıca kendi yaptığım ekmeklerden de dağıtacağım! Onları yedikçe inancınız daha da güçlenecek!

Kendine fırıncı Melek diyen kızın misyonerlik faaliyetleri başlayınca, çocukların ebeveynleri laf atmaya başladı. “Melekler” konusundaki özel müfredatın epeyce curcunaya dönüştüğünü sonradan öğrendim.

Asia ağırlıklı olarak Kilise’de geçirdiği zamanlarda edindiği iblis çıkarıcı (exorcist) bilgilerinden sorumluydu; Gasper “Vampirler”, Koneko-chan “Youkailer” konusunu üstlenmişti, yani her biri kendileriyle bağlantılı konular üzerinden özel bir ders veriyordu. Özellikle Gasper insanların karşısına çıkmak zorunda kaldığı ve çocuklar ona sorular sorduğu için panikten öldü öldü dirildi.

Rossweisse-san ise “Büyü” derslerinin başındaydı. Bu ders de dün olduğu gibi çok popülerdi.

Doğaüstü Araştırma Kulübü Başkanı olan Rias ile Başkan Yardımcısı Akeno-san ise hepsinden daha önemli sayılabilecek “Şah” (King) ve “Vezir” (Queen) derslerini veriyorlardı.

—Gruptaki “Şah” ve “Vezir” arasındaki ilişki, gerek özel zamanlarda gerekse oyun esnasında son derece kritiktir. Her an yanınızda bulunmalarını sağlayarak—

Bu tam olarak bir eğitmen edasıyla verilen bir ders değildi. Hem Rias hem de Akeno-san henüz gençtiler ve öğrenecekleri daha çok şey vardı. Alçakgönüllülük göstererek kimseye ders verecek seviyede olmadıklarını söylemişlerdi bana. Bu yüzden, birer kıdemli olarak konuşuyor ve şimdiye kadar edindikleri bilgi ve tecrübeleri ellerinden geldiğince paylaşıyorlardı.

Yine de onları pürdikkat dinleyen çocuklar için son derece değerli bir sohbet olmuştu.

Doğaüstü Araştırma Kulübü üyeleri yerleşkeye dağılmış ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlardı.

Öğrenci Konseyi üyeleri de eğitmenlere destek olmaya gitmişti. Öğrenci Başkanı ve Başkan Yardımcısı ağırlıklı olarak velilerle ilgileniyor, onlara açıklamalar yapıyorlardı.

Kişi sayısı azdı ama hem Doğaüstü Araştırma Kulübü hem de Öğrenci Konseyi üyeleri bu kadar yoğun olmalarına rağmen yaptıkları işten büyük keyif alıyorlardı—.

Öte yandan herkes sorumlu olduğu derslerde elinden geleni yaparken, ben de menajerim Ravel ile birlikte “Göğüs Ejderi’nin Soru Köşesi” etkinliğini başlattım.

Çocuklar tarafından bana yöneltilen soruları teker teker yanıtladığım bir etkinlikti bu. Bir sürü çocuk elini kaldırıyordu, bu yüzden bana yağmur gibi soru yağdı.

Herkesin merak edeceği “Nasıl daha güçlü olabilirim?” gibi sorulardan tutun da, “Ne tür göğüslerden hoşlanırsın?” gibi nasıl cevap vereceğimi bilemediğim sorulara kadar pek çok şey soruldu.

Bu arada, göğüs sorusuna coşkulu bir şekilde şöyle cevap verdim: “Büyük de olsa küçük de olsa göğüs göğüstür!” Umarım bu duygularım o çocuklara ulaşır!

Soruların çoğunu yanıtladıktan sonra, ben de çocuklara kendi sorumu sordum.

—Aramızda gelecekte ne olmak istediğini söylemek isteyen var mı?

Sorduğumda, erkek çocuklardan biri büyük bir heyecanla elini kaldırdı!

—Ben Göğüs Ejderi olmak istiyorum!

Etrafındaki çocuklar kahkahalar atarak, “Göğüs Ejderi tam karşında duruyor ya!” ve “Ben de olmak istiyorum!” diyerek neşeyle karşılık vermeye başladılar.

Diğer çocuklar da hayallerini paylaşmaya başladılar.

—Ben Derecelendirme Oyunu Şampiyonu olmak istiyorum!

—Ben Maou bölgesindeki laboratuvarda çalışmak istiyorum!

—Ben Maou-sama’nın özel muhafızı olmak istiyorum!

Çocuklar hayallerini teker teker anlatıyorlardı. …… Bu çocukların da olmak istedikleri şeyler vardı demek. Gayet doğal. Çocuk olduklarına göre bir hayallerinin olması çok normaldi. Bu konuda insanlarla Şeytanlar arasında hiçbir fark yoktu—.

—Ben bu okulun öğrencisi olmak istiyorum.

Bu cevabı duyan çocuklar, “Ben de!” diyerek bağırmaya başladılar.

Evet, şu anda bu çocukların en büyük hedefi kesinlikle bu olmalı. Hayalleri ne olursa olsun, hedefleri ne kadar yüksek olursa olsun, hayallerini gerçekleştirmelerini sağlayacak bir eğitim yeri olmazsa bu fırsata yaklaşamazlar bile.

Bu çocuklar sadece bu ihtimale ulaşabilme şansı elde ettiler. Hayallerini gerçeğe dönüştürmek için aşmaları gereken engeller ve sınavlar var.

Umarım bu çocukların hepsi bu okula girebilir—. Tanrı olmasa bile, böyle bir dilekte bulunmaktan kendimi alamıyorum. Bu çocukların gözlerindeki o güçlü ve kararlı bakışları görünce, bunu daha da çok istiyorum.

Burada yapabileceğim şey ise…… hayalleri ve hedefleri için ruhlarını biraz olsun ateşlemek. Benim görevim, bu okula gitme arzularını daha da körüklemek.

—Pekala, size insanoğlunun dünyasındaki Şeytanlık işlerinden bahsedeyim. Böyle göründüğüme bakmayın, hemen her gün farklı farklı müşterilerle tanışıyorum.

Şeytanlık işlerinden özgüvenle bahsetmeye çalıştığımda, çocukların ilgisi iyice kabarıyor ve “İnsan dünyasındaki işleri çok merak ediyorum!” veya “Ruhunu bedel olarak kullanan insanlar gerçekten var mı?” gibi sorular sormaya başlıyorlar. Bu çocuklar için, insan dünyasındaki Şeytanlık işleri hakkında bilgi edinmek çok değerli bir tecrübe olacaktır. Aslında bu bilgiler onlara özel bir derste de öğretiliyor ama yine de hikayemi tatlı bir sohbet gibi dinlemeleri beni mutlu ediyor. Hem ileride birinin hizmetkarı olurlarsa, insan dünyasında dolaşma şansları daha da artacak.

Özel sebeplerden dolayı Yeraltı Dünyası’nda aktif olan Şeytanlar da var (Tannin ihtiyar da bunlara dahil), ama çoğu bir hizmetkar olduğunda insan dünyasının yolunu tutar.

Pekala, bir sözleşme yapmanın adımlarını başımdan geçen komik bir tecrübeyle harmanlayarak anlatayım. Mil-tan’dan mı yoksa Morisawa-san’dan mı bahsetsem diye karar vermeye çalıştığım sıradaydı.

Tam o anda—

Vücudumdan ürpertici bir soğukluk geçti ve altıncı hissimi tetikleyen bir his duymaya başladım.

Tam bu gizemli hissi tatmışken, Yeraltı Dünyası’nın o kendine has mor gökyüzü—gizemli bir fenomene kapılarak beyaza büründü. …… Ne oluyor, ne oldu böyle!?

Aniden gerçekleşen bu olay yüzünden, kampüsteki herkes kafasını kaldırıp gökyüzündeki bu olaya tanıklık ediyordu. Gökyüzünün mor rengi yavaş yavaş soluyor ve sonunda bembeyaz bir hal alıyordu.

…… Bu da neyin nesi böyle? Bir tür gösteri falan mı…… İmkansız. Böyle bir şey duyurulamadı. Büyücülerin toplanmasıyla aynı zamana denk gelecek özel bir gösteri mi organize ettiler acaba? Hayır, öyle bir şey olsa kesinlikle önceden haberimiz olurdu. Yoksa Agreas’taki çekimler sırasında böyle bir gösteri mi vardı? Bunun ölçeği çok büyük, böyle bir şey yapabilmek için izin almaları gerekirdi.

Bu ani fenomen karşısında herkes paniklemeye başladı.

…… Aklıma gelen tek bir sebep var.

…… Bu kasabada Trihexa’yı araştıran Büyücüler toplandı ve kaçırılma ihtimalleri son derece yüksek. Ve bu kaçırma olayını yapacak kişi de—

Durumu anlamlandırmaya çalışırken, okulun yayınından gelen ses kulaklarıma ulaştı.

[Deneyim gününe katılan öğrencilerin, ailelerin ve öğretmenlerin derhal okul binasının içine girmeleri rica olunur.] [Tekrar ediyorum.] [Deneyim gününe katılan öğrencilerin, ailelerin ve öğretmenlerin derhal okul binasının içine girmeleri rica olunur.]

Ravel ve ben bu acil durum yayınını duyduktan sonra en kötüsünü düşünmekten kendimizi alamadık.

Doğaüstü Araştırma Kulübü üyeleri ve Öğrenci Konseyi üyeleri öğretmenler odasında toplandık. Tedirgin olmaya başlayan çocukları ve velilerini spor salonunda topladık. Herkesi sakinleştirmek adına, Shinra-başkan yardımcısı önderliğindeki görevliler bilgi toplamak üzere harekete geçtiler.

Rias, iletişim tipi büyü çemberini aktif tutarak kafasını iki yana salladı.

—…… Faydası yok. Dışarısıyla iletişim kuramıyorum.

Zeminde ışınlanma tipi bir büyü çemberi oluşturan Akeno-san da iç çekti.

—Bu da işe yaramıyor. Uzak bir yere ışınlanamıyoruz.

Ciddi misin? Dışarıyla iletişim bile kuramadığımız ya da ışınlanamadığımız bir durumda olmak…… Buna benzer bir durumla daha önce de birkaç kez karşılaşmıştım. İlk olarak Kyoto’daki Togetsukiyou’daydı. İkincisi ise Orta Sınıf terfi sınavından hemen sonraydı. İkisinde de bir sis belirmiş ve kendimizi farklı bir boyutta bulmuştuk. Bu sefer sis olmasa da, tüm mekana büyü yapıldığı o olaylara kesinlikle benziyor.

Derken kedi kulaklı Koneko-chan söze girdi.

—…… Çevredeki ki’yi taradım ama dışarıdaki ağaçlar ve çimler sahte değil. Gerçekler.

…… Yani her şeyin sahte olduğu bir boyuta mı gönderilmiştik?

Sona-başkan, ışınlanma tipi büyü çemberi aktif haldeyken konuştu.

—Agreas ve kasabadaki meclis binası ile bağlantı kurmayı başardım. Görüntüyü şimdi aktarıyorum.

Ardından öğretmenler odasında iki adet 3D ekran belirdi. Birincisi Agreas’ta bulunan Sairaorg-san’ı gösteriyordu, diğeri ise kasaba meclis binasındaki Gondur-san’ı gösteriyordu.

Sairaorg-san ilk konuşan kişi oldu.

[Neler oluyor?]

Gondur-san onun sorusunu yanıtladı.

[Tüm bu bölgede bir bariyerin aktifleştiğini varsayabiliriz.] [Hepimiz şu anda bu bariyerin ölçeğini ölçmek için hizmetimizdeki yaratıkları kullanıyoruz.] [Bu kasabanın ve Agreas’ın elips şeklinde bir bariyerin içinde hapsolmuş olma ihtimalinin yüksek olduğuna dair bir rapor aldık.]

…… Tüm bu bölge mi!? Gerçekten devasa bir ölçek……

Gondur-san devam etti.

[Üstelik biz Büyücülerin çoğunun büyüsü mühürlendi.] [Tıpkı böyle.]

Gondur-san alnını bize doğru gösterdi. Alnında tekinsiz bir ışık yayan bir büyü çemberi çiziliydi. …… Büyüsü mü mühürlenmiş? Bunu kim yapmış olabilir ki……? Şüphelerim daha da arttı.

Merak edip elimde şeytani gücü yoğunlaştırdım. …… Aura toplanıyordu. Benim dışımda Öğrenci Konseyi üyeleri de kendi şeytani güçlerini kontrol ettiler. Irina da Melek gücünü kullanıp kullanamayacağını kontrol etti ve bunu yapmakta hiçbir sorun yaşamadı. …… Yani Şeytanlar ve Melekler güçlerini kullanabiliyor, ha.

Bu arada, Kutsal Ekipmanların (Sacred Gear) ve Yapay Kutsal Ekipmanların burada çalışıp çalışmadığını kontrol ettik; tıkır tıkır işliyorlardı.

—Büyümü kullanabiliyorum.

Rossweisse-san’ın da güçleri mühürlenmemişti. Bunu gören Gondur-san mırıldandı.

[Görünüşe göre mühür sadece bu meclis salonundaki Büyücülerle sınırlı.] [Fakat en ufak bir varlık hissettirmeden böyle bir şey yapmak……] [Korkulmayı hak eden biri olduğu kesin.]

Sadece salonda toplanan Büyücülerle sınırlı bir mühür…… Hedeflerinin tam olarak bu olduğu çok barizdi.

—Böylesine küstahça ve geniş çaplı bir hamle yapabilen biri düşman tarafında mı yani……?

Saji bunu alaycı bir tebessümle söyledi.

Başkan gözlüklerini yukarı kaldırırken mırıldandı.

—…… Muhtemel bir teori uretebilirim.

Gondur-san da sanki bir şey hatırlamış gibi sessizce konuştu.

[—Evet, bunu yapabilecek biri var.] [Binden fazla büyüye hükmettiği söylenen efsanevi Kötü Ejderha— “Bin Şeytani Ejder” Aži Dahāka.] [Eğer o meşhur Kötü Ejderha ise, Büyücüleri mühürleyebilecek bir büyüyü kesinlikle biliyordur.]

!

Gondur-san’ın sözleri karşısında herkesin dili tutuldu. …… Çünkü efsanevi Kötü Ejderha’nın adı geçmişti. Kötü Ejderha’nın diriltildiğine dair bir rapor almıştık. Nitekim Vali de onun saldırısına uğramıştı.

Kötü Ejderha Aži Dahāka’yı dirilten kişi yeni Kaos Tugayı—Qlippoth’tu. Kutsal Kase’nin gücünü kullanarak Kötü Ejderhaları dirilten, hatta seri üretim Kötü Ejderhalar yaratacak kadar ileri giden o kötücül grup……

Demek bu beyaz gökyüzü de, Gondur-san ve diğer Büyücülerin üzerindeki mühürler de Aži Dahāka’nın işiydi, ha.

—Ama bu çaptaki bir önlem…… Efsanevi Kötü Ejderha bile olsa, bu kadar geniş bir bölgeyi ünlü Büyücülerle birlikte mühürleyebildiğine hâlâ inanamıyorum……

Irina şüphelerini dile getirdi. Güçlendirilmiş bir Kötü Ejderha’nın işi olsa bile, sadece bölgeyi değil, tüm güçlü Büyücüleri mühürleyebilmek kesinlikle hayal gücümüzü aşıyordu.

Başkan bana doğru bakarak konuştu.

—Ama büyüsünün etkisini artırdıysa durum değişir.

O anda aklıma gelen tek kişi Euclid oldu.

—Kopya Boosted Gear, ha.

Dedim. …… Eğer Boosted Gear’ın artan gücünü efsanevi Kötü Ejderha’ya aktardıysa…… Yetenek menzilinin bu kadar genişlemesi gayet doğal.

Gondur-san derin bir nefes verdi.

[Tüm bu bölgeyi çevreleyen bariyer ve buradaki Büyücüleri bağlayan yasaklı büyü.] [İki büyü de onun tarafından güçlendirilirken aktif edilmiş olmalı.] [Kopya olsa bile, Longinus gerçekten de sağduyuyu fersah fersah aşan bir güç sergiliyor.]

…… Katılıyorum. O pislik, kopya yeteneğini kesinlikle kendi arzusu doğrultusunda kötüye kullanıyor. Kızıl Ejder İmparatoru’nun yeteneğini benden izinsiz kullanıyormuş gibi hissettiğim için sinir oluyorum. Ona olan öfkem gittikçe artıyordu……!

………… Hayır, bir dakika be. Eğer bu mümkünse, tersi de mümkündür!

Önerimi sundum.

—O zaman tam tersini yapalım! Boosted Gear’ı kullanarak büyüyü bozacak gücü artırayım!

Ancak Başkan başını iki yana salladı.

—Böyle bir hamle yapabileceğimizin farkındadırlar. Buna karşı bir karşı büyü hazırlamış olabileceklerini varsaymalıyız. …… Bu durumu dikkatsizce bozmaya çalışırsak bir felaketin yaşanma ihtimali var.

…… Düşmanlar o kadar ilerisini düşünüyor demek, ha. Gerçekten de kulağa mantıklı geliyordu. Euclid denen adam Boosted Gear’ın hem avantajlarının hem de dezavantajlarının farkında gibi görünüyordu, atabileceğim her adıma karşı bir plan hazırlamış olmalıydı.

—Bu yöntemi kullanmaya devam ederlerse baş etmek zor olacak.

Akeno-san huzursuzca konuştu. Başkan ona yanıt verdi.

—Keyiflerine göre kullanabilecekleri bir şey olamaz. Sonuçta orijinal bir Kutsal Ekipman değil ve bana verilen rapora göre kullanmak devasa bir bedel gerektiriyor. Ancak bu bariyerden yola çıkarsak, Aži Dahāka’nın kullandığı büyü karmaşık bir denkleme sahip. Etkisini artırmış olsalar bile hassas bir bakım gerektirir. Çünkü güç artışı küçük ya da büyük olsun, büyünün kontrolden çıkıp patlama riski var. …… Sadece Euclid Lucifugus’un kopya Boosted Gear’ı kullanmakta son derece yetenekli olduğunu düşünebiliyorum.

…… Kopya kullanıcısının asıl kullanıcıdan daha üstün olması. Taşıyıcıların temel istatistikleri arasındaki farkı gösteren bir kanıt. Elinde güçlü bir silah olsa bile, onu kontrol eden kişi güçlü biri değilse gerçek potansiyelini ortaya çıkaramazsın.

Başkan, gözlerini yere dikmiş olan bana gülümsedi.

—Ondan aşağı kaldığını söylemediğimi biliyorsun değil mi, Ise-kun? Kutsal Ekipmanını kullanma konusunda yeteneğin var. …… Ancak, onun yeteneği müthiş olmalı. Lucifer’a sağ kolu olarak hizmet eden Lucifugus ismi hafife alınacak bir şey değil.

Evet, biliyorum. Rakibim Grayfia-san’ın öz kardeşi. Ruhu çürümüş olsa bile, hâlâ en güçlü “Vezir”in kardeşi. Güçlü olması gayet doğal.

—Önce düşmanın amacını bulmamız gerek.

Rias konuştu. Gondur-san elini göğsüne koydu.

[……] [Asıl hedefleri biz olmalıyız.] [666 ile ilgili bir konuyu araştıran Büyücüler.] [Yani peşimizde oldukları kesin.] [Ancak Agreas’ı da bir bariyerle kapladılar.] [Bunun arkasında başka bir niyet olabilir.]

Gökyüzü şehri Agreas. Evet, bu kasabayı ve Agreas’ı kasten elips şeklinde bir bariyerle kaplamışlardı. Şu an Büyücülerin bulunduğu bu kasabanın peşinde olsalardı, kasabayı küre şeklinde bir bariyerle kaplamaları yeterli olurdu. Agreas’ı da mühürlemelerinin kesinlikle bir sebebi olmalı.

—Eski Şeytan Krallar döneminden kalma teknoloji.

Ravel mırıldandı. Başkan da başıyla onayladı.

—Eski Şeytan Krallar dönemine ait teknoloji Agreas’ta kullanılıyor. Hâlâ deşifre edemediğimiz bölgeler var ve Ajuka Beelzebub-sama’ya ait araştırma enstitüsü şu anda o adanın derinliklerini inceliyor. Önceki Lucifer’ın oğlu olan Rizevim Livan Lucifer, o adadaki belli bir şeyin peşinde olmalı.

Ağzına sıçayım, Bael ile olan maçımızdan önce Sensei bana böyle bir açıklama yapmıştı doğru ya.

Eski Şeytan Krallar döneminden kalma teknoloji…… Rizevim, önceki Şeytan Kral’ın oğlu. O dönemin teknolojisine ilgi duyması hiç de garip olmaz.

Gondur-san elini çenesinin altına koyarak düşünmeye başladı.

[Eski Şeytan Krallar döneminin mirası—ya da bir tür silah olabilir.] [Ve büyük ihtimalle 666 ile bağlantılı.]

—Ya da diğer dünyaya gitmenizi sağlayan teknolojilerden biri de olabilir.

Rias bunu söyledikten sonra herkes bir anlığına sessizliğe büründü.

…… Acaba o gökyüzü şehrinde bu kadar büyük bir sır mı var? Gerçi sırf havada süzülebilmesi ve üzerinde bir şehir barındırması bile birçok teknolojiden meydana geldiğini düşündürüyor. Yine de umarım derinliklerinde kitle imha silahının yattığı klişe bir durum değildir.

—Bu ölçekte bir bariyer kurduklarına göre, dışarıda bir şeylerin ters gittiğini sezen biri çıkmaz mı?

Soruyu ben sordum. Agreas gibi tanınmış bir şehirle iletişim kuramıyorlarsa, Agares bölgesinin askerlerinin durumu garip karşılayıp incelemek üzere gönderilmesi hiç de anormal olmazdı. Bunun arkasında Qlippoth’un olduğunu anlarlarsa, D×D’nin diğer üyeleri veya Yeraltı Dünyası’nın güçlü isimleri bizi kurtarmaya gelecektir.

Sona-başkan gözlerini kıstı.

—…… Böylesine küstahça hamleler yaparlarsa bunun yaşanacağını zaten biliyor olmalılar. Büyük ihtimalle, dışarıdaki insanların durumu fark etmemesini sağlamak adına zamanı ve boyutları bükerek dış dünyayla olan bağlantıyı kesmiş olma ihtimalleri var.

Rias devam etti.

—…… Zaman-mekanı bükmek. Buradaki bir saat dışarıda sadece bir dakika edecek…… Büyü kullanımıyla ilgili endişelerde sıkça duyduğum bir şeydir ama bu, sadece deneyimli bir Büyücü düzgün bir hazırlık yaptıysa mümkündür. …… İşin içine Boosted Gear ve yasaklı teknikler kullanan bir Kötü Ejderha girdiğinde bu kadar zorlanacağımızı hiç düşünmemiştim.

[Yine de bu çapta bir büyüyü kullanmak kesinlikle ömrünüzden çalar.] [Bir Ejderha olsa bile, bedel olarak yaşamını kullanmış olması şaşırtıcı olmaz.]

Gondur-san böyle dedi…… Kutsal Kase olmalı. Kötü Ejderhalar bu yüzden böyle gözü karaca hareket edebiliyor. Bedenleri yok olsa bile basitçe tamir ettirebilirler—. …… Gya-suke değilim ama o şeyi kesinlikle geri almamız lazım. O şey var olduğu sürece bu adamlar böyle çılgınca işlere bile kalkışabilirler!

…… Zamanı ve boyutları kontrol etmek. Bunu bile yapabiliyorlarsa karşı bir plan yapmak çok zor olacak!

Rias kafası karışmış olan bana döndü.

—Kahraman Grubu’nun sebep olduğu canavar krizinden beri, Yeraltı Dünyası’nın önemli kurumlarına ve konumlarına zaman ve boyutla ilgili büyüleri engelleyebilen koruma duvarı cihazı kuruldu. Örneğin Şeytan Kral bölgesinin başkenti Lilith ve Gremory bölgesinin ana şehri gibi yerlerde. Ayrıca yaşadığımız yer olan Kuoh Akademisi’nin etrafında katman katman savunma sistemleri kurulu. Düşman daha önce oraya sızdığı için özellikle çok daha sıkı bir savunmaya sahip. Fakat—

Rias, Sona-başkan’a baktı. Başkan da başıyla onayladı.

—Evet, koruma duvarı cihazı henüz bu kasabaya ve Agreas’a kurulmadı. Agreas’taki kurulum takvimi defalarca ertelendi. Orası Derecelendirme Oyunu (Rating Game) için kutsal bir toprak olmanın yanı sıra bir eğlence merkezi ve turizm şehri. O koruma bariyerini çekebilmek için oradaki işlevlerden birini kapatmanız gerekiyor. Bu durum sorun teşkil etti ve şehirdeki bazı kurumlar koruma duvarı cihazının kurulmasına isteksiz yaklaştı, bu yüzden erteleme yaşandı. …… Ve bu durum bugün tam anlamıyla elimizde patladı. Agreas, Agares bölgesinin bütçe kaynaklarından biridir. Mevcut Arşidük, Agreas Turizm topluluğu ile cihazı kurmak isteyen ordu arasında kaldı…… Yakında kahrından hasta olacak gibi duruyor.

…… Demek eğlence tesislerine öncelik verildiği için koruma duvarı cihazı geç kuruldu……! Yok canım, her bölgenin kendi iş yapış tarzı var ve Arşidük’ün de sıkıntılar çektiğine eminim. Zaten Şeytan Kral kutupları ile kan bağına öncelik veren Büyük Kral kutbu arasında sıkışıp kalmışken…… Aracı olan kişinin kahrından hasta olacağı kesin gibi……

Sona-başkan sanki bir şey düşünüyormuş gibi elini çenesinin altına koydu.

—…… Bu olay, Agreas koruma duvarını kurmadan önce gerçekleşti ve hemen yakındaki kasabada da peşinde oldukları Büyücülerin toplantısı vardı. Sadece bu kasabayı ve Agreas’ı kaplayan bariyer…… Bunu tesadüf deyip geçiştiremem. …… Tüm bunların arkasında başka bir şey varmış hissi beni korkutuyor.

Görünüşe göre Başkan da şüphelenmeye başladı. Azazel-sensei şu an burada olmadığı için Başkan’ın yanımızda olması büyük şans.

Biz düşmanın amaçları hakkında tartışırken görevlilerden biri öğretmenler odasına girdi. Kapıyı sertçe açtı ve nefes nefese kalmıştı.

—…… Bir şey mi oldu? Rias şüpheyle sordu.

Görevli nefesini düzelttikten sonra parmağıyla yukarıyı işaret etti.

—Gökyüzünde bir görüntü belirdi.

Hepimiz birden okul bahçesine çıktık.

Kafamızı kaldırdığımızda—bütün gökyüzünde iç açıcı bir ekin görüntüsü belirdi ve üzerinde Şeytan harfleriyle “Lütfen biraz bekleyin” yazıyordu.

Hepimiz bu durum karşısında teyakkuza geçip gardımızı almışken, gökyüzünden alaycı bir ses geldi. [Eh?]

[Yayın başladı mı bile?] [Ciddi misiniz?] [Bir dakika durun ya~.] [Buradaki ihtiyar daha yemeğini bile yemedi.] [Yine de yayına çıkmamı mı söylüyorsunuz?] [İyi, iyi.] ……

Tanıdık bir ses. Böyle rahat bir tavra sahip olan tek bir adam biliyorum. Rizevim Livan Lucifer……! Benden başka diğer Gremory grubu üyeleri de bu sesi duyunca olayı kavramış olmalılar ki, gözlerinde nefret dolu bir ifadeyle gökyüzüne baktılar.

Gökyüzündeki o iç açıcı manzara değişti ve yerine gümüş saçlı, orta yaşlı bir adam belirdi.

—Rizevim Livan Lucifer!

Göz kırparak konuşmaya başladı.

[Herkesin idolü, Rizevim ihtiyarınız geldi☆.] [Hepinize selamlar, ya da uzun zaman sonra yeniden merhaba diyelim!] [Sanırım hepiniz başınıza gelen felaketlerle boğuşuyorsunuz, ben de bir açıklama yapmazsam ayıp olur diye düşünüp bizzat olayı açıklayayım dedim!] [Bilirsiniz ya, düşmanın gelip durumu bizzat anlatması en klasik kurgu klişelerinden biridir!]

Gerçekten insanın sinirlerini alt üst eden bir ihtiyar bu. Sadece konuşma tarzını duymak bile tüylerimi ürpertmeye ve içimdeki nefreti körüklemeye yetiyor.

[Eminim hepiniz aşağı yukarı anlamışsınızdır ama neyse; işin aslı, tüm bu bölgeyi devasa bir bariyerle kapladık!] [Aman tanrım, sizi ayağımın tozuyla böyle şaşırttığım için çok üzgünüm!]

Bunu söylerken zerre pişmanlık duymuyor, aksine suratına şeytani bir tebessüm oturtuyordu.

[Bunu yapan kişi müttefiklerimizden biri, Kötü Ejderha Ordusu’ndan Ladon-san!] [Hani şu kahraman İlk Nesil Herakles tarafından öldürülen altın elmanın koruyucusu olan var ya!]

Arkasında devasa bir yaratık belirdi. …… Ejderha şeklinde bir ağaç…… yoksa Ağaç Ejderhası mı? Etrafa etrafı buram buram saran kötücül bir aura yayan Kötü Ejderha Ladon. …… Efsanevi Kötü Ejderhaları diriltmeye devam ediyorlar…… Ve biz henüz tek bir tanesini bile alt edebilmiş değiliz!

[Pekala, her zamanki gibi onu anahtar eşyamız olan “Kutsal☆Kase” ile dirilttik ve bir rejenerasyon canavarına dönüştürdük.] [Kullandığı koruma duvarları ve bariyerler aşılması imkansız bir savunmaya sahip.] [Ayrıca Euclid-kun’un Longinus’unun yardımıyla tüm bölgeyi kaplamayı başardık!]

Rizevim’in yanında duran Euclid görüntüye girdi. Elinde Kutsal Kase duruyordu.

—…………!

Yanımda duran Gasper, gözleri tehlikeli bir şekilde parlarken dişlerini gıcırdatıyordu. Bu görüntünün şu an onun için dayanılmaz bir şey olduğu her halinden belliydi.

[Ve o kasabadaki tüm insanlara sesleniyorum!] [O ünlü Büyücülerin büyüsünü mühürlerken, kasabanın etrafına da bir bariyer çektik.] [O büyüyü mühürleyen kişi, Kötü Ejderhaların şahı olarak adlandırılan birisi!] [Bin büyü kullanabilen Aži Dahāka-san!] [Ve gücünü kullanma biçimi de tek kelimeyle muazzamdı!] [Tabii ki bu gücün etkisi kopya Boosted Gear kullanılarak tavan yaptırıldı!]

Rizevim’in arkasında devasa bir Ejderha daha belirdi. Üç kafalı bir Ejderha. …… Sadece bu görüntüden bile yoğun ve simsiyah bir aura yaydığını anlayabiliyorum. …… Crom Cruach ile denk sayıldığını duymuştum, değil mi? Vali ekibinin saldırısı yüzünden kanlar içinde kalmasına rağmen hâlâ üzerlerine gittiğini duymuştum. …… Dürüst olmak gerekirse, doğrudan karşı karşıya gelmek istemeyeceğim bir Ejderha.

Rizevim neşeyle konuşmaya devam etti.

[Şimdi gelelim fasulyenin faydalarına; orası zamanla birlikte dış dünyadan tamamen soyutlandı, bu yüzden dışarıdakilerin henüz ruhu bile duymadı.] [Kötü Ejderhalar ile Longinus kombosu cidden harika bir şeymiş~!]

Sinir bozucu bir kahkaha attıktan sonra omuzlarını silkti.

[Neden böyle bir şey yaptığımı mı soruyorsunuz?] [Sebebi çok basit♪.] [Oradaki Büyücüler bizimle iş birliği yapmadığı için ve ileride ayağımıza dolanacak gibi göründüklerinden, hepsini birden havaya uçurmaya karar verdik!]

Yani onları kaçıramıyorlarsa doğrudan yok edecekler, ha. İş yapış tarzı agresif olmaktan ziyade resmen çocukça!

[Ayrıca Agreas’ın teknolojisinden biraz otlanabilirsek bizi büyük bir dertten kurtarmış olur!] [Çünkü onları yapan kişi benim babamdı~.] [Onun oğlu olduğuma göre normalde bunları miras almam gerekmez mi?] [Hey, sizce de öyle değil mi?]

Rizevim gözlerini kıstı ve parmağını bize doğru salladı.

[Uhyahyahyahya, bizi yenmek için kurulan D×D ekibi de oradadır kesin, değil mi?] [Aah, bu konuda önceden istihbarat aldık zaten.] [Kulağa eğlenceli geliyor, o zaman bir maça var mısınız?] [Seri üretim Kötü Ejderha orduları ve efsanevi Kötü Ejderha-sama oraya—ve gökyüzü şehrine doğru harekete geçecek.] —İkisini de yerle bir etmek için. Hadi durdurmaya çalışın bakalım. Hey, cidden, durdurmayı bir deneyin.

Rizevim parmaklarını şıklattı. Tam o anda, kasabanın etrafında devasa mor ateş sütunları yükselmeye başladı!

Ne oluyor be!? Neden bir anda bu kadar çok ateş sütunu belirdi!?

—Mor alevler. Başa çıkması cidden zor bir rakip sahneye çıktı.

Tanıdık bir ses duyup etrafıma baktığımda—Gondur-san’ı gördüm. Görünüşe göre meclis salonundan buraya kadar gelmişti. Gondur-san nefret dolu gözlerle o devasa mor ateş sütunlarına bakıyordu. Ateş sütunları haç şeklini alıyordu.

—…… Bu “Incinerate Anthem”!

Rias ateş sütununa bakarak bağırdı.

…… Incinerate Anthem mi! Aykırı Büyücü grubu “Hexennacht”a bağlı olan Longinus kullanıcısı!

Gondur-san ardından şöyle dedi:

—Ateş sütunu bu kasabayı çevreleyecek şekilde dikilmiş. Bu da kopyalardan biri. Dokunan Şeytanlar için ölümden başka bir şey yok, hatta Büyücüler bile küle döner. …… Kaos Tugayı’na yardım ettiğini duymuştum ama bizzat buraya geleceğini hiç düşünmemiştim……

Yani Kötü Ejderhaların üstüne bir de Longinus mu bu terör eylemine dahil oldu!

Rizevim neşeyle elini salladı.

[Mesele kısaca böyle, yani elinizden geleni yapın!] [Aksiyonumuza üç saat içinde başlıyoruz!]

Görüntü orada sona erdi—.

…… Olabilecek en berbat senaryoya sürüklendik……! Buna karşı savaşmak için derhal harekete geçtik. Sonra arkama baktım.

Arkamda Auros Akademisi duruyordu.

…… Zihnimde o çocukların gülücükleri çakıp duruyordu. Hayallerini paylaşan çocuklar, bir hedefi olan çocuklar. O mekanda pek çok şey öğrenmeye başlayacaklardı…… Şu pisliklerin, daha okul bile açılmadan burayı yıkıp geçmelerine asla izin veremem……!

…… Hassiktirler oradan, bu okulu yıkmalarına…… asla izin vermeyeceğim!

Bölüm 2

Derhal harekete geçtik.

Doğaüstü Araştırma Kulübü ve Öğrenci Konseyi üyelerinin ilk yaptığı şey, çocukları, ailelerini ve personeli tahliye alanına yönlendirmek oldu. Tahliye alanı—okulun sığınağıydı. Sona-başkan, tam da böyle bir şeyin yaşanma ihtimaline karşı okulun bodrum katının derinliklerine son derece sağlam bir sığınak inşa ettirmişti.

Cidden, Sona-başkan’ın bu kadar hazırlıklı olması karşısında hepimizin dili tutulmuştu. Sığınak alanında fazlasıyla yer olduğu için, içinde bulunduğumuz durumu açıkladıktan sonra kasaba halkını da oraya naklettik.

Şu anda kampüsteki tüm okul personeli insanları güvenli alana yönlendiriyordu.

[Anlıyorum, demek tahliye işlemlerine çoktan başladınız.]

Sairaorg-san, Rias’a iletişim tipi bir büyü çemberi gönderdi, böylece Rias ve ben onunla konuşmaya başladık. Görüntünün biraz bulanık olmasının sebebi, Mor Alevlerin oluşturduğu haçın büyüye müdahale etmesiydi sanırım.

Rias ardından konuştu.

—Evet, kasaba pek büyük olmadığı için çok fazla insan yoktu. Üç saat içinde hepsini okulun yeraltı sığınağına tahliye etmiş oluruz.

[O kasabadan kaçış durumu ne alemde?]

Rias, Sairaorg-san’ın sorusu üzerine başını iki yana salladı.

—Bizi dış dünyadan soyutlayan ve tüm bölgeyi kaplayan bariyerin haricinde, bu kasabanın etrafında bir bariyer daha var. Üstelik etrafımızı Mor Alev haçları sardı. Buradan kaçmayı denedik; koruma duvarı ve haçın oluşturduğu çift katmanlı kalkanı havaya uçursak bile anında kendini onarıyor.

Bunu deneyenler Xenovia ve Rossweisse-san’dı. Ex-Durandal’ın saldırısı ve Rossweisse-san’ın hücum büyüsüyle büyü bozma büyüsünü kullanarak bariyeri ve ateşten haçı yok etmeye çalıştık. Yok edilebiliyordu ama anında kendini onardığı için hiçbir açık bulamadık. En azından ten saniye boyunca onları yok edebilseydik, sivilleri dışarı çıkarabilirdik……

Xenovia toprağı kazarak bariyerin dışına çıkmaya çalıştı…… ama görünüşe göre ateşten haç toprağın derinliklerine kadar uzanıyordu.

Yani buradaki kaçış planlarımız konusunda tıkandık. Büyücülerin büyülerinin mühürlenmesi büyük bir kayıp oldu. Eğer büyüleri mühürlenmemiş olsaydı, bölgeyi kaplayan bariyeri göz ardı etsek bile bu kasabanın etrafındaki bariyerden hemen kaçabilirdik.

—Bunun için hazırlanıyorlar. Okulun yeraltı sığınağında toplanan Büyücüler, mühürlenmemiş büyülerini kullanarak şu anda bir ışınlanma büyü çemberi oluşturmaya çalışıyorlar! Aşağıdaki Büyücülerin hepsi o alanlarda oldukça ünlü isimler. Bu yüzden imkansız gibi görünse de bu yöntemi gerçekleştirebilirler.

Çocukları ve sivilleri bu kasabanın dışına ışınlayacak büyü, birkaç saat zaman kazanırsak hazır olacakmış; yani savaşımız bu büyü tamamlanana kadar sürecek. Tek yapmamız gereken, buraya saldırmak için gelecek olan Kötü Ejderhalara karşı bu kasabayı korumak.

Sairaorg-san derin bir nefes aldı.

[Burada da durum aynı.] [Agreas’ın etrafındaki bariyeri yok edebiliyoruz ama anında kendini onarıyor.] [Bu koşullar altında bu şehirdeki insanları tahliye edemeyiz.] [Ayrıca—görünüşe göre etrafımız çoktan Kötü Ejderhalarla sarılmış durumda.]

Sairaorg-san bize dışarıdan bir görüntü gösterdi.

! Rias ve ben bu manzara karşısında nutkumuz tutulmuş halde kaldık.

Bütün gökyüzü simsiyah olmuştu. Gökyüzü şehri kapkaranlık şeylerle kaplanmıştı.

O siyah şeyler…… Kötü Ejderha sürüleriydi! …… O kadar çoktular ki. Sayıları yüz ya da iki yüzden çok daha fazlaydı.

…… Kötü Ejderhaların merkezinde duran şey üç kafalı bir Ejderhaydı. Altı kanadını çırparak tam Agreas’ın önünde konuşlanmıştı. …… Parlayan siyah pulları zaman zaman mor bir renk alıyordu, bu yüzden seri üretim Kötü Ejderha sürüsünün arasında bile hemen öne çıkıyordu.

…… Demek Aži Dahāka Agreas’a gitti. Vali ekibinin bile baş etmekte zorlandığı bir rakip. …… Onunla kafa kafaya savaşmaktan kaçınmamız gerektiği kesin.

[Buradakiler biz Bael grubu, Seegvaira Agares ve grubu, bir de Diehauser-sama’nın grubu.] [Öyle kolay kolay pes etmeyiz.]

Sairaorg-san’ın ekibi, Agares’in ekibi ve İmparator Belial’ın ekibi oradaydı. İnsan gücü açısından bizden daha üstündüler.

[Seegvaira, Arşidük’ün geçici vekili olarak hareket ediyor ve Agreas’ta emirleri veriyor.] [Durumu gayet iyi idare ediyor.] [Konseyin dik kafalı moruklarını ikna ederek şehrin komutasını eline aldı.]

Agares’in varisi. Onunla ilgili ilk izlenimim korku olduğu için, hâlâ sert biri olduğuna dair bir izlenim taşıyorum.

—…… D×D tam da bu tür durumlar için kurulmuştu, bu yüzden onlara yardım edemediğimiz için içim içimi yiyor.

Sairaorg-san, içi içini yiyen Rias’a güçlü tebessümünü gösterdi.

[Yanılıyorsun, Rias.] —Biz buradayız. Hiçbirimizin burada olmamasından çok daha iyidir.

Evet. Biz burada olmasaydık, burası çok daha berbat bir durumda olurdu.

Sairaorg-san doğrudan gözlerimin içine bakarak konuştu.

[Hyoudou Issei, bu varımızı yoğumuzu ortaya koymamız gereken bir durum.] [Agreas’ı, o kasabayı, oradaki çocukları ve diğer herkesi korumak zorundayız.]

—…… Sairaorg-san, o çocukların bu adamların hırslarıyla ya da 666 ile hiçbir ilgisi yok, değil mi?

[Evet.]

—Sırf hayalleri için buraya geldiler, değil mi?

[Evet.]

—D×D’nin o çocukları korumak için varını yoğunu ortaya koyması gerekiyor, değil mi?

[Evet, elbette.] [Yeraltı Dünyası’nın umutlarını korumak, D×D’yi kuran bizlerin görevidir.] [Tek bir çocuğun bile öldürülmesine izin veremeyiz.] [Ve onlardan tek birini bile affedemeyiz.] [Karşımıza çıkan hepsini yok edeceğiz.] [Güç sahibi kişiler olarak bu bizim görevimiz!]

…… Yüreğim alev alev yanıyor. Kahretsin, bu beni acayip mutlu ediyor.

İyi ki güçlerimizi birleştirmişiz—. D×D takımını kurduğumuza gerçekten çok ama çok sevindim. Bizim dışımızda savaşan birilerinin varlığının bana kendimi bu kadar güçlü hissettireceğini hiç düşünmezdim!

—Buranın işini bitirir bitirmez kesinlikle yanınıza geleceğiz. O yüzden ne olursa olsun dayanın!—

Evet! Buradan kaçmayı başarır başarmaz hemen oraya geleceğiz!

Savaş—gitgide yaklaşıyor.

Savunma tarafında yer alacağımız bu savaştan önceki son toplantıyı yapmak adına, Rias’la birlikte tahliye bölgesinin sığınağındaki strateji odasına doğru ilerliyoruz.

Koridorda ilerlerken, uzun bir bankta oturan bir adam ve bir kadın görüyoruz. Muhtemelen bir karı kocalar, bir çocuğun anne ve babası. …… Kadını sanki daha önce bir yerden hatırlıyor gibiyim.

Adam, Rias’ı görür görmez hemen ayağa kalkıp yanımıza yaklaşıyor.

…… Ş-Şey, bağışlayın. …… Prenses Rias, buraya ne olacak……

Sesinde de yüzünde de aşırı huzursuz bir ifade var. Rias ise iç rahatlatan bir tebessümle karşılık veriyor.

Endişelenmenizi gerektirecek hiçbir şey yok. Bu sığınak son derece sağlam inşa edilmiştir, teröristlerin saldırılarına bile rahatlıkla dayanabilir. Işınlanma büyü çemberi tamamlanana kadar burada güvendesiniz, ardından hepinizi emniyetle tahliye edeceğiz.

Çift, bu sözleri duyunca gözle görülür şekilde rahatlıyor.

Adam içini çekerek konuşmaya devam ediyor.

…… Oğlum…… gülümsedi. Doğuştan şeytani gücü olmadığı için, çevresindeki herkes tarafından hep dışlandı, aşağılandı. Yine de…… o bizim yüz yılı aşkın süre sonra güç bela kucağımıza alabildiğimiz tek evladımız. Büyüyüp güçlensin, bir gün kendi ayakları üzerinde dursun diye onu gözümüzden sakınarak büyüttük.

—!

…… Demek Sairaorg-san ile aynı kaderi paylaşmış.

Adam anlatmayı sürdürüyor.

Ama yaşıtlarının hepsi şeytani güçlerini sanki nefes almak kadar doğal bir şeymiş gibi kontrol edebiliyordu…… Oğlum diğer çocuklardan farklı olduğunu anladığı günden beri gülmeyi tamamen bıraktı…… Fakat buraya geldikten sonra…… yeniden gülümsedi. En son ne zaman gülümsediğini hatırlamıyorum bile, ta ki Göğüs Ejderi’ni tanıyana kadar.

Çift—derin bir kederle döküyor içini.

…… Şeytani güçten nasibini alamamış bir çocuğa sahip olmak…… Bir anne baba için hayal bile edemeyeceğim kadar büyük bir acı olmalı. Nasıl bir acı çektiklerini tahmin bile edemem. İşte bu okul, tam da bu çaresiz aileler için bir umut ışığına dönüşüyor.

Yaklaşan varlıkları hissedip arkama döndüğümde—bir çocuk ve Rossweisse-san’ı görüyorum.

Bu çocuk—Lirenkus. Lirenkus cıvıl cıvıl bir sesle bağırarak anne babasının kucağına atlıyor.

Baba! Anne! Bakın ne yapabiliyorum!

Lirenkus elini öne uzatıp bütün gücüyle odaklanıyor. Derken, bir anlığına da olsa elinde küçük bir kıvılcım, gerçek bir ateş beliriyor.

Lirenkus büyük bir gururla ailesine müjdeyi veriyor.

Ateş büyüsü yapabiliyorum! Bakın, elimden gerçekten ateş çıktı!

Adam—yani babası, bir anlığına dona kalsa da hemen toparlanıp oğlunu gözleri parlayarak kucaklıyor.

…… E-Evet, aferin sana oğlum!

Babasının gözlerinden sicim gibi yaşlar süzülüyor. Hemen arkasındaki annesi de gözyaşlarına hakim olamıyor.

Ailesinin yıllardır tek bir anını bile görebilmek için yanıp tutuştuğu o tablo bu işte. Sıradan anne babaların ve çocukların her gün yaşadığı o doğal anlar. Bundan mahrum kalmış tek bir aile. Nihayet onlar da arzuladıkları o “normal” hayata adım atabildiler. Çocuklarının gelişimine kendi gözleriyle şahit olduktan sonra gözyaşlarını tutamamaları çok doğal.

Lirenkus’a dönüp gülümsüyorum.

Adın Lirenkus’tu, değil mi? Geçen sefer benim gösterime gelmiştin.

Evet! O gün için çok teşekkür ederim!

Annesi şaşkınlıkla gözlerini açıyor.

Onu hatırladınız mı?

Lirenkus buraya adım atar atmaz hatırlamıştım zaten. O gün gösteriye annesiyle birlikte gelmişti.

Gördün mü bak, sana Göğüs Ejderi’nin beni unutmayacağını söylemiştim!

Annesi gülüseyerek oğluna hak veriyor. —Haklıymışsın canım.

Rias eğilip Lirenkus’a soruyor.

Bu okulu sevdin mi bakalım, eğlenceli mi?

Hem de nasıl! Şey, ben de gerçekten güçlenebilir miyim sizce?

Lirenkus umut dolu gözlerle ikimize bakıyor. Rossweisse-san başını şefkatle okşayarak söze giriyor.

Benden bile daha güçlü olacaksın, hiç şüphen olmasın. Senin yaşında pes etmeden zorlukların üzerine gitmek büyük bir cesaret ister. Bu yüzden kendine inanmaktan asla vazgeçme, tamam mı?

Evet! Rossweisse-sensei!

Lirenkus enerji dolu bir sesle karşılık veriyor. Anne ve baba çocuklarının elinden tutarak beklemeleri gereken odaya doğru geçiyorlar.

Onları uğurladıktan sonra üçümüz strateji odasına doğru yürümeye devam ediyoruz.

Rossweisse-san yürürken sessizce konuşuyor.

…… Anlaşılan durmaksızın pratik yapıyormuş. Anne ve babası bir daha ağlamasın diye durmadan çalışacağını söyledi bana.

…… O küçük çocuk da anne babasını düşünüyor. Henüz küçücük bir çocuk olmasına rağmen sırf ailesi için daha güçlü olmak istemiş olmalı.

Rossweisse-san yüzünde sıcak bir tebessümle konuşuyor.

…… Büyü ne olursa olsun, en nihayetinde hem onu yapana hem de diğer insanlara faydalı bir şeye dönüşür. Bu dünyada faydasız büyü diye bir şey yoktur.

Bu sözler—Rossweisse-san’ın büyükannesi Gondur-san’ın büyü dersinde çocuklara söylediği şeylerdi. Rossweisse-san o anı hatırlayıp kendi kendine kıkırdıyor.

Küçükken büyükannemin bana defalarca kaset gibi sarıp söylediği cümleler bunlardı. O zamanlar anlamış gibi görünmüş olabilirim ama aslında pek de kavramamıştım. …… Fakat sanırım büyükannemin ne demek istediğini nihayet gerçek anlamda kavramaya başladım.

Rossweisse-san muhtemelen farkında bile değildi ama yüzünde iç rahatlatan, ferah bir ifade vardı.

Strateji odasına doğru yaklaşırken Sona-kaichou, Saji ve çocukları görüyoruz.

Çocuklar tedirgin yüz ifadeleriyle sorular soruyorlar.

Saji-sensei, o korkunç Ejderhalar buraya da gelecek mi?

Okulumuz yok mu olacak yani?

Saji gülümsayerek çocukların başlarını okşuyor.

Endişelenecek hiçbir şey yok. O kötü Ejderhaların hepsinin patates edeceğiz! Ama sizin incinmeniz hiç iyi olmaz, o yüzden burada uslu uslu kalmanız gerekiyor. Bu yüzden akıllı çocuklar gibi burada bekleyin, tamam mı? Değil mi, Kaichou?

Kaichou da gülümseyerek araya giriyor.

Evet, aynen öyle söylüyor. Bu yüzden hiçbiriniz kafanıza bir şey takmayın, anlaştık mı? Durun bakalım. Hadi siz burada Göğüs Ejderi’nin videosunu izleyin. Video bittiğinde o kötü Ejderhaların hepsi çoktan pırt öpmüş olacak!

Bunu duyan çocukların yüzü rahatlıyor ve sığınağa doğru adımlıyorlar.

Saji ardından yumruğunu sıkarak kararlı bir şekilde konuşuyor.

…… Burayı yıkmalarına asla izin vermeyeceğim. Bu okulda umut arayan pek çok Şeytan var. Burası aynı zamanda bizim de hayalimiz.

Yanına yürüyüp elimi omzuna koyuyorum.

Aynen öyle, burayı sonuna kadar koruyacağız.

Sona-kaichou ve Rias da güçlü tebessümlerle başlarını sallıyorlar.

Saji, merak etme. Biz ne savaşlardan sağ çıktık. Onları korumaya hep devam ettik. Bu sefer de aynısı olacak. Bu şehri de bu okulu da koruyalım!

Evet, burayı yerle bir etmelerine asla göz yumamayız.

Kararlılığımızı birbirimize perçinledikten sonra strateji odasına giriyoruz.

3. Kısım

Düşmanların duyurduğu üç saatlik sürenin dolmasına yaklaşık otuz dakika kadar kaldı.

Bizler—Doğaüstü Araştırma Kulübü ve Öğrenci Konseyi üyeleri olarak, yer altı sığınağından okul bahçesine geri döndük. Düşmanlar üç saat demişti ama verdikleri söze dürüstçe uyacaklarını hiç sanmıyordum. İki saat geçtiğinde hazırlıklarımızı çoktan tamamlamış ve tetikte beklemeye başlamıştık. Ve belirlenen zamana otuz dakika kala—yani şu anda, savaşa hazırlanmak üzere tekrar yeryüzüne çıktık.

Savaş stratejimiz oldukça basitti.

Bodrumdaki Büyücüler ışınlanma büyü çemberini tamamlayana kadar bu şehri—ve elbette bu okulu korumamız gerekiyordu. Tam anlamıyla bir savunma savaşı olacaktı.

Ravel savaşçı bir üye olmadığı için onu sığınakta bekletmeye karar verdik.

Odadan çıkmak üzere koridorda ilerlediğimiz sırada gerçekleşiyor her şey.

Asia sanki bir şey dikkatini çekmiş gibi aniden duraksıyor. Bakışlarını takip ettiğimde—koridorun duvarına takılıyor gözüm.

Duvarda, oryantasyon gününe katılan çocukların bıraktığı yazılar ve izler var. Duvara yazılmış mesajlar, çizilmiş resimler duruyor.

[Derecelendirme Oyunu Şampiyonu olmak istiyorum!]

[Umarım bu okula gidebilirim!]

[Göğüs Ejderi ile tanışabildiğim için çok mutluyum!]

[Buraya tekrar gelmek istiyorum!]

[Bu okula kaydolmak istiyorum!]

Orada masumane dilekler yazılıydı.

Pek de başarılı çizildiği söylenemeyecek semboller ve resimler…… Tanıtım gününde hisssettikleri şeyleri içlerinden geldiği gibi çizmiş olmalıydılar.

…… Bunu görünce içimdeki duyguları engellemekte zorlanıyorum. Burayı ne pahasına olursa olsun korumam gerektiği hissi katlanarak artıyor. Sanki bu yazıları gören herkesin savaşma azmi bir kat daha bileylenmiş gibiydi.

Tam o sırada birkaç kişinin bize doğru yaklaştığını hissediyorum.

Önümüzde asker zırhları giymiş adamlar yürüyor. Yüzlerine bakılırsa hiç de profesyonel asker gibi durmuyorlar. Yoksa onlar……

Kiba hemen lafa giriyor.

…… Onlar çocukların babaları ve ağabeyleri.

Evet, onlar çocukların babalarıydı. Hepsinin gözünde kararlı bir ifade vardı.

Babalardan biri bir adım öne çıkıp konuşuyor—

Biz de savaşacağız.

Bu şehirde savaşabilecek çok az kişi var ve askerlerin de konuşlandırılmadığını duyduk.

Tek bir kişinin bile yardımı dokunsa kârdır. Sadece savaşmak değil, katkı sağlayabileceğimiz başka şeyler de olmalı.

Belki henüz kaçamamış mahalle sakinleri vardır.

Dediği gibi, tek savaşabilen güç bizlerdik. Bu yüzden her yere yetişmemiz pek mümkün değildi. Ve gerçekten henüz güvenli bir yere kaçamamış siviller varsa, onlara ulaşıp ulaşamayacağımız bile şüpheliydi.

Senjutsu kullanan Koneko-chan, ateşten haç şehri kuşattığından beri hassas varlıkları sezmenin zorlaştığını söylemişti. Koneko-chan o mor alev sütunlarının arama yeteneğini engellediğini belirtmişti…… Bu yüzden gözümüzden kaçan, bulamadığımız siviller kalmış olabilirdi.

Rias sert ve ciddi bir bakışla lafa giriyor.

Ancak rakiplerimiz seri üretim düşmanlar olsa bile yine de Kötü Ejderhalar. Hafife alabileceğimiz türden düşmanlar değiller. Efsanevi Kötü Ejderhalar da burada olacak. Bu tam anlamıyla bir ölüm kalım savaşı olacak.

Haklıydı. Düşmanlarımız teröristlerin ta kendisiydi. Üstelik bunlar Kötü Ejderhaların o zalim, gözü dönmüş sürüleri—. Canımızın garantisi bile yok. Bizler de kendi hayatlarımızı ortaya koyarak dövüşeceğiz.

Rias’ı dinledikten sonra bile savaşma azimlerinden zerre bir şey kaybetmediler, aksine hepsinin yüzüne cesur bir tebessüm oturdu.

Yine de izin verin sizinle birlikte savaşalım, Prenses Rias.

Bizim gibi sıradan Şeytanların çıkıp da Agreas’ı veya bu şehri tek başımıza koruyacağımızı söylemesi hadsizlik olur.

Ama tek bir gayeyle, bu okulu korumak için canla başla savaşacağız.

Çocuklarımızın hayali olan bu okul, bizlerin de umudu haline geldi. Hayatımızı riske atmak için bundan daha büyük bir sebep olamaz.

…… Canlarını ortaya koymaya gerçekten kararlılar. Evlatlarının hayalleri için. Ailelerinin umudu için. Gözlerini bile kırpmadan hayatlarını feda etmeye hazır olduklarını söylüyorlar. —Üstelik yüzlerinde kocaman bir tebessümle.

Rias içindeki duyguları bastırıp yüzüne güçlü, kararlı bir tebessüm yerleştiriyor.

…… Ne söylersem söyleyeyim sizi vazgeçiremeyeceğim anlaşılan. Pekala, ama bana bir konuda söz vermek zorundasınız.

Rias etrafındakilere bakarak kararlı ve otoriter bir sesle konuşuyor.

Hiçbiriniz ama hiçbiriniz ölmeyeceksiniz! Çocuklarınızın geleceğine hepiniz kendi gözlerinizle tanıklık etmek zorundasınız. Bu okulun inşa edilme amacı zaten tam olarak bu.

Anlaşıldı!

Babaların gür sesleri ortalığı inletiyor, gaza geldikleri her hallerinden belli.

Adamlar bu kadarını göze almışken, ne pahasına olursa olsun bu okulu korumak artık boynumuzun borcu. Hayır, zaten yapmamız gereken tek şey bu. Tek bir kayıp bile vermeden burayı sonuna kadar savunacağız……!

Hepimiz—ölümüne bir savunma savaşı için son hazırlıklarımızı yapıyoruz.

4. Kısım

Gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz tek şey simsiyah bir yaratık sürüsü. Siyah Kötü Ejderhalar şehri kuşatmış halde havada süzülmeye devam ediyor. Demek vakit dolduğunda hepsi birden çullanacak pislikler. Bunu düşünmek bile insanın tüylerini ürpertmeye yetiyor.

Yüzden fazlalar. Sayıları, Romanya’da karşımıza çıkan o seri üretim Ejderhalardan katbekat fazla. O zamanlar sayıları çok daha az olmasına rağmen koskoca şehri dümdüz etmişlerdi.

O cesur babalar bile Kötü Ejderha sürüsünü görünce ister istemez geri adım atıyor.

Okul bahçesinden çıkıyoruz, mevzilerimize dağılmadan önce son durum değerlendirmesi yapıyoruz.

Bu planı hazırlayan Sona-kaichou öne doğru bir adım atıp konuşmaya başlıyor.

Şu andan itibaren bu okulu merkez üssümüz kabul edip plana sadık kalarak her yöne dağılacağız. Mümkün olduğunca ikişerli gruplar halinde kalın ve karşınıza çıkan düşmanları indirin.

Okulu merkez alarak etrafa yayılacak ve uçan Kötü Ejderhaları avlayacağız. Takım eşleşmeleri şu şekilde:

“Şah” Rias + “At” Bennia.

“At” Kiba + “Vezir” Shinra-fukukaichou.

“At” Xenovia + “Kale” Yura.

“Vezir” Akeno-san + “At” Meguri-san.

As Irina + “Fil” Hanakai-san.

“Kale” Rugal-san + “Fil” Kusaka-san.

“Piyon” Saji + “Kale” Koneko-chan.

“Piyon” Hyoudou Issei (Yani ben) + “Piyon” Nimura-san.

Mantık oldukça basit: Yüksek vurucu güç + savunma ya da destek. Hem ön hatların hem de arka hatların aktif şekilde savaşabileceği dengeli bir düzen kurulmuştu. Sona-kaichou ve Gya-suke okulun iç avlusunu ana üs olarak kullanacaklar. Gasper karanlık moduna geçip canavarlarından ordu kuracak ve Kaichou’nun emirleriyle onları her tarafa sevk edecek.

Bize yardıma gelen babaları ise evleri gezmeleri ve geride kalan sivil olup olmadığını kontrol etmeleri için görevlendireceğiz. Tabii ki Kötü Ejderhalar saldırırsa bir dereceye kadar kendilerini korumak zorunda kalacaklar. Yine de aşırıya kaçmamaları için elimizden geleni yapıyoruz. Savaş gücü açısından bizlerin çok gerisindeler. Doğrudan savaşa girmek yerine mümkün mertebe çatışmadan kaçınmaları çok daha iyi olur.

Kaichou dönüp bana bakıyor.

Ise-kun, lütfen onu çağır.

Başımı sallayıp familiar’ımı ortaya çıkarıyorum.

Benim familiar’ım—Skithblathnir. Aslında bir oyuncak maket boyutundaydı—ama büyü çemberinden çıkan şey, küçük bir gemi büyüklüğündeki Ryuuteimaru’ydu.

Rias dönüp Asia’ya talimat veriyor.

Asia, savaş alanında dolaşmak için buna bineceksin.

Evet, Başkan!

Ryuuteimaru’nun şu anki hızı küçümsenecek gibi değil. Bir Kiba kadar hızlı olmasa da kısa mesafeleri göz açıp kapayıncaya kadar katetmesi mümkün.

Savaş alanında dolanan bir Şifacı açık hedef haline gelir, bu yüzden planladığımız gibi onu koruyacak kişi—

Rias gözlerini Rossweisse-san’a çeviriyor. Rossweisse-san öne doğru bir adım atıyor.

Evet, o görev bende. Arka hattan herkese destek verecek ve Asia-san’a kalkan olurken bir yandan da düşmanlara saldıracağım.

Bu rol için biçilmiş kaftan. Savunma büyüleriyle Asia’yı koruyacak, fırsat buldukça da Ryuuteimaru’nun üzerinden uzun menzilli büyülerle düşmanı bombardımana tutacak. Kendi hareket etmek zorunda kalmayacağı için tüm kondisyonunu büyü saldırılarına saklayabilir.

……

Yüzünde sert ve gergin bir ifadeyle duran Kiba takılıyor gözüme. …… Gram’ı hâlâ tam anlamıyla kontrol edemiyor. Onu kutsal-iblis kılıcıyla kaplama yöntemini henüz denemedi bile. Böyle devam ederse bu salak yine kendini paralayıp aşırıya kaçabilir. Söz dinleyecek bir tip de değil ki mübarek.

Eğilip Kiba’nın partneri olan Shinra-fukukaichou’nun kulağına fısıldıyorum.

(Fukukaichou, Kiba yine gaza gelip aşırıya kaçabilir, o yüzden gözün üzerinde olsun. Kendi canından çala çala Gram’ı sallamaya kalkışabilir. İşler ciddiye binerse lütfen onu durdur, olur mu?)

Shinra-fukukaichou söylediğimi duyunca “Anlaşıldı” diyerek başıyla onaylıyor. Ardından yüzüme pis, sapıkça bir tebessüm yerleştirip ekliyorum.

(Kiba’nın gözünde puan toplamak için ayağına kadar gelen fırsat işte. Hadi bakayım, göreyim seni!)

Kiba’ya deli gibi aşık olan Fukukaichou için bunun bulunmaz bir fırsat olduğunu düşündüğümden böyle bir tavsiyede bulunmuştum. Shinra-fukukaichou bir anda domates gibi kızarıyor ve—

N-N-N-Neeee diyorsunuz siz öyle!? B-Ben şey……

Eli ayağı birbirine dolanıyor. Aman da aman, nasıl da masumu oynuyor. Resmen gözlerinin içinde felekler dönüyor kızın!

?

Kiba’nın kendisi ise hiçbir şeyden habersiz, saf saf başını yana eğiyor.

O sırada Sitri ekibinin yeni çömezleri Bennia ile Rugal-san’ın kendi aralarındaki konuşmasına kulak misafiri oluyorum. Bennia acı bir tebessümle dururken Rugal-san her zamanki gibi tam bir odun, sıfır jest, sıfır mimik.

Bu ekibe katıldığımızdan beri sürekli böyle abuk subuk, deli saçması savaşların içinde buluyoruz kendimizi. Şansımıza tüküreyim ya.

…… Kaderin cilvesi diyelim.

Katılmak için cidden en berbat zamanı seçmişlerdi……

Yine de ikisi de okulun derslerine tam destek vermişti. Bennia Azrailler hakkında dersler anlatırken, Rugal-san yakın dövüş ile büyüyü harmanladığı savaş tekniklerinin şovunu yapmıştı.

Nedense içimde tuhaf bir rahatlama var.

Son değerlendirmelerimizi bitirmişken—okul bahçesinde birdenbire devasa bir büyü çemberi parıldamaya başlıyor. …… Bu geniş çaplı bir iletişim büyü çemberi. Büyücülerin kullandığı formüllerden biri.

Büyü çemberinden bir silüet beliriyor.

Yansımada beliren kişi, mor renkte gotik-lolita tarzı elbiseler giymiş genç bir kadın. Mor gotik desenli şemsiyesini parmaklarının arasında fırıl fırıl döndüren bir hatun. 20’lerinin başında gibi duruyor, taş gibi ama oyuncak bebekleri de andırıyor. Gizemli, büyüleyici bir güzelliği var. Daha doğrusu, yansımadan bile üzerindeki o buram buram tüten kötücül aurayı hissetmemek imkansız.

Kadın dudaklarına sinsi bir tebessüm yerleştirip kendini tanıtmaya başlıyor.

[Tünaydın sevgili Şeytanlar. Bendeniz Walburga, “Hexennacht” örgütünün liderlerinden biriyim. Tanıştığımıza memnun oldum♪]

Kadını ilk defa görüyorum ama adını duyar duymaz bizim ekipten birkaç kişinin yüzü buz kesiyor.

Sona-kaichou kısık bir sesle mırıldanıyor.

…… “Mor Alevli Walburga”. Longinus “Incinerate Anthem”ın taşıyıcısı……

—!

Nutkum tutuluyor. D-Demek o kulaktan kulağa yayılan Kutsal Haç kullanıcısı bu kadınmış!

Walburga pişkince gülümseyerek konuşmasını sürdürüyor.

[Rizevim-ojisama’nın emriyle, Kötü Ejderhaları da yanıma alıp hepinizi çıtır çıtır yakmaya geldim. Bana kul köle olursanız belki sizi daha tatlı yakarım, ne dersiniz?]

Cırtlak sesi kulak tırmalıyor ama bedenini saran o ürpertici aura zerre azalmıyor. Konuşma tarzının aksine oldukça pislik bir kişiliği var gibi görünüyor……

[Kavga saati geldi çattı, hepiniz hazır mısınız bakayım?]

Bizim ekipteki herkes gözlerini dikip Walburga’ya dik dik bakıyor. Walburga bunu görünce mahsustan korkmuş numarası yapıyor.

[İyaaan, hepiniz bana öcü gibi bakıyorsunuz, çok korktum! Şeytanlarımızın keyfi kaçmış sanki♪ Ufufu, acayip eğlenceli olacak gibi♪]

—! Yüzünde bir anlığına beliren o iblisane gülüşü görünce sırtımdan aşağı buz gibi bir ürperti iniyor. …… Evet, bu kadın gözünü bile kırpmadansıradan insanları katledecek türden biri. En ufak bir merhamet gösterirsem—beni anında küle çevirir.

Walburga gözlerini aramızda gezdirip soruyor.

[İçinizden hangisi Rossweisse-san acaba?]

…… Rossweisse-san mı? Hepimizin bakışları o tarafa kayınca, aradığının Rossweisse-san olduğunu anında çakıyor. Walburga sırıtarak Rossweisse-san’a dönüyor.

[Mesele şu ki, seni kılına bile zarar gelmeden getirmem tembihlendi.]

? Kim tarafından?

Walburga şemsiyesini döndürmeye devam ederken soruya cevap veriyor.

[—Euclid-san tarafından elbette. Seni istiyormuş. İyaaan, yakışıklı bir adamın yolunu gözlemesine acayip özendim doğrusu♪]

…… Demek o herif Rossweisse-san’ı bu kadar çok gözüne kestirmiş ha. Rossweisse-san’da gerçekten o kadar potansiyel var mı ki……?

Rossweisse-san kafasını net bir şekilde iki yana sallıyor.

Sizinle hiçbir yere gelmiyorum. Sonuna kadar savaşacağım.

Bunu duyan Walburga, cevabı zaten biliyormuşçasına “Tahmin etmiştim zaten♪” diyerek gülümsüyor.

Ardından eteğinin kenarını hafifçe kaldırıp selam vererek vedalaşıyor.

Öyleyse sevgili millet. Hadi bize yakışır harika bir savaş olsun.

Bunu söyler söylemez büyü çemberi yok olup gidiyor.

…… Savaştan hemen önce gövde gösterisi yapıp gitti zilli.

Xenovia tiksintiyle tükürür gibi konuşuyor.

Bu tip insanların ne düşündüğünü çok iyi bilirim. Katledeceği kişilerin gözlerindeki o korkuyu izlemekten zevk alan tiplerden biri bu. Midem bulandırıyor.

Haklıydı, tam olarak öyle bir hava yayıyordu zaten. Gözlerimizin içine baka baka hepimizi süzmüştü.

Rias, Walburga çıktığında derin bir iç çekmiş olsa da yüzüne kararlı bir gülümseme oturtuyor.

Herkes hazır mı? Şimdi beni dinleyin, benim tatlı hizmetkarlarım! Karşımızdakiler seri üretim Kötü Ejderhaları arkasına almış terörist sürüsünden başka bir şey değil! Bugüne kadar kaç tane felaketi göğüsledik, kaç badire atlattık hatırlayın! Bu da tehlikeli bir durum olabilir ama burada ölmeyi hiçbirinize hak görmüyorum, ölmek yok!

Bize her zamanki kendinden emin tonuyla sesleniyor.

Hepsini her zamanki gibi darmadağın edelim!

Evet, Başkan!

Gremory ekibi ve Irina, hep bir ağızdan coşkuyla haykırıyor!

Sitri tarafında ise Sona-kaichou kendi ekibine dönüp talimat veriyor.

…… Yenilirsek bu okul büyük ihtimalle haritadan silinecek, arkasında iz bile kalmayacak. Burada bunca hayal, bunca umut birikti. Buranın yok olması için hiçbir haklı sebep olamaz. Bu yüzden burayı son kanımıza kadar koruyacağız. Burayı kuran kişiler olarak bizim de savaşma sebebimiz tam olarak bu olacak!

Evet, Başkan!

Sitri grubu da babalar da cayır cayır yanıyor, fena gaza geldiler!

Ve hepimiz—kendi görev bölgelerimize doğru dağılıyoruz!

Anında Balance Breaker’ı aktifleştirip partnerim olan “Piyon” Nimura-san ile birlikte okulun güney tarafına varıyorum. Sebzeleri çoktan toplanmış olan kahverengi bir tarlayı kendimize mevzi olarak seçiyoruz.

Oooooooooooooon!

Gökyüzünde yankılanan bir canavar kükremesi—. Kötü Ejderha sürüsü hep bir ağızdan kükredi. Belirlenen üç saatlik sürenin dolduğunun habercisi olmalı bu.

Gökte süzülen Kötü Ejderha orduları doğrudan üzerimize doğru çullanıyor! Bodoslama ileri atılıp karşıma çıkan Ejderhaları birer birer pataklıyorum, tarladaki toprakların üzerine seriliyorlar. O devasa Ejderhalar yere çakıldıkça yeryüzü adeta beşik gibi sallanıyor, gürültüden kulaklarımız patlayacak gibi. Partnerim Nimura-san, Bacak Zırhı tipindeki Yapay Kutsal Ekipman’ını kuşanıp fışkıran aurasıyla tekmeleri savurmaya başlıyor.

Oryah! Bize bakmayın, biz de boş durmadık pratik yaptık herhalde!

Nimura-san bunu söylerken, gözlerimin önünde sergilediği yakın dövüş yeteneği her saniye daha da gelişiyor. Arkasında bıraktığı gölgelerden bile ne kadar hızlı olduğu anlaşılıyor, Kutsal Ekipman’ını tamamen kontrolü altına aldığı her halinden belli.

Bizden metrelerce uzakta, yeri göğü inleten şiddetli patlamalar yaşanıyor. Ara sıra o tarafa gözüm kaydığında, göğe yükselen kutsal aura sütunlarını ve gürleyen şimşeklerin yere indiğini görebiliyorum. Anlaşılan bizimkiler de çıldırmış gibi dövüşüyor!

Çok daha uzaklarda—sayısını bile tutamadığım kadar çok patlamanın yaşandığını buradan bile seçebiliyorum. Sairaorg-san ve diğerleri de orada amansız bir mücadele veriyor olmalı.

Derken gölgemizden birdenbire bir şey fırlıyor! Karanlıktan meydana gelmiş devasa bir yaratık bu! Nimura-san ile benim ayaklarımızın altından çıkıp doğrudan Kötü Ejderhalara dalıyor.

Anlaşılan Gasper okuldan karanlık canavarlarını yaratıp her yere sevk etmeye başlamış! Karanlık canavar bizimle birlikte Kötü Ejderhalara saldırıyor!

Bu kesinlikle kendimi çok daha güçlü hissettiriyor! Ama Kötü Ejderhaların sayısının azaldığını hiç sanmıyorum! Romanya’daki gibi tüm gökyüzünü kaplayan bir karanlık kullansa harika olurdu ama bu onun enerjisini çok çabuk tüketiyor; öyle defalarca yapabileceği ya da dakikalarca sürdürebileceği bir şey değil. Üstelik düşmanın sayısı eskisine kıyasla katbekat fazla. Gasper’ın gücü, bu savunma savaşındaki en kritik kozlarımızdan biri. Kendini zorlayıp savaşamaz hale gelmesindense, sürekli karanlık canavarlar yaratıp sahaya sürmesinin çok daha mantıklı olacağına karar vermişti Kaichou.

Tam karşıdan bize doğru ondört Kötü Ejderha bodoslama geliyor! İçimdeki satranç taşını “Fil” olarak değiştirip omuzlarımda iki devasa top üretecini ortaya çıkarıyorum. Toplarımın içinde muazzam miktarda aura depolanıyor.

— Welsh Blaster Dragon!

Kasabaya zarar vermeden sadece şu pislikleri avlayacak şekilde gücünü ayarlıyorum!

Pekala, geliyorum ulan!

Toplardan fırlayan iki devasa kırmızı aura dalgası, seri üretim Kötü Ejderha ordusunu yutup ortalığı patlatıyor! Kötü Ejderha ordusu bu tek atışla tamamen kül olup gidiyor! Bu harika bir işaret!

Yine de akın akın gelmeye devam ediyorlar, durmaya hiç niyetleri yok. Ejderha kanatlarımı açıp Nimura-san ile birlikte ileri atılıyorum.

Yaklaşık on dakika geçiyor.

Dize getirdiğimiz Kötü Ejderha leşleri dağ gibi yığılmışken gerçekleşiyor her şey. Tam arkamızdan, buradan bile kulakları sağır eden devasa bir patlama sesi yükseliyor!

O tarafa baktığımda—göğe doğru yükselen mor bir alev sütunu görüyorum. …… Bir haç şeklinde.

Walburga ha. Okulun güney tarafı orası! Oradan sorumlu olanlar kesinlikle Rias ve Bennia!

Ardından kulağımdaki kulaklık işlevi gören büyü cihazından bir ses duyuluyor. Sona-kaichou’nun sesi bu.

[…… Kutsal Haç kullanıcısı güney bölgesinden saldırıya geçti. Sadece Rias ve Bennia’nın onu durdurması çok zor. Şimdilik dörderli gruplar oluşturarak savunmanız gereken alanı daraltın. Herkes, lütfen şimdilik geri çekilsin—]

Korkunç bir patlama sesi ve siyah bir alev Sona-kaichou’nun lafını bıçak gibi kesiyor! Bu seferki haç değil! Neler oluyor yahu yine!?

Hemen ardından Koneko-chan’ın çığlığını duyuyoruz.

[Güneybatı bölgesinden sorumlu olan Koneko konuşuyor. …… Kötü Ejderha Grendel ve Ladon ortaya çıktı.]

—!

Grendel mi!? Bu zamanda he…… Yok, tam da böyle bir zamanı kolluyordu pislik! Güneyde Longinus taşıyıcısı, Güneybatıda ise efsanevi Kötü Ejderhalar!

Güneybatı bölgesinden Koneko-chan ve Saji sorumlu! O ikisinin Grendel ve başka bir Kötü Ejderha ile tek başına baş etmesi imkansız!

Nimura-san ile göz göze geliyoruz ve birbirimizi başımızla onaylayıp hemen Koneko-chan’ın olduğu tarafa doğru fırlıyoruz.

Oraya vardığımızda, okul gözlerimizin önünde beliriyor ama tehlike de tam tepemizde. Burası rüzgar türbinlerinin yoğun olduğu bir alan. Ancak türbinlerin birçoğu çoktan darmadağın edilmiş, üzerlerinden simsiyah dumanlar yükseliyor.

Diğerlerinden çok daha baskın bir kötücül aura yayan bir Ejderha bana yaklaştığımı fark ediyor. İblisane bir sırıtışla o tehlikeli, ışıl ışıl gümüş gözlerini üzerime dikiyor.

[Ooo, Sekiryuutei, görüşmeyeli uzun zaman oldu! Bak ben geldim!]

Biliyorum ulan, biliyorum. Görmekten içim şişti zaten. Bu piçle üçüncü karşılaşmamız. Ve cidden midemi bulandırıyor.

Saji ve Koneko-chan nerede……? Etrafa bakındığımda—pestili çıkmış halde olan ama yine de Grendel’a karşı dimdik duran Koneko-chan ve Saji’yi görüyorum. Harika. Yetişebildim çok şükür.

Rahat bir nefes alacakken, tam önümde ejderha şeklinde devasa bir ağaç beliriyor. Hayır, bu devasa bir Ağaç-Ejderha—. Yüzü olduğunu düşündüğüm bölgedeki odunsu doku yavaşça yarılıyor. Ağzı olması muhtemel yer orası. O çukurdaki kırmızı renkte parıldayan şeyler de gözleri olmalı—.

Bakışlarını üzerime dikiyor ve derinden gelen bir ses duyuluyor.

[İlk defa karşılaşıyoruz. Bendeniz “Uykusuz Ejder” Ladon.] Genelde bariyerler ve koruma duvarlarından sorumluyumdur….. tanıştığımıza memnun oldum.]

…… Demek bu adam bu saldırının arkasındaki ana faillerden biri. Ve tüm bu bölgeyi bir bariyerle kaplayan kişi de ta kendisi. Yanlış hatırlamıyorsam savunma ve mühürleme konusunda uzmandı, değil mi? Anlatılanlara göre İlk Nesil Herakles’in yüzleşmek zorunda kaldığı sınavlardan biriymiş, ama ağzına Hydra zehri atılarak yenildiğini duyduğumu sanıyorum. Ne yazık ki yanımda öyle kullanışlı bir eşya taşımıyorum, taşısam bile muhtemelen Kutsal Kase’nin gücüyle bu zayıflığından kurtulmuştur……

Grendel, ona karşı gardını almış olan bizlere sesleniyor.

[Duyduğuma göre, biliyor musun? Siz çocuklar okul denen bir şey yapmışsınız, değil mi?]

Kalın parmaklarını oraya doğru doğrultuyor. Ardından daha da kötücül bir sırıtışla konuşuyor.

[Eğer orayı yok etmeye kalkışırsam, hepiniz benimle çok daha ciddi bir şekilde eğlenirsiniz, değil mi?]

!

…… Bu pislik……! Ne kadar da ileri gidebiliyor böyle……!

Saji ve ben, bizimle oynamaya çalışan bu sözleri üzerine öfkeyle dolup taşıyoruz! Ben, Koneko-chan, Saji ve Nimura-san’dan oluşan biz dördümüz onu burada alt etmek zorundayız! Hayır, en kötü senaryoda Büyücüler ışınlanma büyü çemberini tamamlayana kadar onu burada oyalamak zorundayız! Elbette onu elimizden geldiğince evire çevire döveceğiz!

Grendel kanatlarını açıyor ve kükrüyor!

[Öyleyse başlayalım! Ben mi o okulu yok edeceğim yoksa siz çocuklar mı beni yok edeceksiniz, bakalım ilk önce hangisi olacaaaak!]

Hemen ardından karnına hava dolduruyor! Alev püskürtmeye çalışıyor!

O—okula doğru dönüyor! Orayı vurmayı planlıyor! Bu pislik okula devasa bir alev topu fırlatmaya çalışıyor!

Yağma yok!

Yanına geçip onu ezmeye çalışıyorum—ama etrafımı bir bariyer sarıyor! Sanki devasa bir baloncuğun içine girmişim gibi hissediyorum!

Ladon’a doğru bakıyorum! Ağaç-Ejderha, ışıl ışıl parlayan kırmızı gözleriyle bana dik dik bakarken siyah bir aura yayıyor!

Ku……! Tuzağa düştüm! Grendel’in alevi dikkatimi dağıttığı için savunmamda açık verdim! İşte o anda üzerime bariyeri geçirdi!

Nimura-san ve Koneko-chan, Ladon’a vurmak için öne fırlıyor!

Seni gidi!

Senpai’yi geri ver!

Nimura-san’ın güçlü tekmesi ve Koneko-chan’ın touki ile kaplı yumruğu! İkisi de hedefi tam keskinlikle vuruyor—ama Ladon’un etrafındaki koruma duvarı sanki hiçbir şey olmamış gibi onları engelliyor.

[Nafile. Sıradan bir saldırı benim bariyerlerimi kıramaz.]

O ikisinin saldırıları zayıf olduğundan değil. Koneko-chan ve Nimura-san’ın saldırıları seri üretim Şeytani Ejderhaları un ufak ediyor. Ancak bu Ejderha tarafından oluşturulan bariyer onları tamamen engelliyor!

Bariyerin içinden saldırmayı deniyorum—ama yerinden bile kıpırdamıyor! Ne yani, bu kadar sağlam bir bariyer de neyin nesi!? Yumruğum normal bir savunma büyü çemberini kolaylıkla uçurabilecek kadar güçlü!

Grendel, beni o küçük bariyerin içinde sıkışmış görünce Ladon’a bağırıyor.

[Oioioioi, Ladon! Kızıl Ejder İmparatoru benim!]

Yoldaşına cinayet arzusuyla dolu gözlerle dik dik bakıyor. Hayır, muhtemelen birbirlerini yoldaş olarak bile görmüyorlar. Ne de olsa Grendel’in Aži Dahāka’ya bile karşı geldiğini duymuştum.

Ladon hiç umursamıyormuşçasına düz bir ses tonuyla konuşuyor.

[Bir sorun olmamalı. Bu kişiyle zaten birkaç kez eğlendin, değil mi? Mümkün olduğunca ham güce odaklandığı söylenen Kızıl Ejder İmparatoru. Benim bariyerlerimi yarıp yarayamayacağını test etmek isterim.]

Grendel ona keskin bir şekilde dik dik bakıyor. Her an patlayabileceği bir duruma gelmişken, Grendel dilini şaklatarak geri çekiliyor.

[Çi! İşte bu yüzden biriyle çalışmaktan nefret ediyorum! Pekala. Şeytani Ejderhalar birbirleriyle savaşıursa Euclid gürültü çıkarır. O zaman ben de şun icabına bakarım. Buna sadece bu seferlik izin veriyorum, anladın mı Ladon? Bu rica ikinci kez kabul etmeyeceğim!]

Grendel beni bırakıp Saji’ye doğru fırlıyor.

[O zaman ben de Vritra’nın icabına bakarım! Hey, Vritra-chaaaaaan!]

Bu kötü! Şu anki Saji’nin tek başına başa çıkabileceğinden çok daha fazlası bu! Koneko-chan ve Nimura-san’ın Saji’ye yardım etmesini sağlamaya çalışıyorum—ama ikisi de gökyüzünden inen seri üretim Şeytani Ejderhaların saldırıları yüzünden engelleniyor!

…… Görünüşe göre bunu yapmak zorundayım! Dayanıklılığımı saklamanın sırası değil!

Koyu Kırmızı zırhımın vakti geldi!

Ve ardından büyülü sözleri söylüyorum!

“— Uyanmak üzere olan ben, krallığın hakikatini yükseklerde tutan Kızıl Ejder İmparatoruyum! Sonsuz umudu ve kırılmaz düşleri taşıyarak, adalet yolunda yürüyorum! Koyu Kırmızı Ejderhanın İmparatoru olacağım—”

“— Ve seni koyu kırmızı ışıkla parıldayan Cennetin yoluna ileteceğim!”

Zırhımdan koyu kırmızı bir ışıltı yayılıyor ve şekil değiştiriyor! Terfi ettiğim anda Ladon’un bariyerini kırıyorum!

Beni yutan o güçlü bariyer, Gerçek “Vezir”imin tek bir yumruğuyla yok olup gidiyor!

İşte bu! Bu formdayken Ladon’un bariyerini de ne kullanırsa kullansın kırabilirim!

Onu bir kez tekmeledikten sonra Saji’nin yardımına gitmeye çalışıyorum ama başka bir bariyer beni sarıyor! Ve bu sefer iki veya üç katmanlılar!

Ladon’un yüzündeki çukurda yer alan gözleri gizemli bir şekilde parıldıyor!

[Anlıyorum, demek söylentisi dolanan Koyu Kırmızı zırh bu. Bariyerimi yok edebiliyor gibi görünüyor…… ama acaba iki veya üç katman olduğunda da işe yarar mı?]

Sadece onları da yok etmem yeterli!

Ne olduğu umurumda değil, bu yüzden önce önümdeki bariyere bir yumruk savuruyorum! Ama onu kırdığım an başka bir bariyer beliriyor ve kaçmamı engelliyor! Buna öylece saldırmak işe yaramayacak! Sürekli saldırmamı sağlayarak dayanıklılığımı tüketmeyi planlıyor olabilir! O zaman bulunduğum bu konumdan Crimson Blaster’ımı kullanarak Ladon’u öylece uçurmam yeterli! Ama etrafındaki koruma duvarını da yarıp yarayamayacağından emin değilim.

Bu kötü oldu. Bu herif benimle en berbat uyuma sahip! Saldırı gücüne odaklanmış benim gibiler için, saldırıyı başka yere saptıran bu tarz herifler hareketlerimi tamamen mühürleme riski taşıyor! En azından Ddraig geri dönseydi, tüketim oranımı baskılayarak o ejderlerimi kullanabilseydim işler tamamen değişirdi……!

Gasper’ın karanlık canavarları etrafımdaki bariyeri yok etmek için saldırmayı deniyor, bir çatlak oluşturmayı başarsalar bile anında tamir ediliyor. Bu yüzden saldırıları kesin bir darbe vurmaktan uzak kalıyor.

Ben bu durumla nasıl başa çıkacağımı kara kara düşünürken, kulağıma boğuk bir ses geliyor. Sanki bir kemik kırılmış gibi bir ses. O tarafa baktığımda—Saji’yi elini karnına koymuş halde yerde yatarken buluyorum!

Grendel ise az önce bir tekme savurmuş gibi bir duruş sergiliyor. Ondan doğrudan bir tekme mi yedi!?

Saji…… siyah alevleri dalgalanıyor ve aradaki bağı kurarak düşmanı doğrudan karşısına almaya çalışıyor. Ama o konuda inanılmaz güçlü olan Grendel ile darbe takasına girmek, onunla aynı güç tipinde olmadığın sürece imkansızdır. Hayır, söz konusu olan Saji. Kaçmış olmalı. Ama Grendel de hızlı. Grendel, Saji’nin hareketini takip ederek onu tekmelemiş olmalı!

[Guhahahaha! Ne oldu, Vritra burada değil mi? O burada olsaydı muhtemelen devam edebilirdin, değil mi? Şey, sadece diğer Kutsal Ekipmanları birleştirmiş senin gibi biri benimle başa çıkamaz, biliyorsun değil mi? Şuradaki Kızıl Ejder İmparatoru gibi yüksek saldırı ve savunmaya sahip olmadığın sürece.]

Grendel kahkaha atıyor. Evet, Saji’nin yanında şu an Vritra yok. Ddraig ve Albion’a yardım etmek için Fafnir ile birlikte Kutsal Ekipman’ın derinliklerine gitti.

Grendel, Saji’ye şöyle bir baktıktan sonra okula doğru yürüyor. Ama Saji pes etmiyor ve onun önünde dikiliyor.

Oraya gitmene izin vermeyeceğim!

Siyah alevlerle bir duvar örüp Grendel’i her yönden kuşatıyor. Grendel sadece kolunu sallayarak onlardan kurtuluyor. Buna rağmen Saji hatların sayısını artırmaya devam ediyor ve onları Grendel’e bağlıyor. Muhtemelen Grendel’in gücünü olabildiğince zayıflatmanın iyi bir fikir olduğunu düşünüyor.

Nimura! Toujou-san! Bu hatları ikinize bağlayacağım—

Saji hattını yoldaşlarına bağlamaya çalışıyor. Onu bağlayıp Şeytani Ejderha’nın gücünü Şeytanlar için bir güce dönüştürmeyi planlıyor. Eğer bu mümkün olursa, düşmanın gücünü kırpıp kendi gücümüz yapabiliriz. Bir taşla iki kuş vurmak gibi olacak……

[Ayağımın altında dolaşma, seni lanet olası veleddd!]

Grendel devasa bedenini hızla hareket ettiriyor ve Saji’nin hareketini kesiyor! Saji’nin önüne gelen Grendel ayağını kaldırıyor ve pat diye indiriyor!

Saji yere çakılıyor! Beden yerde yuvarlanırken birkaç kez sıçrıyor!

…… Guha!

Saji ağzından oluk oluk kan kusuyor. O saldırı çok kötüydü! Ağır yaralandı! Hemen iyileştirilmezse, Saji……!

Saji’yi kurtarmak için kanatlarımın içinde gizli olan toplarımı açıyorum! Ardından nişanı Ladon’a alıyorum!

Ladon pis pis sırıtıyor.

[Vay canına! Bu senin özel hamlen olmalı, değil mi? Pekala! Vur beni! Onu kesinlikle engelleyeceğim!]

Konuşmaya devam et seni pislik herif!

Auramı toplara gönderiyorum ve enerjiyi yüklüyorum! Koneko-chan ve Nimura-san bir yandan Saji’ye yaklaşmaya çalışırken bir yandan da seri üretim Şeytani Ejderhaları alt etmeye devam ediyor!

Genshirou-senpai! Lütfen kaçın! Çekilin önümden, hepiniz!

…… Burada ölmene izin veremeyiz!

İkisi de umutsuzca onu kurtarmaya çalışıyor! Ben de öyle! Bu bariyerleri yok edip hemen yanına gideceğim!

Bariyerin içinden topların enerjiyle dolduğunu doğruluyorum. Ardından onu Ladon’a doğru salıveriyorum!

Git buradan! Crimson Blasteeeeeer!

Devasa miktarda koyu kırmızı aura serbest kalıyor! Etrafımdaki bariyerleri kolaylıkla yok ediyor ve Ladon’a doğru ilerliyor! Etkinleştirdiği bariyere çarptığı an, koyu kırmızı aura parlak bir flaş çakarken patlama sesi çıkarıyor!

Aura dalgası yatıştıktan sonra patlamanın arkasında yatan şey—vücudundan dumanlar çıkan ama hala hayatta olan Şeytani Ejderha Ladon!

…… Vücudunda kopup giden parçalar var, ama ana gövdesi zarar görmemiş…..!

Şeytani Ejderhaların ne kadar sert olduğunu bir kez daha anladığımda nutkum tutuluyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Hepsi kaya gibi sağlam! Yüksek saldırı gücüne sahip Gremory grubu çocuk oyuncağı muamelesi görüyor!

Üçüncü kez, bariyerler bedenimi kat kat sarıyor! …… Yine mi bu!?

Ladon sessizce gülüyor.

[İyi saldırıydı. Koruma duvarlarımı deleceğini hiç düşünmemiştim…… Ama benim vücudum da oldukça serttir, biliyorsun değil mi? Vücudum Grendel kadar sağlam değil ama bariyerlerimi de katarsam daha sert olurum.]

…… Demek düşmanımız bu ha. Ondan daha güçlü olan biri bizi bekliyor. Crom Cruach burada belirirse işimiz biter. Eğer gelirse, geri çekilip ona saldırmak için diğerleriyle yeniden gruplanmamız gerekecek. Gerçi soru şu ki, ne kadar ileri gidebiliriz…… Hayır, şu anki amacımız burayı korumak. Işınlanma büyü çemberi tamamlanırsa bu bizim zaferimiz sayılır. Yine de, kasaba sakinlerinin buradan kaçmasını sağlasak bile, tüm bu bölgeyi saran bariyer kaybolmadığı sürece bu heriflerle savaşmaktan kaçınamayız……

Ladon ile ben savaşırken, Grendel okula doğru ilerlemeye devam ediyor!

Gitmesine izin veremeyiz! O okulu zevkle yok edecek! O okulu yıkmasına izin veremeyiz!

Orada çocukların hayalleri var……!

Hırpalanmış halde ayağa kalkan arkadaşım görüş alanıma giriyor.

“…… İzin vermeyeceğim!”

Bedeninden kanlar süzülen Saji kendini zorlayarak ayağa kalkıyor ve Grendel’in vücuduna bir sürü hat bağlıyor! Hatları çekerek onu durdurmaya çalışıyor—ama Grendel sadece korkusuzca gülümsüyor.

[Ne oldu! Böyle zayıf bir güüüüçle mi! Böyle bir şeyle bedenimi çekebileceğini mi sanıyorsun? Guhahahahaha! Nafile, nafileeeeee! Lanet olası ayak takımı!]

Grendel bedenini sallayıp yuvarlanıyor! Saji çekilerek havaya fırlatılıyor! Grendel kolunu savurarak yumruğunu indirmeye çalışıyor! Darbeyi yemenin kötü olacağını düşünen Saji alevden bir kalkan yapmaya çalışıyor—ama zamanlaması geciktiği için vücuduna sert bir yumruk yiyor!

Kulağıma sert bir ses geliyor ve Saji yere çakılıyor. Bedeni yerde şiddetle sıçrayıp yel değirmenine çarpıyor! Yel değirmeni darbenin etkisiyle paramparça oluyor.

Saji—enkazın arasından zayıfça ayağa kalkıyor. Yüzü kanlar içinde, ağzından kanlar akıyor ve sağ kolu ters yöne bükülmüş durumda.

“…… Yok etmene izin vermeyeceğim…… okulu…… orası…… orası…….”

Kısık bir sesle bunları tekrarlayıp durmaya başlıyor.

Hırpalanmış Saji’ye olan ilgisini kaybetmiş olacak ki, Grendel onu görmezden gelip okula doğru yöneliyor.

Gasper’ın karanlık canavarları Grendel’e doğru hücum ediyor, ama o onları ciddiye bile almadan haklıyor!

Saji…… titreyen bacaklarıyla umutsuzca ayakta duruyor ve hatlarla Grendel’i çekmeye çalışıyor. Ama bu da faydasızdı. Saji, Grendel’in hücumuna güç yetiremeyip düşüyor.

Yerde sürüklenmesine ve üstü başı toza toprağa bulanmasına rağmen hatları bırakmıyor—.

“…… Gitmene izin vermeyeceğim, kesinlikle vermeyeceğim……”

Grendel’in kuyruğuyla kaç kez ezilirse ezilsin, hatları salmıyor—.

Onu görünce…… duygularımı bastıramadım.

Saji’nin sözleri zihnimde canlanıyor.

………… Hey, Hyoudou.

…… Çocuklar bana “Sensei” diyor. …… Gülümseyerek bana “Sensei” diyorlar. Ben bile…… biri olmaktan çok uzağım.

—Hyoudou, buradaki çocuklarla ilgilendikten sonra bunu bir kez daha anladım.

—Kesinlikle bir “öğretmen” olacağım.

—Önce Orta Seviye bir Şeytan’a terfi etmem gerekse de.

—Ama kesinlikle olacağım.

Seni aptal……! Sen……! O haldeyken bile…… hâlâ o okulu korumaya çalışıyorsun……!

Evet, biliyorum Saji! Şu an kafandaki tek şey çocukların tebessümleri, değil mi? O tebessümleri gördükten sonra bunu yapmak zorundasın! Harekete geçmek zorundasın! Sonu ölüm bile olsa elbette direneceksin!

Ama böyle giderse Saji gerçekten ölecek!

Gözlerimde yaşlarla bariyerlere vuruyorum. Vurmaya devam ediyorum! Kaç kez yok edersem edeyim tamir olunmaya devam eden Ladon’un bariyerleri!

Arkadaşım, benim değerli arkadaşım! Hayatını ortaya koyarak savaşıyor! Durumu ağır olmasına rağmen ayağa kalkıyor! Ben neden böyle ezikçe bir şeyin içine mühürlenmek zorundayım ki!?

Ladon sadece gülüyor.

[Ooo, iyisin. Öylesine ezici bir güç ki. Bu gidişle bariyerimi yaracaksın. Ancak, o çocuk ve o okul kurtarılamaz.]

Grendel kahkahalarla gülüyor. Ayağını kaldırıyor ve Saji’yi ezmek üzere!

[Guhahahahaha! Çok yazıııık! Yolun sonuna geldin! Guhahahahahahahahahaha! Ve o okulun da ezilip geçileceği kesinleştiiiiii!]

Ayağının Saji’yi ezmek üzere olduğu an—.

Biri düşmüş olan Saji’yi kapıyor ve Grendel’in çiğnemesinden kaçırıyor.

Grendel’in karşısına dikilen birkaç kişi var—çocukların babaları.

Aralarında tanıdığım birileri de var. Bu Lirenkus’un babası.

Siz…… Lirenkus’un babasısınız!

“…… Bu bölgede hiçbir sakin kalmadı! Size yardım edeceğiz! Size olabildiğince zaman kazandıracağız, bu yüzden lütfen düzeninizi yeniden kurun……”

Koneko-chan ve Nimura-san sonunda seri üretim Şeytani Ejderhaların saldırısından sıyrılıp Saji’nin olduğu yere ulaşıyorlar. Onu kucaklayıp geriye çekiliyorlar.

Babalar, cesurca Grendel’in karşısına dikiliyor!

Ge-Gel bakalım! Lanet olası Şeytani Ejderha!

O okula gitmene izin vermeyeceğiz!

Babalar, korkudan bedenleri tir tir titremesine rağmen Grendel’in önünden kaçmıyorlar.

Grendel bunu görünce neşeyle kahkaha atıyor.

[Bu da ne böyle. Eğlenceme engel olmaya çalışan sıradan önemsiz ayak takımları mı? Tüh, önemsiz ezikler ezik gibi ölmeliiiiii!]

Grendel ciğerlerine hava çekip dışarı alev püskürtüyor! Babalar savunma büyü çemberini etkinleştiriyor, ancak alevin gücüyle çemberler darmadağın olup savruluyorlar!

Lütfen kaçın! Böyle giderse hepiniz öldürüleceksiniz!

Onlara avazım çıktığı kadar bağırmama rağmen, babalar yara bere içinde olsalar da Grendel’e karşı durmaya devam ediyorlar!

Savaştan önce Lirenkus’un babasıyla biraz laflamıştım.

Lirenkus’un babası cebinden bir rozet çıkarıp bana göstermişti. Bir Göğüs Ejderi ürünüydü.

[Oğlumun ilgisini çeken bir şey vardı. Göğüs Ejderi. Reenkarne Şeytan Ise Gremory, pek çok yoldaşıyla iş birliği yapıp düşmanları alt ediyor. Genelde şapşal olan ana karakter, hayatını ortaya koyarak savaşıyor. Oğlum senin programının bağımlısı oldu. Büyülendi adeta……]

Lirenkus’un babası okula doğru bakıp gülümsedi.

[Bu okulu duyduğumuzda, Lirenkus parıldayan bir ifadeyle şöyle söylemişti.]

Bu okula gitmek istiyorum! Bu okula gidip başkaları için savaşan bir Şeytan olacağım!

[…… Çok mutlu olmuştum. Oğlum…… hayalini bizimle paylaştı. Genelde kendini geri çeken oğlum. Yetenekten nasibini alamamış Lirenkus. Bir hayal edindi…… Bunun ne kadar muhteşem bir şey olduğuna dair en ufak bir fikrin bile olamaz! O çocuk büyü öğrendi. Büyü kullanmayı başardı. Oğlum bir şeyleri başarabiliyordu! …… Karım ve benim için bu, adeta rüya gibi bir şeydi……]

Bana gülümsemesini gösterirken şunları söyledi—.

[Ailem için bu okul bizim umudumuz. Bizim hayalimiz. Bu yüzden yok edilmesine izin veremeyiz. Yok edilmesine izin veremeyiz! Canım pahasına olsa bile, oğlumun hayalini azıcık da olsa koruyacağım.]

Grendel’in alev topu merhametsizce babaları vuruyor. Şiddetli bir patlama meydana geliyor—.

Lirenkus’un babası havaya savruluyor ve hiçbir şey yapamadan yere çakılıyor.

Yakınıma fırlatılan Lirenkus’un babasının zırhı çatlamış, tüm bedeninden kanlar fışkırıyor.

Lirenkus’un babası benden özür diliyor.

“…… Özür dilerim. Senin için ancak bu kadarını yapabildim……”

Başımı iki yana sallayarak bağırıyorum.

Lütfen kendinize gelin! Onun geleceğini gözetleme göreviniz var sizin. Ölmeyin! Asiaaaaaa!

Asia’nın adını haykırıyorum! Onun iyileştirme gücüne ihtiyacımız var! Lütfen Saji’yi ve babaları iyileştir! O okulu korumaya çalışan bu cesur savaşçıların ölmesine izin veremeyiz!

Hayatta kalmak zorundalar. Bu okula gidecek çocuklar için hayatta kalmaları gerekiyor!

Ardından cihazdan Asia’nın çaresiz sesini duyuyorum.

[Özür dilerim Ise-san! Diğer insanlar da yaralandı…… lütfen biraz daha dayanın!]

…… Etrafıma baktığımda, uzaktan çok sayıda patlama, darbe ve yer sarsıntısı sesleri duyuyorum. Herkes umutsuzca burayı savunuyor…… Yaralı olsalar bile herkes ayağa kalkıyor……!

…… Bir tek ben bir bariyerin içine yakalanıp hiçbir şey yapamadan duracaksam…… Kimsenin yüzüne bakamam!

Bir kez daha Crimson Blaster’ı ateşlemeye hazırlanıyorum! Ladon sadece korkusuzca gülüyor.

[Anlıyorum, demek bir kez daha mı ateşleyeceksin? Pekala. O halde seni bir kez daha karşılayayım. Yine aynı sonuç çıkacak olsa da!]

Kes zırvalamayı! Ama biz bunu yaparken seri üretim Şeytani Ejderhalar toplanıyor, böylece biz dördümüz ve babalar tamamen kuşatılıyoruz.

…… Burayı yarıp kaçmayı başarsam bile, Saji ve babalar…… Hayatta kalıp kalamayacaklarından emin değilim!

…… Biri, herhangi biri olsun fark etmez. Biri imdadımıza yetişirse bir şansımız olacak!

“…… Bunu burada kullanmalıyım!”

Koneko-chan kararlı bir hal alıyor ve ki’sini yüklüyor. “Shirone modunu” kullanmayı planlıyor olmalı. Bu onun son çaresi. Eğer bunu kullanırsa, bayılma ihtimali var.

Çaresizce kaldığımız bir durum. Buradaki savaşın gidişatı giderek kötüleşiyor. Dişlerimi hırsla gıcırdattığım sırada olanlar oluyor—.

Bizi kuşatan Şeytani Ejderhalardan biri yukarıya doğru fırlıyor. Hayır, bu yanlış. Doğal olmayan bu fırlayış biçimi karşısında şüpheye düşüyorum.

Garip bir şekilde havalanan tek Şeytani Ejderha o da değil. Biri diğerinin ardından yukarıya doğru savrulmaya başlıyor. Evet, kendimi devasa Şeytani Ejderhaların gökyüzüne fırlatıldığı bir manzaranın ortasında buluyorum. Bu garip fenomen bana doğru yaklaşıyor.

Görüş alanıma giren şey—son derece yoğun bir touki.

Nihayet anlıyorum. Seri üretim Şeytani Ejderhalar yumrukla havaya uçuruluyordu.

O kişi. O adam. Sadece yumruğuyla devasa Şeytani Ejderhaları savurarak yolu açıyor……!

O adam Şeytani Ejderhaları pataklarken son derece heybetli görünüyor. Yanında altın bir aslan ona eşlik ederken—.

Sairaorg Bael, Şeytani Ejderhaları alt ederek ortaya çıkıyor……!

Grendel bunu görünce kahkaha atıyor.

[Oioioi, Şeytani Ejderha eziklerini un ufak eden bu piç de kim?]

Ladon yanıtlıyor.

[Büyük Kral Hanedanı’ndan Sairaorg Bael olması muhtemel. Doğuştan zayıf bir şeytani güce sahip olduğunu duymuştum. Anlaşılan şuradaki Kızıl Ejder İmparatoru ile sadece çıplak elleriyle başa baş savaşmış.]

Alt ettiği Şeytani Ejderhaları üst üste yığan Sairaorg-san bizim bulunduğumuz yere varıyor.

Tam zamanında yetiştim galiba.

Onun bu sözleri karşısında gözyaşlarımı tutamıyorum.

Sairaorg-san……!

Evet, geç kaldığım için üzgünüm. Agreas’taki savaşta avantaj bizde. Bu yüzden beni buraya gönderdiler. Kutsal Haç’ın alevlerini geçmek için touki’mi kullanıp zorla buraya geldim.

Anlıyorum, demek yukarıda avantaj onlardaydı! Bunu duymak bile ruhumu şahlandırmaya yetiyor!

Hayır, bu adamın buraya gelmesi sayesinde ben……!

Sairaorg-san savaş arzusunu Grendel ve Ladon’a yöneltiyor.

O okulun peşinde olduğunuzu duydum.

Ben dâhil buradaki herkes kendini bu kasabayı ve okulu korumaya adadı.

Ama bu adam hepimizden daha fazla savaş arzusu sergiliyor.

Sairaorg Bael denen Şeytan tam burada, Şeytani Ejderhalar Grendel ve Ladon’a dik dik bakıyor—.

İzin vermeyeceğim……! Canınızı alacağım, Şeytani Ejderhalar!

Karşı saldırımız burada başlıyor!

High School DxD

High School DxD

ハイスクールD×D, 하이스쿨 DXD
Puan 8.6
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2008 Anadil: Japonca
Ben, Hyoudou Issei, lise 2. sınıf öğrencisiyim ve yaşım kız arkadaşım olmadığı yılların sayısına eşit. Ve benim gibi birinin kız arkadaşı var! Üzgünüm arkadaşlar, yetişkin olma yolunda sizden önce ben yürüyeceğim! - Böyle olması gerekiyordu, ama neden kız arkadaşım tarafından öldürüldüm!? Ben hala bir şey yapamadım! Bu dünyada hiç Tanrı yok mu!? Ve beni kurtaran kişi okulumdaki en güzel kız, Rias Gremory-senpai. Şok edici gerçeği ondan öğrendim. O bir Tanrı değil, bir Şeytan. "Bir Şeytan olarak yeniden doğdun! Benim için çalış!" Senpai'nin göğüslerinin ve ikramlarının cazibesine kapılarak reenkarne olmuş bir Şeytan olarak hayatım başladı. Yani "Okul Hayatı×Aşk Komedisi×Savaş Fantezisi" burada sadece agresif ve dünyevi arzularla başlıyor!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla