Overlord Cilt 12 – Bölüm 3 / Kötü İmparator Jaldabaoth (3. Kısım)

Kötü İmparator Jaldabaoth (3. Kısım)

Yarı-insanlardan oluşan devasa bir müttefik ordusunun, merkezdeki en büyük, en sağlam ve en iyi korunan kaleyi ele geçirdiği haberi hızla yayıldı. Duvarı aştıkları haberi kısa sürede tüm Kutsal Krallık’a ulaştı.

Yarı-insan ittifakının komutanı Kötü İmparator Jaldabaoth’tu.

Re-Estize’de dehşet saçan bu iblis, şimdi de yıkıcı büyüsüyle Kutsal Krallık’ın savunmasını kâğıt gibi parçalayıp geçmişti.

Yarı-insan ittifakı on altı ırktan oluşuyordu ve toplam sayılarının yüz bini aştığı tahmin ediliyordu. Bu büyük ordu, duvarı yıkıp kaleyi yok ederken güçlük çektiğinden ilerleyişi yavaşlamıştı.

Bunu duyan Kutsal Krallık’ın en yüksek otoritesi Kutsal Hanım, Ulusal Seferberlik Emri’ni yürürlüğe koydu.

Kutsal Krallık bir körfezin kuzeyiyle güneyine yayıldığı için ordu topladığında zorunlu olarak iki kuvvet kurardı: kuzey ordusu ve güney ordusu.

Ordular kendi stratejik merkezlerinde, kuzeydeki Karinsha ve güneydeki Debonay şehirlerinde toplandı. Bu sırada düşmanın hareketlerini birkaç gün boyunca izlediler.

Ardından duvarı gözleyen keşif birlikleri, gerilimi daha da artıran bir rapor gönderdi.

Yarı-insan ittifakı ordusu tüm gücüyle batıya ilerliyor.

Birkaç gün içinde kuzeydeki kale şehri Karinsha’ya varmaları bekleniyor.

“Anladım. Demek savaş alanı burası olacak.” Konuşan kişi Kutsal Hanım Calca Bessarez’di.

Taht sırasında epey gerideydi ve tahta genellikle erkekler geçerdi. Bu yüzden en yüce kutsal hükümdar olması aslında beklenmezdi. Yine de iki nedenle tacı almıştı.

Bunlardan ilki güzelliğiydi. Bazen Roebel’in en büyük hazinesi diye övülen, çiçek gibi yüz hatları; cazibesi ve kararlılığıyla güçlü bir bütün oluşturuyordu. Parıldayan altın ipliklere benzetilen uzun saçlarıyla da ünlüydü. Başını sanki bir meleğin halesi süslüyordu ve nazik gülümsemesini görenlerin azımsanmayacak bir kısmı ondan bir azize diye söz ederdi.

Diğer neden, inanç büyüsü kullanan bir büyü kullanıcısı olarak sahip olduğu büyük yetenekti. On beş yaşına kadar dördüncü kademe büyüleri edinmiş bir dâhi olarak kabul edilince, önceki kutsal kralın ve mabetlerin desteğiyle hükümdar olmuştu.

Aradan geçen on yılda, fazla yumuşak olduğundan yakınanlar çıksa da ciddi sayılabilecek hiçbir hata yapmadan krallığı yönetmişti.

Ancak hükümdarlığı gerçekte tartışmasız değildi. Külün altında ateş hâlâ yanıyordu.

“Acınızı anlıyorum, Kutsal Majesteleri. Fakat Karinsha halkı karşılarındaki tehlikenin farkındaydı. Eskiden de… şey, öhöm! Bu şehir daha önceki bir savaşta ana cephe olmuştu. Her yerden daha sağlam bir duvara sahiptir.”

Onu teselli eden, kahverengi saçlı bir kadındı.

Yüz hatları düzgün olsa da keskin gözlerindeki çelik gibi parıltı ona soğuk bir hava veriyordu. Gümüş renginde tam plaka zırh ve üzerine beyaz bir zırh üstlüğü giymişti. İkisi de paladin komutanlarından kuşaklar boyunca aktarılan tarihî eşyalardı. Belindeki kılıcın adını bilmeyen tek bir Kutsal Krallık vatandaşı bile yoktu.

Bu, ünlü Dört Kutsal Kılıç’tan biri olan Kutsal Kılıç Safarlissia’ydı. Efsanevi dört kılıç, On Üç Kahraman’dan Kara Şövalye’nin taşıdığı söylenen Karanlığın Kılıçları’nın karşılığıydı: Kötülük Kılıcı Humiris, İblis Kılıcı Killineiram, Kangren Kılıcı Coroquedavarre ve Ölüm Kılıcı Sufiz. Bu arada diğer Kutsal Kılıçlar Adalet Kılıcı, Saflık Kılıcı ve Yaşam Kılıcı’ydı.

Böyle bir silahı alan herkes onun gücüne yaslanıp temel eğitimini savsaklama isteğine kapılabilirdi. Kadın da bu nedenle kılıcı pek sık taşımazdı. Şimdi yanında olmasının nedeni, yaklaşan savaşa yenilmez bir kararlılıkla çıkmadıkça zafer umudu bulunmadığını bilmesiydi.

Adı Remedios Custodio’ydu.

Calca’nın yakın dostuydu. Tarihlerindeki en güçlü paladin olduğu söylenen paladin komutanı olarak Kutsal Hanım’ın otoritesine askerî destek sağlıyordu. Aynı zamanda Dokuz Renk’in Beyazı’ydı.

“Evet, evet. Ayrıca savaşamayan herkesi tahliye ettik, yani tehlikede olmayacaklar. Savaştan sonraki tek sorun, bütün masrafları kimin ödeyeceği!”

Kulağa hiç hoş gelmeyen “o-ho-ho-ho” sesi başka birinden çıkmıştı.

Gözlerinin eğimi ve ağzının köşeleri biraz farklı olsa da Remedios’a çok benziyordu. Yine de bu küçük farklar, verdiği izlenimi büyük ölçüde değiştiriyordu. Gizli bir amacı olduğu izlenimini veriyordu; daha kaba bir ifadeyle, kafasında bir plan çeviriyor gibiydi.

Bu, Remedios’un kendisinden iki yaş küçük kız kardeşi Kelart Custodio’ydu.

Yüksek rütbeli bir rahip ve ruhban sınıfının başıydı.

Büyü yeteneği dördüncü kademeye kadar inanca dayalı büyüler kullanmasını sağlıyordu… Daha doğrusu, resmî açıklama buydu.

Halk gerçek yeteneğinden habersizdi; yakınındakiler onun beşinci kademe büyüler de kullanabildiğini biliyordu.

Bu arada Dokuz Renk’ten biri değildi. Hem mabetlerin hem de Kutsal Hanım’ın etkisine bağlı olsa da ülke, güç dengesine dair çeşitli kaygılarla ona bir renk vermemeyi siyasi açıdan daha akıllıca bulmuştu.

Bu ikili, dâhi Custodio kardeşler ve Kutsal Hanım’ın sağ ve sol kolu olarak tanınıyordu.

Birçok soylu, Calca’nın bir kadın olmasına rağmen Custodio kardeşlerin perde arkasında yaptıkları sayesinde tahta çıktığından şüpheleniyordu. Bu yüzden üçü de sık sık kötü sözlere hedef oluyordu.

Pek çok kötü söylentiyi temizlemişlerdi. Ancak üçünün de evlenmemiş olması ve erkeklerle hiç görülmemeleri yüzünden aralarında uygunsuz bir ilişki bulunduğuna dair bir söylenti vardı ki ne kadar inkâr etseler de yok edemiyorlardı. Bu durum Calca’ya acı veriyordu.

“Bunu duymak bile başımı ağrıtıyor. Kazanıp da hiçbir şey elde edememek gerçekten yalnızca dert demek.”

“Ama yarı-insanların bu kez iyi donatıldığına dair raporlar var. Teçhizatlarını falan satamaz mıyız?”

“Tam da öyleee… demek isterdim ama size katılamıyorum, ablacığım. Teçhizatları satabileceğimizi söylüyorsunuz ama kime? Bunu iyice düşünmüyorsunuz. Başka bir ülkeye satmamız gerekir ve kimse yarı-insan teçhizatına yüksek fiyat ödemek istemez. Ayrıca duvarın hasarlı kısmını onarmadan komşularımızın cephaneliklerini doldurmaktan kaçınmalıyız. Özellikle Büyü Krallığı’nın buraya akın etmesini istemiyorum.”

“Öyle mi? Büyü Krallığı’na karşı mısın? Sarayda buna dair hiçbir şey duymadım…”

“Rahiplerin hiçbiri onlardan hoşlanmıyor. Siz farklı mı düşünüyorsunuz, Kutsal Majesteleri?”

Calca bir süre düşündü. Bir din insanı ve kutsal hükümdar olarak Büyü Krallığı’ndan nefret ediyordu. Fakat bir devlet başkanı olarak…

“Bir hükümdarın görevi halkıyla ilgilenmek ve ona huzur vermektir. Kralları bunu yapabiliyorsa neden itiraz edeyim?”

Kardeşler onun önünde bakıştılar.

“İnsanlarla ilgilenmek mi? Böyle bir düşünce bir namevtin aklından asla geçmez.”

“Ablama katılıyorum. Bir namevtin halka sizin gibi şefkat gösterebileceğine pek inanmıyorum, Kutsal Majesteleri.”

“İkiniz de çok acımasızsınız. Hiç tanışmadığınız biri hakkında kötü konuşmamalısınız.”

İkisi de söyleyecek söz bulamayıp neredeyse aynı ifadeyi takındı. Evet, kardeş oldukları belli, diye düşünen Calca, dudaklarının kenarına gelen gülümsemeyi bastırıp daha ciddi bir sesle konuştu.

“Kurmay subayları ne diyor? Jaldabaoth’a karşı planımızı anlat bana, Kelart.”

Kutsal Hanım, askerlerin moralini yükseltmek için üssü ziyaret ettiğinden savaş planlama toplantısını kaçırmıştı. Kutsal Krallık askerleri diğer ülkelerin askerlerinden daha iyi eğitimliydi ama yine de halktan toplanmış bir orduydu. Morali yüksek tutmak çok önemliydi.

“Evet, Kutsal Majesteleri. Yarı-insanların şehri kuşatması, bizi geçip gitmesi, güneye yönelmesi ya da kuvvetlerini iki veya üçe bölüp birden fazla hedefe saldırması gibi akla gelebilecek çeşitli durumlar tartışılıyor.”

Calca, kardeşlerin birbirine benzese de aslında ne kadar farklı olduğunu böyle anlarda fark ediyordu. Aynı soruyu büyük kardeşe sorsaydı, bir türlü konuya gelemeyen, sinir bozucu derecede dağınık bir rapordan başka bir şey alamazdı.

“Anladım… Peki en olası buldukları durum hangisi?”

“Yarı-insanların baskınlarda genellikle izlediği yöntem ve şimdiye kadar yaşananlar düşünülürse en olasısının kuşatma olduğuna inanıyorlar. Ama bu kez bir sorun var.”

“Evet, var, değil mi?”

“Nedir o?”

Remedios, Calca’ya korumalık ettiği için planlama toplantısına o da katılmamıştı. Ancak Kutsal Hanım’ın meseleyi hemen anlamasına karşılık onun anlamamasının nedeni başkaydı.

“…Ablacığım. Başkentte dehşet saçan iblis Jaldabaoth. Nasıl bir zekâya sahip olduğunu bilmiyorum ama iblisler genellikle çok kurnazdır. Hazırlıklı olmadığımız bir planı olabilir.”

“Ha… O zaman harekâtı planlamak zorunda olan kurmay subayların işi zor, öyle mi?”

Calca’nın paladin komutanına söylemek istediği bir iki şey vardı ama sustu.

“…Gerçekten zor durumdayız. Yarı-insanlar bizi kuşatırsa ne yapacağız? Bol bol erzağımız var ama savunmacıların morali düşerse ne olacağından korkuyorum. Planı yapanlar bunu hesaba kattı, değil mi?”

“Evet, Kutsal Majesteleri. Normalde güneyden takviye gelene kadar dayanmamız yeterli olurdu. Ancak Jaldabaoth’un gizemli güçler kullandığına ve duvarımızı tek saldırıyla aşabildiğine dair raporlar var. Bu da herkesi epey kaygılandırıyor…”

Üçünün de kaşları çatıldı.

Sınırdaki duvarda yaşananlar düşünüldüğünde herkesin yüzü asılırdı. Ama Calca gerçeği biliyordu. Remedios yalnızca onu ve Kelart’ı taklit ediyordu.

Remedios kafasını kullanmazdı. Bir de inatçıydı. Yalnızca bunlardan ibaret olsaydı, kişilik kusuru sayılırlardı. Fakat mutlak adaleti dağıtabilmesini sağlayan da aynı özelliklerdi.

Adaletin gerçekte ne olduğunu düşünmeye başlayınca iş çok karmaşıklaşırdı. Örneğin iki çocuk olduğunu varsayalım. Biri insan, diğeri yarı-insan olsun. İkisi de saf ve masum olduğu için arkadaş olur, ama yetişkinler yarı-insan çocuğu bulup yakalar. İnsan çocuk onlara merhamet etmeleri için yalvarır. Fakat yarı-insanı serbest bırakırlarsa büyüyüp bir gün intikam almak için geri dönebilir. Yarı-insan çocuğu öldürmek adaletli olur muydu, olmaz mıydı? Bu sorunun kolay bir cevabı yoktu.

Calca böyle bir durumda can almakta tereddüt ederdi.

Ama Remedios bir an bile düşünmeden öldürürdü. Bunun doğru olduğuna sarsılmaz bir inanç besliyordu. Ülkesinin halkına mutluluk verecek her şeyi desteklerdi.

Calca tahta geçtiğinde iki dostuna “güçsüzlere mutluluk verip kimsenin ağlamadığı bir ülke kuracağını” söylemiş, Remedios da onun ateşli destekçisi olarak “adaleti koruyacağına” yemin etmişti.

Bu yemine herkesten daha bağlı kalmıştı ve gözlerindeki ateş, fanatikliğe yakındı.

Remedios adlı kadın yalnızca bundan ibaret olsaydı tehlikeli biri olurdu. Ancak Calca ondan uzak durması gerektiğini hiç hissetmemişti. İnsanları ve barışı seven, kötülükten nefret eden ve yardıma muhtaçlara el uzatmak isteyen iyi bir insanı sevmek son derece doğaldı.

Ayrıca bu kişiliği nedeniyle gizli bir amacı yoktu. Kafasını pek kullanmadığı için söylediği ve yaptığı her şeyin içinden geldiği açıkça belliydi.

Özellikle uzun yıllardır var olan kurumlar, yükümlülükler ve törenler arttıkça zamanla katılaşırdı. Kan bağları da aynı biçimde bulanırdı.

Kardeşlerin, otoritenin zirvesindeki tek koltuğa oturmak için kavga etmesi son derece doğaldı. Şüphe, kıskançlık ve korkunun beslediği yarış, bir can alınana kadar sürerdi.

Calca bu kaderden erken kurtulmuştu; çünkü tarihteki tüm kutsal krallardan daha güçlü bir büyü edinmeyi başarmıştı. İnsanlar gurur duyacak bir şey kazandığında genellikle daha rahat olurdu. Bu yüzden Calca, kutsal kral olma arzusundan vazgeçmeye hazırdı. Ancak kardeşleri aynı durumda değildi.

Şimdi güvenebildiği tek kan bağı, ağabeyi Caspond’du.

Remedios bu kadar basit ve açık bir hayat yaşadığı için Calca’nın kalbinde bir vaha gibiydi.

“Hmm. Bu inanılmaz bir güç. Bana hikâyelerde anlatılan İblis Tanrılar’ı hatırlatıyor.”

“Ablacığım. İblis Tanrılar bile bu kadar güçlü değildi. Jaldabaoth onlardan üstün olabilir!”

“…Bu hiç iyi değil. Onu nasıl yenebiliriz?”

“Neden endişeleniyorsunuz, Kutsal Majesteleri? Re-Estize Krallığı’nda onu adamantit bir maceracının geri püskürttüğünü duydum. Bizim de başa çıkabileceğimizi düşünmüyor musunuz?”

“…Hmm. Evet, bizimle aynı düzeyde bir maceracı bunu başarabildiyse… Asıl soru, Jaldabaoth’un duvarı yıkan o gücü kısa aralıklarla birden fazla kez kullanıp kullanamayacağı.”

“Kurmay subayları, duvara saldırırken onu yalnızca bir kez kullandığı için hemen yeniden kullanamıyor olması gerektiğini düşünüyor.”

“Mantıklı. Sık sık kullanabilseydi tam da o anda kullanması gerekirdi. Kullanmadıysa büyük ihtimalle yalnızca bir kez kullanabiliyordur.”

Calca ile Remedios aynı fikirdeydi. Bunu yapabiliyorsa duvarı parçalamaya devam etmemesi için görünürde hiçbir neden yoktu.

Calca da aynı şekilde düşünüyordu. Başındaki taca hafifçe dokundu. Bu, Kutsal Krallık’ta soydan aktarılan büyük ayin büyüsü Son Kutsal Savaş’ın odak noktası olan büyülü bir eşyaydı.

“Canavar avlama konusunda deneyimli yüksek rütbeli maceracılar Ulusal Seferberlik Emri’ne uyup orduya katıldı. Tüm gücümüzü kullanırsak Jaldabaoth’u yenmenin imkânsız olmadığına eminim. Ne de olsa daha önce en az bir kez geri püskürtüldü.”

Maceracı Loncası, maceracıların asker olarak orduya alınmasına şiddetle karşı çıkmıştı. Fakat Calca emre istisna tanımayı reddetti. Elbette reddederdi. Ulusal bir kriz sırasında güçlerini bölmek, yapılabilecek en büyük aptallık olurdu. Ayrıca Kutsal Krallık’taki Maceracı Loncası, komşu krallıktaki kadar etkili değildi. Ona boyun eğdirmek kolaydı.

“Doğru. Ama krallıkta onunla ilgili neler yaşandığının ayrıntılarını alamamak büyük bir hataydı.”

“Özür dilerim.”

“Hayır, Kelart. Seni suçlamıyorum. Yurt dışından bilgi toplamaya öncelik vermeliydim.”

“Hayır, Kutsal Majesteleri. Aslında suç Kelart’ın.”

“Ablacığım…”

“Hey! Kesinlikle benim hatam değil! Kutsal Majesteleri Calca’yı korumak ve canavarları yok etmekle meşguldüm! Ben kendi işimi yaptım! En iyi olduğum şeyi yapıyorum!” Heh heh. Remedios göğsünü kabarttı.

Haklıydı. Söyledikleri doğruydu ama yine de ortada bir terslik vardı.

“…Köylerden kaybolan insanların Jaldabaoth’la bir ilgisi olabilir mi?”

“Olabilir…”

Olay bir süre önce yaşanmıştı. Birkaç köyün tüm nüfusu birdenbire ortadan kaybolmuştu. Sorumluya götürecek hiçbir ipucu bulamamışlardı ama olayın arkasında Jaldabaoth olabilirdi.

“O zaman onu öldürmeden önce bunu sorgulamalı mıyız? Ama durum buysa… Kahretsin. Keşke Krallık fırsatı varken onu öldürseydi. Gazef Stronoff onunla savaşmadı mı?”

Kelart, Calca’ya anlamlı bir bakış attı.

Bu bakış herhâlde Ona daha anlatmadınız mı? anlamına geliyordu. Calca da yorgun bir gülümsemeyle kusursuz bir cevap verdi.

Bunu söze dökseydi herhâlde şöyle derdi: Elbette anlattım. Jaldabaoth’un başkente nasıl saldırdığını, maceracı tarafından nasıl geri püskürtüldüğünü, başka iblislerin ortaya çıktığını ve Kraliyet Seçkinleri’nin kaptanının onları nasıl uzaklaştırdığını… Ya bir kulağından girip diğerinden çıktı ya da yeni bilgiler eskilerini kafasından attı…

“…Komutan yardımcılarınıza acıyorum, ablacığım.”

“Ha? Onların bu konuyla ne ilgisi var?”

Kelart cevap vermek yerine parmaklarıyla şakaklarını ovuşturdu.

Remedios kafasını kullanmadığı için ardını toplaması gereken insanlar vardı: iki komutan yardımcısı.

Kelart onların çektiği sıkıntıyı çok iyi anlıyordu. Ancak Remedios o kadar saf, daha açık söylemek gerekirse o kadar aptaldı ki yorgun bir kalbe iyi geliyordu. Böylece durum az çok dengeleniyordu.

…Of. Bütün ayrıntıları bilmiyorum ama anlaşılan pullu olan başka iblislerle savaşıyormuş.”

“Ha. Keşke bizim için onu yenebilseydi de bunların hiçbiri yaşanmasaydı. O adamantit maceracının Gazef’ten daha güçlü olduğunu düşünemiyorum.”

“Bilmiyorum ama bunu ihtimal dışı da tutmazdım.”

Remedios’un yüzü ekşidi.

Güçlü saydığı birinin tanımadığı birine yenik düşebileceği fikrinden hoşlanmamış olmalıydı.

“Eh, evet, o sadece kılıç kullanabiliyor. Benim gibi iblislere karşı etkili saldırıları olsaydı durum değişebilirdi.”

Saf savaş yeteneği bakımından paladinler savaşçılardan bir adım gerideydi. Fakat kötü varlıklara karşı son derece etkiliydiler. Remedios’un söylediği doğruydu ama Kelart hafifçe iç çekti.

Tam o sırada Calca uzaktan gelen hafif bir çan sesi duyduğunu sandı.

Remedios hemen harekete geçti. Böyle durumlarda her zaman ilk davranan oydu.

Pencereyi iterek açtı.

Erken sonbahar rüzgârı içeri dolup üçünün vücut ısısıyla biraz ısınmış havayı dışarı attı.

Canlandırıcı rüzgârın taşıdığı şey gerçekten de çan sesiydi. Demek ki az önce duyduğu ses kulağının oyunu değildi. Calca bunun yalnızca hayalinden ibaret olmasını ne kadar da isterdi…

Aynı anda koridorda koşan birkaç kişinin ayak sesleri duyuldu.

“Kutsal Hanım Calca, arkamda durun.”

Remedios öne çıkıp Kutsal Kılıç Safarlissia’yı çekti ve Calca’yla kapı arasına geçti.

Kapı gürültüyle açıldı.

“Kutsal Majesteleri!”

Kapıdan ilk giren adamı tanıdı. Genelkurmay başkanıydı.

“Ne oldu? Bu ne gürültü böyle!”

Remedios tarafından azarlanan adam, nefesini düzene sokmaya çalışırken cevap verdi. “Buraya ağır ağır gelecek vaktim yoktu! Kutsal Majesteleri! Jaldabaoth! Şehrin içinde! Birden fazla iblis de sokakları yakıp yıkıyor! Yarı-insanlar da harekete geçti. Muhtemelen üzerimize geliyorlar!”

“Ne?!”

“Yarı-insan ordusu şehrin dışında görüldü. Devriyeleri nasıl aştıklarını hiç bilmiyorum ama bize gelen bilgi yanlıştı! Çok geçmeden saldıracaklarından hiç kuşkum yok!”

Bir anda o kadar çok haber gelmişti ki Calca hepsini kavrayamadı, fakat bu duraksama yalnızca bir an sürdü. Bir kraliçeye yakışan tavrı takınıp emirlerini verdi. “Beklediğimiz durum bu değildi ama Jaldabaoth’la savaş şimdi başlıyor! Biz Jaldabaoth’u oyalarken siz yarı-insanlarla savaşmaya hazırlanın! Emirlerimi maceracılara da iletin!”

Astlarının emri aldıklarını bildiren cevaplarını dinlerken kuşkuları yeniden yüzeye çıktı: Onu hafife almadığımızdan emin miyiz?

Ülkenin büyük duvarını yıkan bir iblisi küçümsemek gibi bir niyeti kesinlikle yoktu. Fakat onu yenebileceklerini düşünmeleri bile bir hata mıydı? Daha fazla bilgi toplayana kadar kaçmak daha mı iyi olurdu?

Hayır, diye düşündü Calca ve içinde filizlenen kaygıyı ezdi.

Şimdi savaşmayacaklarsa ne zaman savaşacaklardı? Bilgi elbette önemliydi ama tüm güçlerini ortaya koymak için bundan daha iyi bir fırsat yoktu. Savaş uzadıkça ve kaynaklar azaldıkça Kutsal Krallık’ın tüm gücünü toplaması daha da zorlaşacaktı.

Üstelik bilgi toplarken kaçmak, krallığın halkının ve topraklarının yakılıp yıkılmasına izin vermek demekti.

Böyle bir durumda kaç vatandaşının zarar göreceğini bilmek mümkün değildi.

“…Güçsüzlere mutluluk verip kimsenin ağlamadığı bir ülke kurmak, öyle değil mi?”

“Evet, Kutsal Hanım Calca!”

Calca’nın kendi kendine söylediği sözlere Remedios gür bir sesle karşılık verdi.

Gençken ne kadar safmışım. Kendime bundan daha ulaşılmaz hedefler koyamazdım herhâlde…

“Hıh! Büyük duvarı aştıkları için kendini bir şey sanıyor! Tek başına kalkıp doğruca aramıza girdi!” diye haykırdı Remedios heyecanla.

Ama bu doğru mu? Neyse, inanmak zorundayım. Yine de ciddi bir hata yaptıkları hissini zihninden atamıyordu.

“…Yine de sakın gardını indirme. Tek başına korkunç şeyler yapabilecek kadar güçlü olduğunu bilerek karşısına çıkmalısın.”

“Elbette, Kutsal Hanım Calca. Gardımı tamamen almış sayın! Kutsal Kılıç Safarlissia’yla başını kesip size getireceğim!”

Olmayacak. Onu sakinleştirmek benim gücümü aşıyor. Böyle düşünse de Calca endişeli değildi. Remedios savaşta bambaşka birine dönüşürdü.

“Ahhh, kesik bir baş benim pek işime yaramaz ama sadakatine çok sevindim. Genelkurmay başkanı, lütfen onu yenme planımıza göre hareket edin ve… bize zaman kazandırın, olur mu?”

“Elbette. Öncü birliği çoktan gönderdim.”

Calca kalbinde sızlayan bir acı hissetti. Az önce verdiği emir aslında Onları ölüme gönder demekti. Adama, Kazanma şansı olmayan askerleri alıp Jaldabaoth’un önüne at ve onu yavaşlat diyordu.

Bir hükümdarın görevi, çoğunluğu kurtarmak için azınlıktan vazgeçmekti.

Şikâyet etmeye hakkı yoktu. Askerler onun emri yüzünden ölecekti. Onların hakkını vermek için kendi rolünü kusursuz biçimde oynamalıydı.

Herkesin sevdiği yüce hükümdar Kutsal Hanım rolünü oynaması gerekiyordu.

“Pekâlâ, herkes! Gidiyoruz!”

Ellerini çırptığı anda herkes harekete geçti.

Overlord (LN)

Overlord (LN)

Ōbārōdo, オーバーロード, 不死者之王, 오버로드
Puan 9
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2010 Anadil: Japonca
Hikaye bir gün sessizce kapatılan popüler bir oyun olan Yggdrasil ile başlar. Ancak ana karakter Momonga oyunu kapatmamaya karar verir. Böylece Momonga “en güçlü büyücü” lakabıyla bir iskelet şeklini alır ve oyunun bir parçası olur. Dünya değişmeye devam eder ve oyun dışı karakterler (NPCler) bazı duygulara sahip olmaya başlarlar. Ailesi, arkadaşları ve toplumda bir yeri olmayan bu sıradan genç adam Momonga oyunun dönüştüğü bu yepyeni dünyayı ele geçirmeye karar verir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla