Orc Eroica Cilt 2 – Bölüm 3 / Hayati İstihbarat

Hayati İstihbarat

Elfler.

Ortalama olarak bir elfin ömür beklentisi beş yüz yıl civarındaydı.

Elfler çoğunlukla Vastonia’nın ormanlık bölgelerinde yaşasalar da güneydoğu ve kuzeybatıya kadar da yayılmışlardı. Kendi ırklarını her şeyin üstünde tutmaları ve yabancı düşmanlıklarıyla gurur duyan, son derece kibirli bir halktılar. Kendi topraklarına kazara ayak basan her yabancıyı derhal defetmekte üstlerine yoktu.

Tüm ırklar arasında en az nüfusa sahip olanlardan biriydiler ve tipik bir elf oldukça minyon bir yapıya sahipti. Çoğunlukla kılıç, ok ve yay kullanır; buz ve rüzgar büyülerinde ustalaşırlardı. Ayrıca gizlilik konusunda olağanüstü yetenekliydiler, genellikle güpegündüz bile gözden kaybolabilirlerdi. Dahası, sıra dışı uzun ömürlerinden kaynaklanan yılların getirdiği tecrübe sayesinde, saflarında pek çok kıdemli ve efsanevi savaşçı barındırırlardı ki bu da onları gerçekten çetin birer rakip yapardı.

Ya da en azından o uzun savaş boyunca düşmanlarının zihninde bıraktıkları intiba bu yöndeydi.

En azından görünüşte, bu tahminler temel olarak doğruydu.

Fakat ortada çok büyük bir fark vardı. Son zamanlarda elf ırkının üzerine büyük bir değişim çökmüştü. O ırkçı gururları, diğer halkları hor gören kibirleri… Hepsi artık geçmişin karanlığına gömülmüştü.

O uzun ve kanlı savaş bittikten sonra, elfler de tıpkı diğer herkes gibi yeni bir başlangıç yapmak istemişlerdi.

Çatışma süresince müttefikleri olan başta insanlar ve cüceler olmak üzere, diğer ırkların mensuplarıyla daha fazla haşır neşir olmaya başladılar.

Bu yeni filizlenen sıcak ilişkiler, basit bir ticaret veya turizmin çok daha ötesine geçmişti. Savaş o kadar uzun sürmüştü ki, elf ırkının en yaşlıları bile bu yıkımın ortasında dünyaya gözlerini açmıştı. O hürmet duyulan ihtiyarlar bile savaş zamanı dışındaki bir dünyayı pek bilmezlerdi.

Elflerin genel tutumu kabaca şöyle özetlenebilirdi: Biz sizden çok daha uzun yaşıyoruz; dolayısıyla biz zekiyiz, siz ise aptalsınız. Ancak savaş kapıya dayandığında, elfler kendi üstünlüklerine olan güvenlerini yavaş yavaş kaybetmeye başladılar. Tüm inanç sistemlerini baştan aşağı gözden geçirmek zorunda kaldılar.

Üstelik elfler savaş yüzünden o kadim bilgilerini ve kültürlerini de tamamen yitirmişlerdi. Kendi birikmiş bilgeliklerini temsil eden kütükleri ve kayıtları bile savaşın o yıkıcı gazabı tarafından küle çevrilmişti.

Irksal üstünlük iddialarını destekleyecek pek bir şey kalmayınca, o en gururlu ve mağrur elfler bile sessizce ortadan kaybolmaya başladı.

Ve böylece günümüzün modern elflerine ulaştık. Şimdiki elfler, o eski elf efsanelerini ve adetlerini tamamen terk etmiş, kendilerini tamamen yabancılarla olan dış ilişkileri geliştirmeye ve daha önce tek tip olan toplumlarından çok kültürlü bir yapı inşa etmeye adamışlardı.

Elflerin yeniden kendilerine has, özgün bir kültür yaratıp elf adetleri ve tarihi üzerine yeni kitaplar yazması aslında sadece bin yıl kadar sürerdi. Yalnızca bir bin yıl daha geçse, belki de o büyük ırk olma şöhretlerini yeniden inşa edebilir ve gururlarını geri kazanabilirlerdi. Fakat elflerin beklemeye hiç niyeti yoktu. Savaşın yerle bir ettiği ülkelerini bir an önce ayağa kaldırmak için can atıyorlardı.

Pekala, savaştan bitap düşmüş bir ülkeyi yeniden inşa etmek için ihtiyacınız olan en temel şey nedir?

Savaş sonrasındaki şu dönemde, ülkelerin çoğunda bu en temel unsur eksikti. Elf ırkı da bu durumdan mustaripti.

Bahsi geçen o temel unsur, hiç şüphesiz nüfustu.

Ve böylece büyük bir bebek patlaması dönemi başladı. Tabii bunun ilk şartı olarak, evlilik oranlarında da muazzam bir patlama yaşandı.

Bu akımın öncülüğünü, elflerin ayrıcalıklı sınıfı olan Yüce Elfler yapıyordu. Ancak sıradan halktan elfler de çok geçmeden bu modaya ayak uydurdu.

Evlenmek. Genç yaşta çocuk sahibi olmak. Soyunu çoğaltmak.

Gelgelelim, zaten sayıca az olan elf nüfusu, savaşta bilhassa ağır kayıplar vermişti.

Bu yıkımın baş sorumlusu, Succubus ordusuyla girişilen bitmek bilmez çatışmalardı. Erkek askerlerin neredeyse tamamı savaş meydanlarında can vermiş, uzun savaştan sağ çıkanların çoğunluğunu kadınlar oluşturmuştu. Haliyle, evlilik çağındaki genç kadınlar, erkek ortak bulma konusundaki o aşırı talep yüzünden evlilik piyasasının dışına itiliyordu.

