Bugün muhafızları sadece sabah eğittim. Öğleden sonra Erkek Fatma Prenses kale kasabasına inerken ona koruması olarak eşlik ettim.
Seiji gibi keşfe ilk kez katılanlar için mükemmel bir fırsat olduğundan, onlara izin verip krallık başkentini özgürce keşfetmelerine müsaade ettim. Yine de suikastçıların ne zaman veya nereden saldıracağı belli olmayacağından, makul ölçüde bir arada kalmalarını tembihledim.
Kulak klipsleri sayesinde nerede olduklarını anlayabiliyordum, zaten her birinin kayda değer dövüş yetenekleri vardı, yani muhtemelen sorun yaşamayacaklardı. Biri kaçırılsa veya öldürülse bile derhal intikamını alırdım, bu yüzden dert edilecek bir durum yoktu.
Erkek Fatma Prenses’e eşlik etme işine gelince, Parabellum tarafından Kanami, Kırmızı Saçlı (Tomoe), Auro, Argento ve ben olmak üzere toplam beş kişiydik. Düzenin geri kalanı genç şövalye ve sivil giyinmiş on küsur muhafızdan oluşuyordu.
Görünüşe göre onlarca muhafızla seyahat ettikleri önceki zamanlara kıyasla koruma sayısı epey azalmıştı fakat muhtemelen bir sorun çıkmazdı. Erkek Fatma Prenses’in kendisi de eskisine kıyasla daha sakinleşmişti.
Omuzlarımda oturan Erkek Fatma Prenses’in tariflerine uyarak sadece ana caddeleri değil, arka sokakları da gezdik.
Arka sokaklarda irili ufaklı pek çok şey yaşandı. Aptallar tarafından taciz edildik, gerçekleşmekte olan bir kaçırma olayına tanık olduk, suikastçıları ezdik ve daha nicesi. Yine de büyülü eşyalar ve silahlar satan gizli, kaliteli dükkânlar da keşfettik; dolayısıyla genel olarak günden epey verim aldığımızı söyleyebilirdim.
İki gün sonra nihayet tam bir gün izinli olacaktım, o vakit geldiğinde tek başıma Labirent Şehri’ne sıvışmayı planlıyordum. Labirent içkilerine ve daha önce hiç karşılaşmadığım canavarlara dair beklentim giderek büyüyordu.
Ah, sabırsızlanıyorum.
Gerçekten dört gözle bekliyorum.
