High School DxD Cilt 17 – Bölüm 5 / Yaşam. 4 Genç Şeytan

Yaşam. 4 Genç Şeytan

High School DxD Cilt 17 – Bölüm 5 / Yaşam. 4 Genç Şeytan

Kısım 1

Sairaorg-san Grendel ile yüzleşiyor.

Grendel korkusuzca gülüyor. Hayır, neşeyle gerilimini tırmandırıyor.

[Guhahahaha! Yumruğunu bir aptal gibi savuran bir Büyük Kral Bael olduğunu duymuştum, demek doğru söylüyorlarmış?]

Şeytani Ejderha Grendel. Seni duymuştum. Ölümden bile zevk alan kötücül bir ruh olduğunu duydum.

[Guhahaha! Şeytanların Büyük Kralı’nın bana kötücül bir ruh diyeceğini hiç düşünmezdim! Böyle şeyler umurumda değil. Sorun benimle savaşabilecek misin savaşamayacak mısın!]

Sairaorg-san, bedeninden kötücül bir aura yayılan Grendel’e şöyle diyor.

O zaman gel bakalım.

Devasa Şeytani Ejderha’nın yumruğu Sairaorg-san’a doğru savruluyor! Doğrudan hücuma geçti! Sairaorg-san kaçmıyor, aksine bilerek darbeyi karşılıyor! Touki ile kaplı bedeni demir gibi bir savunmaya sahip olduğu için son derece dayanıklı, bu yüzden Grendel’in güçlü darbesine bile katlanıyor!

Ve o adam, Sairaorg-san, karşı saldırıya geçiyor!

Hmph!

Havaya sıçrayan Sairaorg-san, touki ile kaplı yumruğunu Grendel’in suratına indiriyor! Çarpışmanın yarattığı darbe ve şok dalgası havayı şiddetle titretiyor.

Ağzından mavi kanlar süzülen Grendel, sanki gerçekten çok mutluymuş gibi gülüyor.

[Oho♪. …… Harbi söylüyorum. Sadece bedeniyle savaşan ve göğüs göğüse dövüşen bir Şeytan olacağı hiç aklıma gelmezdi……! Üstelik bana karşılık vermeyi bile başardı……!]

Neşeyle titreyen Grendel, Ladon’a bağırıyor.

[— Ladon! Bu herifi ben alıyorum. Evet, bana bırak. Bu herif oyuncak gibi oynamaktan büyük zevk alacağım boktan bir Şeytan! Benden başka kim bu herifi uçurabilir ki!?]

Grendel savaşma arzusunu Sairaorg-san’a yöneltiyor. Ladon şaşkınlıkla başını sallıyor—. Ancak iki Şeytani Ejderha’nın kulaklarının yanında iletişim tipi bir büyü çemberi beliriyor. Üzerinde Şeytan sembolleri beliriyor ve sanki onlara bir şey söylüyor gibi.

…… Görünüşe bakılırsa, Euclid’in o ikisine emir verdiğini tahmin ediyorum.

[Burada ben savaşacağım! İşler tam da güzeeellleşmişti!]

Grendel konuştuğu kişiye karşı çıkıyor gibi görünüyor.

Sonra Ladon iç çekiyor. Etrafımdaki bariyer aniden kayboluyor.

Ladon hoşnutsuz bir ses tonuyla şunları söylüyor.

[…… Pekala. O halde oraya geçeceğim.]

Bunu söyleyen Ladon, ayaklarının altında ışınlanma büyü çemberini, yani Ejder Kapısı’nı belirtiyor—. Bana bir kez baktıktan sonra, “O halde, elveda” diyerek ışığın içinde kayboluyor.

…… Kaçtı mı? Hayır, yoksa Agreas’a mı gitti? Duyağımda kadar Şeytanların orada üstünlüğü varmış. Destek olarak çağrılmış olabilir. Anlaşılan Grendel’ı da çağırmışlar ama sanırım o reddetmiş…… Grendel sırf bizimle dövüşmek için burada kaldı.

Boşa çıkınca hemen Sairaorg-san’ın yanına geçip ona seslendim.

Sairaorg-san, bu herif tek başına başa çıkabileceğinden çok daha fazlası!

Sairaorg-san başıyla onaylıyor.

Aha, tek bir yumruk atışmamızda bile bunu anladım. Ama seninle takım olursam işler değişir, değil mi?

!

…… Bu sözler karşısında bedenim ta en derinden titriyor. Heyecandan kanım kaynamaya başladı bile.

Bu adam bana böyle bir şey söylemişken reddetmeme imkan yok!

—Oğlum var ya. Bu adamla yan yana gelip dövüşebileceğim be!

İçimi kaplayan o coşku hissi, savaş arzumu gitgide körüklüyor!

Evet, bu benim için bir onurdur. Şu yapışkan İblis Ejderi’nin işini birlikte bitirelim!

Fufufu, lafı nereden gediğine oturtacağını iyi biliyorsun. Aslanın postuna bürünmek için harika bir başlangıç.

Sairaorg-san, altın sarısı aslan Regulus’un yanında duruyor. Ardından parmağıyla Grendel’ı işaret ederek haykırıyor!

İblis Ejder Grendel, seni Yeraltı Dünyası’nın amansız düşmanı ilan ediyorum! Reguluuuuuus!

[Emredersiniz efendim!]

Regulus tam o anda etrafa altın sarısı ışıklar saçmaya başlıyor! Bu olay— ben bunu biliyorum! Sairaorg-san kulakları sağır eden bir nidayla kükrüyor!

Kükre aslanım! Nemea’nın Kralı! Ey Shishiou diye anılan yüce varlık! Kükreyişime cevap ver ve zırhıma dönüüüş!

Bütün bölge adeta beşik gibi sallanıyor. Etraftaki her şeyi savuran o devasa güçle birlikte Sairaorg-san ve aslan patlama misali bir ışıkla bütünleşiyor!

[Balance Break!]

Denge Bozaaaaan!

Etrafı göz alıcı, parlak bir altın ışığa boğarak ortaya çıkıyor.

—Altın zırhlara bürünmüş Yüce Kral.

İşte bu Sairaorg-san ve Regulus’un Denge Bozan’ı— “Regulus Rey Leather Rex”!

Patlamaya hazır, devasa bir touki yayarak hemen yanımda duruyor. …… O zamanlar benim düşmanımdı. Ama artık durum farklı. Şimdi ise karşımızdaki o pisliği devirmek için yanımda duran, sırtımı yaslayabileceğim güvenilir bir yoldaş!

Grendel; ben kızıl zırhıma, Sairaorg-san ise altın zırhına bürünmüşken bizi görüp sırıtarak neşeyle kahkaha atıyor.

[—İşte böyle be. Bu hale gelmezseniz sizi öldürmenin hiçbir tadı çıkmazdı zaten!]

O anda Sairaorg-san ile ben aynı anda indirmek için ileri atıldık ama Grendel bizi kafadan karşıladı. Sairaorg-san ve benim yumruğumuz Grendel’a doğru patladı ama kollarını çapraz yaparak saldırımızı engelledi!

Şiddetli bir şok dalgası etrafı sarsarken çift yumruğumuz onun savunmasını yarıp geçti. Savunması kırıldığı an kısa bir şaşkınlık yaşasa da yüzüne alaycı bir gülümseme yerleştirip halinden memnun bir şekilde sırıttı!

Sairaorg-san ve Grendel, aralarındaki devasa boyut farkını tamamen unutturan bir sokak kavgasına tutuştular! Shishiou’nun yumruğu İblis Ejder’in suratında patlarken, Grendel’ın yumrukları da Sairaorg-san’ın tüm bedenini dövüyordu! İkisi de birbirinin hayati noktalarına acımasızca vuruyordu. Yumrukluyorlar, deşiyorlar, tekmeliyorlar, vuruyorlar ve tekrar birbirlerini yumrukluyorlardı!

Kanları etrafa saçılsa da, kemiklerinin kırılma sesleri tok bir şekilde duyulsa da, Shishiou ve İblis Ejder bu vahşi kapışmayı durduracak gibi durmuyordu!

İkisi de gücün öz hal kopyası gibiydi. Ne tek bir teknik, ne iblis gücü, ne de büyü söz konusuydu. Yalnızca gücün güçle amansız çarpışması!

Araya kimsenin giremeyeceği, saf güç tiplerinin ruh savaşı!

………… Benim de girmem lazım……! Ben de güç tipi denilen o Kızıl Ejder İmparatoru’yum ulan! Buradayken kenarda durup izleyecek halim yok ya!

Derin bir nefes verdikten sonra ben de doğrudan Grendel’a doğru fırladım! Suratının kenarına sert bir yumruk oturtup bu cehennem gibi kavgaya dahil olmayı başardım!

Sairaorg-san bir anlığına sırıttı ve ardından ikimiz birden aynı anda Grendel’a saldırmaya başladık!

Yumruğum ve tekmelerim Grendel’a tam isabet oturuyordu ama ben de onun o ayı gibi güçlü darbelerinden nasibimi alıyordum! Yere çakılsam da, havaya savurulsam da, bu kavgaya bir kez girdikten sonra durmama imkan yoktu!

Sairaorg-san ve ben, kaba kuvvetin kendisi olan bu İblis Ejder’i durmadan yumrukluyor ve tekmeliyorduk! Bu, düşmanı tamamen ezme savaşıydı. Onu sadece ezip geçmemiz gerekiyordu. Grendel’ı bastırmak, vurarak, vurarak ve daha da fazla vurarak onu yere sermek için saldırıyorduk. Hiçbir taktik falan yoktu. Zırhım çatlasa da, bedenim acıdan feryat etse de aptallar gibi Grendel’ı yumruklamaya ve tekmelemeye devam ediyorduk!

En sonunda Grendel’ın o ukala sırıtışı yerini acı dolu bir ifadeye bıraktı!

Ha!

Sairaorg-san ile benim yumruğumuz aynı anda Grendel’ın suratına patladı!

Geriye doğru sendeledi— ve dize geldi. Grendel hırıltılı bir şekilde derin derin nefes almaya başladı. Yediği o amansız darbeler yüzünden tek bir nefes bile alamamış olmalıydı. Bir İblis Ejder olsa bile, dinlenmesine fırsat vermeyen bu saldırıları almaya devam ederse onun da sınırı gelecekti elbette.

[…… Guhahahaha! Harika, cidden harika! Sadece yakın dövüşle beni köşeye sıkıştırmaya çalışıyorsunuz ha! Benimle dövüşenlerin çoğu kafakafaya girmeyi göze alamayıp tuzaklara başvururdu!]

Sairaorg-san, kan tükürerek kahkaha atan Grendel’a dönüp konuştu:

Kusura bakma. Elimden gelen tek şey bu. Buralara kadar sadece bunlarla geldim.

Grendel bu sözler karşısında o kadar heyecanlandı ki zevkten titremeye başladı. Bir kez geriye sıçrayarak duruşunu düzeltmeye çalıştı! Dişlerinin arkasında bir şeyi ısırdığına dair bir ses geldi—. Ardından bedeni hızla iyileşmeye başladı.

—Anka Kuşu Gözyaşı. Tabii ya, adamlarda bundan olmaması imkansızdı zaten!

Grendel karnını davul gibi şişiriyor! Alev topunu püskürtmeye hazırlanıyor! Sairaorg-san ile zıt yönlere ayrılarak herifin karnına iki yandan tekmeyi basıyoruz. Grendel ucuz kurtularak zıplayıp kaçıyor. Ardından doğrudan bizi hedef alan bir sürü alev topu fırlatıyor!

Ben hemen sıyrılıp saldırılarından kaçıyorum ama Sairaorg-san— bodoslama dalarak touki kaplı yumruğuyla alev topunu patlatıp yok ediyor! Yumruklarıyla konuşan adamdan da bu beklenirdi zaten! Tek bir yumrukla İblis Ejder’in alev topunu yok edebiliyor!

Alev topları dağıldığında— orada olması gereken Grendel ortadan kaybolmuştu. Varlığını sezmeye çalıştığımda— onu gökyüzünde buluyorum! Korkunç bir hızla üzerimize doğru inişe geçiyor!

Ha!

Sairaorg-san, Grendel’ın bu saldırısı karşısında kılını bile kıpırdatmıyor. Bacaklarıyla yere sımsıkı basıp hiç tereddüt etmeden yumruğunu hazırlamaya koyuluyor! Ama bunu tek başına göğüslemesi çok fazla gelir! Sairaorg-san’ın arkasından süzülüp sırtına dokunuyorum! —Bu gücü ona aktaracağım!

[TRANSFER!!]

Katlanan gücüm Sairaorg-san’a akıyor ve touki’sini muazzam bir şekilde artırmayı başarıyorum! Sairaorg-san yumruğuna etrafı savuracak kadar devasa bir touki dolduruyor ve ardından— üzerimize gelen Grendel’a doğru yumruğunu patlatıyor!

Touki yüklü aparkatı doğrudan Grendel’ın suratında patlıyor. Suratındaki her delikten kanlar fışkıran ejder, şiddetli bir şekilde yere çakılıyor!

[Guhahahahaha! Daha bitmedi ulaaaan!]

Gülerek ayağa kalkmaya çalışırken aradaki mesafeyi kapatıp güçlendirilmiş tekmemi savuruyorum! Tekmemi yiyen Grendel sendeliyor ve dengesini kaybediyor!

Yine de düşmeden ayakta kalmayı başarıp ağzından sızan kanı eliyle siliyor. Gerçekten keyif alıyormuşçasına yüzüne bir gülümseme oturtuyor. …… Sanki her zamanki gibi dövüşmeye bayılıyor.

[…… Sertti. Şu taraftaki Yüce Kral’ın sonraki varisinin yumruğu cidden sertti. Her darbe yediğimde sadece bedenim değil, ruhum bile hasar alıyor. …… Ruhumun acıdığını söylemek tuhaf bir ifade olsa da. Ama bedenim ta en derinden öyle bir acıyor ki bilincim neredeyse kapanacak gibi oluyor. Yanılmadığıma eminim.]

…… Sairaorg-san’ın yumruğu sadece Grendel’ın bedenine değil, ruhuna da mı ulaşıyor yani? Yaşam enerjisinin yükseltilmiş hali denilen touki. Sairaorg-san’ın bununla dolu saldırıları. Anlaşılan Grendel’a karşı tahmin ettiğimden çok daha etkili oluyor, adam bayağı bayağı hasar alıyor.

