Ve böylece… o günden sonra birkaç gün geçti.
Bugün, o geniş arazideyiz.
Şu anda kelimenin tam anlamıyla bir kiraz çiçeği izleme partisinin ortasındayız.
Ortam, içki içip şarkı söylemenin neşesiyle doluydu.
İlk başta, sakinler Tanrılara hürmet edilen bir tapınakta yiyip içmekten çekiniyordu, ama kiraz çiçeği izlemesi başlayalı bir süre geçtikten sonra, şimdi keyfini sonuna kadar çıkarıyorlar.
Bir dizi şeyi açıklamanın da bunda büyük bir payı oldu muhtemelen.
Sadece… bu yapacağımız ilk kiraz çiçeği izlemesi olsa da, katılamayan bir dizi deniz ırkı vardı.
Burası denizden o kadar da uzak değil.
Yine de tapınağı hareket ettiremem.
Bu yüzden etkinliği ertelemeyi düşünüyordum ama tam o sırada Serwhale-san benden denizi genişletip karayı azaltmak için izin istedi.
Ve gelecekte, birkaç kez daha yaptıktan sonra, herkesle birlikte bir kiraz çiçeği izlemesi yapmamız gerektiğini söyledi.
Neptünler ve Sari bu seferki izlemeye katılacak ırklara karar verdiler ve ortaya deniz ile kara ırklarının birlikte katıldığı bir manzara çıktı.
Serwhale-san şu anda Sake içiyor, yemek yiyor ve istisnasız tüm kara ve deniz ırklarıyla birlikte kiraz çiçeği izlemenin keyfini çıkarıyor.
…Tahmin ettiğim gibi, Serwhale-san gerçekten de ‘-san’ diye anılmayı hak ediyor.
Yengeç halkı dans etmeye başlamış, ton balığı halkı ise Asora’nın Japon Sake’sini küçük bir fincanda içerken ciddiyetle kiraz çiçeklerini ve diğer çiçekleri izliyordu.
Bu işte çok çaba harcayan diğer kişi, Sari, başlangıçta benim yanımdaydı ama ona etrafta dolaşmasını söylediğimde, itaatkâr bir şekilde –ağırlıklı olarak kadınların merkezde olduğu– diğer birçok ırkın yanına gitti ve sakin bir şekilde eğleniyordu.
Şimdi bile… eh? Orada değil.
Gözlerimle Sari’yi arıyorum.
…Hey.
Sari’yi nedense bir ağaç dalının tepesine serilmiş halde buldum.
Ah, Lorelai’lar tarafından aşağı indiriliyor.
Buranın sonuçta çok çeşitli içkileri var.
Muhtemelen bir sürü farklı şeyi karıştırıp sarhoş oldu.
Görünüşe göre onlarla ilgilenenler var, o yüzden benim gitmeme gerek yok.
“Açık fikirli ve hoşgörülü bir Tanrı, öyle mi? Edo vaktinde Şinto tapınaklarında festivaller yapıldığı ve insanların toplanıp vakit geçirdiği bir yer haline geldiği muhakkaktır. Anlaşılması zor bir kısım, lakin bizzat yapıp kendi gözlerimle gördükten sonra, bir nevi anlamaya başlıyorum.” (Tomoe)
Tomoe benimle birlikte.
Öyle çok gürültü patırtı yapan tiplerden değil. Görünüşe göre işleri sakin bir şekilde yapmayı seviyor.
Neyse, kiraz çiçeği izlemesi zaten böyle bir şeydir.
Kiraz çiçeklerini sadece takılmak için bir bahane olarak gören insanlar da var, gerçekten kiraz çiçeklerine bakmaktan keyif alan insanlar da.
İçki içmeyi öncelik olarak görenler de var, birçok yemek tezgâhını gezmeyi tercih edenler de.
Bazen insanlar sabahın daha iyi olduğunu düşünür, bazıları ise gecenin.
Yine de, bu yüzden kavga etmeye gerek yok.
İnsanların bir şeylerden keyif almanın farklı yolları olduğunu düşünüyorum.
Başkalarının keyfine engel olmanıza gerek yok, sadece kendi bildiğiniz gibi tadını çıkarın.
“Geçmişteki insanlar Tanrılarını hafife alıp gürültü patırtı yapmıyorlardı, tamam mı? Kökünde saygı duygusunu barındırdığın sürece, ondan doğal olarak gelen eylemlerin garip olduğunu düşünmüyorum.” (Makoto)
Ben böyle düşünüyorum.
Birçok alışılmadık festival de var ama bu, Tanrıları küçümsediğimiz anlamına gelmez.
Neşeli olmak, isyankârlıkla eşdeğer değildir.
Elbette, bu sadece Tanrılara saygı temelinde değil, aynı zamanda bir sonraki festivallerinde ellerinden gelenin en iyisini yapacakları motivasyonu da var.
Tüm bu noktalar bir araya gelince Şinto tapınaklarındaki festivalleri ve etkinlikleri sevmeme neden oluyor.
Bu yüzden, biraz farklı da olsa Asora’da kiraz çiçeği izlemenin keyfini çıkarabildiğim için mutluyum.
Geleneksel büyük festivaller ve mevsimsel etkinlikler doğarsa, harika olur.
Bu Şinto tapınağını karadan ve denizden bağlayan bir kapı olacağı zaten kararlaştırıldı.
Bu kesinlikle yapacağım bir şey.
Tapınağı rahatça ziyaret etmelerini istiyorum ve bu bir din olsa bile, Ise hacında olduğu gibi kaybolmalarını veya insanların ölmesini istemiyorum.
“Mekânı idare eden biri var ve yer bu kadar geniş olduğu için, çocuklara bir şeyler öğretmek için dahi kullanılabilir.” (Tomoe)
“Bence bir öğrenim yerine dönüşmesine gerek yok. Sadece insanların vakit geçirebileceği yerlerden biri haline gelirse mutlu olurum.” (Makoto)
“Evet. Her halükârda, bize böylesine güzel bir şey hediye eden Tanrılara minnettar olmalıyız.” (Tomoe)
Küçük fincanındaki Sake’yi içen Tomoe memnun görünüyordu.
Ruh halindeki değişim biraz… hızlı.
Kâhin-san meselesiyle ilgili olarak Tomoe biraz sinirli görünüyordu ama şu anda bundan eser yok.
Çoğunlukla yanımda olan Mio da öyleydi ama şu anda çeşitli yemek tezgâhlarını dolaşıp bana yiyecek getiriyor.
Kiraz çiçeği izlemesi için getirdiğimiz üst üste yığılmış yemek kutularını bitirip bitiremeyeceğimden emin olmasam da.
Gerçekten acımasız.
Bayağı yediğimi sanıyordum ama yine de yiyecek miktarının arttığını hissediyorum ve bunun sadece benim hayal gücüm olmadığına oldukça eminim.
Ayrıca üst üste yığılmış yemek kutularının önceki sayılarla eşleşmediğini de hissediyorum…
“Neyse, Mio kendi bildiği gibi eğleniyor, o yüzden sorun yok sanırım.” (Makoto)
İnsan kalabalığı ve sarhoşların arasından kolayca sıyrılan Mio’ya bakarak, her şeyi yeme seçeneğinden vazgeçiyorum.
Sadece elimden geldiğince çabalayacağım.
En iyisi bu, muhtemelen.
“Waka-sama, tapınağı ziyaret ederken alınan büyü gücüyle ilgili olarak, birinin sağlığına zarar verecek noktada değilmiş gibi görünüyor.” (Shiki)
“Shiki, sana şu an işe ara vermenin sorun olmayacağını söylemiştim. En başta, Touda bize bunu zaten söyledi.” (Makoto)
“Ancak, insanlar arasında farklılıklar var gibi görünüyor ve sabit bir miktar olmadığını düşünürsek, ne olur ne olmaz diye araştırmanın en iyisi olacağını düşündüm…” (Shiki)
“Evet, haklısın. Teşekkürler, Shiki. Şimdilik gelip bir şeyler içip ye. Ayrıca, Touda’nın açtırdığı birçok çiçeği izlemek de oldukça hoş, biliyor musun?” (Makoto)
Touda, söylediği gibi kiraz çiçeklerini açtırmıştı.
Birçok kiraz çiçeği çeşidi var ve ayrıca sadece yaz ve sonbaharda açanlar da mevcut.
Japonya’da bu manzarayı ancak onları bir serada yetiştirip uygun ortamı sağladıktan sonra görebilirsiniz ama bu manzara bu arazide ve ormanda yayılıyor.
Oldukça güzel bir görüntü.
Bunu seven insanlar muhtemelen günlerce burada kalıp izleyebilirler.
“Hayır! Bu arazinin bitki örtüsünü ve bu ormanın çevresini araştırmak gibi yapmam gereken dağ gibi iş var.” (Shiki)
“Reddedildi. Kiraz çiçeği izlemesi yapacaksın. İşin bitti.” (Makoto)
“A-Ama…” (Shiki)
“Eğer Shiki çalışıyorsa, başka insanlar da çalışmaya başlayabilir. Bu yüzden, bugün tatil. Sadece tapınak ziyaretiyle ilgili araştırma yaparak yeterince çalıştın.” (Makoto)
“…Anlaşıldı.” (Shiki)
Aynen öyle.
Shiki’nin iş bağımlılığı var.
Benim de uykudan daha öncelikli tutmam gereken bir sürü işim var, bu yüzden onun duygularını anlıyorum gerçi.
Benim durumumda, gerçekten büyük bir şey olmadığı sürece kesinlikle her gün çalışırım ama… bunun bir iş bağımlısı olmakla aynı olduğunu sanmıyorum.
Shiki’nin söylediği ‘iyiyim’ ve ‘boş zamanım var’ sözlerini olduğu gibi kabul etmenin tehlikeli olduğunu anlamaya başlıyorum.
Nasıl desem, bu huyu bulaşıcı mı desem, yoksa tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş mu desem bilemedim.
Shiki’nin astları ve onunla yakından ilişkili olan insanlar da aynı özelliğe sahip.
Tomoe ve Mio’dan farklı olarak, onun aslen bir hyuman olması muhtemelen bunda büyük bir rol oynuyor.
Mio ve Tomoe uyumayı hoş buluyor gibi görünüyor ama Shiki en başından beri uykuyu seven tiplerden değildi anlaşılan.
Bir Lich olup artık uyuyamadığında çok sevindiğini söylediğini hatırlıyorum.
Ne yazık ki, benimle bir pakt yapıp bir hyuman bedeni elde ettiğinde bile, nedense, hâlâ uyumasa bile iyi olma bünyesine -hayır, belki de buna bir yetenek demek daha doğru olur- sahip.
İş yeri de aynı gibi görünüyor, bu yüzden o özel bünyesiyle biraz daha ölçülü olmasını isterdim.
Şimdilik itaatkâr bir şekilde kiraz çiçeği izlemesi yapıyor gibi görünüyor ama 30 dakika dayanabileceğinden emin değilim. Sonuçta bu Shiki.
“Touda, tapınak ziyareti hakkında, insanlar arasındaki farklılıklar ve alınan büyü gücünün sabit bir miktar olmaması gibi detaylı kısımları sormamıştım. Bununla ilgili herhangi bir sorun çıkmaz, değil mi?” (Makoto)
Bir gelenek adı altında yaptığımız o dövüşten sonra Touda ile birlikte Şinto tapınağına döndük ve ondan, Şinto tapınağı da dahil olmak üzere üç tapınak hakkında bilgi aldık.
Söylediklerine göre, hiç bilmediğim kısım hürmet etme, tapınma ve dua etme ile ilgiliydi; yani, Tanrıların önünde dua ederken yapılan kısımlar.
Basitçe söylemek gerekirse, tıpkı birinin bir tapınakta parayla hürmetini sunması gibi, burada da büyü gücü tüketiyordunuz.
“Elbette. Her şeyin her zaman istisnaları vardır, ama bireyler arasındaki farkla ilgili olarak, bu sadece kişinin kapasitesine bağlı olarak uygun miktarda büyü gücü tüketmektir. On bini olan birinden yüz alınır; yüzü olan birinden bir alınır. Sistem bu şekilde işler. Yani bu, insanların normal ziyaretlerde toplamlarının yaklaşık %1’ini sunacakları anlamına gelir.” (Touda)
Touda, sakinlerle aktif bir şekilde temas kuruyordu.
Çağrıldığında hemen yakında belirip cevap veriyordu ki bu biraz gizemliydi.
Orklar, Eldwaslar, Sis Kertenkeleleri, Arkeler, Kanatlılar, Gorgonlar ve Ema’dan travma geçiren periler; sanki herkese kendini tanıtmak için etrafta dolaşıyor gibiydi.
Gerçekten de iş odaklı bir tutum.
Onun buradaki ve Kuzunoha Ticaret Şirketi’ndeki rolünü düşününce, görevlendirme için uygun bir mizacı olduğunu hissediyorum.
Sadece, bence, personel için bir yetenek avına çıkacak olsam, üstün yetenekli insanlardansa, makul becerilere sahip ve sonuna kadar birlikte çalışacak insanları tercih ederdim.
Aradığım gereksinimlerin bunlar olduğunu nihayet fark ettim.
Henüz pakt yapmamış olmamızdan da kaynaklanıyor ama Touda’nın ilk tipe girdiğini hissediyorum.
Onda kelimelerle ifade etmesi zor bir tür katılık hissediyorum.
Bu sadece ona özgü de değil. Bu dünyadayken bu tür bir şeyi birçok kez hissettim.
Showa dönemi şirketlerinde personel ararken beceriden çok çalışkanlık daha önemliydi, ama bu muhtemelen bu devirde eski bir düşünce tarzı.
Ama kıdem sistemini bir kenara bırakırsak, ömür boyu istihdamı uygulamaya koymayı düşünüyorum.
Bir girişim.
Böyle bir yaşam tarzı yaşayarak, elimizden gelenin en iyisini yapacak ve çalışanları hizmetleri için ödüllendireceğiz.
Yapmak istediğim şey bu.
Hoppa, düşüncelerim raydan çıktı.
“Bu durumda, benim gibi insanlar oldukça fazla sunmuş olur.” (Makoto)
“Evet. Ama bu hiç de bir yük gibi hissettirmemeli.” (Touda)
“Doğru. İlk hürmetimizi sunduğumuzda sonuçta hiçbir şey hissetmemiştim.” (Makoto)
“Lütfen bunu harcanabilir bir büyü gücü olarak düşünün.” (Touda)
“O zaman bahsettiğin sabit miktar ve istisna neydi?” (Makoto)
“Cevap aynı olurdu. Güçlü bir dilek olduğunda -tüm kalbiyle yapılan bir dilek- örneğin; her gün birkaç kez dilemek ya da yıllarca sürekli dilemek gibi. Duruma bağlı olarak, bu hayatınızı bile etkileyebilir.” (Touda)
“Bu kadar güçlü ve tüm kalbinle bir dilek dilediğinde…” (Makoto)
“Evet. Eğer güçlü bir şekilde dilerseniz, büyük miktarda büyü gücü sunmuş olursunuz. Asora halkının bu Şinto tapınağına olan inancını düşünürsek, bunun mümkün olacağını sanmıyorum.” (Touda)
Güçlü bir şekilde dilemek, dahası bunun olması için sürekli olarak yapmaları gerekiyor ha.
Bunun Asora’da düşünülmesi zor bir durum olduğu kesinlikle doğru.
“Haklısın. Şu anda endişelenmeye gerek olmadığı doğru.” (Makoto)
Herkese hürmetlerini sunduklarında, mevcut hedeflerini Tanrılara anlatmaları gerektiğini öğrettim. Göremedikleri bir Tanrı’ya karşı.
Onlara bunun kendinize verdiğiniz bir söz gibi olduğunu söyledim.
‘Lütfen gerçekleştirin’ değil, daha çok ‘bu hedef için çok çalışıyorum, bu yüzden tatmin edici sonuçlar gösterirken lütfen izleyin’ gibi.
Sonuç gösterdiklerinde, tekrar gelip şükranlarını sunacaklar ve bir sonraki sözlerini verecekler.
Ayrıca, farklı bir Tanrı algısına sahip olmalarını istedim. O Tanrıça yerine, daha çok, yakın ama dokunamayacağın bir Tanrı gibi. O tür bir ilişki.
“Ben de öyle düşünüyorum. Shiki-san’ın endişeleri makul, bu yüzden ona istediği kadar araştırma yapmasının sorun olmayacağını söyledim gerçi.” (Touda)
“Sunulan büyü gücü bir kapta toplanacak, değil mi? Bize gösterdiğin o kürelerin, gücün içinde bulunduğu ilahi kaplar olduğunu varsaymak doğru olur mu?” (Makoto)
Touda’nın bize ilahi kaplar olarak gösterdiği şeyler iki şeffaf, berrak küre ve içinde çeşitli renkli ışıklar bulunan bir küreydi.
Şeffaf olanlar Budist tapınağı ve Partenon’dan olanlardı, içindeki ışıklı olan ise Şinto tapınağındandı.
Başka bir deyişle, kürenin içindeki ışık bizim büyü gücümüzdü.
Hepsinin aynı kürede olması beni biraz rahatsız etti.
Çünkü o ilahi kapların varlıkları arasında farklılıklar olmalıydı.
“İlahi kaplar, öyle mi? Hm, yorumunuzda bir sorun yok, ama kesin olarak konuşmak gerekirse, kaplar daha çok yumurtalara benziyor. Sonuçta o küre, büyü gücü biriktirdikçe görünümünü değiştirecektir.” (Touda)
“…Heh~.” (Makoto)
Eşsiz bir Şinto tapınağından beklendiği gibi.
Yani bu onun doğmadan önceki hali.
Neyse, bu sorun değil.
En başta, hürmet sunmaya gittikçe büyü gücünün emilmesi artık normal bir durum değil.
“…Bu arada, Makoto-sama, Tanrılara dua ederken büyü gücü sunmak Dünya’da bile aynı şekilde işler. Aslında, bu sistemi benimsememiş olduğu için tuhaf olan bu dünya.” (Touda)
“Eh?!” (Makoto)
Aklımı mı okudu?!
Hayır, o değil. Bu evrensel olarak kullanılan bir sistem mi yani?!
Mümkün değil!
“Bu çok abartılı. Kendi dünyamda tapınakları ziyaret ettiğimde bile…” (Makoto)
“Çoğu insan büyü gücü kavramının kendisinden haberdar bile değil, bu yüzden bu gayet doğal. Onu kullanmıyorlar ve tespit edemiyorlar. Küçük bir miktar tüketseler bile, insanlar için bir zararı olmaz. Sonuçta iyileşmesi bir gün bile gerektirmeyecek bir miktar.” (Touda)
Cidden mi?
Japonya’dayken büyü gücümün farkında olmadığım kesinlikle doğru.
Yani tapınağa her gittiğimde Tanrılara büyü gücü mü sunuyormuşum?
Hayır, tapınakta da ha.
Kilisede de mi?
Ah, şimdi düşününce, bir kez bile kiliseye gitmemişim.
“Nedendir bilmem, dünyanın karanlık yüzüne bir göz atmış gibi hissediyorum.” (Makoto)
“Uzak bir gelecekte Dünya’da büyü gücü bilindiğinde, bu gerçeği öğrenme ihtimalleri var.” (Touda)
“…Evet.” (Makoto)
“Neyse, o konuyu bir kenara bırakırsak, ilahi kaplarla ilgili olarak, şekil göstermesinin çok uzun sürmeyeceğini düşünüyorum. Sadece Makoto-sama’nın büyü gücüyle bile, şimdiden muazzam bir miktar aldı sonuçta. Ama tamamlanmış halinden bahsedecek olursak, hâlâ uzun bir zamana ihtiyaç duyacaktır. Herhangi bir değişiklik olduğunda rapor vereceğim, o yüzden siz sadece keyfinize bakın.” (Touda)
“Anlaşıldı.” (Makoto)
“O halde, Makoto-sama hakkında konuşmak için sakinlerin yanına döneceğim.” (Touda)
“Kiraz çiçeği izlemesi bittiğinde, Tomoe ve diğerlerinin huzurunda paktı yapacağız. Bunu unutma.” (Makoto)
“Evet. Alacağım ismi dört gözle bekliyorum.” (Touda)
Touda kayboldu.
Oh, Gorgonların olduğu yerde belirdi.
O insanlarla olunca, benim hakkımda konuşulması bana pek iyi bir his vermiyor gerçi.
Yine de, muhtemelen bir kız muhabbetine dönecektir, bu yüzden hiç duymak istediğimi sanmıyorum.
Kadınlar arasındaki konuşmalar bazen oldukça zehirli olabiliyor.
Erkeklerin duymamasının en iyisi olan bir şey olduğundan şüphesiz emin bir şekilde söyleyebilirim.
Neyse, bir ablam ve bir de kız kardeşim var, bu yüzden kendi evimde, dahası kendi odamda, bu tür konuşmaların kırıntılarını duyabiliyordum.
İşte bu yüzden zehirli olduklarını biliyorum.
Touda büyük ihtimalle Gorgonlara sorunsuz bir şekilde uyum sağlamış ve onlarla sohbetin tadını çıkarıyordur.
Bu konuda endişelenmeye gerek yok, bu yüzden artık aldırmamaya karar verdim.
…Parti tam gaz devam ediyor ha.
Buraya geldiğimden beri birçok ülkeye gittim ve çeşitli insanlarla tanıştım ama, tahmin ettiğim gibi, en çok burayı seviyorum.
Herkesin farklı şekilleri ve görünümleri var, bu yüzden bir bakışta kaosun ta kendisi gibi hissettiriyor gerçi.
Ama burayı kesinlikle korumak istiyorum.
Asora, bu paralel dünyadaki varlığımın izleri sayılabilir.
Bu sebebi aklımda tutarak, bu manzarayı gözlerime kazımam gerektiğini hissettim.
“Waka-sama?” (Mio)
“Mio, yeterince yemeğimiz var zate—bir dakika, o ne?” (Makoto)
Bu Shiki.
Onu karıştırmama imkân yok.
Ama, Shiki neden Mio’nun kolunun altında tamamen sarhoş bir halde?
“Lütfen öyle demeyin. Orkların olduğu yere gittim ve bu ‘Sürpriz Bozma Kızartması’nda oldukça büyük bir potansiyel hissettim. Waka-sama’nın kesinlikle bir kez denemesi gerektiğini düşündüm.” (Mio)
“Hayır Mio, onu minnetle yiyeceğim ama… Shiki’ye ne oldu?” (Makoto)
“Bu mu? Ekipman hazırlamıştı ve ormana girmek için birkaç kişiyle gizli bir konuşma yapıyordu, ben de onu indirdim.” (Mio)
“İndir—” (Makoto)
“Kiraz çiçeği izlemesi yapıyor olmamıza rağmen, bu kişinin gerçekten hiç adabı yok. Tomoe-san ve Touda ile arada sırada böyle festivaller yapmayı tartışıyordum -tabii ki bu kadar büyük olmayacak- ve hangi tarihlerde olacağını planlıyorduk, ama bu Shiki ise sadece…” (Mio)
“Neyse, adap eksikliği olduğu kesinlikle doğru. Evet.” (Makoto)
Onu indirmiş olması da sorgulanır gerçi.
Dahası, şimdiden bu festivallerden daha fazlasını yapmaktan bahsediyorlar.
Bir ara, Tomoe de Touda ve Gorgonların olduğu yerdeydi.
Bu, Mio’nun da çok uzun zaman önce orada olmadığı anlamına gelmeli.
Ve, Mio Shiki’nin ormana gitmeyi planladığını görmüş.
“Yerde bırakılırsa insanlara sorun çıkarırdı, bu yüzden onu boşluk olan buraya getirdim. Onu insanların göremeyeceği bir yere fırlatacağım.” (Mio)
Onu fırlatacak mısın?
Bu, onu rastgele bir yere fırlatacağın anlamına geliyor, değil mi?
Hayır bekle, fırlatmaya gitme.
Onu terk etmek de olmaz.
“Hayır, ben ona bakacağım. Yatıralım onu.” (Makoto)
“Olamaz, onun Waka-sama’nın dizinde dinlenmesi…!” (Mio)
Kim dizimde dinlendireceğimi söyledi ki?!
Bunu yapmayacağım!
Bu sadece hareket etmemi zorlaştırır.
Anlıyorum. Mio çoktan epey içmiş olmalı.
Alkolün kontrolüne girmeyeceğine inanıyorum ama öz kontrolü biraz gevşemiş olabilir.
“Hayır, sadece dinlenmesini sağlayacağım.” (Makoto)
“O zaman onun yerini ben alırım!” (Mio)
Hiç dinlemiyor.
Neyse, bu da buradaki gündelik bir olay ve bu dünyada yaptıklarımın bir parçası.
Ama az önce sahip olduğum o kararlılıkla ilgili güzel havanın biraz sönümlendiği de bir gerçek.
