Her zamanki, hiç değişmeyen o odada.
Bu sıkıcı ve hiç değişmeyen iş yerimde, yine bildik bir müşteri belirdi.
“Selam.”
Elini kaldırıp dostça bir selam verdi.
Gerçi şu an pek de “selam” diyecek bir durum yok ama…
“Kazuma-san… İllallah yani, niye sürekli…”
Bu insan niye bu kadar kolay ölüyor ki?
Şeytan Kral’ı bile yendi, o yüzden artık çat diye burada bitip durmasına gerçekten bir son vermesini isterdim.
Hepsinden önemlisi, burayı kendi eviymiş gibi benimsemeyi bıraksa çok iyi olacak.
İki elini başının arkasında birleştirmiş, bacak bacak üstüne atmış, son derece yayılmıştı…
──Burası vefat eden ruhların vardığı yer.
Öyle kafana göre yayılıp kurulabileceğin bir yer olmaması gerekiyor ama…
“Öff, rahatlayıp kafa dinlemek için en iyi yer harbiden burasıymış. Nasıl desem, sırf Eris-sama’yı görmek bile insanı yeniliyor sanki.”
Bunu söyleyerek ellerini yastık yapıp yere uzandı.
“… İllallah gerçekten. Sonrasında ne kadar zorlandım haberin var mı senin? Buraya dönmek için ne kadar uğraştım biliyor musun?”
“Yani, ben kasabaya döndüğümde sen çoktan gitmiştin. Seni de yanımda götürürüm diye düşünüyordum.”
Yanında götürmek mi?
Hayır, ondan da önemlisi,
“Şey, bana Eris-sama demeyi bıraksan artık? Şeytan Kral’ı yenen kahramansın, hem gerçek kimliğimi de biliyorsun, o yüzden saygı eklerini bir kenara bırakabilirsin. Ayrıca o her zamanki rahat tonunla konuşmalısın…”
“Peki, sen de benimle her zamanki gibi konuşursan ben de öyle yaparım.”
“… Bir tanrıçayken doğal olarak böyle konuşuyorum ben… Yine de bayağı tükenmiş görünüyorsun. Bu sefer ne oldu? Aşağıdaki dünyaya huzur geldikten sonra orayı pek gözlemleme fırsatım olmadı da…”
Acaba bu sefer onu nasıl bir canavar katletti?
Şeytan Kral yenildiğine göre, o dünyadaki canavarların da zayıflamış olması gerekirdi.
Şu anki haliyle onu öldürebilecek pek az yaratık vardır.
“… Şey, bir sürü şey oldu işte. Aslına bakarsan, biraz havaya girdiğim için konaktan kovuldum. Şeytan Kral’ı yenen Kahraman’ım ben, biliyorsun değil mi? Birkaç ekstra ödül istemekten zarar gelmezdi herhalde.”
Bu çok korkunç.
Tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama bu adamın birazcık daha ödüllendirilmesi gerektiğine katılıyorum.
“Herkes her zamanki gibi cıvıl cıvıl görünüyor… Şimdiye kadar büyük bir belaya bulaştın mı bari?”
“Cıvıl cıvıl ne kelime, içim dışıma çıktı. Şimdiye kadar öyle pek sıkıntılı bir şey olmadı ama… İçimde çok kötü bir his var. Mesela son zamanlarda Megumin, Yunyun ile birlikte sık sık bir yerlere kayboluyor ve yüzünde rahatlamış bir ifadeyle geri dönüyor. Kesin yine bir yerlerde Patlama Büyüsü patlatıyordur ama bu sefer hedef olarak neyi kullanıyor Tanrı bilir…”
İkisinin her gün Şeytan Kral’ın kalesine gidip orayı Patlama Büyüsü ile patlattığı gerçeğini sanırım kendime saklayacağım.
“Şeytan Kral’ın yenilmesine yardım eden ulu bir soylu olduğu için Darkness’a yönetmesi adına yeni topraklar verildi. Lafı açılmışken, sadece Belzerg soylularından değil, tüm dünyadan sayısız evlilik teklifi aldığından dert yanıp duruyor. Ülkenin elçileriyle karşılaşmamak için son zamanlarda kendini konağa kapattı.”
Bütün o teklifleri reddetmesinin sebebi bizzat kendisi. Gerçekten, sanki onu hiç ilgilendirmiyormuş gibi davranıyor bir de…
Kızın karşısında Megumin ve adamın “evlatlık” kız kardeşi gibi güçlü rakipler var, üstüne üstlük adamın kendisi de son derece kafasına buyruk biri. Darkness’ın işi gerçekten çok zor.
“Beni konaktan kovan Aqua da içeri girmeme izin vermiyor. Bana sürekli ‘Saçma sapan konuşmayı kes’ falan deyip duruyor ama ben ‘saçma sapan şeyler’ söylemiş olsam bile…”
“Seni konaktan kovacak kadar ne söyledin ki?”
Sanırım bu konaktan ikinci kovuluşu.
Dünyayı kurtarmak için pek çok büyük iş başardı, bu yüzden sadece birkaç söz söyledi diye…
“Şeytan Kral’ı yendikten sonra övgülere ve ilgiye boğulunca biraz gaza geldim, alt tarafı ufak bir şaka yaptım. ‘Tamamdır, babanız kendine harem kuruyor’ dedim sadece.”
“……………”
“… Eris-sama, yaptığımdan pişmanım zaten, lütfen öyle sessiz kalma. İçim kararıyor bak.”
Söylediklerimi geri alıyorum.
Bu adam kesinlikle biraz daha çile çekmeli.
“Peki, her neyse, Senpai seni geri çağırana kadar burada gönlünce dinlenebilirsin.”
Ama buradayken dinlenmesine izin vermekten bir zarar gelmez sanırım.
“… Geri mi çağırsın? … Ha, ben ölmedim ki?”
Başını yerden kaldırıp bunu söyledi.
“… Ölmedin mi? Ama tam karşımda duruyorsun?”
“Şey, evet. Buraya kendi gücümle geldim.”
……..?
“Işınlandım yani. Işınlanma işte. Hani Şeytan Kral’la olan düellodan önce buradaydım ya? Işınlanma varış noktalarımda hâlâ boş bir yer vardı, ben de düşündüm ki…”
“!?”
Bu adam az önce ne dedi?
“Dur, bir dakika bekle. Buraya bir Işınlanma noktası mı kaydettin?”
“Evet… Yani insaf ama, Aqua’yı buradan geri alma planım olmadan onu öylece burada bırakacak değildim herhalde. Bu arada, arada bir buraya takılmaya gelebilir miyim? Bilirsin işte, başım belalı işlere bel bağladığında falan…”
“Hayır, hayır, hayır, gelemezsin!” “Sen ne diyorsun ya!?” “Ayrıca, buraya bir Işınlanma noktası kaydetmeyi nasıl başardın sen?” “Nasıl yapabildin böyle bir şeyi?” “Dahası, başkasının aklının ucundan bile geçmeyecek şeyleri yapıp durmayı nasıl beceriyorsun!?”
“Ş-Şey, sadece bir deneyeyim dedim, tuttu işte…”
Canı her istediğinde pat diye buraya düşebilecekse, bu yerin ağırlığından ve saygınlığından eser kalmazdı.
“Lafı açılmışken, Darkness bu aralar sürekli Chris’i arayıp duruyor, biliyorsun değil mi? Aslında seninle normal bir şekilde görüşebilseydi bütün bu tiyatroya hiç gerek kalmazdı.”
“Ah… Şimdi onunla karşılaşırsam olayın sonuna kadar üstüme gelir… Onunla görüşmek için daha sonra bir ara vakit yaratırım artık.”
Ardından miskin bir edayla doğrulup oturdu.
“Harbiden ya, dünyayı kurtaran kahramana nasıl bu kadar kötü davranabilirler? Tamamdır, gidip şunlara bir ders verme vaktim geldi sanırım!”
Bunu söylerken boynunu kütletti ve iyice gerindi.
──Dünyayı kurtaran Kahraman.
Bunu öyle hafife alarak söylüyor ki, başardığı şeyin gerçekten farkında mı acaba?
Güçsüz, tek bir adam; güvenilmez yoldaşlarıyla birlikte Şeytan Kral’ın generallerini ve diğer güçlü düşmanları birer birer alt etmeyi, en sonunda da Şeytan Kral’ın kendisini bile devirmeyi başardı.
Aşırı çarpıtılmış masallarda anlatılan o büyük kahramanlar bile böyle bir başarıya ancak efsanevi ekipmanlar ve güçlü yoldaşlar sayesinde ulaşabilmişti.
“İlk hedef beni dışarı atan o aptal. Birazcık yüz verdim diye hemen tepeme çıktı.”
Bir yandan hafif kültür-fizik hareketleri yaparken bir yandan da ışınlanma büyüsünü mırıldanmaya başladı.
Bundan sonra yaşanacak sahneleri sadece hayal etmek bile yüzümde bir tebessüm oluşturdu.
Gittiği her yere kaos ve bela götürse de, her zaman neşeli görünmeyi başarıyordu.
“Pekala Eris-sama, ben gidip şunları biraz ağlatayım.”
“İyi yolculuklar. Onlara çok da korkunç şeyler yapma, tamam mı?”
Dünyayı kurtaran o büyük kahraman, sözlerimi işitince yüzünde mahcup bir tebessümle arkasına döndü.
──Umarım bu insan birazcık daha ödüllendirilir.
──Umarım Japonya’ya dönmek yerine bu dünyada kaldığı için asla pişmanlık duymaz.
“Kazuma-san, lütfen bir saniye bekle. Buraya pek sık gelmiyorsun, o yüzden sana ufak bir hediye vereyim.”
Bana şaşkın bir ifadeyle baktı. Cevap olarak elimi uzattım ve ona gülümsedim.
“Bu dünya uğruna bu kadar çok çabalayan sana bol şans dilerim.”
──Umarım korumak için o kadar çabaladığın bu harika dünyanın tadını çıkarmaya başlarsın.
Elimi ona doğru uzattım ve kalbimin en derinlerinden gelen o duayı ettim──!
“Blessing!”
Son
Son Söz

“Bu Harika Dünyaya Bahşet Kutsama!” 17. Cildini satın aldığınız için teşekkür ederim. Ben yazarınız, Akatsuki Natsume.
Bu seri ben ne olduğunu anlamadan on yedi cilde kadar ulaştı.
Buraya kadar beni takip eden herkese gerçekten en içten teşekkürlerimi sunmak isterim.
Şimdi, bu ciltte gerçekleşen bazı olayları açıklayacağım. Önce son sözü okumayı sevenlerin keyfi kaçabilir, bu yüzden burayı okumayı cildi bitirdikten sonraya bırakmanız en iyisi olacaktır.
──Kazuma ve ekibi evden kaçan tanrıçayı geri getirmek için Şeytan Kral’ın kalesinde dolanıp dururken, Şeytan Kral’ın ordusundan şehre saldırmak üzere gönderilen küçük birlik ile yüksek seviyeli olmalarına rağmen başladıkları şehri terk etmeyi reddeden maceracılar, ihtimal ki Axel kasabasında kıyasıya çatışıyordur.
Kötü bakışlı haydut maceracı, sadece arada sırada gerçek gücünü ortaya çıkaran peluş bir maskotun içinde yaşayan eski soylu, büyü dükkanının sahibi ve göğüsleri büyük bir resepsiyonistten yüklü miktarda para alan malum maskeli yarı zamanlı çalışan kasıp kavuruyor olabilir.
Kasaba sakinlerine değerlendirme büyüsüyle şöyle bir bakmak bile absürt derecede yüksek seviyeli bir tavuk ve sınıf hanesinde “kötü tanrı” yazan bir kedi gibi tuhaflıkları ortaya çıkaracaktır.
Belli bir eve giren Şeytan Kral ordusu askeri, bahçeye dikilmiş çeşitli sebzelerin ve poltergeist benzeri gizemli doğaüstü olayların saldırısına bile uğrayabilir.
──Başkentte ise Şeytan Kral’ın kızı liderliğindeki seçkin Şeytan Kral ordusu birlikleri; kraliyet ordusu, hileli yeteneklere sahip maceracılar ve Kızıl İblisler’in emektarlarıyla kafa kafaya çarpışıyordur.
Kızıl İblisler’deki güzel kadınların çokluğu sebebiyle onlara takılan malum garip zırh, adı kendi adından sadece küçücük bir farkla ayrılan bir kızın annesinin resmini görüp gelecekte büyük bir potansiyele sahip olduğuna kanaat getiriyordur…
Ve en güçlü kılıç ile en güçlü zırhla donanmış en güçlü kız; nihayetinde Şeytan Kral’ın kızını düelloya davet etmek amacıyla, Kazuma’nın yoldaşları kadar baş belası olmasalar da yine de uğraşması zor olan Megumin’in sınıf arkadaşları, Axis Kilisesi Müritleri ve diğer çeşitli maceracılarla omuz omuza savaşıyordur.
Gösterdiği tüm cesur çabalara rağmen, tam katıksız sayı üstünlüğü karşısında ezilmek üzereyken canavarların aniden çok daha zayıf hale gelmesi, ona kaçma şansı veriyordur. Ardından malum birinin Şeytan Kral’ı yendiğini ilk o fark ediyordur ve ağabey kompleksi daha da şiddetleniyordur…
Pekala, bu olayları ana serinin kendisinde yazabileceğimi sanmıyorum, o yüzden burada kısaca özetlemekle yetineceğim.
Bir gün fırsatım olursa bu olayları bir yan seriye veya benzer bir şeye dahil edebilirim belki ama bu hikaye, her şeye rağmen harika işler çıkaran ve sonunda Şeytan Kral’ı bile alt eden NEET eğilimli bir başrol ile kusurlu yoldaşları hakkında, bu yüzden ana hikayenin sonu bu olacak.
Ancak hâlâ çözülememiş pek çok olay örgüsü ipucu, belirsizlik ve gizem mevcut.
Örneğin, Şeytan Kralları’nın isimlerinin kökeni ve Şeytan Kral’ın ordusunun neden insanlığı yok etmeye bu kadar kafayı taktığı gibi. Bu dünyanın en parlak zihinlerinin uzun zamandır kafa yorduğu bu tür sorular, malum birinin eylemleri sayesinde artık sonsuza dek bir gizem olarak kalmaya mahkum oldu.
Bir de malum kavgacı bir prenses tarafından pataklanan ve kalesine döndüğünde ordularının Patlama Büyüsü ile darmadağın edildiğini gören Şeytan Kral’ın kızı var. Bundan sonra ne tür zorluklar yaşayacak acaba?
Şeytan Kral’ın icabına bakan başrolümüze gelince, ülkenin düzenleyeceği ödül törenine katılmayı iple çekiyor.
Ancak “evlatlık” kız kardeşinin kendi başarılarını gölgede bırakan bir şey yaptığından haberi bile yok.
Sonra Megumin’in geri döndüklerinde harika şeyler yapacağına dair verdiği söz ve Şeytan Kral’ı yenen herkese tanınan kraliyet ailesiyle evlenme geleneği var──
Bu dünyada hâlâ anlatılacak çok hikaye var, bu yüzden gelecekte bu serinin devamını yazabileceğimi umuyorum.
Şimdilik, bu kadar çok çalışan Kazuma’nın bir süre küçük bir molanın ve huzurlu bir hayatın tadını çıkarmasına izin verelim.
──Şimdi, bu cilt de dahil olmak üzere serinin dünyaya sunulmasında emeği geçen herkese teşekkürler.
Bu projeden sorumlu dört nesil editöre, Sneaker Bunko editör bölümündeki herkese, tasarımcılara, düzeltmenlere, pazarlamacılara ve tüm dünyadaki kitabevlerinde çalışan insanlara.
Manga uyarlamaları, anime, oyunlar, film ve sayısız diğer eser üzerinde çalışan insanlara.
Ve bu kadar nevi şahsına münhasır karakterlere hayat veren, acımasız teslim tarihlerine rağmen her seferinde bizim için harika çizimler yapan Mishima Kurone-sensei’ye.
Bu kadar çok cildin tüm dünyadaki okuyuculara ulaştırılabilmesi sadece herkesin sayesinde oldu, bu yüzden en büyük teşekkürlerimi sunarım──
Ve elbette bu seriyi okuyan herkese kalbimin en derinlerinden teşekkür ederim!
Akatsuki Natsume
