
“Hapşuu!”
“Ayy, Chlammy, hapşırığın ne kadar da tatlı duyuluyor. Biri arkandan mı konuşuyor acaba?”
“… Basit bir hapşırık altında bu kadar anlam aramak zorunda mısın?”
Elven Gard başkentinin dış mahalleleri. Rapor verme turunu sorunsuzca tamamlayan Fi geri dönmüştü. Ve Chlammy, Fi’in gözleri önünde parmaklarını şıklattı. Sora’nın yemine dahil ettiği şey—oyunun sahte muhasebesiydi. Ve bir de—iptal sinyali.
“… Tanrım. Elven Gard kaybetsin diye kuralları yanlış raporlamaya mecbur bırakılmışım meğer.”
Hafifçe gülümseyen Chlammy yürümeye başladı. Fi de arkasından geliyordu.
“Fi, bu kadarını öngörebilmiş miydin?”
“Hihi. Ne yazık ki hayır, tahmin edemedim.”
Sora’nın Doğu Birliği’ni kuşatmak için Elven Gard’ı kullanacağını kestirmişti kestirmesine ama—
“Birini sonuna kadar kullanmak dedikleri bu olsa gerek… Potansiyelimin son damlasına kadar sömürüldüm meğer…”
Fi ve Chlammy’den sıkılabilecek her şey sıkılıp çıkarılmıştı; öyle ki bu durum garip bir şekilde ferahlatıcıydı. Bunları düşünen Chlammy sessizce yürüdü. Sora’nın anılarına ve bilincine tamamen dokunmuş olan Chlammy—tıpkı Shiro ve Başrahibe gibi—Sora’nın planını, oyunu bitirmek için tasarladığı yöntemi dünyada tamamen kavrayan az sayıdaki kişiden biriydi. Bu strateji haritasında kendi adı net bir şekilde kazınmıştı.
Görevinin kısa ve akıl almaz bir açıklamasıyla birlikte. Fakat böyle angarya bir işle karşı karşıya kalan Chlammy ne bir umutsuzluk ne de bir huzursuzluk belirtisi gösterdi. Doğu Birliği ile yapılan karşılaşmayla süzgeçten geçen tüm o anıların ardından Chlammy’nin hatırladığı tek bir şey vardı. Elchea hükümdarını belirlemek için yapılan turnuvada—çenesini kavrayıp gözlerini gözlerine diktiğinde söylediği sözler.
İnsanları—bu kadar hafife alma.
İnsanların potansiyeline gözleriyle tanık olmadan önce Imanity’nin sınırlarından bahsetmişti. Kendi kendine güldü.
Kendisi de—bir Imanity’ydi.
“Bana öyle gelmiyor, değil mi…? Sanki biraz değişmişsin, Chlammy.”
“Belki de o adamın anılarının etkisidir. İtirazın mı var?”
“Hımm, sadece o sulugöz Chlammy’yi artık göremeyeceğime üzülüyorum.”
“Sana kaç defa ağlamadığımı söylemem gerek?!”
Ama sonra Fi ciddi bir tavırla uyardı.
“Ama Chlammy? O adam—Sora—gibi olmaya çalışsan bile—”
“Biliyorum. Onun özgüveninin temeline—Shiro’ya—sahip değilim.”
Evet, böylesi muazzam işler başaran Sora bile. Kendi mutlağı olan Shiro yanında olmadan kendine bile güvenemiyordu.
“Ama benim de sen varsın, Fi. Kendi yolumu bulacağım.”
Zayıfların, zayıf olarak güçlüleri alt etmesinin bir yolunu. Kendisinin, kendisi olarak kendi sınırlarını aşmasının bir yolunu.
Uçma yeteneği olmadan uçmanın bir yolunu—bulacaktı. Biraz mahcup olan Chlammy, tekrar Fi’e döndü.
“… Bana yardım eder misin?”
“Ayy, elbette ederim. Senin için tüm dünyayı karşıma alırım, Chlammy.”
Fi, Chlammy’nin elini kavradı ve güneş gibi gülümsedi. Chlammy hafifçe başını salladı ve yeniden yürümeye başladı.
“Öyleyse… gidelim, Fi.”
“Tabii ki!”
Pff, Chlammy hafifçe iç çekti.
“Elven Gard’ı içeriden çökertmek—söylemesi kolay tabii, değil mi?”
Sora tarafından kendisine verilen bu muazzam görevle yüzleştiğinde yüzünde en ufak bir huzursuzluk kalmamıştı. İleriye doğru adımlayan ayakları yalnızca kararlılık taşıyordu.
“Pekala, madem öyle gidip bunu onun için yapayım. Sen sadece bekle—Sora.”
Yola devam ederken yüzünde bir meydan okuyanın ifadesi vardı.
İnsanların—insan olarak—insanlığı aşmasının, Exceed’i aşmasının—hatta Tanrı’yı bile aşmasının bir yolu. İkisinin ilerlerken aradığı şey buydu. Chlammy ve Fi’in kendi tasarladıkları kendi kanatlarını yaratmalarının bir yolu. İki gölge ufkun ötesine doğru yol aldı—ama önce—
