Herkese uzun bir aradan sonra merhaba. Ben Rifujin na Magonote.
Öncelikle, Ork Eroica’nın beşinci cildini eline alan herkese bu vesileyle teşekkürlerimi sunmak isterim.
Herkese çok ama çok teşekkür ederim.
Bu kez de mevcut durumum hakkında cıvıl cıvıl bir bilgilendirme yazmak istiyorum.
Ne, işim hakkında mı yazmamı istiyorsunuz?
Yani ben de beşinci cilt hakkında yazmak isterim elbette.
Ama kendim söylüyorum diye değil, Ork Eroica acayip sarıyor, değil mi? Cilt 5’i yazarken çektiğim zorlukları anlatırsam, bu hikayenin etkisini azaltır gibi geliyor bana.
Ne, katılmıyor musunuz? Peki madem, o zaman birazcık bahsedebilirim sanırım.
Bu defa Bash ve arkadaşları succubusların diyarına gittiler.
Bu ülke fikri daha ilk aşamalarda ortaya çıkmıştı.
Succubus ulusu, erkeklerin az olduğu ve kadınların son derece yırtıcı olduğu, sadece kadınlardan oluşan bir dünya. Bir nevi tersine dönmüş bir dünya. Bash, succubuslar tarafından büyük bir saygı görüyor. Bash succubus ulusunu ziyaret ettiğinde, daha önce asla mümkün olacağını düşünmediği düzeyde bir heyecan yaşıyor. Succubuslar bir kraliçenin yönetimi altında katı bir askeri toplumda yaşıyorlar ama konuşma tarzları tam bir succubus gibi ve oldukça büyüleyici…
Bu bağımsız fikirleri ilk düşündüğümde bana çok ilgi çekici gelmişti ama bu fikirler biriktikçe bir hikaye ortaya çıkarmak o kadar zorlaştı.
Evet, bu münferit unsurlar ne kadar ilgi çekici olursa olsun, genel hikaneyle hiçbir alakaları yok.
Sadece bu unsurlara odaklansaydım, Bash succubus diyarına varır varmaz şıp diye bakaretini kaybeder ve hikaye orada biterdi.
Bu yüzden Bash’in bir succubus hanımla yatağa girememesi için nedenler uydurmam ve durum böyle olsa bile Bash’in en başta oraya gitmesi için bir sebep bulmam gerekiyordu.
İşte o zaman su ruhları ile Ludo ve Luca kardeşler fikri aklıma geldi.
Dördüncü ciltte başlayan Geddigs’i diriltme stratejisinden de birkaç unsur var üstelik.
Böylece succubus ülkesi arkı tamamlanmış oldu.
İşin içine biraz fazla unsur girdiği ve Ludo ile Luca’yı yeterince kullanamadığım için pişmanım ama aklıma başka bir şey gelmedi, yapacak bir şey yok.
Her neyse, genel hikayeyi göz önünde bulundurarak bu beş cildi tekrar okursanız, yaratıcı yöntemime ufak bir bakış atmak ilgi çekici olabilir.
Şey, bu sefer biraz fazla boş yerim var, bu yüzden bir durum raporu yazayım dedim.
Geçen sefer çeşitli şeyler oldu, zombiye dönüştüm ve yaşayan her şeye salptırarak bir sonsuzluk geçirdim ama geçen gün zombi olmaktan kurtulmayı başardım!
Vay be, bayağı uzun bir süreydi. Gerçek zamanda cidden bir milyon yıl kadar mı geçti? Beynim çürüdüğü için bana pek zaman geçmiş gibi gelmiyor. Sadece bir yıl kadar olmuş gibi hissediyorum.
Bu arada, o bir milyon yıllık zaman diliminde insanlığın soyu yaklaşık üç kez tükenmiş sanırım. İnsanlık bir gezegende doğmuş, sonra yok olmuş; ardından insan soyu başka bir gezegende ortaya çıkıp tekrar yok olmuş, sonra yine başka bir gezegende belirip yeniden yok olmuş vesaire…
Bu da demek oluyor ki, bir milyon yılı aşkın bir sürede farklı gezegenlerde tam olarak aynı şekilde evrimleşmiş canlılar var olabilir.
Verilen çevre ve koşullar aynıysa, sonuçlar da aynı olacaktır.
Yani tam olarak söylemek gerekirse, ben süper kadim bir uygarlıktan gelen bir varlığım ve bu yüzden modern insanlardan tamamen farklıyım.
Ancak hepinizin bildiği gibi ben bir roman yazarıyım ve pek de zeki sayılmam; bu yüzden antik bir uygarlıktan gelmiş olsam bile hiçbir özel gücüm yok.
Yine de beni zombi olmaktan kurtaran insanlar savaşmam için beni sıkıştırıp duruyorlar.
Anlaşılan o ki, benim gibi antik uygarlıklardan gelen insanları diriltmeyi, onları savaş canavarları olarak kullanmayı ve dünyayı ele geçirmeyi planlayan sözde kötü bir örgüt bunlar.
Ne kadar da aptalca. Sırf biri süper kadim bir uygarlıktan geliyor diye dövüşmekte iyi olacağı anlamına gelmez ki.
Yine de, dünya egemenliği fikri benim de aklıma yatmıyor değil hani. Sonuçta eski bir zombiyim ben. İnsanlığı yok eden varlıklardan biriydim. Üstelik bir uzay zombisi olarak insan soyunu zaten bir kez kuruttum.
Ben de bir şansımı deneyeyim dedim. Ve görünüşe göre tüm canavarları sıralamak için bir turnuva düzenlenecekmiş.
Buna katılmamayı tercih ederdim ama örgüte katıldıktan sonra bu kaçınılmaz kaderim oldu sanırım.
O yüzden elimden gelenin en iyisini yapacağım.
Neyse, lafı biraz fazla uzattım ama her neyse…
Bir kez daha o harika çizimlere imza atan Asanagi’ye ve Mushoku Tensei’ye fazla odaklandığım için zahmet verdiğim Editör K’ye… Ve “Shousetsuka ni Narou” sitesindeki güncellemeleri bekleyen tüm okuyucular başta olmak üzere, bu kitabın hazırlanmasında emeği geçen herkese…
Bir kez daha çok ama çok teşekkür ederim.
Eğer bu cehennem gibi turnuvadan sağ çıkabilirsem, Cilt 6’da tekrar görüşmek üzere.
