Kono Subarashii Sekai ni Shukufuku o! Cilt 15 – Bölüm 4 / Bu Kuklanın Üzerindeki Tanrıça Koruması!

Bu Kuklanın Üzerindeki Tanrıça Koruması!

Kısım 1

X Ayı, X Günü

Serena-sama zihin kontrolümün durumunda tuhaf bir gariplik olduğunu söyledi.

Her şeyden önce, hiçbir iş yapmamış olmamdan hiç memnun değilmiş gibi görünüyormuş.

İtaatkâr görünüveriyormuşum ama işin aslı tuhaf bir şekilde asiymişim ve köstek olmaktan başka bir şey yapmıyormuşum, falan filan işte. Nedendir bilinmez, bu durum onu anlamsız bir şekilde öfkelendirmişti.

Kalbimde neler olup bittiğini anlamam için bu günlüğü tutmamı emretti bana.

Günlüğümü bir başkasına okutmamı talep etmek hatırı sayılır bir tazminat gerektirirdi.

Bu yüzden, her gece yatmadan önce göğüslerini üzerime bastırırken bana Kazuma-sama diye seslenmesini istedim kendisinden.

Bu süreçte Serena-sama sanki benliğinin çok önemli bir parçasını kaybetmiş gibi bir ifade takındı.

Gene de, Serena-sama bu günlüğü her gün okuyor.

Başka bir deyişle, bu günlüğe yazdığım şeylerle ona kök söktürebileceğim demektir.

Hâl böyle olunca, her girdinin ardından bundan böyle her gün erotik bir kısa hikaye yazacağım.

Pekâlâ, o halde başlayalım bakalım…

Kaynak @cgtranslations. ben

X Ayı, △ Günü

Serena-sama erotik hikayeler yazmayı kesmemi söyledi.

Böylesine mantıksız bir emir vermenin bir tazminat gerektireceğini söyledim ona, bana küfürler savurduktan sonra bu konudan vazgeçti.

Yüzü şu anda hâlâ ağlamak üzere. Oldukça paha biçilemez bir manzara doğrusu.

Sanırım bugün erotik hikayem için ana karakter olarak Serena-sama’yı kullanacağım.

Kuklacılığımın durumunda kesinlikle bir sorun olduğunu söyleyip duruyor.

Bir kuklanın bu kadar akıcı konuşup yazmasının imkansız falan olduğunu da ekliyor.

Neyse, bunları bir kenara bırakıp günlüğüme devam edelim.

Bugün ne yazmalıyım acaba…

“Tam o sırada sırtıma yaslanan yumuşak bir şey hissettim. Evet, çıplak Serena-sama şu anda iki tepesini birden vücuduma bastırıyor. ‘Kazuma-sama, artık kendimi tutamıyorum…’ Aman Tanrım… Bana masum bakışlarla bakan Serena-sama’yı dikkatlice kollarımın arasına aldım…”

Haydi ama ama Serena-sama. Günlüğünü yazan birinin omuzunun üzerinden dikizleyip sonra da ortalığı ayağa kaldırma.

Kesenin ağzını iyice açman gerekecek, biliyorsun değil mi?

X Ayı, X Günü

Serena-sama bugün yanıma gelip kendisini konu alan erotik hikayeler yazmayı bırakmam için gözyaşları içinde yalvardı.

Böyle mantıksız bir emre uymanın bir tazminat gerektireceğini söylediğim an bana bir yumruk yapıştırdı.

Ama o bunu yaptığında gizemli bir olay gerçekleşti.

Serena-sama’nın üzerinde, beni vurduğu yerin birebir aynısında bir morluk belirdi.

Serena-sama ne olduğunu anlamaya çalışarak paniğe kapıldı, ancak beni vurduğunun tazminatı olarak elleri başının arkasında ve sırtında sadece iç çamaşırıyla yüz tane squat yapmasını istedim.

Bana durmaksızın küfürler savurdu ama önümde squat yaparken ter içinde kalan hali gerçekten de görülmeye değer harika bir manzaraydı.

Bir dahaki sefere de ona şınav çektiririm.

△ Ayı, X Günü

Bugün gerçekten çok ciddi bir mesele keşfettim.

Görünüşe göre Serena-sama, Kızıl İblis Köyü’nde dövüştüğüm ninja benzeri robot olan Moguninnin’in kışkırtılmasında parmağı varmış.

Onu kontrolü altına almaya çalışmış anlaşılan, ancak robot bağlanamayacak kadar güçlü olduğundan bu girişim yüzünden zıvanadan çıkmış.

Başka bir deyişle, tüm o belaları Serena-sama yüzünden çektim.

Bu durumda Serena-sama başıma gelenler yüzünden bana kocaman bir borçlu olmuyor mu?

Bu sefer ona tam olarak ne yaptırmam gerektiğini düşünürken kafama bir yumruk indirdi. Bilin bakalım ne oldu, kafasında da aynı şişlik belirdi.

Serena-sama neler olup bittiği konusunda epey kafası karışmış görünüyordu.

Acı içinde kıvranmasını ve kafası karışık bir ifadeyle gözyaşlarını tutmaya çalışmasını izlemek bir başka büyüleyici manzaraydı.

X Ayı, X Günü

Serena-sama gözlerinde yaşlarla eve döndü.

Görünüşe göre daha fazla kukla toplamak için loncayı ziyaret ettiğinde Vanir’le karşılaşmış.

Önce kendisinin danışma bürosu açtığını falan söyleyip kızı tehdit etmiş galiba.

Serena-sama Vanir’le başa çıkma konusunda gerçekten berbat, bu yüzden bu bölge anlaşmazlığını çözmek için hemen parayı bayıldı ve bir kez daha eve beş parasız döndü.

Sayesinde bugün hiçbir şey yiyemedi.

Ya da ağlayarak bana öyle söyledi.

Ben akşam yemeğimi yerken onun bu sefil halini izlemek bugünkü sukiyaki güvecinin tadını inanılmaz lezzetli kıldı.

△ Ayı, O Günü

Anlaşılan Aqua, Megumin ve Darkness nerede olduğumu soruşturup duruyormuş.

Lafa bakılırsa, sağlığımı bu kadar düşünen harika yoldaşlarım varmış.

Serena-sama’ya onlardan uzak tutulmam gerekecekse bunun da kendine has bir tazminat gerektireceğini söyledim.

Serena-sama ‘Sadece odanın parasını ödemek bile başlı başına bana koca bir bela oluyor, o yüzden senin bu bencil isteklerinden başka hiçbir şeyle uğraşmak zorunda kalmıyorum ki!’ diyerek sonunda gözyaşlarına boğuldu.

Loncada danışma bürosunu kaybettiği için artık daha ucuz bir yer kiralamayı düşündüğünü söyledi.

Ben de ona bir malikanede yaşamaya alışkın olduğumu, bu yüzden benden daha sefil koşullarda yaşamamı isterse bunun da kendine ait bir tazminat gerektireceğini söyledim…

Sessizliğe gömüldü ve ek işlerini yapmaya geri döndü.

Ona bir maceracı olarak çalışıp rahibe olarak sahip olduğu o yeteneklerle kolayca para kazanabileceğini söyledim, ancak maceracı kartında mesleğinin ‘Karanlık Rahip’ olarak geçtiğini, bu yüzden görevler yoluyla para kazanamadığını söyledi.

Bu yüzden o zamana kadar loncadan hiç ödül kabul etmemiş.

Artı olarak, Şeytan Kral’ın ordusunun harekete geçmeye hazır olmasına daha epey zaman var, yani bir süre daha bu kasabada beklemek zorunda kalacak.

Bir saldırı durumunda ben ve diğer kuklalar onlara içeriden destek olacaktık.

Serena-sama akşam yemeğinde yediğim yüksek kaliteli kızarmış ete imrenerek bakıyordu.

Tabii ki ona öylece veremezdim.

Eğer öyle yapsaydım üzerimdeki kuklacılık büyüsü bozulurdu.

Evet, Serena-sama’ya borçlanmaya devam edeceğim ve sonunda onun sadık sağ kolu olacağım.

Bu arada, bugünkü akşam yemeği bir bardak mısır çorbasından ibaretti.

□ Ayı, O Günü

Serena ile birlikte yaşamaya başlayalı oldukça uzun bir zaman oldu.

Son zamanlarda Serena-sama baskı altında iyiden iyiye çatlamaya başladı.

Lüks yaşam tarzımı finanse edebilmek için epey sıkıntı çektiği anlaşılıyor.

Ama ilk başta üzerimdeki dizginleri atmamı söyleyen bizzat Serena-sama’nın kendisiydi.

Bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yok.

Daha önceden kuklası yaptığı tüm maceracılardan borç almak zorunda kaldı, bu yüzden şu anda astı olarak güvenebileceği tek kişi ben gibi görünüyorum.

Son zamanlarda para alabilmek için yoldan geçenlere külotunu bile göstermeye başladı ve bu durum polisle arasının açılmasına neden oldu.

Ona yetişkin iş kanunları falan hakkında ders verip kazandığı tüm parayı ellerinden aldılar.

Şu sıralar Serena-sama sınırına epey yaklaşmış gibi görünüyor.

Ona benimle bedenini ödeyerek helalleşebileceğini söyledim, o da bana ‘Kendi başına yaşayabilmen ne kadar tutar?’ diye sordu.

Detay vermesini istediğimde, Serena-sama gerçekten çok tuhaf şeyler söyledi.

Üzerimdeki kukla statüsünü kaldıracakmış, böylece dilediğim yere gidebilirmişim.

Serena-sama gerçekten nefret ettiğim bir emrini verirsem buna karşı koyabileceğimi belirtti.

Bu emre direnebilmek için epey bir acıya katlandım ve o anda Serena-sama da tuhaf davranmaya başladı.

Ne yaptığını sorduğumda, Regina-sama’ya dua ettiğini ve üzerimdeki kukla statüsünü zorla kaldırmanın ortasında olduğunu söyledi.

Anlaşılan Serena-sama aklını yitirmiş.

Serena-sama’nın girişimlerine şiddetle direndim ve kalbimin derinliklerinde tuttuğum tanrıçaya ben de bir dua sundum.

Ey ulu Regina-sama, lütfen bana güç ver…

X Ayı, O Günü

Biri pencereme bir taş fırlattı.

Suçlu, gözüme bir yerden tanıdık gelen sarışın bir Axis Tarikatı üyesiydi.

Görünüşe göre Serena-sama’nın kasaba içinde inancını yayma biçiminden pek memnun kalmamış.

Serena-sama öfkeden küplere binip hancıdan dışarı fırladı ama Axis tarikatçısı kıl payı kaçmayı başardı.

Onu ‘külotunu göstererek takipçi kazanan bir fahişe’ olmakla suçlayıp hakkındta böyle dedikodular yaydığı anlaşılıyor.

Son zamanlarda ne zaman yanlarından geçsem mahalledeki ev kadınları falan hep Serena-sama hakkında çekiştirip duruyordu, yani dedikodu kesinlikle kök salmayı başarmıştı.

Serena-sama gözyaşlarına boğulurken Regina-sama’nın adının lekelendiği falan hakkında bir şeyler gevelemeye başladı.

Gözü yaşlı gözlerle bana bakıyordu, ben de elini tutup başımla onayladım.

“Seni teselli etmek 5000 erise ve göğüslerine mal olur.”

Kaynak @cgtranslations. ben

O Ayı, X Günü

Serena-sama son zamanlarda çok tuhaf davranıyor.

Neredeyse kuklalığımdan kurtulmamı istermiş gibi, hiçbir tazminata dikkat etmeden bana son derece düşüncesiz emirler yağdırıp duruyor.

Regina-sama’nın sadık bir müridi ve Serena’nın mükemmel bir astı olarak, doğal talepte bulunup bedenini bana vermesini istedim.

Kuklalık ortadan kalkarsa Serena-sama zor durumda kalır.

Beyefendice takılmalarıma karşılık olarak Serena-sama yorgun bir ses tonuyla yarın beni bir yere götüreceğini söyledi.

Sonunda çizgiyi aşmayı mı planlıyor?

Şu anda uyuyamayacak kadar çok heyecanlıyım.

Ne olur ne olmaz diye yarın kendimi iyice bir yıkayacağım.

Bölüm 2

“… …” … ”

Serena-sama yazdığım günlükten başını kaldırdı.

Günlüğü kapatarak derin bir iç çekti.

“Seni bugün o rahibe geri vermeyi düşünüyordum-”

“Reddediyorum.”

Anında verdiğim cevabı duyan Serena-sama bir kez daha derin bir iç çekti.

Onunla ilk tanıştığımız zamana kıyasla epey zayıflamıştı.

Buna karşılık ben oldukça sağlıklı görünüyorum.

Şüphesiz bu son birkaç gündür hayatımı doyasıya yaşamış olmamdan kaynaklanıyordu.

Serena-sama hiç konuşmadan elimi kendi elinin içine aldı.

Ve sonra…

“Au!”

Diğer elinde tuttuğu bir kürdanı aniden parmağımın ucuna sapladı.

Doğal olarak iğnenin battığı yerden kan sızdı.

Aynı anda Serena-sama’nın parmağındaki aynı noktadan da kan akarak yere damladı.

“Sen gerçekten daha önceden hiçbir şeye inanmıyor muydun? Tam anlamıyla bir Regina tarikatçısı olup çıkmışsın!”

Serena-sama bunu söylerken yüzünün rengi attı.

Şimdi ne saçmalıyorsun sen?

Bir Regina tarikatçısı olmam kötü mü?

“Bunu beri başından beri söylüyordum, değil mi? Önceden hiçbir şeye inanmıyordum ama artık sadece Regina-sama’ya tapıyorum.”

“Bu dünyada böyle birinin var olabilmesi imkansız! İster bir tanrı ister kara tanrı isterse de bir iblis olsun, buradaki herkesin mutlaka bir inancı vardır!”

“Şey, ben zaten aslen bu ülkeden değilim. Artı olarak, geldiğim yerde bu o kadar da sıra dışı bir durum değil. Eskiden yaşadığım yerde belirli bir inancı benimsemeyen pek çok insan var.”

“Ne—!?”

Serena-sama söyleyecek söz bulamamış gibi göründü.

“C-Ciddi misin?”

“Ciddiyim. Ah, her ne kadar bir inançları olmadığını söylemek biraz yanlış olsa da. Yurttaşlarımın çoğu tarikatlardan birinin baş peygamberinin doğum günü için büyük bir kutlama düzenler, ardından ertesi ay yeni yılı karşılamak için farklı bir tarikatın çanlarını çalarlar. Ve yaşlandıklarında da ertesi yıl huzur ve refah içinde yaşamak için Şinto olarak bilinen bir tarikatın geleneklerini takip ederler.”

“Senin ülken rahiplerle kavga mı ediyor?”

Böyle söylesen bile…

Bir anlık sessizliğin ardından Serena-sama derin bir nefes aldı.

“Ne yapmalıyım ben… Üzerindeki kuklalığı nasıl bozarım? Bana olan borcunu ödemeye çalışsam bile inatla kabul etmiyorsun. Odadan dışarı çıkmanı emrettiğimde, acıya rağmen şiddetle direnmeye başlıyorsun. Ve madem artık bir Regina Tarikatçısısın, sana el sürmeye kalkışırsam intikam laneti…”

Gerçekten son derece tehlikeli şeyler söylüyor.

“Ah, kahretsin! Ne yapmalıyım ben! Ne yapmalıyım… Hey, benden uzak durmanı sağlamak için ne yapabilirim ki!?”

“Benimle gelmeni istediğinde yaptıkların yüzünden yoldaşlarımla aram darmadağın oldu. Bunun sorumluluğunu almazsan başın belaya girer—”

“AAAAAAAAAA! DUYMUYORUM! DUYMUYORUM! … Ah, doğru! Hey, Vanir’in sana verdiği o yasak iksir serisiyle birlikte kuklalığı iyileştiren bir iksir de almamış mıydın? Ona ne oldu?”

Serena-sama gözyaşları içinde bana tutundu. .

Eğer yanlış hatırlamıyorsam…

“Dokunduğu her sıvıyı suya dönüştürme yeteneği olan o rahibeye vermiştim…”

“Aaaaaah! Dünyadaki onca insan neden böyle bir güce sahip birine verdin ki onu!?”

Serena-sama bunu söyleyerek odadan dışarı fırladı.

“Her şey nasıl bu noktaya geldi… Her şey o kadar iyi gidiyordu ki, nerede yanlış yaptım ben!? Kahretsin, o kadar yaklaşmıştım ki…! Maceracıların kukla yapılması pürüzsüzce ilerliyordu ve sadece biraz daha zamanım olsaydı hazırlıklarımı tamamlamış olacaktım…! Tam olarak nerede hata yaptım ben!?”

Koşarken öfkeyle kendi kendine mırıldanıyordu.

Arkasından ben de koştum.

“Sorun olmayacak, Serena-sama. Ben varsın ya, değil mi?”

“Bütün sorunlarımın kaynağı sensin!”

İçinde bir şeyler nihayet kopmuş gibi Serena-sama aniden boğazımı sıkmaya başladı.

“Sen…! Söylediğim tek bir lafa bile kulak asmıyor, bencil isteklerden başka bir şey yapmıyorsun! İşte bu yüzden ben… Gırk!”

“Gırk! … S-Serena-sama, eğer boğazımı sıkarsan, sen de aynı şekilde…!”

Boğazıma yapışıp beni boğmaya başladı ama çok geçmeden kendi kendine öksürüp hık mık etmeye başlayarak ellerini serbest bıraktı.

“Kahretsin…! Kahretsin…! Kahrolsun her şey! Neden…!? Neden bu kadar kolay bir şekilde tarikatçı oldun…!? Hizmet edilecek bir tanrı seçmek hayatta bir kez verilen bir karardır, o yüzden biraz olsun düşünsene şunu!”

Serena-sama yere yığılmadan önce göğsüme ardı ardına vurdu.

Sesindeki titremeye bakılırsa, muhtemelen ağlıyordu.

“Öyle söylesen de benim geldiğim ülkede tonlarca farklı inanç vardı… Eskiden yaşadığım ülkede sekiz milyon tanrı olduğunu söylerler… Yani bir inancı benimsemek o kadar da ağır bir karar değil aslında. Hatta uçan spagetti canavarına falan tapan insanlar bile olduğunu duymuştum.”

“Ülkenizden nefret ediyorum… Ondan o kadar çok nefret ediyorum ki…”

Serena-sama yerde uzanmış, titreyerek yüzünü kapatıyordu.

Eteğini kaldırıp altına şöyle bir göz attım.

Az önce boğazımı sıkmasının ardından kesinlikle tazminat almam gerekiyor.

“… Demek siyahı seviyorsun.”

“… Naaaaaaaaaaah!”

Serena-sama ayağa kalkıp elimi itti.

“Senin malikanene gidiyorum! Gitme desem de muhtemelen peşimden geleceksin, o yüzden çabuk ol!”

“Bu bir emir mi? O halde biraz tazminat almam gerekir—”

“O zaman pekâlâ, burada kal!”

“Beni evde tek başıma bekçi mi bırakmak istiyorsun? Beni böyle bir can sıkıntısına maruz bırakmak gerçekten çok büyük miktarda tazminat gerektirir.”

“Hayır, hayır, sadece kapa çeneni! Şşşt! Şu an seninle konuşmak başımı ağrıtıyor!”

Serena-sama el âlemi hiçe sayarak bağırdı ve malikanemin olduğu yöne doğru koyuldu.

Son yaşanan olaylardan sonra bu kasabadaki itibarı darmadağın olmuş durumda.

Herkese açık alanda külotunu gösteren sürtüğün teki olduğuna dair söylentiler bile kasabada kök saldı.

Bu duruma nasıl bu kadar düştü hiçbir fikrim yok ama kesinlikle ona baş sağlığı diliyorum.

Serena-sama gerçek kişiliğini gizlemeye hiç yeltenmeden sokaklarda hızla ilerledi ve kısa süre içinde kendimizi nostaljik malikanemin önünde bulduk.

Nefesini toplamak için neredeyse hiç vakit kaybetmeden kapıyı yumruklamaya başladı.

“Açın kapıyı! İçeridesiniz, değil mi!? Açın kapıyı! Değerli yoldaşınızı iade etmeye geldim! Açın kapıyı!”

Ancak çağrılarına kimse yanıt vermedi.

Görünüşe göre evde şu anda kimse yok.

“Kahretsin! Neden şimdi ama, tam da sırası mıydı…! Hey, hadi ama, gidelim! Loncada olabilirler!”

Bunu söyleyen Serena-sama koşarak uzaklaştı.

Arkasından gitmek için hareket ettiğim sırada, ne denledir bilmem, malikaneye dönüp bakma dürtüsüne kapıldım.

… …

Şu anda boş ve gereksiz yere büyük olan bir malikane.

Ne zaman baksam, sanki bir şey dikkatimi çekmeye çalışıyormuş gibi geliyor…

“Hey, ne yapıyorsun öyle!? Öyle dikilmeyi kes de çabuk ol…!”

Peşinden gelmediğimi fark eden Serena-sama sinirli bir şekilde bana çıkışmaya başladı.

Sürekli çabuk olmam için peşimden koşturup durmalar falan… işin kolayına kaçmayı gerçekten de hiç bilmiyor.

Malikane üzerine son bir kez daha baktım…

… … ?

“Hey, hadi ama, çabuk ol ve buraya gel! Cidden, neden aptal gibi asla emirlerime kulak asmıyorsun sen!?”

“Hayır, şey, Serena-sama, pencerede duran bir kız var…”

İkinci katın penceresinden dışarıyı gözetleyen sarışın genç bir kızın hayaletini görmüş gibi hissettim.

Malikanemde bu kadar tatlı bir kızın kaldığını bana söylemeliydiler. Bunu bilseydim eve dönmeyi düşünebilirdim.

“Ne saçmalıyorsun sen? Bir kız mı? Yoksa halüsinasyon mu görmeye başladın? … Hayır, bekle, bu malikanenin etrafında dolanan hayalet kokusu alıyorum… Regina’nın korumasının yanı sıra basit rahiplik güçleri de mi kazandın yoksa…!? Hayır, bekle, şu an kimin umurunda ki bu? Hadi ama, çabuk ol.”

…?

Kafama takılan bir şey var.

Malikaneye bir kez daha dikkatlice baktım ama o sarışın kızın izine bile rastlayamadım.

Bu durum nedense beni gerçekten rahatsız ediyor.

Sanki uzun zaman geçirdiğim birinin bana özlemle baktığını hissettim ama…

Malikane üzerinde son bir bakış gezdirerek bakışlarımı ayırdım ve Serena-sama’nın peşine düştüm.

Bölüm 3

“Hı? Kasabanın dışında mı?”

“Evet, özellikle de günün bu saatlerinde.”

Maceracılar Loncası’na ulaştığımızda, Aqua’nın burada olmadığını onaylar onaylamaz Serena-sama neredeyse hemen dışarı fırlayacak gibi davrandı, ancak,

“Neden kasabanın dışına çıksınlar ki? Dışarıda bir şey mi var?”

“Şey, pek sayılmaz. Daha çok bizim büyücünün günlük rutini gibi bir şey. Büyük ihtimalle hep birlikte dışarı çıkmışlardır. Tam da vakti çünkü.”

“Böyle şeyleri bana daha önce söylesene!”

Üzerine yönelen tüm bakışları pek umursamayan Serena-sama acı dolu bir ses tonuyla bağırdı.

Birçok açıdan sınırına ulaşıyor olabilir.

Her neyse, daha da önemlisi…

“Serena-sama, madem buradayız, ben de bir şeyler yemek istiyorum.”

Bunu söyleyerek bir masaya oturmak için hareket ettim.

Serena-sama imrenerek bana baktı.

“… Parasını ben ödemeyeceğim. Seni borç batağında tutmak için artık herhangi bir nedenim kalmadı.”

“Afedersiniz, menüdeki her şeyden getirin ve hesabı ona yazdırın.”

“Ödemeyeceğim! Gerçekten ödemeyeceğim! … Ah, ben… Bir bardak su alabilir miyim, lütfen…”

Serena-sama durumu kurtarmak için bir bardak su sipariş etti ama beklerken giderek sabırsızlandı.

“Hey… Hey, yoldaşlarının nereye gittiğini biliyorsun, değil mi? Sadece yeri söyle bana. Tek başıma giderim, ben öyle yaparken sen de burada kalıp yemeğinin tadını çıkarırsın.”

“Reddediyorum.” Tek başına kasabanın dışına çıkmana izin vermemin imkanı yok. Benim parti, kafasında tahtası eksik olmasıyla ünlü bir Başbüyücü, gücü muhtemelen seninkini aşan bir Yüce Rahibe ve tek meziyeti dayanıklı olması olan bir kızdan oluşuyor. Partimin öylece oturup seni dinleyeceğini hiç sanmıyorum. Eğer onlarla kasabanın dışında karşılaşırsan, büyük ihtimalle kavgayla biter.”

Serena-sama bir an için sessizleşti.

“… Pekâlâ, o zaman sipariş ettiğin yemeği bitirdikten sonra benimle gel. Eğer kasabanın dışındalarsa deneyebileceğim bir şey var… Seni nihayet düzgün bir işte çalışmaya mecbur bırakacağım.”

Sonunda Serena-sama yüzünde korkusuz bir gülümsemeyle bunu özgüvenle söyledi—

“—Çok geciktin, Serena-sama. Seni beklemekten neredeyse sıkılacaktım. Ne yapıyordun sen? Ismarladın ama o kadar beklemeyle bilançonun an itibarıyla başa baş noktasına geldiğini söyleyebilirim.”

“… S-Sen… Sen gerçekten de…”

Yerde oturduğumu gören Serena yorgun bir sesle bana söylendi.

Şu anda kasabanın dışındaki umumi mezarlıktayız.

Yemeğimizi yedikten sonra aceleyle mezarlığa gelmemi söylemişti, ben de karnımı hızla doyurup onun önüne geçtim.

Epey bir şey sipariş etmiştim, bu yüzden astı olarak yemeğin geri kalanını son zamanlarda düzgün bir şey yiyememiş olan Serena-sama’ya verdim.

Gizlice tüymeden ve hesabı ona kitlemeden önce tuvaleti kullanmam gerektiğini söyledim Serena-sama’ya.

İşte bu da bizi şuraya getiriyor…

“Güzel miydi bari?”

“Evet, güzeldi! Eğer yemeğimin parasını ödemek için buraya kadar bulaşık yıkamak zorunda kalmasaydım çok daha güzel olurdu!”

Bana diklendi.

“Aaah, buna vaktim yok! Haydi, Kazuma, çabuk ol ve buraya gömülü cesetleri kaz! Onları kukla yapıp askerlerime dönüştüreceğim! Ben buradan başlayacağım, sen de şuraya git!”

“Kusura bakmayın, dini sebeplerden ötürü böyle küfür niteliğinde bir şey yapamam.”

“Sen bir Regina tarikatçısı değil misin!? Ne gibi dini sebebin olabilir senin mahut!? Sırf bir cesarete dokunmak istemiyorsan, oyle söylesene! Sadece yap işte! Bencilce şeyler söylemeyi kes de nihayet biraz işin ucundan tut!”

“Cidden, beni mazur gör.”

Ceset falan kazmak kesinlikle söz konusu bile olamaz.

Emirlerine direnmek için acıya katlanmaya başladığım sırada Serena-sama acı dolu bir çığlık kopardı.

“Lanet olsun, kalsın! Unut gitsin! Sadece orada dikilip izle!”

Neredeyse ağlamak üzere olan Serena-sama bir kürek kapıp işe koyuldu.

Gecikmesi yüzünden hava şimdiden akşama yaklaştı.

Tam şu sıralar malikaneye dönüyor olmalılar.

Bu da demek oluyor ki şimdiden kasabanın surlarının arkasındalardır, yani eğer Serena-sama bir kukla zombi ordusuyla onlara saldırmayı planlıyorsa…

Kazdığı cesetleri kullanamayacağını ona söylemek istedim, ancak tavsiye verirsem borcuma sadık kalmış olacaktım.

Bu yüzden sadece kalbimi katılaştırıp çalışmasını izledim.

“Huff… Huff… T-Tamamdır, bir tane buldum! Sadece bu herifi kukla yapıp kalanı kazmasını sağlamam gerekecek… Marionette!”

“Ama yeterli kukla puanın yok.”

“Ne!?”

Serena-sama şaşkın bir ifadeyle arkasına döndü.

Ve tam söylediğim gibi ceset zerre kadar kıpırdamadı.

“H-Hey, kukla puanı da ne demek oluyor!? Tam olarak ne dönüyor…”

Serena-sama bir an düşündükten sonra idrak edercesine ellerini birbirine vurdu.

“Üzerimde yatırdığın kontrol gücü miktarından bahsediyorsun! Ona öyle laçka bir isim verme! Hey, Kazuma, direnme sakın duyuyor musun? Seni kukla olarak tutmak için üzerime yatırdığım gücün bir kısmını geri çekeceğim. Cidden, direnme sakın duyuyor musun!? Seni gerçekten başımdan atmak istiyorum ama şu an beni salıverirsen kesinlikle yoluma taş koyacaksın. O yüzden, cidden, anlıyor musun? Kontrolüm altındaki kukla sayısını artırmak için bendeki gücümü azaltıyorum, o yüzden ciddi söylüyorum direnme.”

“Biliyor musun, bu konuda bu kadar ısrarcı olman neredeyse bir espriye hazırlık gibi duyuluyor. Bunu öyle kabul etmemde bir sakınca var mı?”

“Kesinlikle hayır! Cidden, direnme. Pekala, işte geliyor… Sana direnmemeni söylemiştim az önce! Sen benim kuklasın, o yüzden emirlerime kulak ver artık!”

Serena-sama’nın gücü bedenimden dışarı akmaya çalışırken ona tutunmak için kıyasıya mücadele ettim.

O zaten beni ele geçirmişti. Başka hiçbir kuklaya ihtiyacı yoktu.

Sonunda Serena-sama gözyaşları içinde yaka meka yakama yapışıp boğazımı sıkmaya başladı.

“G-Gırk… B-Bekle, Serena-sama, lütfen dinle beni! O kadar süre bulaşık yıkadıktan sonra saat şimdiden akşama yaklaştı… O üçlü muhtemelen şimdiye çoktan eve dönmüştür—”

“Bunu daha önce söylesene! İlk başta, o kadar süre bulaşık yıkamak zorunda kalmamın kimin suçu olduğunu sanıyorsun sen!? Lanet olsun bu şiiiyete!”

Hiçbir saygın kadının sarf etmeyeceği türden bir küfür savuran Serena-sama, yüzünden süzülen gözyaşlarını silme zahmetine bile katlanmadan malikaneme doğru geri yürümeye başladı—

Serena-sama şu anda tamamen bitmiş vaziyette görünüyor.

Yüzünde böylesine tükenmiş bir ifade bulunan güzel bir kızı izlemek de o kadar fena sayılmaz aslında.

Serena-sama yorgun adımlarla malikanemin kapısına doğru yürüdü ve kapıyı yumruklamaya başladı.

Şu anda sesini yükseltmeye bile mecali kalmamış gibi görünüyordu.

Sonunda kapının diğer tarafınından yumuşak bir ses geldi.

“Günün bu saatinde kim o? Eğer satıcıysan başımın üstünde yerin var ama dini bir tebliğciyseniz başka yere gidin!”

Uzun süredir duymadığım o cansız Aqua ses tonu işte buydu.

“Benim. Adamınızı size iade etmeye geldim.”

Serena-sama bu sözleri söyledikten sonra malikane sessizliğe büründü.

Kısa bir süre sonra kapı hafifçe aralandı.

Ve o aralıktan bakan Aqua’nın şüphe dolu bakışları belirdi.

“Kazuma-san? … Gerçekten mi? Sen gerçekten de…?”

Aqua kapı aralığından bakarken tedirginlikle dolup taşan bir sesle konuştu.

Aynı anda arkasından yüksek bir gümbürtü duyuldu, bunu hızla yaklaşan adımların patırtısı izledi.

Serena-sama kulağıma eğilip fısıldadı.

“Bunu yüzüne gözüne bulaştırecek bir şey yapma, duyuyor musun? Eğer tekrar içeri tıkılırsan, sana kesinlikle layık olduğun bir ödül vereceğim.”

“Neden şimdi vermiyorsun peki?”

Serena-sama’nın yüzünden anlık olarak ıstıraplı bir ifade geçti, ardından ellerini kenetleyip yeniden ayağa kalktı.

Çok geçmeden ön kapı açıldı ve biraz huzursuz görünen Aqua’nın arkasında Megumin ile Darkness belirdi.

İkisi de yüzümü görünce aydınlandı.

Ve sonra…

“… O adamın ne yaptığını sorabilir miyim?”

Megumin sert bir dille sordu.

O adam derken kasteddiği şey…

“Bunu kafana takma. Aslında onu iade etmeye geldim.”

Evet, muhtemelen şu anda Serena-sama’nın dizinin dibinde diz çökmüş ve pervasızca etek altını kesen beni kastediyor.

Üçü de sersemlemiş bir halde bize baktı.

Kısa bir duraksamanın ardından Megumin, yüzünün her yerinden okunan zor zapt edilmiş bir öfkeyle bize doğru yaklaştı.

“… Kazuma, tam olarak ne yapıyorsun sen? Böylesine omurgasız birinin güpegündüz böyle hareketlerde bulunması gerçekten de tuhaf. Bu tür şeyleri yapmayı sevdiğini biliyorum ama en azından bir kaza süsü vermeye çalış ya da bir bahaneyle geçiştir. Benimle böyle şeyler yaparken binbir türlü sinsi hileye başvuruyorsun ama şimdi…”

Megumin’in tereddütlü sözlerinde kafama takılan bir şeyler oldu.

Bu da… Acaba nedir?

“… Ben ona yaklaşmaya çalıştığımda bile her zaman korkup uzun süre geçmeden tavuk gibi kaçıyor. Bu hem iyi hem de kötü bir yönü. Onu bu şekilde davranmaya mecbur bırakmak için tam olarak ne yaptın sen? Zaten son birkaç gündür seninle Kazuma hakkında ortalıkta bir sürü söylenti dolaşıp duruyor. Onu iade ediyorum derken tam olarak neyi kastediyorsun? Onu böylesine acınası bir duruma düşürmek… Bu… Bu da…”

Darkness, Megumin’in bıraktığı yerden devam etti.

Bu da… Tam olarak nasıl bir his bu?

“… Aslında bizim böyle bir Kazuma’ya ihtiyacımız yok. Eğer onu iade edeceksen, orijinal ambalajına geri koy. Birinden bir şey alıp bozduktan sonra geri getirmek oldukça korkunç bir şey, sizce de öyle değil mi?”

Ve nihayetinde Aqua bunları söyledi…

Beni gereksiz ve bozuk olarak nitelendirmesi hakkında söylemek istediğim çok şey var ama Serena-sama şu an konuşmamı yasakladı.

Zaten külotuna bakmakla biraz fazla meşgulüm.

Tam o sırada Serena-sama elini Aqua’ya doğru uzattı.

“Bir anlaşma yapalım. Onu eski haline döndüreceğim. Karşılığında sen de bana onun sana verdiği iksiri vereceksin. Eğer bunu yaparsan, onu düzgünce kendine getirip sana geri vereceğim.”

Bu sözler üzerine Aqua göğsüne koruyucu bir şekilde sımsıkı sarıldığı iksire doğru aşağı baktı.

Ve sonra…

“Reddediyorum. Bu, Kazuma-san stres yüzünden bayılmadan önce bana verdiği bir şey. Sana vermemin hiçbir imkanı yok. Bu iksiri ne için kullanacaksın sen? O tuhaf iblis sana ne söyledi? Bu iksiri ne yapmayı niyetlendiğini söyle bana.”

Serena-sama’nın dişleri, onları ne kadar sert sıkıyorsa gıcırtı sesleri çıkardı.

Ona yaşattığım her şeyden sonra muhtemelen sınırına gerçekten çok yaklaşmış durumda.

“… Ben çileden çıkmadan önce söylediklerime kulak versen iyi olur. Beni hor görmen pek akıllıca olmaz. Ben hâlâ bir—”

Serena-sama yumuşak bir ses tonuyla lafa girdi ama lafını bitiremeden,

“Bu Kazuma’nın bana verdiği bir şey, o yüzden gerçekten çok önemli! Reddediyorum!”

“Pekâlâ, çok iyi. Pazarlığımız sona ermiştir. Al da ye bunu!”

Serena-sama parmağını Aqua’ya doğru saplayıp bağırdı.

Bunu gören Darkness koşarak kendini Aqua’nın önüne siper etti.

“Ölüm!”

Serena-sama’nın parmağından mor bir parlama yayıldı.

Ancak…

“… Hı?”

Hiçbir şey başaramamış gibi görünerek, zar zor bir an sürdükten sonra kaybolup gitti.

“Yakalayın!”

Diye bağırdı Aqua ve hâlâ şokta olan Serena’nın üzerine hızla atıldı.

Bölüm 4

Serena-sama yere devrildikten sonra Darkness üzerine bindi.

Darkness şu anda herhangi bir zırh giymiyor ama iyi eğitilmiş vücudu ona bir rahibeyi alt etmek için fazlasından da öte güç verdi.

“Kahretsin, büyüm…! Neden!? Regina-sama! Regina-sama! Bana güç ver—”

Serena-sama Darkness’ın kavrayışından kaçmak için mücadele etti ama onun gücüyle başa çıkamadı.

Bunu gören Darkness, Serena-sama’nın boğazındaki kavrayışını sıkılaştırıp talep etti.

“Şimdi, bu adam üzerindeki lanetini kaldır… B-Bu da ne? Nefes alamıyorum…?”

Darkness’ın dikkat dağılmasından yararlanan Serena-sama ellerinden birini boşa çıkarıp Darkness’ı işaret etti.

“Öl! Öl! Öl—”

Durmaksızın lanetler okusa da Darkness’a hiçbir şey olmuyordu; sonunda Darkness uzanıp kadının ağzını kapattı.

Eh, şimdi ne yapsam?

Muhtemelen hemen Serena-sama’nın tarafını tutmam gerekirdi ama…

“… Şey, siz ikiniz, bence böyle bir şeye gerçekten gerek yok…”

“Erh… Şey, pekala, galiba biz de bu şeyi istemiyoruz.”

Acaba zapt edilmiş durumdaki Serena’nın etek altını dikizleyen beni mi kastediyorlar?

Tam o sırada kolumun hafifçe çekiştirildiğini hissettim.

Arkamı döndüğümde, arkamda durmuş nedense sırıtan Megumin’i gördüm.

Elbisesinin etek ucundan tutup yavaşça yukarı kaldırdı…

“… Kızlar gerçekten siyahı seviyor, ha?”

Megumin’in bana yakından gösterdiği külotu hayranlıkla izlerken mırıldandım.

“M-Megumin!?”

“Ne zamandan beri bu kadar cesur oldun, Megumin!?”

Diğer ikisini umursamayan Megumin, neşeyle kafama bir elini koydu.

“Doğru, kimse istemiyorsa bu adamı ben kaparım.”

“Ha!?”

Megumin zafer kazanmışçasına ilan ederken, Darkness telaşlı bir ses çıkardı.

Yine de bu gerçekten garip bir durumdu.

Ortada, üzerine binen Darkness tarafından zapt edilip ağzı tıkandığı Serena-sama vardı.

Külotunu hayranlıkla izlerken başımı nazikçe okşayan Megumin vardı.

Ve son olarak…

“… Oh, anlıyorum. Önemsiz tanrıça Regina’nın sana bahşettiği lütuflar yarı yarıya azaldı, değil mi? Bir tanrının lütufları müritleri arasında paylaşılır. Demek o tanrıçan o kadar önemsiz ki tek gerçek müriti sensin, öyle mi? Bütün güçleri eskiden sana veriliyordu ama artık Kazuma da onun müriti olduğuna göre durum değişti.”

“!?”

Ağzı hâlâ tıkanmış olan Serena-sama bana ölümcül bir bakış fırlattı.

Görünüşe göre beni kuklasına çevirip Regina tarikatına dönüştürmesi aslında gücünü zayıflatmıştı.

Yine de bana öyle ters ters bakman hiçbir şeyi değiştirmeyecek.

Aqua, Serena-sama’nın yanına çömelip Darkness’a ağzındaki kavramayı biraz gevşetmesi için işaret etti.

“Şimdi, Kazuma’yı eski haline getir.”

“… O iksiri ona verirsen normale döner. Yine de sana direnebilir.”

Serena-sama, Aqua’ya kaderine razı bir şekilde söyledi.

Burada tam olarak neler dönüyor?

Serena-sama’nın sadık bir hizmetkârı olarak ne yapmalıyım?

Üstelik şu an Megumin, diğer eliyle başımı okşamaya devam ederken bile beni ölümcül bir kavrayışla tutuyordu.

Hâlâ diz çökmüş bir şekilde Megumin’in etek altını dikizlemeye devam ediyorum ama…

“Fufu, epey zaman oldu, Kazuma.”

Megumin kıkırdadı. Yüzünde hafif bir kızarıklık vardı ama bu kesinlikle bir kıkırdamaydı.

Gerçekten gidip Serena-sama’ya yardım etmek isterdim ama böyle mutlu görünen bir Megumin’in şeytani cazibesiyle karşı karşıya kalındığında…

Serena-sama tüm engellemelerimi kaldırdığı için şu an içgüdülerime karşı koyamıyorum.

Yani bu konuda gerçekten yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Lütfen beni affet, Serena-sama.

“Yine de bu hale nasıl geldi? Tam olarak ne yaptın? Kazuma’mızı böyle utanmaz bir sapığa dönüştürmenin ne gibi bir eğlencesi var?”

“Bu şekilde sonuçlanacağını ben de beklemiyordum! Sadece onu kendi kuklama çevirmek istemiştim. İçindeki gerçek arzuları açığa çıkarıp tüm engellerini kaldırdım… Ama beklediğimden çok daha dik kafalı çıktı.”

Serena-sama ağlamaklı bir şekilde dudağını ısırdı.

“… Gerçekten korkunçtu, son birkaç gün… Hangi bahaneyi sunarsam sunayım çalışmayı reddediyor ve fırsat bulduğu her an sapıkça şeyler yapıyor. Keyfine düşkün bir hayat yaşamak için arzularını tatmin edip duruyor sadece…”

“… Bu, Kazuma’nın orijinal halinden pek farklı görünmüyor… Ama boş ver. Bu iksiri üzerinde kullanırsam iyileşecektir, değil mi?”

Bunu söyleyen Aqua bana doğru yaklaştı.

“… Böyle kalmasında gerçekten bir sakınca görmüyorum…”

Ben onun etek altına bakmaya devam ederken Megumin kızararak mırıldandı.

Yine de beni sıkıca kavramaya devam ediyordu, yani istesem bile kaçamazdım.

Beni olduğum gibi gerçekten kabul ediyorsan, artık bıraksan çok minnettar olurum.

Aqua tedbirli bir şekilde yanıma yaklaşıp konuştu.

“Hey, Kazuma, şimdi seni eski haline getireceğim, o yüzden hiçbir şey yapma, tın mı?”

“Bu gayet iyi.”

Anında verdiğim yanıtı umursamayan Aqua bana doğru iyice sokuldu.

“Buna izin veremeyiz. Olduğun yerde kal. Olduğun yer gayet iyi…”

“Hey, Rahibe, sakın gardını düşürme! O adam kesinlikle bir şeyler karıştırıyor!”

Serena-sama böyle bir uyarıda bulundu ama Aqua sanki çok açık bir şeyi ifade ediyormuş gibi yanıt verdi.

“B-Biliyorum. Kazuma ile ne kadardır birlikte olduğumu sanıyorsun? Megumin, onu sıkıca tuttuğundan emin ol! Pekala, o zaman…”

“Çal.”

“Ah!” x3

Bakışlarımı anlığına Megumin’in külotundan ayırıp kolumu Aqua’ya doğru uzattım.

Kısa süre sonra Aqua’nın iksiri elimde belirdi.

Ve ardından.

“Bunu ye!”

“Vaaaaah!”

İksiri umursamazca yere fırlattım.

Şişe yere çarpmadan hemen önce Aqua harika bir kayarak müdahaleyle onu yakalamayı başardı.

“İşte bu yüzden sana söyledim! O adam kesinlikle bir şeyler karıştırıyor!”

“Bu konuda elimden gelen bir şey yok! Onun bu maskaralıklarının hedefi olduktan sonra bunu biliyor olman lazım! Bu adamın ne yapacağı asla belli olmaz! Megumin! Megumin! Bir şeyler yap!”

İksiri göğsüne sıkıca bastırarak bana yeniden temkinli bir şekilde yaklaşan Aqua, Megumin’e doğru haykırdı.

Buna ek olarak Serena-sama bana bağırdı.

“Satou Kazuma! Kuklam olarak sana emir veriyorum, olduğun yerde kal! Sadece bir anlığına kıpırdama!”

“Ah pekala. Böyle kalmasında pek bir sakınca görmüyorum ama… Buraya gel, Kazuma, sana sarılmama izin ver…” Sadece olduğun yerde kal… aynen… ? Hey, dur, kıvranmayı kes de öylece dur! Aqua! Çabuk ol! Göğsümdeki bağlar…!”

“Megumin! Onu olduğu yerde tut ve bana doğru çevir!”

Yüzümü Megumin’in göğsüne bastırırken başıma soğuk bir şey sıçradı.

O soğuk sıvı aşağıya doğru akarken bedenimden bir şeyin eksildiğini hissedebiliyordum.

Hey, kes şunu. Ben böyle olmayı seviyorum.

Serena-sama ile yapmak istediğim daha çok şey var.

Bunu yapmak için İntikamın Karanlık Tanrıçası Regina-sama’nın gücüne ihtiyacım var…

“… Hı?”

Neden yine bir İntikam Tanrıçası’nın gücüne ihtiyaç duyuyorum ki?

Hem şefkatli Serena-sama, ne oluyor?

Neden Şeytan Kral’ın bir Generaline -sama ekini takarak hitap etmeye başladım…?

Neden birdenbire rastgele, bilinmeyen bir tanrıçaya tapınmaya başladım ki zaten?

Ah, doğru.

Bilincimi kaybetmeden hemen önce, işe yaramaz tanrıçamıza verdiği yaralar yüzünden Şeytan Kral’ın Generalinden intikam almayı içtenlikle arzuladığımı hatırlıyorum…

Bölüm 5

“Kazuma, işe yaradı mı? İyileştin mi?”

Bir şey beni tokatlıyordu.

Gözlerimi açtığımda gördüğüm ilk şey tam önümde duran Megumin’in yüzü oldu.

“Sanırım beni biraz daha sıkı sarıp sarmalarsan çok daha çabuk iyileşeceğim.”

“Görünüşe göre kendine geldin. Şimdi… H-Hey, eğer iyileştiysen lütfen artık üzerimden kalk!”

Megumin benden uzaklaşmaya başladığında ayağa kalkmaktan başka çarem kalmadı.

Harika bir rüya görmüşüm gibi hissediyorum.

Ve üzerime titreyen, gerçekten harika bir Tanrı’m varmış gibi hissediyorum…

Neyse, boş ver bunu.

“Kazuma-san, Kazuma-san, iyi misin? Adını bile daha önce hiç duymadığım Regina gibi uyduruk bir tanrıçaya tapınacağına bana tapınman çok daha iyi olurdu. Hemen şimdi tarikatıma katılırsan el yazının düzeleceğine ve daha bir sürü başka lütfa kavuşacağına söz veriyorum.”

“İstemez. Zaten uyduruk bir tanrıçaya neden tapınacağımı düşünüyorsun ki… Hımm?”

Neydi o?

“Hey, ben neye tapınıyordum?”

Aqua omuzlarını silkti.

“Kim bilir? Detayları pek bilmiyorum.”

Ben de pek bilmiyorum ama şu an bunun sırası değil.

“Yahu. Görünüşe göre aklın başına gelmiş.”

Üzerine binen Darkness tarafından hâlâ yere mıhlanmış olan Serena beni selamladı.

Onunla şimdi nasıl başa çıkmalı…

“… Seni burada ele geçirmek başımıza bela açar.”

“O halde beni serbest bırakmaya ne dersin? Bir süreliğine birlikte yaşadık, değil mi? Bunun ikimizin de yüzünü güldüreceğini düşünüyorum.”

Serena iki elini kaldırırken rahatça konuştu.

Şu an ona karşı hiçbir şey yapamayacağımı çok iyi biliyor.

Yine de zihnimin bir köşesini kemirip duran bir şeyler var.

Mesela, Aqua beni intikam laneti yüzünden ölmüş olsam bile diriltebileceğine göre onu şehirden çok uzağa götürüp—

Hayır, cinayet işlemek bana göre değil.

Öyle bir şey yapabilseydim korkak olarak anılmazdım.

Belki onu bağlayıp bir zindanda terk edebilirim…

Hayır, hayır, bu onu öldürmekle tamamen aynı kapıya çıkar…

Kahretsin, onunla son birkaç günü geçirdikten sonra ona bir şekilde ısındım…

Yine de onu öylece salıp göndermek…

“Görünüşe göre kafan karışık… Söylesene Kazuma, beni bırakırsan herhangi bir zarara uğrar mısın? Beni salarsan bu kasabaya saldırı planında bazı değişiklikler yaparım. Senin yaşadığın bir kasabayla artık gerçekten hiçbir işim olsun istemiyorum. Gerçekten. … Artı olarak burada sadece adlıkta Şeytan Kral’ın Generali olan Wiz ve Vanir gibi isimler yaşıyor. Bu kasabaya saldırırsak ne yapacakları hiç belli olmaz. Kaleye geri döndüğümde operasyonu yeniden gözden geçireceğim. Beni bırakırsan bu kasabaya bir daha asla el sürmeyeceğim. Ne dersin? Bu sefer düzgün bir anlaşma yapalım.”

Kafamdan geçenleri anlamış gibi görünen Serena bana hafifçe gülümsedi.

“… Hey, Kazuma, kim bu kadın tam olarak? Şeytan Kral’ın ordusundan biri mi? Bu kasabanın halkını korumak için onu ortadan kaldırmalı mıyım?”

Tehlikeli şeyler söylemeye başlayan Darkness’ın omzundan tuttum.

Darkness bir soylu ve bir süreliğine bu kasabanın lorduydu.

Bu kasabanın halkını korumak uğruna bunu gerçekten hayata geçirebilirdi.

Darkness’ın sözlerini duyunca kararlılıkla çelik gibi sertleştim.

“… Hey, o da ne? Neden hâlâ yanında taşıyorsun şunu?”

Çantamdan çıkardığım şeyi gören Serena’nın yüzü düştü.

“Üzgünüm Serena, anlaşmamız iptal. Benim için de zor ama ikimiz de kuralı çiğnediğimize göre bunu karşılıklı ihlal sayalım.”

Çantamdan çıkardığım şey Vanir’in bana verdiği yasaklı iksir seti.

O setteki şeylerin çoğu işe yaramaz ama aralarında seviye sıfırlama iksiri ya da buna benzer bir şey olduğundan oldukça eminim.

Bu sıkıntılı durumların üstesinden gelmek için hep yoldaşlarımın gücüne güvendim ama sadece bu seferlik işin sonunu kendi gözlerimle görmek istiyorum.

Eğer iksiri onun üzerinde kullanırsam, intikam laneti yüzünden muhtemelen benim seviyem de sıfırlanacaktır.

“Ne planlıyorsun… Hey, Kazuma, yapma. Biz bir süre birlikte yaşamış arkadaşlar değil miyiz? Hadi ama, sal beni.”

Fakat en zayıf sınıfa sahip bir NEET ile Şeytan Kral ordusunun bir Generali arasında, ikimizin de seviyesi bire indirildiğinde kimin daha çok zarar göreceği gayet açıktı.

Seviye sıfırlama iksirini çantadan çıkarıp Serena’nın yanına çömeldim.

“Üzgünüm, benimle birlikte her şeyi baştan birinci seviyeden alacaksın.”

“!?”

Serena bunu duyunca çırpınmaya başladı ve Darkness karnına bir yumruk indirdi.

“Gark!”

“Uck!? N-Ne oluyor? Hey, Kazuma, ben bu kadına vurduğumda midem…”

Şaşkına dönmüş görünen Darkness’a hemen talimat verdim.

“Eğer ona saldırırsan verdiğin her hasar sana geri yansır. Ne yaparsan yap, onu sakın öldürme. Görünüşe göre o ölürse etraftaki geniş bir alana ölüm laneti yayılacak.”

“… Anlıyorum, o yüzden o gün ona bir uçan tekme attıktan sonra bayılmıştın.”

Megumin açıklamamı dinledikten sonra mırıldandı.

Ancak Darkness, nedense tek kelime etmeden Serena’nın yanaklarını çekiştirmeye başladı.

“Aa, acıdı! “Ah… Ne yapıyorsun sen!?”

Hâlâ bir şeyler saklıyorsun, değil mi? Hadi ama, dök içini! Beni o kadar kolay kandıramazsın! Hah hah… A-Acıyor…! Kuu, ama ben o kadar kolay pes edecek biri değilim…!”

“Ne saçmalıyorsun sen!? Kazuma her şeyi biliyor neredeyse! Acıdı! Hey, kes şunu, Kazuma’ya henüz anlatmadığım başka hiçbir şey yok gerçekten! ACIDI! Kes şunu! Acı doğrudan sana geri dönecek! Cidden, dur artık! Dur!”

Darkness, Regina’nın korumasının tadını çıkarmaya başlarken Serena onun elleri arasında çaresizlikten kıvranıyordu.

Bir elimde iksiri uzattım.

“Hey, Kazuma, durdur bu ka… B-Bekle, uzak dur! Senin de seviyen düşecek, biliyorsun değil mi? Bir düşün. Seviyem düşerse şahsen senin kârına olmayacak, değil mi? Cidden, bi’ düşün!”

“Şey, ben de seviyelerimi yavaş yavaş geri kazanırım. Zaten stat sınırına ulaşmama az kaldı ve rahat yaşayacak kadar param var, yani acele etmeye gerek yok… Sadık yardımcın Serena-sama ile birlikte sonuna kadar gidelim. Hadi, sıfırdan başlayalım.”

Serena ellerinden birini kurtarmayı başararak yanaklarını çekiştiren Darkness’ı yakaladı.

“Sen gerçekten de Şeytan Kral ordusunun başına gelen en büyük tehlikesin.”

“Abartıyorsun. Bundan sonra sakin bir hayat süreceğim, o yüzden kaleye geri dönebilirsen bunu lütfen Şeytan Kral’a ilet.”

Neşeli görünmeye çalışan sözlerime karşılık olarak Serena parmağını bana doğrulttu.

Ne yapıyor bu…

Ah.

“Kendi başına buyruk bırakılmayacak kadar tehlikelisin gerçekten. Aklın başına geldiyse bu, Regina’nın tek müridi olduğum konuma geri döndüğüm anlamına gelir. Bütün güçlerim bana geri dönmüş olmalı. Elveda, dik başlı kuklam benim.”

Serena’nın bana doğrultmakta olduğu elini yakaladım.

Darkness elini tekrar Serena’nın ağzına koymak için hareketlendi ama Serena ondan daha hızlıydı.

“Ölüm.”

Kono Subarashii Sekai ni Shukufuku o!

Kono Subarashii Sekai ni Shukufuku o!

Gifting this Wonderful World with Blessings!, Konosuba, Konosuba : God's Blessing on This Wonderful World!, Kono Subarashii Sekai ni Shukufuku wo!, ขอให้โชคดีมีชัยในโลกแฟนตาซี, この素晴らしい世界に祝福を!, 为美好的世界献上祝福!
Puan 9.2
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: , Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2013 Anadil: Japonca
İçine kapanık bir oyunsever olan Satou Kazuma’nın hayatı bir trafik kazası sonucu sona erecektir…Öyle olmalıydı, ancak gözünü açtığında karşısında kendisini bir tanrıça olarak tanıtan bir kız gördü. “Hey, bende senin yararına bir şey var. Başka bir Dünya’ya gitmek ister miydin?Ancak yanında tek bir şey götürebilirsin.” “O halde seni götürmek istiyorum.” İşte bu noktada reankarne olmuş Kazuma’nın Şeytan Kral ile olan mücadelesi başlıyor. Ancak birçoğunuzun düşündüğünün aksine bu yolculuk sürekli bir yiyecek, içecek ve barınak arayışı olacaktır. Kazuma’nın sakin bir hayat sürmek istemesine karşın Tanrıça’nın sürekli çıkardığı problemler kısa süre sonra Şeytan Kral’ın ordusunun dikkatini çekecektir.

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla