İblis Kralı Clayman’ın yüzündeki öfke açıkça okunuyordu. Onca yol katetmişti ama şimdi planları birbiri ardına suya düşüyordu.
Milim’in Carrion’a saldırmasını tezgahlamıştı; oysa Milim sadece uçup gitmiş, savaş ilan etmiş ve geri dönmüştü. Falmuth’un emellerini öğrenince Mjurran’a daha da büyük bir kargaşa çıkarmasını emretmişti; fakat canavarların lideri Rimuru olay yerine dönmüş ve Falmuth ordusunu yeryüzünden silip atmıştı.
Clayman, tüm bu kargaşayı kendi uyanışını gerçekleştirmek ve olabileceğini bildiği o “Gerçek İblis Kralı“na dönüşmek için kullanmayı planlamıştı. Fakat olan bitenin hiçbirine akıl sır erdiremiyordu.
Hepsinin canı cehenneme! Üstelik o nazik velinimetim uyanışım için her şeyi ayarlamışken…
Yaşadığı hüsran dişlerini gıcırdatmasına neden oluyordu. Yine de çabaları tamamen boşa gitmiş sayılmazdı. Piyonlarından biri olan Mjurran, Rimuru tarafından öldürülmüştü; bunu her an savaş ilan etmek için bir bahane olarak kullanabilirdi. Asıl plan da zaten buydu ve Mjurran en başından beri bu amaca kurban edilmek üzere belirlenmişti.
Ne var ki şimdi ortada başka bir sorun vardı:
Günün sonunda, sahiden kazanabilir miyim?
Bu ciddi bir meseleydi. Kıtaya serpilmiş zayıf insan devletleri arasında Falmuth Krallığı hatırı sayılır derecede güçlü olanlardan biriydi. Bu sefer için tamamı şövalyelerden oluşan yirmi bin kişilik bir ordu toplamışlardı; bu, Clayman’ın bile görmezden gelemeyeceği bir kuvvetti. Ve hepsini katletmek için tek bir büyü doğumlu, sadece Rimuru yetmişti.
Bu akılalmaz haber, İblis Kralı’nı bir anlığına afallatmıştı. Daha da kötüsü, Clayman’ın en yakın ve en sadık sırdaşlarından oluşan “Beş Parmak”ın serçe parmağı Pironé, bir casusluk görevinin ortasında ölmüştü. Yüzük parmağı Mjurran’ın aksine Pironé, insan toplumunun derinliklerine sızma konusunda son derece faydalı biriydi.
Ne kadar da can sıkıcı. Onca tesadüfün içinde, o iblisin sektirdiği Nükleer Top saldırısının gelip doğrudan benim ajanıma isabet etmesi de neydi böyle…
Stratejisindeki böylesine hayati bir piyonun beklenmedik kaybı canını fazlasıyla sıkıyordu. Ancak hemen ardından gelen sevindirici haber, zihnindeki tüm kara bulutları bir anda dağıttı.
İblis Kralı Milim, Carrion’ın işini bitirmiş ve Eurazania Canavar Krallığı’na son vermişti.
Artık Clayman’ın nihayet sevinecek bir sebebi vardı. Carrion’ı kendi kontrolü altına almayı başaramamıştı belki ama diğer iblis krallarının gözünü korkutmak açısından bu fazlasıyla iş görürdü. Onun iradesine boyun eğmeyen her iblis kralı, yoluna çıkan bir çer çöp parçasından farksızdı. Carrion gibi güçlü birini alt etmeye tek başına Milim yetmişti; Milim onun tarafındayken hücum gücünü daha fazla artırmasına gerek kalıp kalmayacağından bile şüpheliydi.
Haberi getiren kişi, çayını zarifçe yudumlarken gelişmeleri aktaran İblis Kralı Frey’di. Bundan şüphe etmek için hiçbir neden yoktu. İblis Kralı Carrion ölmüştü. Milim Nava onun hakkından gelmekte hiç zorlanmamıştı. Ve Milim artık Clayman’ındı.
Bu dünyadaki gücün ezici çoğunluğunu on iblis kralı elinde tutuyordu. Kendisi de dahil olmak üzere üçü artık aynı saftaydı, biri ise devre dışı kalmıştı. Planladığı “uyanış”ın başarısız olması Clayman’ın canını yaksa da Milim bu eksiği fazlasıyla telafi etmişti.
“Heh-heh-heh… Planlarımı değiştirip işleri yeniden lehimize çevirebiliriz sanırım.”
“Ah, öyle mi dersin? O zaman bir faydam dokunduysa ne mutlu.”
Frey pek de içten sayılmayacak bu tasdikin ardından ayağa kalktı.
“Rapor edecek başka bir şeyim kalmadı; böylece sana karşı görevimi de tamamlamış oldum. Ben evime dönüyorum, peki sen Milim’i ne yapacaksın? Savaştan ötürü öyle heyecanlı ki onunla ilgilenmesi için gönderilen büyü doğumluları paramparça etti.”
Clayman bıkkın bir homurtuyla karşılık verdi. “O halde onunla sen ilgilen. Öyle ya da böyle, o bizim dostumuz.”
“Sana söylediğim gibi,” diye soğukça yanıtladı Frey, “görevimi tamamladım. Milim’i kandırmana yardım ettim, sana bundan daha fazla yardım etme gibi bir zorunluluğum yok.”
Ancak Clayman ona sadece ince bir tebessümle karşılık verdi. “Heh-heh-heh… Görünüşe göre yanılıyorsun, Frey. Beni iyi dinle. Sana bir emir veriyorum. Geri dön, Milim’i yanına al ve onunla ilgilen. Yoksa Milim’in bir sonraki rakibi sen mi olmak istersin?”
Frey buna karşılık ona sert bir bakış fırlattı. Bir bakıma bunu zaten tahmin etmişti, bu yüzden sarsılmadı.
“… Anladım. Demek öyle. Demek en başından beri amacın buydu, öyle mi Clayman?”
“Haaa-ha-ha-ha! İyi yakaladın. O halde nasıl bir cevap beklemem gerektiğini biliyorumdur herhalde…?”
“… Pekala. Sonumun Carrion gibi olmasını istemem elbette.”
“İşte böyle. Çok güzel. Çok akıllıca bir karar, Frey. O halde Milim’i sana emanet ediyorum. Onu da yanına al. Bu süreçte kendi kalem yerle bir olsun istemeyiz, değil mi?”
Frey bu söze karşılık gözlerini abartılı bir şekilde devirdi. “Benim kendi evimin yıkılmasını istediğimi mi sanıyorsun? Gerçi beni dinleyeceğin de yok ya…”
“Anlaşabilmemize sevindim öyleyse. Gidebilirsin.”
Bu tavrı, İblis Kralı Frey’i artık dengi olarak görmediğini açıkça belli ediyordu. Emirleri o veriyor, Frey ise yerine getiriyordu. Frey bu duruma pek de ses çıkarmadı; Clayman’a son bir soğuk bakış fırlatarak odadan ayrıldı.
Kadının gittiğinden emin olan Clayman, gözlerini yumup düşüncelere daldı.
Durum öyle köklü bir biçimde değişmişti ki planlarını baştan aşağı gözden geçirmesi gerekecekti. Uyanış fırsatını kaçırmak canını yakmıştı yakmasına ama aşılmayacak bir mesele de değildi. Milim’in gücü elinin altındayken, hangi insan ordusunun üzerine dosdoğru çullanırsa çullansın kesin bir zafer elde edebilirdi. Onun kudreti topraklara ölüm ve yıkım saçacak, geçtiği her yerde ruhları biçecekti. Clayman’a göre bu kadarı, parmağını bile kıpırdatmadan Gerçek İblis Kralı mertebesine yükselmesi için fazlasıyla yeterli olmalıydı.
Bir Ork Kralı’nı yeni bir iblis kralı olarak öne sürüp ona gereken tüm desteği sağlamaya dayalı asıl planı da fena sayılmazdı; ancak böylesi çok daha ilgi çekiciydi. Nihai koz olan Milim avuçlarının içindeyken, diğer iblis krallarından çekinmesini gerektirecek hiçbir sebep kalmamıştı artık.
Heh-heh… Artık nihayet Leon’un da defterini dürebilirdi.
Bunu sadece hayal etmek bile yüzüne keyif dolu bir tebessümün yayılmasına yetti.
Fakat Leon’dan önce—
Kendi önceliklerine ağırlık vermeyi yeğlerdi elbette ama işler öyle yürümeyecekti. Durumu etraflıca tartmalı ve en çok neyin acil müdahale gerektirdiğini belirlemeliydi. Neticede asıl önemli olan, velinimetinin niyetleri ve istekleriydi.
Düşmanları üç ayrı cepheye ayrılıyordu: yıllardır ezeli rakibi olan İblis Kralı Leon; tahmin ettiğinden çok daha güçlü çıkan Jura Ormanı’nın lideri; ve daima gizemini koruyan Batı Kutsal Kilisesi ile onun tepesinde yükselen Kutsal Lubelius İmparatorluğu.
Şu an için iblis kralları arasındaki doğrudan çatışmalar yasaktı. Carrion’ın çöküşü muhtemelen Milim’in yine çılgına döndüğü vakalardan biri olarak kayıtlara geçecekti. Belki içlerinden bazıları gölgelerde sinsice bekleyen Clayman’ı fark ederdi; fakat hiçbirinin bunu uluorta bir mesele haline getireceğini sanmıyordu. Zira bu işin peşine düşecek herhangi biri, çok geçmeden Clayman’ı karşısına almış olurdu. Zaten bu iblis krallarının hepsi bir arada hareket edemeyecek kadar bencil varlıklardı. Üstelik birisi peşine düşecek olsa bile hakkından gelirdi. Elindeki o nihai koz varken, hiçbirini dert etmeye değmezdi artık.
Asıl mesele Batı Kutsal Kilisesi’ydi. Clayman’ın can dostu Laplace hâlâ kilise bürokrasisinin içine sızmış durumdaydı ve bu son hadise ikisine de muazzam bir dayanak sağlamıştı. Büyü doğumlu Rimuru yirmi bin Falmuth askerini katletmişti; Kilise’nin bunu görmezden gelmesi imkansızdı. O halde onları savaş meydanında birbirine kırdırıp ortaya çıkacak tablodan nemalanmak varken neden durulsundu ki? İki taraf da yorgunluktan bitap düşene kadar bekler, sonra Milim’i üzerlerine salarlardı; hoop, neredeyse hiç zahmete girmeden ikisi de tarihe karışırdı. Belki Clayman kendi uyanışını da bu sayede gerçekleştirirdi.
Bu senaryo, tam da Clayman’ın hayatı boyunca gerçekten hizmet ettiği yegane efendisi olan velinimetinin arzuladığı şeydi. Ve eğer Clayman bunu başarabilirse, hemen ardından Leon’a savaş açıp bu kaygıyı sonsuza dek ortadan kaldırabilirdi.
Yüzündeki tebessüm daha da genişledi. Birkaç hata yapılmıştı elbette fakat bunları düzeltmek mesele bile değildi. Şimdi tek yapması gereken, velinimetine durumu rapor etmek ve nihai kararı beklemekti.
Ömrü boyunca kurduğu hayalin nihayet gerçekleşeceğini şimdiden düşleyerek odasının ortasında gür ve cüretkâr bir kahkaha patlattı.








