YOUJO SENKI Cilt 2 – Bölüm 26 / Norden Sahili Açıklarındaki Şeytan: Tabur Garnizonu, Büyük Konferans Salonu
Büyücü Binbaşı Tanya von Degurechaff’ın duygularını özetlemek gerekirse: Paçayı kıl payı kurtardım.
Azar işitme korkusuyla tir tir titriyordum. Fakat dostum Albay von Rerugen’in Genelkurmay’dan getirdiği zarfı açtığımda, içinden yalnızca idari bir bilgilendirme notu çıktı. O görevdeki başarısızlığımdan ötürü ciddi bir ceza bekliyordum ama anlaşılan üst kademe düşündüğümden daha merhametliymiş.
Derin bir nefes alıp rahatlayan Tanya, buz gibi olmuş kahvesini tek dikişte bitirdi; son zamanlarda sergilediği bu kendine yakışmayan tedirginliği düşünerek hafifçe gülümsedi.
Önümüzde hâlâ bir askeri mahkeme süreci var. Ancak bunun yalnızca usulden ibaret formalite icabı bir görüşme olması planlanıyor; yani Tanya’ya gayriresmî olarak beklenmedik bir af lütfedilmiş durumda. Bu kendisine yalnızca sözlü olarak iletildi, ancak bildiren kişi bir kurmay subay olduğuna göre doğru olmak zorunda.
Başka bir deyişle, notu tanıdığı biri olan Rerugen’in getirmesi, üstlerin gösterdiği bir incelikti. Rerugen’in raporu, üst kademenin beni henüz gözden çıkarmadığını dolaylı yoldan ifade etme şekli olmalı. “Seni tutmaya devam edeceğiz, o yüzden bize hâlâ sonuç alabileceğini kanıtla” diyen bir zımnı müsaade.
Madem bu derece bir anlayış görüyorum, Genelkurmay’ın birliğimden ve benden beklentisi hâlâ yüksek demektir. Yani, suçsuz bulunacağımı —yalnızca sözlü olarak da olsa— önceden haber vererek beni zihinsel stresten koruyacak kadar nazik davrandılar.
Ben olsaydım ve astım yetersizlik gösterseydi, onun psikolojisini zerre umursamaz, doğrudan istifasını basmasını tavsiye ederdim. Kim etmezdi ki? Birini işten çıkaramayacağınız orduda bile, personelin bir tür disiplin cezasına hazır olması gerekir.
Fakat anlaşılan üst kademe bu seferlik beni bağışlıyor ve ikinci bir şans tanıyor. Farklı bir açılardan bakarsak, bir daha bu kadar müsamahakar olmalarını bekleyemem.
Hatta bu tatbikatta yeteneklerimi sergilemem için bana bir fırsat bile sunuyorlar. Bu kez Genelkurmay’ın ve üst komutanlığın beklentilerini kesinlikle boşa çıkarmamalıyım.
“Yine de merak ediyorum… Arkamı kollayan bu kişi de kim?”
Bu kadar kolay sıyrıldığıma göre, hiyerarşide üst kademelerde olan biri ipleri elinde tutuyor olmalı. Olma ihtimali bulunan yalnızca birkaç kişi var. Üst kademede nüfuz sahibi olup da bana böyle bir kıyak geçmeye tenezzül edecek biri… General von Zettour’un ekibinden biri olmalı.
“Hımm, yakın zamanda kendisine teşekkür etmem gerekecek,” diye mırıldandı Tanya. Askerlerin patron seçme lüksünün olmadığı orduda böyle harika bir üste sahip olduğu için şansına şükredip keyfi biraz olsun yerine gelmişti. Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır.
Ardından derin bir nefes alıp ağırdan alarak yan odaya doğru ilerledim. En kötü senaryoda taburun feshedilebileceğini düşünmüş, durumu açıklamak gerekebilir diye hepsini toplamıştım; zaten hazırda bekliyorlar.
Herkes gereken ciddiyeti ve endişeyi sergiliyor, beni dinlemeye hazırlar; bu gerçekten takdire şayan. Onlara güzel haberi vereyim. Tanya yavaşça konuşmaya başladı.
“Tabur, ben Tanrı’ya inanmam. Zerre kadar bile.”
Eğer gerçekten varsan, Varlık X’i kıyma makinesinden geçirdikten sonra domuzlara yem edecek gücü bağışla bana.
Tanya bu kısmı yüksek sesle söylemedi ama içinden geçirdi.
Hiçbir şey olmadı.
İçimden derin bir iç çektim. Burada saf tutmuş askerler, var olmayan bir tanrıdan katbekat daha yararlı ve çok daha sadık. Eski zamanların büyük bir komutanı, elindeki yüz adamın, sahip olmadığın on bin adamdan daha hayırlı olduğunu söylemişti; son derece haklıydı.
Tabii dizginleri gevşetirsem hemen savaş alanına hücum edecekler, bu da başımı çatlatırcasına ağrıtıyor ama… Ne olursa olsun, bu hatayı telafi etmek için bir şansım var. Kürsüye çıktı ve itibarını yeniden tesis edebilmek adına birliklerine ilham verici birkaç söz söylemeye karar verdi.
“Efendiler, ben Genelkurmay’a inanırım. Orası mantığın ve aklın kalesidir. Ey Tanrı, eğer o kadar yüceysen, biraz da ahlaklı olmayı dene. O zaman sana Genelkurmay’ın aklının seninkinden ne kadar üstün olduğunu göstereyim.”
İmparatorluk Ordusu Genelkurmayı kanlı canlı mevcuttur; Tanrı ya da her neyse, yalnızca bir fikirden ibarettir. Başka bir deyişle, o bir hayal ürününden ibaret.
İşte ahlak budur. Hukukun üstünlüğüne, genel kabul görmüş evrensel ilkelere karşı çıkmak istiyorsanız, bize daha üstün bir şey sunmak zorundasınız.
Bunları hiçe sayıp tek taraflı olarak varlığınızı iddia etmek ve kendi kanunlarınızı dayatmak, bizden tek taraflı bir sözleşmeye uymamızı istemektir.
Oysa merhametli Genelkurmayımız, hata yaptığımızda bile lütuf gösterip bize kendimizi affettirme fırsatı tanıyor. Fakat Tanya bu başarısızlığını unutmayacak. Albay von Rerugen ve Genelkurmay bunu dolaylı yoldan ifade edecek kadar düşünceli davrandılar ama bu durum adeta bir işkence. Bu bizim —yani benim— başarısızlığım.
Morali bozulan birliklerimin zihnine bu gerçekleri kazımak istediğimden, bir beyanatta bulunuyorum. Orta kademe yöneticilerin astlarına aşılaması gereken ince detaylar tam olarak bunlardır.
“Sönük bir varlığı olan kimseden beklentiye girilmez. Silah arkadaşlarım, Genelkurmay’ın —hatta belki de bizzat İmparatorluk’un— bizden beklentileri var. Görevimiz ve adanmışlığımız bizim onurumuzdur.”
Elbette Tanya, üst kademenin kendilerinden hayal kırıklığına uğradığından emindi. İşe yaramaz görülselerdi yapabileceği hiçbir şey olmazdı.
Üretim sektöründeki bir çalışan, müşteri ziyaretindeyken stok yönetiminde hata yapsa ne olurdu? Toplantıda ne kadar başarılı olduğunun bir önemi kalmazdı.
Yetersizliği yüzünden yiyeceği fırçaya katlanmak zorunda kalırdı.
“Bize bu şansı tanımak ordunun iradesidir. Hatamızı kefaretle ödememiz için bize bir fırsat lütfedildi.”
Heinrich Kanunu, küçük hataların birikmesine izin verilmemesi konusunda bir uyarıdır.
Kazaların önüne geçmek adına sert bir tutum sergilemek işin en temel kuralıdır.
“Öyleyse hemen bir göreve çıkıyoruz. Kendi işimizi kendimiz göreceğiz.”
“Komutanım?”
İkinci Komutan Weiss sözümü mü kesiyor? Kendimi çok mu fazla tekrar ediyorum? İster istemez bocalıyorum fakat harp okulundaki eğitimimden bir ilke zihnime kazınmış durumda: Astlarının önünde asla tereddüt sergileme. Yine de hiçbir şey yapmadan oyalansaydım daha çok pişman olurdum.
Kararını veren Tanya, yüzündeki umursamaz ifadeyi güç bela koruyarak etrafına göz gezdirdi. Neyse ki tabur personelinin benim bu ısrarlı teyitlerimden henüz bıkkınlık getirmiş bir hali yok. Temel ilkelere bu denli değer veren yetenekli personeli insan cebe atıp saklamak istiyor.
“İmparatorluk’a muhafız köpeğinin ne kadar maharetli olduğunu gösterelim.”
Zihinlerine iyice kazındığından emin oluyorum. Aslında ordu, devlete muhafız köpeği olarak hizmet eden bir şiddet aygıtıdır. Devletin kontrolünden çıkmaya kesinlikle niyetimiz olmadığını kanıtlamamız gerekiyor. Nereden, hangi aç gözlerin bizi sinsice izlediğini asla bilemezsiniz.
Onların sadakat duygularına biraz kurnazca oynamakta fayda var. Onları tetikte tutup kendimi köşeye sıkıştırmaktansa, bana gülüp geçmelerini sağlamak bir milyon kat daha iyidir. Üstelik gülen biri olursa ben de onu güzelce bir pataklarım, olur biter.
“O farelere, nereye kaçarlarsa kaçsınlar enselerinde olacağımızı öğretelim.”
Bir adım ötesini düşüneyim. Şu an tıpkı Tsuji gibi davranıyorum. Aklı başında olan herhangi bir insan ondan hoşlanır mıydı? Hiç sanmam. Muhtemelen ondan nefret ediyorlardı, öyle hissediyorum. Neden mi? Kimseye danışmadan, Kafasına göre hareket ettiği için mi?
Elbette. Benim gibi sağduyulu bir yöneticinin Tsuji gibi bir astı olsaydı, onu tereddüt etmeden kurşuna dizdirirdi. Sonuçta kendisi, kafasına göre keyfi kararlar alan bir tipti. Bir insan daha ne kadar işe yaramaz olabilir ki?
Peki benim ikinci komutanım sağduyu sahibi biri mi? Başka bir deyişle, benim kontrolsüzce kontrolden çıkabilecek bir Tsuji olduğuma mı kanaat getirdi?
Bakın bu hiç iyi değil işte. Ben aslında arlanma duygusu olan, gayet makul bir insanım. Kendi başıma kararlar alıp sonra da sorumluluğu başkalarının sırtına yıkmak istemem. Ayrıca kurallara uymak benim varoluş amacımdır. Kuralları ihlal etmem; sadece açıklarını bulurum!
“Teğmenim, Ren Cephesi’ne tayin ediliyoruz. Aranızda oraya dair güzel anıları olanlar vardır. Evet efendiler, Ren Cephesi’ne gidiyoruz!”
Bu yanlış anlaşılma yüzünden ecel terleri döken Tanya, zihnini son sürat çalıştırmaya başladı. Dürüst olmak gerekirse, Tsuji ya da General Brute-Guchi gibi tiplerle bir tutulmaktan şiddetle kaçınmak istiyorum. Eğer Teğmen Weiss benim hakkımda böyle düşünüyorsa, onunla ciddi bir konuşma yapmam gerekecek.
İçten içe karamsarlığa kapılsa da Tanya, şu anki durumu atlatmaya odaklandı.
“Ren Cephesi mi?”
“Evet, biraz alelacele olacak ama bizden beklentileri oldukça yüksek. Muharebe alanını saat yönünün tersine tarayarak temizleyeceğiz.”
Karşımıza çıkma küstahlığını gösteren adamların tepesine bineriz, olur biter. Bu kadar simple.
Daha fazlasını yapmak için maaş almıyoruz. Terfi etmek için eşek gibi çalışmak da bir fikir elbette ama orduda terfi etmek her zaman mutluluk getirmez. Durum böyle olduğu sürece, çabamı maaş derecemin bittiği yerde kesmek isterim. Dünyada neden böyle şeyler yaşanıyor ki? Hayır, tüm bunların kökeninde Varlık X’in olduğunu biliyorum, diye feryat etti Tanya. Tsuji gibi davranma konusunu bir kez daha düşünüp tartıyorum.
Gelecek sefere askerlerimle daha açık konuşmalıyım belki de. Serebryakov’a hakkımda ne düşündüklerini sorsam mı acaba? Yoksa Weiss’a durumlarının nasıl olduğunu mu sormalıyım?
“Eee?”
“Evet ama bundan önce, deniz büyücülüğü oyunu oynayacağız biraz. Sevinin bakalım. Donanmanın yemekleri daha iyidir, değil mi?”
Ama bu daha sonranın işi. Şimdilik onlara iletmeye değer müjdeli bir haberim var. Donanmanın yemek kalitesi kara ordusununkinden katbekat üstündür. Donanma, kara ordusunu “donanıma” çok fazla para harcamakla suçlar ki dürüst olmak gerekirse kara ordusu bunu inkâr edemez —çünkü “yazılım” yani yaşam standardı kısmında donanma, kaliteli yemekleriyle kara ordusunu fersah fersah aşar. Sosyal imkânlar açısından bakıldığında donanma kesinlikle çok daha cazip bir çalışma alanıdır.
“Ha?”
“Albay von Rerugen’in bir jesti diyelim. Gidip filoya yardım edeceğiz.”

