Overlord Cilt 14 – Bölüm 7 / Ara Bölüm

Ara Bölüm

Bebard, Karsanas Şehir Devletleri İttifakı’ndaki pek çok şehirden biriydi.

Belediye başkanının konutu yine ışıl ışıldı.

Belediye başkanı Re-Kista Cabelia, önündeki belgeleri dikkatle inceliyordu.

Karsanas İttifakı şu şehirlerden oluşuyordu:

Karksahnas.

Pepo Alo.

Doğu Gaitsch.

Batı Gaitsch.

Veneria.

Büyük Ristaran.

Oakneis.

Yeni Oakneis.

Granvitz.

Lee.

Franklin.

Ve Bebard’ın kendisi.

Bu on iki şehir birlikte hareket ediyordu. Ortalama bir şehirde—ya da ona bağlı topraklarda—yaklaşık dört yüz bin kişi yaşıyor, en büyük şehrin nüfusuysa altı yüz bine ulaşıyordu.

Bebard dışında hiçbir şehirde tek bir ırk nüfusun yüzde kırkından fazlasını oluşturmuyordu. Karsanas İttifakı’nın özü, farklı ırkları barındıran bu şehirlerdi. Oysa birkaç yüz yıl önce bütün bölge tek ve büyük bir ülkeydi.

Bu ülke parçalandığında geriye, her biri tek bir şehrin çevresinde kurulmuş on dört küçük devlet kalmıştı. Aralarında çıkan sayısız çatışmada çok kan dökülmüştü. Devletler birleşip yeniden ayrılmış, bu süreç defalarca tekrarlanmıştı. Sonunda temsilcileri, bugün Büyük Tartışma adıyla bilinen toplantıda bir araya geldi. Böylece kader birliği yapan on iki küçük ülkenin ittifakı doğdu.

Peki bu, birbirlerinin ensesinde boza pişirmelerine son vermiş miydi? Pek sayılmazdı. Kısa ömürlü ırklar için bunlar eski tarihti; yüzlerce yıl yaşayanlarsa olayların daha dün yaşandığını düşünüyordu.

Bu yüzden beş yılda bir spor turnuvası düzenliyorlardı. Böylece biriken hoşnutsuzluklarını dışarı vuruyor ve rekabetlerini başka bir alana yönlendiriyorlardı.

Sıradaki turnuvaya ev sahipliği yapma sırası Bebard’daydı.

Turnuvaya dört yıl vardı; bir bakıma önünde daha çok zaman bulunuyordu. Başka bir açıdan bakıldığındaysa elinde yalnızca dört yıl kalmıştı.

Turnuvada on altı dal vardı ama biri diğerlerinin açık ara önündeydi.

Connelier—vekâleten yürütülen bir savaştı. Gerçekteyse eski usul, büyük bir meydan kavgasından ibaretti.

Her şehir en iyi on kişisini seçiyor, onlar da Barış Sancağı adlı büyülü eşyayı korumak için savaşıyordu.

Ortaya çıkan gösteri çok seviliyordu; diğer dallarla hiç ilgilenmeyen insanlar bile onu izlemeye gelirdi. Bu da ev sahibi şehrin, efsaneleşmiş bu müsabakayı yönetirken en ufak bir hata bile yapamayacağı anlamına geliyordu.

Bu bir abartı değildi. Turnuva Oakneis’te düzenlendiğinde oyunların güvenliği için gereken önlemler alınmamış, çıkan şiddet olaylarında birkaç kişi ölmüştü. Aradan kırk yıl geçmesine rağmen Oakneis yönetimi sözü hâlâ beceriksizlikle eş anlamlı olarak kullanılıyordu.

Herhangi bir spor dalını kötü yönetmek büyük bir lekeydi ama Connelier’i eline yüzüne bulaştırmak insanın kaderini mühürlerdi.

Oysa her şehrin yöneticileri, Oakneis’in görevini aslında doğru yaptığını biliyordu. Tek hataları gölge varlıkları hesaba katmamaktı.

O güne dek gölge varlıkların gerçekten var olup olmadığı bile tartışmalıydı. O olay, halkın önünde gerçekleşen ve resmen kabul edilen ilk görülme vakası olmuştu; ancak bu basit ihmal kalıcı bir zarara yol açmıştı.

Kista önündeki belgeleri okumayı bitirip kaşlarını çattı.

Bebard’ın son ev sahipliğinin üzerinden elli yıl geçmişti. O dönemin yönetiminde görev almış neredeyse hiç kimse kalmamıştı.

Ona her şeye sıfırdan başlıyormuş gibi yaklaşması öğütlenmişti ama baskı giderek ağırlaşıyordu.

Başarısız olma korkusuyla geceleri uyanıp duruyordu.

Yüzü istemsizce buruştu.

Daha dört yıl varken bu hâldeydi. Zamanı geldiğinde ne yapacağını şaşırmış olacaktı.

Üstelik bunu hiç istemiyordu.

Kaygısını bastırmanın tek yolu, kayıtları okuyup araştırma sırasında aklına gelenleri yazmaktı.

Kista sıradaki belgeye uzanmıştı ki kapı çalındı.

Yerinden kalkıp kapıyı hızla açtı. Karşısında tam da gelmesini umduğu kişi vardı: büyükbabası, eski belediye başkanı Re-Bern Cabelia.

Bern, önceki Bebard turnuvasını yönetmek de dâhil olmak üzere çok uzun süre barışı korumuş büyük bir adamdı.

“Büyükbaba.” Kista gülümsedi. “Buraya kadar gelmene gerek yoktu. Ben sana gelebilirdim.”

“Yok, biraz hareket etmek bana iyi gelir. Bacaklarım eskisi gibi değil ama odama kapanıp kalırsam iyice güçten düşerler. Çalışıyor muydun, Kista? Başka zaman gelebilirim.”

“Tam zamanında geldin, Büyükbaba. Lütfen içeri gir.”

Bern elinde bir demlikle içeri girdi. Demlikten hoş bir koku yükseliyordu. Bitki çayı mıydı?

Kista onu bir kanepeye götürüp karşısına oturdu.

İki fincan çıkardı. Bern ikisine de çay doldurunca açık yeşil sıvının kokusu odaya yayıldı.

“Kista, hizmetçiler gece yarılarına kadar çalıştığını söylediler.”

Kista onu endişelendirmek istemiyordu ama gerçeği saklamanın anlamı yoktu.

“Evet… Önümde yalnızca dört yıl kaldığını düşünüp duruyorum ve… uyuyamıyorum.”

Bu kadar uzak bir gelecek için kaygılanması normalde insanı güldürebilirdi ama Bern gülmedi. Belediye başkanlığını yeterince uzun süre yapmış ve işin ne kadar stresli olabileceğini görmüştü.

“Böyle devam edersen kendini tüketirsin, Kista. Bu çaydaki otlar kaygılı zihni yatıştırır. İç de biraz dinlen. Uzun süre yönetimde kalmanın sırrı daha çok çalışmak değil, işi doğru kişilere vermeyi öğrenmektir. Seninle benim tek başımıza yapabileceklerimiz sınırlı.”

“Teşekkür ederim. Ama… önümde çok büyük bir iş var.”

“Çevremizdeki şehirlerde bir sorun mu var? Küheylan Kral’ın harekete geçtiğine dair hiçbir işaret yok.”

Küheylan Kral doğudaki ovalara hükmediyor ve ittifakın başlıca dış düşmanı sayılıyordu. Bebard sınırda değildi; kral saldırırsa Kista’nın yalnızca takviye göndermesi gerekecekti.

“İmparatorluk’un bir vasal devlet olduğunu duydun, değil mi? Bunun bizi ne kadar endişelendirmesi gerektiğini anlamaya çalışıyorum.”

“Büyü Krallığı…”

Bern başını kaşıdı.

Tek şehirden oluşan bir ülkeydi ama bir İmparatorluk ona boyun eğmişti. Söylentilere göre çok güçlü suikastçılar da edinmişlerdi.

Her türden söylenti şarap gibi akıp gidiyordu. İkisi de hangilerinin doğru olduğunu anlayabilmeyi diliyordu.

Kista’nın aklında tek bir adam vardı.

İmparator Jircniv Rune Farlord El Nix.

Henüz gençti ama tebaası ona çoktan Kanlı İmparator demeye başlamıştı. Kista, İmparatorluk’a elçi olarak gittiğinde bir kez huzuruna çıkmış, ardından verilen ziyafette onunla kısaca konuşmuştu.

Olağanüstü kurnaz ve etkileyici bir adamdı. Böyle biri kendi isteğiyle vasal olmayı kabul eder miydi? Yoksa… başka bir planı mı vardı?

“Büyükbaba, bağlantıların Büyü Krallığı hakkında bilgi toplamamıza yardım edebilir mi?”

Bern belediye başkanlığını ondan çok daha uzun süre yapmış, bu yüzden de çok daha fazla insan tanımıştı. Kista görevi devraldığında onu bu kişilerle elbette tanıştırmıştı; ancak Bern’den gelecek bir rica, pek çoğunu kesinlikle daha hızlı harekete geçirirdi.

“Elbette, Kista. Yalnızca benim tanıdıklarım da değil—yakınlarda İmparatorluk’tan yeni ayrılmış birkaç yetenekli maceracı var. Onlarla konuşmak ister misin?”

“Lütfen. Teşekkür ederim, Büyükbaba.”

Kista başını eğdi. Akraba olabilirlerdi ama Bern emekli olduğunda neredeyse seksen yaşındaydı. Komşularının Bebard’ın Yaşlı Kargası’ndan korktuğu günleri de unutmamıştı.

“Teşekküre gerek—hayır, senden karşılığını isteyeceğim, Kista. Bundan sonra vaktinde yatacağına söz ver.”

“…Söz veriyorum, Büyükbaba. Tekrar teşekkür ederim.”

Overlord (LN)

Overlord (LN)

Ōbārōdo, オーバーロード, 不死者之王, 오버로드
Puan 9
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2010 Anadil: Japonca
Hikaye bir gün sessizce kapatılan popüler bir oyun olan Yggdrasil ile başlar. Ancak ana karakter Momonga oyunu kapatmamaya karar verir. Böylece Momonga “en güçlü büyücü” lakabıyla bir iskelet şeklini alır ve oyunun bir parçası olur. Dünya değişmeye devam eder ve oyun dışı karakterler (NPCler) bazı duygulara sahip olmaya başlarlar. Ailesi, arkadaşları ve toplumda bir yeri olmayan bu sıradan genç adam Momonga oyunun dönüştüğü bu yepyeni dünyayı ele geçirmeye karar verir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla