Orc Eroica Cilt 5 – Bölüm 4 / Succubus Diyarı

Succubus Diyarı

Yaklaşık iki gün sonra.

Yağmur kasvetinden hiçbir şey kaybetmemişti.

Arada sırada d diner gibi olsa da günün büyük bölümünde bardaktan boşanırcasına yağmaya devam ediyordu.

Bash ve iki velet, yağmurun altında adım adım ilerliyorlardı.

Ancak gerçekten doğru yöne gidip gitmedikleri belirsizdi.

Rehberlik işi Luca’daydı.

Bir şaman olarak, intikam alacakları hedefin yönünü tespit etmek için büyü kullanabiliyordu.

Fakat görünüşe göre tam konumu saptamayı başaramıyordu. Bu yüzden sanki oldukları yerde dönüp duruyorlar gibi bir his vardı.

Ludo’nun eğitimi de pek iyi gitmiyor gibiydi.

Yine de bu gayet doğaldı. Sadece iki günlük bir eğitimle güçlü bir savaşçı olmak mümkün olsaydı, savaş alanında kimse can vermezdi.

Ludo elinden gelen her şeyi yapıyordu.

Her gün Bash’in gazabına uğruyor ve korkak bir tavşan gibi kaçmaya zorlanıyordu. Yapılan şeyin pek eğitimle alakası yoktu.

Ludo için her geçen gün, ne kadar zayıf ve aciz olduğunu kendine hatırlatmaktan başka bir işe yaramıyordu.

Hiç şüphesiz bu durum son derece aşağılayıcıydı.

Yine de bir kez olsun şikayet etmedi.

Bu yüzden Bash de geri adım atmadı ve büyük bir sabırla Ludo’yu eğitmeye devam etti.

Çocuğun kendisine saldırmasına izin veriyor; Tekmeyle havaya fırlatıyor; Zorla ayağa kaldırıyor; Kaçmaya zorluyor; Sonra bir tekme daha basıyordu.

Ama belki de yapılan şeye yine de eğitim denebilirdi. Çünkü Ludo’nun çamura kapaklanması artık daha uzun sürüyordu. Ayakta durduğu, dövüştüğü ve kaçtığı süre giderek uzuyordu.

Bu durum bir savaşçı olarak güçlendiği anlamına mı geliyordu? Eh, pek sayılmazdı.

Ama yine de gelişme gelişmeydi.

Kimse bu kadar kısa sürede usta bir savaşçıya dönüşemezdi. Bash gibi bir dehanın bile tam anlamıyla pişmiş bir savaşçı olması en az bir yılını almıştı. Sıradan bir askerin namı dünyayı saran bir savaşçıya dönüşmesi ise yıllarca süren amansız savaşlar gerektirirdi.

İblisler ve orklar aynı sert mizaçlı mahlukatlar gibi görünse de iblisler savaş konusunda orklardan çok daha elverişli bir anatomiye sahipti.

Orklara adeta eş araklamada ve çoğalmada yetişilemezdi ancak iblisler bunun dışındaki hemen her alanda onları cebinden çıkarırdı.

Kaba kuvvet, dayanıklılık, çeviklik, savaş içgüdüsü ve genel zeka açısından iblisler, ortalama bir orku açık ara geride bırakırdı.

Bu yüzden sayıları orklara kıyasla çok daha az olmasına rağmen, Yedi Millet İttifakı bünyesinde üst sıralarda yer alıyorlardı.

İşte bu yüzden Bash, verdi bu eğitimin er ya da geç meyvesini vereceğine inanıyordu.

Bash bu iki kardeş Ludo ve Luca’ya nasıl yaklaşması gerektiğinden tam emin değildi ama ikizler Bash’e fena halde kanı ısınmıştı.

Yemek yerken bile Bash’in savaş alanı hikayelerini dinlemek için sabırsızlanıyorlardı.

Yağmurdan sığınırken Bash geçmiş savaş meydanlarında karşılaştığı çetin savaşçıların efsanelerini anlatır, ikisi de gözleri ışıldayarak daha fazlasını anlatması için yalvarırlardı.

Ancak ne zaman Donuk Göz Rularula’dan bahsetse, ikisinin de yüzü düşer, kederlenirlerdi.

Düşününce, Bash’in hiçbir ırkın çocuğuyla pek bir teması olmamıştı.

Yolculukları sırasında orada burada çoluk çocuk görmüştü ama hiçbiriyle doğrudan muhatap olmamıştı.

Bash için üreme çağına gelmemiş olan çocuklar hiçbir ilgi çekicilik taşımıyordu.

Fakat şimdi ilk kez gençlerle böyle yakından vakit geçiriyordu ve… Bash aslında onları bir nevi sevdiğini fark etti.

Belki de bu bir tür koruma içgüdüsüydü. İçinde, her zamanki üreme arzusundan çok daha farklı, bambaşka bir damar kabarmıştı.

Sonunda eğitimle geçen yolculuk günleri bir son buldu.

Şiddetli yağmur aniden bıçak gibi kesildi.

“…?”

Yağmur serpintisi yok olurken Bash avuçlarını yukarı açıp şüpheyle göğe baktı.

Gökyüzü zift gibi kapkaraydı ve kalın bulutlarla kaplıydı.

Gözlerini kısarak baktığında az ötede yağmurun hâlâ sicim gibi yağdığını gördü.

Ancak her ne hikmetse, Bash ve yanındaki veletlerin tepesine tek bir damla bile düşmüyordu.

Ludo ve Luca da ne olduğunu anlamaya çalışarak etrafa bakınıyorlardı.

Biraz dikkatli bakınca, az önce geçtikleri yolda yağmurun toprağı dövmeye devam ettiği açıkça görülüyordu.

Az ötesi adeta göle dönmüştü. Fakat Bash ve yanındakilerin durduğu yer kupkuruydu.

“… Bir tür bariyer mi?”

Luca’nın mırıldanmasıyla hepsi aynı anda birinin kurduğu büyü alanına bodoslama daldıklarını idrak etti.

Rüzgardan ve yağmurdan koruyan bir bariyerdi bu.

Üstelik bayağı geniş çaplı bir şeydi.

Tıpkı savaş zamanında koskoca bir şehri korumak için yapılan türden…

“Kık-kık-kık…”

Aniden bir ses duyuldu.

Bash arkasını döndüğünde etraflarında bir sis bulutu toplanmıştı.

Şeftali tonundaki bu hafif sis, savaş meydanlarının tozunu yutmuş hiçbir savaşçının asla unutamayacağı bir şeydi.

“Bu kötü işte…”

Bash kaşla göz arasında burnunu ve ağzını kapatıp nefesini tuttu.

Bu sis. O bayıltıcı, tatlımsı koku.

Orklar savaş alanında bu kokuyu ne zaman duysa destek kuvvetlerin geldiğini anlayıp coşarlardı.

Fakat aynı zamanda, oradan olabildiğince hızlı topuklamaları gerektiğini de çok iyi bilirlerdi.

Çünkü bu sisi içine çeken her erkek tamamen etkisiz hale gelirdi.

Bu, bir succubus’un o baştan çıkarıcı pembe dumanından başkası değildi!

Succubus’ların savaş alanlarını ve hatta savaşın gidişatını tarumar eden o gizli silahı… Etkilerine karşı koyabilen tek bir kesin yöntem bile keşfedilememişti.

Bir erkeğin aklını başından alan ve belden aşağısını tamamen büyüyü yapanın emrine amade kılan yıkıcı bir büyüydü bu.

“Kıkır kıkır…”

Dumanın derinliklerinde bir kadın belirdi.

Açık pembe saçları iki yandan toplanmıştı. Minyon tipli, genç bir yüze ve bedene sahip bir kadındı.

Ancak yetişkin bir kadın olduğunu kanıtlayan o göz alıcı kıvrımlara da sahipti.

Mahrem yerlerini anca örten siyah deri bir kıyafet giymişti; hafifçe terlemiş süt beyazı teni, her erkeğin ağzının suyunu akıtacak cinsten şehvetli bir çekicilik saçıyordu.

Bu hatun, yüzünde şeytani bir ifadeyle parmaklarını yavaşça yalıyordu.

Katıksız bir succubus’tu işte.

Kuyruğu yoktu ve kanatlarından biri eksik gibiydi ama su götürmez şekilde bir succubus’tu.