Eğer elfler de cüceler gibi tek eşliliğe bağlı kalmayan bir fıtrata sahip olsalardı, belki bu durum o kadar büyük bir sorun teşkil etmezdi. Fakat elfler bir kez eş seçti mi, ömür boyu ona sadık kalır ve hayatlarından diğer tüm talipleri çıkarırlardı. Bu, elf ahlak yasasının en temel ve hayati kuralıydı.

Bu yüzden Elf Kralı Leucanthemum, derhal radikal bir politikayı uygulamaya koydu.

“Yarı-Elf Nüfusunu Artırma Acil Eylem Planı” adı verilen bu yasa uyarınca; elf kadınlarıyla evlenmeyi kabul eden diğer ırkların erkeklerine vatandaşlık ve ciddi mali destekler vaat ediliyordu.

Vatandaşlık, mali fonlar ve önlerinde sıraya dizilmiş o dünya güzeli elf kadınları arasından dilediklerini seçme fırsatı, yabancı erkekler için reddedilemeyecek kadar cazip bir teklifti. Akın akın geldiler.

Politika muazzam bir başarıya ulaştı.

Savaşta elf kadınlarının zarafetine ve güzelliğine zaten hayran kalmış olan insanlar, bu fırsata kelimenin tam anlamıyla balıklama atladılar. Pek çok şehvet düşkünü insan erkeği, bir elf bakiresiyle evlilik saadetine erişme fikriyle ağızlarının suyu akarak elf diyarının yolunu tuttu.

Elbette bu politikaya karşı çıkanlar da vardı. Ülkenin gelecekte yarı-elf bebekler tarafından istila edilmesinden endişeleniyorlardı.

Ancak elf ırkı uzun ömürlü ve sabırlıydı. İleride bir noktada bu uygulamaya son verilebilir ve doğan yarı-elf nesli, zamanla yeniden saf ve asil elf soyuyla harmanlanabilirdi. Bu süreç birkaç nesil boyunca sürdürüldüğü takdirde, damarlardaki yabancı kan tamamen ayıklanabilir ve elf ırki yeniden o eski saf haline kavuşabilirdi.

İşte bu yüzden, şu an tüm elf ülkesi kendilerine en kusursuz elf eşini bulmak isteyen yabancı erkeklerle dolup taşıyordu. Piyasa tamamen erkeklerin elindeydi; pek çok elf kadını ya köşesinde kalakalmış ya da tek bir erkeğin ilgisini çekebilmek için hemcinsleriyle kıyasıya bir rekabete girmek zorunda kalmıştı. Sağda solda durmaksızın nikah törenleri kıyılıyordu.

Yabancı erkeklerin en gözde mal olduğu ve her elf kadınının birini nikah masasına oturtmak için can attığı şu döneme Bash’in tam da bu kasabada denk geleceğini kim tahmin edebilirdi ki?

Talih kuşu dedikleri tam olarak buydu işte.

“Anlayacağın patron, şu an tüm elf diyarı ırklar arası evlilik çılgınlığıyla kavruluyor! Etrafta sayamayacağın kadar çok, birbirinden güzel, narin ve rızası olan elf hatunları var! Reis, eğer sana burada münasip bir eş adayı bulamazsak, şu kanatlarımı çiğnemeden yutarım!”

“Güzel!”

Bash ve Zell, kaldıkları handa hummalı bir strateji toplantısına girişmişlerdi.

Bash, elf diyarına Houston’ın tavsiyesi üzerine, biraz da elinde daha iyi bir seçenek olmadığı için gelmişti. Fakat şimdi, insan generalin kendisine aslında ne kadar muazzam bir iyilik yaptığını yeni yeni idrak ediyordu.

Kasabaya ayak bastığı andan itibaren içinde tuhaf bir his vardı zaten.

Sokaklarda yürürken, her köşeden gizlice izlendiğini hissedebiliyordu.

Aslında bu son derece doğaldı, değil mi? Orkların elf topraklarında boy göstermesi kırk yılda bir görülecek şeydi. Hatta bazı elfler onun haydut bir ork olduğu zannına kapılıp hemen galeyana gelmiş olabilirdi.

Bu yüzden Bash’in etrafının askerlerce sarılıp sorguya çekilmesi şaşılacak bir durum değildi. Ancak askerler hayret verici bir hızla geri adım atmış, “Ah evet, bir ork olabilir ama o da nihayetinde diğer seyyahlar gibi bir yolcu,” ve “Leydi Sonia ona kefil oluyorsa, bizim için mesele kapanmıştır!” diyerek yollarına devam etmişlerdi.

İçinde bulundukları bu elverişli durum olmasaydı, böyle bir muamele rüyada bile görülmezdi.

Büyük Savaş’ın resmen sona ermesinin üzerinden üç yıl geçmişti geçmesine ama elfler o huysuz ve geçimsiz tavırlarıyla nam salmış bir halktı. Şimdiyse düpedüz dost canlısı davranıyorlardı.

Gerçekten de, eğer bu yeni düşünce yapısı sadece bu kasabayla sınırlı kalmayıp tüm elf topraklarındaki elflerin zihnine yerleştiyse, Bash’in bu yolculukta karşısına ciddi hiçbir engel çıkmayacaktı.

“Yalnız biliyorsun patron, elfler ile orklar tarih boyunca hiç geçinemezler. Kediyle köpek gibidirler, asla uyuşmazlar. Ve bunu söylemek istemezdim reis ama şu an yabancı erkeklerle evlenme modası olsa bile, bu kaba saba halinle kız tavlamaya kalkarsan avucunu yalarsın.”

“Ne demek istediğini anlıyorum. O halde ne yapmam gerekir?”

“Ooo, deneyeceğimiz bir sürü yol var. Ama genel olarak konuşmak gerekirse, tıpkı insanların yanındayken yaptığın gibi ağırbaşlı davranmalısın. Gerçi elfler aslına bakarsan biz perilere çok daha benzerler. İkimiz de ormana derin bir sevgi besleriz, orman da bize aynı şekilde karşılık verir… Bizler adeta tabiatın muhafızlarıyızdır! Dünyanın ritmiyle öyle bir uyum içindeyizdir ki! Bu yüzden elflerin yaşam tarzına, adetlerine ve felsefesine saygı duyduğunu göstermen lazım! Bir de üzerine koku sürünürken, kesinlikle çiçeksi esansları tercih etmelisin! Giysilerin de öyle çok açık saçık olmamalı, fazla ten göstermemelisin! Elfler vücutlarını sadece ama sadece çok özel gördükleri eşlerinin yanında açarlar!”

Bash şöyle bir kendine baktı.

Üzerindekiler tam bir orka yaraşır kıyafetlerdi. Demek elfler açık ten görmekten nefret ediyordu ha?

Zell şüphesiz haklıydı. Bash, çıplak tenini mümkün mertebe gizlemek için elinden geleni yapmalıydı.

Ancak tam o anda hafızası, az önce parkta karşılaştığı o üç enfes elf bakiresinin açıkta kalan o çekici vücut hatlarını ve seksi, dekolteli kıyafetlerini zihninde yeniden canlandırdı.

Demek o elf kadınları, o sıradan insan erkeğini şimdiden “çok ama çok özel bir eş” olarak görüyorlardı ha?

Bash’in göğsü heyecanla kabardı. Bu beklentinin getirdiği coşkuyla neredeyse patlayacak gibi hissetti.

“Çok iyi!”

“Pekala, işe önce seni biraz çeki düzene sokarak başlayalım! Doğru terziye gidiyoruz! Her şeyi bana bırak sen! O üstün araştırma yeteneklerimi kullanarak kasabanın en iyi terzisini çoktan buldum bile!”

Ve böylece Bash, Zell’in kendisini kaldıkları yerin pek de uzağında olmayan o terzi dükkanına doğru yönlendirmesine izin verdi.

Gerçekten hiç de uzak sayılmazdı. Aslına bakılırsa hemen yan kapıdaydı.

Bash, o devasa cüssesini kapı eşiğinden geçirebilmek için iyice eğilmek ve biraz da bükülmek zorunda kaldı. Kendini yeniden doğrulttuğunda, içeride sıra sıra sergilenen kıyafet raflarını görünce epey etkilendi. Kendi memleketi olan ork topraklarında bu denli bir çeşitlilik bulmak imkansızdı.

Satışa sunulan malların büyük çoğunluğu; koyu yeşil, açık kahverengi ve hardal sarısı gibi doğanın o mat tonlarında dikilmiş elf kıyafetlerinden oluşuyordu. Ayrıca insan tarzında dikilmiş kıyafetler de mevcuttu.

“Eee, nereden başlıyoruz patron?”

“Elf kıyafetlerinde neyin moda kabul edildiğini hiç bilmem. Bana bir elf zırhının dayanıklılığını ölç dersen anlarım ama bu kumaş işleri…?”

“Ah, ama bu dükkanın diğer ırklardan gelen pek çok müşteri tarafından da sıkça ziyaret edildiği söyleniyor! Burada her ırka göre urba ve libas bulunur! Eminim senin o heybetli hatlarını en iyi şekilde ortaya çıkaracak bir şeyler bulacağız reis!”

Tam da Zell’in dediği gibiydi. Dükkanda insanlardan cücelere kadar pek çok farklı ırka uyum sağlayacak geniş bir beden yelpazesinde elf kıyafetleri bulunuyordu.

Yalnızca, stoklarda ork ölçülerine uygun hiçbir kıyafet göze çarpmıyordu.

Ellerindeki en büyük beden, en fazla bir doksan beş boylarında birine ancak uyardı.

“Peh! “Bir ork!”

Zell ve Bash kıyafetleri incelemeye dalmışken, dükkân sahibi arka taraftan çıkageldi.

Yaşı kestirilemeyen, başına çiçeklerden ve yapraklardan yapılma bir çelenk takmış erkek bir elfti bu.

Bash’e şöyle bir baktı ve anında tetikte bekleyen bir asker gibi kaskatı kesildi.

“Köyün hanımefendisi tarafından bir orka şehre serbestçe girme izni verildiğini duyduğumda merak etmiştim. Ama sen de şu sıradan, yeşil orklardan biriymişsin meğer. Bak buraya evlat, dükkânımda bir sorun çıkarmayı aklından bile geçirme. Bilmeni isterim ki Büyük Savaş sırasında bu civarlarda bir düzine ork devirdim. Tam bir katliamdı…”

Sonra terzinin sesi ansızın kesildi, gözleri faltaşı gibi açıldı.

Aynı anda, boğazından boğuk bir ses yükseldi.

“Hayır… Olamaz!!!” Hanımefendinin şehre girmene izin vermesinin sebebi… Aman Tanrım!”

“Neden bahsettiğini anlamadım. Ancak kasaba girişindeki köprüde asil bir kadının bana kefil olduğu doğrudur.”

“Gökler aşkına! Hanımefendinin bu kadar… basiretsiz olacağı! Bu kadar… kabullenici olacağı hiç aklıma gelmezdi!”

Terzi bir anlığına titredi, ardından donakaldı. En sonunda, her şeyi kabullenmiş bir edayla iç geçirdi.

“Ee, dükkânımda ne arıyorsun?”

“Yeni bir kıyafet satın almaya geldim. Elf ırkının açık saçık kıyafetlerden nefret ettiğini duymuştum.”

“Neyden nefret ediyormuşuz? … Eh, her neyse. Burada senin cüssende birine uyacak hiçbir şeyimiz yok. Ama dur bir dakika… Aslında belki bir parça olabilir…”

Terzi, Bash’i esmer yeşil başının tepesinden, zemine hafifçe ayrık basan büyük ayaklarına kadar yukarıdan aşağıya süzdü. Çenesini sıvazlayan terzi arkasını döndü ve bir anlığına dükkânın arka tarafında gözden kayboldu.

“Bunun sana tam geleceğine bahse girerim.”

Terzi, üzerinde siyah şerit detayları olan koyu yeşil bir elf kıyafetiyle geri döndü.

Dükkânda satılık olan diğer her şeyden bariz bir şekilde çok ama çok daha büyüktü.

Terzi, kıyafeti Bash’in görebilmesi için iki kolunu da iki yana iyice açarak havaya kaldırdı. Artık adamın sadece parmak uçları seçilebiliyordu. Devasa kumaş parçası, terzinin neredeyse tamamını gözlerden gizlemişti.

“Bir süre önce bir hayvamsı geldi, bunu özel olarak sipariş etti. Ama nankör herif bitmiş halini beğenmediğini söyleyip parasını da alarak çekip gitti. Bir orka göre biraz ufak tefeksine benziyorsun, o yüzden sana uyması gerek. Ah, afedersin. Lütfen kızma. Kötü bir niyetim yoktu. Sadece, bilirsin ya, dışarıda senden çok daha büyük bir sürü ork var, değil mi? Gerçekler ortada.”

“Alınmadım.”

“G-güzel. Aferin sana. Her neyse, aradığın kıyafet bu işte. Neden bir denemiyorsun?”

Bash, terzinin uzattığı devasa elbiseyi itaatkar bir şekilde teslim aldı.

Sonra tam oracıkta, orklara özgü giysilerini sıyırıp bir kenara fırlattı ve onun yerine bu süslü elf kıyafetini üzerine geçirdi.

Bu tarz kıyafetlere alışkın değildi ama böyle bir elbiseyi nasıl giyeceğini kestirecek kadar bilgisi vardı.

Yine de kıyafet bir hayvamsının vücuduna göre dikilmişti. Düğmelerini iliklemeyi başarmıştı ancak omuz ve uyluk kısımları fazlasıyla dardı. Paçaları ve kolları ise olması gerekenden çok kısa kalmıştı.

“Ah…”

Terzinin yüzü düştü. Gözlerini bir suçluluk duygusu kapladı.

Bu terzi, nesiller boyu elflere hizmet etmiş köklü bir terzi soyundan geliyordu.

Kendi tavsiye ettiği bir kıyafetin müşterinin ihtiyacını karşılayamadığını görmek… Bu durum, terzinin zanaatkarlık gururuna ve işine olan saygısına ağır bir darbe indirmişti.

“Üzerine göre ayarlayacağım…”

“Ateş ediyorsun reis! Gerçi sana ne giysen yakışır ya! Elbise adamı adam eder derler ama bence tamamen tersi geçerli! Ne kadar da şık bir beyefendi oldun böyle! Bu ne karizma, bu ne asalet yahu! Tam bir tecrübeli, usta bir orman adamına benzedin! Hatta yatak odalarının fatihine! Gözünüzü açın tatlı elf hatunları! Rüyalarınızın erkeği sonunda teşrif etti!”

Orka eşlik eden bu aşırı hareketli perinin, patronunun egosunu parlatmaya başlamasıyla terzinin sözleri boğazına dizildi.

Böyle bir dalkavukluk ve yağ çekme tufanından sonra, terzi kıyafet hakkında daha fazla bir şey söyleyemeyeceğini hissetti.

“… Haklı olabilirsin, uçarı peri dostum. Yoldaşın ve benim bu elbisem aslında mükemmel bir uyum yakalamış olabilir.”

Terzinin kaşları çatıldı, ortada birleşti. Aslında o da bu görüntüyü zihninde yeniden tartmaya başlıyordu.

Kıyafetin fazlasıyla dar olduğu ve göğüs kısmında gerildiği bir gerçekti. Ancak orku, dükkâna ilk girdiğindeki o kaba saba, orkvari kıyafetlerin içindeki halinden çok daha derli toplu göstermişti.

Ve aslına bakılırsa (bunu asla itiraf etmeyecek olsa da) terzi, elf kıyafetleri giymiş bir insan veya cüce görmeyi her zaman biraz tuhaf bulurdu.

Bu ork da bir istisna değildi. Orkları hep kendilerine has o ork zırhlarıyla görmeye alıştığınız için, güzel bir elf kıyafetinin içinde elbette biraz garip duracaktı. Ama bu bir kenara, hiç de fena görünmüyordu. Hatta oldukça havalı durmuştu.

Kısa kollar ve paçalar, orkun dalga dalga kabaran kaslı fiziğini daha da gözler önüne seriyor, omuzlar ile uyluklardaki darlık bu etkiyi iyice pekiştiriyordu. Kıyafet komik durmaktan ziyade, ork fiziğinin o takdire şayan hatlarını vurgulamaya yarıyordu.

“Pekala, beğendiyseniz ne mutlu bana.”

“Hmm. Bunu alıyorum.”

“Ah evet, şey, ödeme konusuna gelirsek. Şimdi, ne kadar istesem acaba… Ha?”

Bash, eşyalarının arasından bir çıkın çıkardı ve terziye doğru uzattı.

Terzi bunu alıp ellerinde evirdi çevirdi, merak içinde onu bağlayan ipleri çözdü ve içini açtı.

Bu bir posttu. En az orkun kendi cüssesi kadar büyük bir post. Hayır, hatta daha da büyüktü.

Bu postun sahibi yaşarken muhtemelen muazzam bir cüsseye sahipti. Gerçekten mükemmel bir parçaydı.

“Nedir bu?”

“Bugbear postu.”

“Gerçekten fevkalade. Bu canavarı bizzat kendiniz mi devirdiniz?”

“Evet. Düşen bir yoldaşımın anısına saklıyordum.”

“Böylesine kıymetli bir şeyi takas etmek istediğinize emin misiniz?”

“Evet. Neden olmasın?”

Bash, kaskatı kesilen terziye kaşlarını çatarak baktı.

Terzi, orkların değer algısını kavrayabilecek durumda değildi. Öğrenmek gibi bir niyeti de yoktu zaten.

İçinde bulundukları bu yeni ve kafa karıştırıcı çağda, yabancılarla muhatap olmak bir nevi zorunluluktu. Ancak bu, terzinin kasabadan gelip geçen her ırkın tüm inceliklerini öğrenmek için ekstra çaba sarf etmesi gerektiği anlamına gelmiyordu.

Ne de olsa bu yabancı barbarlarla evlenip aynı yatağa girecek olan kendisi değildi, öyle değil mi?

“Postun kalitesi fevkalade, orası kesin. Lakin tam şurada devasa bir yırtık var. Bu yüzden kıyafete karşılık bu post; düz bir takas olacak. Üste para vermek yok, anlaştık mı?”

“Güzel.”

Bash, yerdeki ork kıyafetlerini toplayıp dükkândan çıktı.

İhtiyacı olan kıyafeti aldığına göre, bu titiz elf terziyle daha fazla işi kalmamıştı.

Hayır, onun asıl işi Şivanaşi Orman Kasabası’nın evlilik çağındaki o elf hatunlarıylaydı.

“…”

Terzi, Bash’in kapı eşiğinden eğilerek geçip adımlarına yeni bir özgüven katmış halde dükkândan çıkışını izledi. O gittikten sonra dükkân sanki daha bir sessiz, daha bir durgun gelmişti göze.

Başka müşteri de olmadığından, orkun bu ziyareti adeta bir rüya gibi gelip geçmişti. Bu tuhaf misafirin gerçekten orada bulunduğuna dair tek kanıt, tezgâhın üzerine serilmiş o devasa posttu.

“Hayatım, az önceki kimdi?”

Terzinin karısı arka taraftan çıkageldi.

Savaşın gerçek dehşetini bilmeyecek kadar genç, körpe bir elfti.

“Sadece bir müşteri. Aslında biraz nevi şahsına münhasır biriydi.”

“Onu kastetmedim. O bir orktu, değil mi? Onu tanıyor muydun?”

“Elbette hayır. Şahsen tanımıyorum. Lakin kendisini daha evvel savaş meydanında gördüğümü hatırlar gibiyim. Gidip Aconitum’a bu durumdan bahsetsem iyi olacak. Yakında dönerim.”

“Ne? Hayatım, bekle!”

Ancak terzi çoktan gitmişti; büyük bir heyecan içinde, adımlarına fırlak bir neşe katarak dükkândan fırladı.

Hanına dönen Bash, Zell’in talimatları doğrultusunda hazırlıklara başladı.

Güzelce bir banyo yaptı. Zell’in tedarik ettiği kokulu suyu üzerine sürdü. Yeni ve şık kıyafetlerini üstüne geçirdi. Kokulu yağla saçlarını arkaya doğru taradı.

Bash, elf erkeklerinin çoğunun uzun saçlarını arkada topladığını fark etmiş, bu yüzden onların bu görüntüsünü taklit etmeye karar vermişti.

Lakin Bash’in saçlarının tamamı uzun değildi. Orkların çoğu savaş zamanında saçlarını kısa kestirirdi ve Bash de en azından tepeleri her zaman kısa tutmuştu. Bu yüzden arkaya doğru tarayacak pek bir saçı yoktu. Yine de bu, Bash’in o görüntüyü taklit edebileceği en yakın haldi.

Hazırlıklar tamamlanınca Bash, kasabanın hemen dışındaki bir çayıra giderek elf kadınlarının bayıldığı söylenen çiçeklerden bir buket topladı.

İşte bu kadar. Artık hazırdı. Geriye kalan tek şey ilk adımı atmaktı.

Bash, arkasında Zell ile birlikte kasabaya doğru yöneldi.

“Patron, bu iş bitti bil! Turnayı gözünden vurdun sayılır! Tek yapman gereken aralarından birini seçmek! Şimdi bak, elfler doğrudan yaklaşılmasından hoşlanır, o yüzden onlarla teke tek konuşman gerek, anladın mı? Ama öyle kükreyip durma sakın. O gür, orkvari sesini yükseltirsen hatunları ürkütmekten başka bir işe yaramazsın. Gözüne kestirdiğin bir hedefi yalnız yakala ve gidip dostane bir muhabbet başlat!”

“Anlaşıldı.”

Gün batımı çoktan gelmişti.

Gündelikçilerin tamamı tam da bu saatlerde evlerine dönüyordu.

Savaş bitmiş olmasına rağmen, kasabaya geri süzülen kalabalığın arasında epey bir asker göze çarpıyordu. Kasabadan geçen elflerin pek çoğu zırhlarını kuşanmış, nizam içinde yürüyordu.

Yine de Bash için müstakbel eşinin ne iş yaptığı pek mühim değildi.

Doğru, ork halkı, savaş kahramanları Bash’in eş olarak bir elf savaşçı bakireyi seçmesi halinde daha çok coşardı. Fakat şahsen bu durum, Bash’in gözünde büyütülecek bir mesele değildi.

Gerçekten, hangi meslekten olduğu fark etmezdi.

Müstakbel eşi çalışmıyor bile olabilirdi, zerre umurunda değildi.

Onunla evlenmeye razı olduğu müddetçe hiçbir sakıncası yoktu. Onunla çiftleşip şu bakirlik yükünden kurtulabilirse, bu onun için fazlasıyla fevkalade bir şey olurdu. Herhangi biri işini görürdü. Sadece bir büyücüye dönüşmek istemiyordu. Ne olursa olsun ama o olmasındı.

Üstelik elf kadınlarının neredeyse tamamı birer afetti. Bash’in seçici davranmasına hiç gerek yoktu. Sokaktan rastgele birini seçse bile mutlu mesut yaşardı.

Hem etrafta bu kadar çok elf varken, herhalde en azından bir tanesiyle turnayı gözünden vurabilirdi, değil mi?

“Güzel. Şuradaki.”

Bash, tek başına yürümekte olan kadınlardan birini gözüne kestirip hemen ona doğru yöneldi.

Seçtiği hatun uzun boylu, omuz hizasındaki altın sarısı saçlarını at kuyruğu yapmış biriydi. Elflere özgü o kırmızı deri zırhı kuşanmıştı ve elinde bir yay taşıyordu. Sırtında ise oklarla dolu bir sadak asılıydı. Yüzünün bir kenarında epey büyük bir yanık izi vardı lakin Bash bunu fark etmedi bile.

Kasaba yolunda ilerlerken yüzünde yorgun bir ifade vardı ancak gayet şefkatli bir simaya sahipti.

Bash kalbinin küt küt attığını hissetti. Evet, bu kadın kesinlikle iyi bir eş adayı olabilirdi.

“Bakar mısın, hey sen.”

“…” “N-ne? Ha? Bir ork mu?”

Elf kadın arkasını dönüp Bash’i görünce kaskatı kesildi. Elindeki yayı daha sıkı kavradı ve kaşları çatıldı.

Fakat Bash’in o gergin tebessümünü, şık kıyafetini, arkaya taranmış saçlarını ve etli pençelerinden biriyle sımsıkı kavradığı titreyen çiçek buketini görünce kaşları hayretle havaya kalktı.

Onun ne amaçla geldiğini anında anlamıştı.

“Ah, şey… Ben buraya…”

“Ah, kusura bakmayın Bay Ork! Korkarım sizi tam burada durdurmak zorundayım! Teklifiniz için teşekkür ederim ama kabul edemem!” Elf bakire, başını iki yana sallayıp avucunu ileriye doğru uzatarak Bash’in sözünü daha başlamadan kesti.

Yüzünde tam manasıyla kibirli denebilecek bir ifade belirdi.

Bash bu durumdan etkilenmişti elbette. Lakin civarda bu sırıtmaya şahit olan diğer elf kadınları muhtemelen küplere biniyor ve içten içe onun suratına bir tane patlatmanın hayalini kuruyordu. Kadının o hafif tebessümü ve yukarı kalkmış kaşları resmen, “Ah, ne zavallıyım! Bu kadar güzel olmak gerçekten çok zor!” havası yayıyordu.

“Hmph.”

“Ooh, ama sakın beni yanlış anlamayın! Çok naziksiniz Bay Ork! Lakin şuna bir bakın!”

Bash ona sessizce tepeden bakarken, elf kadın eliyle kendi kafasını işaret etti.

Saçlarına beyaz bir çiçek takmıştı. Bash, bunun buketini topladığı çayırda açan çiçeklerle aynı türden olduğunu hatırladı.

“Herhalde bilmiyorsunuz Bay Ork ama nişanlı elflerin hepsi saçlarına beyaz zambak takar! Evli elfler de beyaz çiçek takar. Ama zambak değil. Hani şu insanların, herkes durumun farkına varsın diye sol ellerinin yüzük parmağına yüzük takma adetleri vardır ya, tıpkı onun gibi işte, anladınız mı?”

Bash etrafına bakındı. Gerçekten de civardaki elf kadınlarının neredeyse yarısının saçında beyaz bir çiçek vardı.

Kimi tek bir tomurcuk takmış, kimi çiçekten bir taç yapmış, kimi de saç örgülerinin arasına iliştirmişti.

Zihnini az önce tartıştığı o üç şehvetli elf bakireye kaydıran Bash, onların hiçbirinin saçında beyaz bir çiçek olmadığını anımsadı.

“Siz orklar genelde ne tarz kadınlardan hoşlanırsınız bilmem ama bana yaklaşmış olmanızdan gurur duydum doğrusu Bay Ork! Benim gibi sıradan bir kadını fark ettiğiniz için teşekkürler, heh!”

“…”

“Biliyor musunuz, daha birkaç gün öncesine kadar hâlâ boşta bir kadındım. Hatta bir orkla dünyaevine girmeye bile sıcak bakabilirdim. Ama daha geçen gün, sonunda, nihayet muradıma erdim! Nişanlandım! Bu yüzden anlıyorsunuz ya Bay Ork, evlilik teklifinizi kabul etmem imkansız. Umarım beni anlayışla karşılarsınız.”

“… Anlıyorum.”

Bash kibarca başını salladı ve gitmek üzere arkasını döndü. Bu kadar kolay pes etmesi karşısında elf kadının şaşkınlıktan ağzı açık kaldı.

“Vay canına Bay Ork, amma da laftan anlayan biriymişsiniz! Bir ork gözünü bir kadına dikti mi, onu kararından caydıracak hiçbir şey olmadığını duymuştum oysa!”

“Ork Kralı, rıza dışı çiftleşmeyi yasakladı.”

“Ah, demek öyle. Yani bir kadının peşini bırakmamak da artık siz orklar için yasa dışı mı sayılıyor?”

“İkisi de aynı kapıya çıkıyor… Öyle değil mi?”

“Hı-hı, evet, evet. Haklısınız. Vay be Bay Ork. Epey kafası çalışan birisiniz, değil mi?”

Elf kadın takdir edercesine başını salladı.

Eğer kendi umutsuz evlilik arayışı başarıyla sonuçlanmamış olsaydı, bu sözleri duyduğunda Bash’e karşı çok daha hırçın davranırdı. “Bir orkun sözüne kim güvenir be?!” diye feryat edebilirdi mesela. “Beni kandırabileceğini mi sandın?! Seni geberteceğim!” diye çığlığı basabilirdi.

Ama artık o günler geride kalmıştı. O artık yeni bir kadındı. Ve çok ama çok daha sevecendi.

Ne de olsa artık nişanlıydı. O şanslı azınlıktan biriydi. Bu yüzden biraz büyüklük gösterebilirdi.

Hayatın kazananlarından biri olarak, herkese karşı içi iyilikle doluydu.

Zaten genel olarak da gayet şefkatli bir insandı. Hiçbir şahsi çıkarı olmamasına rağmen, bir ork dahi olsa tamamen yabancı birine yardım etmek için elinden geleni yapacak kadar iyi niyetliydi.

“Bilir misiniz Bay Ork? Size bir tüyo vereyim.”

“Tüyo mu?”

“Eğer kendinize bir eş bulmak istiyorsanız, bu caddeden hiç sapmadan ilerleyin, karşınıza bir meyhane çıkacak. Adı ‘Yüce Kartalın Tüneği’. Evlenmemiş olanların takılıp kaynaşmaya ve kendilerine bir ortak bulmaya çalıştıkları yer tam da orasıdır. Müşteri kitlesi… Yani nasıl desem… bu saatten sonra, orada kalanlar genelde düzgün bir koca bulmayı becerememiş kadınlardan oluşuyor. Çoğunun psikolojisi epey bozuk, anlarsınız ya. Ama her halükarda, oraya giderseniz tıpkı benim eski halim gibi gözü kararmış, çaresiz birini bulabilirsiniz belki! Tıpkı benim gibi umutsuz vakaları!”

“Güzel. Değerli tüyoların için teşekkür ederim.”

“Lafı bile olmaz! Her neyse, benim artık kaçmam gerek! Kocişkom beni bekler!”

Sonra elf kadın, at kuyruğu arkasında neşeyle dalgalanarak hızla uzaklaştı.

Bash arkasından bakarken, kadın ansızın havada botlarının ökçelerini birbirine vurarak sekti; keyfinin son derece yerinde olduğu her halinden belliydi.

“Duydun mu?”

“Duydum reis! Hem de çok net!”

Elf kadın ara sokaklardan birinde gözden kaybolurken, Bash periden yoldaşına döndü.

Bash’in ilk hatun tavlama girişimi boşa çıkmıştı belki ama son derece hayati iki bilgi edinmeyi başarmıştı.

Birincisi, bir elf kadınının saçında beyaz çiçek varsa, onu tavlamaya çalışarak vakit kaybetmemesi gerektiğini öğrenmişti. Bu durum başarı şansını muazzam ölçüde artıracak, en azından başı bağlı kadınlara yaklaşarak harcayacağı zamandan tasarruf etmesini sağlayacaktı.

Öğrendiği ikinci şey ise evlenmek için eş arayan kadınların en yoğun bulunduğu yeri öğrenmesiydi.

Elf kadının bahsettiği bu meyhaneye damlarsa, güzel bir elf bakiresiyle nişanlanması artık an meselesi demekti.

Temel arz-talep meselesiydi işte, değil mi? Bash bir elf eş istiyordu. Bu meyhaneye dadanan elfler de elf olsun olmasın bir koca arayışındaydı. Bash bu kritere tamı tamına uyuyordu, öyle değil mi?

Bir ork olmak Bash için şüphesiz bir eksi puandı. Fakat şu sıralar elf ırkı farklı ırklarla evlenmeye acayip kafayı takmıştı.

İnsanlarla, hayvamsılarla, hatta müttefik olmalarına rağmen elflerin her zaman bir miktar tiksindiği cücelerle bile bir araya geliyorlardı.

Bash şansını denemekten çekinmiyordu.

“Gidiyoruz.”

İstikametleri mi? Yüce Kartalın Tüneği.

Bash kendini hazırladı. Savaşa gidiyordu.

Elf kadın arkasına döndü.

Meyhane yönünde iri adımlarla ilerleyen Bash’i izliyordu.

Demek verdiği tavsiyeyi dinlemiş, hiç vakit kaybetmeden yola koyulmuştu. Doğrudan Yüce Kartalın Tüneği’ne gidiyordu.

“Tuhaf. Orklarla ilgili duyduğum her şey, gözlerine kestirdikleri kadını aşağılamak ve kirletmek için sürükleyerek götürdüklerini söylerdi. Sanırım bazısı diğer kültürlerin değerlerini benimsemeye başlamış.”

Savaşın son anına kadar succubus ordusuna karşı çarpıştığından, savaş meydanında aslında hiç orklarla karşılaşmamıştı.

Belki büyük muharebeler esnasında bir iki kez uzaktan uzağa gözü ilişmiş olabilirdi. Ama asla yakından görmemişti. Ork ırkı hakkında bildiği her şey kulaktan dolma bilgilerden ibaretti.

Kadınlara besi hayvanı gibi davranan kaba, vahşi canavarlardı onlar.

Fakat az önce konuştuğu bu ork, kafasında canlandırdığından tamamen farklı görünüyordu.

“Hımm. Demek ki samimi bir çaba gösteren herkes değişebiliyormuş. Yani, benim şu halime baksanıza…”

Adı Azalea’ydı.

Bash ve Zell’in elbette haberi yoktu ama kendisi aslında savaş meydanında kan dökücü bir manyak olarak epey nam salmıştı. Tüm elf topraklarında bilinen bir şöhreti vardı.

Histerik kahkahalar atarak succubusların kuyruklarını koparma huyu yüzünden ona Sırtlan Azalea lakabı takılmıştı.

Düşmanın peşini asla bırakmayan o acımasız doğası yüzünden, adı succubus ordusunun yüreğine korku salmaya yetiyordu. Savaş bittiğinde binlerce leşi devirmiş durumdaydı.

Daha birkaç gün öncesine kadar, kan çanağına dönmüş gözleri ve üzerinde taşıdığı o ağır çaresizlik hissiyle umutsuzca koca arayan, savaştan çıkma hırpani bir eski savaşçıydı.

Avından mahrum kalmış aç bir canavardan farkı yoktu.

Kendine has taktiği, gözüne kestirdiği erkek adayın boğazına yapışıp onu havaya kaldırmak ve evlilik imasıyla tehdit etmekti. Buna “Koca Boğan” adını vermişti.

Tahmin edeceğiniz üzere, başarı oranı sıfırdı.

Eskiden beri birlikte olduğu kadın elflerden oluşan eski savaş arkadaşları, onun bu cazibeden yoksun haliyle sık sık dalga geçerlerdi. “Azalea evlenecek ha? Ha-ha-ha! İmkânsız! Saçına beyaz çiçek takacak en son kişi o olur, yazın bunu bir kenara!” Ama yine de Azalea, koca bulma sevdasından asla vazgeçmedi, durmaksızın uğraştı.

Derken, Azalea’nın dünyaevine gireceği haberi kulaklarına ulaştığında o kadar şok oldular ki kıskançlık ve öfke çığlıklarına boğuldular.

“Heh. Yolun açık olsun Bay Ork. Umarım sen de benim o canım koca gibi düzgün birini bulursun.”

Evet, Azalea hayatına bir erkek girdikten sonra gerçekten çok değişmişti.

Uzun savaş yıllarının kendisinden çalıp götürdüğü o ufak zarafeti yeniden kazanmıştı. Artık yeniden gülümseyebildiğini ve kahkaha atabildiğini fark etmişti.

Bağdaş kurup oturmayı, apış arasını kaşımayı ve yemek yerken o iğrenç şapırtıları çıkarmayı bırakmıştı.

Durup dururken sağa sola sataşmaktan bile vazgeçmişti. Bir başkası ona meydan okuduğunda ve yumruklarını konuşturmaktan başka çaresi kalmadığında bile, eskiden yapmaktan pek keyif aldığı gibi rakibinin ağzındaki tüm dişleri dökmekten kaçınıyordu artık.

Savaş meydanının vahşi canavarından yeniden sıradan bir elfe dönüşmüştü.

Ve tüm bunlar hayırlı bir erkeğin sevgisi sayesindeydi.

Elf halkı, kendisini feda ederek bu mucizeyi gerçekleştiren o bahtsız meçhul kişiye içten içe şükran sunuyordu.

“Pekala, bu kadar aylaklık yeter! Artık eve dönüp kocaşımın ev yemeklerinin tadını çıkarma vakti!”

Azalea sırıtarak yoluna devam etti, şimdiden ağzının suları akmaya başlamıştı.

Orc Eroica

Orc Eroica

Orc Eroica (LN), Orc Hero Story - Discovery Chronicles, Orc Eiyuu Monogatari Sontaku Retsuden, オーク英雄物語 ~忖度列伝~, 半獸人英雄物語 忖度列傳
Puan 8.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: Yayınlanma Tarihi: 2019 Anadil: Japanese

Ork Savaşçısı Bash, tam bir Kahramandır.

Savaş sırasında yoluna çıkan herkesi ezip geçmiş ve mağlup etmiştir. Tüm Orklar tarafından "Orkların Orku" olarak kabul edilir ve kendisine büyük saygı duyulur.

Ancak, Bash’in herkesten sakladığı bir sırrı vardır: Kadınlarla hiçbir deneyimi olmamıştır; koskoca Kahraman, aslında hâlâ bir bakirdir.

Savaşçılığa ve yatak odasındaki başarıya son derece önem veren Orklar için bakir olmak, inanılmaz derecede utanç verici bir durumdur.

"[Sadece bakir olmakla kalmayıp, üstüne bir de bakir bir Ork Kahramanı olmam tüm Ork toplumu için büyük bir utanç vesilesi. Ben de bir eş istiyorum!]"

Bu düşünceyle yollara düşmeye karar verir. Irkının gururunu ve onurunu korumak, ama en çok da nihayet şeytanın bacağını kırıp bir kadınla birlikte olabilmek için, kendine bir hatun bulacağı büyük bir maceraya atılır.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla