Kısım 1
Kendime geldiğimde, nedense Axel’in kapılarının önünde duruyordum.
……?
Ne olduğuna dair hiçbir şey hatırlamıyorum.
Neden sanki çok önemli bir şeyimi kaybetmiş gibi hissediyorum…?
Sanki yeniden bir araya gelmek için ümitsizce çabaladığım bir aile üyesini kaybetmiş gibiydim.
Bu boşluk hissiyatı da ne böyle?
En büyük düşmanım olan Claire’in bana bir şeyler yaptığını hatırlıyorum…
Claire mi? Ne oldu ki? Claire ne ara en büyük düşmanım oldu? O kız da tıpkı benim gibi Iris’i seviyor. İkimizin arasında ki ilişkiyi tanımlamaya çalışsaydım ona yoldaşım derdim.
Ancak anlamadığım bir şekilde kendimi Claire’den intikam almak zorundaymış gibi hissediyorum.
Şöyle ki, olanlar muhtemelen Iris’in ısrarı üzerine bir gece daha kalmamla ilgiliydi. Darkness ve diğerleri ayrıldıktan sonra Iris bana çok önemli bir şey söylemişti sanırım.
Iris’in şöyle dediğini hatırlıyorum…
O… ne demişti ki?
Ha? Lanet olsun, ortada gerçekten de bir tuhaflık var. Bu tuhaflığın ne olduğundan emin değilim doğrusu. Yine de Claire’den intikam almalıyım. Sanki içgüdülerim beni bunu yapmaya zorluyormuş gibi hissediyorum.
Boş ver. Sonuçta o çocukların mektuplarını okudum ve savaşmaya karar verdim. O insanların da şu anda aynı şekilde hissettiğine eminim.
Uzun süredir boş duran malikâneme doğru büyük adımlarla yürüdüm.
Elroad’da birkaç gün geçirmiştik.
Başkentte sadece iki hafta kadar kalmıştım ama sanki ayrılalı asırlar olmuş gibi hissediyordum. Neden acaba?
Bunları düşünerek ön kapıya vardım. Sonra kapıları açmaya çalıştığımda… kilitli olduklarını fark ettim.
“…?”
Bu nasıl olabilirdi? İçlerinden herhangi biri bile evde olduğunda kapıyı kilitlemezlerdi.
Bunu hesaba katarsak, herkes muhtemelen dışarıdaydı. Fazla heyecanlanıp görevler için Maceracılar Loncası’na gitmiş olabilirlerdi. Gerçi geri dönmeleri çok uzun sürmemeliydi. Daha doğrusu, yakında dönmezlerse basın büyük belada olabilirdi.
Tüm eşyalarımı Darkness’a vermiştim; elimde de pek fazla nakit para yoktu.
He?
“Ha, cüzdanım yok? Kahretsin, bir yerde mi düşürdüm acaba? Çok koştuğumu hatırlamıyorum, bir yerde unutmuş olmalıyım.”
Elroad’dan yeni döndüğüm için bol bol hediye almıştım bu yüzden cüzdanım da hiç para yoktu zaten.
Kolaylıkla yeni bir cüzdan satın alabilirdim.
Her neyse, burada bir süre bekleyeceğim.
Ben dalgın bir şekilde düşünürken güneş çoktan batıyordu.
“H-hâlâ dönmediler…! Ne yapıyor bunlar!? Maceracılar Loncası’na gidip bir baksam mı? Hayır, ben oraya ulaşana kadar eve gelebilirler. Artı olarak, bu kadar uzun süre inatla bekledikten sonra loncaya gitmek bana bir yenilgi hissi veriyor…”
Bu yüzden malikânenin bahçesindeki kulübede İmparator Zell ile oynamaya başladım.
Kulübenin içinde yumuşak, kabarık havlularla kat kat yapılmış bir yatağı vardı —bakınca bile insanın içini ısıtıyordu— ayrıca yiyecek ve suyu da mevcuttu. Böylesine VIP sınıfı bir kulübede uyuyan bir civciv, kendi malikânesinin kapısında dışarıda kalmış benimle tam bir tezat oluşturuyordu.
Sonra aniden fark ettim.
“Hatırladığımdan daha büyük görünüyorsun.”
Uyuyan İmparator Zell’i inceleyerek kulübenin önüne çömeldim.
Bu civciv yüksek büyüsel potansiyeli yüzünden son derece yavaş büyümüyor muydu?
Her ne kadar uzun bir seyahatten döndükten sonra bu garip olmasa da.
Aniden.
“Ejderha hırsızı!”
Malikânenin ikinci katındaki pencere ardına kadar açıldı ve biri bana bağırdı.
Ejderha hırsızı derken neyi kastettiklerini sorarak karşılık verme isteği duydum ama bir yandan da İmparator Zell’e ejderha diyen sadece tek bir kişi biliyordum.
“Kime hırsız diyorsun sen? Artık bunun sadece bir civciv olduğunu kabullenmenin vakti gelmedi mi? Ayrıca, madem evdesin niye kapıyı açmıyorsun? Senin yüzünden yarım saattir kapıda bekliyorum.”
Yanıtımı duyan Aqua bana sessizce ters ters baktı.
……?
“Ne dediğini pek anlamadım. Megumin ve Darkness’la konuştuktan sonra bu malikânenin güzel tanrıça Aqua-sama’ya ait olduğuna karar verdik. Darkness’ın bu şehirde kendine ait bir malikânesi var, Megumin’in Kızıl İblis köyünde evi var, dolayısıyla ev benim ellerimde kaldı. Bu malikâne işte böylece benim mülküm oldu. Sen kalede yaşamayacak mıydın? Defol git! Şimdi bahçemden defol!”
……!
“Genelde aptal olduğunu biliyorum ama bugün tam anlamıyla saçmalıyorsun. Kendine bir bak, kafana ne düştü senin? Kafana biraz şifa büyüsü uygulamaya ne dersin? Eğer işe yaramazsa, seni derhal hastaneye gönderirim.”
Bunun üzerine Aqua ikinci katın penceresini sertçe kapattı.
……
Geri dönüp ön kapıyı yumrukladım.
“Eve geldim! Darkness, Megumin, evdeyseniz kapıyı açın! O aptal Aqua beni dışarıda bıraktı!”
Kapıyı yumruklayıp bağırdıktan sonra, doğrudan üzerimdeki balkonun pencereleri açıldı. Yine Aqua olduğunu sandım ama onun yerine Megumin ve Darkness başlarını dışarı uzattılar.
Onları görünce rahatladım. Ancak o his pek uzun sürmedi.
“Bende kim kapımızı çalıyor diyordum. Bizi görmek için buraya keyifle adımlayan ulu Kazuma’ymış meğer. Başkentte harika bir hafta mı geçirdin?”
Hafta mı?
Darkness kafamı karıştırdı.
“Hahaha, gerçekten de senin için hiçbir şeyiz…! Havalı havalı dolaşmayı bir kenara bırak, bir de erken dönmemizi sağlayıp başkentte yalnız kaldın… ! Bir pislik olmanın da bir sınırı olmalı ama! Ortam o kadar teşvik ediciyken bunu yapmaya cesaret edebileceğini asla düşünmezdim!”
Pencereden asasını çılgınca sallayan Megumin mantıksız bir şekilde öfkeyle konuştu.
Hayır, bir dakika bekle.
“Hey, dur bir dakika. Siz döndükten sonra başkentte bir hafta geçirdiğim de nereden çıktı? Ne demek oluyor bu şimdi? En fazla bir gece daha kaldım, nasıl oldu da… ha?”
Ne kadar tuhaf, kafamı kurcalayan şeyler var.
Bu çaresizlik hissi de ne böyle?
Yanıtımı duyan Megumin daha da sinirlendi.
“Hey, aptala yatmakta üstüne yok. Patlama büyümün birini ne kadar uzağa fırlatabileceğini görmek ister misin!?”
Megumin bu kadar dehşet verici tehditkar sözler söylerken Darkness aniden kafasını karışmış bir şekilde eğdi.
“… Kazuma, başkentte ne karıştırdın sen? Kraliyet ailesi tarafından bile nadiren kullanılan yasaklı hafıza silme iksirden sana içirmiş olmasınlar? O iksir dozuyla orantılı olarak hafızayı siler ve şanssız olursan bunamaya yol açma gibi bir yan etkisi vardır; yine de o konuda endişelenecek bir şeyimiz yok gibi görünüyor.”
“Bana göre bu adam şimdiden bunamış… Her neyse, hafıza silme iksiri de nereden çıktı? Kazuma’nın tavırları da bir garip zaten… Götü iki buçuk attığı için hafıza kaybı takliti yapıyor olmasın? … Gerçi hafızasını cidden kaybettiyse, bu durumdayken onu yargılamaya devam etmek yanlış hissettiriyor…”
Megumin hâlâ biraz hoşnutsuzluk barındırsa da çirkin bir ifadeyle daha bağışlayıcı bir bakış attı.
Hâlâ neler olup bittiğine dair hiçbir fikrim olmasa da Darkness’ın analizine göre hafızam silinmiş gibi görünüyor.
Hmm.
“Hafızam sizinle vedalaştığım ana kadar tam gözüküyor. Iris’in yatak odasına çağrıldığımı hatırlıyorum, sonrasında…”
Şöyle ki, Iris sadece kardeşim olsa da yine de bir kızın odasına girmiştim. Böyle bir olaya dair nasıl hafızam olmaz?
Demek öyle; hafıza silme ha?
Sanırım bilmemem gereken ulusal bir sırrı yanlışlıkla keşfettim. Ve bunun sonucunda saray mahkemesi beni nasıl cezalandırmaları gerektiği konusunda tartışmış olmalı.
Normal şartlar altında, ulusal bir sırrı bilen herhangi bir maceracı doğrudan idam edilirdi. Ama o istihbarata sahip olan bendim.
Ve pek tabii ben çok değerliydim; ulusun refahı için bu kadar hayati önem taşıyan bir maceracıyı öldürmenin hiçbir faydası yoktu.
Ve böylece bir uzlaşmaya varmışlardı: hafızamı silmek.
Hımm, kesinlikle öyle olmuştur.
Kendi hipotezime bile yavaş yavaş güvenmeye başlıyorum.
“Şey, kesin olarak emin olamasam da, tesadüfen ağır meselelerin içine çekilme eğilimim göz önüne alındığında, büyük ihtimalle önemli bir ulusal sırra rastlamış olmalıyım. Ardından saray mahkemesi muhtemelen benim kadar önemli biri için uygun muameleyi tartışmak için günler harcamıştır. O süre zarfında, uzun süreli kalışım konusunda endişelenmenizi önlemek için benim adımdan yarım yamalak mektuplar göndermişlerdir diye tahmin ediyorum… Sonunda, ölümümün gelecekteki savaşlar için kötü bir seçim olacağına kanaat getirdiler ve hafızamı sildikten sonra gitmeme izin verdiler. Bu teori kulağa nasıl geliyor?”
Sesli bir şekilde dile getirdiğimde, kendi çıkardığım sonuca olan inancım daha da arttı. Dahası, bütün bunların arkasında kimin olduğunu biliyordum.
“Hmm… Mümkün mü acaba…? Ayrıca, özellikle hafıza silme iksirini kullanmaları için başka bir neden düşünemiyorum bile…”
Parmaklarını çenesine dayayan Darkness derin bir düşünceye dalarak konuştu.
“K-kim bilir? İçgüdülerim bana bu adamın sırf Iris’in sevimliliğine karşı koyamadığı için kalmış olabileceğini söylüyor… Yine de bu, hafızasının neden silindiğini açıklamaz. Hmm…”
Bunun üzerine Megumin de düşünceye daldı.
Ardından o ikisine aklıma gelen tek fikri söyledim.
“Tüm bu olayların sebebinin Claire olduğuna dair bir his var içimde. Iris sayesinde kendisiyle oldukça iyi anlaşmıştım ama o sürtüğe karşı içimde açıklanamaz bir nefret ve intikam hissi var.”
Akıl yürütmemi duyan Darkness ciddileşti.
“… Hmm, Olabilir bak. Symphonia ailesinin hafıza iksirini kullanma hakları gerçekten de var. Dahası, krallıkta önemli bir figür. Claire-sama ile harika kanka olduğunuzu ben de hatırlıyorum… Hım, bu hipotezini daha da inandırıcı kılıyor.”
Darkness’ın ardından Megumin şöyle dedi:
“Boş ver, seni sağ salim geri almak yeterince iyi. Ancak, patlama yürüyüşlerimde bana eşlik etmediğin için ceza olarak yarın başlamak zorundasın.”
Yarından itibaren patlama yürüyüşlerime gelmek zorundasın, tamam mı?
Megumin’in asıl söylemeye çalıştığı muhtemelen buydu. (Ç/N: ‘ceza olarak’ kısmını kastetmediğini söylüyor)
“Siz ikiniz ne hakkında konuşuyorsunuz? Aptallık etmekle mi mesgulsünüz? Bu utanç verici, alçak NEET’e inanacak kadar nasıl beyinsiz olabilirsiniz? Sözlerimi bir kenara yazın, iddiaya girerim ki bu loliNEET o Iris’ten “Seni çok ama çok seviyorum Abiciğim.” gibi bir şey duyduğu için orada jalmistir. Hizmetçiler ve uşaklarca çevrili hayat o kadar cennet gibi ki, başkentte kaygısız hayatını yaşamaya devam edebileceğini ve artık bizi zerre umursamayacağını düşündü. Kesinlikle böyledir!”
Bu meselenin üstesinden geldiğimi sandığım anda o sinir bozucu cadı her şeyi berbat etmişti.
Ikinci kattaki üç yüze doğru başımı kaldırdım ve inatçı Aqua’ya seslendim,
“Hey, bu kadar pesimist olma. Öyle bir şey na… sıl olabi… Ha?”
Ne oluyordu ya? Onun az önceki sözlerini duymak bende önemli bir şeyi hayal meyal hatırlatmıştı.
Tepkimi gözlemleyen Aqua gururla söyledi:
“Görüyor musun? Şimdilik malikâneye girmen yasak. Eğer gerçekten girmek istiyorsan, önümde secde et ve “Af dilerim Aqua-sama” de. Buna ek olarak, bundan böyle günde üç kez samimi ibadet duaları etmelisin. Eger yapmazsan, defol gözümün önünden! Simdi git, defol! O da neydi öyle, Darkness’imi ve Megumin’imi kandırmaya çalışmaktan vazgeçer misin artık!?”
Aqua bu tamamen düşmanca sözleri söylerken pencereleri sertçe kapattı.
“Bu nasıl bir şaka böyle!? Bekle!”
Telaşla bağırdım; ancak Aqua, söyleyecek başka hiçbir şeyi kalmamış gibi ortadan kaybolmuştu.
O alçak kadın!
Doğrudan zorla içeri girmek için zemin kattaki pencerelere doğru yürüdüm…
“Ha, bu da ne?”
Önümdeki manzara beni dilsiz bırakmıştı.
Görebildiğim kadarıyla birinci katın tüm pencereleri dışarıdan tahtalarla kapatılmıştı.
Onları sökerek vakit kaybetmeye kalksam, Aqua kesinlikle haberdar olur ve müdahale ederdi.
Ha…
Kurban ben olmama rağmen sonunda yine bu duruma düşmüştüm.
Durum ne olursa olsun, o çekilmez kadının önünde asla ve asla secde etmeyi reddediyorum.
Akıl almaz bir şey yapmış olamazdım.
Ben düşünürken, küçük bir eşya aniden ayaklarımın yakınlarına düştü.
Başımı yukarı kaldırdığımda, Megumin’in penceresinden gizlice bir şeyler fırlatan gölgesini gördüm.
Dikkatimi düşen ve tanıdık gelen o nesneye yönelttim…
Ah, yoksa bu o mu?
Bu Megumin’in en sevdiği cüzdanıydı.
Megumin, Elroad’da paramın hepsini harcamış olmamdan korkarak bana biraz bozukluk vermiş gibi görünüyordu.
İkinci bir düşünceyle, banka cüzdanı da evde bırakılmıştı; yani dürüst olmak gerekirse, cüzdanını kaybetmiş biri için bu hayat kurtarıcıydı.
Sonunda Megumin arkasına bile bakmadan ifadesizce ayrıldı.
Cüzdanını aldığım sırada yerde başka bir gölge belirdi.
Bir kez daha yukarı baktığımda, bez sarılı bir nesnenin aşağı bırakıldığını ve puf diye yere düştüğünü gördüm.
Pencereden, gün batımında parıldayan dalgalı sarı saç tutamını hayal meyal fark edebiliyordum.
Darkness da benim için dışarıya bir şeyler kaçırmış gibi görünüyor.
Onlara minnettar olsam da keşke bu zamanı o aptalı ikna etmek için harcasalardı.
Darkness’ın aşağı attığı paketin içinden tanıdık yayım ve sadağım çıktı.
İçinde sıkça kullandığım kanca okum da vardı. Bununla birlikte, Darkness’ın planları netleşti.
Megumin’in parasıyla akşam yemeği almak, ardından geceleyin Darkness’ın attığı yay ve kancayı kullanarak ikinci kat pencerelerinden evime doğru tırmanmak… Niyet muhtemelen bu.
Kendi evime sızmak zorunda kalacağımı asla düşünmezdim.
Kısım 2
Şimdi bunu nasıl başaracaktım?
“Toplamda 900 Eris.”
Darkness’ın malikânesine sızdığım zaman gücüm Aqua’nın büyüsüyle artırılmıştı, bu da işi önemli ölçüde kolaylaştırmıştı.
Darkness sayesinde yay ve kancaya sahip olsam da Aqua’nın güçlendirmesi olmadan eskisi kadar sessizce sızabilir miyim?
Meyhanede akşam yemeğini bitirdikten sonra ödeme yapmak için Megumin’in cüzdanını açtım…
“…”
Kupon ve hediye kartlarıyla tıka basa dolu cüzdandan 1000 Eris’lik bir banknot çekip ödedim.
“İşte 100 Eris para üstü. Ziyaretiniz için teşekkürler, yine bekleriz!”
Megumin’in parasını harcarken neden bu kadar vicdansız hissediyorum?
Kupon zulası harika bir eş olacağını gösterse de parasını harcamak hâlâ vicdanımı sızlatıyor.
O kız genelde paranın yönetimini bana bırakır.
Ona verdiğim paraların çoğunu eve gönderirdi. İçeri girdiğimde, almayı reddetse bile parasını fazlasıyla iade etmeliyim.
Ama beni hâlâ endişelendiren bir şey var; bu sefer sızmama engel olacak en büyük engel Aqua.
Normalde aptal olduğu için, akıllı olmak adına pek de uygun olmayan bir zamanı seçti. Artı olarak, benden daha iyi gece görüşüne sahip.
İçki yüzünden erkenden uyuyakalsaydı işler kolay olurdu ama o havadan bihaber aptal muhtemelen bu uygunsuz saatte uyanıktır.
Kesin emin olamasam da şu ana kadarki tecrübelerim bana kesinlikle bunu söylüyor.
İçeri girdikten sonra Aqua’nın sorun olmayacağını hissetsem de tırmanırken onun tarafından yakalanmak kesinlikle korkunç bir sonla biterdi.
Sızma planımı yaparken, ben varana kadar kızların uyumuş olmasını umarak sokaklarda ağır adımlarla yürüyüp zaman öldürdüm.
“Oho, uzun zamandır görüşemiyoruz, kendisine hayran olan kızın ödediği lezzetli yemeğin tadını çıkaran çapkın. Seni bu gece yürüyüş yaparken görmek ne güzel. Dolunay havayı büyüsel güçle dolduruyor, yürüyüşler için kusursuz bir ortam yaratıyor! Yürüyüşten sonra bir Axis kilisesinin tepesine tırmanıp sembollerini bu erotik turpla değiştirmeyi planlıyorum. Gelmek ister misin?”
“… İstemeyeyim kalsın. Öğrendiklerinde parçalara ayrılmamaya dikkat et.”
Yolda Vanir ile karşılaştım. Elinde cinsel organ şekilli bir turp tutuyordu.
Şeytanlar uyumadığına göre her gece bolca boş vakti olmalı.
……
“Şöyle ki Vanir, şu an boştasın, değil mi? Bana yardım edebilir misin?”
Bir tanrıça tarafından korunan bir eve sızmak için karanlık taraftan yardım istedim.
Ahlaksızca hissetmekten kendimi alamıyordum…
“Öyle mi? Bunu sormadığına göre, bir iblisle pazarlık etmenin bedellerini biliyorsun demektir, değil mi? Yardımı yalnızca bir karşılıkta sunarım. Güçlü bir iblis olarak, karşılığında kallavi bir ödeme beklerim. Anlıyor musun?”
Vanir, oldukça yerinde bir iblis sırıtışı takındı.
Elbette, tek başına biraz korkutucu ama tuttuğu şu seksi turp beni çok daha fazla endişelendiriyor. Korkunç derecede endişelendiriyor.
“Wiz’e bir dahaki gidişimde, bütün çöplerini toplu olarak satın alıp fazla ödeme yapacağım.”
“Ne harika bir müşteri! Bana güvenebilirsin! … Bonus olarak bu turpu da ister misin?”
“Kalsın.”
Saatler gece yarısını geçmiş, etrafı sessizlik sarmıştı. NEET’ler ve iblisler için kusursuz bir zamandı bu.
“Muahahaha! Muahahahahahaha!”
“Hey, böyle bir vakitte gülme be! Seni bu kadar coşturan ne?”

Herkes yıldızların altında rüya görürken, Vanir’le birlikte malikâneye vardık.
“Muahahahaha! Bu gece anormal derecede coşkuluyum! Dolunay altında bir tanrıçayı haklamak; kendimi nasıl sakin tutabilirim ki?”
İçimde bu adamın en iyi seçim olmadığına dair bir his var.
Her neyse, plan şu. İlk olarak, normal bir şekilde sızmaya çalışacağım. Herhangi bir destek büyüm olmasa da başarırsam ne ala. Ancak tek başıma tırmanamazsam veya yarı yolda fark edilirsem, Vanir malikâneye saldıracak.
O succubusu yakaladığı zamanki gibi, Aqua kesinlikle iblis karşıtı bir bariyer kurmuştur.
Aqua’nın dikkatini dağıtmak için Vanir’in sadece bariyere dokunması yeterli. Ve ben de o fırsatı içeri sızmak için kullanacağım.
Birincil hedefimiz malikâneye tamamen girmek ve Aqua ile barışmak için gereken ne varsa yapmak. Başarısız olursak, malikâneye çöreklenip savunmaya geçmek.
İkincil hedef ise odamdan cüzdanı almak.
Açıkçası, param olduktan sonra kapı dışarı edilmeyi takmıyorum bile. Basitçe bir yer kiralar ve o aklını başına toplayana kadar rahatça yaşarım. Hatta doğrusunu söylemek gerekirse, o şekilde yaşamak çok daha iyi bile olabilir.
Ama her neyse, plan kesinleşti. Vanir izlerken, yatak odamın penceresini gözüme kestirdim ve…!
“… He?”
Aniden şok oldum. Yatak odamın penceresi içeriden tahtalarla kapatılmıştı. Çaresizlik içinde diğer pencereleri kontrol ettim, ama onların da tahtayla kapatıldığını gördüm.
Bunu yapacak kadar işe yaramaz ve asabi bir tek kişi tanıyorum.
Planım şimdiden bir engelle karşılaştı. Paniklemeye başlarken, aniden bütün pencerelerin kapatılmadığını fark ettim.
Kullanılan odaların pencereleri tahtayla kapatılmamıştı.
Muhtemelen Megumin ve Darkness pencerelerinin kapatılmasına kararlılıkla karşı çıkmıştı.
Ve Aqua da benim girmemi engellemek için büyük ihtimalle Darkness ile Megumin’e güvenmişti.
Bana bir cüzdan ile yayımı fırlatmış olmalarından, rahatlıkla benim tarafında olduklarını varsayabilirdim.
“Vanir, benim üzerimde kısaca geleceği görme yeteneğini kullanabilir misin? Megumin’in mi yoksa Darkness’ın mı odası daha iyi bir seçim olur bir bakiver.”
“Öyle mi? Hâlâ etrafında dolanan o keskin koku görüşümü biraz bulandırıyor. Yine de… görebildiğim kadarıyla, hangi odaya sızarsan sız sonuç aynı olacak; ancak o Kızıl Dilenci kızın odasını seçmek genel olarak daha iyi. Orada küçük bir bonusun tadını çıkaracaksın. Hadi bakalım.”
Vanir sorumu güvenle yanıtladı.
Demek ki herhangi bir odaya girmek aynı sonuca çıkıyor. Peki ya bahsettiği bonus ne?
“Megumin’in penceresi olsun o zaman. Tamamdır, ben kaçar!”
Kısım 3
Doğrudan Megumin’in penceresinin altına yürüdüm ve çengelli ipimi çatıya fırlattım.
Gürültüyü en aza indirmek için en uzak köşeyi nişan almıştım.
Bu mesafeden Nişan ve Uzakgörüş kombinasyonuyla ıskalamam imkansızdı.
Çengel kusursuz bir şekilde çatıya takıldı. Sarkıt halatı birkaç kez sertçe çekerek test ettim.
Çevreyi taradığımda, evin içinde herhangi bir alarm işareti göremedim.
Tırmanmaya başlayacağımı işaret etmek için arkamı döndüm.
Sıradaki adım ip boyunca Megumin’in odasına tırmanmak olacaktı…
Tırmanmaya başla…
“… Puh… puh…!”
Büyü desteği olmadan tırmanmak beklenmedik şekilde zor! Ya ip çok kaygan ya da kollarım gerçekten fazlasıyla zayıf.
Yine de ipi sıkıca kavradım ve sonunda tepeye ulaştım.
Sağ elim çatıyı tutarken ipi sol elime aldım.
Derin bir nefes aldım; biraz sakinleştikten sonra pencereyi tıklattım.
Kısa süre sonra Megumin perdeleri açmaya geldi; beni görünce çok hafifçe gülümsedi.
Hayal mi görüyordum yoksa? Megumin bana gülümsüyordu. Pencereyi iterek açtı, o sırada birdenbire…
“Oda kontrolü! Megumin, söylendiği gibi uyanık mısın? İçimde o adamın tam şu sıralar Megumin ya da Darkness’ın yatak odasına sızmaya çalışacağına dair bir his var! Bu aralar uykunuz geliyor olabilir ama ayak uydurmaya çalışın tamam mı?”
Megumin’in odasından Aqua’nın sesi geldi.
Beyin hücrelerini kullanabileceği ve kullanması gereken onca an varken, neden şimdi kullanmak zorundaydı ki…!
Günlük hayatında bu kadar basiretli olsaydı kim bilir ne kadar çok dertten kurtulurduk!?
Gürültüyü duyan Megumin panik içinde perdeleri kapattı.
“Uyanığım, Aqua. Her şey yolunda, burada bir sorun yok. Sen de biraz dinlensene? Hem alt tarafı ufak bir sızma o kadar da kötü olmasa gerek; ne de olsa Kazuma’nın hafızası silinmiş gibi görünüyor, ona biraz daha anlayışlı yaklaşmalıyız sanki…?”
Megumin’in bu sözlerinin hemen ardından, kapı şiddetle ardına kadar açıldı.
“İhtimali bile yok, Megumin! O pis ev soylusuna sıfır tolerans! Şimdi anladım, Megumin kesinlikle tam bir kaçık olsa bile sevdiği adam için binlerce kilometre yol yürürüm diyen türden biri! Ve bizi kaç kez hayal kırıklığına uğratırsa uğratsın, şefkatten ötürü onu her zaman affedersin; her şeyi gören gözlerim bana bunu söylüyor!”
“S-s-s-sen ne saçmalıyorsun be!? Ö-öyle bir şey değil ki…!”
Aqua’nın çıkışı Megumin’i panik moduna soktu.
Megumin’in tepkisini gören Aqua, sanki yeterince şey duymuş gibi homurdandı…
Hayır, lütfen bu konuyu kapat.
Normalde bu konuda daha fazlasını duymaktan mutluluk duyardım ama lütfen şimdilik boş ver!
“Megumin, Megumin, sakın olmasın ki…”
“Ne!? Ne olmasın ki!?”
Megumin ile Aqua didişmeye vakit ayırırken, avuçlarımın teri yüzünden ip kayganlaştı.
Havada asılı kalmış durumdayken ellerim titremeye başladı…!
Bu romantik dizi sahnelerini sonraya saklayamaz mıyız!?
“Megumin… Seni gidi seni! O Dust serserisi, yoksa sen…!”
“Asla.”
Cehennemin dibine kadar yolun var!
Terleyen ellerim ipi ve pencere pervazını kaybetmeye başladı. Dengem de bozulunca aşağı kaymaya başladım.
Kahretsin, biri bana yardım etsin!
Duama yanıt veren kişi…
Ne o işe yaramaz, kendini tanrıça ilan eden kişi ne de sadece ölümden sonra karşılaştığım gerçek tanrıçaydı.
“Muahahaha! Muahahahaha! Çık dışarı, çık dışarı da dövüşelim, tuvalet tanrıçası! Bu gece dolunay var, büyü gücümün mutlak zirvesinde olduğu ben ulu kişi için paha biçilmez bir an! Bir cehennem dükü olarak, seni geldiğin yere geri göndermeye geldim!”
Sürekli açık veren büyü eşyası dükkanı kalfası varlığını ön kapıdan duyurdu.
Kısım 4
“Şimdi, Kazuma! Aqua ön kapıya doğru koşuyor, çabuk ol, elimi tut!”
Megumin’in uzatığı elini tuttum ve diğer kolumla kendimi yukarı ittim.
Güç istatistiği benden yüksek olan Megumin beni odaya çekti.
Uzaklardan bazı sesler geldi.
“Sonunda gerçek yüzünü gösterdin, seni akıl hastası iblis! Aynen karşılık veriyorum; önce ben seni geldiğin yere geri göndereceğim!”
“Gelsene, gelsene! Denemeni çok isterim doğrusu! Al bakalım bunu, Vanir usulü—!”
O ikisinin bağırtılarını dinlerken…
“Haa… Haa…!”
Megumin’in elini tutarak odaya süzüldüm, nefesimi zorlukla topluyordum.
Hâlâ elimi sımsıkı tutmakta olan Megumin pencereyi kapattı.
Sonunda odaya sızarak, ellerim hâlâ tutuluyken Megumin’in sıkı sarılışı içinde kesik nefesler aldım.
“Haa… Haa…! Megumin… Megu… Megumin… Haa-aaah…!”
“Bekle…! K-Kazuma, nefes alışın! Nefes alışın çok yanlış geliyor! Nefes nefese kalıp ardı ardına adımı inleyerek sarıldığımız şu sahne bile korkunç derecede yanlış duruyor!”
Minnettarlığımı ifade etmek istiyordum ama nefesimi tutamıyordum.
Gerçekten de duruma bakılırsa, herhangi mantıklı bir insan bunun bir gece baskını olduğunu düşünürdü.
“Aqua, tüm bu gürültü de ne… Vanir, böyle bir saatte bizden ne istiyorsun!? Son zamanlarda herkes gergin, bir de sen çıktın başımıza…!”
“Aa, bir haftadır veletten ayrı kaldı diye huzursuzlanam küçük kız değil misin sen? Yalnızlıktan muzdarip olan, tatmin olmayı arzulayan ve bu yüzden biraz endişelenen kız? E madem öyle, bu gece—“
“Ne demek istiyorsuuuun—!”
Darkness ile Vanir’in neşeli sohbeti ön kapıdan yankılandı ama zerre umrumda değildi.
Nefesimi kontrol edip önce Megumin’in üzerinden inmeliyim.
Ama Megumin tutuşunu daha da sıkılaştırdı.
Hay aklım.
“Aferin sana, Darkness! Zapt etmeye devam et! Kutsal Kovma!”
“Gahhhhhh!? Olamaz, bu imkansız! Ben… Yenildim… Dolunay gücünün altında bile, kendi mutlak zirvemdeyken…!”
“B-başardık…!” x2
Dışarısı gayet gürültülüydü.
O güruh her zamanki gibi kavga ediyor ve bu da Megumin’in sakin kucaklaşmasını kıyaslandığında dikkat çekici bir başarı haline getiriyordu.
Bu bana herkes ders çalışırken okulda dersten kaytarıp –spor malzemeleri odası gibi– ıssız bir yerde bir kızla yalnız kalma havası veriyor ve…
Tabii ki bunu gerçekte hiç deneyimlemedim.
“Ahahahahaha! Kazandığını mı sandın yoksa? Ne yazık ki, katlettiğin şey yalnızca erotik bir turptu! Teselli ödülü olarak onu alabilirsin.”
“……” x2
“Oho, lütfen sessizlikle geçiştirmekten kaçının! Uzun bir bekleyişin ardından sonunda böylesine lezzetli olumsuz duyguların tadına baktım! Amacıma ulaştığıma göre, burada bırakıyorum. Görüşmek üzere!”
“Darkness, arkasından kuşat! Hakla onu! Bu gece hayatı trollük olan bu palyaçoyu sonsuza dek aradan çıkarıyoruz!”
“A-Aqua, seksi turpla ne yapacağız…!?”
Neşeli atışmalarının ortasında,
“Evine hoş geldin. Başkentteki yaşam harika olsa da, sadece bunun gibi gündelik çatışmalar ve tartışmalar malikâneye hayat verebilir. Lütfen bir daha kendi başına bizi terk etme, tamam mı?”
Beni kollarının arasında tutan Megumin, sırtımı nazikçe sıvazladı.
Bu his… iç ısıtıcıydı.
Kısım 5
Derin bir nefes alıp kendimi toparladıktan sonra, Megumin’in bedeniyle teması kesmeye karar verdim.
Yine de beni bırakmıyordu.
“Şey Megumin, bir yere gitmiyorum ki. Zaten evimdeyim, artık beni serbest bırakmanın vakti gelmedi mi?”
Böyle sarılmaya devam edersek, işin sonu biraz ateşli bitecekti diye korkuyordum.
Ne var ki Megumin sıkı kavrayışını koruyarak karşılık verdi,
“Çok daha güçlü olan Darkness’ın seni yukarı çekmesine izin verseydin, sanırım içeri girmen çok daha kolay olurdu. Buna rağmen özellikle benim odama geldin; yani, öhöm.”
Kıkırdadı.
Ancak ben onun odasını sadece Vanir öyle söylediği için seçmiştim; aklımdan güçle ilgili hiçbir şey geçmemişken. Madem buradayız, gerçeği saklasam iyi olur.
Yine de, Kehanet İblisi unvanının hakkını gerçekten veriyordu. Bahsettiği “bonus” bu olmalıydı.
Bir dahaki sefere onun dükkanını tasfiye indirimiyle sevindirmeliyim.
Demişken, Megumin’le şu anki ilişkimiz tam olarak ne? Tabii ki itirafta bulunduk ama o zamandan beri her şey durma noktasındaydı.
Elrod’daki şu koruma işleri ve diğer saçmalıklarla birlikte bu anlaşılabilir bir durumdu. Ama artık biraz ilerleme kaydetmenin vakti gelmedi mi? Sonuçta Iris’le aramda gerçekten hiçbir şey olmamıştı. Bu da beni oldukça sadık bir adam yapıyor.
Megumin’in kendisi sarılmaya katlanıyor gibi göründüğüne göre, sanırım bu sefer atağa geçmeliyim.
Tam kucaklaşmasına dramatik bir şekilde karşılık vermeye yeltenmiştim ki…
“Acele et de Aqua’yla barış, tamam mı? Her gün durmadan ‘o hayırsız NEET hâlâ eve gelmedi mi? Hâlâ gelmedi mi!?’ deyip duruyordu. Sen yokken hep sıkılmış, hatta biraz yalnız kalmış gibi görünüyordu.”
……
“Ayrıca her gece Kazuma için yemek hazırlayıp buna ‘hala dışarılarda olan o hayırsız NEET’in porsiyonu’ diyordu. Sonunda ekstra yemeği Darkness’a zorla yedirdi.”
Demek ki Darkness da bu patlamadan nasibini almıştı.
Megumin’in düşüncelerini duyunca, kucaklama niyetimi omzundan tutma hamlesine çevirdim.
Nadiren elime böyle harika bir fırsat, böyle kusursuz bir atmosfer geçmesine rağmen…
“… İzin ver de şu aptalla olan meseleleri halledeyim. Döndüğümde devam ederiz.”
“D-devam etmek yok, kesinlikle yok!”
Öyle dese de, yüzünde hafif bir hayal kırıklığı tonu belirmişti.
Ama daha da önemlisi, ekip arkadaşları için mutlu görünüyordu.
“Hadi git şimdi!”
Aqua’yı aramak dışarı çıkarken sırtıma doğru söyledi.
“—Ahh! Hırsız! Darkness, güzel tanrıçanın malikânesine az önce bir hırsız girdi! Git yakala onu!”
Ön kapıya giderken bağıran Aqua’nın ta kendisine çarptım.
Çıplak ayakları ve pijamalarıyla beni görür görmez verdiği tepki, “güzel bir tanrıça” unvanını pek de doğrulamıyordu açıkçası.
Onun emrini duyan Darkness ise sadece Aqua ile benim aramda kararsız bir şekilde gidip geldi.
“… Hey, Aqua, artık Kazuma’yla barışmanın vakti gelmedi mi… Ay ay ay ay! Bırak artık Aqua, saçımı çekme!”
Saçları çekilen Darkness yüksek sesle ağladı.
“Darkness, bu NEET tarafından yüzüstü bırakılmaktan gerçekten bu kadar çok mu hoşlanıyorsun? Iris ile yaşamak istediğini belirten mektuplar aldığında derin nefesler alıp aldatılmaktan şikayet etmiştin. Eğer hepimiz Kazuma’yı şımartmaya devam edersek, bu aşağılık adamı kurtarmanın imkanı kalmaz gerçekten! Tanrı aşkına, bence kendisi şimdiden kurtarılabilmenin çok ötesinde!”
Seni kahrolası kadın.
“Hey, kavga çıkarmak istediğimden değil ama şunu netliğe kavuşturmalıyım. Ben asla size ihanet etmedim. Bir düşünsenize, ben o kadar sığ bir adam mıyım? Sevgili yoldaşlarımı Iris için satacağımı mı sandınız? Bunu yapacak kadar ne basitim ne de loliciyim. Iris benim için değerli olsa da; günün sonunda o hâlâ benim kız kardeşim. O yaşlardaki kızlara yürüyeceğime gerçekten inanıyor musunuz?”
Aqua öfkem karşısında kısa süreliğine şaşkına döndü, ama—
“Sen, önceki hayatında tek yeteneği taş-kağıt-makas oynamak olan işe yaramaz bir hurda olarak, ilk başta nasıl öldüğünü bir düşünmelisin. Bu dünyaya adım atmadan önce kimi korumaya çalıştığını hatırla. Söz konusu kişi kıdemli biri olsaydı, muhtemelen gözünü bile kırpmazdın. O üstünkörü gururu bir kenara bırak ve bize gerçek kimliğini anlat: Benim adım Satou Kazuma ve ben loli-NEET’im!”
“Lise çağından bir kız çocuklarını kurtarmak ne zamandan beri lolicilik oldu? Evimi fethettin diye hiç havaya girme; bu sefer sana dersini vereceğim!”
Aqua’nın hakaretlerine artık katlanamayacaktım.
“Darkness, beni koru! Gel de bu tehlikeli davetsiz misafire karşı siper ol!”
“Hey, ne oluyor ya!? Bir dakika bekle…!”
Aqua hemen Darkness’ın arkasına saklandı. Bu sırada yumruklarımı sıkıp aralarındaki mesafeyi kestirmeye başladım.
“Bak nasıl Enerji Çekişi ile tüm enerjini çekip, seni bağladıktan sonra İmparator Zell’in ahırına atıyorum! Tövbe et!”
“Gel bakalım öyleyse, seni kahrolası NEET! Ölümsüz bir becerinin beni engellesin diye gerçekten inandın mı yoksa!? Hatırlatırım, bu birebir değil, o yüzden kazanmayı bekleme!”
“B-bekle, ben Kazuma’yla dövüşmeyi asla kabul etmemiştim…!”
Darkness sözünü bitiremeden Aqua’nın üzerine atıldım.
“—İ-imkansız…!”
Halının üzerine uzanmış ve Aqua tarafından yenilmiş halde inledim.
Yanımda, iplerle bağlanmış, Enerji Çekişi’nin etkisiyle gözleri kaymış ve kendinden geçmiş halde Darkness yatıyordu.
Aqua, Bağlama gibi zayıflatma büyülerini kolayca kaldırabilir ve Darkness her türlü yakın dövüş saldırısını bloke edebilirdi.
İşte böylece, Aqua kendine güçlendirme bastıktan sonra beni yere yapıştırdı.
Onu hafife almıştım. Üstün temel istatistikleri yalan söylemiyordu.

Ve “Tanrı’nın Yumruğu” veya “Tanrı’nın Ağıdı” gibi becerileri, insanın onun gerçekten de meyhane kavgalarının tanrıçası olup olmadığını merak etmesine neden oluyordu.
Bu kızın potansiyelinin en azından küçük bir kısmını günlük hayatta kullanmasını cidden, yürekten umuyorum.
Bu arada, Darkness sadece Aqua ile benim aramızda kaynadığı için yere serilmişti.
“Huuh… huuh…! Sen de… amma çetin ceviz çıktın ha, Kazuma? Ama yine de, galip belli olduğuna göre, hadi! Benden özür dile! Sadece özür dile ve seni affedeyim!”
Aqua üstüme binerken gururla bağırdı.
Aqua’ya dedim ki,
“… Bu sefer yanlış bir şey yapmadım. Iris’in son dileğini yerine getirmeyi boşver, hafızam bile silindi; bu yüzden özür dilemek için hiçbir sebebim yok! Son kozumu oynamadığımın farkında değil misin yoksa? Seni aklıma yazıyorum: yarın benden af dilerken gözyaşı dökeceksin!”
Utanacak hiçbir yanlışım olmadığı için onurlu bir şekilde karşı çıktım.
“Demek son nefesine kadar savaşıyorsun ha? Bunu burada kapatmak üzereydim ama sen daha fazlasını istiyorsun gibi görünüyor. Sorun değil! Senin planların varsa, benim de önlemlerim var. Kazuma, Su Tanrıçası olarak huzurunda yemin ederim ki bir özür dilemeden bu eve bir adım bile atamayacaksın! Artık sürgündesin! Yarın özür dilerken ağlayacağını şimdiden görüyorum!”
Kısım 6
Ertesi sabah.
Malikâneme uzaktan bakarken derin düşüncelere daldım.
Mangalarda, iyi kalpli başrol erkeğin bir yanlış anlaşılma yüzünden kadın başrolden şiddet görmesi gibi yaygın bir klişe vardır. Ya da başka bir deyişle, başrol erkeğin hiçbir kötü niyeti yoktur, yine de merak edip bir şeyleri dikizlediği için kadın başrol tarafından sefil bir şekilde dövülür.
Bazı durumlarda, kadın başrol erkek başrolle sevgili olmasa bile, sadece onu başka bir kızla yürürken gördüğü için mantıksız bir şekilde gıcık kapar.
Bir bakıma, böyle senaryolar manga okuyucuları için harika bir eğlence teşkil edebilir.
Bakan izleyici olarak sıfır baskı hissedersiniz; hatta belki biraz da başkasının talihsizliğinden keyif alma duygusu yaşarsınız.
Ancak benim düşüncem farklı.
“Kazuma-san! !”
Eğer söz konusu başrol ben olsaydım, o mantıksız kadınlara anında karşılık verirdim.
“Waaaaah! K-Kazuma-san! Efendi Kazuma!!”
Bu dünyada, bu mantıksız ve şiddet içeren eylemleri kontrol etmek için özel olarak var olan güçlü bir adalet gücü bulunur.
Masum siviller bu güce güvenebilir ve onu özgürce kullanabilir. Mantıksız olanlar, haksız şiddet kullananlar veya suç işleyip yine de “kadın olduğu için affedilmeli” diye düşünenler utanması gereken kişilerdir.
“Kazuma-sama! Ben… Kazuma-sama’nın aslında oldukça—şey, genel olarak sevecen bir adam olduğunu düşünmüştüm hep! Artı, birlikte geçirdiğimiz tüm o zamandan bilmelisin ki çatışmaları çözmenin anahtarı karşılıklı anlayıştır…!”
Üst kattaki pencereden ağlayıp bağırarak tepinen Aqua’yı işaret ettim.
“Memur bey, kendisi.”
“Emlak ofisini inceledikten sonra, bu mülkün mülkiyetinin sana ait olduğunu onayladık, Satou Kazuma-san. Sırada, yasadışı olarak işgal edilen meskeninizi geri almaya geçeceğiz.”
Malikânemdeki suçluyu yakalamak için polisi arayarak bir vatandaş olarak görevimi yerine getirdim.
“Kazuma-san! Efendi Kazuma! Waaaaaaaah! Kazuma-samaaaaa!”
Polislerin içeri akın ettiğini gören Aqua panik durumuna girip tekrar tekrar adımı bağırdı.
“B-b-b-ben şey, Kazuma’nın ev arkadaşıyım, yani…!”
“Öyle mi? Dustiness Hanedanı’nın Leydi’sinin suçlu olduğu ortaya çıkarsa bu gerçekten büyük haber olurdu.”
Çembere alınmış malikânenin içinde, zamanında kaçmayı başaramayan Darkness sorgulanıyordu.
Megumin kanun koruyucular gelmeden çok önce kötü bir hisse kapılıp erken saatlerde sıvışmıştı.
Halbuki aramızda en güvenilir olanın o olduğunu sanmıştım. Anlaşılan yanılmışım.
O sırada…
“Waaaaaaah! Kazuma-sama! Kazuma-sama! Lütfen beni affet, Kazuma-sama! Özür dilerim, hepsi benim suçum! Lütfen beni affet Kazuma-sama! Özürlerim yetmiyor mu Kazuma-sama!??”
Ağlayarak özür dileyen Aqua gözaltına alınıyordu.
Yanına kadar yürüdüm.
“Günaydın, Su Tanrıçası. Özür dilemeden önce beni içeri almayacağından gerçekten emin misin?”
“Özür dilerim, Kazuma-sama! Bundan sonra itaatkar olacağım! Bir daha asla senden şüphe etmeyeceğim! Lütfen beni affet!”
İki polis memuru onu sürükleyerek götürürken Aqua af için ağlıyordu.
İnanılmaz kibirli bir ifade takınıp haykırdım,
“AHHH, BEN OLMASAM NE YAPARDINIZ NİZAMSIZLAR!?”
Kısım 7
Oturma odasındaki uzun süredir beklediğim VIP köşeme oturdum.
“Kazuma-sama, çayın hazır.”
Geriye yaslandım, bir kolumu kanepenin arkasına sarkıtıp bacaklarımı uzattım. Bu sırada çayımı Aqua getirdi.
“Teşekkürler.”
Aqua’nın özenli hizmeti için minnettarlığımı dile getirip bir yudum aldım.
“Seni işe yaramaz hizmetçi! Bu da neydi böyle!? Saf musluk suyu mu bu!? Sana kaç kez söylemem gerekiyor: çaya en ufak bir şekilde bile dokunma yoksa suya dönüşür, bu yüzden dikkatli ol! Yeniden demle! Hemen şimdi! Git çayımı yeniden demle!”
“Ahhh, en içten özürlerimi sunarım, Kazuma-sama! Çayın çok kısa sürede yeniden demlenecektir!”
Şikayetimi duyan Aqua, şaşırtıcı bir hevesle oradan uzaklaştı.
Sanki yeni ve acayip bir oyun oynuyormuş gibi hiç umursamaz görünüyor.
“Sorun çözülmüş gibi görünüyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, herkesin bir kez daha bu oturma odasında birlikte oturabilmesinden dolayı çok mutluyum.”
Megumin yanımda Aqua’nın çayını keyifle yudumlarken söyledi.
O pislik bariz bir şekilde insanlara normal çay yapabiliyorken, benimki hep su oluyor. Kesinlikle bilerek kaşınıyor olmalı.
Sanki asıl amacı azarlanmakmış gibi.
Aqua’ya biraz kıskançlıkla bakan Darkness şunları söyledi: “Her şeyi geçtim, burada sağ salim olman yeter de artar bile… Ve lütfen bir daha o kadar aceleyle polisi arama…”
Bana suçlayıcı bir bakış fırlattı.
Şey, o zaman siz de suçlu olmayın.
“Çayın geldi!”
“Teşekkür ederim.”
Aqua, alışılmadık bir verimlilikle hazırladığı yeni çayını getirdi.
Bir fincan alıp yudumladım ki…
“Ben ne dedim? Bu resmen lanet su! Bir kerecik olsun kafanı kullanamaz mısın sen!?”
“Ahh! Son derece üzgünüm Kazuma-sama! Ben, senin kulun, hemen gidip yeniden demleyeceğim…!”
Aqua hafif bir neşeyle karşılık verdi. Darkness bunun üzerine şöyle dedi: “Aqua, eğer her seferinde yüzüne gözüne bulaştırıyorsan, bırak ben yapayım. Bu sayede Kazuma’nın artık sana bağırmasına gerek kalmaz. O zaman… bağırması gereken tek kişi ben olurum…”
Harekete geçmek için ayağa kalkmıştı ki…
“Hey Darkness! Dustiness Hizmetçilerini taklit etmek için sonunda böyle nadir bir fırsat elde ettim, o yüzden çekil önümden!”
“!?”
Aqua kabaca karşılık verdi.
“Hey, demek çayımı bilerek arıtıp durmanın asıl sebebi Darkness’ın o sapık hizmetçilerini taklit etmekti?”
“Pek sayılmaz; ben sana hep doğrudan sıcak su koyuyordum zaten.”
“Bir dakika bekleyin ikiniz, ailemin hizmetçilerinde hiçbir sorun yok!”
Darkness itiraz ederken, Aqua önceden ıslatılmış bir fırça çıkardı.
“Kazuma-sama, bu işe yaramaz Dustiness hizmetçisini cezalandırmak için lütfen vücuduma dilediğin gibi karala!”
“Şey…”
“Söylediğim gibi, bizim hizmetçilerimiz asla böyle bir şey istemez!”
Darkness’ı görmezden gelerek Aqua’nın fırçasını aldım ve yüzüne birkaç çizgi karaladım.
Ardından, bütün mürekkep izleri hızla suya dönüşüp soldu.
Olanları izleyen Megumin gülümsemeden edemedi.
Ona dönüp karşılık olarak gülümsediğim sırada…
“Ahh! Acı acı acı…”
Dün geceki arbedede Aqua tarafından incitilen kaburgamı tuttum.
Aniden Aqua şokla nefesini tuttu.
“O kesinlikle dün geceden kalma bir yaralanma olmalı. Çok özür dilerim, Kazuma-sama! Şey, bugün kıyağım olsun, var olan en güçlü iyileştirme büyüsünü kullanacağım.”
“Kutsal Yücelik İyileştirmesi!”
Bununla birlikte, gelişigüzel bir şekilde restorasyon büyüsünü yaptı.
Restorasyon büyüsü…
“………… Ahh.”
İyileştirildikten sonra içgüdüsel olarak mırıldandım.
“Ne oldu ki?”
Aqua kafasını kafa karıştırıcı bir şekilde yana eğdi.
“Ne oldu Kazuma-sama? O bildiğim en güçlü iyileştirme büyüsüydü, yetmedi mi yoksa?”
Hayır, daha ziyade—
“Şey… Ah, yok. Harikaydı. Ç-çok sağ ol, Aqua. Şimdi çok daha rahat hissediyorum. Hem madem yoldaşız, artık bana ‘Kazuma-sama’ demeyi bırak, sadece ‘Kazuma’ yeterli; yoksa dışlanmış hissederim.”
Normal davranmak için elimden geleni yaptım.
(Darkness) “… Sana ne oldu böyle? Yine de, ‘Aqua seni bir hafta boyunca şüpheli bulduğu için başka bir hafta boyunca sana -sama diye hitap edecek’ dedikten sonra bu takdire şayan bir düşünceydi. Ne de olsa, takım arkadaşları olarak yakınlaştığımız konusunda haklısın.”
Bununla birlikte Darkness zarifçe gülümsedi.
Megumin de aynı şeyi yaptı, ama hemen ardından…
“……”
Aqua yüzünü doğrudan benimkine dayadı ve ruhumun derinliklerine baktı.
“… N-ne var?”
“… Hiç. Sadece Kazuma’dan bir daha asla şüphe etmeyeceğime söz vermiştim de.”
Öyle dese de, gözünü kırpmadan bana bakmaya devam etti.
Bu kesinlikle Aqua’nın restorasyon büyüsü olmalıydı.
Silinmiş olan tüm anılarımı tamamen geri getirmişti; ve şimdi, onun yüzüne düzgünce bakamıyordum.
Ne yapacağım ben? Daha kısa süre öncesine kadar masumiyetimi haklı bir şekilde savunuyordum; ama artık ne kadar aşağılık bir insan olduğumu hayal bile edemiyordum.
Öyle bir noktadaydım ki “Çöpcüzuma” ya da “Lolizuma” gibi unvanları bile artık inkar edemezdim.
Son çare olarak mektubu çıkardım.
“Aqua, bunu hatırladın mı? Senin için bir hafta öncesinden kalmış olmalı ama amneziden muzdarip olan bana yepyeni geliyor. Şimdi, hissettiğin tutkuyu görelim bakalım! Burada bulunmamızın gerçek sebebini bir düşün!”
Mektup verilmesine rağmen hâlâ inat ediyordu.
Kontrolümü yavaş yavaş kaybederek kanepeden aniden ayağa kalktım.
“Her neyse! Maceracılar Loncası’na gidelim! Axel’ın ve dünyanın güvenliği için görevler alacağız!”
“………”
Aqua burun buruna gelecek kadar yakınlaşmış, dik dik bakmaya devam ediyordu. Durmaksızın.
Beş dakika sonra, herkesin affını dilerken alçakgönüllülük maskem darmadağın oldu ve yere kapaklandım.