Sairaorg-san yumruğunu sıkıyor.

Anlıyorum. Duyduğumdan çok daha sert çıktın.

Belki Sairaorg-san da Grendel’ın ne kadar sert olduğunun farkına varmıştı. Ama bu adam bunun yerine gülümsüyor.

Hayır, saldırılarımın hiç işlemediği bir durum yok ortada. Kızıl Ejder İmparatoru ile birlikte vurursak, bunun da üstüne bir yumruk daha geçirmek mümkün!

Aynen öyle. Çok doğru söylüyor! Ben de aynı şeyi hissediyorum. Her zamanki gibi sert olsa da, Grendel’ın savunması eskisi kadar gözümü korkutmuyor!

Bunun sebebi, yanımdaki Yüce Kral varisinin saldırı gücüne sonuna kadar güveniyor olmam olmalı. Rias’ın yıkım gücünden farklı, mutlak bir yıkıcı güç—. Bunu bizzat tattığım için biliyorum.

—Sairaorg-san ve benim yumruğumla bu herifin üstesinden gelebiliriz!

Grendel o ürpertici gülümsemesini hafifletiyor ve boynunu çatırdatarak büktükten sonra— üzerimize fırlıyor! Her zamanki gibi bodoslama saldırıyor! Bize doğrudan, inatla vurmak için geliyor! Biz de hücuma geçiyoruz!

İki taraf tam kafa kafaya çarpışmak üzereyken— zıplayıp üstümüzden fırlıyor! Havaya sıçrayan Grendel, hemen altındaki bize doğru alev topunu fırlatıyor! Sairaorg-san ve ben alev topunu hiçe sayıp gökyüzüne fırlıyoruz! Bu sıcaklık hiçbir şey! Bu ateş ne yapabilir ki! Geri adım atamam! Sairaorg Bael denilen bu adamın yanında dururken geri çekildiğimi gösteremem!

—Benimle omuz omuza dövüşen bu adama acınası tarafımı göstermeye hakkım yok!

Grendel’ın ateşini yarıp geçiyor ve aynı anda karnına yumruğu basıyoruz! Devasa kolumla o Solid Impact yumruğumu savuruyorum! Sairaorg-san ise touki yüklü yumruğunu indiriyor!

Ona çarptığı an, tüm bölgede yankılanacak kadar devasa bir ses çıkarıyor!

Grendel’ın ağzından oluk oluk kan fışkırıyor!

Bu sefer gerçekten kritik bir hasar aldı! Ne kadar sağlam olursa olsun, ne kadar sert olursa olsun, az önceki saldırı kesinlikle işe yaradı!

—Bu sefer, bu herifi nihayet yenebiliriz!

Kafamın içinde zafer çığlıkları atarken tam o anda olanlar oluyor—.

Hemen yanımda devasa bir ateş sütunu beliriyor—. Mor bir alev. Haç şeklinde bir biçimi var—.

Ateş kaybolduğunda, tüm bedeni yanmış ve üstünden dumanlar tüten Sairaorg-san’ı görüyorum.

…………

Sairaorg-san sessizce olduğu yere yığılıyor.

…… Saldırıya mı uğradı!? Neden!? O mor ateş neden burada belirdi ki!?

Bu ani saldırı karşısında şoke oluyorum. Beklenmedik bu gelişme Koneko-chan ve Nimura-san için de sürpriz olmuş olacak ki ne tepki vereceklerini bilemiyorlar! Etrafıma bakınıyorum!

Ardından kahkahalarla dolu bir ses duyuyorum! Gökyüzünden geliyor! Kafamı kaldırdığımda— havadaki büyü çemberinin üstünde birini görüyorum!

Ohohohoho, kusura bakmayın ya. Daha güçlü bir haç kullanmaktan kendimi alamadım.

Mor Alevli Walburga mı!? Bu Büyücü’nün burada ne işi var!? Güney bölgesinde olması gerekmiyor muydu— Rias ve diğerleriyle dövüşmüyor muydu yani!?

Aklıma takılan yüzlerce soru var ama düşen Grendel ayağa kalkıp havadaki Walburga’ya veriştiriyor.

[Arayı girip durma lan yavşak! Kahrolası Büyücü!]

Aman aman. Zorlanmıyor muydun ama? İnsan bir teşekkür eder, değil mi?

…… Kahretsin! Böyle bir yerde bu kadar büyük bir tehlikeye düşmek de neyin nesi!

Yerde yatan Sairaorg-san’ın bedeninden dumanlar yükseliyor ve kımıldayacak gibi görünmüyor. …… Bu çok kötü, o ateşten haç مقدس bir kalıntı (Relic)! Biz Şeytanlar için sadece öldürücü bir zehir değil, tek atan bir silah adeta! Touki’si sayesinde kül olmaktan kurtulmuş olsa da, zırhı fırlatmalı silahlara karşı yüksek dirence sahip olmasına rağmen doğrudan darbe yediği için ağır hasar aldığı kesin! Üstelik muhtemelen bölgeyi saran ateşlerden çok daha güçlü bir ateş haçı yedi. Onu hemen iyileştirmezsek…… bu adam……!

Tam o sırada görüş alanımda siyah bir şey beliriyor! Yeni bir İblis Ejderi sanıp teyakkuza geçiyorum ama karanlıkla bir olmuş Gasper’dan başkası değil bu!

《Özür dilerim, Ise-senpai! Savaş alanında uçuşup etrafı karıştırmaya başladı! 》

Gasper bunları söylüyor. Neymiş öyle. Demek bu cadı o büyü çemberiyle havada fır fır dönüp duruyordu! Yoldaşlarımın dövüştüğü her bölgeye gidip o haçını kullanırsa, burayı koruma görevimiz başarısızlıkla sonuçlanır! Hah, o kadının planı da bu olmalı zaten!

Ufufufu, buradayım tatlı Vampir çocuk. Ablan burada♪

Walburga, Gasper’ı kışkırtırcasına oradan uzaklaşıyor! Havada sekerek kaçtı resmen!

Ben de Gasper’a sesleniyorum:

Gasper! Sairaorg-san ile benim elimiz kolumuz bağlı, onunla senin ilgilenmen gerek! Durdur şunu!

《Biliyorum! İşe yararlar mı bilmem ama buraya birkaç karanlık canavarı bırakıyorum! Dur bakalım, Kutsal Haç kullanıcısı! 》

Gasper buraya birkaç karanlık canavar bıraktıktan sonra Walburga’nın peşinden giderek oradan uzaklaşıyor!

Grendel duruşunu düzeltirken söyleniyor.

[Keh! Neyse ne. İkinizin o sinir bozucu hızı da böylece ortadan kalkmış oldu!]

Umarsızca yukarı zıplıyor! Yerde yatan Sairaorg-san’ın üzerine— tepeleme basıyor!

Seni kahrolası piç!

Öfkeden kuduruyorum ama o iğrenç bir keyifle Sairaorg-san’ı çiğnemeye devam ediyor!

[Kavgada birbirini öldürmek güzeldir— ama insanlara işkence ederek öldürmeye daha da bayılııııııııııırım! Guhahahahaha! Ne oldu lan!? O çok övündüğün yumruğunu göstersene banaaaaa!]

Öfkemi kontrol edemeyip mesafeyi kapatmak ve Grendel’a tekmeyi basmak için hamle yapıyorum ama hareketimi anında sezip yukarı zıplıyor!

Sairaorg-san’ın yanına koşuyorum. Onu o halde görünce nutkum tutuluyor…… Suratında korkunç yanıklar var, ezilmekten iki bacağı birden kırılmış, sol kolu ters yöne bükülmüş ve tüm bedeninden kan fışkırıyor.

…… Kritik hasar. Artık dövüşecek halde değil. …… Sikeyim böyle işi. Bu adamın bu hale gelmesi…… böyle kalleşçe bir saldırıyla bu duruma düşmesi……!

Sairaorg-san’a sarılıyorum ve çaresizlikten gözlerimden yaşlar süzülüyor.

…… Ağlama.

Sesini duyup yüzüne baktığımda, Sairaorg-san’ın gözlerinin açık olduğunu görüyorum.

!

Sairaorg-san beni bırakıp ayağa kalkmaya çalışıyor.

Zırhı tuzla buz olmuş, tüm bedeni kavrulmuş ama bu adam, gururu çiğnenmiş olsa da titreyen bedeniyle yavaş yavaş ayağa kalkmaya çabalıyor—.

Bütün vücudundan kanlar fışkırırken, ağzından siyahımsı kırmızı maddeler tüküren Yüce Kral Hanedanı’nın varisi, bedenini zorla da olsa hareket ettiriyor.

Çünkü karşısında yenmesi gereken bir İblis Ejderi duruyor—.

Gözlerinde en ufak bir gölge bile olmayan o kahramanca bakışlarıyla dimdik duruyor—.

Sairaorg-san ile yaptığımız o konuşma geliyor aklıma.

—Benim bu devasa, kaba ve çirkin yumruğum, buralara gelebilmek için eğittiğim bir şeydi.

Yıkılmamalıyım……!

—Ama çocuklara silahsız dövüşü öğretirken sanırım nihayet bunu kavrayabildim.

Grendel onu görünce kahkahayı basıyor.

[O bina o kadar mı önemli lan? Yüce Kral Hanedanı’nın sonraki varisi, okul denen tek bir şey uğruna canını ortaya koyuyor ha…… Ne kadar aptal olduğunu gösteriyorsun sadece!]

Sairaorg-san, tüm bedeninden kan fışkırsa da adım adım ileri yürüyor.

Ve savaşma azmini barındıran bir sesle konuşuyor:

Canımı riske atmama değecek bir okul var ortada……!

—Evet, yıkım gücü olmadan doğan ben, sanırım onlara bunu öğretmek için dünyaya gelmiştim.

…… Ben…… birçok şeyi feda ederek buralara kadar geldim. …… Ama bu kadarı yeter…… Öğrenemeyen tek kişi olarak ben kalsam da olur.

Nihayet Grendel’ın karşısında duran o adam, yumruklarını sıkıp gardını alıyor.

Yalnızlığı yumrukladığım günler geride kaldı. Orası, öğretecek olanlar ile öğrenecek olanların toplanacağı yerdir.

Yumruğunun etrafında— beyaz bir ışık huzmesi belirmeye başlıyor.

…… Yumruğum yıkım gücü taşımasa bile seni yok edeceğim……! Benim adım Sairaorg Bael……! Yüce Kral Bael Hanedanı’nın sonraki varisi!

Artık neredeyse hareket edemez halde olan Sairaorg-san ileri doğru fırlıyor!

Grendel’ın pek dayanma gücü kalmamış olsa da onu bodoslama karşılıyor! Sairaorg-san elinde kalan tüm touki’yi sağ eline toplayarak Grendel’a doğru indiriyor! Grendel sıyrılacak vakit bulamayıp darbeyi yiyor— ama Sairaorg-san’ı yere çalara karşı saldırısını yapıyor!

Sairaorg-san yerde yatarken Grendel’ın bedeni bocalıyor.

Tahmin ettiğinden çok daha fazla hasar aldığını fark eden İblis Ejder başını sallıyor ve kendinden geçmiş bir gülümsemeyle konuşuyor.

[…… Çi! Elden bir şey gelmiyor desene! Guhahahaha!]

Avazı çıktığı kadar gülen herifin kulağının dibinde iletişim türü bir büyü çemberi beliriyor. Büyü çemberinden bir şeyler dinledikten sonra Grendel’ın yüz ifadesi derin bir öfkeye dönüşüyor.

[Şimdi geri mi çekilmemi söylüyorsun yani!? Tassak geçiyor olmalısın benimle— …… Sikeyim, Kutsal Kase’yi kendi çıkarınız için kullanmayı kesin deyip duruyorum size……]

Bunları söyledikten sonra cık cık ederek dilini şaklatıyor. …… Euclid gibi biri onu dinlemeye mi zorladı acaba?

Yanı başında bir büyü çemberi beliriyor. — Ejder Geçidi! Kaçmayı planlıyor!

Grendel Ejder Geçidi’ne doğru yürürken kahkahayı basıyor.

[Ben kaçar o zaman! Bedenimi biraz topladıktan sonra hepinizle tekrar dövüşmeye geleceğim, tamam mı? Guhahahahaha! Kutsal Kase bende olduğu sürece alayınızla kıyasıya dövüşüp dibine kadar eğleneceğiiiiim!]

Kaçmasını engellemek için öne doğru fırlıyorum!

Bekle lan, Grendel!

Ama Ejder Geçidi’nin parlak ışığı güçlenmeye başlıyor ve onu ışınlamaya hazırlanıyor!

Sikeyim ya……! Lanet olsun……! Yine mi elinden kaçıracağız? Tekrar gelip bize mi saldıracak yani? Daha kaç kez bu Grendel’ın kaçmasına izin vereceğiz ki!?

Ancak Ejder Geçidi’ne doğru yürüyen Grendel aniden duraksıyor—.

Çünkü kuyruğundan tutan biri var.

Kaçmana…… izin vermeyeceğim……!

Ayağa kalkması imkansız olan Sairaorg-san, Grendel’ın kuyruğuna sımsıkı tutunmuş duruyor—.

Grendel gördüğü bu gerçeklik karşısında şaşkına dönüyor.

[——!? S-Sen!]

Grendel devasa ayaklarıyla Sairaorg-san’ı ezmeye başlıyor! Yüz ifadesinde öfke var— ama aynı zamanda korku da okunuyor.

[Çok yapışkansın ulan! Seni kahrolası Şeytaaaaaan!]

İblis Ejder Grendel’ın sesinde sabırsızlık izleri Seziyorum.

Nereden bakarsan bak, üstünlük onda. Avantajlı olan o. Sairaorg-san’ın bedeni zaten sınırlarını çoktan aştı, ayağa bile kalkamıyor olması lazımdı.

Yine de kuyruğunu bırakacağını hiç sanmıyorum. TutuControlünü gevşeteceğini bile düşünmüyorum.

Gözlerinde hâlâ savaşma arzusu barındıran Sairaorg-san, korkusuz bir gülümseme takınıyor.

…… Fu, fufu…… Hyoudou Issei, görünen o ki pes etmeyen kişiliğim…… yapışkanlığıyla nam salmış İblis Ejder tarafından bile tescillendi.

Sairaorg-san, kuyruğuna tutunarak yavaşça ayağa kalkıyor—.

Bacaklarını artık kıpırdatamıyor olması lazımdı. Ama Shishiou, ruhunun gücüyle bedenini hareket ettirmeye devam ediyor—.

N-Nuuuuuuoooooo!

Sairaorg-san acıya dayanıp ruhunun en derinlerinden haykırıyor. Ve nihayet Grendel’ın karşısında tekrar gardını alıyor.

Bunu gören kudretli Grendel— ilk defa geri adım atıyor. Artık hareket etmesi imkansız olan bir adam. Çoktan ölmesi gereken bir adam. Savaş arzusunu düşürmek bir yana, onu daha da körükleyerek Grendel’ın karşısında dimdik duruyor.

[…………! Seni pislik heriiiiif! …… Y-Yine mi ayağa kalkmaya çalışıyorsun……!? Neden tekrar ayağa kalkıyorsun ulan!?]

Sairaorg-san gözleri savaş azmiyle dolu bir şekilde konuşuyor:

Seni yok etmek için.

[——!]

Ölmek üzere olan bir adamın söylediği sözler. Saçmalıktan ibaret görülebilecek bu sözler, o kadar inandırıcı geliyor ki İblis Ejder’in yüreğine korku salıyor.

Sairaorg-san ardından ekliyor:

Hyoudou Issei, onu tek başıma deviremem. İşini birlikte bitirelim.

Büyük bir coşkuyla cevap veriyorum:

Evet! Sairaorg-san! Noktayı koyalım şuna!

Öne fırlayıp Crimson Blaster için hazırlanıyorum! Sairaorg-san hâlâ kuyruğuna sımsıkı tutunuyor.

Oooooooooooooooooooooooooooooo!

Sairaorg-san tek bir nidayla, kuyruğundan tuttuğu Grendel’ın devasa bedenini havaya fırlatıyor! Onay patlayıcı miktarda aura saçıyorum!

Crimson Blaster’ım tam isabet oturuyor! Grendel’ın havada saldırımdan kaçacak vakti yok gibi görünüyor. Patlama sesiyle birlikte yere çakılıyor.

Görüş alanımın altında, hazırlanmakta olan bir adam var. O an Sairaorg-san’ın spor salonunda çocuklara nasıl yumruk atılacağını öğrettiği anı hatırlıyorum.

—İyi dinleyin! Yumruk atmak için kalçalarınızı bükmeli ve tüm bedeninizle vuruyormuş gibi yumruğunuzu dosdoğru ileri savurmalısınız!

…… Aynen öyle, Sairaorg-san……!

Gözyaşları içinde bunu söyleyen benim karşımda, Shishiou’nun yumruğu kaba kuvvetin özü olan İblis Ejder Grendel’ın suratına keskin ama son derece isabetli bir şekilde patlıyor—.

Grendel bedeninde kalan son kan artıklarını da kusarak yere kapaklanıyor.

Kımıldayacak hali kalmayan Grendel, yok olmak üzere olan fısıltılı bir sesle konuşuyor.

[…… Kahretsin…… …… C-Cidden mi…… …… B-Ben mi……? Tıpkı o yıkım prensesiyle olan dövüşümdeki gibi…… Ben…… yıkım gücünü taşıyan kan hatlarına karşı mağlup mu oluyorum…… …… Şaka yapıyor olmalısınız…… kahretsin…… neden…… ben……]

O çetin İblis Ejder’in artık hareket etmediğinden emin olduktan sonra Koneko-chan öne doğru zıplıyor.

…… Nee-sama ile üzerinde çalıştığım büyüyü deneyeceğim!

Bunları söyleyen Koneko-chan, etraftaki ki’yi topluyor ve onu kendi touki’siyle uyumlu hale getirerek bedeninden ışıklar saçılmasına neden olan bir mucize yaratıyor! İşte bu “Shirone modu”!

Baştan çıkarıcı olgun bir kadına dönüşen Koneko-chan, kasha’ları ortaya çıkarıyor ve bu kasha’lar sanki bir sembol çiziyormuş gibi Grendel’ın etrafını sarıyor.

Koneko-chan tek eliyle mühür işareti yaptığında kasha’lar dönmeye başlıyor ve Grendel merkezde kalacak şekilde beyaz bir büyü çemberi oluşuyor!

…… İblis Ejder’in ruhunu mühürleyeceğim! Ise-senpai, lütfen zırhındaki mücevherlerden birini bana ver!

Koneko-chan’ın ısrarı üzerine hemen zırhımdaki mücevherlerden birini zorla söküp Koneko-chan’a doğru fırlatıyorum. Bunu yakalayan Koneko-chan, mücevheri büyü çemberinin merkezinde duran Grendel’a doğru fırlatıyor ve elleriyle tekrar mühür işareti yapıyor!

İblis Ejder Grendel! O ruhun, sonsuz karanlık ile çakan ışığın arasındaki o yarığa hapsolup dinlensin!

Sözlerini bitirdiği an—. Büyü çemberinin ışığı şiddetleniyor ve etrafı göz alıcı bir parlaklık kaplıyor.

Işık yatıştığında tanık olduğum şey— Grendel şeklinde ufalanmış bir toprak kütlesi ve koyu yeşil bir ışıltı yayan o mücevher oluyor.

Koneko-chan rahatlamanın verdiği derin bir nefes aldıktan sonra konuşuyor:

…… Nee-sama ile konuşmuştum. Bedenlerini Kutsal Kase ile iyileştirmelerine izin vermek bu işi bitirmeyecekti. O zaman biz de ruhlarını mühürleyelim dedik. Senjutsu’nun pratik kullanımları arasında rakibin yaşam enerjisini mühürleyen bir teknik olduğu için bunun alıştırmasını yapıyorduk. Ama sadece benimle bu imkansız olurdu. Sonra Nee-sama, Kızıl Ejder İmparatoru’nun mücevherini kullanarak bunun mümkün olabileceği konusunda bana akıl verdi…… Hiç alıştırma yapmadan doğrudan gerçek savaşta kullanmak zorunda kaldım ama sanırım bir şekilde hallettik.

Ve onu mühürlemeyi başardı demek. Harikasın Koneko-chan! Gerçekten de ruhlarını bir şekilde mühürlersen Kutsal Kase’yi kullanarak dirilemezler. Bu kadar yapışkan olmalarının sebebi, ruhlarının tek bir parçasıyla bile dirilebiliyor olmalarıydı zaten. Daha da önemlisi, ruhları çekilince bedenleri toprağa dönüşüyor demek……

…… Yok ya, sadece bununla onları gerçekten mühürleyebildik mi yani? İçinde huzursuzluk taşıyan bana Koneko-chan ek bilgi veriyor:

Geri döndüğümüzde bunu Cennet’e veya başka birine teslim edelim ve üzerine kat kat bariyer koydurtsunlar. Bu kez içindeki içgüdülerin dışarı sızmasını engelleyecek güçlü bir bariyerle mühürleteceğiz.

Anladım, bu sayede mühürlenen Grendel kesinlikle bir daha dışarı çıkamaz gibi görünüyor. Vay be, İblis Ejderler’e karşı alınan önlem bu demek. Böylece yendiğimiz İblis Ejderler’in Kutsal Kase ile diriltilmesi konusunda endişelenmemize gerek kalmayacak.

Mükemmel. Koneko-chan ve Kuroka sayesinde İblis Ejder avının sonrasını düşünmemize gerek kalmadı!

Grendel’ın mühürlenmesi tamamlanıyor ve Koneko-chan normal formuna dönüyor— ama muhtemelen yorgunluk bastırdığı için olduğu yere yığılıyor. Nimura-san onu destekliyor…… ama Saji ve babalar da yaralı olduğu için burada daha fazla kalamayız.

Gidip yere düşmüş olan Sairaorg-san’ı kaldırıyorum.

Sairaorg-san!

…… İyiyim ben……

Bedenini düzgünce hareket ettiremiyor olsa da Sairaorg-san bana gülümsüyor.

…… Grendel’ı yendik. Eksiksiz bir zafer. Sonunda o yapışkan İblis Ejder’e karşı kazandık! Bu adamın azmi sayesinde kaçmasına izin vermeden onu devirmeyi başardık.

Sairaorg-san şişmiş yüzüyle gülümsüyor.

…… Yeraltı Dünyası’nın çocukları biz Şeytanlar’ın hazinesidir. O yüzden onları birlikte koruyalım.

………… Evet!

Suç Ordusu Ejderi, —Grendel. Sonunda onu devirmeyi başardık. Bu, D×D’nin ilk başarısı olacak—.

Bundan sonra yaralılar, buraya gelmeyi başaran Asia ve Rossweisse-san tarafından iyileştiriliyor. Kimsenin hayati tehlikesi yok ama hepimizin dayanma gücü epey tükendi. Anlaşılan başka yerlerde dövüşen diğer üyeler de tıpkı buradaki gibi zorlu bir savaş veriyormuş.

Hemen ardından Sona-kaichou’dan emirler alıyoruz.

Hepimizin geri çekilip okulun etrafında toplanmasını söylüyor.

Bu da Gondul-san ve Büyücüler tarafından hazırlanan yeni ışınlanma büyü çemberinin tamamlanmak üzere olduğunun kanıtı.

Kısım 2

Bize saldırmaya gelen İblis Ejderler’i devire devire tam okulun önüne varıyoruz. Yoldaşlarımın verdikleri savaşta çabaladıklarına tanık oluyorum.

Geç kaldın, Ise-kun!

Tam bir hikaye başrolü gibisin, finale doğru anca varıyorsun!

Kiba ve Xenovia nefes nefese kalmış bir halde İblis Ejderler’i biçiyorlar. Kiba’nın yüzü…… gerçekten kötü görünüyor. Gram’ı kullanmış olmalı. Shinra-fukukaichou bana keder dolu gözlerle baktığı için bunu hemen anladım.

Burada toplanmaya başlayan üyelerin kıyafetleri yırtılmış ve muhtemelen geçirdikleri şiddetli savaşlar yüzünden yüzlerinde yorgun ifadeler var. Burada olmayan tek kişi Gasper. Hâlâ Walburga’nın peşinde olmalı, bu kasabanın semalarında uçup duruyordur.

Rias, yaraları henüz yeni iyileşen Sairaorg-san’a yaklaşıyor.

Sairaorg-san! Geldiniz!

Aha, Agreas tarafında üstünlük bizde olduğu için geldim.

Rias’a ve yoldaşlarıma başparmağımla onay işareti veriyorum.

“…… Grendel’i kökten hallettik!”

Bunu duyan herkes sevinçten havalara sıçrıyor. Koneko-chan olayı açıklamak için mücevheri gösteriyor. Hikâyeyi dinledikten sonra Irina şöyle diyor:

Anladım. Şu krizi bir atlatalım, bu konuyu Michael-sama ile konuşacağım.

Ondan sonra okulun önünde savunmaya geçtik. Okulu ve bulunduğu bölgeyi, Sona-başkan’ın (benim gücümle desteklenmiş) su bariyeriyle mühürledik. Böylece Düşmüş Ejderhalar alev toplarıyla saldırsa bile dayanacak kadar güçlü oldu. Etraftaki çeşitli yerlere avcı tuzakları kurduk, sadece yaklaşmaları bile tuzakları aktif etmeye yetecek.

Tabii ki seri üretim Düşmüş Ejderhalarla kafa kafaya çarpışacağız. Dayanıklılığı azalan yoldaşlarımız ve çocukların aileleri bize arkadan destek verirken, hâlâ gücü olanlar Düşmüş Ejderhaların karşısına dikilecek.

Kiba, Xenovia, Irina, “Kale” Meguri-san ve Bennia’dan oluşan kılıç ustaları grubu birbirini kollayarak düşmanları biçmeye başladı; Rossweisse-san, Rugal-san ve Yura’dan oluşan “Kale” grubu ise düşmanın menzilli saldırılarını engelleyip karşı atağa geçerek harika bir takım oyunu sergiliyor. Shinra-başkan yardımcısının karşı saldırı türündeki Kutsal Ekipman’ı da aynı anda birkaç tanesi belirip düşman saldırılarını yansıtacak seviyeye gelişmiş.

“…… Geberip gideceksiniz!”

Shirone modundaki Koneko-chan’ın kasha’sı en etkilisi. Düşmüş Ejderhalar hiçbir şey yapamadan küle dönüyor. Arındırma gücü resmen tek atan cinsten. —Ancak, nefes nefese kaldığına göre bu formu uzun süre koruyamayacak. “Piyon” Nimura-san, Koneko-chan’a destek oluyor.

Hmph!

Bunu yiyin!

Rias ve Sairaorg-san gibi tek başlarına birden fazla düşmanı kolayca haklayabilenler, düşmanları patır patır deviriyor. Akeno-san ise savunma büyüsü ve yıldırım+ışık saldırısıyla ikisine de güçlü bir destek sağlıyor.

Oryah! Sırada gücümü aktaracağım kişi kim—

Savaş alanında uçarak Düşmüş Ejderhaları pataklıyor, bir yandan da gücümü artırıp yoldaşlarıma aktarıyorum. Gücümü kime aktaracağımı ağırlıklı olarak Sona-başkan emrediyor.

Ise-kun! Lütfen gücünü kılıç ustalarından birine aktar!

Başkan bir yandan su bariyerini korurken bir yandan da bize isabetli emirler veriyor. Başkan’ı koruyanlar ise ağır hasar almış Saji ile Hanakai-san ve Kusaka-san’dan oluşan iki “Fil”.

İyileştirmeliyim……!

Ve en çok çabalayan, bize en büyük desteği veren kişi de şifacımız Asia. Yorgunluk en çok ona çökmüş olsa da yoldaşlarına iyileştirme ışığını göndermeye devam ediyor.

Biz böyle amansız bir savaşın ortasındayken, okuldan göz alıcı bir ışık yükselmeye başlıyor.

…… Bu ışık da ne… Işınlanma ışığı bu! Büyü çemberi kademeli olarak genişleyip tüm okulu kaplamaya başlıyor. Bunu kullanırsak kasabadaki sivilleri dışarı gönderebiliriz! Ondan sonra da bu bölgedeki bariyer kaybolana kadar savaşmaya devam etmemiz gerekecek! Bütün gücümüzü tüketeceğimiz bir savaş olabilir ama bu bariyer sonsuza kadar sürecek değil ya. Başkan ve Göndul-san’a göre, o gaddar Düşmüş Ejderha yapmış olsa bile bu bariyerin bir sınırı var. …… Büyüleri bitene kadar bu duruma katlanmamız yeterli.

Aklımdan bunlar geçiyor ama ışınlanma bir türlü başlamayınca herkes şüpheye düşüyor.

Büyü çemberi garip bir şekilde parıldamaya başlıyor ve tek bir ışık hüzmesini tuhaf bir yöne doğru fırlatıyor!

Işınlanmadan farklı olan bu olay karşısında şaşkına dönerken, gözlerimizi ışığın fırladığı yöne çeviriyoruz!

—Uzaklarda gökyüzü şehri Agreas görünüyor.

Genişleyen ışınlanma büyü çemberi Agreas’a ışık huzmeleri göndermeye devam ederken, etrafta kahkahalar yankılanıyor.

Kafamızı kaldırıp baktığımızda gördüğümüz kişi—Mor Alev Walburga’nın ta kendisi! Gasper da onun peşinden geliyor ama görünüşe göre işini bitiremeyip elinden kaçırmış.

Walburga elini ağzına götürerek kahkaha atmaya devam ediyor.

Ohohoho, ne yazık. Buraya ve Agreas’a saldırmak sadece bir aldatmacaydı.

Sona-başkan bunun üzerine konuşuyor:

Şimdi emin oldum. Demek hepinizin asıl hedefi Agreas’ın kendisiydi, değil mi? Eski İblis Krallar döneminden beri var olan o yüzen ada. Mevcut hükümet, daha doğrusu Ajuka Beelzebub-sama’nın araştırmacıları hâlâ o adayı inceliyor. Eski İblis Kral—yani önceki Lucifer’ın oğlu olan Rizevim Livan Lucifer o adanın peşinde.

Ohohoho, Sitri Hanesi’nin varisinden de bu beklenirdi. Evet, aynen öyle. Rizevim-amca o yüzen adanın kendisiyle çok ilgili görünüyor. Biz de bu yöntemi kullanarak ele geçirmeye karar verdik. Bu kasabada toplanan ünlü Büyücülerin ışınlanma büyü çemberini kullanarak! Aralarında bizimle bağlantılı olan bir Büyücü var! Tüm Büyücülerin hazırladığı büyü çemberini aktifleşmeden hemen önce ayarlatıp Agreas’a nişan aldırdık! Görünüşe göre planımız başarıyla sonuçlandı.

…… Kahretsin! Büyücülerin arasında bir hain mi vardı!?

Ben şaşkınlıktan donakalmışken, yanımdaki Rias acı bir ifadeyle konuşuyor:

…… Demek başından beri her şeyi planlamıştınız. …… Böyle bir zamanda tüm bu bölgeyi kuşatmak ve bu kasabada bir toplanma düzenlemek… Hepsi Agreas’ı dışarı ışınlamak içindi demek……!

…… Normal yollardan Agreas’ı ele geçiremezlerdi. Bu yüzden bu bölgenin etrafına bir bariyer çektiler. Ama sadece bununla Agreas’ı çalamazlardı. Bu yüzden 666’yı araştıran deneyimli Büyücülerin toplanmasını kullandılar. Ajanlarını Büyücülerin toplanmasının içine sızdırdılar. Ve Büyücülerin büyülerinin bir kısmını mühürleyip onları buraya hapsettiklerinde, ortaya böyle bir tartışma çıkacaktı.

—Bu kasabanın sakinlerini dışarı ışınlayacak kadar büyük yeni bir büyü çemberi oluşturalım.

Sonuç olarak bunu yaptılar ve işe yaradı. …… Büyücü olan ajan, aktifleşmeden önceki son saniyeye kadar büyünün bir kısmını değiştirdi. Değiştirilen büyü—ışınlanma ışığını Agreas’a doğru salıyor!

Uzakta görünen Agreas, ışınlanma ışığıyla kaplanıyor.

Sona-başkan Öğrenci Konseyi üyelerine bakıyor. Öğrenci Konseyi’nden Hanakai-san ve Kusaka-san hızlıca tepki verip sığınağa doğru koşuyor. Aşağıda ne olduğunu kontrol etmek için gitmiş olmalılar.

…… Ama durumun ne olduğunu ben de anladım. Üç saat beklemelerinin sebebi, ışınlanma büyü çemberini tamamlamanın bu kadar zaman alacağını bilmeleriydi.

Bu da Agreas’ı çalmak için kurulmuş bir tezgâhtı! Yeraltı Dünyası’yla ne kadar derin bir bağlantıları var böyle!?

Rias bunu fark edince yumruğunu sıkıca sıkıyor.

“…… Eski İblis Kralı destekleyen hâlâ çok sayıda Şeytan var. Özellikle de Lucifer adı hâlâ çok büyük bir nüfuza sahip. Önceki İblis Kral’ın oğlu ortaya çıkmışken, düşünmeden ona yardım edecek birilerinin çıkması hiç de şaşırtıcı değil.”

Sona-başkan ardından şöyle diyor:

O adayla ne yapmayı planlıyorsunuz? Hayır, o Agreas’ta tam olarak ne var?

Walburga gözlerini Agreas’a çeviriyor.

Agreas…… Işınlanma ışığıyla sarmalanıyor ve sonunda ortadan kayboluyor! …… Koca gökyüzü şehri ışınlandı gitti! Demek Agreas üzerindeki büyüyü, sadece o şehir bariyerin dışına çıkabilsin diye değiştirdiler!

Bu da—

Walburga keyifle açıklama yapmaya çalıştığı sırada gerçekleşiyor—. Kulağının yanında iletişim türünde bir büyü çemberi beliriyor. Walburga duyduklarını dinliyor—ama aniden gülümsemesi donup kalıyor ve kafasını yukarı kaldırıyor!

…… Ne!?

Walburga şaşkınlık içinde! Biz de kafamızı yukarı kaldırdığımızda—beyaz gökyüzünde bir çatlak belirdiğini görüyoruz! Bu, tüm bu bölgeyi kaplayan devasa bariyere bir şeylerin olduğunun kanıtı!

Çatlak giderek büyüyor ve bariyer parçalanmaya başlıyor!

En sonunda Yeraltı Dünyası’nın o kendine has mor gökyüzü ortaya çıkıyor!

—Bariyer yok edildi!

Kimdi o!? Bunu kim yaptı!? İçeride sadece biz varız! Büyük ihtimalle dışarıdan biri bariyere saldırıp onu parçaladı! Dünyada kim o bariyeri kırabilir ki—

Önümüze kayan bir yıldız gibi tek bir ışık hüzmesi iniyor. O ışık hüzmesi okulun bahçesine saplanıyor.

Okul bahçesine saplanan şeyi görünce derin bir şoka uğruyoruz!

—True Longinus!

…… Hadi canım!? O mızrak neden buraya indi!? Onun sahibi zaten çoktan……!

Bunu gören herkesin dili tutuluyor!

Beklememize rağmen mızrağın sahibi ortaya çıkmıyor. Derken Kutsal Mızrak ışınlanarak kayboluyor!

Walburga ardından iç çekiyor.

…… Burada böyle bir şeyle karşılaşacağımı hiç beklemiyordum. Ama artık çok geç.

Walburga parmağını şıklatıyor. Bunun üzerine kalan seri üretim Düşmüş Ejderhalar bir anda toplanıp okulu kuşatıyor. Birçoğunu haklamış olsak da görünüşe göre hâlâ yüzlercesi var……

…… Demek planları başarılı olduktan sonra bile bize saldırmaya devam edecekler!

Walburga hain bir gülümsemeyle konuşuyor:

Eşyaları ve mekânları yerle bir etmeye bayılıyorum. Hepinizin yorulduğunu biliyorum ama lütfen biraz daha benimle oynamaya devam edin♪

Şemsiyesini aşağı doğru savururken bunu alaycı bir tavırla söylüyor. Bu bir işaret oluyor ve seri üretim Düşmüş Ejderhalar hep birlikte üzerimize doğru süzülüyor!

Yaralarını iyileştiren Sairaorg-san, dayanıklılığının çoğunu tüketmiş olsa da kendini zorlayıp harekete geçiyor.

Haydi yapalım şunu Rias, Sona Sitri! Onları durduramazsak bu utanç torunlarımıza kadar uzanır!

Evet!

Rias ve Başkan aynı anda yanıt veriyor.

Ben de seri üretim Düşmüş Ejderhaları haklamak için havaya uçuyorum—ama gözüme göz ardı edemeyeceğim bir şey takılıyor! Walburga—ellerini okula doğru doğrultuyor!

O anda—okulun bahçesinde alevden bir haç yükseliyor! Okulun bir bölümünü havaya uçuruyor!

Okul! Yaaaaapmaaaa!

Sona-başkan’ın çığlık benzeri sesi yükseliyor. Başkan okul bahçesine doğru koşuyor! Bu çok çılgınca! Başkan, o mukaddes kalıntının alevlerini tek başına mı göğüslemeye çalışıyor!? Bunu yaparsa yok olur! Her zaman sakin olan o bildiğimiz Başkan değil bu.

…… Okul, uzun zamandır kurduğu hayali olan okul tam gözünün önünde yanıyor. Bunun olmasını o kadar istemiyor ki kendini tutamıyor. Her zaman sessiz kalan ve her zaman isabetli emirler veren Başkan, duygularına yenik düşmüş bir halde okul bahçesine doğru ilerliyor.

Başkan’ın tek başına gitmesine izin vermek çok tehlikeli olur!

Ben de onunla gidiyorum!

Bunu söyleyen Rossweisse-san havadaki büyü çemberini aktif edip yola koyuluyor. Hemen Başkan’a yetişiyor ve birlikte okul bahçesine varıyorlar. Ardından savunma türü büyü çemberleri ve bariyeler oluşturmak için büyüyü başlatıyor!

Walburga’nın alevleri saldırıya geçiyor!

Mor alevler Rossweisse-san ve Başkan’a saldırıyor! İkisi bir şekilde savunma türü büyü çemberleriyle engelliyor gibi görünüyor…… Ama alevlerin gücü o kadar yüksek ki büyü çemberi kademeli olarak ufalanıyor! Bu gidişle çok geçmeden küle dönecekler!

Şu cadıyı hedef alın!

Rias’ın emri yükseliyor! Biz, yani onun hizmetkârları, hedefimizi Düşmüş Ejderhalardan Walburga’ya çevirip ona doğru yöneliyoruz ama cadı, etrafını sarıyormuşçasına mor alevleri çevresinde beliritiyor!

Ohohohoho! Bu alevler Şeytanlara sadece dokunarak bile ölümcül hasar verir!

Onlara dikkatsizce dokunamıyorsak, o zaman uzun menzilli saldırılarla onları yok etmemiz gerek! Ben ve Xenovia gibi uzun menzilli saldırı yapabilenler auralarımızı yükselterek hazırlık yapıyoruz! Ama seri üretim Düşmüş Ejderhalar sanki engel olmaya çalışıyorlarmış gibi üzerimize çullanıyor! Kahretsin! Bu gidişle bu adamlar ona kalkan olacak ve saldırılarımız ona ulaşamayacak!

Biz zorlu bir savaş verirken, Walburga elini hiç durdurmuyor ve okul bahçesine alevden haçlar yağdırmaya devam ediyor! Başkan ve Rossweisse-san’ın büyü çemberi, Walburga’nın iki üç saldırısını aldıktan sonra parçalanmaya başlıyor! Bir saldırı daha almaları durumunda son derece tehlikeli bir duruma düşecekler, ama Walburga daha fazla alevden haç fırlatıyor! Düşmüş Ejderhaları aşıp ona ulaştığımız anda Walburga çoktan saldırısını yapmıştı bile!

Mor alevler tam Başkan ve Rossweisse-san’ı vurmak üzereydi ki—

Alevden haç tam önlerinde durdu. Çünkü ikisinin önüne geçip o haçı göğüsleyen biri vardı.

Vücudunu siyah alevler kaplamış olan Saji orada dikiliyordu.

Saji, Başkan’a kalkan olmuş ve mukaddes kalıntının alevleriyle yanmaya başlamıştı! Siyah alevler mor alevleri söndürmeye yetmediği için Saji tutuşmaya devam ediyordu!

Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaah!

Saji acı içinde çığlık atıyordu!

Kaç! Saji, bu gidişle öleceksin!

Başkan avazı çıktığı kadar bağırıyordu ama Saji yerinden kımıldamıyor, haçı bastırmak için varını yoğunu ortaya koyuyordu!

Saji…… Bütün vücudu cayır cayır yanarken konuşmaya başladı!

…… Hyoudou gibi olmak istiyordum.

Siyah alevler yavaş yavaş zayıflarken Saji konuşmaya devam etti.

…… Hyoudou ile ben hemen hemen aynı zamanlarda “Piyon” olduk…… Aşırı sapık, terbiyesiz ve inanılmaz derecede arzusuna düşkün biri…… Ama dostları ya da bir başkası için her zaman varını yoğunu ortaya koyan, daima en öne atılan bir adam……

Mor alevler…… Onu kaplamaya başladı.

Hyoudou gibi güçlü, insanların bel bağlayabileceği bir adam olmak istiyordum. Ama ben ona bir adım yaklaştığımda, Hyoudou beş adım, on adım öne fırlıyor. Kendimi ne kadar eğitirsem eğiteyim, beni fersah fersah geride bırakmaya devam ediyor. Bunu fark edip “Ah, onu asla geçemeyeceğim” dediğim an…… Ben…… Kendime o kadar öfkelendim ki.

Saji’nin gözlerine savaş ruhu geri geldi. Siyah alevler…… Giderek şiddetlenmeye başladı!

Ben Hyoudou olamam. Ama yapabileceğim bir şey var. Yapmak istediğim şeyi buldum!

Saji kalbinin en derinlerinden haykırdı—.

Ben……! Ben bir “öğretmen” olacağım! O çocuklar! O okula gidecek öğrencilere ders vereceğim! Onlara sadece kendilerinin yapabileceği bir şeyler olduğunu öğreteceğim!

Saji’nin arkasında—Başkan ağlıyordu. Fark etmiş olmalıydı. Hizmetkârlarının kararlılığının ve kendi hayalinin artık Saji’nin de hayali olduğunu.

Walburga bunu duyunca büyük bir keyifle kahkaha attı.

Ohohohohohohoho! Boşuna! Çünkü o okul tam da şu anda tarafımdan yakılacak, yakılacak ve darmadağın edilecek! Hadi bakalım, yakalım gitsin♪

Walburga haçın gücünü artırmak için elini öne uzattı. Tam o anda.

Saji’nin yanında—devasa siyah bir yılan belirdi! Bu Vritra’ydı!

[Geciktiğim için kusura bakma, diğer yarım.]

Vritra!? Kutsal Ekipman’ın derinliklerinden geri mi döndün!?

Vritra, Saji’nin sözleri üzerine gözleri parıldayarak korkusuzca gülümsedi.

[Evet, döndüm. Ama biliyor musun diğer ben; Ben yokken bayağı bir olgunlaşmış gibisin.]

…… Evet, sanki artık yapabilirmişim gibi hissediyorum. Üzerimdeki yükü kaldırdığımdan beri.

Saji bunu mırıldandı. Saji’nin bedenini tekinsiz bir aura kaplamaya başladı! Ben bunu…… Daha önce görmüştüm! Evet, Kiba kutsal-iblis kılıcı kullanıcısı olduğunda, Kahraman Grubu Kutsal Ekipmanlarını güçlendirdiğinde ve ben Boosted Gear Scale-mail’i giydiğimde gerçekleşen olayın aynısıydı!

Vritra kükredi!

[Kalıntı kullanıcısı! Siyah alevlerimi küçümseme!]

Evet, yapalım şu işi Vritra! Ulaşmam zaman aldı ama artık başarabilirim! Seninle birlikte ben—

[Diğer ben. Bunu fark etmeni o kadar uzun zamandır bekliyordum ki! Şimdi onlara gösterelim! “Hapishane Ejderhası” olarak anılmamı sağlayan kötücül alevlerimin gücünü!]

Saji ve Vritra simsiyah bir aurayla kaplandı ve kapkara alevler bedenlerini sarmalamaya başladı!

Siyah aura patladı ve ortaya çıkan kişi kapkara bir zırha bürünmüş olan dostumdu!

Zırhından dokunaç benzeri birçok şey çıkıyordu ve üzerlerinde kapkara alevler yanıyordu. Denge Bozan’a ulaşan Saji haykırdı:

[—“Malebolge Vritra Promotion”. Ben—hayır, Cehennem’in ateşi gibi olan bizler. Siyah alevlerimiz mi yoksa senin arındırıcı mor alevlerin mi daha güçlü? Buna karar vermek için savaşalım!]

Saji’nin sesine Vritra’nınki karışıyordu. Şimdi anlıyorum, o ikisi kenetlendi! Düşünceleri bir olduğu için bu seviyeye ulaşabildiler! Demek böyle bir Denge Bozan da varmış!?

Rias konuştu:

Malebolge! Cehennem’in en derin katının bir üst katıdır. Kötü niyetli olanların ve günah işleyenlerin gönderildiği yer olduğu söylenir!

Saji mor alevden haçı kolaylıkla yok etti ve Walburga’ya doğru fırladı!

Düşmüş Ejderhalar ona saldırdı—ama Saji’nin zırhındaki çok sayıdaki dokunaç onları yakaladı! Dokunaçlara yakalandıkları anda Düşmüş Ejderhaların tüm auraları emildi ve toza dönüştüler.

Saji’nin etrafında gözle görülebilen pek çok lanet belirdi ve tüm atmosfere yayıldı!

Shinra-başkan yardımcısı ürkerek konuşuyor:

…… Bu kadar çok laneti bünyesinde barındıran bir Denge Bozan (Balance Breaker) ha……! Dikkatsizce yaklaşırsanız lanetlenip ölürsünüz!

Nitekim seri üretim Düşmüş Ejderhalar da onun lanetine uğrayıp patır patır yere düşmeye devam ediyor!

[Senin mor alevlerin mi yoksa benim siyah alevlerim mi! Hangisinin üstün olduğunu görelim!]

İlginç, hem de çok ilginç!

Saji ile onun meydan okumasını seve seve kabul eden Walburga, gökyüzünde alevlerin savaşına tutuşuyor!

Yardım etmek istiyorum ama geride hâlâ bir sürü seri üretim Düşmüş Ejderha var! İyi be! Öyleyse ben de hepinizin kökünü kazımak için bu savaşa dâhil olacağım!

Ruhumu şahlandırıyorum ama tam o sırada Asia’nın gür sesini duyuyorum!

! Fafnir-san’ın aurasını hissettim! Büyük ihtimalle Ddraig-san ve diğerleriyle birlikte Kutsal Ekipman’ın (Sacred Gear) derinliklerinden geri döndü!

Ooo, demek olay bu! Vritra’nın dönmesi diğer Ejderhaların da döndüğü anlamına geliyor.

Mücevherlerim de yanıp sönmeye başlıyor. Ddraig’in içgüdüsünü hissedebiliyorum!

[Evet, döndüm ortak.]

Ooo! Seni bekliyordum ortak! Eee, nasıl geçti?

[Bana bırak. Ayrıca bir şekilde onları ikna etmeyi başardık. Her neyse, şu durumu atlattıktan sonra biraz laflarız.]

Harika! O zaman şu işi çabucak bitirelim!

Asia, Fafnir’i çağırmak için Ejderha Kapısı’nı açıyor!

Sesime kulak ver, Altın Kral. Toprakta sürün ki ödülünü alabilesin! Lütfen ortaya çık! Devasa Ejderha! Fafnir-san!

Çağırma duası bittikten sonra Ejderha Kapısı’nın parıltısı daha da güçleniyor ve ardından patlıyor!

Altın rengi bir aurayla birlikte ortaya çıkan kişi—aşçı şapkası takmış olan Fafnir! …… Dur bir dakika, aşçı şapkası mı!? Ne diye o mereti takıyor ki!?

Ardından bu ortama hiç uymayan bir fon müziği çalmaya başlıyor. Fon müziği bana sık sık öğlenleri televizyonda gördüğünüz yemek programlarını hatırlatıyor.

Fafnir kocaman ağzını açıyor:

[Merhaba, Fafnir ile üç dakikalık yemek programına hoş geldiniz.]

Fafnir kafasında bir tahtanın eksik olduğunu düşündüren şeyler söylüyor ve yanında bir mutfak beliriveriyor! Neden mutfak belirdi ki!? Tepki vermekten kendimi alamıyorum! Elimden izlemekten başka bir şey gelmezken, Fafnir şunları söylüyor:

[Bugünün yemeği “Şeytani Asia-tan Usulü Kızarmış Külot”.]

…… Hepimizi dilini yutmuş bir halde bırakarak Fafnir, üzerinde malzemelerin yazılı olduğu sunum panosunu bize gösteriyor.

[İşte malzemeler:]

○Şeytani Asia-tan Usulü Kızarmış Külot

Malzemeler:

 Asia-tan’ın külotu

 Soğan (dilimlenmiş) ×1

 Sarımsak (dilimlenmiş) ×1

 Zeytinyağı

 Kırmızı Biber (dilimlenmiş) ×1

 Tuz & Karabiber (az miktarda)

 Kabartma Tozu

…………????? Aklım bunu almıyor. N-Ne yapmayı planlıyor bu? Ama sapıkça bir şeylerin olacağını iyi biliyorum! B-Bu kadarı da fazla kaçıkça değil mi!?

?

??

????

[??????????]

Kafamız soru işaretleriyle dolu. Şöyle bir baktığımda, seri üretim Düşmüş Ejderhaların bile saldırıyı kesip kafalarını yana eğerek merakla bu olayı izlediklerine şahit oluyorum! Cidden mi!? Bu herifler sırf bunun için mi saldırıyı kesti!?

Fafnir mutfağın önünde duruyor ve gözleri parıldayarak hazırladığı malzemeleri doğramaya başlıyor.

[İlk olarak, külot dışındaki malzemeleri doğruyorsunuz.]

Ardından Asia’ya dönerek şöyle diyor:

[Asia-tan, külotunu bana ver.]

E-Evet.

Görünüşe göre Asia’nın buna onay vermekten başka seçeneği kalmamıştı ve Fafnir külotu ondan alırken şunları söylüyor:

[Aynen böyle, malzemeler doğrudan tarladan taptaze gelmeli. Çok, taze ve yeni. Külotu iyice kokladıktan sonra üzerine harç döküyorsunuz.]

…… Gözümüzün önünde külotu kokluyor ve üzerine harç dökmeye başlıyor……

Sonra da o külotu yağ dolu tavaya atıyor!

[Kızartmak için hemen içine atıyorsunuz.]

Cızırdayan yağın sesi tüm savaş alanında yankılanıyor. Bu sırada Saji ve Walburga dışındaki herkes hareket etmeyi bırakmış, sadece bu manzarayı izliyor. Seri üretim Düşmüş Ejderhalar bile—. Ha? Nedenini anlamadığım bir şekilde, birkaç Düşmüş Ejderha beklenmedik şekilde bununla ilgilenmeye başladı! Ne yani, bu yemeğin Düşmüş Ejderhaları büyüleyen bir etkisi falan mı var!?

Fafnir tam zamanı geldiğini düşünmüş olacak ki külotu yağdan çıkarıyor. Kızarmış külotu, daha önce ince ince doğradığı malzemelerle birlikte tabağa yerleştiriyor. Ardından gururla şöyle diyor:

[Tamamlandı. Kendi tarzım olan “Şeytani Asia-tan Usulü Kızarmış Külot”.]

ŞAK ŞAK ŞAK ŞAK.

Onu izleyen birkaç Düşmüş Ejderha alkış tutmaya başlıyor!

Fafnir ardından Şeytani Asia-tan Usulü Kızarmış Külot’u önüne koyuyor!

[Şimdi müsaadenizle gömülüyorum. Isır ve yut.]

Ağzına atıp çiğnemeye başladıktan sonra izlenimlerini paylaşıyor.

[—Hep olduğun gibi kalmanı istiyorum.]

Gözyaşları.

Onu izleyen birkaç Düşmüş Ejderha—ağlamaya başlıyor! …… Bu da ne böyle. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi için ne yapmış olabilirsin ki!?

Asia aniden kendini yere bırakıyor! Xenovia onu yakalıyor!

Asia, kendine gel! Güçlü durman lazım!

…… Bir yengeç olmak istiyorum.

Hayır, o yanlış Asia! O lafın doğrusu “Bir eşya olmak istiyorum” olmalıydı!

Irina bu ikisi arasındaki konuşmaya şaşırıp kalıyor.

Xenovia! Gerçekten çok şey biliyorsun! Sana cidden hayranım! Dönem sonu sınavında ortalaması yüzde 90 olan mükemmel bir öğrenciden de bu beklenirdi zaten!

…………

B-Burada neler döndüğünü gerçekten anlamıyorum ama Düşmüş Ejderhaların saldırıyı bir anlığına durdurduğu kesin. Fafnir’in bu garip boyutu, seri üretim Düşmüş Ejderhaları bile durdurabiliyor mu yani!?

…… Aman neyse. Kafa yorucu şeyleri düşünmeyi bırakacağım. Bu arada Ddraig. Seninle bir şeyi teyit etmek istiyorum, geçmişteki Beyaz Ejder İmparatorlarını ikna etmeyi başarabildin mi?

[…… E-Evet, s-sayılır……]

…… Kesinlikle çok belirsiz bir cevap gibi hissettiriyor.

[…… N-Ne olur ne olmaz diye kayıtlarını aldım, izlesen iyi edersin…… Pek tavsiye edeceğim bir şey olmasa da……]

…… S-Sorun değil, sadece göster bana.

Gözlerimi kapatıp Kutsal Ekipman’ın derinliklerine iniyorum. Derken Ddraig bana geçmişteki Beyaz Ejder İmparatorlarının kaydını gösteriyor.

Kayıtta geçmişteki Beyaz Ejder İmparatorlarının güler yüzlü çehreleri beliriyor.

[Merhaba, şimdiki Kızıl Ejder İmparatoru. Bizler geçmişteki Beyaz Ejder İmparatorlarının geride kalan düşünceleriyiz.]

Çok sıcakkanlılar be! Onları ikna etmeyi gerçekten başarmışsın!

[Açtığın dertler yüzünden çok büyük bir hoşnutsuzluk duymaktan kendimizi alamıyorduk.]

Evet, çok üzgünüm! Bu konuda samimiyetle özür dilemem gerekiyor. E, bu bir kayıt olduğuna göre onlara karşılık veremeyeceğim.

[Bu sebeple Mağdurlar Derneği’ni kurmuştuk…… Ancak görünüşe göre bilgi eksiğimiz varmış.]

Yani derneği feshedecekler ha. Vay be, buna gerçekten minnettarım!

Ben rahat bir nefes alırken, diğerlerinden daha güçlü görünen bir adam şöyle diyor:

[Fafnir sayesinde gerçeğe ulaşabildik.]

…………

Şu an beni huzursuz eden bir isim duydum sanki…… O huzursuzluk hissi kelimelere dökülüyor ve kulaklarıma kadar ulaşıyor.

[—Evet, külotların o muazzam güzelliğine.]

…………

…………

Nutkum tutuluyor. Zihnim donup kalıyor ama onlar sanki mutlak hakikate ermişçesine bir edayla konuşmaya devam ediyorlar.

[Hepimizin ortak bir noktası vardı; karşı cinsin kalçalarına karşı büyük bir ilgimiz bulunuyordu.]

…… Mücevherimin içinde kalçaların da harika olduğunu söyleyen bir Beyaz Ejder İmparatoru kıdemlisi vardı elbette.

[Lakin, Beyaz Ejder İmparatoru kimliğimiz karşısında bunu reddetmekten başka çaremiz yoktu.]

[—Beyaz Ejder İmparatoru’nun böyle bir fetişe sahip olması kabul edilemezdi.]

[Ancak Fafnir bize onu gösterdi. Aşırı nadide bir mücevheri, Asia-tan’ın külotunu.]

Beyaz Ejder İmparatoru kıdemlisi, Asia’nın külotunu iki eliyle açıyor!

Kutsal bir emaneti tutarmışçasına başının üzerinde sergiliyor—.

[Şimdiki dünyada, kalçaları bu denli muazzam bir şekilde örten bir kumaş parçasının varlığından haberimiz oldu.]

[Biçimi, işlevi ve kalçaya—hayır, popoya giyildiğindeki o hat kıvrımı.]

[Hat kıvrımı……]

[Hat kıvrımı……]

[Hat kıvrımı……]

Geçmişteki Beyaz Ejder İmparatorları akıcı bir aksanla “hat kıvrımı” kelimesini tekrarlamaya başlıyorlar……

[O muhteşem hazine sayesinde, kendimize yalan söylediğimizi acı bir şekilde öğrendik.]

[Geçmişteki Kızıl Ejder İmparatorlarının “Zoom zoom iyaan” diyerek yok olduklarını duymuştuk.]

[Şimdi biz de size barışımızı ilan etmek adına şunu söyleyeceğiz.]

Birbirlerinin omuzlarına kol atıyorlar ve ferahlatıcı bir ifadeyle haykırıyorlar:

[ [ [ [ [ [ [ [ [ [—Asia-tan’ın külotu, kokla kokla.] ] ] ] ] ] ] ] ] ]

……………………

…………

…… Sen şimdi buna onları ikna etmek mi diyorsun, Ddraig-san?

[…………………… Benim bile aklımın ermediği şeyler var.]

Ddraig bunu bıkkın bir ses tonuyla söylüyor. Evet, bunu gözlerin fal taşı gibi açık bir şekilde kaydettiğini az çok tahmin edebiliyorum. Göğüsleri ve kalçaları aşmış olsalar bile, bu kadarı da artık çok……!

Onları ikna etmekte zorlandığını duymuştum ama Fafnir’in külot teorisiyle ikna edeceğini hiç tahmin etmemiştim…… Bu korkunç bir şey, cidden korkunç.

Vali’nin aklından şu an neler geçiyor çok merak ediyorum……

Fafnir ardından konuşuyor:

[Herkes Asia-tan’ın külotuyla huzura ererse ne ala.] Bence de, haklısın. Keşke öyle olsa. [Şirin külotlar barışın simgesi, dünyanın en büyük hazinesidir.]

Yoldaşlarımın ise—hepsi ya yüzlerini kapatıyor ya da bu durumdan bıkmış gibi görünüyor! Başrolün ta kendisi olan Asia ise hâlâ yerde yatıyor!

Rias başını iki yana sallayarak konuşuyor.

“…… Bu devrin İki Yüce Ejderhası’nda kesinlikle bir sakatlık var……”

Ben de mi dahildim buna!?

Çok özür dilerim! Rias’a ‘Şalter Prensesi’ denmesinin asıl sebebi esasen benim! Yani bu olaylar zinciri temel olarak benim yüzümden başladı, değil mi!? Yok yok, ben yine de bunun Fafnir’in suçu olduğunu düşünmek istiyorum! Yoksa bu vicdan azabıyla başa çıkmam mümkün değil!

Ve Ddraig sonunda lafa giriyor.

[—İşte bu kadar.] [Bununla birlikte……] [Hakuryuukou’nun gücünü kullanabiliriz……!]

…… Anladım, yani kullanabiliyoruz ha. Ha şöyle, anladım anladım. Hıhı, bunun için gerçekten minnettarım!

“Yine de Kötü Ejderhaları durdurabilmek harika bir şey…… İki Yüce Ejderha ve Ejderha Krallarının sınırlarını asla kestiremiyorsun.”

Kulağımıza tanıdık bir ses ulaşıyor! Kırmızı bir ışık hüzmesi yanımızdan geçip Başkan ile Rossweisse-san’ın bulunduğu okul bahçesine iniyor!

“Kyaa!”

Kırmızı ışık Başkan’ı savururken Rossweisse-san’ı sarıp sarmalıyor. …… Işık çekildiğinde orada dikilen kişi, Sahte Boosted Gear’ı takmış olan Euclid Lucifugus’tan başkası değil!

Demek bu pislik tam da böyle bir anda ortaya çıkmaya karar verdi ha!

O—Rossweisse-san’ı yakalamış durumda! Rossweisse-san ne kadar direnmeye çalışsa da adama sımsıkı sarıldığı için ellerinden kurtulamıyor.

“Nasılsınız bakalım, D×D?”

“—Euclid!”

Ben bağırdığımda o sadece omuzlarını silkiyor.

“Sana da merhaba—Sekiryuutei.”

Ardından Rossweisse-san’ı tutmaya devam ederken zırvalamaya başlıyor.

“Bizler, yani Qlippoth, Rossweisse’i ve o adayı akıllıca kullanacağız. Şimdilik bu kadar. Agreas’ın ışınlanması tamamlandığına göre, Yeraltı Dünyası ordusu bu bölgedeki garipliği fark edip buraya akın etmeden önce buradan ayrılmak isterim. Ama sanırım buna izin vermeyeceksiniz.”

Hepimiz hızla harekete geçerek etrafını saracak şekilde bir formasyon alıyoruz.

“Elbette vermeyeceğiz! Bırak Rossweisse-san’ı!”

Rias da öfkesini kusuyor.

“Seni yakalayıp Onii-sama ve Onee-sama’ya teslim edeceğim!”

Doğru ya. Tam olarak Rias’ın dediği gibi. Seni Sirzechs-sama ile Grayfia-san’a götüreceğim! …… bu herif yüzünden hâlâ zan altında tutuluyor! Bu saçmalığa tam da burada bir son vereceğim!

Euclid sadece gülmekle yetiniyor.

“Bu gerçekten korkutucu. O zaman ben de biraz direneyim bari.”

Parmağını şıklatıyor. Derken, Fafnir’in o tuhaf olayı yüzünden duraklayan Kötü Ejderhalar tekrar kendilerine gelip bize saldırmaya devam ediyorlar!

Ancak yoldaşlarım cesaretle haykırıyor!

“Sızlanmanın sırası değil! Tam sonuna gelmişken yenilirsek bu çok kötü hissettirir!”

Irina, kanat çırparak dört kanatlı hâline geçiş yapıyor!

“Kesinlikle, Irina!”

Xenovia, Durandal’ı tekrar sımsıkı kavrıyor!

“Ben de elimden gelenin en iyisini yapacağım! Fafnir-san, lütfen bana gücünü ödünç ver!”

[Elbette, Asia-tan’ı sonuna kadar destekleyeceğim.]

Asia ve Fafnir, bu büyük final için var güçlerini ortaya koymaya hazırlanıyor.

“Ise-kun, Başkan, Rossweisse-san’ı size bırakıyoruz!”

Kiba bunu söyledikten sonra Shinra-Başkan Yardımcısı ile birlikte düşmanların arasına dalarak kılıcını savuruyor!

Rias ve ben tekrardan Euclid’e doğru yaklaşıyoruz. Ve aniden Euclid’e doğru sihirli bir ok fırlatılıyor!

Okun geldiği yöne baktığımda—Gondur-san’ı görüyorum! Bitkinlikten bitap düşmüş gibi görünüyor, yine de vücudu bir sağa bir sola sallanırken elini öne doğru uzatıyor.

“Torunumu…… torunumu geri alacağım!”

Gondur-san ne kadar sarsılmaz bir iradeye sahip olduğunu gösteriyor.

Euclid ise şöyle diyor:

“Aşağıdaki yoldaşlarımız büyük bir kargaşa çıkardı, değil mi? Onlarla uğraşırken epeyce güç kaybettiğinizi tahmin edebiliyorum.”

Rossweisse-san büyükannesine doğru çığlık atıyor.

“Büyükanne! Dur! Bütün gücünü tükettiğin için artık hareket bile edemezsin, değil mi!?”

Anladım. Demek bodrum katında bu adamlarla bağlantılı olan hain Büyücülerle dövüşürken bütün büyü gücünü harcadı. O hain Büyücüler de muhtemelen oldukça yetenekliydi, bu yüzden Gondur-san kendini hiç düşünmeden ölesiye savaşmış olmalı.

Gondur-san torununun sözlerine karşı sesini yükseltiyor.

“…… Sessiz ol. Seni kurtaracak kadar gücüm hâlâ var!”

Euclid hayretle bir nefes veriyor.

“Üzgünüm ama bir Büyücü olsan bile bu hâlinle bana karşı koyma şansın hiç yok.”

Euclid bunu söyler söylemez ayaklarının altında bir büyü çemberi aktifleşiyor! Rossweisse-san’ı tuttuğu gibi ışınlanmayı mı planlıyor yoksa!?

Biz gardımızı alırken Gondur-san elinde kalan son gücü de ortaya koyarak Euclid’in büyü çemberine sihirli oklar fırlatıyor! O anda Euclid’in büyü çemberi bir hata oluşmuş gibi dalgalanmaya, farklı bir yöne kaymaya başlıyor ve son anda patlayıp gidiyor! Işınlanma engellendi!

“…… Işınlanma mühürü.” “Vay be, amma sinsice bir hamle yaptın öyle.”

Euclid neretle bunu söyledikten sonra sırtından Ejderha kanatlarını çıkarıp kaçmaya yelteniyor! Euclid delice bir hızla havalanıyor! Işınlanamadığı için kaçmaya çalışıyor şerefsiz!

Rias ve ben peşine düşmeye yeltenirken, yere yığılan Gondur-san bize sesleniyor.

“…… Sekiryuutei-dono, Prenses Rias. …… Lütfen, yalvarırım torunum Rossweisse’i kurtarın. Yalvarırım size.”

Rias ve ben gülüseyerek ona karşılık veriyoruz.

“Tabii ki kurtaracağız.”

“O bizim hep gurur duyduğumuz bir yoldaşımız.”

…… Rossweisse-san bizim çok değerli bir yoldaşımız! Onu mutlaka kurtaracağız! Kesinlikle!

Rias ile birbirimize kafamızla onay verip gökyüzüne doğru süzülüyoruz!

Euclid’in peşine Rias ile birlikte takıldığımızda—bayağı bir ileride bizi beklediğini görüyoruz.

Euclid bir eliyle Rossweisse-san’ı tutarken diğer eliyle aşağıyı işaret ediyor.

Aşağı inmemizi istiyor olmalı. Hâlâ kendini bir şey sanıyor herif.

Rias ile birlikte aşağı iniyoruz. Tarım arazilerinden uzakta, çorak bir arazi burası. Etrafıma bakınıyorum ama ne tek bir bina ne de bir insan görebiliyorum. Belli ki burada biraz ileri gitsem bile hiçbir sorun çıkmayacak.

Yeniden karşımıza geçen Euclid’e haykırıyorum.

“Grayfia-san’ın kardeşi Euclid! …… Sen ne yapmaya çalışıyorsun be? Neden tam da böyle bir zamanda ortaya çıktın? Hem de bir terörist olarak! Mevcut Şeytan hükümetine karşı bir isyan mı bu?”

Niyetini bir kez daha kendi ağzından duymak istiyorum. Bu terör eylemlerinin arkasındaki beyin olsa bile, o hâlâ Grayfia-san’ın öz kardeşi.

Euclid yanıt veriyor.

“…… Pek çok sebebi var, Hyoudou Issei. Mevcut hükümete olan huzursuzluğum ve ablama dair kafamdaki soru işaretleri. Uzun zaman boyunca kendimi sorguladım durdum. Hyoudou Issei, lütfen cevap ver bana. Bir ‘Şeytan’ tam olarak nedir?”

Bu aniden gelen soruya hemen cevap veremiyorum.

Euclid benim bu tepkimi görünce başıyla onaylıyor.

“Düzgün bir cevap veremiyorsun. Ben de öyleyim.”

“…… Rizevim’in ideolojisinin seni gaza getirdiğini mi söylemeye çalışıyorsun?”

“Herkesin kendine göre idealleri vardır. Ancak ben o kişinin idealinin benim için gerekli olduğuna kanaat getirdim.”

Euclid ardından derin bir iç çekiyor.

“’Şeytanların’, insanlara ve diğer güçlere karşı gerçek birer ‘Şeytan’ gibi davranmasının en önemli şey olduğunu düşündüm. Bu da açıkça, var olan tüm yaratıklardan ve varlıklardan çok daha kötü olmamız gerektiği anlamına geliyor. Bu hususta Rizevim-sama ile aynı kafadayım. Ancak bundan sonrası, tamamen benim kendi cevabım olacak.”

Euclid kollarını iki yana açıyor.

“—Rizevim’i kullanarak tüm güçlere ‘Şeytanların’ gerçekte ne olduğunu göstereceğim. Bunu anlamalarını sağlayacağım. ‘Şeytan’ denen bu kötücül türün ne kadar vahşi ve tehlikeli olduğunu idrak etmelerini istiyorum. Benim için yönetimin ya da politikanın bir önemi yok. Hayır, Rizevim-sama için de durum aynı. Son aşamada, Şeytanların ne olduğunu insan dünyasına da göstermek istiyorum.”

…… Demek bu herif de hiçbir mantığa sığmayan gerekçelerle hareket ediyor……!

Şeytanların ne olduğunu başkalarına göstermek de ne demek oluyor öyle……!?

O okulda vakit geçirdiğim çocukların gülümsemeleri bir an zihnimde canlanıyor.

Hiçbir şeyden haberi olmayan Yeraltı Dünyası’nın masum çocukları da mı bu işe dahil edilecek……? Hey, onlar da mı……?

Euclid’in bu sözleri karşısında yüzümü öfkeyle ekşitiyorum.

“…… Şeytanların diğer tüm güçlerle ve insan dünyasıyla arasına mesafe koymasını mı sağlamaya çalışıyorsun yoksa……!?”

Euclid uzaklara dalıp gidiyor.

“Ablama…… Ona hayrandım. Bir kadın olmasına rağmen herkesten daha güçlü ve herkesten daha cesurdu. Benim gurur kaynağımdı. Ablamı desteklemenin, hayatımı adadığım yol olduğuna bile inanmıştım. Ama o ablam ‘Lucifer’ için çalışmaya isyan etti ve kalbini Şeytan bile denemeyecek o anormal türe kaptırdı. Rias Gremory, ne kadar büyük bir şok yaşadığımı ve değerlerimin nasıl darmadağın olduğunu tahmin edebilir misin?”

Euclid ardından parmağıyla beni işaret ediyor.

“Ruhumun dengesi uzun süre bozuk kaldı; bedenim ve zihnim bir cesetten farksız bir durumdaydı. Ama kafasına göre takılıp Yeraltı Dünyası’na bambaşka bir hava getiren seni, Hyoudou Issei’yi tanıdıktan sonra şu sonuca vardım.”

Euclid başını yukarı kaldırıyor. Yüzü garip bir şekilde aydınlanmış görünüyor.

“—’Ah, evet. Ben de kafama göre yaşamalıyım’—”

!

Beni gördükten sonra kafasına göre yaşaması gerektiğini mi fark etmiş……? Ne saçmalıyor ulan bu herif! Bayağıdır söylediklerinin hiçbirini kafam almıyor zaten!

Rias, öfkesini buram buram hissettiren bir sesle araya giriyor.

“Yani bütün bunları sadece canın istedi diye mi yaptın!?”

Euclid bunu pek de umursamıyor gibi görünüyor.

“Oldukça basit bir düşünceydi. Şeytanların bir kahramanı olsun—. Çocuklar o kahramanı görüp ondan etkilensin. Ama bu hiç de bir Şeytan’a yakışır gibi değil. Durum böyle olunca, ben de çocuklara gerçek bir ‘Şeytan’ın ne olduğunu göstermek istediğim sonucuna vardım.”

“Bize bahsettiğin o ‘Şeytan’ın Rizevim olduğunu mu söylüyorsun!? Bunca zaman sonra ortaya çıkıp da bize zırvalamayı kes artık!”

Rias benim öfkeme katılarak söze devam ediyor. Yüzü öfke ve gözyaşlarıyla kaplı.

“…… Sen kesinlikle kaçırtmışsın! Kendi türümüz bile bu kadar tehlikeli bir durumdayken, sen barış yerine hâlâ kaosun peşinde koşuyorsun……!”

Euclid, Rias’ın bu sözleri üzerine kafasını hafifçe yana eğiyor.

“Kaçırtmış mı? Rias Gremory, tam olarak neresi kaçırtmışlık bunun? Benim eylemlerim mi? Yoksa İblis Kralları’nın hiç yaşanmaması gereken o yok oluşu mu? Bizim varlığımız tıpkı Kutsal Kitap’ta ve onunla ilgili belgelerde yazıldığı gibi ‘Sıradışı’, yoldan sapmış varlıklar olmalıydı—istisnai varlıklar. Abin ve Ajuka Beelzebub gibi kuralları yıkan varlıklar, muhtemelen bizim mitolojimizin bozulması yüzünden dünyaya geldi. Hayır, bizler muhtemelen artık ‘Kutsal Kitap’taki Şeytanlar’ bile değiliz.”

…………

Çocuklara ‘Şeytanların’ ne olduğunu mu gösterecek yani? Ve benim yaptıklarım da onun bu eylemlerinin kıvılcımı mı oldu……?

Kafamı iki yana sallıyorum.

“Demek o abartılı hırslarını bu şekilde dışa vurdun ha…… Ama—”

Evet, ama bu bambaşka bir şey. Onların hırslarının da hayallerinin de o çocuklarla en ufak bir alakası yok!

“O çocukların sizinle hiçbir alakası yok ulaaan! Ne dersen de, sen şu anki Yeraltı Dünyası’nı yok etmeye çalışmıyor musun!? Öyleyse seni durdurmak zorundayım!”

Euclid, al kıpkırmızı zırhımdan dışarı fışkıran auramı görünce hafifçe gülümsüyor.

“İşte böyle, tam da senden beklendiği gibi. Bir kahraman bir şeyi körü körüne korumalıdır. Rizevim-sama’nın aksine ben bir kahramanı en başından reddetmem. İşte bu yüzden benim rakibim olmaya tam anlamıyla uygunsun!”

Rias bunun üzerine konuşuyor.

“Peki Rossweisse’i hedef almaktaki amacın neydi? 666’nın sırrına ulaşabilecek kapasitede göründüğü için mi? Öyle olsa bile, kendini sokacağın tehlikeyi bile bile Tokyo’da ortaya çıkman fazla düşüncesizce bir hareket değil miydi?”

Evet, tam olarak Rias’ın dediği gibi. Aklından ne geçiyor olursa olsun, Rossweisse-san’ı kendi tarafına çekmek için bizzat Tokyo’ya gelmesi çok cesurca bir hamleydi. Eğer bir teröristsen şehirlere sızarken ekstra dikkatli olman gerekmez mi? Planların bir kez açığa çıktı mı, bir dahaki sefere sızmak çok daha zorlaşır. Ve bunu bile bile içeri sızmak, geçerli bir sebebin yoksa pek akıl kârı görünmüyor.

Rossweisse-san’a bakarak konuşuyor.

“…… Bu kadın çok zeki. Aynı zamanda büyük bir potansiyele sahip. Eğer bizim tarafımıza geçerse onu akıllıca kullanabiliriz. Ne de olsa üzerinde çalıştığı şey 666’nın mührünü çözme yöntemi değil, tam aksine bir şeydi. Onu mühürlemenin bir yoluydu.”

!

Rias da ben de bunu duyunca şok oluyoruz!

Rossweisse-san hakkındaki o tezin 666’nın mührünü açmakla değil, onu mühürlemekle mi ilgiliymiş……?

Euclid, Rossweisse-san’ın saçlarını okşarken konuşmaya devam ediyor.

“Ayrıca…… Rossweisse ona benziyor. Gerçekten de çok benziyor.”

Rias şüphe dolu bir ifadeyle ona soruyor.

“…… Kime benziyor?”

“—Ablam Grayfia’ya.”

!?

Rias, Rossweisse-san ve ben bu itiraf karşısında donup kalıyoruz. …… Ona benzediğini söylüyor ama yüzleri hiç birbirine benzemiyor ki. Yine de gümüşi saçları ve taşıdıkları o hava benziyor olabilir……

Euclid hafifçe gülümseyerek konuşmasını sürdürüyor.

“…… Bu kadın benim ablam olabilir. Bu benim için çok önemli.”

…………

…… Evet, nihayet anlıyorum. …… Onunla ilk karşılaştığımda ‘Ablama söyle’ demişti.

…… Bu herif, yani Euclid…… Grayfia-san’ın gölgesini mi kovalıyor……?

Yoksa şimdiye kadar yaptığı her şey ve söylediği o kaçıkça sözler Grayfia-san ile mi bağlantılı?

Sırf ona benziyor diye her türlü riski göze alıp Rossweisse-san’ı görmek için Tokyo’ya kadar geldiğine göre…… Sırf bu bile onun nasıl bir……

Rias aniden hüzünlü bir ifadeye bürünüyor.

“…… Euclid Lucifugus. Sen…… senin kalbin zaten……”

“? Ne saçmalıyorsun? Ben hâlâ gayet aklı başındayım.”

Euclid iç çekip bana—hayır, Ddraig’e bakarak konuşuyor.

“Sekiryuutei Ddraig, ne dersin? Bu mücevhere gelmek istemez misin?”

Ddraig herkesin duyabileceği şekilde ona yanıt veriyor.

[Taraf mı değiştirmemi söylüyorsun?]

“Evet. Seni geçmişteki bütün Sekiryuutei’lerden çok daha iyi kullanabilirim. Gücünü şuradaki Hyoudou Issei’den çok daha fazla ortaya çıkarabilirim. Kızıl zırh denen o sahte gücü kullanmadan da Yüce Ejderha Ddraig’in kişileşmiş hâli olabilirim. Juggernaut Drive’ı bile kullanabilirim.”

[Anlıyorum…… Sen olsan muhtemelen tam gücümden bile fazlasını ortaya çıkarabilirsin.]

“Kesinlikle. Sonuçta ben Hyoudou Issei’den çok daha güçlüyüm.”

[……] [Evet, şimdiki ortağım tarihteki en zayıf olanı.] [Üstelik gücünü henüz tam anlamıyla kullanamadığı gibi, dikkatini sürekli boş işlere vermek gibi berbat bir huyu da var.] [Sürekli göğüslere takılıp durduğu için çekmediğim çile kalmadı!]

…… Bana mı öyle geliyor, yoksa fırsatını bulmuşken içinden ne geliyorsa yardırıyor musun? İçinde ne çok stres biriktirmişsin be kardeşim!

Fakat Ddraig ona cevabını veriyor.

[Yine de senden katbekat daha iyi.] [Hatta şimdiye kadarki tüm taşıyıcılardan çok daha iyi.] [Açıkça söylemek gerekirse……] [O harika bir ortak.]

…… Vay be, ne güzel laf ettin öyle. Zaten en ufak bir şüphem bile yoktu ki.

Euclid omuzlarını silkip kahkaha atmaya başlıyor.

“Fuhahahaha, öyleyse buna ne diyeceksin!”

Euclid parmağını şıklatıyor. Avcunun içinde küçük bir büyü çemberi belirip anında kayboluyor.

Bir an sonra—arkamızdan, ta uzaklardan büyük bir patlama sesi yankılanıyor.

…… Ses okulun olduğu yönden geldi……! Hadi canım, ciddi misin siz……!? Rias, Rossweisse-san ve ben donakalıyoruz.

Pişkin pişkin konuşmaya devam ediyor.

“Sonuçta hepiniz fazla safsınız. Hain Büyücüleri canlı ele geçirdiniz, değil mi?” “Onların bedenlerine küçük birer tuzak yerleştirmiştim.” “—Aksilik çıkarsa patlayacak şekilde ayarlamıştım.” “Bakın işte, o kadar gözünüz gibi baktığınız okul yerle bir oldu. Çabalarınızın hepsi boşa gitti.”

“…………”

“……Senin gibi aşağılık birinin……”

Rias da ben de öfkeden tir tir titriyoruz. Hiç istifini bozmadan devam ediyor.

“Ama amannn, ne olacak ki? Yalnızca Alt Düzey Şeytanların çocuklarının toplandığı zavallı bir okuldu işte.” “Biliyor musunuz? Üst Düzey Şeytanların gittiği, sadece seçilmiş saf kanların girebildiği okulu bilir misiniz?” “Tabii ki orada eğitim verenler de Üst Düzey hanelerden gelir.” “Kurumları, en son teknolojiyi en üst düzeyde entegre ederken bir yandan da geleneklere önem verecek şekilde eğitim verir.” “Öğrenciler diğer hanelerle bağlantı kurmak için o okula giderler.” “Bu da onların geleceği için sarsılmaz bir temel oluşturur.” “Yüksek sosyetede kabul görmelerini sağlamak için, o elit okul harika bir sigortadır.”

Tiksindirici bir ses tonuyla konuşmasını sürdürüyor.

“O okulun o kadar değeri var mı gerçekten? Oraya bir Üst Düzey Şeytan’ın gideceğini mi sanıyordunuz?” “Orada ne kadar okurlarsa okusunlar, en fazla elde edebilecekleri şey orta-alt ya da alt-üst düzey bir iş olur.”

…………

…… Öyle olsa bile ne değişir ki!? O okulda…… Herkes hayallerini yaşatıyordu. Herkesin içinde bir umut vardı. Bu herif bunun ne kadar değerli olduğunu asla anlayamaz……!

Bütün bedenimden auramı fışkırtarak ona doğru yürüyorum.

“……Bir aşağılık olmana sevindim.” “Grayfia-san’ın kardeşi olduğun için, Rizevim’e uzun uzun düşündükten sonra yardım ettiğini sanmıştım.”

Kıpkırmızı zırhımdaki tüm mücevherlerden Wyvern’lar fırlıyor. Ddraig’in geri dönmesi sayesinde onun işlevleri de yerine geldi.

“Eğer karmaşık duygularla bize karşı çıksaydın, işini bitirirken seni yumruklayıp yumruklayamayacağım konusunda kararsız kalabilirdim……” “Aklını kaçırmış bir aşağılık olmana gerçekten çok sevindim……!” “Artık kendimi tutmayacağım!” “Bugün seni evire çevire dövüp Grayfia-san’a götüreceğim!”

Bedenimden fışkıran muazzam miktardaki aurayla tam karşısında dikiliyorum! Evet, bu herif asla affedemeyeceğim biri! Onu kendi ellerimle benzetmeden içim rahat etmeyecek!

Bir Sekiryuutei olarak! Grayfia-san’a saygı duyan biri olarak! Rossweisse-san’ın yoldaşı olarak!

Dönüp Rias’a konuşuyorum.

“Lütfen benden uzaklaşın.” “Bu işi çabucak bitireceğim.”

“Ama……”

Huzursuz görünen Rias’a kararlı gözlerle bakarak söylüyorum.

“Bir daha kaybetmeyeceğim.” “Bu herifi devireceğim.”

Kararımdan dönmeyeceğimi anlamış olacak ki Rias bir adım geri çekiliyor. Euclid de büyü gücünden yaptığı bir halatla Rossweisse-san’ı bağlayıp onu serbest bırakıyor.

Bu, gerçek Sekiryuutei ile sahte Sekiryuutei arasındaki ikinci savaş olacak. Temel güç açısından, sahte bir ekipman kullanıyor olsa bile benden katbekat üstün. Üstelik Sekiryuutei’nin gücünü benden çok daha iyi ortaya çıkarıyor.

Ama yine de bu herife kaybetmeyeceğim—.

“Rossweisse-san’ı geri alacağım.”

“Bunu başaramayacaksın. O, ancak benim kontrolüm altındayken gerçek gücünü gösterebilir.”

Sakince cevap veren bu herife net bir şekilde haykırıyorum.

“Senin gibi birine katbekat fazla gelir o!” “O benim değerli yoldaşım.” “Kafana göre takılmana izin vermeyeceğim!”

Rossweisse-san gözlerinde kararlı bir ifadeyle konuşuyor.

“Lütfen beni de bu adamı da bozguna uğratın!”

…… Rossweisse-san. Sana o zaman da söylemiştim.

“Bunu asla yapmayacağım.” “Seni kurtaracağım ve sadece bu herifi devireceğim—” “Hepsi bu.”

Etrafımda uçuşan Wyvern’lara bakarak konuşuyor.

“Bana epey çektirdin ama neyse, bu sefer seni hafife almadan savaşacağım.”

Bunu söyleyerek anında iblis gücü dalgasını artırıyor! Aurası hızla yükselerek tüm bu bölgeyi yerle bir edebilecek bir boyuta ulaşıyor! Ayaklarının altındaki zemin bile genişçe çatlıyor ve toprakta delikler açılıyor.

…… Bu gerçekten muazzam bir iblis gücü. Bunu doğrudan yersen Üst Düzey bir Şeytan bile yok olur. Bu adam işi ciddiye alıyor.

Ama neden bilmiyorum. Bence Sirzechs-sama ve Grayfia-san’ın yanında esamesi bile okunmaz. Tam gözümün önünde böyle muazzam bir güç sergiliyor olsa bile.

…… Gücünü bir kenara bıraksak bile, varlığının kendisi çok yüzeysel kalıyor. İşte bu yüzden bunun harika bir şey olduğunu hissedemiyorum.

…… Gerçi ben de yüzeysel biriyim ya. Yine de sanırım ondan daha iyiyim.

“Öyleyse, geliyorum!”

Euclid elini öne doğru uzatıp iblis gücünü daha da artırıyor.

[GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR! GÜÇLENDİR!!]

Güç artışını simgeleyen ses Sahte Kutsal Ekipman’dan yankılanıyor ve aurasını daha da yükseltip anında dışarı fışkırtıyor! Muazzam miktarda aura seli fırlatıyor!

Bunu yersem ben bile sağlam çıkamam. Ama Wyvern’larımı harekete geçirip önümde sıra hâlinde dizilmelerini sağlıyorum.

Euclid’in iblis gücü Wyvern’larımı yutuyor. O anda.

[BÖL!] [BÖL!] [BÖL!] [BÖL!] [BÖL!] [BÖL!] [BÖL!] [BÖL!]

Wyvern’lar saldırının bölündüğünü belirten sesi çıkarıyor ve saldırısı her bir Wyvern’ımdan geçerken zayıflıyor. Bana ulaşana kadar, kolumu hafifçe savurarak yok edebileceğim seviyeye gelmiş olmalı.

Ancak bunu ona geçen sefer de gösterdiğim için Euclid bunun farkında olmalı. Saldırıyı fırlattığı gibi harekete geçiyor ve aramızdaki mesafeyi kapatıyor! Euclid, muazzam bir hızla ilerlemesine rağmen yumruğuna iblis gücü yüklüyor!

Anında Dragon Shot’ımı fırlatıyorum. Euclid buna hemen tepki verip kaçıyor—. Ama arkasında bir Wyvern var!

[YANSIT!]

Dragon Shot’ım, yansıtıldığını belirten sesle aynı anda yön değiştiriyor! Başka bir Wyvern buna tepki verip onu bir kez daha yansıtıyor! İkinci yansıtmayla birlikte Dragon Shot’ım orijinal rotasına dönüyor ve doğruca Euclid’e doğru yöneliyor!

Buna rağmen Euclid vücudunu kaydırarak sıyrılmayı başarıyor! Saldırımdan kaçarken aurasıyla kaplı yumruğunu bana doğru savuruyor! Bu yoğun yumruğu yersem zırhımı paramparça edebilir!

Savunmamı artırmak için kolumu Solid Impact moduna geçiriyorum!

Ardından korkusuzca gülümsüyor.

“Korkakça bir çaba! Sadece bununla yumruğumu durduramazsın!”

Euclid’in gaddar darbesi—çapraz siper aldığım kollarıma iniyor!

Vücudumun çekirdeğini bile sarsan bir darbe! Ama—kollarım hâlâ koruma pozisyonunda duruyor. Euclid bu gerçek karşısında bir anlığına donup kalıyor. Beklemediği bir şey gerçekleştiği için duraklamış olmalı.

Bu fırsatı kaçırmıyorum ve kolum Solid Impact modundayken yüzüne okkalı bir yumruk geçiriyorum!

Euclid şiddetle geriye fırlıyor! Sahte zırhı ağır bir şekilde parçalanıyor!

Vücudunu halsizce kıpırdatırken bana soruyor.

“…… Bu da ne demek oluyor? Benim yumruğum senin aurandan üstündü. Onu engellemen imkânsız olmalıydı. …… Ama sana vurduğum an, gücünün yükseldiğini hissettim.”

Gerçekten de keskin gözleri var. Beni harbiden dikkatle inceliyor.

Yanımda—uçan kırmızı bir Wyvern duruyor. Euclid bunu görünce şoka girmiş gibi görünüyor.

“……! Yoksa o kırmızı Wyvern’ın da mı…… Sekiryuutei’nin gücünü kullanabildiğini mi söylüyorsun!?”

Evet, bu benim geliştirdiğim bir yetenek. Wyvern’lara sahip olduğumdan beri onları nasıl kullanabileceğimin yollarını arıyordum. Bölme (Divide) ve Yansıtma (Reflect) yeteneklerini kullanabildiklerini anlamıştım. Ama sonra şöyle düşündüm.

—Eğer bu bir Sekiryuutei Wyvern’ıysa, o zaman savaşma şeklim değişebilir.

Sonra Ddraig şöyle dedi:

[Öyleyse denemeye ne dersin?] [Şimdiki senle, bunun püf noktasını kavrayabilirsin.]

Ddraig’in önerdiği gibi, kırmızı Wyvern’ı gerçeğe dönüştürmek için elimden gelenin en iyisini yaptım. Ddraig, Albion’ın yanına gittiği için onu elde etmeye bir adım kalmışken eğitimime ara vermek zorunda kalsam da…… Ddraig’in Albion’ın mekânındaki geçmiş Hakuryuukou’ları ikna etmesi sayesinde somut bir kanıt elde edebildim. Böylece hayalim gerçeğe dönüştü.

Etrafımda uçuşan Wyvern’lar. Kendi kendilerine kırmızı ve beyaz renkler arasında geçiş yapıyorlar. Sadece tek bir düşüncemle güçlerini Sekiryuutei’nin gücü ile Hakuryuukou’nun gücü arasında değiştirebiliyorum.

Bunu fark ettikten sonra Euclid, gördüklerine inanamıyormuş gibi başını iki yana sallıyor.

“…… Saçmalık. Salıverdiğin Hakuryuukou’nun gücünü…… Sekiryuutei’nin gücüne dönüştürmek mi……!”

“Bunu sahte bir ekipmanla yapamazsın, değil mi? Ayrıca, senin gibi zeki birinden bahsediyoruz burada. Bundan sonra ne olacağını tahmin edebilirsin, değil mi?”

“…… Kırmızı ve beyazın gücünü birleştirmeyi mi planlıyorsun!?”

Aynen öyle. Wyvern’ları duruma göre değiştireceğim! Sen de ne demek istediğimi anlıyorsun, değil mi!?

Wyvern’larımla birlikte ileri atılıyorum! Ona ulaşmadan önce üzerine birkaç Wyvern fırlattım! Bir yandan yana doğru sıyrılırken bir yandan da üst üste şeytani gücünü ateşlemeye çalışıyor! Wyvern’ları tek bir sıra haline getirip kırmızıya dönüştürdüm!

Sana bir daha asla kaybetmeyeceğim!

Ejder Patlamalarımı (Dragon Shot) gelişigüzel savuruyorum!

[GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!]

Saldırılarım kırmızı Wyvern’ların içinden geçiyor ve her birinde güçleri daha da katlanıyor! Devasa boyuta ulaşan Ejder Patlamalarım, onun fırlattığı aurayı silip süpürerek dosdoğru ilerlemeye devam ediyor!

Euclid yukarı doğru havalanarak saldırımdan kaçıyor. Fakat Ejder Patlamalarım, daha önceden öne yolladığım beyaz Wyvern’lara çarptığı anda—.

[YANSIT!] [YANSIT!] [YANSIT!] [YANSIT!] [YANSIT!] [YANSIT!] [YANSIT!] [YANSIT!]

Hepsi geri yansıyor ve kaçmak için göğe yükselen Euclid’in peşine düşüyor! Euclid birkaç Ejder Patlamasından sıyrılmayı başarsa da bir tanesini tam kafadan yiyor ve zırhı darmadağın oluyor.

Şimdi, Ddraig. Şu işi bitirelim.

[Evet, halledelim şu işi.]

Kırmızı Wyvern’lar etrafımda toplanıyor ve gücümü köklendirmeye başlıyor.

[GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!] [GÜÇLENDİR!!]

Kırmızı Wyvern’lar zırhıma kenetleniyor ve güçlerini anında bana aktarıyor!

[AKTAR!] [AKTAR!] [AKTAR!] [AKTAR!] [AKTAR!] [AKTAR!] [AKTAR!] [AKTAR!]

!

…… Auram maksimum seviyesine ulaşıyor. Al renkteki auram göz alıcı bir ışık yayarak etrafı tamamen sarmalamaya başlıyor. Aşırı derecede yükselen bu güç, Kızıl Ejder İmparatoru’nun gücünü kuralları yıkan sıra dışı bir seviyeye taşıyor.

Zırhımın göğüs ve karın bölgesi mekanik sesler çıkararak hareket ediyor ve şekil değiştiriyor. Şu an üzerimde… bir şeyi dışarı fırlatmak için tasarlanmış bir mekanizma var.

Bu tıpkı Juggernaut Drive ve Great Red’in gücünü kullandığım andakiyle birebir aynı.

[Evet, bu Boosted Gear’ın son kozu ve yasaklanmış saldırısıdır. Albion ile kurduğumuz karşılıklı anlayış sayesinde gerçeğe dönüştürmeyi başardığımız düş parçacıkları… Longinus Smasher!]

Bedenimi Euclid’e doğru çevirip auramı yüklemeye başlıyorum. Karın bölgemde toplanan ve beni bile dehşete düşüren o akıl almaz aura miktarını hissedebiliyorum.

Bunu yere doğru fırlatmamın imkanı yok. Bu yüzden ancak düşmanı gökyüzüne çekerek ateşleyebilirim.

Tehlikeyi sezmiş olacak ki Euclid buradan kaçmaya çalışıyor!

“…… Ne kadar sinir bozucu olsa da bunu yemeyi göze alamam!”

Euclid kaçmaya yelteniyor ama bedeni aniden sihirli halatlarla bağlanıyor!

Bana aklına gelen her şeyi söyledikten sonra öylece kaçabileceğini mi sandın? Ayrıca şeytani gücün güçlü olmasına güçlü ama içinde bir sürü gereksiz ayrıntı var. O lüzumsuz kısımları temizleyerek o ipi daha da güçlendirdim.

Bu Rossweisse-san! Rossweisse-san kendisini bağlayan ipleri kendi imkanlarıyla çözüp doğrudan Euclid’in üzerine dolamış! Üstelik göz açıp kapayıncaya kadar büyüyü kendi zevkine göre yeniden şekillendirmiş! Rossweisse-san gerçekten de çok kurnaz!

“…… Gözüme kestirdiğim kadından da bu beklenirdi zaten!”

Ulan bu herif bu haldeyken bile hâlâ laf yetiştirebiliyor ya! Hay senin ben!

Sihirli halatları zorla parçalıyor ama artık çok geç. Çoktan şarjı tamamladım.

Ardından Ddraig ona sesleniyor.

[—Euclid Lucifugus. Bu dünyaya tek bir Kızıl Ejder İmparatoru yeter. Bize yenilmen şart.]

Son derece haklı. Kızıl Ejder İmparatoru dediğin—!

Tek bir Kızıl Ejder İmparatoru yeter ulan!

Kükrememe karşılık veren devasa miktardaki aura, karın bölgemden dışarı fışkırıyor!

[Longinus Smasher!!!!!!!!!!!!]

Bütün gökyüzünü ala boyayan devasa aura dalgası Euclid’i yutuyor—.

Yerde yatan o gümüş saçlı adam—.

Longinus Smasher’ımı tam tepeden yediği için zırhı tamamen parçalanmış ve ölümcül bir darbe almış durumda. …… Bütün bedeninden kanlar süzülüyor.

Yenildiğine inanamıyormuşçasına boş gözlerle gökyüzüne bakıyor.

Gökyüzü… Longinus Smasher’ımın etkisiyle hâlâ al bir renkle kaplı.

…… Çıldırmış bu. Aura gökyüzünde öylece asılı kaldı ya la.

[Bunu zırt pırt kullanma, tamam mı? Kullanış biçimine bağlı olarak çevreyi bile değiştirebilen yasaklı güçlerden biri bu. Dahası, tek bir kullanımda bile üzerine korkunç bir yorgunluk çöker.]

Ürpertici gerçekten. Eyvallah, anladım. Dikkatli kullanırım ama sadece öyle bir an gelip çatarsa tabii. …… Harbiden de bütün dayanıklılığım suyunu çekti ya…… Ayakta zor duruyorum……

Rias, haberleşme büyü çemberiyle yoldaşlarımızın güvende olduğunu doğruladıktan sonra orduyu çağırıyor. Auros, Agreas ve tabii Euclid’i yakalamakla ilgili durumlar için.

O herif…… Euclid, savaşma isteğini tamamen kaybetmiş gibi hiç kaçma belirtisi göstermiyor.

Euclid, al renkteki gökyüzünü süzerek konuşuyor.

“…… Abla, “kırmızı”yı gerçekten bu kadar çok mu seviyorsun? Bak ben de…… “kırmızı” oldum işte, biliyor musun?”

High School DxD

High School DxD

ハイスクールD×D, 하이스쿨 DXD
Puan 8.6
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2008 Anadil: Japonca
Ben, Hyoudou Issei, lise 2. sınıf öğrencisiyim ve yaşım kız arkadaşım olmadığı yılların sayısına eşit. Ve benim gibi birinin kız arkadaşı var! Üzgünüm arkadaşlar, yetişkin olma yolunda sizden önce ben yürüyeceğim! - Böyle olması gerekiyordu, ama neden kız arkadaşım tarafından öldürüldüm!? Ben hala bir şey yapamadım! Bu dünyada hiç Tanrı yok mu!? Ve beni kurtaran kişi okulumdaki en güzel kız, Rias Gremory-senpai. Şok edici gerçeği ondan öğrendim. O bir Tanrı değil, bir Şeytan. "Bir Şeytan olarak yeniden doğdun! Benim için çalış!" Senpai'nin göğüslerinin ve ikramlarının cazibesine kapılarak reenkarne olmuş bir Şeytan olarak hayatım başladı. Yani "Okul Hayatı×Aşk Komedisi×Savaş Fantezisi" burada sadece agresif ve dünyevi arzularla başlıyor!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla