Orc Eroica Cilt 6 – Bölüm 13 / Yan Hikâye: Asmonadia’nın Gizli Operasyonları

Yan Hikâye: Asmonadia’nın Gizli Operasyonları

Alacakaranlık Şimşeği olarak da bilinen Asmonadia.

Yüce bir iblis, tüm iblislerin en üst kademelerinden biri.

Sequence’in üç kızından biri.

Seçkin bir iblis ailesinin kızı olarak, savaş alanında serpilmek üzere yetiştirilmiş ve mükemmelliğe ulaşacak şekilde bilenmişti. Kılıç, mızrak, okçuluk ve büyü gibi dövüş sanatlarından strateji, taktik, demircilik, iç işleri, diplomasi ve ticarete kadar. Doğuştan gelen güçlü ve zayıf yönleri ne olursa olsun ustalaşamayacağı hiçbir şey olmadığına inandırılarak büyütülmüştü.

Ve Asmonadia, özellikle dövüş konusunda olağanüstü bir yetenek sergiliyordu.

Dev baltasını savurarak savaş alanında koştuğu anlar, İttifak savaşçılarının dehşetle titremesine yetip artıyordu.

Popratika kadar usta olmasa da büyü konusunda da oldukça becerikliydi. Alacakaranlık Şimşeği unvanını, usta cüce zanaatkar Gabarabanga’nın yaptığı zırhları bile delebilme yeteneğinden alıyordu. Gerçekten de pek çok cüce savaşçısını telef etmişti.

Yine de bir iblis olarak öngörüden biraz yoksundu; fevri ve biraz da düşüncesizce hareket etmeye meyilliydi. Bu yüzden pek iyi bir komutan sayılmazdı fakat bir savaşçı olarak hem saldırı hem de savunma kabiliyetinde hiçbir zayıflığı yoktu. İblisler arasında bile yaşayan en güçlü savaşçılardan biri olarak kabul ediliyordu.

İnsanların gözü kesinlikle onun üzerindeydi.

“Hmm.”

Asmonadia sınıra gelmişti.

İblislerin ve hayvamsıların topraklarını birbirinden ayıran tek sınıra.

“Yalan söyleyeceksen söyle ama aklımla alay etme.”

“Yalan söylemiyorum. Bir Kahraman Ork ile evlenmek için ork diyarına gidiyorum.”

Tabii ki sınır muhafızları tarafından durdurulmuştu.

“Bir iblisin bir orkla evlenmesine imkan yok…”

Asmonadia, daha geçen gün sınırı korumak için görevlendirilen birliğin yüzbaşısıyla karşı karşıyaydı. Yüzbaşı dışarıdan soğukkanlı görünse de bu ünlü iblis generaliyle konuştuğu için belirgin bir şekilde gergindi.

“Doğru… Soylu bir iblisin bir orkla evlenmesi… Şey, görülmüş şey değil. Şüphe duymakta haklısın tabii. Ama gerçek bu. Gururlu bir iblis olarak, halkıma iyiliği dokunan birinin nezaketine karşılık vermeliyim. Bu yüzden Kahraman Ork ile evleneceğim.”

“Öyle mi…”

Bu kadın ne saçmalıyor böyle? diye düşündü sınır devriyesi yüzbaşısı.

Ancak, Kahraman Ork gerçekten de daha geçen gün birkaç gezgin şövalye tarafından Karabaş Bölgesi’ne kadar götürülmüştü. Kadının onu takip ettiği çok açıktı.

Yine de asıl niyetinin ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu.

“Popratika’nın çetesinin dünyanın dört bir yanında ortalığı karıştırdığından haberiniz vardır herhalde?”

“Aslında haberim yoktu. Bilgi akışını kontrol eden ve engelleyenler siz insanlarsınız. Bilsem bile, kız kardeşimin ne yaptığı beni hiç ilgilendirmez.”

Hayır, bu numara sökmezdi. Sorumluluktan öylece elini eteğini çekip sıyrılamazdı.

Asmonadia omuz silkip umursamaz bir tavır takınsa da yüzbaşının bunu yutmaya hiç niyeti yoktu.

“Bilemiyorum, siz iblisler başkalarına oyunlar oynamakta pek ustasınızdır.”

“Pekala, bunu bir övgü olarak kabul ediyorum. Ama siz insanlar benim elime su bile dökemezsiniz. Siz sadece düşmanlarınızı değil, müttefiklerinizi de kandırırsınız.”

“Ne saçmalıyorsun sen?”

“Sen alt tarafı bir piyonsun. Anlamaman çok normal tabii. Ayakta uyutulduğunun farkında bile değilsin… Ama her neyse, sadede gelelim. Tekrar ediyorum. Kız kardeşimle uzaktan yakından en ufak bir bağım yok. Eğer gizli bir takım işler çeviriyorsa, evet, muhtemelen birkaç ülkenin başına belâ olacaktır. Ne peşinde olduğunu bilmiyorum. Ama tahmin edebiliyorum. Bence amacı, siz insanlara karşı savaşı yeniden körüklemenin ve bu yeni dünya düzenini kökünden sarsmanın bir yolunu bulmak.”

“…”

“Kız kardeşim kurnaz bir stratejisttir. Eğer bir şeyler pişiriyorsa, bu ‘Saldırın ve öcümüzü alın!’ gibi basit ve aptalca bir plan olmayacaktır. … Hayır, başarı ihtimalini yüksek görmediği sürece asla harekete geçmez. Hazırlıklı olsanız iyi edersiniz. Ben de dahil olmak üzere iblislerin çoğu kız kardeşimin nerede olduğunu ya da ne yaptığını bilmiyor. Ancak bir çatışma çıkarsa, Gije Kalesi’ndeki iblisler harekete geçmekte gecikmeyecektir.”

Yüzbaşı derin bir nefes alıp yutkundu.

Bu iblis kadından saf bir güç dalgası yayılıyordu. İçgüdüsel olarak elini belindeki kılıcına götürdü. Ama kılıcını çekmedi.

Çekerse, daha kılıcı savuracak kadar bile havaya kaldıramadan muhtemelen canından olurdu.

Yüce bir iblis, işte öylesine ezici bir güce sahipti.

“Ama defalarca söylediğim gibi, bunun benimle hiçbir alakası yok. Ben sadece Kahraman Ork ile evlenmeye gidiyorum. Eğer Kahraman Ork’un kız kardeşimle iş birliği yaptığı ve siz insanlarla savaşmayı planladığı ortaya çıkarsa, elbette ben de onların tarafında savaşa katılırım. Yine de bunun gerçekleşme ihtimalini son derece düşük görüyorum.”

“Seni böyle düşündüren ne?”

“Gölge Girdabı Popratika ne planlıyor olursa olsun, ejderha katletme planında bir Kahraman Ork’u piyon olarak kullanacağını hiç sanmıyorum.”

“Ejderha katletmek mi…? Geçen gün ejderhanın uçup gittiğine dair bir rapor almıştık… Gerçekten doğru olabilir mi…?”

“Evet, Kahraman Ork ejderhayı alt etti ve hepimizi kurtardı.”

Buna inanmak pek de zor değildi.

İnsanlar bile Kahraman Ork ve onun ejderha katletme başarılarıyla ilgili söylentileri duymuştu.

Ancak daha önce hiç doğrudan bir ejderhayla savaşmamış olan insanlar, bu eylemin ne kadar ulu ve büyük bir başarı olduğunu tam olarak kavrayamıyorlardı.

“Sırf bunun için soylu bir iblis bir orkla düşüp kalkmaya razı mı yani?”

“‘Sırf bunun için’ mi? Ne kadar küstahça! Yine de neden böyle söylediğini anlayabiliyorum. Biz de bir zamanlar ejderhayı tek başımıza alt edebileceğimizi sanıyorduk. Onu buraya bir Bilge getirmişti… Savaş meydanında öylece, hiç gürültü koparmadan beliriverdi… Ama nispeten çabuk öldü. Doğal olarak insan o ejderhayı zayıf görüp kestirip atmaya meyilli oluyor. Ama ejderhalar sizin de benim de hayal edebileceğimizden çok daha güçlüdür! İçlerinden biri biz iblisleri bastıracak kadar güçlüydü…”

Bir ejderhaya karşı çok az kişinin galip gelebileceği konusunda ısrarcıydı Asmonadia.

Yüzbaşı, kadının tam olarak ne demek istediğini anlayamayarak kaşlarını kaldırdı.

Asmonadia bunu hemen fark etti. “Gerçekten hiç anlamıyorsun.” Hafifçe kıkırdadı. “Her neyse, derhal sınırdan geçmeme izin ver.”

“Dur bakalım. Olmaz. Geçmene izin vermeyeceğim. İblisler geçemez. Antlaşma yürürlükte olduğu sürece bu imkansız.”

“Hayır, böyle bir kural yok.”

“Ne?!”

Yüzbaşının gözle görülür şekilde kafası karışmıştı.

Fakat Asmonadia sakinliğini korudu. Yüzünde hafif bir tebessümle konuşmaya devam etti.

“Antlaşma iblislerin geçişini yasaklamıyor ve ben de sınırı geçmek için gerekli koşulları karşılıyorum.”

“Koşulları mı?”

“Siz insanların kabul ettiği koşulları. Unuttum deme sakın.”

Evet, insanlar gerçekten de iblislerin ülkeden ayrılması için önlerine bazı koşullar koymuşlardı.

“Birincisi, silah taşımak yasaktır.

İkincisi, succubuslar ve ogre’larla temas kurmak yasaktır.

Üçüncüsü, bir davetiyeniz olmalıdır. Gitmek istediğiniz yeri ve ziyaret nedeninizi açıkça belirtmelisiniz. Ve Dörtlü İttifak’ın kutsallığını ihlal edecek hiçbir şey yapmayacağınıza dair söz vermelisiniz.

Yani anlayacağın, benim buradan geçmemi engelleyen hiçbir şey yok. Silahlı ayaklanmalar başlatmamız, isyan çıkarmak için succubus veya ogre’larla kumpas kurmamız yasak. Ancak diğer ülkelerle diplomatik ilişkiler yürütmemize izin veriliyor. Bunca zamandır bunu yapamamamızın tek sebebi o ejderhaydı.”

Asmonadia’nın sırıtması yüzbaşının soğuk terler dökmesine neden oldu.

Ter damlaları gözlerine süzülmeye başladı. Şimdiden korkunç bir hata yaptığını hissediyordu.

“… Ama senin bir davetiyen yok.”

“Aslında var. Kahraman Ork beni eş olarak istedi. Ben de kabul ettim ve onun ülkesine doğru yola çıktım. Bunu bir davet saymıyorsan, daha ne sayacaksın?”

Asmonadia bunu söylerken genç bir genç kızın edasına bürünmüştü.

Ancak bu ifade çabucak kayboldu.

Ve ardından o iblisane bakış geri geldi.

Bir iblisin, rakibinin hatalarıyla alay eden ve kendi zaferini ilan eden o tipik sırıtışı.

“Siz insanlar çok kibirlendiniz. Biz iblislerin silahlarımızı bir kenara bırakıp kertenkele adamlar ve harpiyalar gibileriyle el ele tutuşmasına imkan var mı?! Perileri ve orkları saymıyorum bile!”

Hem yüzbaşı hem de Asmonadia, bunun insanların kibirlenmesinden kaynaklanmadığını biliyordu.

Sadece Karanlık General, antlaşmada birkaç ucu açık nokta bıraktığından emin olmuştu.

Barış zamanından anlayan bir dünyada, bu muğlak noktalar muhtemelen imzanın mürekkebi bile kurumadan tespit edilir ve hızla kaldırılırdı. Fakat antlaşmayı planlayanlar daha önce bir ateşkes bile tecrübe etmemişlerdi.

“Eee? Neden görmezden gelmiyorsun? Yani, siz beşinizin beni, Alacakaranlık Şimşeği Asmonadia’yı durdurmasına imkan yok.”

Beş kişi.

Evet, bu kalede bir zamanlar otuzdan fazla adam görev yapıyordu ama şimdi sadece beş kişi kalmışlardı.

Ve yeni konuşlandırılan bu askerler kesinlikle deneyimli değildi.

Yine de bir çatışma haberi Karabaş Bölgesi’ne ulaşırsa, bu kaleyi korumak için buraya yüzlerce, belki de binlerce asker gönderilebilirdi. Ama şu an için… Ellerindeki tek şey beş kişiydi.

Yüzbaşı… Ve diğer dördü… Pek bir vasıfları var gibi görünmüyordu.

Gerçi savaştan sağ çıktıklarına göre tamamen lokma sayılmazlardı. Ama Asmonadia’ya karşı bir dövüşte yok edilirlerdi.

Aslında Asmonadia’nın hemen öldürücü güce başvurmaması tuhaftı.

Bütün istediği geçip gitmekti. Ne pahasına olursa olsun.

Bunu düşünürken yüzbaşının tüm vücudundan bir ürperti geçti.

“Ah… Biliyor musun, tüm bunlar için üzgünüm.”

Asmonadia’nın ifadesi aniden yumuşamış gibiydi.

Şimdi yüzü, sevecen bir öğretmen ya da bağışlayıcı bir rahip gibi nazikti.

“Senin konumundaki biri elbette beni durdurmaya çalışmak zorundadır. Aptalca bir soruydu gerçekten.”

“…”

“Bir özür olarak sana biraz bilgi vereceğim. İnsanların yararına bir anlaşma yaparsak başın belaya girmez, değil mi?”

Yüzbaşı bir kez daha yutkundu.

Açıkçası, Asmonadia geçmek istiyorsa geri adım atmaktan başka çaresi yoktu.

Ama görmezden gelirse kesinlikle azarlanacaktı.

Hatta askerlik işini bile kaybedebilirdi… Bunca zamandır sıkı sıkıya tutunduğu tek şeyi.

Korku ve panik onu safça bir umuda sürükledi.

“Bilgi mi…?”

Bunun bir tuzak olduğunu bilmesine rağmen, başındaki beladan kurtulma fikri oltaya takılmasına yetip de artmıştı bile.

“İblislerin şu anki durumu hakkında. Sizler bizim topraklarımıza zar zor gözcü gönderebiliyorsunuz, değil mi? Bu, adamlarınızın öğrenmek için can attığı türden bir bilgi, değil mi?”

“… Anlat bakalım, dinliyorum.”

Yüzbaşı başıyla onayladı ve Asmonadia’nın vereceği bilgileri dinlemeye koyuldu.

İblisler…

Bir zamanların o şanlı ve en güçlü ırkı, yok oluşun eşiğine gelmişti.

Ancak şimdi en büyük tehditleri ortadan kaldırılmıştı.

Eski güçlerine yeniden kavuşmaları son derece muhtemeldi. Bunca zamandan sonra köşe sıkışmış birer hayvandan farksızdılar. Ve eğer Popratika bir isyan başlatacak olursa… İblislerin çoğu hiç şüphesiz ona katılırdı.

Yine de yüzbaşı ilk başta bu bilgilere inanmakta güçlük çekti.

İblisler sık sık yalan söylerdi. Hem de bir perinin uydurduğu masalları solda sıfır bırakacak türden yalanlar.

Yine de Asmonadia’nın verdiği bilgilerin gerçek olup olmadığına karar vermek yüzbaşının harcı değildi.

Bu iş üst kademedekilerin bileceği işti.

Yüzbaşının tek yapması gereken Asmonadia’dan aldığı bilgileri yukarıya iletmekti.

“… Raporu ileteceğim.”

“Sen öyle yap. Ben de… artık yoluma gideyim.”

Bunun üzerine Asmonadia ayağa kalktı ve hızlı adımlarla kaleden dışarı yürüdü.

Kimse onu durdurmadı. O da arkasına dönüp bakmadı bile.

Alacakaranlık Şimşeği Asmonadia sınırı geçmişti.

Bu haber İttifak genelinde yıldırım hızıyla yayıldı.

Muhtelif ülkelerin liderleri bu işe akıl sır erdiremeyip kafalarını kaşıyıp durdu.

Asmonadia adındaki iblis kadının seyahat ettiğini duymuşlardı. Ancak sebebini bir türlü kavrayamıyorlardı. Ya da ne planladığını.

Bir orkun eşi olmak mı? Hiçbir ülke buna inanacak kadar kafayı yememişti.

En makul varsayım, Popratika ile birlikte bir şeyler çevirdiği yönündeydi.

Yine de bu işte bir gariplik vardı. Eğer kötü niyetlerle sınırı geçmek isteseydi, sınır muhafızlarının hepsini sessizce katletmesi çocuk oyuncağı olurdu. Ki daha önce böyle şeyler yaşanmıştı.

Bu kafa karıştırıcı davranış, muhtelif ülkelerin liderlerini tamamen şaşkına çevirmişti.

Eğer Popratika ile iş birliği yapıyorsa, ne pahasına olursa olsun durdurulmalıydı.

Asmonadia yakalanmalı ve bilgi almak için işkenceden geçirilmeliydi.

Varsayımları yanlış çıksa bile… Pek de önemli değildi hani. Bir iblis ölse kimin umurunda olurdu ki?

Asmonadia topraklarından geçerken hayvamsıların düşündüğü şey tam olarak buydu.

Son yaşanan olaydan sonra hayvamsılar, Kahraman Ork’a karşı duydukları kini bir nebze olsun yumuşatmışlardı.

Ancak Yediler Koalisyonu üyelerine duydukları nefret zerre değişmemişti.

Savaş bitmişti, bu yüzden artık iblisleri kökten kazımayı hedeflemiyorlardı. Fakat savaşın açtığı yaralar hâlâ tazeydi. Ellerine fırsat geçerse bunu değerlendirmekten çekinmezlerdi.

Yurtlarından sürülme ve yok oluşun eşiğine getirilme anıları, her bir hayvamsının ruhuna hâlâ kazılıydı.

Üstelik daha sadece bir yıl önce Kutsal Ağaç da kurutulmuştu. Bu yüzden o konuda da son derece öfkeliydiler.

“Sonuçta ogre’larla iş birliği yapıyor. Bizimle dalga geçme. Kokusunu alabiliyoruz.”

Asmonadia, ogre ülkesi sınırına yakın bir yerde, hayvamsıların tazı birliği tarafından kıstırılarak yakalandı.

Ama en başında buraya nasıl gelmişti ki?

“Koro adlı köpeğinizin burnu iyi koku alıyor almasına ama kafası hiç çalışmıyor. Bir orku bir ogre ile karıştırmak da ne demek?”

“Ne?”

“Ben ork diyarına gidiyorum dahi zekalılar. Ogre’ların bununla ne alakası var?”

“Seni aptal iblis karısı, ogre diyarına yaklaştığının farkında değil misin yoksa?”

“Ne? Hadi ya. Yanlış yola mı saptım ben şimdi?”

Evet, Asmonadia gerçekten de yanlış yola sapmıştı!

“Bizimle dalga geçmeyi kes, kadın!”

“Ayy, ilahi, ha-ha-ha.”

Kaybolmuş olması imkânsızdı.

Alacakaranlık Yıldırımı Asmonadia’nın yanlış yola sapması diye bir şey söz konusu bile olamazdı.

O, kurnaz bir iblis kadınıydı.

Nereye gittiğini çok iyi biliyordu. Planı kesinlikle devler diyarına uğrayıp biraz istihbarat toplamaktı.

Ejderha, dört yıl boyunca iblis topraklarının dışından gelen bilgi akışını neredeyse tamamen kesmişti.

Bunun sonucunda Asmonadia, savaş sonrası dünya hakkında hiçbir şey bilmiyordu.

Bu yüzden önce kendini eğitmesinin iyi olacağını düşünmüştü.

Ama bu bilgiyi toplamak için insan ya da hayvamsı ülkelerinde oyalanmak istemiyordu.

İblisler yalnızca devlerden ve succubuslardan gelen bilgilere güvenirlerdi.

“Neticede bahsedilen şu Koro adındaki köpek. Biraz parmağında oynatılmak… Olacağı buydu zaten.”

Tamam, yalan söylediğini kabul ediyordu.

Ama Asmonadia’nın o bilgilere ihtiyacı vardı.

Bilgisiz bir iblis çaresizdi.

Bir orkun eşi olsa bile bu durum değişmeyecekti.

Ve orkun hoşuna gitsin ya da gitmesin, bir iblisin kafasında mükemmel bir eşin nasıl olması gerektiğine dair fikirler vardı.

En makbul iblis eş; hem zeki hem güzel olan, her ne pahasına olursa olsun kocasının zirveye giden yolunu destekleyendi.

Orklar yalan söyleme konusunda berbattı.

Bu yüzden evlendikten sonra tüm yalan ve hile işlerini Asmonadia’nın üstlenmesi gerekecekti.

Daha önce hiçbir iblis bir orka eş olmamıştı. Dolayısıyla yalanların ve hilelerin bir orkun eşinde aradığı şeyler olup olmadığından pek emin değildi. Ancak bir iblis olarak araştırmasını yapacaktı. Hazırlıklı olacaktı. Kritik bir anda hazırlıksız catching, ne yapacağını bilemez halde yakalanmak… Bir iblis için en büyük utanç bu olurdu.

Asmonadia işte bunları düşünüyordu.

Bu yüzden Asmonadia geri adım atmayacaktı. Yanlış yola saptığını iddia etmişti. Yine de geri çekilmeye dair en ufak bir belirti göstermiyordu.

“İşini tam da burada bitireceğim!”

“Bize saldıracak mısın, Alacakaranlık Yıldırımı? Hangi silahla yapacaksın bunu?”

Asmonadia zor durumdaydı.

Silahsızdı.

Ve hayvamsı ülkesinin Tazı Birlikleri’ne mensup yirmi savaşçıya karşı tek başınaydı.

Kontrol noktasındaki rakiplerinden çok daha kalabalıklardı. Hepsi de hayvamsıların en seçkin hücum gücü olarak sayısız görev tamamlamış elit savaşçılardı. Tek bir rakibi alt etmek için normalde bu kadarı bile fazlaydı. Yine de o bir iblisti.

Bir iblis generalini yenmek çocuk oyuncağı değildi.

Silahsız bir Asmonadia’ya karşı yirmi adam… Anca yeterdi.

“Silahsız bir kadın için fazla büyük konuşuyorsun! Grrrr!”

“Sizi gidi aptal, uyuz itler! Sadece yolunu kaybetmiş yalnız bir kadının üstüne bir sürü adamla mı çullanıyorsunuz? Ama her neyse! Ork Kahramanı’nın eşi size neyden yapıldığını gösterecek!”

Ve böylece havadaki gerilim tavan yaptı.

Asmonadia’nın kolları etrafında siyah yıldırımlar çaktı, tazılar ise kılıçlarını çekti.

Asmonadia sırıtırken hepsi kaskatı kesildi.

“Durun bir dakika!”

Tam hepsi ileri atılacakken biri bağırdı.

İyi bir hayvamsı, ne zaman duracağını bilirdi.

Tazı Birlikleri’nin tamamı bakışlarını bu davetsiz misafire çevirdi.

Elbette kulaklarını Asmonadia’dan ayırmıyor, havadaki büyü gücünün kokusunu almaya devam ediyorlardı. Kadın her an saldırabilirdi.

Orada dikilen kişi genç bir dev çocuğuydu.

Kan ter içinde kalmış, soluk soluğa bir halde, boyuna hiç uymayan devasa bir tahta kılıcı tutuyordu.

“İblis olabilir ama o bir kadın ve üstelik yolunu kaybetmiş! Siz hayvamsılarda hiç mi utanma yok?!”

“Sen de kimsin be çocuk?”

Boyunu posunu göstererek dimdik durdu.

“Ben Ludo! Büyük dev savaşçısı Rularula’nın oğluyum!”

“Rularula mı?! Sen ne arıyorsun burada, dev eniği?!”

“Burada bulunmaya hakkım var! Burası devler diyarı!”

Tazılar bu söze burun kıvırdı.

Sınır ihlalleri, galip bir ulus olan hayvamsılar için bile büyük bir sorundu.

Özellikle de işin içinde askeri bir eylem varsa.

Adsız sanı bir dev eniği olsa neyse ama bu çocuk, büyük savaşçı Rularula’nın oğlu olduğunu iddia ediyordu.

Üstelik devlerin en büyük liderlerinden birinin oğluydu.

Onu doğramak hususunda tereddüt ettiler.

Cesedini saklayabilirlerdi, evet… Fakat işledikleri günah yine de ortaya çıkabilirdi.

“Bizimle ne derdin olursa olsun, bu iblis seni ilgilendirmez! Bırak geçsin!”

Ama usta tazı savaşçıları geri adım atmakta kararsız kaldı.

İblis Generali’nin icabına şimdi bakmazlarsa, kadının ileride başlarına bela açacağından hiç şüpheleri yoktu.

“Çekilmek zorundasınız! Bu iblis, Ork Kahramanı’nın eşi olacak! Ben de onun çırağıyım aslında! Ablam Luca da onunla nişanlı! Bu kadın gerçekten onun eşi olursa, resmen aile olacağız! Buna öylece göz yumamam!”

Savaşın sonlarına doğru hayvamsılar, devlere karşı amansızca savaşmıştı.

Büyük savaşçı Rularula…

Devlerin en birinci savaşçısı. Hayvamsıların en seçkin neferlerinden birçoğunu devirmişti. Onun adını bilmeyen yoktu.

Ve bu çocuk onun oğlu muydu? Üstelik Ork Kahramanı Bash’in çırağı mıydı?

Bu unvanlar tazıların korkudan titremesine yetip de artmıştı bile.

Hayvamsılar, savaşın sonlarına doğru orklarla pek karşı karşıya gelmemişti.

Ama bütün söylentileri duymuşlardı.

Köşeye sıkışmış, yok olmanın eşiğine gelmiş olmalarına rağmen… Ork Kahramanı, Domuz Katili Houston hariç tüm insan generallerini katletmişti… Büyük Elf Büyücüsü Yıldırım Sonia ile ölümüne savaşmış ve hayatta kalmıştı… Bütün insan ve elf uluslarının iliklerine kadar korku salmıştı.

Sonra, yaklaşık bir yıl önce Innuella’nın düğününde belirmiş, kusursuz bir kıyafet içinde Kahraman Leto’nun adını yüceltmişti. Bir de Kutsal Ağaç kuruduğunda hayvamsılar için savaştığı o olay vardı.

Aradaki yanlış anlaşılma çözülmekle kalmamış, ona karşı derin bir minnet hissetmeye de başlamışlardı.

O Ork Kahramanı… Ve onun çırağı…

Ne büyük bir şan!

Tazı Birlikleri’nin lideri dişlerini sıktı.

“…”

Küçük Ludo’yu öldürüp suçu adamları adına üstlenebilirdi.

Ama sadece yirmi kişiyle böyle ulu şahsiyetleri alt edebilirler miydi?

Deneyip de Asmonadia’yı yenmeyi başaramazlarsa, hem topraklarına bir davetsiz misafirin girmesine izin vermenin utancıyla hem de yenilginin utancıyla yaşamak zorunda kalacaklardı.

“Sanırım elimizden geleni yaptık… Geri çekiliyoruz.”

“Bu ihlali hiç fark etmemiş gibi yapacağı.”

“… Eksik olmayın.”

Evet, geri adım atmaktan başka çareleri yoktu.

Ve böylece Asmonadia, devlerin diyarında o çocukla karşılaştı.

İkisini bir araya getiren şey, Bash’in kurduğu o güçlü bağlardı.

Birkaç saat sonra Asmonadia, devler diyarındaydı.

Dev ülkesinin üç büyük kasabasından biri olan Margaron adlı bir yerde.

Eski Yedi Müttefik’in en güçlü üç ırkı olan iblisler, devler ve succubuslar arasında, baskıya en az uğrayan ve şu anda en müreffeh olan ırk devlerdi.

Yine de burası hâlâ yenik düşmüş bir ulusun topraklarıydı.

Üç kasaba arasında sınıra en yakın olan Margaron için müreffeh demek pek mümkün değildi.

Harabe evler ve yüzlerinden keder akan devler.

Bir zamanlar öyle yüce ve heybetli olan bir ırk, şimdi memleketlerinin sokaklarında sirke satan suratlarla dolaşıyordu.

Her yerde aynı şey, diye düşündü Asmonadia.

Asmonadia kendini kasabanın dışındaki bir evde davetli olarak buldu.

Ludo ve Luca’nın evinde.

“Öncelikle sana teşekkürlerimi sunayım Ludo, büyük savaşçı Rularula’nın oğlu.”

Dev kültüründe sandalye kullanılmazdı.

Yere tahtalar döşenir, üzerine kürk kumaşlar serilir, onların üzerine de minderler konurdu.

Eskiden devler, tıpkı şimdiki orkların hâlâ yaptığı gibi hayvan postlarının üzerinde doğrudan toprağa otururlardı. Fakat devler, hayvamsılarla yıllarca süren savaşların ardından onların kültüründen bazı unsurlar kapmışlardı.

Asmonadia da kurala uyup bir mindere bağdaş kurdu.

“Hepsini gebertmek benim için işten bile değildi ama bir yolculuktayım.” Hayvamsıların peşime düşmesi işime hiç gelmezdi.”

“Bak buraya, daha da önemlisi… Yani demek istediğim…”

Ludo, Asmonadia’ya kaşlarını çatarak baktı.

“Efendimin eşi olduğunu mu söyledin sen?”

“Ya sen…? Kendine Ork Kahramanı’nın çırağı mı diyorsun?”

İkisi de karşı tarafın sözlerindeki şüphe kırıntısını sezmişti.

Bu şüpheler her an bir savaş arzusuna dönüşebilirdi.

İkisi de çetin cevizdi.

“Ludo… Bak dinle, Ork Kahramanı sıradan bir savaşçı değildir. O, en güçlü olanımızdır. Tüm orkların üzerindedir, yücedir. Öyle kolayca onun çırağıyım diye kasılamazsın. Orklar seni uzvundan ayırır, uzuvlarını koparır vallahi, biliyorsun değil mi?”

“Peki ya sen? Bir iblisin bir orkun eşi olduğunu iddia etmesi de ne demek? İblisler gururlu bir ırktır. Bir orkla koyun koyuna girdiğin lafı yayılırsa, bu durum tüm ırkını sonsuza dek rezil etmez mi?”

İnce elenip sık dokunmuş sözlerdi bunlar.

“Onun ne kadar muazzam biri olduğunu bile bilmeden efendimden beni çırağı yapmasını istediğim doğru. Kendi sınırlarımın… farkında değildim. Yine de beni kabul etti. Bana öğrettiği dersleri her gün tekrarlıyorum. Onurumu korumak için elimden gelen tek şey bu.”

“Şey, o da beni bir ejderha tarafından kızartılarak öldürülmekten kurtardı. Sonra da ejderhayı katletmenin ödülü olarak babam Sequence’tan beni eş olarak istedi, babam da kabul etti. Gerçekten güçlü, cesur ve yakışıklıysa biz iblisler bile bir orka sevdalanabiliriz.”

Derin, nefessiz bir sessizlik oldu.

Birbirlerinin açıklamalarından tatmin olan ikili, başlarıyla onaylaştı.

Ork Kahramanı Bash.

İkisi de o adama çok şey borçluydu. Birbirlerine karşı dürüst olduklarını anladıklarında ikisi de rahatladı.

Evet, Asmonadia da biraz gergindi aslında.

Asmonadia yalan söylüyor olsaydı bile Ludo’nun onu hesaba çekecek gücü yoktu. Yine de bir kavgaya her şeyini koymaya hazır biriyle karşı karşıyayken ne olacağını asla bilemezsiniz.

“Hih-hih.”

Asmonadia gülümsedi ve Ludo’nun yan tarafına baktı.

Kız oradaydı, her zamanki gibi sert bir ifadeyle oturuyordu… Ludo’nun küçük kız kardeşi Luca.

“Ejderha katleden bir Ork Kahramanı olarak bir iki eşinin daha olacağını tahmin ediyordum. Ama senin gibi bir çocuğa göz dikeceğini hiç düşünmemiştim…”

Luca buna kaşlarını çattı.

“Bana henüz elini bile sürmedi. Büyüdüğüm zaman için bir anlaşmamız var.”

“Aha, bağışla lütfen. Demek sadece ileride senin olacağını ilan etmek için üzerini işaretledi, o kadar.”

Asmonadia, üstünlüğü ele geçirmenin edasıyla kurumla gülümsedi.

Aslında gerçeği söylemek gerekirse Asmonadia’nın kendisi bile henüz Bash tarafından işaretlenmiş değildi. Ama kendi kafasında onu çoktan kazanmıştı.

Ne de olsa adam sadece onu elde etmek için bir ejderhayla savaşmıştı.

“Sahi, bu gidişle kaç eşi olacak merak ediyorum…”

“Bilmiyorum ama sanırım eski düşmanına bile evlenme teklif ettiğine göre… Mantıklı geliyor kulağa.”

“Ne de olsa ork işte, ne yaparsın. Ama sen neden Ork Kahramanı’nın gelini olmaya karar verdin ki? Gerçekten Rularula’nın kızıysan, istediğin erkeği seçebilmelisin.”

“Annemin intikamını almaya yardım ettiği için ona olan minnetimin bir simgesi olarak onun eşi olacağım.”

Bunu duyan Asmonadia tiksintiyle burun kıvırdı.

“Ha, anladım. Pekala, kenara çekilebilirsin o zaman. Ben Ork Kahramanı’na senin yerine söylerim. Dev kızının vazgeçtiğini iletirim ona.”

“İletmesen daha iyi olur. Bak, ben…”

Luca’nın tereddüt ettiğini gören Asmonadia kaşını kaldırdı.

Hah. Görünüşe göre bu küçük kızın gerçekten de Ork Kahramanı’na karşı hisleri vardı.

“Hmm, anlıyorum. Bir ork olmasına rağmen biz üstün ırkların sevgisine layık bir adam neticede. Bu su götürmez bir gerçek. Ama bu adam diyar diyar gezdi. Kendi topraklarına döndüğünde, orada da şanına ve unvanına layık pek çok kadın olacaktır elbet. Elini çabuk tutsan iyi edersin, benden söylemesi.”

Birçok eşten sadece biri olma fikri, iblis gururuna ağır geliyordu. Yine de Asmonadia, aralarında en iyisi olacağından son derece emindi.

Sadece emin olmakla da kalmıyordu. Adı gibi biliyordu.

Çünkü o bir iblisti.

“Hım?”

Asmonadia birden, az önce duyduklarının arasında tuhaf bazı kelimelerin geçtiğini fark etti.

“… Bir dakika, annenin intikamı mı dedin? Rularula öldü mü yani?”

“Evet. Succubus ülkesine saldıran isimsiz bir kılıç ustasının eliyle öldürüldü.”

“İsimsiz bir kılıç ustası mı? Kimmiş o?”

“İnsan bir kadın kılıç ustası… Yüzü yanık olan bir kadın.”

“… Ha.”

Rularula’yı alt edebilecek, yüzü yanık, isimsiz bir insan kadın kılıç ustası.

Asmonadia bu tarife uyan tek bir kişi tanıyordu.

Asmonadia bunun o kadından başkası olamayacağına çabucak kanaat getirdi.

“Şey, eğer savaştılarsa, şüphesiz takdire şayan bir son olmuştur.”

“Sen… onu tanıyor musun?”

“İblisler onu bir süre korudu ve sakladı. Savaş bittiğinden beri onu görmemiştim ama demek ki Rularula’yı öldürdü… Ork Kahramanı ile birlikte…”

Asmonadia tatmin olmuş bir halde başını salladı.

Genç iki dev kardeşle laflayarak bu kadar çok şey öğrenebildiği için ne kadar şanslı olduğunu düşünüp sırıttı.

“Bu arada, Ork Kahramanı annenin intikamını almayı başardı mı peki?”

“Hayır, berabere bitti. Zaten kadın kılıç ustasının succubus ülkesinde başka bir işi var gibiydi…”

“Bak sen, anlat bakalım, detayları dinliyorum.”

“Yani, ben de her şeyi bilmiyorum ki…”

Luca anlatmaya başlayınca Asmonadia, succubus diyarında yaşanan tüm olayları cankulağıyla dinledi.

Hmm, o kadını uzun zamandır görmedim ama Popratika’nın emrindekilerden biri olmuş olmalı.

Ve böylece bir sonuca vardı.

Hmm.

Anlaşılan bu iki kardeş intikam almak için diyar diyar gezmişlerdi; bu yüzden genç yaşlarına rağmen her ülkenin durumu hakkında oldukça bilgi sahibi olabilirlerdi.

Durum böyle olunca Asmonadia keyiflendi ve kardeşlerin ona kanının ısınmasını sağlayarak söze girdi…

“Bak Luca. Tıpkı benim gibi sen de Ork Kahramanı’nın eşisin ama yaşından dolayı statün düşük. Eğer bir ricamı kırmayıp yerine getirirsen, kuma kardeşin olarak senin için elimden gelen her türlü kolaylığı sağlarım.”

“Bu, istediğini yapmazsam düğünlerden sonra bana hor bakıp beni ihmal edeceğin anlamına mı geliyor?”

“Aşk olsun, elbette hayır. Bak şurada aynı kaderi paylaşan iki kadınız. Dost olmamız lazım, değil mi? Hem senden çok bir şey istediğim yok. Biliyorsun, biz iblisler yıllardır dondurucu karın ve ejderha alevlerinin arasında hapsolduk. Dış dünyayla bağımız koptu. Tek istediğim, son birkaç yılda neler olup bittiğini bana anlatman.”

“İyi ama tek istediğin buysa…”

Ve böylece Asmonadia amacına ulaştı.

Tam da tahmin ettiği gibi, devlerin arasında bile Ludo ve Luca güncel dünya meseleleri hakkında epey bilgi sahibiydi.

Devlerdi, evet, ama aynı zamanda yarı insandılar ve daha çocuk sayılırlardı. Çeşitli ülkelerin liderleri onların yanında tetikte durmuyordu. Bu yüzden normalde asla kulaklarına çalınmayacak ufak tefek bilgileri toplamışlardı.

Her ülkenin liderinin tüm planlarını ince detayına kadar bilmiyorlardı elbette ama Asmonadia bir iblisti.

Irkının en zekisi olduğundan, sadece onların sohbetini dinleyerek bile dünyanın mevcut durumu hakkında genel bir fikir edinebiliyordu.

Hmm, görünen o ki her ülke kendi sorunlarını hâlâ tam olarak çözebilmiş değil.

Eğer öyleyse, Yedi Müttefik içindeki her ırkın toparlanma şansı vardı.

İnsanlar ne yapıp edip yine insanlıklarını yapacaklardı.

Bütün ırkların en zayıfı olmalarına rağmen dövüşmeye en hevesli olanı onlardı.

Eninde sonunda kendi aralarında savaşmaya başlayacaklardı.

Belki de bir sonraki hedef elfler ya da cüceler olacaktı… Ama insanlar da az kurnaz değildi. Muhtemelen aynı anda İttifak’ı da ezip geçerlerdi.

Yine de hâlâ vakit vardı.

“Ork Kahramanı günün birinde Ork Kralı olacak. Onda bu kumaş var. Kral olduğunda ona destek verirsem, orkların soyunun tükenmesini engelleyebiliriz.”

“Ha…?”

“Diğer yandan, ben yardım etmezsem orklar yok olup gidecek. Orklar aptaldır. Mevcut gidişata ayak uyduramazlar.”

“Lord Bash aptal değildir.”

“Değil tabii ama bir Ork Kahramanı bile olsa nihayetinde o da bir ork. Düşünceli, nazik, güvenilir ve güçlü olabilir ama bilgelikten yoksun. Doğası böyle. İşte bu yüzden ona yardım etmek zorundayım. Onun eşi olarak, kocamın ülkesinin yıkıma sürüklenmesine seyirci kalamam. Orklara güç katmak, onlarla diğer ırklar arasındaki gelecekteki ilişkileri de belirleyecek.”

“… Bu kadar ilerisini düşündünüz mü gerçekten?”

“Elbette. Kralın eşi olmak bunu gerektirir.”

Bash’in Ork Kralı olmak gibi bir niyeti yoktu, bu yüzden durum aslında hiç de kesin değildi.

Fakat Luca bunu bilmiyordu.

Gözleri parıldadı.

Bash ile nişanlı olduğunu ve eninde sonunda onunla evleneceğini biliyordu ama nasıl bir hayatları olacağını kafasında canlandırmakta zorlanıyordu. Ancak Asmonadia’nın söyledikleri önünde bambaşka ufuklar açmıştı.

Bash’in aklının ucundan bile geçmeyen bir gelecek hayal etmeye başladı.

“Galiba tüm bu hususlarda biraz fazla toy davranmışım.”

“Senin yaşındaki biri için gayet doğal. Ama artık hakikati biliyorsun. Yani sorun kalmadı. Ne dersin? Ork diyarına birlikte gidelim mi?”

“Emin misiniz?”

“Elbette eminim. Ne de olsa ikimiz de Ork Kahramanı’nın eşleriyiz!”

Ne kadar da cazip bir teklifti.

İblislerin ve ogre’ların birbirleriyle ilişki kurması yasaktı; ork siyasetine birlikte müdahale edecek olurlarsa bu durum insanları ve elfleri çileden çıkarırdı.

“Ludo, sen de geliyorsun. Bir Ork Kahramanı seviyesinde olmasan da seni takdire şayan bir savaşçı olarak görüyorum. Sana bizzat ben eğitim vereceğim.”

“Gerçekten mi?”

“Ablan Ork Kahramanı ile nişanlıysa, bu seni de aileden yapar. Seni daha da güçlendireceğim. Hem öğrencisi zayıf kalırsa, bu durum Ork Kahramanı’nın şanına leke sürer.”

Ludo, tam da Bash’in tembihlediği gibi bedensel gücünü artırmak için durmaksızın çalışıyordu.

Şimdiye dek tek başına kılıç sallayıp durmuştu ama artık işi bilen birinden el alma vakti gelmişti.

Doğru zaman geldiğinde üstat ogre kılıç ustasının karşısına çıkmayı planlıyordu ancak Asmonadia’nın rahlesinden geçebilirse bu her bakımdan mükemmel olurdu.

“Çok teşekkür ederim.”

Böylece Asmonadia ve ogre kardeşlerin yolculuğu başladı.

“Çeneni içeri çek ve kılıcını dik tut. Ork Kahramanı böyle yapmıyor olabilir ama onun öğrencisisin diye her şeyini birebir kopyalamak zorunda değilsin.”

Asmonadia’nın Ludo’ya verdiği eğitim, yola çıkar çıkmaz başlamıştı.

“Sadece temel esasları kavraman yeterli. Tasalanma. Kas yapın oldukça iyi. Kılıç savuruşun kaba saba ama bacakların gayet iyi pişmiş. Bu da Ork Kahramanı’nın verdiği eğitimin eseri olmalı.”

“… Haklısınız!”

“Ogre’ların kendilerine has bir dövüş tarzı vardır. Ancak evvela temel teknikleri sular seller gibi öğrenmelisin. Sonrasında kendi uzmanlık alanlarını bunun üzerine inşa edersin. Kılıç ustalığı, büyü ya da yumruk sanatı… Kendi gücünü zihninde tasarlamalı ve onu hakikate dönüştürmelisin. Kendini bir üst seviyeye taşımak için ne yapabileceğini daima tartmalısın. Ardından bunu gerçek bir dövüşte sınamalısın. Güç kazandığın an, dövüş tarzın orklarınkinden farklı olsa bile… Herkes sana Ork Kahramanı’nın şanlı öğrencisi olarak hürmet gösterecektir.”

Asmonadia’nin talim tarzı, Bash’inkinden bambaşka bir boyutta amansız ve çetindi.

Derinlemesine düşün, her açıdan hesaba kat.

Eğitimin kökenini, özünü sorgula. Yaptığın her hareketin hesabını ver.

Anlamı olmayan tek bir hamle dahi yapma.

Bedenini oynatırken zihnini son kapasitesine kadar çalıştır.

Yine de bir husus vardı ki Bash ile birebir aynıydı.

Ludo’yu canı çıkana, pestili çıkana kadar çalıştırıyordu.

“Pekala, gayet iyi durumdayız. Bugün şu sihirli canavarın işini bitirmeyi deneyelim, ne dersin?”

Karşılaştıkları düşmanları genelde Asmonadia tefliyordu ama arada sırada talim olsun diye Ludo’yu ileri sürüyordu.

Şayet eskisi gibi olsaydı, Ludo bu tür sihirli canavarların yanından bile geçmez, bucak bucak kaçardı. Yuvalarının semtine dahi uğramazdı.

Asmonadia’nın o günkü talim için seçtiği canavar bir kokatrikti; horoz gövdeli, yılan kuyruklu, zehir zemberek tesirli ve ısı ışını büyüsü savuran belalı bir yaratık. Pek öyle devasa bir mahluk sayılmazdı ama yine de Ludo’nun iki katı büyüklükte ve son derece çevikti, anlayacağın hayli tehlikeli bir rakipti.

“Soluk… Soluğa…”

Asmonadia’nın talim usulü ile Bash’inki arasında dağlar kadar fark vardı.

Lakin Ludo’nun teknik becerilerinin Asmonadia ile çalıştıkça muazzam bir sıçrama yaptığı gözle görülür bir gerçekti.

Tabii bu durum Bash’in öğretme metodunun kötü olduğu anlamına gelmiyordu.

Ludo, Bash’ten aldığı o katı disiplin sayesinde sağlam bir altyapı kurmuş, Asmonadia’nın bu amansız talimlerine dayanabilecek bir gövdeye kavuşmuştu.

“Cık cık cık. Fena değil. Rularula’nın oğlundan da ancak bu beklenirdi zaten.”

Bir süre sonra alanda sadece Ludo ve canavarın leşi kaldı.

Kokatriksin boynu ve kuyruğu koparılmış, cansız bedeni yere serilmişti.

Ludo’nun ise tüm vücudu yanıklar içindeydi. Fena yaralanmıştı ama en azından mahlukun zehrine kurban gitmemişti.

Ölümcül darbelerden kaçınmayı başarmıştı ama amansız ve uzun bir cenk olmuştu. Günün sonunda Ludo, bilek gücü ve azmiyle üstün gelip parıltılı bir zafer kazanmıştı.

“Bir kokatriksi devirebiliyorsan, sihirli canavarların çoğunu serebilirsin demektir.”

Asmonadia çıkan sonuçtan oldukça memnundu.

Kokatriks çetin bir sihirli canavardı.

Bacakları güçlüydü, tez hareket ederdi. Üstelik elinin altında zehri ve ısı ışınları vardı. Uzak menzilden de yakın dövüşten de saldırabiliyordu. Ona sağlam bir darbe indirmek her babayiğidin harcı değildi. Diğer sihirli canavarlar bile ondan uzak durmaya bakardı.

Asmonadia elini çenesine götürüp bir süre düşündü, sonra ‘Tamamdır bu iş!’ dercesine ellerini birbirine vurdu.

“Bu kadar canavar avı yeter. Artık insanlara karşı dövüşmen gerek! Hımm, aslında ork diyarına varana dek köylerden ve kasabalardan uzak durmayı planlıyordum ama yolumuzun üstünde dişimize göre bir savaşçı bulup ona meydan okuyalım!”

İnsanlarla dövüşmek… Canavarlarla değil.

Asmonadia bu tehlikeli planı ortaya atınca Ludo ister istemez söze girmek zorunda kaldı.

“Şey, bu başımıza biraz iş açmaz mı acaba?”

Fakat Asmonadia, Ludo’nun bu endişesine sadece kahkahayla karşılık verdi.

“Seni gidi budala. Şöyle kanı canlandıracak ölümüne bir dövüşten ne zarar gelir? Henüz gençsin, o yüzden pek idrak edemiyorsun belki ama her memlekette savaşçılar vardır. Genç bir delikanlının talim ricasını geri çevirmeyecek delikanlı savaşçılar bulunur.”

Aslına bakılırsa ork diyarında bu tiplerden bolca vardı.

Lakin Asmonadia, ork diyarına ayak basmadan evvel Ludo’yu iyice yontmak, iyice bileylemek istiyordu.

Bir iblis olan Asmonadia, orklar hakkında epey bilgi sahibiydi.

Bash’in apayrı bir cevher, müstesna bir varlık olduğunu biliyordu. Ama ork diyarındaki diğer orkların çoğu kafa çalıştırmaktan aciz, kıt akıllı mahluklardı.

Orklarda bir adamın değeri yalnızca bilek gücüyle ölçülürdü.

Kendine Bash’in öğrencisi diyen bir velet oraya çıkarsa ne olurdu?

Onu hemen sınarlardı. Dövüşmek zorunda kalırdı.

Orklar, Ork Kahramanı’nın öğrencisiyle karşılaşma fikriyle şüphesiz coşkuya kapılacaklardı.

Hünerlerini tartmak, ne mal olduğunu kendi gözleriyle görmek isteyeceklerdi.

Ludo önüne geleni devirecek kadar çetin olduğu sürece bunda bir beis yoktu.

Ya da eli yüzü düzgün birkaç savaşçıyı serip dişe diş bir mücadeleden sonra kaybetseydi, bu da kabuldü.

Ama ezik bir orka, diğer orkların hor gördüğü bir çereze kaybederse… İşte o zaman Ludo’yu oracıkta gebertirlerdi.

“Böyle cılız bir bücürün Ork Kahramanı’nın öğrencisiyim diye ortalıkta kasılmasına izin vermeyiz!” derlerdi.

Böyle bir şey yaşanırsa, Asmonadia’nın da Ludo’nun ablası Luca’nın da itibarı yerle bir olurdu.

Gerçi öyle bir durumda Asmonadia birkaç kafa kırıp ortalığı darmadağın edebilirdi… Fakat bu işin ucu Bash’in şanına leke sürerdi ki bu da göze alınamayacak bir riskti.

Orcların, onun krallığa layık olmadığını düşünme ihtimali bile vardı.

Asmonadia, Bash’in günün birinde Ork Kralı olabileceğinden adı gibi emindi. Fakat halk ondan şüphe duyacak olursa bir darbe kalkışması yaşanabilirdi.

Tabii işleri gereğinden fazla karmaşıklaştırdığının farkındaydı.

Yine de Asmonadia, Bash’in kendi ırkı tarafından hor görülmesine, alay konusu edilmesine asla müsaade etmezdi.

Böyle bir şeyin asla yaşanmaması için bütün ihtimalleri kontrol altında tutmayı planlıyordu.

“Şey, Leydi Asmonadia…”

“Abla diyebilirsin. Ne de olsa ikiniz de artık benim ailemsiniz.”

Asmonadia, henüz lafa giren Luca’yı tatlılıkla ikaz etti.

“Ah, evet. Abla… Ben iblislerin Lord Geddigs’i dirilteceğini sanıyordum. Siz de bu işin bir parçası olmak istemiyor musunuz?”

Geddigs’i diriltmek…

Evet, bu yoldayken kulaklarına çalınan bir haberdi.

Sis Diyarı’ndaki karışıklıklar, Popratika’nın gizli kapaklı işleri… Söylentiler cidden doğru gibi görünüyordu.

Asmonadia bütün delilleri tarttıktan sonra Popratika’nın amacının Geddigs’i diriltip mevcut düzeni altüst edecek bir savaş başlatmak olduğuna kanaat getirmişti.

“Ablamın ya da babamın ne haltlar karıştırdığı umurumda değil. Ben sadece Ork Kahramanı’nın yanında olacağım. Lakin…”

“Lakin…?”

“Kimin tarafını tutacağınız hususunda benden fikir isteyecek olursanız, iblislerin çoğunun durduğu yerin tam karşısında durun derim. İblisler hâlâ Geddigs’e tapıyor, bu yüzden sanırım ben insanların tarafını tutardım.”

“Neden ki?”

“İnsanlar kazanırsa, Ork Kahramanı’nın eşi sıfatımla iblisler için merhamet dileyebilirim. Yok eğer ablam galip gelirse, nihayetinde ben de bir iblis olduğum için sonradan yine aralarına kaynayabilirim. Bu işlerin sonunun nereye varacağını bilmediğim için şimdilik tarafsız kalmak en iyisi. Ben de tam olarak bunu yapacağım.”

Asmonadia durumu böyle izah ederken Luca’nın gözleri ışıl ışıl parıldıyordu.

Ludo ise çenesini düşünceli bir tavırla sıvazlayarak dinliyordu.

“Ben de mi…? Bütün bunları ben de mi düşünmeliyim acaba?”

“Elbette düşünmelisin. Ogre’lar bilge bir ırktır. Kafanın içindeki beyni kullanmazsan üstün bir ırk olamazsın. Ama şimdi tüm bunları dert etmenin sırası değil.”

Asmonadia ‘boş ver’ dercesine omuz silkti. Önceliğin güçlenmek olduğunu vurguladı.

“Pekala, eğitim vakti. Ama nereye gitsek ki…? Hayvamsılar olmaz. Kertenkele adamlar belki iş görür ama orası da biraz uzak kalıyor. Harpi’ler ve periler talim yapmak için hiç uygun değil… Elflerle insanlar ise fazla kurnaz. Harcanıp gidersin. Bu durumda geriye bir tek… Cüceler kalıyor. Dobanga Madeni tam da yolumuzun üzerinde.”

Ludo heyecanla bir çığlık attı.

“Aaa evet! Ustam da Dobanga Madeni’ne uğradığını söylemişti! Söylediğine göre oradaki festivalde pek çok çetin rakibi devirip turnuvanın şampiyonu olmuş. Eh, koskoca ustamdan da bu beklenirdi zaten!”

Aslında Bash kazanmamıştı ama bu bilgi Zell’den geldiği için biraz abartılmıştı.

Yine de Zell’in gözünde kazanan daima Bash’ti.

Perilerin gerçekleri çarpıtmakta üstlerine yoktu zaten.

“Hadi oradan, tabii ki o kazanacaktı. Bire bir dövüşte Ork Kahramanı’nı kim alt edebilir ki? Biliyorsun, bu adam tek başına bir ejderhayı yere sermiş biri! Aslına bakarsan böyle bir festival turnuvası onun şanına pek yakışmıyor. Koskoca adamın çoluk çocuğun ağız kavgasına müdahil olması gibi bir şey bu…”

Asmonadia kaşını kaldırdı.

“Ha? Evet, Ork Kahramanı seviyesindeki bir savaşçının böyle bir turnuvada boy göstermesi hakikaten garip. Elbette geçerli bir sebebi olmalı.”

Asmonadia bu sebebin ne olabileceğini derin derin düşündü.

Fakat mantıklı bir izah bulamadı. Bash’in köle orkları özgürlüğüne kavuşturmak için dövüştüğünden habersizdi.

Ne de olsa bir peri bilgi veriyorsa, olayın en hayati noktası mutlaka eksik kalırdı.

Yine de hakkını yememek gerek, Bash bu mücadeleye yalnızca köle orklara el uzatmak için girmemişti…

“Yani, madem laf festival turnuvasından açıldı; duyduğuma göre kazanan ne isterse alabiliyormuş. Bir orkun ne isteyeceği de gün gibi ortada.”

Bir savaşın nihayetinde her orkun tek bir arzusu olurdu.

Şüphesiz bir kadın.

Bash onurundan ödün vermeyen bir savaşçı olsa da zamanı ve yeri geldiğinde bir kadını geri çevirecek değildi. Tıpkı Asmonadia’yı eşi olarak kabul ettiği gibi.

“Dobanga Madeni’nde Ork Kahramanı’nın başka eşleri de olabilir. Oraya varmışken izlerini sürmeye çalışırız. Ayrıca fırsat bulabilirsek biraz silah edinmeye bakarız, her ne kadar bu kadarını başarmak pek mümkün görünmese de.”

“Anlaşıldı!”

Asmonadia kararını kesin olarak vermişti. Böylece Dobanga Madeni’ne doğru yola koyuldular.

Asmonadia’nın Dobanga Madeni’ne ayak basması büyük bir çalkantıya yol açtı.

Son birkaç yıldır sırra kadem basan, ortalıktan çekilen iblis ırkından biri aniden çıkagelmişti.

Üstelik gelen kişi, kudretli İblis Generali Sequence’ın kızlarından biri olan Alacakaranlık Yıldırımı Asmonadia’nın ta kendisiydi.

Bu tam anlamıyla yer yerinden oynatacak bir olaydı.

Bu ismi bilmeyen tek bir cüce dahi yoktu.

Ne de olsa vaktiyle eski usta demirci Gabarabanga’nın şanını iki paralık eden başka kim vardı ki?

Adamın övüne övüne bitiremediği kalkanlarını delip geçen, en sağlam zırhlarında delikler açan büyü saldırılarıyla…

Cüce silahlarını da o silahları savuran savaşçıları da tek celsede telef etmişti.

Bu durum, Bash’in çıkageldiği zamankinden bambaşkaydı. Herkes en üst düzey alarm durumuna geçmişti.

“Eee, bu namlı iblis savaşçısının Dobanga Madeni’nde ne işi varmış bakalım?”

Asmonadia ve yanındaki iki kişi cüce meclis salonuna götürüldü; burada geliş amaçlarını izah etmeleri istendi.

Asmonadia hiç ağız kavgasına girmedi. Onun yerine gayet mağrur ve kendinden emin bir edayla beyanda bulundu:

“İşte bu delikanlı Ork Kahramanı’nın öğrencisidir ve pişip bileylenmek ister. Burada bir arenanız var, siz cüceler de çetin savaşçılarsınız. Biçilmiş kaftan olacağını düşündüm, ben de onu alıp buraya getirdim.”

Ork Kahramanı’nın öğrencisi mi?

Tüm bakışlar ogre oğlan Ludo’ya çevrildi.

Onu gören her cüce içinden, ‘Böyle bir cücükle kim dövüşmek ister ki?’ diye geçirirdi. Fakat bu oğlan Ork Kahramanı’nın öğrencisiyse, işin rengi tamamen değişirdi. Herkes seve seve öne atılırdı.

Tabii Bash bizzat burada bulunduğu sürece.

“Pekala, Lord Bash’in öğrencisi burada talim etmek istiyor diyelim. İyi de senin burada ne işin var, iblis?”

“Bunu açıklamama gerek var mı gerçekten? Hm, galiba var. Ben Ork Kahramanı’nın eşiyim. Ve ork diyarına, kocamın yanına gitmek üzere yoldayım. Bir kadının kocasının memleketinde yaşamak istemesi bu kadar mı tuhaf?”

“…?”

Bir iblis, bir orkun karısı mı?

Asmonadia bu zırvaları savurdukça cücelerin şüphesi iyiden iyiye arttı.

İblisler bazen rakiplerinin kafasını çetrefilli laflarla karıştırmayı severlerdi.

“Hımm…”

Barabaradobanga buralarda yokken Dobanga Madeni’nin idaresi oğullarından biri olan AraAradobanga’ya kalmıştı. Ancak o da bu lafların ne anlama geldiğini bir türlü kavrayamıyordu.

Bir iblis, Ork Kahramanı’nın karısı olmak ha?

Bu kavram AraAradobanga’nın kafasının basacağı türden bir şey değildi.

“Ne demek karısı olmak?”

“Son derece net konuştuğumu sanıyordum?”

“Bir iblis mi? Buna inanmamı beklemiyorsun herhalde…”

Soyut bir kavram değilse bile, baştan aşağı uydurulmuş bir kuyruklu yalandı.

Böyle bir yalana kanacak tek bir cüce bile çıkmazdı.

Ya da belki de çıkardı. Bash’in Dobanga Madeni’ne yaptığı ziyaretin hatırası cücelerin zihninde hâlâ capcanlıydı. Festival turnuvasında göz kamaştırıcı bir biçimde dövüşmüştü. Barabaradobanga’yı devirmiş ve finalde herkese muazzam bir seyir zevki yaşatmıştı. Orklamaların sadece birer savaş piyonundan ibaret olmadığını herkese kanıtlamıştı.

O günlerin hatırası öyle tazeydi ki hâlâ meyhanelerde sık sık hevesle anlatılırdı.

Sadece bu da değil; yoldan çıkmış asi orklar buraya uğrayıp bu hikayeleri duyduklarında, yaptıklarından pişman olup kendi memleketlerine dönüyorlardı.

Cüce kadınlarına ağızlarının suyu akarak bakan, laf atıp ahlaksızlık yapan o asi orklar… Bash’in adı geçer geçmez kendilerine çeki düzen veriyor, onun kahramanlık destanlarını pürdikkat dinliyorlardı. Sonra da sessiz sedasız çekip gidiyorlardı.

Cüceler kaba saba, hissiz bir güruh olabilirdi ama Bash’in onlar üzerinde derin bir iz bıraktığı ortadaydı.

“Yani Bash İblis Krallığı’na gitti ve bir iblis generalinin kızını kendine eş olarak aldı, öyle mi…”

Bash’in heybeti öyle muazzamdı ki, bu derece uçkur hesabı uydurma bir masal bile insana son derece mantıklı geliyordu.

“Kahraman Ork dışındaki hiçbir orkla evlenmem ben bir kere. Lütfen hakkımı teslim edin. Ama bir erkek gerçekten böylesine heybetli ve uluysa, ırkının ne önemi kalır ki?”

“Doğru ya… Gerçekten büyük bir savaşçı… Şu yüce Elf Büyücüsü Yıldırım Sonia’nın bile ona vurulduğuna dair söylentiler var. Üstelik hayvamsılar can düşmanları olmasına rağmen gitmiş, hayvamsı prensesinin düğününe katılmıştı! Belki de iblis bir eş adayı onun için o kadar da akıl dışı değildir?”

“Ha-ha, evet, Yıldırım Sonia’nın onun evlilik teklifini reddettiğini duymuştum! Aptal kadın ne olacak! Gururlu aptal karı! Gururundan gözü kör olmuş aptal elf! Ama yine de vurulmuştu, değil mi? E vurulur tabii. Biz iblislere yıllardır kan kusturan o ejderhayı yerle yeksan etti herif! O kurnaz, kibirli elf bile onun yüceliğini idrak etmek zorunda kaldı!”

“Bir ejderha mı…!”

Ejderha lafı geçince cücelerin yüzünde merak dolu bir ifade belirdi.

Gelgelelim Asmonadia detay vermeye hiç niyetli değildi.

En azından bedavaya anlatmayacaktı.

Zaten işin doğrusu, Asmonadia detayları kendisi de pek bilmiyordu.

Bash o ejderhayı nasıl alt etmişti ki?

Asmonadia bunu acayip merak ediyordu. Ah, bu hikâyeyi bizzat o heybetli adamın kendi ağzından dinlemeyi nasıl da isterdi! Bash’in güçlü kollarında sarılıp yatarken yüzünde mest olmuş bir ifadeyle saatlerce onu dinlerdi…

“Her neyse, durumum bundan ibaret. Bir iblis olabilirim ama bundan böyle ben de ork soyunun bir parçasıyım! Ve tek istediğim biraz antrenman yapmak, böylece buradaki erkek kardeşimi diğer orklar hor görmeyecek. Bir de hazır elimiz değmişken, birkaç silah falan alalım diyoruz.”

“İblislerin kendi ülkeleri dışında silah taşıması yasak değil miydi?”

“Şu antlaşmayı biraz daha dikkatli okuyun yahu! Sadece yurt dışına seyahat ederken kendi silahlarımızı yanımızda götürmemizi yasaklıyor, yoksa dünyanın bir yerinde silah edinmemize engel değil. Kendi alıştığım teçhizatımdan mahrum kalmak elbette can sıkıcı ama… Şunu demeliyim ki, cüce silahlarına epey meraklıyım! Siz adamlar cidden kaliteli iş çıkarıyorsunuz.”

“Hmm, öyle mi dersin?”

Cüceler, ustalıklarının övülmesine bayılırlardı.

Hele ki öven kişi başka ırkları kolay kolay takdir etmeyen bir iblis olunca keyifleri iki katına çıkıyordu.

Asmonadia sırf bedava silahlara konmak için onlara yağ çekiyor da olabilirdi. Ama yine de… Cüce mallarını diğer on bir ırkınkiyle kıyaslayacak olursanız, hangisinin daha iyi olduğu konusunda tek rakip iblislerdi.

Büyülü silahlarda iblisler açık ara öndeydi ama söz konusu geleneksel, saf demir işçiliği olunca cücelerin üstüne yoktu.

“Ne diyorsunuz? Bana tek bir silah verin yeter.”

Nuh diyor peygamber demiyordu sanki. İstediğini alana kadar buradan ayrılmayacak, öyle değil mi?

Herkes birbirinin ne düşündüğünü anlamak istercesine bakışırken, içlerinden biri aniden ayağa fırladı.

“Siz korkaklar ona bir silah bile veremiyorsanız, ben veririm!”

Söz alıp doğrulmaca yapan kişi genç bir kadındı.

Yüz hatları tam bir cüceyi andırmıyordu.

Yarı insan olduğu açıkça belliydi.

“Sen de kimsin?”

“Ben Primera. Günün birinde Bash’e o mükemmel silahları ben yapacağım! Bash bana zamanında çok iyilik etti. Madem sen de artık onun ailesindensin, sana seve seve silah üretirim!”

“Hmm? Demek Bash’e silah yapacağını iddia ediyorsun? Biraz fazla özgüvenli bir temenni olmadı mı bu?”

“İstediğin kadar küçümse. Ama ben ona söz verdim. Şimdiki kılıcı kırılırsa, ona yenisini kendi ellerimle döveceğim!”

Primera kıpkırmızı kesilmesine rağmen başını dik tuttu; Asmonadia ise sinsice sırıttı.

“Hi-hi-hi, anlaşıldı mesele. Kahraman Ork epey can yakıyor, değil mi?”

Primera’nın yüzü alev alev yanmaya başladı.

“Ne? Bir sorunun mu var?”

“Yoo. Pekala o zaman. Silahlarımı sana yaptırıyorum.”

Primera boğazını temizleyip etrafındakilere baktı.

“Ağabeyim ve dedem karşı çıkıyor gibi ama… Ona bir silah yapmamda bir mahzur yoktur herhalde, değil mi? Nasıl olsa ben henüz çömez bir acemiyim.”

Primera bunu dedikten sonra, diğer cücelerin çıkıp da “Aslında o silahı ben dövmek istiyordum,” demesine imkan kalmamıştı.

Hem zaten, bir iblise acemi elinden çıkma, düşük kalitede bir silah vermek belki de en hayırlısıydı.

“Pekala öyleyse, sen yap. Asmonadia’ya cüce işi bir silah verme şerefi tamamen sana ait olsun.”

“Sağ olun ya, tam sizden beklenecek bir incelik.”

Asmonadia ve Primera’nın tanışması işte böyle oldu.

Birkaç saat sonra Asmonadia ve yanındaki iki kişi, Primera’nın atölyesine adım attı.

“Hmm, ufak tefek bir yer olabilir ama demirhane dediğin böyle olur işte.”

“Siz iblisler demircilikten ne anlarsınız ki sanki?”

“Anlarım elbette. Öyle narin durduğuma bakma, zamanında ben de az kılıç dövmedim.”

“Senin gibi soylu bir iblis leydi mi?”

“Tabii ya, yüksek rütbeli bir iblis leydisinin her alanda marifetli olması gerekir. Demircilik de bilmesi gereken meziyetlerden sadece biri. Kendi silahını tamir edemeyen bir savaşçı, cenk meydanında çok barınamaz.”

Madem öyle, ne diye gidip kendi lanet silahını kendin dövmüyorsun?

Primera’nın içinden geçen buydu ama dilini ısırdı.

Primera henüz yolun başında bir demirciydi. Fakat o bile körük, ocak, alet edevat ve hammadde olmadan hiçbir şey üretilemeyeceğini iyi biliyordu. Ayrıca bu iblis kadının atölyesinde kafasına göre at koşturmasına izin vermeye de hiç niyeti yoktu.

Nasıl olsa Primera hâlâ öğrenme aşamasındaydı.

İblislerin demircilik zanaatı…

Onların tarzı cücelerinkinden çok farklıydı. Madene şekil vermek ve içindeki cevheri çıkarmak için büyü kullanırlardı.

Silahlara büyülü semboller kazıyıp içlerine doğrudan sihirli enerji zerk ederek, cücelerin ürettiklerinden çok daha kudretli, büyü yüklü silahlar ortaya çıkarırlardı.

Cüceler madenin kendi özünde var olan doğal büyülü gücü işlerdi; iblisler ise silahın bizzat kendisine dışarıdan büyü pompalardı.

Cüceler bu yöntemi sapkınlık ve usulsüzlük olarak görürdü. Ancak Dörtlü İttifak, yıllar boyunca bu usulsüz silahların gazabıyla sarsılmıştı.

Primera da geçen yıl boyunca kendini geliştirmek için gece gündüz çalışmıştı.

Artık festival zamanındakinden çok daha kaliteli ve sağlam silahlar dövebiliyordu.

Fakat Bash’e layık bir kılıç yapabilmek için hâlâ katetmesi gereken çok yol vardı.

Cüce tekniklerinde uzmanlaşmaya devam ediyordu ama bir yandan da yeni bir şeyler katması, sınırlarını aşması gerektiğini hissediyordu.

“Hi-hi-hi.”

İblis kadın onun bu halini hemen fark etmişti.

Öyle imrenerek bakma hemen. Bana bir silah yap, karşılığında ben de sana iblis demirciliğinin inceliklerini öğreteyim.”

“Ben mi… İmrenmiyorum bir kere. Ama yani, gerçekten öğretir misin, ciddi misin?” Yani pat diye, öyle kolayca öğreteceksin, öyle mi? İblis demirciliği iblislerin gözü gibi sakladığı kutsal bir sır değil midir sonuçta?”

“Doğru. Kutsal bir sırdır. Biz cücelerin aklının ucundan bile geçmeyecek teknikler kullanırız! Ama ziyanı yok. Sana öğreteceğim.”

“… Neden peki?”

“Ork Kahramanı festival turnuvasını kazandı. Ödül de kazananın dilediği herhangi bir şeydi, değil mi? Zafer orkun olduğuna göre… Ne talep ettiği son derece bariz. Ve o da… Daha doğrusu o kız da bu talebi memnuniyetle karşıladı. Cüce geleneklerine göre, yeni partneri için bir silah hazırlama sevdasına düştü… Kendi halkından saklamaya çalışıyorsun sanırım ama Ork Kahramanı’nın seni çoktan avucunun içine aldığı gün gibi ortada. Yani uzun lafın kısası, sen artık resmen onun hatunusun.”

Kuma yani.

Asmonadia sinsice, haince gülümsedi. Dobanga Çukuru’na sadece Ludo’yu eğitmek ve kendine bir silah kapmak için gelmemişti. Bash’in diğer eşlerini bulmak için gelmişti.

Turnuvayı kazandığı için ödül niyetine hakkı olan kadını…

Yani bir cüce kadınını.

“… Hayır, Bash kazanmadı.”

“Ne?”

Asmonadia’nın yüzündeki gülücük bir anda donakaldı.

“Finalde kaybetti. Ha evet, kazansaydı eğer… Bir anlaşmamız vardı ama…”

“Hadi oradan, saçmalama… Ork Kahramanı mağlup mu oldu? Ne diyorsun sen yahu?”

Ciddi miydi bu? Bahsettiğimiz adam tek başına devasa bir ejderhayı yere seren kişiydi yahu!

Asmonadia alayla burun kıvırdı fakat Primera gayet ciddi ve boş gözlerle ona bakmaya devam etti.

“Kulağına hiç mi söylenti gelmedi? Hah. İblislerin bile zayıf noktaları varmış demek ki.”

Primera iç çekerek festival turnuvasında yaşananları bir bir anlatmaya başladı.

Bash partner olarak henüz tecrübesiz Primera’yı seçmişti; Primera’nın ürettiği teçhizat kusurlu olmasına rağmen Bash o kadar güçlüydü ki turları tereyağından kıl çeker gibi kolayca atlamıştı. Ancak finalde teçhizatı parçalanmış ve mağlup olmuştu.

Yine de kaybetmiş olsa bile istediğini elde etmişti.

Bash köle orkları özgürlüğüne kavuşturmuştu ve artık Dobanga Çukuru’nda hiç kimse onları aşağılamaya cesaret edemiyordu…

Asmonadia, Ludo ve Luca çıt çıkarmadan, adeta büyülenmişçesine dinlediler.

Zell’in anlattığı hikayenin sonu biraz muğlak kaldığı için Bash’in turnuvayı kazandığını varsaymışlardı.

“Mmm, başka bir ork olsa tesadüf der geçerim ama… Söz konusu kişi Ork Kahramanı olunca, kaybetmesinin bile bir tesadüf olduğuna imkan vermiyorum…”

Hikayenin tamamını dinleyen Asmonadia, kendinden emin bir edayla bu ukala sonucu çıkardı.

Tabii ki tamamen bir tesadüftü ama neyse.

“Doğal olarak ben de ona tutuldum. Ama… Günün sonunda ben de kaybettim… Reddedildim yani.”

“Reddedildin mi?”

“Evet, evlilik teklif ettim ama beni geri çevirdi.”

“Hmm, cücelere özgü o dolaylı evlilik tekliflerinden biriydi herhalde, ha?”

“Alakası bile yok! Hayatımın sonuna kadar benim silahlarımı kullanmanı istiyorum dedim. Bayağı açık ve dolaysız bir şekilde yani.”

“Aptal kadın. Bu tamamen dolaylı bir laf bir kere. Sen bir orka teklif ediyordun, anlayacağı dilden açık açık söylemen gerekirdi. Bacaklarını ayırıp ‘Senin kadının olacağım’ diyecektin.” “N-Neee?!

Nelerimi ayırıp mı?! Sen…! Sen öyle mi yaptın yoksa?!” Primera dehşetle cıyakladı; tam o sırada başından beri sessizliğini koruyan Luca söze girdi.

Primera dehşetle cıyakladı; tam o sırada başından beri sessizliğini koruyan Luca söze girdi.

“Şey, ben o kadar ileri gitmedim ama doğrudan onunla evlenmek istediğimi söyledim. Pat diye, hiç dolandırmadan.”

Primera genç kıza ağzı açık kala kaldı. Ardından omuzları çöktü. Nasıl oluyordu da böyle küçük bir kız, kendisinin cesaret edemediği bir şeyi bodoslama söyleyebiliyordu?

Asmonadia ise tek kaşını kaldırmış, adeta “Aha, demek aramızda kadınlığın hakkını veremeyen tek kişi sensin,” der gibi bakıyordu.

Bu durum Primera’yı oldukça sinirlendirdi. Fakat hemen ardından bu kibirli iblis kadının bile Bash’e başarıyla evlilik teklif edebildiğini idrak etti. Ah, tabii ya; Bash her zaman en iyisine ilham verirdi.

Gerçi gerçekte böyle bir şey hiç yaşanmamıştı.

Bash, Asmonadia’nın neye benzediğini bile bilmiyordu.

“Hemen karalar bağlama. Hâlâ bir şansın var. Neden sen de gelip gerçek anlamda Kahraman Ork’un eşi olmuyorsun?”

Asmonadia, omuzlarını düşürmüş bir halde melül melül duran Primera’ya elini uzattı.

Normalde bu, Bash’in bilgisi olmadan önerebileceği bir şey değildi.

Ama Bash burada olsaydı, hiç şüphesiz bu cesaret karşısında ziyadesiyle memnun olurdu.

“Ben mi…?”

“Yarı insan olabilirsin ama sonuçta sen de bir Dobanga’sın. Ork Kralı’nın eşi olup tüm cüce halkını temsil edebilirsin.”

Primera’nın kafası karışmış görünüyordu.

Sonra başını yana eğdi.

“Şey, ben bir söz vermiştim… Elinde tutmaktan gurur duyacağı bir kılıç dövmek için elimden gelenin en iyisini yapacağımı söylemiştim…”

Primera yumruğunu sıktı ve Asmonadia’ya dik dik baktı.

“O yüzden o seviyeye gelene kadar sizin bu tatlı sözlerinize kanmayacağım!”

Primera’nın ölümcül bakışları karşısında Asmonadia ellerini havaya kaldırdı.

Yine de içten içe etkilenmeden edememişti.

Bash’in eşi olmaya yakışacak kadın işte tam da böyle olmalı, diye düşündü.

“Anlıyorum. Sanırım beni yanlış anladın… Ama önemli değil. Sana iblis demirciliğinin sırlarını öğreteceğim.”

“G… Gerçekten mi?” “Emin misin?”

“Kahraman Ork akıllıdır. Sana elini sürmemiş. Ama istediğine hiç şüphe yok. Yani, bir cüceye göre gayet güzelsin. Ve iyi bir eş, kocasının her arzusunu yerine getirmek ister. Kahraman Ork’a layık bir kılıç dövmek zor olabilir ama sana elimden geldiğince yardım edeceğim.”

Asmonadia kıkırdadı.

Diğer her şey bir yana, Bash’in gördüğü her güzel kadına yaklaşıp eşi olmasını isteyeceğinden şüphesi yoktu.

Ama bu kızdan kesinlikle çok memnun kalırdı.

Sorun şuydu ki… Bash, Asmonadia’nın neye benzediğini bile bilmiyordu. Asıl sorun, Bash’in Asmonadia’nın hâlâ hayatta olduğundan bile haberdar olmamasıydı.

“Şimdi beni iyi dinle. Sana her şeyi anlatacağım! İblislere ait tüm püf noktalarını, incelikleri ve teknikleri!”

Böylece Primera, iblis demirciliğini Asmonadia’dan öğrenmeye başladı.

Deneyimsiz bir cüce demirci… Sadece iblis demirciliğini öğrenerek gerçekten en iyiler arasına girebilir miydi?

Bunu kimse bilemezdi.

Ancak Primera’yı tanıyanlar şahitlik ederdi ki…

Bu kesinlikle boşa gitmeyecek bir çabaydı.

“Ork Kralı’na layık bir silah üretebileceğine inandığın an, dilediğin zaman ork diyarına seyahat edebilirsin. O zamana kadar o zaten kral olacaktır, bu yüzden hiçbir endişe duymadan elini kolunu sallayarak içeri girebilirsin.”

“… Pekala, bunu aklımda tutacağım.”

“Kekeke… Ahahaha!”

İblisin kahkahası duvarlarda yankılandı.

Bu, mutlak bir zafer elde etmiş birinin kahkahasıydı.

Primera bu aniden patlayan kahkahanın sebebini anlayamadı ve tüyleri diken diken oldu. Ama iblisler durduk yere kahkaha atmaya meyilli yaratıklardı. Muhtemelen bu gayet normal bir durumdu.

“…”

Bir ay içinde Primera’nın mükemmel bir kargı ortaya çıkarabileceğinden hiç şüphe yoktu.

Belki muazzam bir şaheser olmayacaktı ama bambaşka, yepyeni bir şey çıkacaktı ortaya… İblis ve cüce silah teknolojisinin muazzam bir birleşimi!

Ve Asmonadia bu silahı kuşandığında, önünde hiçbir güç duramayacaktı.

Ork diyarına adım atacak ve orkun bir numaralı hatunu olarak hakimiyetini ilan edecekti.

Ardından ork topraklarının bağrında kendi imparatorluğunu kuracaktı.

Asmonadia’nın mutlak yükselişi kaçınılmazdı.

Bunları düşünen Primera, kendi kendine mırıldandı.

“Duuduğuma göre orkların başı şu sıralar büyük beladaymış. Ama sen onlara katılırsan, muhtemelen paçayı kurtarırlar.”

“Başları belada mı? Hah, hiç şaşırmadım. Orklar doğaları gereği aptal yaratıklardır. İnsanlar tarafından ezilip durdukları için hevesleri kursaklarında kaldı, yelkenleri suya indirdiler tabii. Ama ben gidersem, onlar adına müzakereleri yürütür ve…”

“Yok, öyle değil. Kuzeyden bir ejderha uçup gelmiş, Shiwanashi Ormanı’nın yanına yuva kurmuş. Her gün ork diyarına dalıp birkaç orku afiyetle mideye indiriyormuş.”

“… Ne?”

Sonraları Primera, Ludo ve Luca bu olayı her anlattıklarında…

O an Asmonadia’nın mavi cildinin nasıl bembeyaz kesildiğini söylerlerdi… Tıpkı yeni yağmış kar gibi bembeyaz.

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla