Overlord Cilt 12 – Bölüm 4 / Kötü İmparator Jaldabaoth (4. Kısım)

Kötü İmparator Jaldabaoth (4. Kısım)

Kutsal kılıcını sıkıca kavrayan Remedios bir iblisi yere serdi. Komutan yardımcılarından biri ona bu yaratıkların adını söylemişti ama hatırlayamıyordu. Kutsal enerjiyle dolu kılıç, kötü varlıklara korkunç hasar veriyordu; bu etki adına layıktı.

Dehşet saçan iblis, yaralarından buhara benzer bir şey çıkararak yere yuvarlandı ve kayboldu.

Yalnızca birkaç saniye sonra orada bir iblisin bulunduğuna dair hiçbir iz kalmamıştı. Ancak saldırısının kurbanları hâlâ yerdeydi.

“Onlara ne yapmışlar böyle?!” diye haykırdı Remedios. Yere saçılmış askerler öncü birlikten değil, şehirde devriye gezenlerdendi.

Birinin deri zırhı yarılmıştı. Karnına umutsuzca bastırdığı eli kıpkırmızıydı ve altından pembe bağırsakları görünüyordu. Adamın yüzü solgunluğu aşmış, kemik kadar beyaz kesilmişti.

Remedios tıp eğitimi almamıştı ama tecrübesi sayesinde durumu anlıyordu. Adamı bir cerraha götürecek zaman yoktu. Hemen büyüyle iyileştirilmesi gerekiyordu.

Adamın hâlâ hayatta olması ne tesadüftü ne de üstün becerilerinden kaynaklanıyordu. İblis onu bilerek bu hâlde bırakmış olmalıydı. Remedios bunun nedenini bilmiyordu.

Yine de bu, askerleri kurtarmamak ya da onları terk etmek gibi bir seçenek olduğu anlamına gelmezdi. Yoldaşlarına zaman kazandırmak için ülkeleri uğruna savaşan bu cesur askerleri kim terk edebilirdi? Her şeyden önce Remedios adaletin kutsal şövalyesiydi.

“Onu tedavi edin!”

Yanında seçkin paladinlerden oluşan bir ekip vardı ama aralarında birkaç rahip de bulunuyordu. Emir onlara verilmişti.

Komutan yardımcısı hemen kulağına eğilip fısıldadı. “Onu gerideki bir cerraha götürmek daha iyi olabilir. Rahipler güçlerini şimdi kullanırsa Jaldabaoth’la savaşırken manaları tükenebilir. İblisin bunu yapma nedeni belki de—”

“Çok konuşuyorsun! Emrim değişmedi! Kendi başına hareket edebilecek kadar iyileştirin! Bir de—” Komutan yardımcısına baktı. “Miğferinin içinden mırıldanırken seni duyamıyorum! Açık konuş!”

“Şey, ee, boş verin…”

“Güzel!”

İyileştirme büyüsü askerlerin yaralarını anında kapattı. Elbette tamamen iyileşmediler. Bu birinci kademe büyüydü; yarı ölü durumdaki askerleri sapasağlam yapamazdı. Yine de hareket edebilecek kadar toparlanmalarını sağladı. Artık ölümün eşiğinde olmadıklarına göre onlara harcanacak başka büyü yoktu. Remedios, kız kardeşinin kaynakları dikkatli kullanması konusunda ne kadar ısrar ettiğini hatırladı.

“Cesur askerler, beni dinleyin. Yaralarınız yalnızca gereken en az miktarda iyileştirildi. Geri çekilin ve bir cerrahın sizi iyice muayene etmesini sağlayın.”

Yürürken çekecekleri acı mutlaka gözlerinden yaş getirecekti. Fakat Remedios’un böyle sızlanmaları dinleyecek zamanı yoktu. Kendilerine tanınan süre içinde Jaldabaoth’a ulaşması gerekiyordu.

Askerler bakışının anlamını kavramış olmalıydı; hiç itiraz etmeden kabul ettiler.

“Güzel! O zaman hoşça kalın!”

Remedios en önde koşmaya başladı. Metal zırhı göründüğünden daha hafif ve hareketliydi. Zırhın bu özelliğiyle kas gücü birleşince herkesten hızlı koşabiliyordu. Fakat kardeşi, Calca ve komutan yardımcıları ona defalarca tek başına savaşa atılmamasını söylemişti. Bu nedenle kaybettikleri zamanı telafi etmek için acele etmeleri gerektiği hissini bastırıp hızını diğerlerine uydurdu.

Çok geçmeden hedeflerine, şehrin belli bir köşesine ulaştılar.

Sokaklar tamamen normal görünüyordu ama tahliye edildikleri için ortada tek bir kişi bile yoktu.

“Komutan! Bu caddeden sağa dönüp düz ilerleyeceğiz. Sonra bir kez daha sağa dönünce Jaldabaoth’un beklediği meydana çıkacağız. Emin olmak için önce biz mi gidelim?”

“Hayır. Kutsal Hanım Calca’yı, kardeşimi ve maceracıları bekleyeceğiz. Herkes geldiğinde son kontrolleri yaparız. Bayrağı kaldırın!”

Emrine uyan şövalyelerden biri, biraz uzaktaki bir binaya bayrak astı. Bu, Remedios’un seçkin paladin birliğinin geldiğini diğer birliklere bildiren işaretti.

Paladin Tarikatı’na bağlı yaklaşık beş yüz paladin vardı. Çoğu, zorluk seviyesi 20 olan canavarlarla baş başa savaşabilirdi; bazılarıysa zorluk seviyesi 60 civarında olanlarla bile boy ölçüşecek kadar güçlüydü. Bu en seçkin paladinlerin en iyi yirmi beşi Remedios’un birliğinin çekirdeğini oluşturuyordu.

Bu arada şehre getirdiği diğer üç yüz kadar paladin, ilerleyen yarı-insan ordusunu karşılamak üzere hazırlanmak için duvara gidiyordu.

Normalde bütün grupları birlikte çalıştırmak ve teker teker avlanma riskinden kaçınmak daha iyi olabilirdi. Fakat Jaldabaoth duvarı parçalayan o gizemli, alan etkili saldırıya sahipti. Ona kolay bir hedef vermemek için ayrı hareket ediyorlardı. Aynı düşünceyle, Jaldabaoth bayrağı hedef alır diye az önce astıkları bayrağı da birlikten biraz uzağa koymuşlardı.

“…Duvarı yıktığı o gücü birden fazla kez kullanabileceğini düşünüyor musun, Isandro?”

Paladin Tarikatı’nın iki komutan yardımcısı vardı.

Biri, başka nedenlerle değer verilen sıradan bir kılıç ustasıydı: Gustav Montagnés. Şehir duvarına giden şövalyelere o komuta ediyordu.

Diğeri Remedios’un yanındaydı: Dokuz Renk’in Pembesi Isandro Sanchez.

“Onu istediği kadar kullanabilseydi neden şu anda kullanmadığını anlayamazdım. Bir koşulun yerine gelmesi gerektiğini ya da yeniden kullanabilmesi için epey zaman geçmesinin şart olduğunu varsaymak güvenli olacaktır.”

“Doğru. Belki de bizi bölerek gereğinden fazla kaygılandım.”

“Hayır, hiç de değil. Büyük bir gücü saklıyor olabilir. Gardımızı indiremeyiz.”

“Ha, doğru. Anladım.”

Remedios konuşmayı bitirdi. Kafasını kullanmak ona göre değildi.

Özellikle siyaset başını ağrıtıyordu. Soyluların, daha önce bir kadının kutsal kral olmasına dair örnek bulunmadığını söyleyip kaşlarını çatmalarına ve yakınmalarına hiç anlam veremiyordu.

Calca’nın unvanı bu hoşnutsuzluğun en büyük kanıtıydı.

Kadın bir kutsal kral olduğu için ona Kutsal Hanım diyorlardı. Kutsal kraliçe diyerek kadın unvanına öncelik vermeyi ya da unvanı başka bir şeyle değiştirmeyi reddettiklerinde bu adı kullanmaya karar vermişlerdi.

Remedios da bu bakımdan her şeyi güçlü ve zayıf diye düşünmeyi daha basit buluyordu.

“Komutan Custodio. Rahiplerin ve maceracıların bayrakları da kaldırıldı.”

“Kutsal Majesteleri Calca’nınki?”

“Henüz değil.”

“Anladım… Yine de uzun süre etkili olacak savunma büyülerini yapmaya başlayın. Kutsal Hanım Calca gelir gelmez Jaldabaoth’la ilk teması kuracağız. Yem olup dikkatini dağıtacağız. Kararlı olun ve onun özel saldırısına hazırlanın.”

Askerleri cesur bir tezahüratla karşılık verdi.

“Meydandan ayrılmadı, değil mi?”

İlk birlik çoktan yok edilmişti. Hedefleri yer değiştirseydi önden keşif yapan maceracılar haber vermeliydi. Rapor gelmediyse Jaldabaoth hiçbir yere gitmemiş demekti.

“Bu iblis bizi küçümsüyorsa pişman olacak! Herhâlde hepimizi burada öldürürse tüm krallığı kolayca ele geçireceğini sanıyor.”

“A-ama Komutan. Zaman kazanmaya çalışıyor olabilir. Jaldabaoth bizi burada tutarsa yarı-insanların işi kolaylaşır.”

“…Ha. Öyle olabilir… Bu Jaldabaoth denen adam epey akıllıymış.”

“Bir iblis olduğuna göre şeytani bir zekâya sahip olması normaldir.”

“…Hıh. Bu kendini beğenmiş iblisi bir güzel pataklayıp ağlatacağım.” Remedios tanrılara böyle yemin etti. Sanki tam bu anı beklermiş gibi son bayrak da yükseldi.

“Komutan Yardımcısı!”

“Emredersiniz! Harekete geçmeye hazırız!”

“Pekâlâ! Beni izleyin!”

Remedios, kılıcını o gülünç iblisin suratına saplamaya kararlı bir hâlde koştu.

Köşeyi döndü, depar attı ve bir köşeyi daha döndü.

Ardından saçılmış cesetlerin kanıyla kırmızıya boyanan meydanın ortasında garip bir şekil gördü. Maske takıyordu ve arkasından kıvrılan bir kuyruk çıkıyordu.

Kaçmayı başaran askerlerin anlattığına tıpatıp uyuyordu.

Ne yarasa kanatları ne de kıvrık boynuzları vardı. Onun grotesk bir varlık olduğunu gösteren tek şey kuyruğuydu. Böyle bakınca yalnızca maske takmış bir adam izlenimi veriyordu.

Ama…

“Jaldabaoth sensin demek?!”

“Sizin için kırmızı halıyı ser— Ah?”

Meydana adımını attığında iç organların ve kanın keskin kokusu burnuna doldu; ayağının altında bir et parçası ezildi. Fakat bunların hiçbirini fark etmedi. Tek düşündüğü ileri atılıp kılıcını indirmekti.

Jaldabaoth saldırısından kolayca kaçınca Remedios daha da huzursuz oldu ve kılıcını yeniden kaldırdı.

O ise bir kez daha kaçındı.

Remedios saatlerce ders çalışsa bile iyi sonuç alamayacağını biliyordu. Bu yüzden bütün zamanını savaş gücünü artırmaya ayırmıştı. Bu alanda yetenekli olduğu açıktı. Böylece ülkenin en güçlü savaşçısı olarak tanınmıştı.

Paladin Remedios Custodio’nun içgüdüleri ona haykırıyordu.

Jaldabaoth’un kaçınması tesadüf değil. Çok yetenekli olduğu için rahat görünüyor. Birazdan başlayacak savaşa ayak uydurabilecek yalnızca bir avuç insan var. Daha fazla büyü desteğine ihtiyacım var.

Böyle anlarda Remedios’un içgüdüleri asla yanılmazdı.

“Siper alın! Sizler bir yere saklanın! Hayır, genişçe uzaklaşın! Bu iblis güçlü!”

Bunu söylerken astları gibi mesafe koydu. Askerleri epey geriye çekildi ama o kadar uzağa gitmedi; en fazla dört yarda kadar uzaklaştı. Koşarak atıldığı takdirde saldırabilecek kadar yakındı.

Jaldabaoth’un omuzları düştü. “Boğa gibisin, ha? Ne oldu? Birisi kırmızı bez mi salladı?”

İblisin sözlerini umursamayan Remedios, göz ucuyla Kelart ve Calca’nın önderliğindeki askerleri fark etti.

Remedios’un savaşa çoktan başlamış olmasına şaşırarak koşup geliyorlardı.

İblis tüm bedenini Calca’ya çevirip savunmasız sırtını Remedios’a bıraktı. Fakat Remedios onun arkadan saldırmasını beklediğini biliyordu, bu yüzden hareket etmedi.

“Millet, o güçlü! Askerleri geri çektirmezseniz boşuna ölecekler!”

İkisi onun haykırışını dinleyip gerekeni yaptı. Yalnızca Kelart ile Calca yaklaştı.

Remedios, Jaldabaoth’la arasındaki mesafeyi koruyarak iki kadının önüne geçmek için onun çevresinde dolandı.

“Remedios, lütfen kendini fazla zorlama.”

“Onu dinleyin, ablacığım. Böyle bir düşmana hep birlikte saldırmamız gerekmez mi?”

Remedios arkasından gelen söylenmeleri duysa da gözlerini Jaldabaoth’tan hiç ayırmadı. Adam duvarı yıkan gücü her an kullanabilirdi. Bunu deneyecek gibi olduğu anda saldırmaya niyetliydi.

Ancak onda böyle bir niyet sezmiyordu.

Rahat tavırları Remedios’u huzursuz ediyordu.

Ne olursa olsun seni kesinlikle yerde süründüreceğim!

“Demek Jaldabaoth sensin?”

Calca’nın sorusuna omuz silkerek cevap vermesi Remedios’u daha da öfkelendirdi. Yaptığı her şey sinirine dokunuyordu.

“Doğrudur… Köleniz, cevabımı bile beklemeden saldırdı. Yanılmış olsaydı ne yapacaktı acaba? Yine de Kutsal Krallık’ta konuşma bilmeyen barbarlar bulunduğunu görmek etkileyici. Ah, ne olur ne olmaz teyit edeyim: Şimdiki kutsal kral siz misiniz?”

“Doğru.”

“Kendinizi bu haine tanıtmanıza gerek yok, Kutsal Hanım Calca!” Remedios kılıcının ucunu Jaldabaoth’a yöneltti. “Jaldabaoth’un bu olduğunu biliyorsak geriye yalnızca kıçına tekmeyi vurup onu iblis dünyasına geri yollamak kalır. Konuşarak dilimizi kirletmemize ge—”

“Ş-şey, Remedios, planımız onun ne diyeceğini dinlemek değil miydi…?”

Remedios, Calca’nın şaşkınlığı karşısında başını yana eğdi. Böyle mi karar vermiştik?

Anlaşılan Kelart geriden bir büyü yapmıştı. İçine yayılan sıcaklık, şaşırtıcı bir güç ortaya çıkardı. Önceki saldırılarından kaçınmıştı ama şimdi onu vurabileceğine emindi. O anda meseleyi anladı: Haa, onu dinlememizin nedeni zaman kazanmaktı.

“—Fakat ben cömert biriyim, biraz konuşabiliriz. Sormak istediğiniz bir şey var mı?”

Jaldabaoth elini maskesinin gözlerinin arasına denk gelen kısmına bastırmıştı. Remedios bu hareketi Kelart, Calca ve komutan yardımcılarında sık sık görüyordu.

“…Lütfen ihtiyacınız olan bütün zamanı kullanın. Umutsuzca hazırlanacaksınız ama sizden daha büyük bir güç, hepinizi ezip canlarınızı alacak. Bunu izleyenlerse daha da derin bir umutsuzluğa kapılacak. Ne hoş bir manzara.”

“Bunun olmasına asla izin vermem!”

“Özür dilerim, Remedios. Biraz sessiz olur musun?” Calca biraz sert konuşunca Remedios ağzını kapattı. Ses tonu yalnızca belli belirsiz değişmişti ama Remedios tecrübelerinden bunun rahatsız olduğu anlamına geldiğini biliyordu.

“Remedios, biraz geri çekil.”

“A-ama daha fazla geri çekilirsem bir şey yaptığında saldıramam…”

“Ah, sorun değil. Konuşmamız bitene ya da sizin taraftan biri ilk saldırıyı yapana kadar saldırmayacağımı söylesem nasıl olur?”

“Bir iblisin sözüne neden güve—?!”

“Remedios!”

“Peki.”

Remedios emre uyup geri çekildiğinde Kelart, Remedios’un miğfer aralığından kulağına fısıldayarak durumu açıkladı. “Kutsal Hanım Calca ondan biraz bilgi almak istiyor. Ne söylerse söylesin kendini tut.”

Remedios hoşnutsuzlukla homurdandı.

Karşılarındaki bir iblis olduğuna göre söylediği her şeyi yalan saymaları gerekirdi. Onu hemen öldürmek daha kolaydı; çünkü bunun için daha az kafa yormak gerekiyordu. Fakat efendisinin planlarını bozmak sadık bir davranış olmazdı. Yerinde durup buna katlanmalıydı.

“Pekâlâ, Kötü İmparator Jaldabaoth. Size sormak istediğim bir şey var. Buraya gelmekteki amacınız nedir? Bu ülkeyi ele geçirmek istiyorsanız duvarımızı yıkarken yanınızda bulunan yarı-insanlarla neden birlikte hareket etmiyorsunuz? Yoksa—?”

“Evet, orada durabilirsiniz. Ne söyleyeceğinizi biliyorum. Anlaşılan yanlış bir düşünceye kapılmışsınız. Tek başıma gelmemin nedeni görüşme yapmak istemem değil.”

Remedios arkasından Calca’nın hayal kırıklığıyla, “Anladım,” diye mırıldandığını duydu.

“Yalnız gelmemin iki nedeni var. İlki, yarı-insanlardan oluşan bir orduya karşı savaşırken düşmeniz yerine tek başıma benim tarafımdan ezilmenizin daha büyük bir umutsuzluk yaratacak olması. İkincisiyse Krallık’ta yaptığım hatayı tekrarlamamak. O topraklarda benimle denk güce sahip bir savaşçının bulunduğunu hiç düşünmemiştim. Bu nedenle burada da böyle biri olup olmadığını araştırmaya geldim.”

“Olabilir!”

“Kesin olarak söyleyebilirim ki yok. Size bu kadar zaman tanıdım. Böyle biri olsaydı mutlaka ülkenin en önemli kişisi olan sizin yanınızda bulunurdu. Fakat tarife uyan hiç kimse göremiyorum. Sıçanlar gibi gizlenenlerin arasında bile yok.”

“Hey! O savaşçı kadar güçlü olmadığımı—olmadığımızı mı söylüyorsun?!” Remedios kendini tutamayıp bağırdı; bu sözü görmezden gelemezdi. Calca’yla kardeşinin söylediklerinin yarısını unutmuştu ama en azından saldırmamayı başardı.

“Tam olarak bunu söylüyordum. Yoksa nedense anlayamadınız mı? Tek sormak istediğiniz bu muydu, Kutsal Majesteleri?”

“Bir şey daha vardı ama önemli değil. Melek birliği, ileri!”

Calca’nın kararlı haykırışı meydanı doldurdu. Arkasında çember oluşturan muhafız ve rahiplerin arasına gizlenmiş melekler hep birlikte kanatlarını açıp havalandı.

Alevden kılıçlarla silahlanmış ve üçüncü kademe büyüyle çağrılmış beş Alev Başmeleği. İkinci kademe büyüyle çağrılan yirmi Melek Muhafız. Bir de Calca’nın buraya gelirken yol boyunca dördüncü kademe büyüyle çağırmakta olduğu tek bir Barış Prensliği.

Remedios meleklerin ne tür güçleri olduğunu hatırlamıyordu. Fakat Calca’nın çağırdığı Barış Prensliği’nin düşük seviye inanç büyüsü yapabildiğini ve kötüleri cezalandırma, düşman saldırılarına karşı biraz koruma sağlama, hastalıkları arındırma ve benzeri yeteneklere sahip olduğunu biliyordu. Calca’nın onu sayısız kez çağırdığını görmüştü.

Çevresinde çıtırdayan enerjiye bürünen Remedios, artık kendini tutmasına gerek kalmadığını anlayıp ileri atıldı. Normalde rahipler onu desteklemek için saldırı büyüleri yapardı ama bu kez hiçbiri saldırmadı. Belki de melek çağırmak için manalarını saklıyorlardı.

Remedios sınıflarından birine ait olan ve Kutsal Kılıcı’ndaki kutsal enerjiyi artıran Kötülük Avcısı yeteneğini kullandı.

Birden Jaldabaoth’un arkasında beş maceracı belirdi. Görünmez olmak ve aradaki mesafeyi kapatmak için bir büyü kullanmış olmalıydılar. Remedios neden aniden göründüklerini hiç anlamıyordu. [Görünmezlik] diye bir şey bulunduğunu bilse de bunun ne tür bir büyü olduğundan ya da etkisinin neden sona erebileceğinden habersizdi.

Jaldabaoth aniden görünen maceracıları durduracak hiçbir harekette bulunmadı. Hayır, onları fark etmiş gibi bile görünmüyordu.

Remedios’un ondan sezdiği tehdit bir yanılgı mıydı? Yoksa karşısındaki gerçek Jaldabaoth değil de bir hayal ya da kopya mıydı?

Hayır—ikinci düşünceyi hemen reddetti. Bu mümkün değildi. İçgüdüleri, kötülüğü koklayan burnu ona Jaldabaoth’un burada olduğunu söylüyordu.

Maceracılar paniğe kapılıp saldırdı. Silahları tam ona değmek üzereyken Jaldabaoth’un sırtından garip kanatlar filizlendi ve arkasındaki maceracıları bıçak gibi deldi.

Göğüsleri delinince akciğerleri kanla dolmuş olmalıydı.

Maceracılardan biri kanlı köpükler saçarak öksürürken kalan son gücünü toplayıp silahını bir kez daha indirdi.

Ancak darbe Jaldabaoth’a tam isabet etse de ona en küçük bir zarar vermiş gibi görünmedi.

Burada bulunmaları, yetenekli maceracılar oldukları anlamına geliyordu. Hazırlıklarının bir parçası olarak mutlaka kutsanmış silahlar edinmişlerdi. Buna rağmen ona zarar veremiyorlarsa Jaldabaoth yüksek seviyeli bir iblis olmalıydı.

Durum birkaç göz kırpma süresinde hızla değişirken Remedios aradaki mesafeyi kapatmış ve Kutsal Kılıcı’nı çaprazlama indirmişti.

Jaldabaoth yana sıçradı ve dokunaca benzeyen kanatlarını—Yoksa gerçekten dokunaç mı bunlar?—kullanarak saplanmış maceracıların bedenlerini ona fırlattı.

Remedios onları yakalamayı hiç düşünmedi.

Sol elini kılıcın kabzasından çekip bedenleri yumrukla kenara savururken aynı anda bir savaş sanatı—“[Akış Hızlandırma]!”—kullanarak ileri atıldı. Ardından hamle yaptı.

Boğazına saplamaya çalıştığı Kutsal Kılıç, bir anda uzayan tırnaklarla savuşturuldu—

“[Kutsal Saldırı]!”

Kılıcı pençelere değdiği anda gücü kılıcından geçip Jaldabaoth’un içine doldu.

Paladinlerin erken dönemde kazandığı bu yetenek aslında kılıçları rakibin etine derinlemesine saplandığında kullanılmak içindi. Fakat sıyıran bir darbeyle bile etkinleştirilebilirdi. Kutsal enerji hedefin bedeninin yüzeyinde kabarıp dağıldığından hasar pek yüksek olmazdı. Remedios’un yine de bu yeteneği kullanmasının nedeni, paladin içgüdülerinin—kardeşi bunlara “hayvani içgüdüler” derdi—ona haykırmasıydı. Bunca maceracı öldükten sonra bile Jaldabaoth’la savaşabileceklerini göstererek moralin düşmesini engellemeliydi.

“Anladım…”

Melekler, daha uzağa sıçramış olan Jaldabaoth’la Remedios’un arasına girdi.

Neredeyse Remedios’un boyuna denk bir yükseklikte havada durarak Jaldabaoth’a saldırdılar.

Cık, diye dilini şaklattı Remedios.

Kutsal Kılıcı Jaldabaoth’un pençeleriyle çarpıştığında çıkan tiz metal sesi, tırnakların ne kadar sert olduğunu göstermişti. Ayrıca duruşu kusursuz olmasa da Remedios’un güçlendirilmiş saldırısını kolayca savuşturması, Jaldabaoth’un fiziksel gücünün kanıtıydı.

Böylesine güçlü bir rakiple yalnızca en güçlüler arasından bir avuç kişi savaşabilirdi. İkinci ve üçüncü kademe büyülerle çağrılan melekler sıradan canavarları yok etmek için yeterliydi ama bu savaşta yalnızca ayak bağı oluyorlardı. Tam görüş alanında sallanan melek ayakları özellikle sinir bozucuydu.

“[Nüfuz Etme Büyüsü: Kutsal Işın]!”

Kardeşi bir büyü saldı. Ancak büyü, Jaldabaoth’un önünde geri püskürtülmüş gibi kayboldu.

“[İkiz Nüfuz Etme Büyüsü: Kutsal Işın]!”

Calca iki ışın fırlattı. En azından birinin Jaldabaoth’un büyü bağışıklığını aşmasını ummuş olmalıydı. Ne yazık ki ikisinin de sonu Kelart’ınkiyle aynı oldu.

Büyüye karşı savunması çok yüksek olmalı. Bu da demek oluyor ki… elimden gelen her şeyi yapmak zorundayım!

Daha büyük bir öfkeyle kükredi. “Lütfen kafanızı kullanın ve meleklerin daha akıllıca savaşmasını sağlayın! Bunun hiçbir faydası yok!”

Gerçekten de melekler başının üzerinde avantajlı bir konum tutmasına ve askerler çevresini sarmasına rağmen Jaldabaoth hâlâ sakindi. Aslında bu normaldi. Etrafını bu kadar çok rakip sarsa da henüz hiç kimse etkili bir saldırı yapamamıştı.

Maceracılar, Remedios’un yakınında yerde yatan yoldaşlarının bedenlerini almak için koştu. En küçük bir hareket bile göstermemeleri öldükleri anlamına gelmeliydi ama belki de hayatta kalanlar zayıf bir ihtimale inanmayı seçiyordu.

“…Ne kadar can sıkıcı. Bir yerde bu kadar çok toplanınca zavallı solucanlar bile insanı rahatsız ediyor.” Jaldabaoth son derece rahattı.

Yapılan büyülere bağışıksa ve her fiziksel saldırıdan kaçınabiliyorsa büyük ihtimalle ezici bir üstünlüğe sahip olduğunu düşünüyordu. Ama…

Daha önce senin gibi biriyle savaşmadığımı mı sanıyorsun?

Büyü kullanıcısı çağırmada uzman değilse çağrılan canavarlar kendisinden daha zayıf olurdu. Bu nedenle meleklerin saldırılarının etkisiz kalması duyulmamış bir şey değildi.

Güçlü bir rakibe karşı melekleri kullanmanın en iyi yolu—

Melekler hep birlikte dalışa geçip Jaldabaoth’a saldırdı. Kılıçlarıyla kesmek yerine ona çarptılar.

—rakibi olduğu yerde durdurmaktı.

Bu işe yaradı.

Belki de biraz baskı hissetmişti. Jaldabaoth saldırıya geçip pençesinin tek savruluşuyla birkaç meleği boşluğa geri gönderdi.

Ancak yere serilen her meleğin açtığı boşluğu, saldırıyı sürdüren bir başkası dolduruyordu.

Çağrılmış canavarların asıl korkunç yanı buydu. Onlar için ölüm, gerçek bir ölüm sayılmadığından yeteneklerini sonuna kadar kullanabiliyorlardı.

Remedios, şelale gibi birbiri ardına inen melekleri ve Jaldabaoth’un onları bir üretim hattında çalışır gibi savuşturmasını izlerken gözlerini açtı. Ancak…

Gardını indirdi!

Sessizce yaklaştıktan sonra meleklerin saldırısının Jaldabaoth’un dikkatini tamamen dağıtacağı anı bekledi ve saldırı mesafesine sıçradı.

“Ne?!”

“Aaaaarghhh!”

Bir yeteneğini etkinleştirdi ve bir savaş sanatı kullanarak Kutsal Kılıcı’yla olağanüstü güçlü bir darbe indirdi.

İçgüdüleri ona kılıcın günde yalnızca bir kez kullanılabilen en büyük güç kaynağını açığa çıkarmanın henüz zamanı olmadığını söylüyordu.

En güçlü ikinci saldırısına maruz kalan Jaldabaoth, yatay bir yörüngede uçarcasına savruldu. Ardından meydanın karşısındaki bir dükkâna daldı.

Remedios kılıcı tuttuğu eline baktı.

“Kahretsin!”

“Başardınız, ablacığım!”

Kelart’ın sesi sevinçle doluydu ama Remedios ona bağırarak cevap verdi. “Daha başarmadım! O şekilde uçup gitmesi mümkün değil.”

“Akıl almaz derecede güçlü olduğunuz düşünülürse bence mümkün…”

“Hayır, kendi isteğiyle uçtu!”

Evet. Onu kuşatmadan kurtarmakla kalmamış, bir binada saklanma fırsatı da vermişti.

Ona karşı az da olsa şansları bulunmasının tek nedeni, çevresini sarıp bire karşı çok kişinin savaştığı bir çatışmaya zorlamalarıydı. Dar bir evde savaşmak Remedios için fazla tehlikeliydi.

Belki de Jaldabaoth oyun zamanının bittiğine karar vermiş ve hareketlerini değiştirecekti.

“Remedios! Ne yapmalıyız?” diye seslendi Calca.

Normalde soruları Remedios sorar, cevapları Calca verirdi. Bu kez durum tersine dönmüştü. Anlaşılan konu savaş olunca doğru cevabı bulma ihtimali öteki ikisinden daha yüksekti.

“Binaya hiç yaklaşmadan onu yıkın!”

Emrine uyan rahipler saldırı büyüleri yapmaya başladı.

Bina parça parça yıkıldı ama Jaldabaoth’un bir moloz yığının altında öleceğini düşünmek zordu. Remedios bile büyülü zırhıyla, korkunç derecede şanssız olmadığı sürece böyle bir şeyden ölmezdi. Üstelik—

Remedios tertemiz kılıcını inceledi.

Gerçekten yalnızca uçup giderek o güçlü darbeyi emmiş miydi? [Kale] gibi bir savaş sanatı mı kullanmıştı? Yoksa bu iblislere özgü bir yetenek miydi? Birçok ihtimal vardı ama cevabı bulamazsa ciddi bir sorunla karşı karşıyaydılar.

Bina büyük çatırtılarla, alan etkili büyüler tarafından tamamen yıkıldı. Yükselen toz bulutunda Remedios’u bir öksürük tuttu.

“Hey, Remedios, neden dışarı çıkmıyor?”

“…Ablacığım, sizce çoktan ışınlanmış olabilir mi?”

O kibirli iblis mi? Yaralanmadığı sürece böyle bir şey yapacağını sanmıyorum…

“…Ateşle saldırma zamanı. Bunun üzerine yağ döküp yakalım. Sonra da kutsayabilir misiniz, Kutsal Hanım Calca?”

“Kutsal Alev Ayini mi, ablacığım? Bir paladinin rakibine zarar vermek için bunu kullanması gerçekten doğru mu…?”

“Benim için sorun yok. Remedios bunun en iyi seçeneğimiz olduğunu düşünüyorsa yapacağım. Hayır, bunu yapmak zorundayız. O bir iblisse bunun ona zarar vermemesi mümkün değil.”

Birçok iblis ateşe karşı dirençliydi. Fakat Kutsal Alev hem kutsal hem de ateş niteliği taşıdığı için ateş direnci hasarın yalnızca yarısını engellerdi.

“Pekâlâ, Kutsal Hanım Calca, törene hazırlanalım…”

“Zaman yok. Basitleştirilmiş hâlini yapabilir misiniz?”

Calca’ya bakarken göz ucuyla kardeşinin, “Şey…” dediğini gördü.

Kutsal Alev ayin büyüsünü basitleştirmek büyü kullanıcısının üzerine oldukça büyük bir yük bindirirdi. Onun güvenliğinden sorumlu birinin yapması gereken bir öneri değildi bu. Fakat Jaldabaoth’a zaman tanıyamazlardı.

“Bunun daha iyi olduğunu söylüyorsan o planı uygulayalım. Fakat büyüyü tek başıma yaparsam sonrasında size daha fazla destek veremem. Lütfen bunu unutmayın… Ateşi hemen yakabilir misiniz?”

“Anlaşıl—”

“Ho-ho-ho. Bu beni epey zor durumda bırakır.” Jaldabaoth’un sesi birden molozların altından geldi.

“Ablacığım!”

“Ben hallederim!”

Remedios Calca’nın önünde durup kılıcını hazır tuttu.

Anlaşılan iblis gerçekten de molozların altında sıkışmıştı. Şimdi onlarla konuşuyorsa Kutsal Alev’in doğru saldırı olduğu anlamına gelmeliydi. Molozların darbesiyle bayılmış olamazdı.

“Görünüşe göre bu savaşta gerçekten biraz çaba göstermeye başlamam gerekecek.”

“Öyle mi? Bunu çok daha önce yapabilirdin. Ben de bekliyordum; neler yapabildiğini gösterir misin…? Kutsal Hanım Calca, Kelart, geri çekilin.” Son cümleyi daha alçak sesle söyledi.

Aynı anda Remedios da geri çekilip kendisiyle Jaldabaoth arasına meleklerden bir duvar koydu.

“Hmm. O zaman lütfen biraz uzaklaşın. Ayağa kalkarken oluşacak sarsıntıda ölürseniz hiç eğlenceli olmaz.”

Yıkılmış tuğla ve tahta yığını yükseldi. Molozlar dökülürken dev gibi bir şey yavaşça ayağa kalktı.

“…Jaldabaoth?” diye istemeden mırıldandı Remedios.

Karşılarında duran varlık, birkaç an önceki Jaldabaoth’tan tamamen farklıydı. Yerine başka bir iblisi geçirmiş olabileceğini düşündü. Fakat dünyada bu kadar güçlü çok fazla iblis bulunamazdı.

Zihninde hiçbir kuşku yoktu: Bu Jaldabaoth’tu; hem de gerçek hâliyle.

Alevden kanatlar bir anda açıldı. Uzun kuyruğunun ucu da yanıyordu. Korkunç derecede kalın kollarının uçları bile alevler içindeydi. Uğursuz yüzü, öfkenin vücut bulmuş hâliydi.

“Rahipler! Melekleri saldırıya gönderin!”

Kelart’ın emrine uyan rahipler meleklerini ileri gönderdi. Melekler silahlarıyla saldırırken Jaldabaoth karşılık bile vermedi; darbeleri sessizce karşıladı. Kuşatılıp saldırıya uğramak onu en küçük ölçüde rahatsız etmiyor gibiydi. Tam plaka zırh giymiş bir paladinin bir çocuk tarafından yumruklanmasına benziyordu.

“Gerçek doğam budur.” Jaldabaoth karnının derinliklerinden geliyormuş gibi duran, kalın ve ağır bir sesle konuştu. Sonra devasa bacağıyla bir adım atıp melekleri geri itti.

Meleklerin saldırılarını tamamen görmezden gelip alevlerle kaplı yumruğunu sıktı. Alev alev yanan eli volkan bombası gibi kızgındı.

“Siz akılsız uçan böcekler—yok olun!”

Büyük bir patlamayla Remedios’u koruması gereken melekler yok oldu.

Remedios’un keskin gözleri bile Jaldabaoth’un yumruğunu inanılmaz bir hızla savururken bıraktığı anlık izi ancak seçebilmişti. Ortaya çıkan darbe, onu koruyan melek duvarını yok etmişti.

Gerçek Jaldabaoth buydu.

Tek seferde birkaç meleği böylesine kolay öldürmüştü. Bu ezici güç karşısında Remedios yutkundu ve Kutsal Kılıcı’nı sıkıca kavradı. Tere boğulduğunu, zırhının altındaki giysilerin renginin değiştiğini hissedebiliyordu.

Kazanabilir miyim? Şey—

“Aaaaaaah!” Remedios korkusunu üzerinden atmak için kükreyerek ileri atıldı. Belki düşüncesizce bir hamleydi ama şimdi ilerlemezse zihni yenildiğini kabul etmek zorunda kalacaktı. Kılıcını sıkıca kavrayıp koştu.

Jaldabaoth ne savunmaya geçti ne de kaçındı.

Remedios’u gülünç derecede kolay geri püskürttü.

“—Ha?”

Adamantit kadar sert, bilinmeyen bir metalden dövülmüş kılıcı Jaldabaoth’un derisinden kayıp gitti.

Başını kaldırdığında Jaldabaoth’un ona bakmadığını gördü. Tıpkı bir insanın toprakta sürünen böceklere bakmak için başını eğmemesi gibi.

“Sizinle silahsız savaşmak zahmetli… Ah, bir dakika, iyi bir silahım var.”

Jaldabaoth, Remedios’a aldırmadan yürümeye başladı. Devasa bedeni onu bir kenara itti.

“H-hey! K-kahretsin!”

Remedios, yeni çağrılmış meleklerle birlikte arkadan saldırdı. Fakat kılıcı, garip bir metal parlaklığı taşıyan deriyi delemiyordu.

Saldırı büyüleri ona doğru uçtu ama hepsi geri püskürtüldü.

Yavaşlamıyor bile. Nereye gid—?

Remedios hedefini anladığında yüzünden kan çekildi. Calca’yla Kelart’ı hedef alıyordu.

“Ne yapıyorsunuz? Saldırın! Onu kesin!”

Arkalarındaki paladinlere emir verdi. Bir şey başarabileceklerini düşünmüyordu ama Jaldabaoth’un elini kolunu sallayarak Calca’yla Kelart’ın yanına gitmesine izin veremezdi.

“Calca’yla Kelart’ı buradan çıkarın! O ikisini hedef alıyor!”

Paladinler ve rahipler ikisinin önünde bir duvar oluşturdu. Ne kadar da zayıf bir engeldi.

“Dur! Dur! Dur!!” diye haykırarak kılıcını tekrar tekrar savurdu.

Ancak saldırılarının hiçbiri iblisin derisini aşamadı.

Paladinler kılıçlarıyla kesti, rahipler büyülerini yaptı. Yine de Jaldabaoth’u durduramadılar. Hiçbir şey olmuyormuş gibi ilerlemeyi sürdürdü.

Bedeninden yayılan alevlerin değdiği herkes çığlık atarak yere düşüyordu. Fakat Jaldabaoth saldırdığının farkında bile değilmiş gibi görünüyordu.

“Kaçın, ikiniz de! Onu durduramıyoruz!” diye haykırdı Remedios, zihni karmakarışık hâlde.

Krallık’ta bir maceracı onu geri püskürtmemiş miydi? Remedios bir adamantit maceracıya denk ya da ondan üstün olmalıydı. O hâlde bu iblisi neden durduramıyordu?

Bir şey olmalı! Onu bulmak zorundayım! Hasar vermenin mutlaka bir yolu vardır!

Yenilmezliğinin ardında bir hile bulunmalıydı. Bazı canavarların gümüş dışındaki her malzemeye karşı güçlü olması gibi, o da kendisini özel bir savunma yeteneğiyle koruyor olmalıydı.

Ne bu?!

Güvendiği içgüdüleri ona hiçbir şey söylemiyordu.

Geçmişte böyle anlarda komutan yardımcılarından biri, Kelart ya da Calca bir öneriyle yetişir, ona da yalnızca bunu uygulamak kalırdı. Fakat bu kez ona söyleyebilecekleri hiçbir şey yoktu.

O ikisi kaçabilirse en azından Jaldabaoth’un istediğini yapmasını engelleyebilirlerdi.

Onlar da bunu anlamış gibi arkalarına bile bakmadan koştular.

Böylesi daha iyiydi. Gerçek bir savaş alanında aptallar gibi oyalanacak zaman yoktu. Remedios ölse bile ülkenin başı olan Kutsal Hanım’ın hayatta kalması sağlandığı sürece işler yoluna girerdi. En kötü durumda Kutsal Hanım ölse bile Kelart hayatta kalır ve Calca’nın bedenini geri alabilirlerse onu diriltebilirdi.

Muhtemelen üçüncü kademeye kadar büyü kullanabilen birkaç rahip Calca’nın yanında kalıp onu korudu. Bu kalkan herhâlde kaçmaları için gereken zamanı kazandırırdı.

“Hıh. [Büyük Işınlanma].”

Jaldabaoth aniden kayboldu ve Remedios’un kılıcı boşluğu kesti.

“Ne—?!”

Panikle arkasına döndüğünde korkunç bir feryat duydu. Kalbi ürkütücü bir hızla çarptı. Çığlık diğer ikisinin kaçtığı yönden gelmişti.

Fakat arada paladinler olduğu için Remedios ne olduğunu göremiyordu.

Taşıdığı büyülü eşya korkusunu kendiliğinden bastırdı ama yerini sabırsızlık aldı. Kelart ile Calca’yı koruyan rahipler öldüyse Kutsal Hanım, Jaldabaoth’la tek başına karşı karşıyaydı. O, ülkenin lideriydi. Onsuz krallığın sonu gelirdi.

“Çekilin yolumdaaaaan!”

Remedios bu çığlıkla birlikte koşmaya başladı. Paladinler yolundan sıçrayarak çekildi.

Calca çok uzaktaydı.

Remedios kendi bedenini ne kadar da ağır buluyordu.

Fiziksel güç ve koşu konusunda insanın ulaşabileceği zirvede olduğunu düşünüyor, bununla gizliden gizliye hep gurur duyuyordu. Fakat o anda bunların ne kadar boş olduğunu anladı.

Tek bir darbeye dayanabilse yeter… Çok ağır yaralansa bile çevrede pek çok rahip var. Ölmediği sürece bir şekilde hallolur.

Koşarken kendi kendine bunları söyleyen Remedios, Calca’nın Jaldabaoth’un eline düştüğünü gördü. Kelart’ı arayacak zaman yoktu.

Jaldabaoth dev elleriyle Calca’nın bacaklarını kavramıştı. İki kolu da alevlerle sarılıydı. Isınan zırhın altından etinin pişme sesi duyuluyordu. Miğferinin içindeki yüzü acıdan neredeyse delirmiş gibiydi; düzgün sıralı dişlerini sıkıyordu.

Korkak! Onu rehin aldı!

Ne istiyor?

Remedios kendini hazırladı. Ardından Jaldabaoth’un söylediklerine inanamadı.

“Bu iyi bir silah.”

“—Ha?”

Bir anlığına kendi Kutsal Kılıcı’na baktı.

Kılıcımı mı istiyor?

“Onu gördüğüm anda iyi bir silah olacağını düşünmüştüm.”

Jaldabaoth kolunu kaldırıp Calca’yı göz hizasında sallandırdı, ardından kılıç savurur gibi yeniden aşağı indirdi.

Bir kırılma sesi ve Calca’nın boğuk çığlığı duyuldu.

Jaldabaoth’un ezici gücüyle kendi ağırlığı birleşince Calca’nın dizleri dayanamadı ve asla bükülmemesi gereken yöne doğru büküldü.

Remedios onun ne demek istediğini ancak o zaman anladı.

İblis, Kutsal Hanım Calca Bessarez’i silah olarak kullanacağını söylüyordu.

“N-ne yapıyorsun…?”

Bunu aklı almıyordu.

Ama anlamak zorundaydı.

“Hazır mısınız? Geliyorum!” Jaldabaoth’un öfkeli yüzünde hafif, uğursuz bir sırıtış belirdi ve yaklaşmaya başladı.

Remedios ne yapmalıydı?

Arkasında olması gereken paladinlerle birlikte geri çekildi.

N-ne yapmalıyım? Ne yapabilirim?

Yardım aramak için çevresine bakınca Kelart ile Calca’yı koruyan rahiplerin yere serilmiş olduğunu gördü.

Rahipler kımıldamıyordu bile ama kardeşi yerde kıvranıyordu. Belki de sessizce bir büyü yapıyordu.

Hayatta! Herhâlde önce kimi kurtaracağımızı Isandro’ya sormam gerekecek.

“Isandro! Ne yapmalıyım?”

“Geri çekilin!”

“Peki! Tüm birlikler, geri çekilin! Geri! Geri!”

“Ne oldu? Savaşmayacak mısınız? Tam da sizi ezmek için bu kusursuz silahı ele geçirmişken… [Ateş Topu].” Jaldabaoth, Calca’yı tutmadığı elini kaldırıp üçüncü kademe bir saldırı büyüsü saldı. Alevler patladı ve menzildeki tüm paladinleri yaktı.

Paladinlere ateş direnci büyüsü yapılmıştı. Bu nedenle ölümcül hasardan kurtuldular ama bu yalnızca henüz ölmedikleri anlamına geliyordu.

Calca elinden geldiğince çırpındı ama Jaldabaoth’un pençesinden kurtulamıyordu.

“Kadın, sabrımı taşırıyorsun. Şu anda benim silahımsın, o hâlde bir silah gibi davran.” Hafifçe eğilip Calca’yı tuttuğu elini kaldırdı.

“Hayır!” diye çığlık attı Remedios, ne yapacağını anlayınca.

Fakat Jaldabaoth ona bakmadan kolunu aşağı savurdu.

Pat.

Calca kendini zamanında koruyamadı ve yüzü doğrudan yere çarptı.

Jaldabaoth elini yeniden yavaşça kaldırırken Calca gevşekçe sallanıyordu; direnme isteğini yitirmiş gibiydi.

Taktığı miğferin önü açıktı. Güzelliğiyle askerlerin moralini yükseltebilmesi için böyle tasarlanmıştı. Fakat bir zamanlar güzel olan o yüz şimdi dümdüz olmuş, belki burnu ezilmiş ve kanla kaplanmıştı.

“Seni piç!”

“Yapma! Seni aptal!”

Remedios’un astlarından biri içgüdüsel olarak kılıcını çekip ileri atıldı. Remedios onu durdurmaya çalıştı ama artık çok geçti.

Jaldabaoth “silahını” öylesine hızlı savurdu ki elinde bütün bir insan tuttuğuna inanmak zordu.

İkisi çarpıştı. Güçlü, metalik bir çangırtıyla şövalye havaya savruldu.

Zırhında sanki bir dev yumruklamış gibi bir göçük oluşmuştu. Bu da Calca’yla çarpışmanın ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordu.

Remedios gözlerini Kutsal Hanım’dan ayıramadı.

Diğer ırklardan daha savunmasız bir dış deriye sahip insanlar bile yeterince güçlü ve bilinçli oldukları sürece bedenlerini chi ya da manayla kaplayıp kesici bir darbeyi yara almadan atlatabilirdi.

Evet, bilinçleri açıksa.

Miğferi çarpışma sırasında bir yere uçmuş olmalıydı; uzun saçları rüzgârda dalgalanıyordu. Kanlı yüzü ve ezilmiş burnuyla baş aşağı sallanan, ön dişleri dökülmüş, gözlerinin yalnızca akı görünürken hafifçe inleyen Calca’da, bir zamanlar ülkenin büyük hazinesi diye övülen güzellikten eser kalmamıştı. Perişan durumdaydı.

“Ne yapacağız? Isandro! Calca’yı nasıl kurtarabiliriz?”

“B-ben bilmiyorum!”

“Bunun bana faydası yok! Böyle anlarda kafanın çalışması gerekmiyor mu?!”

“Böyle bir şeyi asla hayal edemezdim! Geri çekilmekten başka seçeneğimiz yok!”

“Kardeşimle Calca’yı geride mi bırakacağız?!”

“Başka ne yapabiliriz?!”

Bunu söylediğinde verecek cevabı olmadığını fark etti.

“Hay Allah. Ne korkunç insanlarsınız; bir düşmanın karşısında nasıl olur da vaktinizi tartışarak harcarsınız? Artık zaman doldu. Evet, bu kadar oyun yeter.”

“Ne?”

Jaldabaoth yavaşça gökyüzüne baktı.

“Ordum neredeyse bu şehre ulaştı. Acele edip kapıyı yıkmam, ardından vahşet ve cinayet fırtınası estirmem gerekiyor.”

“B-buna izin vereceğimizi mi sanıyorsun?!”

“İzin vermenize gerek yok. Yalnızca kabul edin—gökten gelen bu armağan gibi.” Jaldabaoth boş elini bir şeye uzanıyormuş gibi gökyüzüne kaldırdı.

“Hayır!”

Remedios onun ne yapacağını anladığı için haykırmıştı.

Fakat herkes kıpırdayamadan olduğu yerde durup izledi. Jaldabaoth, Kutsal Hanım’ı rehin almıştı; bu nedenle kimse ona saldıramıyordu.

Hayır, saldırırlarsa Calca’nın bedenini darbeyi karşılamak için kullanacağından korkuyorlardı. Bu yüzden ölürse ne yaparlardı?

Kararsızlıklarını hiç umursamadan… yıldız düştü.

Overlord (LN)

Overlord (LN)

Ōbārōdo, オーバーロード, 不死者之王, 오버로드
Puan 9
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2010 Anadil: Japonca
Hikaye bir gün sessizce kapatılan popüler bir oyun olan Yggdrasil ile başlar. Ancak ana karakter Momonga oyunu kapatmamaya karar verir. Böylece Momonga “en güçlü büyücü” lakabıyla bir iskelet şeklini alır ve oyunun bir parçası olur. Dünya değişmeye devam eder ve oyun dışı karakterler (NPCler) bazı duygulara sahip olmaya başlarlar. Ailesi, arkadaşları ve toplumda bir yeri olmayan bu sıradan genç adam Momonga oyunun dönüştüğü bu yepyeni dünyayı ele geçirmeye karar verir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla