Tsuki ga Michibiku Isekai Douchuu – Bölüm 216 / Bir Balinadan Duydum

Bir Balinadan Duydum

Bugün bölüm gelmeyeceğini mi sandınız?! Sürpriiiz!!! (Aslında kıl payı yetiştirdim.)

Zef ile görüşmeyi daha bu geceden ayarlayabildim.

Bilinci yerine gelen Eva’dan özür diledim ve fırsat bu fırsat deyip Ruria’yı da ziyaret ettim.

Asora’ya dönmeden önce Rona aracılığıyla Zef ile iletişime geçtim ve iş bu gece onunla buluşmaya kadar vardı.

Ne kadar da esnek bir programı var bu kralın.

Ani olduğu ve ellerinde çeşitli meseleler olduğu için sıcak bir karşılama yapamayacaklarını söylediler ama en başından beri böyle bir arzum yoktu zaten.

Talebi yapan bendim, o yüzden başkentlerine bizzat gitmeye niyetliydim.

Ama karşılama hazırlıkları falan filan diye bir şeyler geveleyip konuyu saptırarak reddettiklerini hissettim. Nihayetinde, iblis ırkının topraklarını ziyarete gittiğim vakit Rona ve Io ile buluştuğum yerde görüşeceğiz.

Neden acaba? Söz verdikleri saatte orada olacağımı söylememe rağmen beklemek istemediler. Belki de bana güvenmiyorlar mıydı?

Bizim bulunduğumuz yere yakın bir buluşma noktası belirleme zahmetine girmelerinin sebebi bu muydu?

Zef Şeytan Lordu olmasına rağmen, onunla görüşmek için bir an ayarlamasını istediğimde sadece bizzat görüşmeye geleceğini söylemekle kalmadı, bunu istediğim gün içinde yaptı, bu da bana kötü davranılmadığımı düşündürüyor.

Öyle düşünüyorum, ama…

Neyse, bu konuda endişelenmek bir şeyi değiştirmeyecek.

Her neyse, Kaleneon için faydalı bilgiler varsa öğrenmek istiyorum ve Limia’da aklıma takılan soruyu ona yöneltmeyi denemek istediğim de doğru.

“Waka-sama, duydum!”

“Tomoe ha. Vakit buldukça Shiki ile bir yere kapandığını duydum. Tam olarak ne yapıyorsunuz?” (Makoto)

Son zamanlarda Tomoe’yu sadece yemek vakitlerinde görüyordum ama şimdi yanıma kadar gelmiş.

Şu an Yaşlı Cüce’nin atölyesindeyim, onlara delici mızrağın yeniden modellenmesi hakkında bilgi veriyordum.

Buraya kadar benimle konuşmaya geldiğine göre, ikisi bir sonuca varmış olmalı ya da belki de henüz somutlaşmamış bir şey düşünmüşlerdir?

Öyle olmasını istemem ama kötü bir şey olmuş olma ihtimali de var.

İyi bir şey olma ihtimali ise… hiç yok.

“Ah, Şelale’nin arşivlerindeki anıları minnetle okumuş idim. Daha sonra, lütfen bana bir rapor verin… durun, şu an bunun bir ehemmiyeti yok, Waka-sama!” (Tomoe)

“Evet…” (Makoto)

Ehemmiyeti yok mu?

Halbuki epey bir keyifle göz gezdiriyordun…

“O Serwhale dedi ki, Waka-sama Kaleneon’un karlı dağlarına gitmiş ve bir kaplıca kazmış!” (Tomoe)

“E-Evet, yaptım. Kış için bir önlem olarak kullanılabileceğini ve aynı zamanda bir satış kozu olabileceğini düşündüm.” (Makoto)

“Kaplıcalar, banyo yapmak, iyileştirici özellikler! KAPLICALAR!” (Tomoe)

“Kendine gel Tomoe.” (Makoto)

“Vaktimi ayırıp içinde bir güzel ıslanmak isterim.” (Tomoe)

Tomoe aniden sakin bir tona büründü.

Ama tüm vücudundan hâlâ bir şeyler taşıyordu.

“Nasıl hissettiğini anlıyorum. Ama önce bileşenlerini kontrol edip öylece girebileceğimiz bir kaplıca olup olmadığını doğrulamamız lazım, o da inşaat işini bitirdikten sonra. Gerçi, sanırım bahara kadar bir şeyler halledebiliriz. Şu anki kaynak hâliyle, içine girilemeyecek kadar yüksek bir sıcaklığa sahip, bu yüzden seyreltilmesi de gerekiyor. Bu durumda suyu nehre kadar çekmek daha kolay olabilir. Her hâlükârda, şu anda kullanmak imkânsız.” (Makoto)

“Eğer tatlı su ise, ılık olması kâfidir. Kaynama noktasında değil ya. Ben idare edebilirim.” (Tomoe)

“Olmaz. Ayrıca, aceleyle böyle bir kaplıca yapsak bile, onu kullanabilecek tek kişiler senin gibiler olur.” (Makoto)

“Hımm~, yani olmaz mı diyorsun?” (Tomoe)

“Bekle diyorum. Eğer o kadar çok istiyorsan, neden Asora’daki volkanlarda bir tane bulmuyorsun? Öyle yaparsan, insanları toplayıp üzerinde çalışmak daha kolay olur.” (Makoto)

“…Volkanları çoktan araştırdım lakin iyi bir tane bulamadım, Waka-sama. İşlevli görünebilecek bir yerde delik açtığımda, en fazla cevher çıkıyor.” (Tomoe)

Çoktan bir tane aramaya çalıştığını da nereden bileyim.

Tomoe’dan beklendiği gibi.

Kaplıcaların varlığından haberdar olması etkileyici ama harekete geçmiş olması da bir o kadar etkileyici.

Ama bu kadar zor mu ki?

Ben ilk denememde başarmıştım oysa.

Belki de Asora’da kaplıca yoktur?

Her ihtimale karşı, etraftakilere sormalıyım.

Serwhale-san ve Neptünler gerçeğini biliyor gibi görünüyor, o yüzden okyanusun dibinde buna benzer bir şeyler olabilir.

Bir tane bulursak, çevresindeki suyu boşaltıp okyanusun dibinde kaplıca benzeri bir yer oluşturabiliriz.

…Sorun, Tomoe’nin bunu kabul edip etmeyeceği gerçi.

Ayılara ve kurtlara da ne diyeceklerini sorabilirim.

Çoktan bir tane çıkmış olma ihtimalini göz ardı edemem.

Benim orijinal dünyamda ne de olsa geyik ve maymun gibi hayvanlar kaplıcalara giriyordu.

“Kaplıcaya girmeyi o kadar çok istedin de mi ta buraya kadar geldin?” (Makoto)

“Lütfen! Ve sonra, ısıtılmış bir sake getirip karı seyrederken içeceğim! Böyle bir ilk kaplıca deneyimi benim için aşırı bir saadet olurdu! Kaleneon’un şu anda karla kaplı olduğunu ve üstüne üstlük orada bir kaplıca olduğunu bilmek, ben… ben şimdiden…!!” (Tomoe)

Tomoe, yoksunluk krizindeymiş gibi kıvranıyor.

Son zamanlarda Tomoe ciddi ve durgun bir ruh hâlindeydi, ama… Tomoe hâlâ Tomoe’ymuş ha.

Bu aralar Mutlak Vuruş Keşişi‘ne takmıştı, bu da onun kaplıcalara olan ilgisini daha da artırmış olmalı.

Kaplıcaların iyileştirici özellikleriyle ilgili onca şeyi okuduğum zamanlarda ben de aynıydım. Tomoe’ya bakınca benim de canım bir kaplıcaya girmek istedi.

Kaplıcayı kullanıma sokma planını şimdilik bir kenara bırakıp, önce bileşenlerini araştırmalı ve içinde yıkanmanın güvenli olup olmadığını öğrenmeliyiz. Eğer bir sorun yoksa, o zaman için bir küvet yapalım.

“Öyleyse Tomoe, git kaplıcanın özelliklerinin ideal olup olmadığını kontrol et. Kullanılabiliyorsa, harekete geçirebileceğin kişileri topla ve başlangıç olarak taştan bir küvet falan yap. Ancak! Bu işe katılanlar, Kaleneon’daki kaplıcalarla ilgili kamu işlerine de sorgusuz sualsiz katılmak zorunda kalacaklar. Ayrıca, kendini zorlamadığından emin ol.” (Makoto)

“!! Elbette! Bizim tarafta bir çıkmaza girmiştik, bu yüzden bu elverişli bir gelişme oldu!” (Tomoe)

“…Bu, az önce bahsettiğin raporla mı ilgili?” (Makoto)

“Evet. Shiki ile de konuştum lakin devam edebilmek için Waka-sama’nın iznine ve iş birliğine ihtiyaç duyacağımız bir noktaya ulaştı. Pekâlâ, bekle beni, kaplıca!” (Tomoe)

Tomoe geldiği gibi kapıya doğru koştu.

Yaygaracıdır ama Tomoe o gözlere sahip olduğunda güvenilirdir, bu yüzden bana çok yardımcı oluyor.

Ama o raporla ilgili mesele sonraya bırakılacak kadar zahmetli görünüyor ha…

“Ah, Waka-sama.” (Tomoe)

Ben tam bunları düşünürken Tomoe elini kapı koluna koyup arkasına döndü.

“Ne oldu?” (Makoto)

“Bu Waka-sama’nın izni mi, emri mi, yoksa ricası mı?” (Tomoe)

“…Şey, sizi zorlamak gibi bir niyetim yok, o yüzden bir rica.” (Makoto)

“Waka-sama’dan bir rica almayalı uzun zaman olmuştu. Hedef: iki günde bitirmek-ja!” (Tomoe)

Bu sefer Tomoe gerçekten de gitti.

Hedef iki gün derken, kaplıcayı yapmayı mı kastetti?

Öyle değil, değil mi?

Çünkü az önce ondan kontrol etmesini istedim ve Asora’nın o kadar da boş vakti yok.

Evime yakın ilk kasabanın inşaatı hâlâ devam ediyor ve liman kasabası hâlâ toprak hazırlığı aşamasında.

O dağın görüş mesafesi de kötü, bu yüzden iş zorlu olacaktır.

Muhtemelen bunu gerçekten de iki günde bitirme niyetiyle söyledi.

“Waka-sama! Duydum!!”

Bu dejavu hissi de ne?

Seste ve kelimelerde ufak bir fark var ama bu neredeyse az öncekinin bir tekrarı.

“Ema?” (Makoto)

Bu da yine beklenmedik biri.

Onunla görüştüğümde, bu çoğunlukla önceden planladığımız anlarda olur.

Ben genelde vakit buldukça onunla konuşmaya giderim ama o bana geleceği zaman önce düzgünce bir randevu alır. Bu şekilde aniden koşturarak gelmesi son derece nadirdir.

Üstelik ta cücelerin atölyesine kadar.

…Bu sefer bir vaka mı var yoksa?

“Ema, sorun ne?” (Makoto)

“Serwhale-san’dan duydum!” (Ema)

…Ema da mı kaplıca meselesi için?

Kaplıcalar süper popüler ha.

Asora’da bir yerlerde bir tane olmalı, belki de ciddi ciddi bir tane aramayı denemeliyim?

“Kaplıcalar hakkında mı? Eğer konu buysa, Tomoe’ya zaten izin verdim, o yüzden onunla iş birliği yapıp…” (Makoto)

“Bir Draupnir kullandığınızı duydum?!” (Ema)

“Eh? Dra…?” (Makoto)

Upnir?

Ah, yanılmışım, konu kaplıcalar değilmiş.

“Onu bir su birikintisine attığınızı duydum.” (Ema)

Ema’nın yüzü ciddi.

Görünüşe göre yanlış konuydu.

“Ah, o konu. Attığım doğru. Görkemli bir şekilde patladı ve büyük bir başarısızlık oldu. O işte fena çuvalladım.” (Makoto)

“O yüzüğü göletin suyunu ısıtmak için kullanmaya çalıştığınızı duydum?” (Ema)

“Evet. Kışın bir şeyleri otomatik olarak ısıtmak için kullanılabileceğini düşünerek denedim.” (Makoto)

Sonucun böyle olacağını kim bilebilirdi ki.

Gölet yok oldu ve belki de patlamanın dalgaları yüzünden üzerimize sıcak bir rüzgâr kütlesi çarptı. Bu sayede çevredeki karlar eridi ve yer çamur içinde kaldı. O donduğunda tekrar sorun olacak. Gerçekten kötü bir şey yaptım.

“Daha önce rapor etmiştim ama ben ve diğer birkaç kişi, Waka-sama’nın büyü gücünü depolayan hurdaya çıkmış Draupnir’leri kullanmanın bir yolunu düşünüyorduk. Ancak yüzüğün kullanımı zor ve sadece onları imha etmeye çalışmak bile bir angarya, ayrıca tehlikesi de var.” (Ema)

Doğru doğru, şimdi hatırladım.

Ema, onları basitçe imha etmek dışında kullanmak için bir yöntem düşünüyordu.

Eğer imha sürecinde bir hata olursa, tehlikeli olabileceği zamanlar oluyor, bu yüzden Draupnir’lerin imhası zordur.

Düşündüklerine göre, onları kasabanın aydınlatması, atölyelere güç sağlamak ve birkaç noktadaki bariyerleri korumak gibi şeyler için kullanmayı planlıyor gibi görünüyor.

“Kullanmadan önce teyit istemeliydim. Her ihtimale karşı bir tanesiyle test ettim ve kontrolden çıkmadı, bu yüzden kendime fazla güvendim. Sadece elimde değil, suyun içine atarak da test etmeliydim.” (Makoto)

“Söz konusu Waka-sama olunca, yaralandığınızı sanmıyorum ama orada biraz endişelendim. Draupnir’ler, başa çıkması inanılmaz derecede zor olan zahmetli yüzüklerdir. Lütfen dikkatli olun.” (Ema)

“Düşündüğüm gibi, başa çıkma yöntemi bile özel. Garip bir şekilde dengesiz olduğu kesinlikle doğru.” (Makoto)

“Ona bir işlev verme noktasına kadar iyi gidiyor. Sorun şu ki, güçte belirli bir noktayı aştığında, işlemi yapan kişinin elinden ayrıldığı an…” (Ema)

“Anında kontrolden çıkıyor.” (Makoto)

Cidden, ne yüzük ama, ben bile söylüyorum bunu.

“Eğer hâlâ elinizdeyken tutup kullanma seviyesindeyse, inanılmaz derecede kullanışlıdır. Ama tehlikeli noktaya ulaştığında, ona verilen element ve işlev anında çıkış gücüne dönüşür ve tıpkı böyle, kendi gücünü artırma sürecini tekrarladıktan sonra, dayanabileceği sınırı aşar ve patlar.” (Ema)

N-Ne kadar da seçici.

Kucağınızdan ayrıldığı an ağlamaya başlayan bir bebek gibi hissettiriyor.

Hm?

Hm hm?

Burada beni rahatsız eden bir şey var.

“Bekle Ema, bir saniye bekle lütfen. Ben yaptığımda yüzük kırılmadı, biliyor musun?” (Makoto)

Doğru.

“İşte bu! Bu yüzden buraya kadar koştum!” (Ema)

Ah, demek Ema’nın bu garip hareketinin sebebi buydu.

Yaptığım şey kötüydü ama aynı zamanda düzensiz bir sonuçtu.

“Lütfen o anı bana ayrıntılı olarak anlatın!” (Ema)

“Ben de bu esnada burada bulunsam olur mu, Waka-sama?”

“Yaşlı Cüce-san?” (Makoto)

“Şu anda, Ema-dono ile iş birliği yapıyorduk ve nihayet Waka-sama’nın yüzüğünü kullanmanın bir yolunu bulduk. Ancak Waka-sama’nın deneyimlediklerini ayrıntılı olarak duyabilirsek, kullanımına yönelik bir gelecek bulabiliriz. Gerçi bu sadece yaşlı bir zanaatkârın içgüdüsü.” (Yaşlı Cüce)

“…Bu arada, bulduğunuz bu kullanım şekli nedir?” (Makoto)

“Göstermek en iyisi olur. Hey.” (Yaşlı Cüce)

Ema’nın talebini fırsat bilen Yaşlı Cüce sohbete katıldı.

Konu yüzüklerimin kullanım alanları olduğu için, ne başardıklarını merak ettim ve Yaşlı Cüce’ye sorduğumda, atölyenin derinliklerindeki birine seslendi.

Yaşlı Cüce’nin sesi o kadar da yüksek değildi, yine de kısa sürede enerjik bir yanıt geldi.

Ardından bir cüce ortaya çıktı.

Beni ve Ema’yı fark edince başını derince eğdi.

“Şunu getir.” (Yaşlı Cüce)

“Anlaşıldı!”

Tekrar içeri giren cüce, bir tür paketle yanımıza döndü.

“Göster bakalım.” (Yaşlı Cüce)

“Emredersiniz!”

Paketin üzerindeki bezi kaldırdı ve içinden bir mızrak çıktı.

Ama mızrak desem de, bu delici mızrak değil.

Garip bir mızrak.

Sivri ucu, at sırtında kullanılan mızraklara benziyor, koni şeklinde.

Yine de sapı uzun.

Koninin alt kısmı kâse şeklinde ve onu korurcasına, şeffaf kristal görünümlü küresel bir parça takılı, sap da oraya tutturulmuş.

Ucu ince ve eğer normal bir mızrak olsaydı, fırlatma tipi olan cirit gibi olurdu ama… bu da ne?

“Adını Bakusou koydum. Kanatlılar’a dağıtmayı planlıyorum.” (Yaşlı Cüce)

“Bakusou…” (Makoto)

“Şeffaf küresel kısmı görebildiğinizi sanıyorum.” (Yaşlı Cüce)

“Evet.” (Makoto)

“İşte oraya, imha edilmesi planlanan Draupnir’i yerleştireceğiz.” (Yaşlı Cüce)

“Anlıyorum.”

“Ve ondan sonra, sadece fırlatıyorsunuz. Mızrak kısmı belirli bir derecede darbe algıladığında, yüzük etkinleşecek ve bir patlama yaratacak.”

Demek o yüzden adı Bakusou. (Patlayan Mızrak)

Anlıyorum, eğer silah olarak kullanılacaksa, patlamalar memnuniyetle karşılanır.

Bu aynı zamanda en basit yönlendirme şekli.

Yine de pratik kullanım seviyesine ulaşmanın oldukça zor olduğunu düşünüyorum.

“Waka-sama, Brid’in gücünü artırmak için yüzükleri kullandığınızı söylediğinde, bu prensibi hayata geçirmek için cücelerin üzerinde çalıştığı bir silahtı bu.” (Ema)

Ema tamamlayıcı bir açıklama yapıyor.

Brid ile birleştirip yıkım gücünü artırdığım kesinlikle doğru.

Silah olarak kullanması zor ama dengesiz yüzüğü fırlatarak kullanırsak, anlaşılması oldukça basit.

“Savaş yoksa kullanılamaz ama bir savaş alanında, tek bir saldırı bir yüzüğü imha edebilir.” (Ema)

En başından beri onları imha etmeyi planlıyorduk, bu yüzden onu atma niyetiyle kullanmakta da bir sakınca yok.

Kulağa… makul geliyor.

Eğer Ema bu şekilde söylüyorsa, bu en başından beri onlarda bir değer gördüğü ve onları kullanmanın bir yolunu düşündüğü anlamına gelmeli.

“Ama…” (Ema)

Ema devam etti.

“Waka-sama’nın gölete attığı Draupnir, lavın içinde bile stabil görünüyor. Gerçeğini bizzat görmek istiyorum. Eğer koşulların bilgisi ve Waka-sama’nın yaptıklarıyla yüzüğün kontrolden çıkmasını engelleyecek bir yöntem ortaya çıkarsa…” (Ema)

“Onu başlangıçta planladığımız gibi geçim için kullanmak mümkün olacaktır. Eğer bu olursa, Draupnir zahmetli bir eşyadan inanılmaz bir kaynağa dönüşür. Bir rüya gerçek olur.” (Yaşlı Cüce)

Ve sonra, onlarla başa çıkabilecek alet için ilerleme kaydedilecek.

Bu yüzüklerin üretimindeki baş suçlu benim, bu yüzden bu oldukça hoş bir konuşma.

İş birliği yapmamam için hiçbir neden yok.

“Umarım bir yardımım dokunur gerçi…” (Makoto)

Böyle diyerek, ikisine büyük başarısızlığımı gerçekten ayrıntılı bir şekilde anlattım.

Tsuki ga Michibiku Isekai Douchuu

Tsuki ga Michibiku Isekai Douchuu

Moon-led Journey Across Another World, TsukiMichi, Tsukimichi: Moonlit Fantasy, 月が導く異世界道中, 月光下的异世界之旅
Puan 7.6
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2013 Anadil: Japanese
Lise öğrencisi Misumi Makoto, tanrı Tsukuyomi tarafından kahraman olması için fantastik bir dünyaya çağrılır. Ancak, dünyayı yöneten Tanrıça onu çok çirkin bulur ve onun orada olmasından pek memnun olmayarak dünyanın köşesine atar. Tsukuyomi, Makoto'nun diğer Tanrıça tarafından terk edilmesinin ardından Makoto'nun kendi yolunu bulmakta özgür olduğunu ilan eder.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm yorumları göster

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla