Overlord Cilt 1 – Bölüm 0,5 / Prolog

Prolog

Eksiksiz plaka zırha bürünmüş şövalye, kılıcını havaya kaldırmış hâlde genç kızın ve küçük kız kardeşinin önünde dikiliyordu.

Kılıcının çeliği güneş ışığında parıldıyor; tek bir merhametli darbeyle hayatlarına son vermeye hazır bir vaziyette duruyordu.

Genç kız gözlerini sıkıca yumdu ve alt dudağını ısırdı. Bunların hiçbirini kendisi istememişti; mevcut durumun içine sürüklenmeye zorlanmıştı. Şayet azıcık olsun gücü bulunsaydı, karşısındaki düşmana direnip kaçabilirdi.

Ancak — kız bu güçten yoksundu.

Dolayısıyla bu durumun yalnızca tek bir neticesi olabilirdi.

O da genç kızın tam da bu noktada can vermesiydi.

Uzunkılıç alçaldı—

fakat yine de hiçbir acı duyulmadı.

Genç kız, sıkıca yummuş olduğu gözlerini temkinle açtı.

Gözüne ilk çarpan şey, aniden hareketsizleşen uzunkılıç oldu.

Ardından, kılıcın sahibini gördü.

Karşısındaki şövalye olduğu yere mıhlanmış gibiydi; gözleri kızın yan tarafında kalan bir noktaya dikilmişti. Tamamen savunmasız olan duruşu, içini kaplayan korkuyu açıkça gözler önüne seriyordu.

Şövalyenin bakışlarına çekilmişçesine, kız da elinde olmadan başını çevirip onun baktığı yöne baktı.

Ve böylece — kız, çaresizliğin ta kendisine tanıklık etti.

Gördüğü şey karanlıktı.

Sonsuz derecede ince, fakat derinliği kavranılamaz bir siyahlıktı bu. Yerden dışarı uzanıyor gibi görünen, obsidyenden yarı oval bir biçimdi. Seyredenlerin içini ezici bir huzursuzluk hissiyle dolduran gizemli bir manzaraydı.

Bir kapı mıydı bu?

Kız, önünde beliren şeyi gördükten sonra böyle düşünmekten kendini alamadı.

Yüreği ağzına gelirken kızın tahmini doğrulandı.

O gölgeli geçitten bir şey çıkıyor gibiydi.

Ve o şey kızın gözleri önünde netleştiği anda—

“Hiiiiiiii!”

kızdan kulakları sağır eden bir çığlık koptu.

İnsanlığın üstesinden gelemeyeceği bir rakipti bu.

Ağartılmış bir kafatasının boş göz çukurlarında ikiz kızıl ışık noktası parıldıyordu. Bu iki ışık noktası, avını tartan bir yırtıcı misali kızı ve oradakileri soğukkanlılıkla süzdü. Etinden arınmış ellerinde, doğası gereği ilahi görünen ancak aynı derecede dehşet uyandıran bir büyü asası tutuyordu. Dünyadaki tüm güzelliklerin kristalleşmiş hâli gibiydi sanki.

İnce detaylarla işlenmiş siyah bir cübbe giymişti; başka bir dünyanın karanlığından doğmuş, ölümün tecessüm etmiş hâlinden başka hiçbir şeye benzemiyordu.

Bir anda hava donmuş gibi oldu.

Yüce Varlık’ın gelişiyle zamanın kendisi bile durmuş gibiydi.

Bu manzara ruhunu çalmışçasına, kız nefes almayı unuttu.

Derken, bu sessiz diyarda kızın nefesi tıkandı ve çaresizce hava solumaya çalıştı.

Ölümün bu tezahürü, onu ölüler diyarına götürmek için cisimleşmiş olmalıydı. Böyle düşünmek son derece doğaldı. Fakat tam da böyle düşündüğü sırada kız, bir şeylerin ters gittiğini fark etti. Çünkü kendisini arkadan katletmeyi planlayan şövalye şu anda tamamen hareketsizdi.

“Gaaah…”

Ağıdı andıran bir çığlık kulağına çalındı.

Bu ses kimin ağzından çıkmıştı? Kendi sesi de olabilirdi, korkudan titreyen küçük kız kardeşinin ya da az önce kendisini öldürmek üzere olan şövalyenin ağzından da çıkmış olabilirdi.

İskeletten bir el yavaşça uzandı; parmakları bir şeye uzanıyormuşçasına açılarak kızın yanından geçti ve arkasındaki şövalyeye doğru ilerledi.

Gözlerini ondan kaçırmak istiyordu fakat korku, bakışlarını olduğu yere çivilemişti. Başını başka yöne çevirecek olursa çok daha dehşet verici bir manzarayla karşılaşacağı hissine kapılmıştı.

“[Kalbi Kavra]!”

Ölümün tecellisi yumruğunu sıktı ve kız, arkasından gelen ezilen metal sesini işitti.

Gözlerini ölümün suretinden ayırmaktan korksa da merakına yenik düşen kız bakışlarını çevirdi ve şövalyenin bedenini gördü. Şövalye, ipleri kesilmiş bir kukla gibi yerde hareketsizce serilmiş yatıyordu.

Ölmüştü.

Öldüğüne dair en ufak bir şüphe dahi yoktu.

Kızın canını almak üzere olan tehlike ortadan kalkmıştı. Fakat bu durum bir kutlama sebebi değildi. Peşindeki ölüm, yalnızca daha somut bir biçim almıştı.

O ölüm, dehşet dolu gözlerle kendisini izleyen kıza doğru yaklaştı.

Görüş alanını kaplayan karanlık gittikçe büyüyordu.

Beni yutacak!

Kız zihninden bunları geçirirken kardeşini göğsüne sıkıca bastırdı.

Kaçış düşüncesi kızın zihninde artık yer etmiyordu.

Karşısındaki bir insan olsaydı, belki zayıf bir umuda tutunup can havliyle çabalayabilirdi. Ancak karşısındaki varlık, o umudu üflenmiş cam misali paramparça etmişti.

Lütfen, en azından acı çekmeden öleyim.

Kızın umut edebileceği tek şey buydu.

Titreyen kız kardeşi ona sıkıca sarıldı. Kızın elinden gelen tek şey zayıflığı için, kardeşinin canını koruyamadığı için özür dilemekti. Öbür dünyaya birlikte göçecekleri için en azından kardeşinin orada yalnız kalmaması için dua etti.

Ve sonra—

Overlord (LN)

Overlord (LN)

Ōbārōdo, オーバーロード, 不死者之王, 오버로드
Puan 9
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2010 Anadil: Japonca
Hikaye bir gün sessizce kapatılan popüler bir oyun olan Yggdrasil ile başlar. Ancak ana karakter Momonga oyunu kapatmamaya karar verir. Böylece Momonga “en güçlü büyücü” lakabıyla bir iskelet şeklini alır ve oyunun bir parçası olur. Dünya değişmeye devam eder ve oyun dışı karakterler (NPCler) bazı duygulara sahip olmaya başlarlar. Ailesi, arkadaşları ve toplumda bir yeri olmayan bu sıradan genç adam Momonga oyunun dönüştüğü bu yepyeni dünyayı ele geçirmeye karar verir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla