YOUJO SENKI Cilt 2 – Bölüm 21 / Norden Açıklarındaki Şeytan: İmparatorluk Ordusu 203. Taburu Geçici Ordugahı

Norden Açıklarındaki Şeytan: İmparatorluk Ordusu 203. Taburu Geçici Ordugahı

YOUJO SENKI Cilt 2 – Bölüm 21 / Norden Açıklarındaki Şeytan: İmparatorluk Ordusu 203. Taburu Geçici Ordugahı

“İmparatorluk Donanması Kuzey Denizi Filosu Komutanlığından telgraf var!”

“… Oku.”

Filodan mı? Aklımdaki tek şüphe bu. Tanya, 203. Hava Büyücü Taburu subaylarının şaşkın bakışlarının ardındaki soruyu paylaşıyordu. Filo komutanlığı neden bize telgraf çekme zahmetine girmişti ki?

Bölge ordusunu aradan çıkarmış olmaları, bunun Genelkurmayın bir isteği olduğu anlamına mı geliyordu? Yoksa doğrudan olaya müdahale mi ediyorlardı? Hangisi olursa olsun, içimde kötü bir his vardı. Tanya durumu kendi kafasında tartarken, telgrafı okuması için telsizciyi sıkıştırdı.

Subaylar kafalarındaki soru işaretleriyle dinlerken, telsizci Tanya’nın talebine yanıt verip görev emirlerini okudu. “203. Tabur için arama ve imha görev emridir. Önceki tüm intikal ve manevralar derhal durdurulacaktır. Belirtilen deniz sahasına doğrudan intikal etmeniz, düşmanın yerini tespit etmeniz ve bölgeyi kordon altına almanız talep edilmektedir. Arz ederim!”

Hadi oradan. Hiçbir şey yokmuş gibi “arama ve imha” deyiveriyorlardı. Üstelik bu devirde kimse “arama ve imha” taktiği kullanmıyordu! Ayrıca büyücülerin deniz üzerinde seyrüsefer yapma imkânı yokken, düşmanı nasıl bulup da bölgeyi kordon altına alacaktık? İmkânsız bir görevden bahsediyorlardı.

Teğmen Serebryakov belgeyi getirirken, Tanya masasına serilmiş Norden kıyılarının deniz haritasına huysuzca dik dik baktı. Normalde bu tür şeylere bakmazdı bile. Bunu fark edince iç çekmeden edemedi. Kerteriz alacak hiçbir şeyin olmadığı bir hava sahasında uçmak zorunda kalacağı gerçeğiyle yüzleşmek, moralini son derece bozuyordu.

“Teğmen, Kuzey Denizi sahasının muharebe kontrol haritasını getirin. Norden Kontrol’ü bağlayın.” Bu durum başımı ağrıtmaya başlıyordu. Teğmen Serebryakov istenen haritayı getirirken Tanya zihnini toparlamak için başını salladı ve ardından yerel kontrolörlerle hat kurmaya çalıştı.

“Emredersiniz komutanım. Derhal.”

Haritayı ve ahizeyi çevik hareketlerle uzattı. Norden Kontrol hattaydı. Bir iki kelime konuştuk, ardından telsizci beni donanmadan birine bağladı. Sorumsuzca başlarından savmak yerine böylesine iyi bir yatay koordinasyon kurmaları gerçekten en kötüsüydü.

Bu gidişle, yetersiz koordinasyonu bahane edip kaytarma imkânım kalmayacaktı. Belki de aşırı verimli olmak kötü bir şeydi. Yine de işlerini bu derece dürüstlükle yapmalarını takdir etmek gerekirdi. İyi bir vatandaş olduğuma göre, görevlerini yerine getiren vatandaşlarımı takdir etmek en doğal hakkımdı.

Bunu düşününce, kamu yararı uğruna dişimi sıkmaktan başka çarem olmadığını anladım.

Başka seçeneğim olmadığı için tek bir dakika bile kaybetmeden gerekli tüm aramaları yaptım. Sızlanmak lükstü ve zaman kaybından başka bir şey değildi. Bir şirket savaşçısının hayatında zaman kaybetme lüksüne sahip olduğu tek bir gün bile olamazdı. Tatil günlerini dilediğince geçirebilmek için en üst düzeyde iş performansı şarttı.

Bir asker için de değişen hiçbir şey yoktu.

“Teğmen! Kuzey Denizi Filosu şu an nerede?”

“Hemen soruyorum efendim!”

Askeri çarklar dönmeye başlıyordu ve ben de bu çarkın dişlilerinden biriydim, diye düşündü Tanya otomatikman. Ve bu dişlinin, dost filonun yanı sıra Anlaşma İttifakı’ndan geriye kalan gemilerin konumlarını da bilmesi gerekiyordu. Anlaşma İttifakı gemilerine dair genel notları en azından hafızasına kazımıştı, bu yüzden kritik noktaları hızla teyit ederken bu bilgileri zihninin derinliklerinden çıkarıp çıkardı.

Bu sahaya konuşlandırılan Kuzey Denizi Filosu, İmparatorluk’un en güçlüsü olan Açık Deniz Filosu olmasa bile, aralarında ana muharebe gemilerinin de bulunduğu bazı güçlü teknelere sahipti. Eğitim seviyelerine güvenilirdi ve birkaç gün önceki çıkarma harekâtından beri kendileriyle bir dereceye kadar koordinasyon sağlayabilmiştik. Ancak planlanmamış bir muharebe bambaşka bir hikâyeydi.

Tanya, Teğmen Serebryakov telefon görüşmelerini yaparken en önemli gerçekleri değerlendirmeyi başardı. Bu işi verimli bir şekilde yürütmekten başka çaresi yoktu ama hiç tecrübesinin olmadığı bir alandaydı, üstelik ani müdahale gerektiren bir görevdi. Belki de bu yüzden sakinleşemiyor, binbir türlü talimat verme isteğine güçlükle engel olabiliyordu.

Çevresindeki kimsenin fark etmeyeceği şekilde küçük ve derin nefesler aldı. Bazen kısa boylu olmak işe yarıyordu. İnsanı daha az göze çarpar kılıyordu ama böyle zamanlarda gerçekten çok pratikti.

Yine de deniz üzerinde tek bir tatbikat bile yapmamışken şimdi gerçek bir deniz muharebesinin ortasına mı fırlatılıyorduk? Hedef, kaçmakta olan Anlaşma İttifakı savaş gemilerinden oluşan bir gruptu. Takip desteği görevleri son derece zor olurdu. Karşı taraf hakkında hiçbir şey bilmeden bir şirket satın alımı müzakeresini yürütmeye çalışmaya benziyordu. Eğer bu görüşmelerin sonuçlanacağı kadar üstün bir konumdaysak, zaten en başında müzakereye gerek olup olmadığı sorusu doğuyordu.

Bu yüzden her bir dakika yüz yıl gibi geliyordu; Tanya’nın beklediği durum raporu gelip de Teğmen Serebryakov ahizeyi uzattığında, onu adeta kaptı. Diğer eliyle bir kalem tutuyor, Teğmen Weiss’a masaya serdirttiği harita üzerinde her an not almaya hazır bekliyordu.

“Ben 203. Hava Büyücü Taburu’ndan Binbaşı von Degurechaff. Genelkurmaydan gemilerinize destek sağlama görevi aldık. Durum nedir?”

“İkinci Muharebe Kruvazörü Filosu Kiël deniz üssünden ayrıldı. 13. Denizaltı Görev Kuvveti, devriye ağı kurmak üzere onların önünden seyre çıktı.”

Şansına, donanmadan ne olup bittiğini bilen biri onu bilgilendiriyordu. Verdiği bilgiye göre, acil durum kapsamında sevk edilen muharebe kruvazörleri halihazırda düşmanı aramaya başlamıştı bile.

“Yani zırhlıların öncüsü biz mi olacağız? Ne heyecan verici ama!”

Üsteğmen Weiss ortamı yumuşatmaya bayılır, Tanya da bunu zihnine not eder. Birliklerin moraline ve havasına dikkat ederek öne çıkan bir komutan yardımcısı kolay bulunmaz. Fakat söyledikleri aslında son derece doğrudur. Sadece öncü olmak bile harika görünmelerini sağlayacaktır.

“Ne diye bu kadar heyecanlanıyorsunuz? Biz hızlı reaksiyon gösteren bir büyücü taburuyuz; işimiz bu.”

Kısa süre sonra birliğin harekâta hazır olduğuna dair rapor gelir ve Tanya onları karşılamaya gider.

“Komutanınız geliyor!”

Tabur Komutanı Tanya von Degurechaff’ın yüz ifadesi, kendisini selamlayarak karşılayan Weiss ve diğerlerinin gözüne son derece normal görünüyor olmalıdır. Soğukkanlı bir subay rolünü kusursuz bir şekilde oynadığımdan eminim. Tanya aynı umursamazlıkla selamlarını alır, etrafı süzerek memnuniyetle başını sallar. İç dünyasında her şeyden bıkmış durumdadır ama yine de rolünü oynar.

“Sağ ol. Rahat. Üsteğmen Weiss?”

“Komutanım. Bilgilendirmeyi ben yapayım.”

Angarya işleri altlarına yıkmak, tarih boyunca tüm subayların ayrıcalığı ve görevi olmuştur. Bir organizasyon doğası gereği hiyerarşiyle işler. Eğer bir amir, maiyetinin işini elinden alıyorsa, o iş yerinde işler tepetaklak olmuş demektir.

“Dün şafaktan önce, 224. Gece Keşif Timi’ne ait bir keşif uçağı bir gemi kümelenmesi tespit etti.”

Panodaki fotoğraflar, aralarında bir kıyı savunma gemisinin de bulunduğu İttifak’a ait çok sayıda zırhlıyı göstermektedir. Anlaşma İttifakı tam anlamıyla bir deniz gücü sayılmaz; yine de küresel sahnede bir aktörden beklenecek düzeyde bir silah gücüne sahiptir. Bu, İmparatorluk’un bile göz ardı edemeyeceği kadar ciddi bir tehdittir.

Tanya’ya göre devasa gemilere ve onların devasa toplarına olan bu tutku modası geçmiş bir anlayıştır. Yine de ağır silahlarla donatılmış savaş gemilerine karşı tedbirli olunması gerektiğinin farkındadır. Bir veri olarak bakacak olursak; tek bir zırhlının deniz topu, koca bir piyade tümeninden çok daha fazla mühimmat fırlatır. Üstelik kirpiyi andıran uçaksavar ateşi ve deniz büyücülerinin engellemeleri, aradan sıyrılmayı zor bir ağ haline getirir.

Yine de Mariana’daki Amerikan gemilerine yaklaşmaktan daha kolay olmalıdır. Mesele sadece ne kadar kolay olacağıdır.

“Genelkurmay yapılan analizler sonucunda, bunların Anlaşma İttifakı filosunun kaçmaya çalışan ana kalıntıları olduğuna karar verdi. Gün gibi ortada, değil mi?”

Doğrudan Fransa Cumhuriyeti’ne gitmekten, İngiliz Krallığı’na dolambaçlı bir rota çizmeye kadar izleyebilecekleri muhtemel yolları tahmin ettik. Fakat amaçlarının İmparatorluk takibini atlatıp kaçmak olduğu çok açık. Doğal olarak takip eden taraf onları tespit edip imha etmek istemektedir.

İngiliz Krallığı Donanması’nın karasularımızın hemen dışında tatbikat yaptığına dair raporlar aldık ki bu tam bir baş ağrısı. Kaza kurşunlarından kaçınmamız konusunda bilgilendirildik. Diğer yandan biz de açık denizde ne olursa olsun, İmparatorluk karasularını ihlal eden her şeye ateş açılacağını kendilerine bildirdik. Genel anlamda, sinirleri son derece geren hassas bir durum söz konusu.

“Filo Komutanlığı tüm gemilere Anlaşma İttifakı unsurlarını bulup imha etme emri verdi. Genelkurmay’ın bize emri ise onları desteklememiz yönünde.”

Üsteğmen Weiss, “destek” kelimesinin taşıyabileceği geniş anlamları daraltır. Ardından işin geri kalanı benimmiş gibi bana bakar; ben de havadan para alıyormuş gibi görünmek istemediğim için komutayı devralırım.

“Tabur, duydunuz. Kuzey Denizi Filo Komutanlığı’na bağlı 2. Keşif Büyücü Görev Kuvveti önümüzden hareket etti. Ayrıca görünüşe göre bir ‘tarafsız ülke’ yakın sularımızda hummalı bir tatbikat yürütüyor. Yanlışlıkla onları vurmamaya dikkat edin.”

Bu yağmurda gözcülerin düşmanı takip etmesi gerçekten çok zor olmalı. Gerçi Anlaşma İttifakı’nı bulmaya çalışırken, İngiliz Krallığı’nın tatbikatını izlemek için birlik göndermek bana biraz ters geliyor. Ama böyle bir laf edip moralleri bozmaya gerek yok.

“Kuzeye yöneleceğiz ve verileri alır almaz onlarla temas kuracağız. Söylemeye gerek yok ama duruma göre hareket edeceğiz.”

“Anlaşıldı efendim.”

“İstihbaratın bildirdiğine göre düşman hızlı. Ve anlaşılan bünyelerinde deniz büyücüleri de barındırıyorlar. Görevimizin kapsamına onları etkisiz hale getirmek de dahil ama önceliğimiz keşif.”

Görevimiz son derece sıradan bir “ara ve yok et” harekâtı; sadece “ara” kısmına öncelik vermemiz istendi.

“Altmış dakika içinde tam teçhizat tatbikat alanı pistinde toplanın. Soru var mı?”

Pekala, hepsi savaşa takıntılı maiyetim işte. Savaşma arzusuyla dolular.

Her zamanki gibi hiçbir soru sormadan, bir saat sonra nihayet havalanıyorlar. İrtifa kazanırken seyir hızında batıya doğru ilerliyoruz.

Dost denizaltı birliklerinin birkaç sinir bozucu asılsız raporu dışında hiçbir haber yok. Söylenecek bir şey varsa, o da rüzgar ile yağmurun şiddetlendiği ve görüş mesafemizin hızla düştüğüdür.

Etrafıma bakıyorum ama kendi taburumu bile göremiyorum.

Düzenli uçuş yeteneğimize güveniyorum; bu yüzden birbirimizden kopar da savaşa tam gücümüzle katılamazsak oldukça canım sıkılır. Tek tesellimiz, bu birlikte yön duygusu bu kadar berbat birinin bulunmuyor oluşudur.

“Kontrol’den Pixie’ye. Temas raporu yok.”

“Pixie 01, anlaşıldı.” “Hava durumu nasıl? Dzelmesi beklenebilir mi?”

Yine de arkadan gelen bu can sıkıcı raporlardan gırtlağıma kadar doydu. Temas raporunun olmaması, bunca zamandır uçuyor olmamıza rağmen aramaya devam etmek zorunda olduğumuz anlamına geliyor.

Yağmur bulutlarının üzerine çıkmak isteseydik, felaket yüksek bir irtifaya tırmanmamız gerekirdi. Bunun yerine sadece ıslanıyoruz. Koruyucu kalkanlarımız suyu püskürtse de üzerimize yağmur yağması insanın modunu pek düzeltmiyor.

“Şehir Kontrol Merkezi’nden harp sahası verileri aktarılıyor… Görünüşe göre hava bir süre daha düzelmeyecek. Kara birliklerine acıyorum. Bu soğukta cehennemi yaşıyor olmalılar.”

“Tüm muharebe sahasında şiddetli yağmur ve fırtına rüzgarları etkili. İkinci seviye sel uyarısı ve uçuş kısıtlamaları mı çıkarılıyor? Anlaşıldı. Harekâttaki diğer birliklerin durumu nasıl?” Tanya aniden gelen verileri kontrol eder ve havanın daha da kötüleşeceğinin teyidini alarak şaşkına döner. Yine de, uçuş uyarıları uçuş yasağına dönüşürse üsse dönebilirler.

“Birinci Filo, bir ara ve yok et görevi için Kiël deniz üssünden ayrıldı. Hava kuvvetleri özel bir keşif bölüğü havalandırıyor. Kazara onları vurmamaya dikkat edin.”

Aramayı sürdüren başka birliklerimiz de mi var? Sanırım hiç olmamasından iyidir. Eve dönme izni alana kadar aramaya devam etsek iyi olacak. Tam da bunu düşündüğü sırada…

“Pixie 01, anlaşıldı. Tatbikat yapan İngiliz gemilerinin nerede olduğunu bildirebilir mi…?”

Derinlerde, çok aşağıda.

Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda bile, reddedilemez bir kükreme ve top sesleri ansızın dikkatini altındaki bir noktaya çeker.

“Patlama mı?”

Su altında infilak eden bir şeyin boğuk gürültüsüydü bu. Özellikle bu sessiz gece gökyüzünde, beklenenden çok daha fazla yankılanıyordu.

Gözlerini kıstığında, suyun üzerinde süzülen birkaç karaltıyı güç bellek seçebildi.

Bir sonraki an, gözleri fal taşı gibi açıldı. Işıldakların aydınlattığı yerde düşman gemileri duruyordu.

İmparatorluk Kuzey Denizi Filosu 13. Denizaltı Görev Kuvveti’ne bağlı denizaltı mürettebatı için korkunç bir manzaraydı. Periskoptan bakan ve patlama sesleri duyulduğu anda yükselen devasa su sütunlarını gören kaptan, ilk başta o kadar şoke oldu ki ağzını kapatamadı. İkincil patlama seslerini duymadıklarını fark ettiklerinde, herkes gözlerini gökyüzüne dikti.

Torpidolar erken patlamıştı.

Daha yeni teslim aldıkları altı adet yılan balığı, gerçek yılan balıklarından bile daha işe yaramaz çıkmıştı. Öfkeden deliye dönen denizciler, bir dahaki sefere bütçeyi heba etmekten başka bir işe yaramayan torpido geliştirme ekibini kovanlara doldurup ateşleyeceklerine yemin ederek küfürler savurdular.

Onlar için geliştiricilerin elde ettiği sonuçların hiçbir anlamı yoktu.

Tespit ettikleri Anlaşma İttifakı gemileri batmayacaktı; başarı beklentisiyle kılı kırk yararak yaptıkları hesaplamaların ardından fırlattıkları altı torpido sabırsızlanıp erken patlamıştı.

Onları vuruş pozisyonuna sokmak için akla karayı seçen seyrüsefer subayının sersemlemiş görünmesine şaşmamalıydı. Bütün emekleriyle alay eder gibi görünen bu ani manzara karşısında kaptanın bile zihni bir anlığına donup kaldı.

Periskoptan gördüğü şey, Anlaşma İttifakı filosunun denizaltısavar savunması için düzen değiştirdiğiydi. Ardından deniz büyücüleri periskopları taramak üzere su yüzeyine akın etmeye başladı. Mürettebat aceleyle periskopu içeri çekerken öfkeden kuduruyordu; böyle aptalca bir başarısızlık yüzünden ölmek istemiyorlardı.

Aslında o sırada bilmiyorlardı ama… sonuç düşünüldüğünde, muazzam bir asist yapmışlardı. Anlaşma İttifakı filosu kendilerini hedef alan bir İmparatorluk denizaltısı olduğunu fark edince denizaltısavar düzenine geçti. Sonuç olarak, sadece bir anlığına da olsa… herkes aşağıya bakıyordu.

İşte bu yüzden bir sonraki an gökyüzünden tepelerine inen şeye karşı müdahaleleri gecikti. Önce aşağı bakmalarını sağla, sonra da öldürücü darbe için asıl saldırıyı yukarıdan indir.

Tuzağa düşürüldüklerini fark eden Albay Anson Sue için bu, son derece kurnazca hazırlanmış ikili bir kombinasyondu.

“Sana giren çıkan olsun, pislikler!”

“Bilgi nereden sızdı?! Hayır, şimdi de— O şerefsizler!”

Anlaşma İttifakı filosu için gerçekten de olabilecek en kötü zamanlamaydı. Denizaltısavar düzenine geçtikleri için sancak gemisine escortluk eden muhrip uzaklaşmıştı. Sadece bu da değil, deniz büyücüleri denizaltıyı bastırmak için ileri atılmıştı ve karanlığa gömülen gözcüler de torpido izlerini kaçırmamak için denizi taramaktaydı. İşte her şey o an gerçekleşti.

Gökyüzünde pusuya yatmış olan düşman büyücü taburu, tam süratle sancak gemisine doğru taarruza geçti.

Albay Sue da dahil olmak üzere sadece birkaç kişi havalanmayı başarabildi.

Ancak irtifalarını hıza dönüştürerek dikine dalışa geçen İmparatorluk büyücüleri onlardan çok daha hızlıydı; üstelik hava hakimiyetini de ellerinde tutuyorlardı, Sue bu çaresiz durumun nasıl daha kötü bir hal alabileceğini hayal bile edemiyordu.

Yine de Sue’nun yapabileceği tek şey irtifa kazanmaktı. Bunu yapmazsa, o gemi ve vatanının geleceğinin tohumları sulara gömülecekti.

Binbaşı von Degurechaff’ın o andaki hisleri, olayın zamanı ve yeri, ilerleyen yıllarda pek çok incelemeye konu olacaktı. Gerçekte ise Tanya dahil 203. Hava Büyücü Taburu, beklenmedik bu karşılaşma karşısında kısmen bir karmaşa yaşasa da, eğitim refleksleriyle taarruza geçmeyi başarır.

“Tabur! Dağıl! Dağıl! Saldırı pozisyonu alın!”

Anlık bir kararla angajmana giren Tanya, dikine dalışa geçer; zira gemilerle savaşma konusunda hiçbir tecrübesi yoktur. Sebebi ise sözde o muazzam güç dengesidir. Diplomatik çabalar sayesinde lider devletler bu savaşa kadar ciddi silahlı çatışmalardan kaçınmayı başarmıştı. Başka bir deyişle, bu kelimenin tam anlamıyla tarihte bir gemiye yapılan ilk büyücü saldırısıydı.

İşte bu yüzden tek yapabildikleri, tatbikatlarda öğrendiklerini harfiyen uygulamaktı. Tanya birliği dağıtır ve herkes uçaksavar ateşlerinden sıyrılarak aynı anda aşağı süzülür. Yalnızca teorik olarak doğrulanmış bir doktrin tarafından savunulan bir taktikti bu. 203. Hava Büyücü Taburu bunu kendi eti ve kanıyla test edene kadar işe yarayıp yaramayacağını kimse bilemezdi.

Doğrusu, saldırının hedefindeki taraf da aynı durumdaydı. Hava araçlarının gemilere saldırma yeteneği daha yeni yeni tartışılmaya başlanmıştı; bu yüzden kimse ateş gücü daha düşük olan büyücülere odaklanmamıştı. Sonuç olarak, eğitim tatbikatlarında büyücülerle mücadele konusuna şöyle bir değinip geçmişlerdi.

Bir bakıma, her iki taraf için de son derece acemice bir çatışmaydı.

“Pixie 01’den Komuta Merkezine! Temas sağlandı! Temas sağlandı!”

“Komuta Merkezinden Pixie 01’e. Durum nedir?”

Vurulmayı hiç beklemediğiniz bir çatışmanın ortasında kaldığınızda elinizden gelenin en iyisini yapmak zordur. Bu anlamda Tanya, Komuta Merkezindeki o geniş mezhepli telsiz operatöründen nefret etmekten kendini alamaz. İçinden, “Hani temas yoktu ulan, ne cüretle bizi böyle yönlendirirsiniz?” diye söylenip durur. Ancak beyninin daha sakin çalışan bir kısmı, düşmanın pek de etkileyici olmayan uçaksavar ateşini görünce rahatlar.

Aslına bakılırsa düşmanın koruma ateşi o kadar zayıftır ki Tanya’nın aklındaki Amerikan İmparatorluğu’nun uçaksavar ateşinin yanından bile geçemez. Hatta öylesine seyrektir ki Tanya amaçsızca uçarak bile mermilerden kaçabilir; bir yandan da diğer keşif birliklerinin bunca zamandır ne halt yediğini sorgulayarak içten içe öfkelenir, zira endişelenecek pek bir şey olmadığı ortadadır.

“Ateş altındayım! Bu kesinlikle bir muharebe kruvazörü topunun parlaması. Wiengenberg kıyısının ikiyüz mil açığındayız.”

Raporunu verir vermez derhal düzeni bozar. Ne de olsa deniz topları, hafif silahlardan ve hatta çoğu sahra topundan çok daha büyük bir tehdittir. Tek bir otomatik top bile, karadaki ağır makineli tüfekle aynı sınıfta olan 20 mm’lik mühimmat kullanır. Yüksek açılı güçlü toplar ise 127 mm’liktir. Üstlerine doğrulmuş bu mermilerden doğrudan darbe alan bir insanın canlı çıkması imkansızdır. Sıkışık düzende kalırsak düşmanın uçaksavar topları bizi kevgire çevirir.

“Tabur, bir arada toplanmayın! Hem büyücülere hem de gemilere saldırdığınızdan emin olun. Birine odaklanıp diğerini ihmal etmeyin!”

Etrafımdaki her yer karanlık ama kabak gibi ortada olduğuma eminim. Bunu fark ettiğinde, olayın bu kadar beklenmedik gelişmesine inanmakta güçlük çeker. Görevi sadece düşmanı tespit etmekti. Denizaltılar, önden giden keşif uçakları veya keşif büyücü bölüğü düşmanı bulduğunda, duruma göre izleme görevini Tanya’nın birliği devralabilirdi; yani çocuk oyuncağı bir görev olması gerekiyordu. Düşman gemilerinin etkili menziline girip sıcak çatışmaya tutuşmak planlar dahilinde bile değildi.

Ancak gözlerini kıstığında, aşağıdan namlu parlamasını andıran bir ışık görür. Bizi takip eden denizaltılarımızdan biri torpido fırlatmış olmalı. Patlamanın gürültüsü olmasaydı muhtemelen bunu fark etmeyecektim. Korkunç bir hatanın eşiğinden dönmüş olma düşüncesi içini ürpertir. Fark etmeseydi, hiç şüphesiz kendisini bir soruşturma komisyonunun önünde ter dökerken bulacaktı. Ucuz yırttık, torpidonun arkasında bıraktığı iz gözüne takıldı da kurtuldu. Yine de tamamen mutlu sayılmazdı; nitekim biraz daha uzakta olsaydı bunu çok daha önce fark edip risk almadan işini halledebilirdi.

“Tch! Düşman büyücülerinin karşı saldırısı tespit edildi! Uçaksavarlar disiplinli ateşe başladı!”

“Büyücü sinyalleri alıyorum! Kahretsin! Deniz büyücüleri üzerimize geliyor!”

Becerikli astları durumu gayet iyi kavramıştır, bu yüzden aslında pek endişelenmez. Ancak eğitilmedikleri bir durumda astlarından aksiyon almasını bekleyen her komutan, en azından onların yüzlerini ekşitmeye hakkı olduğunu kabul etmelidir.

“Tüm birimler, serbest angajman! Bölük komutanlarınızın liderliğini takip edin!”

Organize bir engellemeyle karşılaştıkları sürece bununla baş etmeleri gerekir; ancak Tanya, zifiri karanlıkta tüm bir taburu yönetmeye çalışmak yerine her bölüğün bağımsız hareket etmesinin daha doğru olacağına karar verir. Bir an önce disiplini yeniden sağlayıp buradan defolup gitmeliyiz!

“Görüş mesafesi düşük. Derinlik algınızı kaybetmeyin! Hava yoğun olabilir ama deniz üzerinde olduğumuzu unutmayın! Suyun nemini hesaba katın. Rakibimiz bu koşullara alışkın! İrtifanızı koruyun!”

Aşağıdaki bölükler olan İkinci ve Üçüncü Bölükler iyi konumlanmış gibi görünüyor. Birinci ve Dördüncü Bölükler yukarıda nöbet tuttuğu için irtifa açısından biraz daha esnekler. Şahsen Birinci Bölük’e komuta ettiğim sürece, tüm tehlikeli işleri Dördüncü Bölük’ün üzerine yıkmak isterim. Hızlıca birkaç hesap yapıp bazı ayarlamalar yapmaya karar verir.

“Tch, büyücüleri gemilerden uzaklaştırın! İkinci ve Üçüncü Bölük, öncü sizsiniz! O büyücüleri oyalayın!”

Deniz büyücüleri, hava büyücüleri için ciddi bir tehdittir. Kendimi uçaksavar ateşine ve düşman büyücülerine hedef etmenin bir hobim olmadığını söylemeye bile gerek yok. Savaşa hevesli astlarımın çoğunun bile buna meraklı olduğunu sanmıyorum. Hepimiz tehlikeli alanlarda çalışmaktan kaçınmak isteriz.

“Dördüncü Bölük, arkayı kollayın. İkinci ve Üçüncü Bölük’ün çekilmesine yardım edin. Gemilerle gırtlak gırtlağa bir çatışmaya girmek söz konusu bile olamaz.”

Aslına bakarsanız, Dördüncü Bölük’ü kendime siper etmek isterdim ama bu kadarı da biraz fazla kaçar.

Bu durumda yem sayısını artırmak muhtemelen benim için en iyi sonucu verecektir. Düşman açısından bakılınca, tek tek uğraşmaktansa bütün bir taburu hedef almak herhalde daha kolaydır.

“Birinci Bölük, talihsizliğinize yanın—ya da liyakat madalyası alma fırsatını yakaladığınız için sevinçten gözyaşı dökün! Bayram edin, nitekim gemileri taciz edecek olanlar bizleriz! Beni takip edin!”

Tehlikeli olan büyücülerle mücadele işini altlarıma yıkacak, ben de rahatça gemilerle oylanacağım.

““““Anlaşıldı efendim!””””

“Filoya dikine dalış yapmak cesurca bir hamle! Müsaade edin, öncü biz olalım!”

Bölüğümün gaza gelmiş personeli gönüllü olur ama onların bu önerisine uymak işime gelmez.

“Kusura bakmayın, komutan önden gider. Geri çekilin.”

Komutanların en önde gitmesi gerektiği inancının işe yaradığı tek an işte bu andır. Yanlış anlamayın, kendimi düşman ateşine siper etmek gibi bir niyetim yok. Sağduyu sahibi hiçbir insan mermi yağmurunun ortasına en önde atılmak istemez.

Ama bu acemi hesabıdır. Tabii ki bunu yapmayı ben de istemiyorum; ancak en güvenli seçeneğin bu olduğunu bildiğim için tereddüt etmeden bunu seçiyorum. Mantık, korkuya galip gelir.

Basitçe açıklamak gerekirse; bir sürü liderine doğrultulan mermilerin çoğu en nihayetinde arkasındakilere isabet eder.

Biraz daha detaylandırırsak; önleme atışında, eğer saatte iki yüz elli kilometre hızla geldiğimi varsayarak ateş açıyorlarsa, tek yapmam gereken üç yüz kilometre hızla yaklaşmaktır. Aradaki bu fark, en önde olmama rağmen beni güvende tutacaktır. Peki ya arkamdakilere ne olacak? Evet, düşman açı düzeltmesini benim hızıma göre yapacak ve tam da o mermi hattına paldır küldür dalanlar arkamdan gelenler olacak.

Ayrıca, saldırıdan sonra uzaklaşırken arkamda bir siper olmasını tercih edeceğimi söylemeye bile gerek yok. Gözlerimiz kafamızın ön tarafında.

Düşündükçe, arka taraf kulağa daha da tehlikeli gelmeye başlıyor.

Başka bir deyişle, en öndeki cesur komutan rolünü oynamak en güvenli politikadır. Savaşta hayatta kalıp kalmayacağınızı ne kadar korkak olabileceğinizin belirlediği söylenir. Ben bir korkağım, bu yüzden sakince kendimi güvenli bir pozisyona sokmak isterim.

“Beni takip edin. Tekrar ediyorum, beni takip edin.”

Şimdilik yoğun ateş açmayan bir gemi arıyorum.

Kruvazörlerin veya muharebe kruvazörlerinin yoğun uçaksavar ateşiyle yüz yüze gelmeyi sadece savaş bağımlılarının isteyeceğini düşünmek için durup ince hesaplar yapmaya gerek yok. Bunu savaş videolarında veya özel haberlerde görebilirsiniz. Amerikan gemilerinin uçaksavar ateşi yoğunluğu dokuz kısım mermi, bir kısım gökyüzü şeklindeydi. Sadece izlerken bile neredeyse umutsuzluğa kapılırdım.

Büyücülerin koruyucu kalkanlarının ne kadar güçlü olduğu umurumda değil—127 mm’lik yüksek açılı bir topun ateş hattına kesinlikle uçmayacağım.

Bu bir gece muharebesi; karanlığın örtüsünden bir miktar yardım bekleyebilsek bile, uçaksavar ateşiyle tanınan büyük gemilerden birini hedef almak çok riskli.

Elbette bu işi yapmanın mantıklı yolu bir muhribe saldırmaktır. Savaşta zayıfı ezmek adalettir. Yaşasın adalet.

“… Ah. Şu bir muhrip mi? Her neyse ne, gidip indirelim şunu!”

Hava karanlık olduğu için tam olarak çıkaramıyorum ama rastgele ateş eden bir taret var, bu sayede geminin siluetini seçebiliyorum.

Etrafında ona eşlik eden başka gemi olmadığını düşünürsek, tek kalmış bir muhrip olmalı?

Bu durumda, düşman filosundaki diğer gemilerden destek geleceği konusunda endişelenmemize gerek yok.

Bu değerlendirmeye dayanarak taarruz düzenine geçiyoruz.

Dört bin beş yüz fitten hep birlikte dikine dalış yapmak için mekik düzenini koruyor ve taarruz açımıza hassas ayarlamalar yapıyoruz.

“Gah! Vuruldum! Üsse geri dönüyorum! Eskorta gerek yok.”

Ama sanırım bir muhribi de hafife almamak gerekiyor. Tam saldırmak üzereyken adamlarımdan biri vuruluyor.

Bir muhribin ana topu 127 mm’liktir ve uçaksavar ateşi için son derece etkili bir şekilde kullanılabilir; bu yüzden durumu yeniden değerlendiriyor ve bunu hafife alamayacağımıza karar veriyorum. Vurulan büyücüm uçabiliyor gibi görünüyor, eh, güzel. Yine de pek iyi durumda görünmüyor, bu yüzden çekilmek zorunda sanırım.

Çenesi laf yaptığına göre üsse kendi başına uçabilir. Onun için yapabileceğimiz başka bir şey yok. Yapabileceğimiz tek şey, iyi bir yem olmasını ummak.

“İlerle, kaybol buradan. Tamam herkes patlama formüllerini hazırlasın. Tipik bir muhribin zırhı düşünüldüğünde, açıkta duran derinlik bombalarını veya torpido kovanlarını hedef alırsak işini bitirebiliriz.”

Tanya’nın yaklaşırken atılan bir mermiden kaçınmak için vücudunu anında döndürebilmesi, kesinlikle aldığı eğitimin bir sonucudur. “Vay be, şuna da bakın. Mermilerden kaçabiliyorum,” diye mırıldanır. Ateşle karşılık verirken birliğinin muhtemelen ilave eğitime ihtiyacı olduğunu zihnine not eder.

Aşağıdan engelleme formülleri fırlatanlar Anlaşma İttifakı’nın doğrudan destek birlikleri olmalı. Bir muhribin koruması olduklarına göre sayıları büyük olasılıkla azdır ama buraya kadar çıkacak kadar cesursalar göz ardı edilemezler.

Tam bunu düşünürken, fiyortta kendisine epey kök söktüren düşman büyücülerinden birini tanır gibi olur. Şu fanatik yurtsever canavarın adeta tıpkısının aynısı.

Belki de sadece bir tesadüftür ama aşağılık bir düşmanı öldürmek, iyi birini öldürmekten çok daha az vicdan azabı çektirir. Bu açıdan bakınca, adamın o aşağılık mahluka benzemesi tam bir artı. Onu vurmak içimin yağlarını eritecek.

Tanya vites değiştirip tüm dikkatini en etkili saldırı yöntemine yoğunlaştırır. Ağır bir patlama formülü geniş bir alanı havaya uçururdu ama bu formülü hazırlarken açık hedef haline gelirdi. İmkânsız, bunu geç. Tüfeğiyle mi ateş etse? Bu herhalde düşmanı taciz etmek bile sayılmazdı. Reddedildi.

İşte tam o anda farkına varır: Bu hızdaki bir dalış, muazzam bir kinetik enerji barındırıyor olmalı. Yapmam gereken tek şey, tüfeğimin sivri ucuyla doğrudan üzerine bodoslama dalmak.

Anlık bir kesişme.

Fakat Tanya’nın dalış hızıyla ivme kazanan kasaturası, Anlaşma İttifakı büyücüsünün savunma kalkanını yarıp geçer ve bedenine saplanır. Saatte dört yüz knotın üzerinde bir hızla ilerleyen bir büyücünün kasatura darbesi, Orta Çağ ağır süvarisinin mızrak taarruzundan katbekat daha yıkıcıdır.

Kasaturayı adamın gövdesine saplar; karnının delindiğine inanamayan düşman askerinin şaşkın yüzünü tatminle izler ama tüfeği geri çekmeye çalıştığında hafifçe kaşlarını çatar, çünkü silah çok derine saplanıp takılmıştır. Namlu bile adama saplanıp kalmıştır; Tanya tüfeği söküp çıkarmak için bir süre uğraşmak zorunda kalır.

“M… Mar…”

Anlaşılır tek bir kelime bile sarf edemeyen düşman askeri ölümcül şekilde yaralanmıştır. “Neler oluyor yahu?” diye düşünür Tanya, tam o sırada adamın havayı pençelediğini ve kıvranan sağ kolunu var gücüyle sırtındaki hafif makineli tüfeğe uzatmaya çalıştığını fark edince. Bunun üzerine bir takas yapmaya karar verir.

“Auf Wiedersehen.” Yüzündeki tebessümle bu kestirip atan vedayı fısıldar. Beklenmedik inatçılığını takdir etsem de bu beyhude direnişine ayak uyduracak vaktim yok, bir an önce yoluma devam etmeliyim. Adamın sağ kolunu bir kenara itip hafif makineli tüfeğini çekip alır. Ardından, cesedi zihninden çoktan silip atmış bir halde uzağa tekmeler ve ele geçirdiği silaha hızlıca bir göz atar.

Standart bir hafif makineli tüfektir. Fakat garip bir şekilde, İmparatorluk yapımı büyü mermilerini kabul etmektedir. Harika, bu ganimet beklenmedik derecede işe yarayacak. Kendime erken bir Noel hediyesi. Neyse. Önünün temizlendiğini gören Tanya, oldukça ferahlamış bir halde gülüser ve “Artık yoluma çıkacak kimse kalmadı,” diye fısıldar.

Evet, engelleri kelimenin tam anlamıyla yolundan tekmeleyerek temizlemiştir. Artık tek yapması gereken geminin cılız uçaksavar ateşinden sıyrılmak, darbesini vurmak ve gecenin karanlığında izini kaybettirmektir.

Yine de savaş, düşmanın en nefret ettiği şeyi ilk yapanın kazandığı centilmence bir hayatta kalma mücadelesidir. Ve eğitimli, medeni bir birey olarak Tanya, o güzel ellerini kriket gibi sofistike bir oyun için yormayacaktır; düşmanın kıçına tereddütsüz bir tekme basması gerektiğinin bilincindedir.

Mevcut durum, düşmanın planlarını boşa çıkarmayı gerektirmektedir.

Peki onları zor duruma düşürmenin en iyi yolu nedir?

Gayet basit. Düşman filosu şu anda denizaltılarımız tarafından taciz ediliyor, bu yüzden denizaltısavar tedbirleri almak zorundalar. Aktivasyon süresi kısa bir patlama formülü kullanıp geminin su altı bombalarını ya da torpidolarını ikincil bir patlamayla patlatabilirsem, bu meret kolayca batacaktır.

O torpidolar bir zırhlıya karşı bile kullanılabilir. Onları patlatmayı başarırsam, muhribin hiç şansı kalmaz. Saldırımı kıç tarafına yoğunlaştırırsam, beklentiyi düşük tutsak bile hızının kesilmesi ve dümeninin hasar görmesi ihtimali var. İkincil patlama riskinden kaçınmak için torpidoları denize dökerse de muhribin denizaltılara karşı koyma kapasitesi kesinlikle dibe vuracaktır.

Benim açımdan risk oldukça düşük. Bu mükemmel.

“Bir büyücünün gemi batıramayacağına dair bir kanun yok ya. Dağıtacağım burayı!”

“Büyücüleri üzerimize çektik! Onları uzakta tutuyoruz!”

En çok endişelendiğim şey olan deniz büyücüleri, tam planlandığı gibi uzaklaştırılmıştı. Denizaltılarla ilgilenmek için irtifa kaybederek işimi son derece kolaylaştırdılar. Artık aptal gibi tepemden saldırı alma korkusu yaşamadan dalışa geçebilirim. Zaten görünürdeki görevim onları taciz etmekti, bu durum adeta biçilmiş kaftan.

“Güzel. Onları gemilere destek veremeyecek kadar uzakta tutun.”

“““Anlaşıldı!”””

Filomuz buraya ulaşana kadar onları tutmak muhtemelen zor olacak ama düşmanın yıpranmasını hızlandırdıkları için kesinlikle mükafatlandırılacaklar. Ne de olsa düşman filosunun yerini tespit ederek zaten büyük bir iş başardık, hatta biraz ani olsa da denizaltılarımızla koordineli hareket ediyoruz. Üst kademeye, anlık bir kararla elimizden gelenin en iyisini yaptığımızı rapor etmem yeterli.

Şu anda yapılacak en mantıklı şey düşmana sağlam bir darbe indirip üsse dönmektir. Gemilerle çatışmak ikinci dereceden bir hedeftir.

Karşılık verirsek, ara-ve-yok et görevindeki payımızı tamamlamış oluruz diye düşünüyorum. Anlaşma İttifakı gemilerini yok etmek Kuzey Denizi Filosu’nun işidir.

“Tamamdır Birinci Bölük, kendinize kaytarıcı kafa kafalar dedirtmek istemiyorsanız işinizin başına dönün.”

Dalış için tekrar hızlanmaya başlıyoruz. Havadan karaya yapılan saldırıların aksine, sudan yükselen nem bu inişi son derece rahatsız edici kılıyor. Üstelik yağmurun altındayız. Beklendiği üzere, önleme atışları beni ıskalayıp yanımdan geçip gidiyor.

Düşman umutsuz derecede beceriksiz değilse, arkamdaki bölüğün geri kalanı tehlikede demektir. Astlarını yem olarak kullanıp hayatta kalmak ve rütbe basamaklarını tırmanmak, hem kurumsal hayatta hem de orduda değişmez bir kuraldır.

“… Tüm personel, formülleri konuşlandırın!”

Yine de yaptığım tatlı hesap hatası sayesinde kimseden ses seda çıkmadı, düşen olmadı. Bir muhrip olduğu düşünülürse, az önce vurulan adam tamamen tesadüf müydü acaba? Bu mantıklı olurdu.

Bölük, formüllerini verimli bir şekilde konuşlandırır. Yoğunlaştırılmış saldırılar ardı ardına geminin kıç tarafına doğru süzülür.

“Dördüncü Bölük bildiriyor, isabet raporudur. Düşman gemisi hasarsız görünüyor.”

İsabeti doğruladıktan sonra oradan uzaklaşmak için keskin bir tırmanış yapıyorum. Astlarım arkamda siper görevi görse bile insan bedeni narin neticede; varlıkları zihnimi bir nebze rahatlatmaya yetiyor ama yine de son sürat ilerliyorum.

Saldırısının sonuçlarını gözlemlemek için ortalıkta dolanırken vurulan kişiye ancak aptal denir. Uzaktan gözlem yapan bir birlik sonucu rapor ediyor.

Dördüncü Bölük’ün bildirdiğine göre, ne yazık ki gemi sapasağlam duruyor. İkincil bir patlama gerçekleşmediği için zaten biliyordum ama yine de hayal kırıklığına uğradım. Artık tek umudumuz torpidolarını denize dökmüş olmaları.

“Bu kadarı yeterli! Onları kaosa sürükleme amacımıza ulaştık!” Buradan tüyüyoruz!”

Hızla geri çekilen Birinci Bölük’ü takip eden diğer üç bölük de deniz büyücülerini baskı altında tutarak uzaklaşmaya başlar.

Oradan hep birlikte tek seferde sıyrılabilmek için birliğimizi olabildiğince hızlı bir şekilde dönüş düzenine sokuyorum. Neyse, yine de fena iş çıkarmadık.

Deniz büyücülerini etkisiz hale getirmeyi başaramadık ama düşmanın yerini tespit etmenin stratejik kazancı göz ardı edilemez. Esasen, daha fazla çatışmaya girmek hiçbir şey kazandırmadan sadece bizi yıpratır. Bıralım da ganimetin birazının övgüsünü filomuz toplasın.

“Durumumuz nasıl?”

“Altı büyücü saf dışı bırakıldı, kimliği belirsiz gemide de muhtemelen orta düzeyde hasar var. Bir muhrip için oldukça yavaş ilerliyor. Motoru darbe almış olmalı. Şansımız yaver giderse denizaltılar durumu teyit edecektir. Bizim kaybımız ne?”

“Ağır yaralı altı kişimiz ve bir sürü hafif yaralımız var.”

Her şeye rağmen ölen olmadı. Bu felaketin içinde tek tesellimiz bu. Bir Amerikan gemisiyle karşı karşıya gelseydik muhtemelen ortalık ceset yığınından geçilmezdi…

Gerçek hasara baktığımda beklediğim kadar kötü olmadığını görüyorum. Bir muhriple kapıştığımız düşünülürse çok daha ağır bir bilançoyla da çıkabilirdik. VT fünyelerinin henüz ortalığı kasıp kavurmamasına bir nevi duacıyım.

“… Esasında yenildik. Üsse döndüğümüzde insanların yüzüne nasıl bakacağız?”

Ancak fazla hasar veremediğimiz için hava oldukça kasvetli. İkincil patlamanın olmaması derinlik bombalarını zaten tüketmiş oldukları anlamına gelebilir, ama yine de… Bu muhtemelen sadece bir hüsnükuruntu, diye hayıflanır Tanya.

“Ama düşmanla bu sularda karşılaştıysak… fazla hızlı ilerliyorlar demektir!”

“Binbaşım, bağışlayın ama… bir muhribin hızı göz önüne alındığında…”

“Evet, haklısın. Bu mümkündü. Yine de bir muhribi avlama fırsatını kaçırdığımıza inanamıyorum…”

Tanya’nın elinden gelen tek şey bu beklenmedik karşılaşmaya lanet etmektir. Başka bir deyişle, hazırlıksız yakalanmıştır. Anlaşma İttifakı gemilerinin, ortalamadan daha hızlı bir gruba sahip olmaları durumunda kendisine verilen tahminden daha hızlı ilerlemeleri pekala mümkündü.

Üstelik sadece hızlı bir muhrip söz konusuyken… bu kesinlikle mümkündü.

Buna “beklenmedik” demek, özünde yetersizliğin itirafıydı.

“Mümkündü ama… ya düşmanın kıyı savunma gemisi…? Bu iş benim başımı ağrıtacak.”

Yine de bir üstün yanılmış olması az buz bir mesele değildi. Neyse ki arkamızdan gelen filonun elinde vurucu bir güç var. Bu muhtemelen o kadar da büyük bir sorun olarak görülmeyecektir. Ne de olsa güçlü gemilerden oluşan filomuz için bir muhrip kolay bir avdır.

Şu noktada birliğimin aldığı hasarı düşünmek, onlar için yeniden eğitim ve dinlenme süreçleri talep etmek çok daha yapıcı bir yaklaşım olur.

Bunu düşünmek az kalsın yüzünü güldürecektir. Tabii ki kendimi kontrol etme ve kederli bir ifade takınma konusunda oldukça deneyimliyimdir. Yok ya, gerçekten üzülmeliyim. Eğitmek için o kadar zaman harcadığım birliğin hasar görmesi moralimi gerçekten bozuyor.

“Büyücüler bir düşman zırhlısına karşı ayakta kalmayı başardı. Bu gayet büyük bir başarı.”

“Geri kalanını dostlarımıza bırakıyoruz. Üsse dönüyoruz!”

Tanya, “Görevimizi tamamladık,” diyerek kendi kendini avutur, derin bir iç çekişi bastırır ve uzun menzilli telsizden sorumlu askerine Karargâh ile temas kurmasını emreder. Birkaç şifreli konuşmanın ardından Tanya’ya bağlantının kurulduğu bildirilir; ahizeyi alarak durumu kısaca ve net bir şekilde özetler.

“Pixie 01’den Şehir Kontrol’e. Raporum bundan ibarettir.”

“Şehir Kontrol, anlaşıldı. İcaplarına bakacağız. Düşmanı takibe devam edebilir misiniz?”

Düşman filosu bir zırhlı da dahil olmak üzere birkaç gemiden oluşuyor. Kuzey yönünde seyrediyorlar. Denizaltılarımızla temas kurdular. Karargâh’a koordinat verilerini ve hız detaylarını vakit kaybetmeden ilettiğimde, bizden takibe devam etmemizi istediler.

“Tüm saygımla belirtirim ki, saatlerdir devriye uçuşundayız ve yorgunluğumuz son raddeye ulaştı. Yanımızda yaralılar varken bizi daha fazla gemisavar çatışmasından muaf tutmanız mümkün müdür?”

“Anlaşıldı. En yakın üsse iniş yapmanız için gerekli düzenlemeleri sağladım. Emniyetli dönüşler dilerim.”

“Teşekkürler. Tamam.”

Tanya’ya göre yaptığı tek şey, dolaylı yoldan eve dönmek istediğini söylemekti. Kontrolör de zaten bunu sorarken muhtemelen pek bir şey beklemiyordu. Üsse dönme izni almak hiç sorun olmamıştı.

Ancak Tanya, kontrolörün incelik gösterip onları yerleştirdiği yakındaki üsse doğru giderken, kendisini oldukça “hoş” bir tesadüfün beklediğinden henüz habersizdi.

Youjo Senki

Youjo Senki

A Little Girl's Military Record, SOTE, Tanya Chiến Ký, The Military Chronicles of a Little Girl, The Saga of Tanya the Evil, Youjo Senki, บันทึกสงครามของยัยเผด็จการ, 幼女战记, 幼女戦記
Puan 9.4
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2013 Anadil: Japanese
Tanya Degurechaff, savaşın ön saflarında yer alan ve sarı saçları, mavi gözleri, bembeyaz teni ve peltek diliyle orduya komuta eden küçük bir kızdır. Ancak aslında kendisine Tanrı diyen gizemli bir varlığı öfkelendirdiği için yeniden küçük bir kız olarak doğan Japonya'nın en ünlü iş adamlarından biridir. Kendi kariyerine her şeyden daha çok önem veren Tanya, İmparatorluk ordusunun büyücüleri arasındaki en tehlikeli varlık haline gelir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla