Mushoku Tensei – Kadim Ejderha Masalı (WN) – Bölüm 7 / Ejderha Terbiyecisi

Ejderha Terbiyecisi

Dola-sama yaklaşık bir yıl sonra tesisi teftiş etmeye geldi.

O gün, yere boylu boyunca uzanmış olan Saleyakt’ın kollarında, sanki bir ejderha tarafından sarıp sarmalanmış gibi oturuyordum. Bir yandan ikimiz de birer parça et kemiriyor, bir yandan da Saleyakt’a birkaç kelime öğretiyordum.

“Bu… şaşırtıcı.”

Beni o halde gören Dola-sama’nın yüzünde, onda pek nadir görülen bir şaşkınlık ifadesi belirdi.

Hayır, belki de hayrete düşmüştü desem daha doğru olur. Zira kendisi normalde duygularını böylesine açık eden biri değildi.

“Dola-sama… Lütfen saygısızlığımı bağışlayın!”

Ona karşı yapılacak en ufak bir saygısızlığın bile kesinlikle affedilemez olduğunu düşünerek derhal ayağa kalkmaya çalıştım; niyetim önünde derin bir saygıyla eğilmekti.

“Hayır, olduğun gibi kal,” diyerek beni bir el işaretiyle durdurdu; bakışları pürdikkat Saleyakt’a kilitlenmişti.

Gözleri merakla parıldıyordu.

“Şu genç ejderha bu denli uysallaştı demek, öyle mi…?”

“Grrr…”

Dola-sama’nın inceleyici bakışları altında ayağa kalkan Saleyakt, başını hafifçe alçaltıp sanki uyarırcasına bir hırıltı çıkardı.

“Dur Saleyakt. Kendisi Dola-sama,” dedim.

Sözlerim üzerine Saleyakt derhal yatıştı. Yine de gözlerindeki temkinlilik tamamen silinmiş değildi. Saleyakt’la yakınlaşmıştım.

Fakat bu, Ejderha Irkı’na yaraşır, tamamen ehlileşmiş ve heybetli bir ejderha haline geldiği anlamına gelmiyordu.

Yalnızca Saleyakt’ın artık benden korkmadığı anlamına geliyordu.

Bu ürkek ve aşırı temkinli ejderha beni tehlikesiz bellemişti bellemesine ama diğer Ejderha Irkı mensuplarına karşı hâlâ aynıydı. Dola-sama’nın maiyetindekiler bile bu duruma akıl sır erdiremiyordu. Zira normalde bir ejderha, Ejderha Irkı’ndan birine boyun eğdi mi, diğerlerine de çabucak ısınıp alışırdı.

“Bağışlayın Dola-sama. Benden başka kimseye güvenmiyor hâlâ…”

“Yok, bilakis. Yalnızca bir yıl içinde onu bu denli uysallaştırmış olman takdire şayan. Nasıl başardın bunu?”

“Yemeğimi onunla paylaştım ve yan yana uzanıp vakit geçirdik.”

“Yalnızca bunun yettiğine inanmak güç…”

Dola-sama, Saleyakt’ı dikkatle incelemeyi sürdürürken kaşlarını çattı. Sakin duruşuna rağmen, Saleyakt’ın onun varlığından delicesine gerildiğini hissedebiliyordum. Onunla o kadar çok vakit geçirmiş, koyun koyuna yatmıştım ki bunu anlamak hiç de zor değildi. Korkuyordu.

“Sadece korkuyorlar, hepsi bu. Onlara bir isim verirseniz, yemeğinizi paylaşıp korkularını dağıtırsanız, kalplerini bize kendiliğinden açmaya başlarlar.”

“…Anlıyorum. Demek yöntemin bu?”

“Evet. Üstelik işe yaradığını da kanıtladım.”

O vakte kadar mesele sadece Saleyakt da değildi; iki ejderhayı daha ehlileştirmeyi başarmıştım. Saleyakt’ın hemen yanındaki iki ejderhaydı bunlar. İkisi de Saleyakt’tan daha cüsseliydi. Yine de onlarla aynı şekilde ilgilenip birlikte yemek yiyerek ve yan yana tembellik ederek bana ısınmalarını, diğer Ejderha Irkı mensuplarına alışmalarını sağlamıştım; hatta başka bölmelere nakledilmişlerdi bile.

Uyum sağlayamayan tek ejderha Saleyakt’tı. Bütün Kızıl Ejderhalar arasında en huysuz, en hırçın olanı oydu.

“Elde ettiğin sonuçları duydum duymasına ama… Hımm…”

Dola-sama raporumu dinledikten sonra derin düşüncelere dalmış gibiydi. Muhtemelen anlattıklarımın sahiden doğru olup olamayacağını zihninde tartıyordu. Şayet iddia ettiğim şey doğruysa, Dola-sama ve halkının binlerce yıldır bel bağladığı yöntemlere meydan okumak anlamına gelecekti bu. Hem de bizzat onlarca yıldır eğittiği bir çaylaktan çıkması düşünüldüğünde, tereddüt etmesi gayet doğaldı.

Elbette onun öğretilerini baltalamak gibi bir niyetim yoktu. Fakat imkânsız gözüyle bakılan bir şeyi başarmıştım işte.

Peki, neydi bu başardığım şey?

“Ehlileştirilmesinde başarısız olunmuş bir deneği ıslah etmekti.”

Aynen öyle. Saleyakt, vaktiyle ehlileştirilememiş bir ejderhaydı.

Dola-sama’nın ehlileştirme yöntemi, önce ejderhayı saldırıya kışkırtıp ardından onu bir güzel pataklayarak üstünlük kurmaya dayanırdı. Çoğu ejderha bu tecrübeden payını alır, Ejderha halkına asla kafa tutulmaması gerektiğini anlardı. Ne var ki arada sırada bu yöntemin sökmediği ejderhalar da çıkardı. Karşılarında alt edilemez, dehşet verici bir düşman gören bu tür ejderhalar, can havliyle kaçmak için ellerinden gelen her şeyi yapardı.

Bir başka deyişle, Ejderha halkını itaat edilecek bir efendi olarak değil, yenilmez bir tehdit olarak görürlerdi. Bir kere bu noktaya gelindi mi artık o ejderhaya boyun eğdirmenin hiçbir yolu kalmazdı. Bu durumdaki ejderhaların iflah olmayacağına kanaat getirilir ve canları alınırdı.

Zalimce mi dediniz?

Bunu ancak şu an huzurlu bir hayat yaşadığınız için söyleyebilirsiniz.

Kendi haline bırakılmış bir Kızıl Ejderha, er ya da geç bir tehdide dönüşürdü. Bir tanesinin kaçmasına göz yumarsanız, bu durum pek çok yoldaşınızın canına mal olabilirdi. Bu yüzden, boyun eğmiyorsa öldürürdünüz. Sonra da etini yerdiniz.

Bu kadar basit.

En başta onlara boyun eğme şansının tanınmış olması bile, hak ettiklerinden çok daha büyük bir merhametti.

Yine de ehlileştirilemeyen bir ejderhayı öldürmek her zaman insanın şevkini en çok kıran işti. Ona harcanan onca zaman ve emek bir anda buhar olup giderdi. İşte bu yüzden, fiyaskoyla sonuçlanan ejderhalarla ilgilenme görevi çaylaklara verilirdi. Çeşitli yöntemler deneyerek ne yaparlarsa yapsınlar bazı ejderhaların asla boyun eğmeyeceğini bizzat görmeleri istenirdi. Bu süreçte çaylaklar, hem bu tür ejderhaların ne kadar tehlikeli olduğunu hem de eğitim sırasında canlarından olma riskini kavrarlardı. En nihayetinde de o dik başlı ejderhayı kendi elleriyle öldürmek zorunda kalırlardı. Böylelikle paha biçilmez bir ders almış olurlardı:

Her gün etraflarında gördükleri ejderhalar, özünde vahşi doğadakilerden tamamen farklıydı.

Ne var ki benim bu tür ejderhalarla başa çıkma konusunda doğuştan bir yatkınlığım vardı. Belki de İblis Dünyası’nda vahşi bir çocuk olarak büyümemin getirdiği bir tecrübeydi bu. O ejderhaların aslında yalnızca korktuklarını sezebiliyordum. Bu yüzden onları dövüp ezmeye dayanmayan, bambaşka bir yaklaşım benimsedim.

İşte bu yüzden, işin ironik yanı, bir ejderhanın gerçekten dik başlı olmasının ne anlama geldiğini hiçbir zaman öğrenemedim. Bugün dahi doğru yaklaşımla her ejderhayla bağ kurulabileceğine inanırım.

“Pekâlâ.”

Dola-sama, uzun uzadıya düşündükten sonra kesin bir tavırla ellerini birbirine vurdu.

“Şimdilik buraya getirilen ejderhalardan sen sorumlu olacaksın.”

Ardından emirlerini bir bir sıraladı.

Ne olağanüstü biri, değil mi?

Kibrine kapılmak yerine elde edilecek sonuçları seçti.

Böylesi bir şeyi ancak ve ancak Ejderha Tanrısı-sama’ya duyduğu sadakat mümkün kılabilirdi. Kararlarında her daim tek bir ölçüt vardı: Bunun Ejderha Tanrısı-sama’ya ve nihayetinde Ejderha Dünyası’na bir faydası dokunacak mıydı?

Uzak geçmişin o kadim Ejderha Dünyası’nda bile gururunu bu denli bir kenara itebilecek pek az kişi bulunurdu.

“Ehlileştirebildiğin kadar çok ejderhayı ehlileştirip onları eğitime hazır hale getirmek için elinden gelenin en iyisini yap.”

Nihayetinde, o odadan bir kez olsun “infazı bekleyen başarısız ejderhalar odası” diye söz etmedi. Belki de bana karşı ince davranıyordu.

Fakat onun o keskin zekâsıyla, oranın artık eskisi gibi bir yer olmadığını anlamamış olması düşünülemezdi.

••●══••●۩۞۩●••══●••

O günden itibaren işlerim epey yoğunlaştı.

Eğitimde çuvallayan ejderhaların sayısı aslında çok değildi; yine de Dola-sama, tüm Ejderha Dünyası’ndaki ehlileştirme tesislerinde başarısızlığa uğrayanların buraya gönderilmesi için gerekli ayarlamaları yaptı.

Beni görür görmez kimi titriyor, kimi hırlıyor, kimi de kaçmaya çalışıyordu. Bazılarıysa ölümün eşiğinde olacak kadar ağır yaralıydı ki bu da ejderha ehlileştirme yöntemlerinin ne denli acımasız olduğunu açıkça gözler önüne seriyordu.

Gerçi ben de karşıma çıkan her bir ejderhayla bağ kurabilmiş değildim.

Ne kadar çabalarsam çabalayayım, bana kalbini açmaya bir türlü yanaşmayanlar çıkıyordu.

İşte bu inatçı vakalarda Saleyakt büyük bir yardımcı oldu.

Saleyakt böyle bir ejderha gördüğünde yanına yaklaşır ve ona bir şeyler söylerdi. Tam olarak ne dediğini anlayamazdım tabii. Ona Ejderha Tanrısı dilini öğretmiş olsam da ben ondan ejderha dilini hiç öğrenmemiştim. Yine de onlara kesinlikle bir şeyler söylediği ortadaydı.

Kimi zaman yalnızca sözlerle de yetinmez; kuyruğuyla onlara hafifçe dokunur ya da kuyruğunu usulca etraflarına dolardı. Bu bir güven ve teselli işaretiydi. Zira Kızıl Ejderhalar, birbirlerini yatıştırıp sakinleştirmek için kuyruklarını kullanırlardı.

Gerçi o vakitler bundan haberim yoktu. İlk başta bunun bir nevi kur yapma hareketi olabileceğini düşünmüştüm. Saleyakt gönül alma konusunda benden katbekat yetenekliydi.

Ya da belki de “ejderhaların gönlünü fethetme” konusunda usta olduğunu söylemeliydim.

Neyse, öyle ya da böyle.

Saleyakt’la geçirdikleri birkaç günün ardından ejderhalar çabucak yatışırdı. Benim yanımdan ayrılıp olağan eğitime geçtikten sonra bile diğer ejderhalara kıyasla hem çok daha itaatkâr kalırlar hem de savaşta gözü pek bir cesaret sergilerlerdi; bu da onları kusursuz birer denek haline getirirdi.

Son ana kadar ehlileştirilmeye direnenler, muhtemelen en başından beri böylesi bir mükemmellik potansiyeline sahipti. Saleyakt ile el ele verip bu tür ejderhaları dize getirdik ve birbiri ardına eğitime yolladık. Gerçi Saleyakt’ın kendisi benden başka hiç kimseye ısınmaya yanaşmıyordu.

Tüm bunlar sayesinde itibarım giderek yükselmeye başladı.

Diğer ehlileştirme tesislerinin hiçbirinin dize getiremediği ejderhalar… İşte üstesinden gelebildiğim ejderhalar onlardı. Üstelik vaktiyle boyun eğmeyen bu ejderhaların, en baştan itaat edenlere kıyasla çok daha üstün oldukları gün gibi açığa çıkmıştı.

Kusursuz ejderhalar yetiştiren olağanüstü bir terbiyecinin varlığına dair söylentiler dilden dile yayıldı. Benden sonra göreve başlayan yeni terbiyeciler bile bana akıl danışmaya geliyordu. Elbette yaptığım her şeyi onlarla paylaştım. Ne de olsa yöntemlerimin öyle aman aman özel veya saklanmaya değer olduğunu düşünmüyordum.

Pek çoğu benim aldığım sonuçlara ulaşamadı. Yine de itlaf edilecek ejderhaların sayısı azalmış, üstün nitelikli ejderhaların sayısı ise artmıştı.

Bu durum, ehlileştirme yöntemlerinde köklü değişimlerin önünü açtı.

Benim yöntemlerim artık resmî ehlileştirme kılavuzuna dâhil edilmişti. O zamana dek aradan ne kadar vakit geçmişti acaba? Yüz yıl kadar mıydı?

Bir noktada, dize getirilemeyen ejderhaların yeniden eğitilmesinden sorumlu ekibin başına geçtim. Emrimde çalışan astlarım bile vardı. Gerçi bu konumun resmî bir unvanı yoktu ama yine de ejderha terbiyecileri arasında saygınlık kazanmıştım.

“Ortaya inanılmaz bir terbiyeci çıkmış.”

“Yarı iblismiş ama Ejderha Tanrısı’nın evlatlığıymış; üstelik Dola-sama’nın da öğrencisiymiş.”

“Gençler onun yöntemlerine bakıp ders çıkarmalı. Ondan feyzalınacak çok şey var.”

Doğrusu şaşırmıştım.

Ejderha Tanrısı-sama’nın malikânesine dönerken içim gururla doluyordu.

Çünkü Ejderha Tanrısı-sama’ya faydamın dokunduğunu hissedebiliyordum. Her gün Ejderha Tanrısı-sama’ya, Lunaria-sama’ya ve hizmetkârlara o gün eğittiğim ejderhalardan bahseder, onlara hikâyeler anlatırdım.

Gerçekten de insanı bütünüyle tatmin eden, dopdolu bir zamandı.

Hayatımın en mutlu günleriydi onlar. Sayısız ejderhayı sevdim, onlar da bana sevgilerini sundu. Üstelik Lunaria-sama ile Ejderha Tanrısı-sama da beni kabullenmişti.

Ömrümün en mutlu ve en doyurucu dönemini anmam gerekirse, hiç şüphesiz o günler olurdu.

••●══••●۩۞۩●••══●••

Tam o anda Laplace, Rostelina’nın yüz ifadesindeki değişimi fark etti.

Yüzü—daha doğrusu çehresi—kelimenin tam anlamıyla şekil değiştirmişti.

Yanaklarını şişirip somurtarak dudak büktü.

“Ne oldu?”

“En mutlu ve en doyurucu günlerinizin o günler olduğunu söylediğinize göre… yani artık öyle hissetmediğiniz anlamına mı geliyor bu?”

Şimdilerde Laplace son derece mütevazı bir yaşam sürüyordu.

Belli bir amaç uğruna yılda birkaç kez dağdan aşağı inerdi; onun dışında ise günlerini odasına kapanıp bir şeyler yazarak geçiriyordu.

Diğer bir deyişle, Rostelina ile baş başa yaşadığını söylemek hiç de abartı olmazdı.

“Şey, yani… evet, Rostelina. Bunu söylemek pek hoşuma gitmese de artık şartlar farklı. Yerine getirmem gereken bir vazifem var ve bu da mutluluk ya da sevinç gibi duygulara pek yer bırakmıyor.”

“……”

Rostelina’nın içini derin bir hüzün dalgası kapladı. Eğer onun yanında olmak efendisini mutlu etmiyorsa, o vakit burada bulunmasının ne anlamı vardı ki? Belki de eşyalarını toplayıp yarın çekip gitmeliydi…

“Ama Rostelina.”

“…Efendim?”

“Bildiğin üzere, yalnız kalmaktan hiç ama hiç hoşlanmam. Şimdiki hayatım kaygı ve tedirginlikle dolu; şayet tek başıma kalsaydım, muhtemelen tüm bu yükün altında ezilip giderdim.”

“!”

“Beni bu durumdan sen kurtarıyorsun, Rostelina. Yardımın için sana sahiden çok minnettarım.”

“Evet, Goshujin-sama!”

Rostelina’nın yüzü bir anda aydınlandı.

Kendisi gibi görünüşte hiçbir işe yaramayan biri bile Laplace’a bir şekilde fayda sağlayabiliyordu demek. Bunu bizzat Laplace’ın kendi ağzından duymak, içini tarifsiz bir mutlulukla doldurmuştu.

“Ama Goshujin-sama, bir sorum var.”

“Nedir, Rostelina?”

“Ben size Ejderha-san’la ilk nasıl tanıştığınızı sormuştum ama anlattığınız hikâyede Ejderha-san’ın kendisi hiç ortaya çıkmadı ki.”

“Ha?”

Laplace, elini alacalı saçlarının arasından geçirerek başını kaşıdı.

“Neden bahsediyorsun sen, Rostelina? Bal gibi de bahsettim ya ondan?”

“?”

“Saleyakt işte. Evimizin arkasında yaşayan ve bu dağa hükmeden Kızıl Ejderha… Karşılaştığım ilk ejderha oydu.”

“Bir dakika, neeeeeee!?”

Rostelina şaşkınlıkla derin bir nefes çekti içine.

Aynı anda biraz da utanç duydu. Şimdi Laplace dile getirince her şey apaçık ortadaydı aslında. Peki hikâyedeki ejderhanın başka biri olduğunu neden düşünmüştü ki? Aradaki bağı bir türlü kuramamış olmalıydı.

Ne de olsa, gün boyu miskince serilip yatan, durmaksızın tıkınan, neredeyse hiç uçmayan ve yalnızca Laplace’a değil, kendisine bile boyun eğen o tembel Kızıl Ejderha; nasıl olurdu da hikâyedeki o vahşi, ele avuca sığmaz ve huysuz Saleyakt ile aynı ejderha olabilirdi ki?

“Ejderha-san, Saleyakt-san mıydı yani!?”

“Aynen öyle.”

Geriye dönüp bakınca Rostelina, Laplace’ın zaman zaman o ejderhadan Saleyakt diye bahsettiğini anımsadı. İsme daha önce hiç dikkat etmediği için bu gerçeği idrak etmek onu afallatmıştı.

“İşte o Saleyakt, şimdilerde Kızıl Ejderhaların lideri; Kızıl Ejderhaların Kralı Saleyakt. Gerçi son zamanlarda hafiften bunamaya başladı sanki ama neyse.”

Laplace bunu söyler söylemez, evin arkasından hoşnutsuz bir hırıltı yankılandı.

Belli ki bunu işitmişti.

“Hahaha, bak sen, kızdı galiba.”

“Vay canına… Ejderha-san’ın bu kadar mühim biri olduğu aklımın ucundan bile geçmezdi!”

“Elbette öyledir. İşte tam da bu yüzden Rostelina, ona her daim gereken saygıyı göstermelisin.”

“Evet, Goshujin-sama!”

Rostelina büyük bir şevkle yanıt verdi. Baktığı ejderhanın bu denli saygın biri olduğunu bilmek, içini yepyeni bir kararlılıkla doldurmuştu.

“Aa?”

O esnada Laplace pencereden dışarı bir göz attı.

Gece göğünde koca bir dolunay yükselmişti; farkına bile varmadan akşam çoktan çökmüş gibiydi.

“Kusura bakma Rostelina, biraz dışarı çıkmam gerek. Bu hikâyeye başka bir zaman devam ederiz.”

“Evet, Goshujin-sama!”

Rostelina hiç itiraz etmeden Laplace’ı uğurladı. Ne de olsa o bir elfti.

Her ne kadar Laplace kadar uzun ömürlü olmasa da önünde daha bolca vakit vardı. Bir süreliğine ayrı kalsalar bile hikâyenin devamını günün birinde elbet dinleyeceğini biliyordu.

O dönene kadar da evi derli toplu tutmaya özen gösterecekti.

“Haaaah… Ama şimdilik en iyisi gidip yatmak.”

Yine de bastıran uykusuna karşı koyacak hali kalmamıştı.

Yeni gün için güç toplamak isteyen Rostelina yatağına çekildi ve kendini tatlı bir uykuya bıraktı.

Mushoku Tensei – Kadim Ejderha Masalı (WN)

Mushoku Tensei – Kadim Ejderha Masalı (WN)

Mushoku Tensei: Old Dragon's Tale
Puan 8.4
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: Yayınlanma Tarihi: 2017 Anadil: Japonca
Mushoku Tensei: Old Dragon's Tale, ana serinin binlerce yıl öncesine giderek altı yüzlü dünyanın yaratılışını, tanrıların yükselişini ve dünyayı kökten sarsan o kadim savaşı gözler önüne seriyor. İkinci Ejderha Tanrısı Laplace’ın gözünden anlatılan bu destansı önbölüm (prequel), sadece ana serideki gizemlerin perdesini aralamakla kalmıyor; aynı zamanda sadakat, ihanet, yıkım ve hayatta kalma mücadelesiyle dolu karanlık bir geçmişi keşfetmenizi sağlıyor. Ejderha kabilesinin ihtişamlı günlerine, dünyaların nasıl parçalandığına ve bugünkü Mushoku Tensei evrenini şekillendiren efsanelerin gerçek yüzüne tanıklık etmeye hazır olun. Geçmişin küllerinden doğan bu büyüleyici hikayeyi okurken, bildiğiniz tüm doğruları sorgulayacaksınız!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla