Dük Meusé sendeleyerek ilerliyordu. Az önce korkuyu tatmıştı. Korku ve çaresizliği.
İblis Kralı Rimuru, başa çıkabileceğini umabileceği biri değildi. Planı; Rimuru’yu kendine borçlu çıkarmak, ardından onu evcilleştirip tam olarak istediği gibi parmağında oynatmaktı. Fakat geriye dönüp baktığında, boyunu ne kadar aşmış olduğunu açıkça görüyordu.
Bu durum Meusé’ye kendini gülünç hissettirdi. Onu avucunun içine aldığını sanmıştı ama meğer başından beri tezgâha gelen kendisiydi. Haline acı acı gülmek istiyordu ama artık onda bunu kaldıracak zihinsel güç bile kalmamıştı.
Düşününce, o insanların durumu benimkinden de beterdi…
Kendisi için toplanan tüccarları anımsadı. İblis kralının gölgesinin ardından yakışıklı bir adam çıkmış; her birinin adını, doğum yerini, getirdikleri malların türünü ve fiyatını tek tek okumuştu. Sesi, Meusé’nin kalbini mühürleyen lanetli bir büyü gibiydi.
Ne kadar derine inip araştırmışlardı böyle…?
İblis kralının topraklarında ticaret yapmaları yasaklanırsa, hepsi kendi ülkelerine dönmek zorunda kalacaktı. Ve Rimuru bunu çok iyi biliyordu. Hepsinin uyruğunu tek tek okuması, savurduğu tehditlere fazladan bir baskı dozu ekleme yöntemiydi.
İblis kralının toprakları gelecekte şüphesiz daha da gelişecekti; onunla iş birliği yapan her ülke de öyle. Bu, yeni ve güçlü bir ekonomik bloğun doğuşuydu ve dışlanan herhangi bir ülkenin rekabette anında geride kalacağı anlamına geliyordu. Hiçbir ülkenin kendi tüccarlarını korumaya kalkıp böylesi yeni bir ittifakı görmezden gelme lüksü yoktu.
Kuruluş Festivali’ni bizzat tecrübe etmiş olan Meusé, bunun apaçık bir gerçek olduğunu görebiliyordu. Böylesine harikulade bir müzik, böylesine yenilikçi bir bilim… Hepsi Batı Ülkeleri’nde nadir bulunan gurme lezzetler onun için tam bir şok olmuştu. Canavar ulusları, taşra kasabaları ve benzerleri… Buraya gelmeden önce hepsini hor görmüştü ama şimdi bunu yaptığı için kendini acınası hissediyordu. Daha önce hiç görmediği tüm bu kültürü hissetmek kalbini hızla çarptırıyordu.
Bu iblis kralı tarafından dışlanmak son derece ciddi bir meseleydi; ne olursa olsun telafi edilmesi gereken bir durumdu. Fakat Meusé tezgâhladığı plana öylesine güvenmişti ki Rimuru’nun buna nasıl tepki vereceğini tamamen yanlış hesaplamıştı.
O tüccarların gidecek hiçbir yeri kalmamış olabilirdi ama kendisi de farksız sayılmazdı…
Kariyerinde artık bir adım bile ileri gidemezdi. Beş Yaşlı, aralarındaki başarısızlıkları hoş görecek kadar merhametli değildi. Servetini kaybedecekti; hatta belki de doğrudan tasfiye edilecekti. Fakat Meusé’nin yapabileceği tek şey gerçeği olduğu gibi rapor etmekti. Çünkü bu koca dünyada nereye giderse gitsin, Rozzo ailesinin gözlerinden kaçış yoktu…

“Görünüşe bakılırsa gerçekten de başarısız olmuş, Büyükbaba.”
“Öyle oldu, Maribel. Bu işi senin halletmene izin vermeliydim. Haberleri ilk duyduğumda o ülkenin yok edilemeyecek kadar değerli olduğunu düşünmüştüm, şimdi ise düştüğümüz duruma bak…”
“Elden bir şey gelmezdi. Ben de görüp işittim… Ve hissettim. Geçmişimdeki bir kültürün kokusunu. Fakat tam da bu yüzden, herkesçe öğrenilmeden önce orayı tamamen silip atmalıyız.”
Bu, Maribel’in Granville Rozzo’ya verdiği emirlerin fazlasıyla yarım yamalak olduğunu üstü kapalı bir şekilde söyleme biçimiydi. Ve Rozzo ailesinin reisi ve Beş Yaşlı arasındaki baş arabulucu olan Granville de acı bir şekilde ona hak verdi.
Tempest Kuruluş Festivali’ne dünyanın yönetici sınıfları katılmıştı. Maribel’in uyarılarına kulak asmayıp gidip bizzat görmeye karar veren kişi Granville’di. Eğer İblis Kralı Rimuru’yu kanatları altına alabilselerdi, onu Konsey’e davet edebilirlerdi—elbette kendi çıkarlarına hizmet edecek biçimde.
Kararları bu yöndeydi… fakat şu anda hareket ettirebilecekleri piyonların sayısı oldukça azaldığından, Granville çekingen davranmıştı. İşte bu yüzden Maribel onun harekete geçmesini engellemiş, bunun yerine bu iblis kralı yoklaması için üçüncü bir tarafı öne sürmüştü. Ve sonuç olarak Dük Meusé başarısız olmuştu.
Eğer orada Maribel olsaydı, Rozzolar asla kaybetmezdi. Granville bundan emindi ancak Maribel küçük bir çocuk gibi görünüyordu… ve içgüdüsel olarak onu tek başına göndermekte tereddüt ediyordu.
“Büyükbaba, bizzat hamle yapmam gerekiyor.”
“… Tek çare bu mu?”
“Endişelenme, tamam mı? Ben Maribel’im. Ben açgözlülüğüm. Her şeyi arzular ve hepsini kendime alırım. Bu dünya Rozzo ailesine ait!”
“Öyle. Haklısın. Her şey senin ellerinde.”
Granville nazikçe Maribel’in başını okşadı.
Böylece Açgözlü Maribel harekete geçti. Ve bir ay sonra, Tempest’a Batı Ülkeleri Konseyi’nden bir mektup ulaştı.