“Arap saçına dönmüş bu havada dışarılarda ne işiniz var bakayım, sizi gidi yaramazlar…?”

Az önce yaladığı parmakları şimdi karnından aşağıya, vücudunun kıvrımlarına doğru süzüldü.

Uyluklarını iki yana iyice açarak bacaklarının arasındaki o mahrem yere narince dokundu, boşta kalan eliyle de Bash ve diğerlerine gelmelerini işaret etti.

Aynı anda, succubusun gözleri kıpkırmızı parıldadı.

“Haberiniz yok muydu yoksa? Succubusların diyarına adım atan o şapşal oğlanlar, öyle yavaşça… yavaşça yutulurlar.”

Bash’in görüşü bulanıklaştı.

Succubusun cazibesinin üzerinde işe yaradığını fark ettiğinde artık çok geçti.

Gözleri yaratığın o esnek, pürüzsüz hatlarına kilitlenmişti; ayakları onu bocalayarak da olsa doğrudan kadına doğru sürüklüyordu.

“Ooo, kocaman, güçlü bir ork! Gel bakayım buraya iri kıyım. Sana ömrün boyunca tatmadığın türden bir zevk yaşatacağım. Evet, bak bakalım gözlerimin ta içine… Hi-hi… Ne kadar da erkek bir erkek böyle… Hem de pek bir yakışıklı… Ah evet, tam benim tipimsin…”

Bash’in görüşü iyice bozuldu, succubusun kırmızı gözleri tek bir leke halinde bulanıklaştı.

Beyninin yarısı ölümcül bir tehlike içinde olduğunu çığlık çığlığa haykırıyordu.

Yapma. Dokunma ona. Eğer ona elini uzatırsan, bu senin sonun olur.

Bir succubusla ilişkiye giren bakir bir ork, sonrasında başkalarıyla yatsa bile kaçınılmaz olarak bir büyücüye dönüşür.

Ork Kahramanı… bir büyücü olup çıkacaktı.

Eğer böyle bir şey yaşanırsa, bir ork olarak taşıdığı tüm o gurur yerle bir olurdu.

Bash böyle bir şeyin yaşanmasına izin veremezdi. Veremezdi!

Direnmesi gerekiyordu… Bütün varlığıyla savaşmalıydı.

Fakat succubusun kırmızı gözleri parıldadığında, Bash’in içindeki bütün tehlike çanları bir bir sustu.

Bir büyücüye dönüşse ne çıkardı sanki? Kendini o kadının bedeninin şehvetine bırakmak en büyük zevk değil miydi zaten?

Tenı süt gibi beyaz ve şeffaftı, göğüsleri küçük ama dikti; ellerinin her hareketinde sudan şıpırtılı, huzur verici bir ses yükseliyordu.

Bu ses Bash’in kulaklarının derinliklerine işliyor, iradesini adım adım kemirerek bedenini pelte gibi yumuşatıyordu.

Ancak Küçük Bash… hiç de yumuşamış gibi durmuyordu. Taş gibi sertleşmişti ve kontrolü eline almışçasına Bash’i öne doğru sürüklüyor gibiydi.

Elleri kendi iradesinden bağımsızca öne uzandı…

succubusa doğru.

“Ha?”

Ancak bir sonraki an, Bash’in bedeni o büyülü efsunun cenderesinden tamamen kurtuldu.

Görüşündeki bulanıklık dağıldı. Karşısında, tüm o büyülü havası sönmüş, kocaman açılmış gözleri ve şaşkın bir ifadeyle Bash’e yukarıdan aşağıya bakan bir succubustan başkası durmuyordu.

“Ah, yoksa siz…?”

Succubus uyluklarını bir hışımla kapattı.

Dikleşerek üstünü başını düzeltti.

Ardından Bash’e kasvetli ve ciddi bir bakış attı.

“Yoksa siz… Ork Kahramanı Bash misiniz?”

“… Evet, benim.”

Bunu söylediği an, succubus yaşadığı şokla geriye doğru çuvalladı.

Sonra bir ağacın arkasına geçip kumaş parçalarından oluşan bir bohça kaptı.

Özenle katlanmış kıyafetlerdi bunlar.

Hızlıca giyindi. Son derece tecrübeli bir edayla.

Bash ne olduğunu bile anlayamadan, bakmaya, dokunmaya ve sahip olmaya can attığı o hatlar, bol bir askeri üniformanın altına gizleniverdi.

Artık iki yandan toplanmamış olan saçları sıkıca örülmüştü; burnunun üzerindeki kalın camlı gözlükler de ona hafiften şapşal bir hava katıyordu.

Ardından succubus, elini alnına götürerek selam durdu.

“B-benim adım Venus! Zamanında savaş meydanında bana yardım etmiştiniz!”

Sonra olduğu yere diz çöküp hürmetle başını eğdi.

“Tüm bunlar için çok özür dilerim! Sizinle düzgünce tanışabilmek ne büyük bir onur, Ork Kahramanı Bash!”

“Ah… Pekala…”

Bash başıyla onayladı.

Durumu tam olarak kavramak zordu ama en azından şimdilik tehlike atlatılmış gibi görünüyordu.

“Bana kızsanız yeridir! Benim gibi gururlu bir succubusun; yüce Bash’i, tüm succubusların velinimetini ve Kahramanını baştan çıkarmaya çalışması ne büyük bir rezillik! Lütfen bu saygısızlığımı bağışlayın!”

“Kızgın değilim… Hem yarıda kestin zaten, bunun için sağ ol.”

“Ne kadar da yüce gönüllü sözler! Çok teşekkür ederim, efendim!”

Bash, Venus’ün kıvrımlı vücudunu izleme keyfinden mahrum kaldığı için içten içe hayal kırıklığına uğrasa da büyük bir rahatlama hissetti.

Olaylar biraz daha ileri gitseydi, Bash kadının cazibesine karşı koyamayacak ve tüm edep sınırlarını en kötü şekilde çiğneyecekti.

Ve kaçınılmaz sonuç, bir büyücüye dönüşmek olacaktı.

Hatta işin sonunda bir succubusun seks kölesi bile olabilirdi.

Alnında bir büyücü damgasıyla, bir succubusun seks kölesine dönüşmüş eski bir Ork Kahramanı… Gururlu bir ork olan Bash, böyle bir şey yaşansa ruhunun büzüşüp öleceğini çok iyi biliyordu.

Üstelik ork ırkı, kendi kahramanlarından birinin bu şekilde aşağılanmasına asla seyirci kalmazdı.

Orklar ve succubuslar arasında kanlı bir savaş patlak verirdi.

Oysa orklar succubuslara asla savaş açmamalıydı.

Çünkü bu, asla kazanamayacakları bir savaş olurdu.

“Eee, Lord Bash… Succubus diyarında ne işiniz vardı acaba? Eğer buraya bir ziyaret için geldiyseniz, sizi ağırlamaktan onur duyarız…”

“Anlatması biraz karmaşık bir mesele…”

Bash arkasını döndüğünde, kız kardeşi tarafından zapt edilmeye çalışılan Ludo’yu gördü.

“N-ne oldu az önce?”

Anlaşılan o da baştan çıkarma büyüsünün ağına düşmüştü.

Büyünün etkisi geçince tam anlamıyla sudan çıkmış balığa dönmüştü.

“Anladım! Demek karmaşık durumlar söz konusu!”

Venus çenesini sıvazladı.

“O zaman o perinin söyledikleri doğru olmalı…”

“Peri mi?”

“Evet, geçen gün Zell adında bir peri çıkageldi. Lord Bash’in nehre kapılıp sürüklendiğini ve buralarda bir yerlerde kıyıya vurmuş olması gerektiğini söyledi. Yarım gün boyunca, ‘Eğer onu bir yerde tutuyorsanız hepinizi pişman ederim!’ diye cıyak cıyak bağırdı.”

“…”

“Biz gururlu succubusların, velinimetimiz Lord Bash’e böyle bir şey yapmasına imkan var mı hiç? Tam bir hakaret! Biz de aynen böyle tepki verdik. Ve periyi yakalayıp hapsettik.”

Bash yaşanan sahneyi gözünün önünde canlandırabiliyordu.

“Doğru, köprüden kayıp nehre düştüm ve Zell’den ayrı kaldım.”

“Harika. O zaman lütfen gelip onu teslim alır mısınız? Bütün gece çığlık atıp durdu, nöbetçi gardiyanımız sinir krizinin eşiğinde.”

“Hm…”

Bash derin derin düşündü.

Succubus diyarı.

Tamamen succubusların hüküm sürdüğü bir yer.

Her bir succubus seyretmeye doyulamayacak birer gülümsedi. Bazen şeytani, bazen masum, bazense tatlış roller keserlerdi. Orklar bile bir succubusla yatmanın hayalini kurardı. Çocuk yapamıyor olmaları kimin umurundaydı ki? Yine de her şeye değerdi.

Ancak Yedili İttifak’ın üst kademelerinde yer alan succubuslar, orkları nadiren birer romantik partner olarak görürdü.

Peki ya birer av olarak? İşte o başka bir hikayeydi.

İstisnasız hepsi, erkekleri beslenmek için avlardı.

Bash’in succubuslara karşı olumsuz bir hissi yoktu.

Doğaları gereği böyle davrandıkları için onları yargılayamazdı.

Evet, çocuk doğuramazlardı. Cariye de yapılamazlardı. Ama tek gecelik bir kaçamak için her iki tarafın da kazandığı harika bir fırsat olabilirlerdi.

Tabii tüm bunlar ancak Bash bekaretini kaybettikten sonra geçerli olabilirdi.

Şu an için böyle bir şey söz konusu bile olamazdı.

Ama az önce görüldüğü üzere, Bash succubus büyüsüne karşı tamamen savunmasızdı.

Sırf tek bir succubusun keyfi yüzünden Bash’in en büyük kâbusu az kalsın gerçek oluyordu.

Gerçekten tehlikeli bir durumdu.

Sunulan tüm o cazip imkanlara rağmen Bash’in oraya gitmesi kesinlikle imkansızdı.

“Tüm ülke sizi kollarını açarak karşılayacak! Ah, herkes o kadar sevinecek ki…”

“Yok, sen sadece benim arkadaşımı buraya getirsen yeter…”

“Ne?! Hayır, lütfen yapmayın! Biz gururlu succubuslar, Kahramanımız, kurtarıcımız Lord Bash’i ülkemizin sınırından geri çeviremeyiz! Böyle bir şey yaparsak Kraliçe bizi doğduğumuza pişman eder!”

“Ama…”

Bash bir Ork Kahramanıydı.

Ama bir succubus yüzünden bekaretini kaybetme riski yüzünden succubus diyarına girmekten korkuyordu.

Çaresizlik içinde bakışlarını Ludo ve Luca’ya çevirdi.

“Yanımda başka yoldaşlarım da var ve biraz acelemiz var.”

“Ha? Ah…”

Ludo’nun kafası karışmış gibiydi.

Luca ise başını şiddetle iki yana salladı.

Az önce yaşanan büyülenme olayına bizzat tanık olduğu için tehlikenin farkındaydı kuşkusuz.

“Ah, şu leziz görünen genç oğlan da…” Öhöm! Bağışlayın beni! Peki ama bu gençler de kim?”

“Bu oğlan benim çırağım.”

“Ooo! Bir çırak ha! Lord Bash’ten eğitim alıyor olmak ne büyük bir şans! Şahsen ben de şöyle çarşafları birbirine katacak bir güreşe tutuşmayı çok isterdim… Öhöm!”

Üzerindeki açık saçık kıyafetler yüzünden olacak, Venus herhalde şifayı kapmıştı; sürekli öksürüp boğazını temizleyip duruyordu. Kendini toparlayıp yeniden Bash’e döndü.

“Hmm, her neyse, küçük dostlarınız biraz temkinli görünüyor… Ama endişelenecek hiçbir şey yok! Lord Bash, succubus ırkının büyük velinimetidir! Kendisine saygımız sonsuzdur! Hiçbir succubus ne Lord Bash’e ne de çıraklarına el sürmeye cüret edebilir. Lord Bash’in o muazzam erkekliği karşısında bir iki kişinin aklı başından kayıp gitse bile, ben şahsen… hayır, hepimiz kimsenin size parmağını bile sürmemesini sağlayacağız. Yüce Lord Bash’in Rina Çölü’nde hayatını kurtardığı succubuslar, ona hizmet edebilmek için her şeyi yapmaya hazırdır! Gerekirse canlarımızı ortaya koymak anlamına gelse bile!”

Venus’ün sözleri gayet inandırıcıydı, kararlılığı her halinden belli oluyordu.

“O yüzden lütfen! Yalvarırım size! Kısa bir ziyaret bile yeter! Ama en azından gidip Kraliçe’mizi selamlayın! Ah, lütfen! Gururumuz ve onurumuz için, lütfen!”

İşi o kadar ısrara bindirmişti ki Bash’in reddetmesi imkansız bir hal aldı.

“Pekala… Ama çok uzun kalmayacağız. Kendi görevimizin peşindeyiz.”

“Elbette! Gelin, gelin, bu taraftan!”

Ve böylece Bash ile yanındakiler succubus diyarına adım attı.

Succubus diyarının başkenti adeta terk edilmiş bir hayalet şehri andırıyordu.

Normalde tüm şehir, her ırktan erkeğin aklını başından alan o yoğun, pembe sisle kaplı olurdu; ancak şimdi sokaklar bomboştu.

Neredeyse hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Yollarda geçen insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu.

Succubuslar; iblisler ve ogre’larla birlikte İttifak içindeki en üstün ırklardan biri sayılırdı.

Dörtlü İttifak’taki tüm ırkların erkeklerine karşı kendilerine muazzam bir üstünlük sağlayan cazibelerinin yanı sıra, hem fiziksel hem de büyüsel açıdan kendi başlarına son derece yetkin bir ırktılar.

Succubuslar işte böyle yaratıklardı.

Bash’in bildiği succubuslar, kusursuzca makyaj yapılmış yüzlerinde her daim baştan çıkarıcı gülücükler taşır, kendinden emin ve soğukkanlı bir edayla hareket ederlerdi…

Fakat etrafta gördüğü tek tük yoldan geçenlerin hiçbirinde o canlılıktan eser yoktu.

Aksine, avurtları çökmüştü ve hayat enerjilerinden eser kalmamıştı.

“Burası epey kasvetli görünüyor.”

“Savaşı kaybettik… Temel besin kaynağımızla olan bağımız kesildi… Açlıktan kırılıyoruz. Anca ucu ucuna hayatta kalabiliyoruz işte. Ork diyarında da durum aynı değil mi zaten?”

“Biz orkların yiyeceği var, o yüzden halimiz bir tık daha iyi.”

Açlıktan kırılıyorlar…

Bu sözleri duyduğu an, Bash aniden üzerinde bakışlar hissetti ve başını çevirdi.

Bir ara sokakta dikilen birkaç succubus gördü.

Kan çanağına dönmüş gözlerle doğrudan Bash’e bakıyorlardı. Saldırmıyorlardı ancak dudaklarının kenarlarından salyalar akıyordu.

Hepsi de succubus ırkına yakışır şekilde eşsiz güzellikteydi.

Vücut hatları Bash’in yutkunmasına yetip de artacak cinstendi.

İnsan bir kadının böyle kıvrımlara sahip olabilmesi için canını dişine takıp çabalaması gerekirdi.

Fakat daha yakından bakınca, kollarının ve bacaklarının çelimsizliği, dışarı fırlamış kaburgaları ve çökmüş yanakları netçe seçiliyordu.

Belli ki uzun zamandır bir şey yememişlerdi.

Dudaklarında ruj yoktu… Belki de savaş meydanı dışında gerek duymuyorlardı… Ve dudaklarının ne kadar feci şekilde çatladığı gün gibi ortadaydı.

“Ah, şuradaki Kyuka. O her zaman…”

“Venus… Yanındaki bu leziz lokma da kim böyle?”

Tam Venus konuşurken, succubuslardan biri dudaklarını yalayarak Bash ve yanındakilere doğru yaklaşmaya başladı.

Bash’in önünde durup kalçasını öne doğru fırlattı, işaret parmağını baştan çıkarıcı bir edayla dudaklarına götürerek onu süzmeye başladı.

Ve pürdikkat süzdüğü yer, Bash’in bacak arasıydı.

Sanki gözlerini bir an olsun ayırsa oradan kaybolup gitmesinden korkuyor gibiydi. Ne pahasına olursa olsun gözden kaçırmamaya kararlı olduğu bir şeymiş gibi bakıyordu.

Bash, kadının bakış alanını kapatıp kapatmaması gerektiğini düşünmeye başladı.

Utandığından falan değildi elbette; fakat bir düşman hayati organlarını süzüp dururken orayı öylece açıkta bırakmak pek de akıl karı görünmüyordu.

Kadının arzu dolu bakışları son derece yoğundu.

“Ah… Ne kadar da heybetli bir erkeksiniz…”

“Oğlan da pek tatlı görünüyor ama şüphesiz en iyisi bu orkunki olacaktır… Evet, onunki eminim çok koyu, besleyici ve bol miktardadır…”

Diğer succubuslar da edepsiz, şehvetli ve şeytani gülücüklerle Bash ve yanındakilerin etrafını sardı…

Fakat yaklaşıp gözlerini dikmelerine rağmen hiçbir şekilde el uzatmaya kalkışmadılar.

Bash farkında değildi ama bu durum, succubusların “Başkası tarafından büyülermiş avlara izinsiz dokunulmaz” kuralından kaynaklanıyordu.

“Kıkır kıkır… Hey, şuna bakın… Küçük kız umutsuzca ağabeyini korumaya çalışıyor…”

“Ne kadar da sevimli. Sana özel bir jest yapayım; ağabeyine hayatında tatmadığı kadar büyük zevkler yaşatırken izlemene izin vereceğim…”

“Kyah-ha-ha! Bak bu gerçekten zevksizlik işte!”

“Amann, hadi ama! Senin tarzın tam olarak bu değil mi zaten? Diğer ırkların kadınları çaresizlikten dişlerini gıcırdatırken sen…” “Hi-hi!”

Succubuslar bir yandan akla hayale gelmedik korkunç şeyler söylerken bir yandan da Bash ve ekibinin etrafında turlamaya devam ediyordu.

Ludo kıpkırmızı kesilmiş, başını başka yöne çevirmişti; Luca ise kollarını iki yana açmış, korumacı bir edayla ağabeyinin önünde dikiliyordu.

“Görünüşünüze bakılırsa sınırları karıştırmış bir çift aptalsınız, değil mi? E güzel. Muhafızlar arada sırada bize böyle ziyafetler fırlatır zaten. Gel de bunları eşit şekilde paylaşalım. Venus, eski dostuz biz, öyle değil mi? Şu bücürü bilmem ama bu iri kıyım olanı hepimize yetecek kadar besin çıkarır kesin! Hmm… Ama bakıyorum da henüz şahlanmamış… Baştan çıkarma büyün zayıf mı kaldı yoksa? Kendiminkini de kullanayım mı?”

“Kyuka, misafirimizin gözleri bacak arasında değil, kafasında duruyor. Şu an tarif edilemez derecede saygısızca davranıyorsun.”

Venus’ün cevabı oldukça kestirip atıcıydı.

Kyuka adındaki kadın gözleri fal taşı gibi açılarak titredi.

“Saygısızca mı? Yapma ama… Bize de birazcık müsaade et… Sadece birazcık…”

Kyuka, güya alttan alıyormuş gibi görünmek için gözlerini Bash’in yüzüne doğru kaldırdı.

Diğer succubuslar da onu takip etti.

Derken hepsi birkaç saniyeliğine donakaldı.

“… Şey… Siz yoksa Ork Kahramanı Bash olabilir misiniz?”

“Evet, benim.”

Bash başıyla onayladığı an, Kyuka ve diğerleri adeta kemiklerinden şak diye ses çıkacak kadar hızlı bir şekilde hazırola geçti.

Bir kedi gibi kavisli duran kalçaları bir ağaç kütüğü gibi dimdik oldu; şuh bir alayla bir tarafa yatırdıkları çenelerini hemen içeri çekip ellerini alaycı havadan sıyırarak altyanak hizasından şakaklarına yapıştırdılar.

Succubus ordusunun resmi askeri selamıydı bu.

Üzerlerinde üniforma yerine kırıntı kadar kıyafetler olmasına rağmen hiç istisnasız selam durmuşlardı.

“Lütfen bizi bağışlayın!”

“Mühim değil…”

“Hey!”

Kyuka’nın bağırmasıyla diğer succubuslar koşarak sokaktan aşağı seğirtti.

Üç kişiye yetecek kadar paçavra kıyafetle geri döndüler.

Cılız ama bir o kadar da baştan çıkarıcı bedenlerini örtmek için aceleyle giyindiler.

Bash bir nebze hayal kırıklığına uğrasa da büyük bir rahatlama hissetti.

“Ben Kyuka! Pyles Nehir Savunması Savaşı’nda birliğimi kurtarmıştınız! Ork Kahramanı Bash! Bu korkunç saygısızlığım ve küstahlığım için sonsuz özür dilerim!”

“Hepimizi bağışlayın!”

Ardından Kyuka üstündeki paçavraların arasından bir hançer çıkardı.

“Büyük bir minnet borcum olan Lord Bash’e bunu ödemek yerine, onu bir av olarak gördüm! Yetmezmiş gibi, onun besleyici bedenini arkadaşlarımla paylaşmaya kalkıştım! Gururlu bir succubus olarak böyle bir günahla yaşamam imkansız! Bu yüzden kanımı dökerek hatamı canımla ödeyeceğim!”

“Şey, hayır, sakın…”

“Fakat bu ikisi henüz çok tecrübesiz! Lütfen onları bağışlayın ve onların yerine benim kanım aksın! Şimdi, lütfen bir budalanın hayatının son buluşundaki o ihtişamı izleyin! Fışkıracak kanım, geride kalan savaşçıları onurlandırmaya yarasın! Elveda!”

Tam hançeri kalbine saplamak üzereydi ki Bash kadının kolunu yakaladı.

“Sorun değil.” Lütfen endişelenmeyin.”

Bir succubus, yürekten saygı duyduğu birini asla büyülemezdi.

Bu durum Bash için biraz hayal kırıklığı yaratsa da amacına ulaşması bakımından hayli elverişliydi.

Bash sağlam bir iradeye sahipti fakat bir succubusun baştan çıkarıcı cazibesine karşı da tamamen bağışıklı değildi.

Ne var ki Bash’in bu tavrı diğer succubusları huzursuz etmiş gibi görünüyordu.

“Ne kadar da yüce gönüllü!”

“Kaptan Kyuka gibi bir çirkinin…” “…canını bağışlayacak kadar hem de!”

“Kaptan Kyuka’nın ölümü onun gözünü kirletmekten başka bir işe yaramazdı zaten. Sonuçta tüm succubusların velinimetine göz koymuş bir kadın o…”

“Sen de göz koymuştun ama!”

Yine de succubuslar artık Bash’e lezzetli bir et parçasına bakar gibi bakmayı bırakmış, ona içtenlikle hürmet etmeye başlamışlardı.

Gözlerindeki kalp sembolleri yerini hayranlık dolu yıldızlara bırakmıştı.

“Lord Bash, ziyaretinizle bizi onurlandırdınız… Ama lütfen dikkatli olun!”

“Ne demek bu?”

“Ulusumuz son zamanlarda gururunu unutur oldu. Topraklarımızda yürürken lütfen Venus’ün yanından ayrılmayın ve asla tek başınıza kalmayın.”

“Hmm?”

Bash kafasını kararsızca yana eğdi.

Basit bir hareketti fakat succubuslar bunu son derece sevimli bulmuş, kalpleri yine küt küt çarpmaya başlamıştı.

“… Neyse, önemli değil. Zaten uzun süre kalmaya niyetim yok. Zell’i alacak, Kraliçe’yi selamlayacak ve yoluma devam edeceğim.”

“Anlaşıldı! Lord Bash, bugün bizimle sohbet etme lütfunda bulunduğunuz için teşekkür ederiz! Bu anıyı ömrümüzün sonuna kadar saklayacağız!”

“Teşekkürler!”

Başlar saygıyla öne eğildi.

O güzelim saçlar, o cazibeli bedenler gözden kayboldu.

Eski günlerin bu gazi savaşçıları, üzerlerindeki çuval benzeri paçavralarla tepeden bakıldığında tıpkı üç kahverengi tırtılı andırıyordu.

Bu halleri, günümüz succubuslarının içinde bulunduğu durumu özetler gibiydi.

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla