
Ben Yuu Kamiya, bir yıl üç ay aradan sonra yeni ciltle karşınızdayım. En başta sizi çok uzun süre bekletmekle kalmadım, üstüne bir de çıkış tarihini ciddi şekilde erteledim. Bu vesileyle okuyucularımdan ve tüm ilgililerden yürekten özür dilemek istiyorum.
……
…………
“… Ha? Espri kısmı nerede?”
Oh, üçüncü editörüm “I”, seni görmek güzel. Bu sefer espri falan yok.
“Ooo, senin şu şakaların da— (ciddi) Bay Kamiya, kafanı bir yere mi çarptın?!”
Hayır, bak şimdi, herkesi bu kadar uzun süre bekletince… anlarsın ya? Yani, sadece gecikmiş olsaydım neyse ama bir de tarihi erteledim. Evet.
“Ş-şey, teslim tarihlerini her zaman patlattığın doğru ama bu seferki çok… Bu nasıl oldu?”
Şey, görüyorsun ya. Bunun arkasında dipsiz bir kuyudan daha derin bir hikâye var.
Hiç duymuş muydun… Friedrich Nietzsche’yi?
“Bu bayağı ani oldu… gerçi senin için yeni bir şey sayılmaz sanırım. Evet, duydum.”
Nietzsche, Tanrı’nın—kırılgan, illüzyondan ibaret bir ideolojinin—öldüğünü söylemiştir. Buna rağmen insanlar başkalarının yargılamalarından veya kişisel ilişkilerin geriliminden korkup hâlâ Tanrı’nın varlığı teorisine sarılmaya devam ettiler. Popüler düşüncenin önyargılarına hizmet eden çeşitlenmiş ve içi boşaltılmış bir ilüzyon aradılar—ve böylece tekbiçimli davranış ilkelerini belirleyecek tanımlanmış bir benlikten yoksun kaldılar. Nietzsche bu insanları “sürü” diyerek hor gördü ve onları Tanrı olmadan ayakta duracak, başkalarının korkusuyla sarsılmadan kendi mutlak değerlerine dayanan bağımsız iradesiyle yürüyecek bir kişiyle kıyasladı. Başka bir deyişle, insanın bir “üstinsan” olması gerektiğini söyledi.
Y-yani sanırım öyle bir şey işte.
“…… Muhtemelen.”
D-dürüst olmak gerekirse tam olarak emin değilim. Hava atıp okuyayım dedim ama beyin kapasitemde temel bir yetersizlik var galiba! A-ancak, 6. Cilt’in yayınlanmasından sonraki duruma bakmak için bu yorumu bir mercek olarak ele alalım.
Anime, izleyicilerin sıcak karşılaması sayesinde başarıyla sona erdi! Bu sırada 6. Cilt, bir sonraki cilt için beklentileri kırılma noktasına kadar yükseltti! Sevgili okuyucularım kesinlikle şöyle düşünmüş olmalı:
Bahse varım 7. Cilt daha da muhteşem olacak!!
Fakat bu noktada, hafızanızı biraz geriye sarmanızı rica ediyorum. Size “Bu oyun acayip müthiş” dendiğinde, gerçekten acayip müthiş çıktığı tek bir durum bile oldu mu?! En iyi ihtimalle “Eh, yani idare eder işte” şeklinde olmadı mı?! Böylece okuyucuların beklenen değerleri Mach 1 hızını aşıp Van Allen kuşağını yarıp geçen bir kuvvet alanı oluşturdu! Nietzsche’nin bu kadar hor gördüğü o “sürü”den biri olarak, bu beklentiye korkuyla ve bir pirenin kalp ritmiyle karşılık verdim! Sürünün aşağılık bir üyesi olarak, sıradan bir insan gibi titredim—sıradan bir insan gibi titredim ve kırıldım! Sıradan biri gibi kargaşa içinde nefes nefese kaldım! Ve sonra, ızdırap nöbetlerim içinde şöyle düşündüm:
Benimkilerle kıyaslanamayacak hitler patlatan ve okuyucuların beklentilerini veya değerlendirmelerini—o baskıyı—hissedilmez bir rüzgâr gibi görüp gelecekteki eserlerini takılmadan, ara vermeden duyuranlara bir bakın.
Ah… evet, bakın onlara! Onlar Nietzsche’nin övdüğü, Zerdüşt’ün müjdelediği o gürlemelerdir! Kitleler tarafından sarsılmadan, kendi sağlam iradeleriyle yürüyenler! Üstinsan—onlar işte—!!
Bunu düşündüm ve sonra taslağıma baktım. Ben üstinsan falan değilim; sürünün bir parçasıyım. Geciktiyse beni nasıl suçlayabilirsiniz? Hayır, gecikmemiş olsaydı daha anormal olmaz mıydı?! Ben sadece böyle düşünüyorum, peki ya sen?! Haıııım?!
“……”
……
“Şunu özetleyebilir misin?”
Kendi kendime engel olup kendi vaktimi boşa harcadım ve bir tıkanıklığa düştüm ÇOK ÖZÜR DİLERİMMM!!!
“… Sanığın 8. Cilt taslağını derhal teslim etmesine karar verilmiştir. Ayrıca bu seferki gibi kendi başına tüm taslağı çöpe atması da yasaklanmıştır.”
Hnk… ergh… Merhametli hükmünüz için th-teşekkür ederim. A-ama ondan önce, şey, bilirsiniz—bu sonsözle altı sayfa daha doldurmam gerekiyor…
“Acaba kimin suçu…”
Ha? Baskı koşullarının gerektirdiğini söyleyenlerin siz olduğunu sanıyordum……
“(gülümseyerek)—Biz neymişiz?”
Rahatsız edici sayıda sayfa yazmak benim suçum! Özür dilerimmm!!
A-ama… Yani, bilirsin ya, yazacak hiçbir şeyim kalmadı.
“… Bir yıldan fazla oldu… Pekala, anime bonusları falan üzerinde çalıştığın tüm zamanı çizelim diyelim. Yine de yarım yıldan fazla oldu… O süre zarfında hiçbir şey olmadı mı?”
Ha? Yok, yani, evet, bir sürü şey oldu. Söylemek istediğim şey yazacak bir şeyimin kalmadığı. Örneğin—
ani bir ekonomik kriz tüm Brezilya’yla birlikte ailemin işini de aşağı çekti ve dünyanın öbür ucundan beni arayıp yardım etmemi istediler. Sonra Japonya’ya döndükten kısa bir süre sonra kız kardeşimin evleneceğini söylediler, ben de tekrar Brezilya’ya dönmek zorunda kaldım. Ama onlara karımın doğum yapacağını, bu yüzden düğüne gelemeyeceğimi söyledim, sonra onlar da balayı için tüm parayı vermemi söylediler, sonuna da küçük bir kalp emojisi koydular—
(gözlerini devirir)—ama gerçekten tüm bunları duymak istiyor musun?
“Neşeli tutalım!! Uhhh… Doğru! Şu yan hikâyeye ne dersin?!”
Oh, iyi noktaya değindin! İşte bu neşeli bir konu! Arsızca neşeli bir reklam, değil mi?!
Öhöm.
No Game No Life’a yepyeni bir soluk! Disboard dünyasını Izuna’nın gözünden görün—No Game No Life, Please! ile! Temmuz sayısından itibaren Gekkan Comic Alive’da (Monthly Comic Alive) yer alıyor! Bu proje, en içten dileğim ve teklifim doğrultusunda geçen yaz başladı… Şeyy.
Hani derler ya, bir resim bin kelimeye bedeldir. O yüzden işte size ufak bir ön izleme!
Ön izleme orijinal sağdan sola düzeninde sunulmuştur, bu yüzden lütfen bu sırayla okuyun.



Yani evet, durum aşağı yukarı böyle. Yumuşacık, içinizi ısıtacak cinsten ve raflara taptaze indi!! Bay Yuizaki fikirleri ve asıl hikâyeyi üreten kişi olsa da ben de kurgu toplantılarına, evren denetimlerine falan doğrudan katılıyorum. Tüm o çetrefilli akıl oyunlarını es geçip Izuna’nın gözlerinden yansıyan o saf dünyayı —şirinliğin özünü— gözler önüne seriyor. Bir şans verip göz atarsanız gerçekten çok sevinirim. Bay Yuizaki’nin Izuna’sı acayip tatlı, diğer karakterler de öyle! (Baskıcı bir tavırla)
“Bu arada, bunu tanıttığımızda okurların kaçınılmaz olarak söyleyeceği şeyi şimdiden söyleyeyim.”
Ih, pekala… Evet, tabii ki, buyurun.
“Orijinal manga uyarlamasına ne oldu peki…?”
B-Bu sonsözü bitirir bitirmez hemen o taslak çizimin başına geçeceğim! Mashiro Hiiragi ile ben, animeden sonra üretim düzenimizi iyice saldık ve bir türlü toparlayamadık. Ama sahalara geri döndük ve kaybettiğimiz zamanı telafi edeceğiz, o yüzden lütfen biraz daha sabredin!
“(Gülümseyerek) O zaman 8. Cildin taslağı da göz açıp kapayıncaya kadar teslim edilecek, değil mi?”
Evet, kesinlikle! O taslağı bitirir bitirmez gaza basıp tam gaz yazmaya koyulacağım!!
“… Ne—?”
Ne—?
“Bekle, şimdi duymamazlıktan gelip ortadan kaybolman gerekmiyor duydu…?”
On beş aylık bir aradan sonra öyle bir şey yapsaydım zerre komik olmazdı. Hayatımda ilk defa yaptıklarımdan içtenlikle pişmanlık duyuyorum… Bir sonraki cilt için sizi bu kadar çok bekletmeyeceğim.
“—Ah—”
İçeriği de düşünürsek, bir an önce çıkarmamız şart zaten.
“Bay Kamiya, durun orada! Siz—!!”
Merak etmeyin! 8. Cildi zaten bir dereceye kadar yazdım bile! Hadi ama, Noel’e kadar yetiştirmiş olurum!! O iş bende!
“Açık açık flag dikiyorsun! Bir yılı bile bulmayacakmış! Bu resmen I. Dünya Savaşı gibi dört yıllık bir bataklığın flag’i!”
Ve böylece, umarım bu cilt bir yıllık bekleyişe değmiştir. Bu ciltteki tüm olay örgüsü tohumlarını fırtına gibi toparlayacağım 8. Ciltte görüşmek üzere. Orada sizinle yeniden buluşmayı tüm kalbimle diliyorum. O zamana kadar kendinize iyi bakın!




