“Şimdi altıncı kata gidiyoruz. Bu noktadan sonra benden çok uzaklaşmayın… ya da Yun’dan,” diyerek uyardı Dutina merdivenlerden inmeden önce.
Altair zindanının altıncı katı bir göldü ve oradaki tek kara parçası merkezden geçen yoldu. O gün her zamankinden daha erken buluşmuştuk ama bu sefer Sark ve Sahanna bizimle değildi.
“Buradaki canavarlar kertenkele adamlardır,” diye ekledi Dutina. “Bu zindandakiler bizim gibi ejderhalkına saldırmaz.” Çok uzaklaşmamızı istememesinin sebebi buydu.
Altıncı kata adım attığımız anda, tüm kertenkele adamlar birlikte harekete geçti. Otomatik haritam etrafımızda toplandıklarını gösteriyordu ve yolun her iki tarafında burunlarının sudan çıkmaya başladığını görebiliyordum.
“Bana kurbağa adamları hatırlatıyor,” dedi Rurika.
Hak vermemek elde değildi. Majorica zindanının yirmi beşinci katında adayı nasıl kuşattıkları gözümün önüne geldi. Euini de hallerinden tedirgin olmuş gibi görünüyordu; korkuyla Chris’e sığındı.
Dutina’nın dediği gibi kertenkele adamlar bize saldırmıyordu ama belirli bir mesafeyi koruyarak bizi takip ediyorlardı. Euini’nin bu dinmeyen ilgi karşısında zorlandığı her halinden belliydi. Onlara bakmamak için elinden geleni yapıyor gibiydi fakat bakış alanına girmelerine engel olamıyordu.
“Hiçbiriniz bundan nasıl rahatsız olmuyorsunuz?” diye sordu bir noktada, gözleri dolarak.
Ne diyeceğimizi pek bilemiyorduk. Belki de kurbağa adamlarla karşılaştıktan sonra duruma alışmıştık?
“Bunu dert etmenin bir anlamı yok,” dedi Sera.
“Evet. Sana saldırmıyorlarsa görmezden gel gitsin,” diyerek Rurika da onu onayladı. Yine de, herhangi bir saldırganlık belirtisine karşı gözünü onlardan ayırmadığını görebiliyordum.
Ben de grubun üzerine bir Kalkan büyüsü yapmıştım ve süresi doldukça tazeliyordum.
Öğleden biraz sonra, katın merkezindeki Ruh Ağacı’na ulaştık.
[Ruh Ağacı (Eliana Ağacı)]
* tarafından yaratılan ağaç
Mana Değeri 2.261/10.000
Değerlendirmem, mana değerinin geçen seferkine kıyasla biraz daha düşük olduğunu gösteriyordu. Bu dalgalanmaların kaynağı ise bir gizem olarak kalmaya devam ediyordu.
Geç bir öğle yemeği yedik, dinlendik ve ardından tekrar yola koyulduk. Şu anki tempomuzla, gün bitmeden yedinci kata ulaşabilirdik. Her zamankinden biraz daha erken yola çıkmamızın nedeni de buydu.
Planladığımız gibi, o gecenin ilerleyen saatlerinde yedinci kata kaydolmayı başardık. Euini haklı olarak o kadar yürümekten yorgun düşmüştü, bu yüzden yolun son kısmında onu Shade’e taşıttık.
Önümde bir MP artış iksiri tutuyordum. Değerlendirme seviyem 4’e yükselmişti ama hâlâ bu iksirden ne kadar daha fazla MP kazanacağımı söyleyemiyordu.
“Sanırım sadece test etmem gerekecek,” dedim ama yan etkilerin düşüncesi beni duraksattı. Daha önce o halsizliği birkaç kez yaşamıştım ve pek de eğlenceli sayılmazdı.
“Neler oluyor, Sora?” Ben durumu tartarken Mia yanıma gelip sordu.
Ona doğru baktım… ve anlatmaya karar verdim. Gülümser görünse de sesinde bir “Ne saklıyorsun bakalım?” edası vardı ve gözleri pek de dost canlısı bakmıyordu.
“Yan etkiler mi?” diye mırıldandı ona anlattığımda. “Onları ortadan kaldırmanın bir yolu yok mu?”
Bunu iyice düşündüm. Aklıma hiç böyle bir şey gelmemişti. En azından Yaratım yeteneğiyle bir yolu yoktu. Peki ya üzerinde değişiklik yapmak? Belki Simya ile yapılabilir miydi?
Bir çözüme ulaşmaya çalışırken, şimdiye kadar gördüklerimi gözden geçirdim.
Ruh Ağacı’nın mana değeri dün 2.261/10.000 idi, bu da 7.739 manaya ihtiyaç duyacağı anlamına geliyordu. Chris, Euini ve benim sırasıyla 1.550, 2.069 ve 790 MP’miz vardı; toplamda 4.409 ediyordu ki bu da 3.330 MP eksik kaldığımız anlamına geliyordu. Ayrıca Ruh Ağacı’nın değerlerinin günden güne değiştiği göz önüne alındığında, elimde biraz daha pay bırakmak istiyordum.
Eğer MP artış iksiri kişinin MP’sini ikiye katlıyorsa işimizi görürdü ama meslek çarpanımı hesaba katıp katmayacağını merak ediyordum. Belki de sadece temel statüyü ikiye katlayacaktı.
İksiri içip görmekten başka çarem yok, diye düşündüm, sonra durakladım. Konudan uzaklaşmıştım.
Dikkatimi tekrar asıl soruya çevirdim. Yan etkileri bir ay ağacı meyvesiyle hafifletebilir miydim acaba? Diye düşündüm. Denemeye değer görünüyordu ama o meyve de sınırlı bir kaynaktı. Şimdilik bekleyip yedinci katta denemek sanırım en iyisiydi. Böylece beni hareketsiz bıraksa bile, en azından Ciel içinde konforlu bir yerde olurdum.
Sırf yan etkilerinden korktuğum için ertelemiyorum, tamam mı?
Ertesi gün Dutina bize, “Yedinci kata girme iznim yok, bu yüzden şimdilik sizden ayrılıyorum,” dedi ve bunun yerine kargoyu gemiye yüklemeye yardım etmeye gitti. Görünüşe göre muhafız birliğinin yeni üyelerinden biri olan Dutina’yı daha fazla deneyim kazanması için göndermişlerdi.
Zindanın yedinci katı uçsuz bucaksız bir çayırlıktı ve tıpkı diğer katlarda olduğu gibi ortasından dosdoğru geçen bir yol vardı. Ruh Ağacı tam karşıda duruyor, daha girişten görülebiliyordu.
Ruh Ağacı’na ulaşana kadar yaklaşık altı saat yürüdük. Muhtemelen elli bin adım kadar olmuş muydu? Çoğu insan bunu oldukça etkileyici bulurdu ama yoldaşlarım eski dünyamdaki insanlara kıyasla çok daha dayanıklı görünüyordu. Yürümek yeteneğimin avantajlarına sahip olduğum için bir kez daha şükrettim.
Ruh Ağacı buradaki diğer katlara kıyasla farklı görünüyordu. Burada sadece bir gövdeden ibaret olmak yerine dalları vardı.
“Şu bir ay ağacı meyvesi mi?”
Yaklaşık üç metre yukarıdaki bir dalın ucunda sarı bir meyve yetişiyordu. Her dalda meyve yoktu, olanlarda ise tek bir taneden fazlası bulunmuyordu. Meyvelerin çoğu da olgunlaşmalarının son aşamasına gelmiş gibi görünüyordu.

Ay ağacı meyvesi olgunlaştıkça rengi sarıdan turuncuya dönüyor, koyulaştıkça ağırlaşıyor ve nihayetinde dalı koparılacak kadar aşağı sarkıyordu. Genellikle aşağı sarktıklarında toplanırlardı ama daha erken de toplanabiliyorlardı. Fakat bunu yapmak, meyvenin tam etkisini göstermesini engellerdi.
“Şimdilerde meyve belirli bir olgunluğa ulaştığında, ne kadar beklersek bekleyelim daha fazla olgunlaşmıyor, bu yüzden her halükarda toplamak zorunda kalıyoruz,” diye açıkladı Euini. Turuncuya döndükten sonra ten gün içinde hasat edilmezlerse bozulacaklarını da sözlerine ekledi. Meyvenin olgunlaşmasının yirmi ila otuz gün sürdüğünü söyledi. “Bunlar için sanırım biraz daha beklemek en iyisi.”
Meyve neredeyse turuncu görünüyordu ama yine de uzanılamayacak kadar uzaktaydı.
“Şimdilik biraz buralarda mı kalmak istersin yoksa geri mi dönelim?” diye sordu bana.
“Burada biraz vakit geçirebilir miyiz? Denemek istediğim bir şey var. Ciel de gayet enerjik görünüyor.”
Ciel ay ağacı meyvelerinden birine doğru havalandı. Birden meyveyi mideye indirmemesini umuyordum ki tam o sırada geri süzülüp uyumak için ağaca sokuldu.
Onun böyle mutlu mesut kestirdiğini gören Hikari ve Rurika da yanına uzanmaya karar verdiler.
Ben de Ruh Ağacı’nın mevcut durumunu kontrol etmeye karar verdim.
[Ruh Ağacı (Eliana Ağacı)]
* tarafından yaratılan ağaç
Mana Değeri 2.265/10.000
Mana değeri yine yükselmişti.
Ruh Ağacı’nın yanındaki diğerlerinin yanına vardım ve Eşya Kutumdan MP artış iksirini çıkardım.
“Gerçekten onu kullanacak mısın?” diye sordu Chris endişeyle. Mia ona anlatmış olmalıydı.
“Tam olarak ne işe yaradığını öğrenmem gerek. Ona göre netleştirmem gereken bazı şeyler olacak.”
Eşya Kutumdan diğer yiyecek ve malzemeleri de çıkarıp Chris’e verdim. Tamamen hareketsiz kalacağımı sanmıyordum ama yan etkisi, kullandıktan sonra hareket etmemi zorlaştırabilirdi.
Tüm hazırlıklarımı bitirince MP artış iksirini bir dikişte kafaya diktim.
Miderne iner inmez bedenimin ısındığını hissettim. Statü panelime baktım ve MP’min düzenli olarak yükseldiğini gördüm. Sadece bir dakika içinde değer MP 590/885 (+200) seviyesine çıkmıştı.
Orijinal statülerimi 1,5 ile çarpıyor gibiydi; mesleğimden gelen çarpan buna dahil edilmemişti.
“Bir şey hissediyor musun, Sora?”
“Evet, biraz ateş basmış gibi ama fena değil.”
MP artış iksirinin etkisi yaklaşık on dakika sürdü. Etkisi bittiği ve maksimum MP’m normale döndüğü an, üzerime ağır bir halsizlik çöktü ve yere yığıldım.
Mia durumu açıklayıp onu sakinleştirene kadar Euini tam anlamıyla paniğe kapıldı. Euini’ye önceden ne yapacağımı söylemiştim ama panikten unutmuş olmalıydı; birinin yere yığıldığını gören biri için gayet doğal bir tepkiydi. Mia da ilk başta şaşırmıştı ama o bu manzarayı daha önce defalarca görmüş, hatta kendisi de tecrübe etmişti.
Sonunda kendimi sırtüstü çevirmeyi başardım, tam o sırada Ciel göğsümün üzerine güm diye kuruldu.
“Endişelendin mi?” diye sordum ona.
Ciel kararlı bir şekilde başını salladı ve göğsümde kıvrılıp kestirmeye başladı. Garip bir şekilde bunun beni biraz canlandırdığını hissettim. Yoksa bana mı öyle geliyordu?
“Üzgünüm ama sanırım biraz kestirmem gerekecek,” diyerek gözlerimi kapattım.
“Sora, uyandın mı?”
Gözlerimi açtığımda Mia’nın yüzünü iyice yaklaşmış, gözlerimin içine bakarken buldum.
“Nasıl hissediyorsun?”
“Aynı.”
Hava artık kararmıştı; Mia ve Chris dışındaki herkes uyuyor gibi görünüyordu. Gökyüzündeki aylar nazik bir ışık yayıyordu. Bunun zindan tarafından oluşturulmuş bir illüzyon olduğunu biliyordum ama tıpkı gerçeği gibi duruyordu.
Doğrulmadan Ciel’i aradım ve onu Hikari ile Rurika’nın arasında uyurken gördüm.
“Ciel zindana geldiğimizden beri iyice neşelendi, değil mi? Az önce de iştahı pek yerindeydi,” dedi Mia.
Chris bu hatırlatmayla kıkırdadı, ardından “Eee Sora, nasıl gitti?” diye sordu.
Cevap vermeye çalıştım ama yatarken zordu, bu yüzden kendimi doğrultup Ruh Ağacı’na yaslanacak kadar güç topladım. “Ne yazık ki, MP artış iksirleriyle bile yeterli manamız olmayacak.”
Sözlerim ikisinin de ayaklarını yere bastırdı.
“Keşke Yürümek yeteneğimle bunu artırmak daha kolay olsaydı,” diye dert yandım. Şu an 58. seviyedeydim ama yakında 59 olurdum. Ne yazık ki MP’m her seviyede sadece on puan artıyordu, bu yüzden ihtiyacım olanı elde etmek için en az elli seviye daha atlamam gerekecekti.
Bu da Ruh Ağacı’nın manasını artırmak için başka bir yol bulmam gerektiği anlamına geliyordu ancak bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Başka elfler bulmak da bir o kadar zor olurdu; hem Alzahark başka bir yol bilseydi muhtemelen bunu çoktan yapardı.
Ruh Ağacı’nın manasının kendi kendine biraz toparlanmış olabileceğini umarak, şu anki değerlerini görmek için Analiz’i etkinleştirmeye karar verdim. Ancak yukarı bakmak için döndüğümde birden dengemi kaybettim ve gövdeden geriye doğru devrildim.
Tam yere çakılmak üzereydim ki Mia beni yakaladı ama bu sırada aşağıdaki toprağın üzerinde Analiz kullanmış bulundum.
[Altair Zindanı Toprağı] Yedinci kat toprağı.
Besin Değeri 97/100 Mana Değeri 100/100
Daha önce toprak parçaları üzerinde Değerlendirme kullandığımda, köle mührü yozlaşmasıyla siyaha boyanmış toprak dışında pek bir şey ortaya çıkmazdı. Ama o zaman bile besin ve mana değerlerini göstermemişti, muhtemelen o sırada Analiz yeteneğine sahip olmadığım içindi.
Aniden bir şey hatırlayarak Eşya Kutumdaki Lokia’dan aldığım topraktan biraz çıkardım ve analiz ettim.
[Lokia Toprağı] Tarım için zenginleştirilmiş toprak. Ürünler içinde iyi yetişir.
Besin Değeri 100/100
“Lokia Toprağı”nda sadece besin değeri var gibi görünüyordu, bu da mana değeri statüsünün bu zindana özgü olduğunu düşündürüyordu. Ayrıca adı da nereden geldiğini mi söylüyor? Bu da işi en azından gayet basit kılıyor…
“Sora, ne oldu yine?” diye sordu Mia.
Ona ve Chris’e az önce gördüklerimi anlattım.
“Şu Analiz yeteneği gerçekten inanılmaz,” dedi Chris. “Ama diğer katlarda ne yazardı acaba…”
Ben de en az onun kadar merak ediyordum. Bu toprak Altair zindanının yedinci katından gelmiş olarak tanımlanmıştı, peki diğer numuneler de geldikleri katları yansıtır mıydı?
“Sora, bunu hemen araştırmak istediğin yüzünden okunuyor,” diyerek takıldı bana Mia.
Gayriihtiyari elimi yüzüme götürdüm, diğer ikisi ise bu halime güldü. Mia beni gerçekten iyi tanıyordu.
“Her neyse Sora, lütfen şimdilik dinlen. Zaten biz de birazdan uyuyacaktık. Yarın hâlâ merak ediyorsan, senin için biraz toprak toplamak üzere ayrılabiliriz,” dedi Chris.
Dediğini yaptım, gözlerimi kapattım ve uykuya daldım.
“Tamam Sora, kaleyi koru. Ciel, sen de Sora’ya göz kulak ol da kendini fazla zorlamasın,” dedi Rurika.
Ciel, Bana bırakın dercesine kulaklarını salladı.
Yeniden tam anlamıyla yürüyebilmem için hâlâ yarım günden fazla süreye ihtiyacım vardı, bu sırada Chris durumu diğerlerine anlatmış ve birinci kattan üçüncü kata kadar—özellikle de her katın birden fazla noktasından—toprak toplamak için bir plan organize etmişti. Rurika ile Sera birinci kata, Hikari ile Mia ikinci kata, Chris ile Euini ise üçüncü kata gidecekti.
Onlar ayrıldıktan sonra X ve Shade’i çağırdım. Kendimi biraz zorlarsam hareket edebilecekmişim gibi hissediyordum ama şimdilik mevcut durumum elverdiğince bir şeyler yapacaktım.
Golem’leri zıt yönlere gönderdim ve Uyum yeteneğini kullandım.
O sırada görüşümü Shade ile paylaşıyordum ve aynı anda değerlendirme türü yeteneklerimi kullanırsam ne olacağını test etmeye karar verdim. Analiz yeteneğini kullanabildiğimi fark ettim ama görünüşe göre çok daha fazla MP tüketiyordu. Değerlendirme yeteneğini ise kullanamıyordum.
Ardından statü panelimi açtım, Ruh Ağacı’nı analiz ettim ve Uyum sayesinde X’in baktığı toprağı analiz ettim. Bu da uyum halindeyken büyü yapmanın çok daha fazla MP harcadığını netleştirmiş oldu.
Analiz yeteneğinde başarılı olduktan sonra başka büyüler de denedim ama ne yazık ki işe yaramadılar. Yine de Uyum seviyemi yeterince yükselttiğimde daha fazla seçeneğin kilidini açabilirdim, bu yüzden fırsat buldukça denemeler yapmalıydım. Shade aniden ateş püskürse veya X büyü yapmaya başlasa insanlar şoke olabilirdi, bu yüzden böyle bir şey gerçekleşirse öncesinde diğerlerine haber verecektim.
Onları şaşırtmak için bunu durup dururken yaparsam bana sadece kızarlardı.
İki goleme geri dönmelerini emrettim, ardından X’ten ayağa kalkmama yardım etmesini istedim. Hâlâ yorgundum ama deneyecek başka bir şey kalmadığı için bir süre yürümeye karar verdim. Yere yığılacak olursam beni yakalamaları için Shade ve X’i aktif halde bıraktım.
“Evet, biraz yürüyüş yapmayı düşünüyordum. Kendimi fazla zorlamayacağım.”
Rurika tarafından bana göz kulak olma görevi verilen Ciel beni durdurmaya çalıştı. Ama vazgeçmeye niyetim olmadığını görünce, bana göz kulak olmak için Shade’in sırtına bindi. Her zamanki dinamiklerinin tam tersi bir durumdu.
“Nasıl hissediyorsun, Ciel?” diye sordum.
Harika hissediyorum! dercesine Shade’in sırtında zıpladı ama sadece zindanda olduğumuz sürece bu halde kalacağını biliyordum. Ayrıca daha derine indikçe daha da rahatlıyor gibiydi. Bu katta özellikle enerjikti.
Çok geçmeden dışarı çıktığımızda da bu halde kalabilmesini umarak bir adım attım. Attığım an bedenimde bir değişim gerçekleşti. Üzerimdeki halsizlik kayboldu. Durakladığımda halsizlik geri geldi ve neredeyse dengemi kaybediyordum ama Shade ve X beni yakaladı.
“İyiyim. Ama yürürken daha iyi hissediyor gibiyim, bu yüzden bir süre yürüyeceğim. Sen ne dersin, Ciel?”
Ciel de gelmek isteyince yedinci katın etrafında yürümeye başladık. Girişten Ruh Ağacı’na kadar olan yolun tamamını zaten yürümüştük ve diğer tarafa çıkan başka bir yol daha vardı, biz de bu sefer o yoldan gitmeye karar verdik.
O yolun sonuna vardığımızda, merdiveni olmayan boş bir duvara çıktığını gördük.
“Ha? Orada ilgi çekici bir şey mi var?” diye sordum Ciel’e. Kulaklarıyla duvara vurup duruyordu ama ben seslenince geri geldi.
Ondan sonra yetenek yetkinliğimi artırmak için ara sıra Analiz kullanarak biraz daha yürüdüm.
“Sora, sen dünyada ne yaptığını sanıyorsun?”
Rurika ile döndüğünde Sera’nın bana söylediği ilk şey bu oldu.
“Yürürken daha iyi hissediyorum,” diye açıkladım, bu da iki kızdan inanmaz bakışlar almama neden oldu.
Kısa süre sonra diğerleri de döndü ama ben yan etkiler nihayet geçene kadar yürümeye devam ettim. Ancak o zaman getirdikleri numuneleri analiz etmeye başladım.
[Altair Zindanı Toprağı] Birinci kat toprağı.
Besin Değeri 33/100 Mana Değeri 72/100
Besin Değeri 10/100 Mana Değeri 39/100
Besin Değeri 89/100 Mana Değeri 0/100
[Altair Zindanı Toprağı] İkinci kat toprağı.
Besin Değeri 100/100 Mana Değeri 100/100
Besin Değeri 92/100 Mana Değeri 52/100
Besin Değeri 15/100 Mana Değeri 93/100
[Altair Zindanı Toprağı] Üçüncü kat toprağı.
Besin Değeri 97/100 Mana Değeri 99/100
Besin Değeri 88/100 Mana Değeri 82/100
Besin Değeri 55/100 Mana Değeri 100/100
Gerçekten de değerler her konumda farklı görünüyor gibiydi.
Onlarla bu konuda konuştuğumda, besin değerlerinin düşük olduğu yerlerin şu anda ekinlerin yetiştiği tarlalar—üçüncü katta ise hayvanların otladığı otlaklar—olduğunu öğrendim. Hasattan hemen sonra bir sonraki ekinin ekildiği yerlerde besin değerleri yüksek, mana ise düşüktü. İkinci katta hem besin hem de mana değerlerinin 100 olduğu yer ise henüz hiçbir şeyin ekilmediği bir alandı.
Belki de ekinleri yetiştirmek için besin gerekiyordu ve besin tükendiğinde boşluğu mana dolduruyordu? Peki kaybolan manayı nasıl geri kazandırıyordunuz?
Hâlâ bilmediğim çok fazla şey vardı. Fakat tam bunu düşünürken, Analiz yeteneğini 5. seviyeye çıkardığımı fark ettim. Bir yeteneğin seviyesi yükseldiğinde genellikle yeni özelliklerin kilidi açılırdı. Analiz için de durum böyle mi olacaktı?
Birinci kattan aldığım toprak üzerinde denedim ve besin ile mana değerlerini gösteren metnin bazen yanıp söndüğünü fark ettim.
“Besin değeri” terimini seçtim ve açılan yeni ekranda, besin değeri ne kadar yüksekse bitkilerin o kadar hızlı ve kaliteli büyüyeceği, aksi durumda ise bunun tam tersi olacağı açıklanıyordu. Ayrıca bitkiler büyüdükçe besin değeri de düşüyordu.
Ardından “mana değeri”ni seçtim; burada ise besin değeri sıfıra ulaştığında, kaybolan besinleri yenilemek için mana değerinin tükenmeye başlayacağı açıklanıyordu. Kendi haline bırakıldığında her iki puan değeri de kademeli olarak kendi kendini toparlıyordu—tabii mana sıfıra ulaşmadığı sürece, zira sıfırlandığında o şekilde kalıyordu. Her iki değer de sıfıra ulaşırsa, toprağı yenilemek için Ruh Ağacı’ndan mana çekiliyordu.
Ruh Ağacı’nın manasının bu kadar tükenmiş olmasının sebebi bu mu? Fakat son birkaç gündür Ruh Ağacı’nın mana değerine baktığımda sayıların yükseldiğini görmüştüm, bu da Ruh Ağacı’nın zamanla kendi kendini yenilediğini gösteriyordu.
Eğer bu doğruysa, Ruh Ağacı’nın mana değerlerinin düşmesini durduracak bir ortam yaratmam yeterliydi. Ama nasıl?
Simya listemi açtım ve gübre yapmanın bir yolunu aradım. Mümkün gibi görünüyordu ama…
“Şey, Euini,” diye sordum ona. “Saray kütüphanesinde tarımla ilgili hiç kitap var mı?”
Sorum o kadar pat diye gelmişti ki ilk başta ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Ancak Analiz’den öğrendiklerimi ona anlattığımda durumu anlamış göründü.
“Geri döndüğümde kontrol edeceğim. Babam… büyük ihtimalle bilmiyordur ama bilebilecek biriyle konuşacağım.”
Euini’ye sormamın bir sebebi vardı. Simya ile gübre benzeri bir şey yapmanın bir yolu vardı. Zaman alacaktı ama o gübre zindan toprağının besin ve mana değerlerini iyileştirmemi ve bu süreçte Ruh Ağacı’nın manasını geri kazandırmamı sağlayabilirdi.
Yine de bu sadece geçici bir çözüm olurdu. Altair’in tarihinden açıkça anlaşılıyordu ki mana değerini geri kazandırsak bile eninde sonunda tekrar tükenecekti. Bu gerçekleştiğinde ben buralarda olmayabilirdim ve uzun ömürlü ırklardan biri olmadığıma göre bunu görecek kadar yaşamayabilirdim bile. Ben gittikten sonra bile bunu sürdürmelerinin bir yolunu düşünmem gerekiyordu.
“Ciel, bir süreliğine tekrar yukarı çıkıyoruz. Uygun mu? Yoksa burada mı kalmak istersin?” diye sordum.
Ciel bir süre düşündü ama sonunda bizimle geri dönmeye karar verdi.
◇◇◇
Ondan sonra işler epey yoğunlaştı. Gece zindandan çıktık ve ertesi güne hazırlanmak için dinlendik. Euini, Alzahark ile konuşmak için tek başına gitti.
Ertesi gün uyandığımda Euini onu ikna etmiş olmalıydı ki, ilk üç kattaki işçiler üzerinde çalışmam için toprak hazırlamaya başlamışlardı bile. Bu sırada ben de besin ve büyü değerlerini kontrol etmek için dördüncü ve beşinci katlardaki toprağı analiz ettim.
Chris ve Mia da kütüphanede tarımla ilgili kitaplar ararken, Hikari benimle birlikte dördüncü ve beşinci katları dolaştı, Rurika ile Sera ise toprağın taşınmasına yardım etti.
Öğleden önce Rurika ve Sera ile buluştum ve yüksek besin değerine sahip topraktan gübre yapmak için hızlıca Simya kullandım.
[Büyüyle Zenginleştirilmiş Toprak] Yüksek besin değerine sahip toprak.
Kalite: Normal.
Yapması kolaydı. Bir büyütaşını kırıp biraz toprağın üzerine serptim, ardından Simya’yı etkinleştirip içine biraz mana aktardım ve işte olmuştu. Kalite, büyütaşına ve büyütaşının toprağa olan oranına bağlıydı. Bu durumda miktar önemliydi, bu yüzden normalden daha yükseğini hedeflemeye çalışmadım.
Hazır olduğu anda zenginleştirilmiş toprak tarlalara götürüldü. En etkili yöntem onu zaten orada var olan toprakla karıştırmaktı ama ekinlerin halihazırda yetiştiği bir yerde bunu yapamayacakları için üstüne serpmekle yetindiler. Neyse ki bu da en az diğeri kadar etkili görünüyordu.
Bu yöntemin tek sorunu yeterli insanımızın olmamasıydı. Elimizdeki gönüllüler bunu standart çiftçilik işlerine ek olarak yapıyorlardı ama talep bizzat Alzahark’tan geldiği için hiç şikayet etmeden yaptılar. Kraliyet muhafızları ve Tohma’nın ekibi bile yardım ediyordu.
Altair’de Simya kullanabilen birkaç kişi vardı ama zenginleştirilmiş toprağı yapma yöntemini onlara öğrettikten sonra bile bunu başka kimse başaramıyor gibiydi. Benim Simya seviyem MAX idi, bu yüzden başarmak için belki de belirli bir seviyede olmak gerekiyordu.
Zenginleştirilmiş toprak çalışması başladıktan üç gün sonra, Euini ve diğerleri yüzlerinde kederli ifadelerle çıkageldiler.
“İstediğin türde hiçbir kitap bulamadık,” diyen Euini, hizmetçilerin bile kendisine yardım etmesini sağladığını sözlerine ekledi.
Mantıklıydı. Akademi kütüphanesinde yemek pişirmeyle ilgili kitaplar gördüğümü hatırlıyordum ama orada da tarımla ilgili hiçbir şey yoktu. Yine de tarım hakkında bilgi edinmem gerekebileceğini hiç düşünmemiştim, bu yüzden belki de oradaydılar ve ben gözden kaçırmıştım.
“Çare yok o zaman,” dedim ve yeni bir yetenek edindim.
Bu, tarımla ilgili bulunacak hiç kitap olmaması durumunda almaya karar verdiğim bir önlemdi. Altairli simyacıların zenginleştirilmiş toprağı hâlâ yapamıyor oluşu da bu seçimimde rol oynamıştı.
YENİ
[Çiftçilik Seviye 1]
Aşçılık yeteneğime benzer şekilde çalışıyor, bana çiftçilik hakkında ipuçları ve bilgiler veriyordu.
Hemen yeni Çiftçilik yeteneğimi çağırdım ve bunu gübre yapmayı öğrenmek için kullandım… bu durumda, humus. Esas olarak kurumuş dallar ve yaprakların yanı sıra sığır gübresi gerektiriyordu.
Euini’ye neye ihtiyacım olduğunu söyledim ve gerekli malzemeleri üçüncü ve dördüncü katlardan toplamasını istedim. Dördüncü katta canavarlar vardı, bu yüzden Chris ve diğerleri de onunla gitti.
“Chris, sana Shade ve X’in golem çekirdeklerini vereceğim,” dedim ona. Onlara zaten mana yüklemiştim, böylece benim yardımım olmadan da kullanabilecekti. “Sen ne yapmak istersin, Ciel?”
Ciel ikimizin arasında bakındı ve sonunda benimle kalmaya karar verdi. Hareketlerine bakılırsa, sağlığının yerinde olmadığını unutmak çok kolaydı. Ama zindandan uzak kaldığı birkaç günün ardından durumunun yavaş yavaş kötüleştiğini görmüştüm, bu yüzden son birkaç gündür saraydaki odama dönmek yerine burada kalmaya karar vermiştim.
Benimle aynı konaklama evinde kalan çiftçiler sık sık, “O güzel genç hanımlarla vakit geçirme fırsatını teptiğine inanamıyorum,” gibi yorumlar yapıyorlardı.
Yeterince Simya yaptıktan sonra, arada bir Ruh Ağacı’nı ziyaret ederek zenginleştirilmiş toprağı taşımaya yardım etmeye başladım.
[Ruh Ağacı (Eliana Ağacı)]
* tarafından yaratılan ağaç
Mana Değeri 2.417/10.000
Manası düzenli olarak yükseliyordu.
Bunu görmek güzeldi ama çalışan insanlar için endişeleniyordum. Çoğu geceyi burada geçiriyordu ve günlerdir evlerine gitmemişlerdi; yorgunluk etkisini göstermeye başlamış gibiydi.
Hâlâ yedinci kata bir sonraki ziyaretimizi yapmamız gerekiyordu, bu yüzden elime geçen ilk fırsatta Euini ile bu konuda konuşmaya karar verdim.
Bu da ben gittikten sonra bile yapabilmeleri için diğerlerine gübre yapmayı öğretmem gerektiği anlamına geliyordu.
◇◇◇
Öğleden kısa süre sonra zindanın yedinci katına girdik ve hava kararmaya yakın Ruh Ağacı’na ulaştık. Ay ağacı meyvesi artık turuncuya dönmüştü ve toplayabileceğimiz kadar aşağı sarkmıştı ancak ay ışığında parıldamıyordu.
“Olgunlaşmamış gibi görünüyor,” dedim.
Değerlendirme yeteneğini kullanmak da bunu doğruladı.
[Ay Ağacı Meyvesi] Her derde deva. Yemesi veya içmesi uygundur.
Tamamlanmamış ürün. * ürününün gerilemiş hali.
Büyüme sınırına ulaşıldı.
Belki de Analiz’i öğrendiğim için büyüme sınırına ulaştığına dair kısmı da eklemişti. Bunun olgunlaşabileceği son noktaya geldiği anlamına geldiğini varsaydım.
O sırada ağaçta yaklaşık elli ay ağacı meyvesi vardı, bu yüzden onları toplamak için ayrıldık.
“Bunlar senin için, Sora.” İşimiz bittiğinde Euini bana on tanesini uzattı.
Ona teşekkür ettim ve ardından bundan sonra ne yapacağımı düşündüm. “Ciel’e şimdi birkaç ay ağacı meyvesi versek bile muhtemelen onu iyileştirmeyecektir, değil mi?”
“Önce etkilerini artırmanın bir yolunu bulmamız gerektiğini düşünüyorum. Simya ile yapabileceğin bir şey var mı?” diye sordu Chris.
Hem Simya hem de Yaratım ile araştırmıştım ama ay ağacı meyvesinin kendisini güçlendirmenin bir yolunu bulamamıştım. Birkaç tanesini tek bir tanede yoğunlaştırmanın da bir yolu yoktu.
“Şey, Simya ile denemek istediğim bir şey var,” dedim ona. “Bir tanesini kullanmamın sakıncası var mı?”
“Ne için kullanacaksın?”
“Onu bir MP artış iksiriyle birleştireceğim.” Nasıl bir etkisi olacağından emin değildim ama belki etkisini iki katına çıkarır ve bize Ruh Ağacı’na aktarmak için yeterli manayı sağlardı.
Chris sakıncası olmadığını söyleyince işe koyuldum.
Ay ağacı meyvesini meyve suyuna dönüştürdükten sonra, sağ elime MP artış iksirini, sol elime ise ay ağacı suyu şişesini aldım ve Simya’yı etkinleştirirken her ikisine de mana aktardım.
[MP Artış İksiri+] Geçici olarak MP miktarını artırır.
Bununla normal bir MP artış iksiri arasında hiçbir fark yoktu… yan etkiler hakkındaki cümlenin kaybolmuş olması dışında. Tekrar kullanıp MP’min ne kadar arttığını görmekten başka çarem yok mu yani?
“İşe yaradı mı?” diye sordu Chris.
“Evet, ay ağacı meyvesini MP artış iksiriyle birleştirip yan etkileri olmayan bir tane yaptım.” Yarın daha fazla büyüyle zenginleştirilmiş toprak yapmam gerekecekti, bu yüzden o zaman denemeye karar verdim.
Dün konuştuğum çiftçiler bir günlük dinlenmenin ardından daha iyi hissediyor gibiydiler ama bugün aralarında bazı yeni yüzler fark ettim.
“Tia ve çocuklar burada ne yapıyor?” diye sordum Sera’ya.
“Ah, ben zaman zaman Tia ile buluşuyordum ve bu konu hakkında konuştuk.” Tia, çocukların ailelerini ne kadar özlediğini Sera’ya anlatmış, Sera da bunu Euini’ye iletmişti.
İşte bu da Euini’nin Alzahark ve çiftçi temsilcileriyle konuşarak çocukların zindana girmelerine izin verilmesini sağlamasının sonucuydu. Fikir çocukların işlere yardım etmesiydi; kaba kuvvet gerektiren işleri yapamazlardı ama öğle yemeği molalarına vakit kazandıracak kadar katkıda bulunabilirlerdi ki bu da herkesi mutlu ederdi.
Çocukların asıl işi gübreyi yaymaktı, bu yüzden sorumlu olduğum çiftçilere ve çocuklara gübrenin nasıl yapılacağını öğrettim. Tabii “öğrettim” demek biraz mübalağa olurdu, çünkü sadece yeteneğimin bana ilettiği bilgileri tekrarlıyordum. Yine de burada önemli olan, Simya yönteminin aksine, nasıl yapılacağını bildiği takdirde bunu herkesin yapabilecek olmasıydı.
Öğleye kadar çalışmaya devam ettik, o noktada diğer katlarda çalışan insanlar aileleriyle yemek yemek için birinci kata döndüler.
Ailece geçirilen vakit sona erdikten sonra çalışmalar yeniden başladı. Çocuklar bir sonraki işlerine geçtiler; çoğu ilk kez bir at arabasına bindiği için mutlu görünüyordu. Büyüyle zenginleştirilmiş toprağı normal toprakla karıştırmak ağır bir iş olacağından, çocuklar bunun yerine tohum ekeceklerdi. Bazıları da hasat edilen sebzeler için sırtlarında büyük sepetler taşıyordu.
Deneyimsiz çocukları ilk kez böyle bir işe koşmaktan endişeleniyordum ama kimse şikayet etmedi ve hepsi canla başla çalıştı. Ayrıca etrafımızdaki yetişkinlerin çocuklara çok değer verdiğini de görebiliyordum.
Ben de elimden gelenin en iyisini yapmalıyım, diye geçirdim içimden.
MP artış iksiri+’yı içtim ve statü panelimdeki sayıları kontrol ettim. Yine aynı artış, ha? Yine de yan etkisinin ortadan kalkmış olması bile büyük bir şeydi.
Eşya Kutumda ne kadar büyütaşı kaldığını aklımda tutarak, odağımı tekrar büyüyle zenginleştirilmiş toprak üretimine çevirdim.
Çocukların çalışmalara katılmasının üzerinden on gün geçmişti. Pek bir faydaları dokunmayacak diye endişelenmiştim ama aksine, varlıkları yetişkinlerin üzerindeki yükü büyük ölçüde hafifletmiş gibiydi.
Hatta çocuklar geceyi zindanda geçirmek istediklerini söylemeye başladılar, hatta içlerinden bir cesur bunu yapacağını ilan bile etti. Biri hevesini dile getirince diğerleri de onu takip etti, ebeveynleri ise arkalarında mahcup mahcup gülümsüyorlardı.
Bir bakıma aileleriyle vakit geçirebilecek olmaları da etkiliydi ama daha çok arkadaşlarıyla devasa bir pijama partisi yapma fikri hoşlarına gitmiş gibiydi.
Ruh Ağacı’nın mana değerini günde bir kez kontrol ediyordum ve en son baktığımda 3.459’a kadar yükselmişti. Kişi başı birer MP artış iksiri kullansak bile onu on bine ulaştırmamız için hâlâ yeterince yüksek değildi.
Chris ve Euini de birer MP artış iksiri+ denemişlerdi ve ardından yaptığım Analiz, onlarla birlikte toplam manamızın 6.528 olacağını ortaya çıkarmıştı. Onların meslek çarpanı yoktu herhalde.
“Biraz daha gayret edelim,” dedi Rurika, biz de onaylarcasına başımızı salladık.
Beş gün daha geçti ve Ruh Ağacı’nın mana değeri nihayet 3.600’e ulaştı.
Bunu görünce Alzahark’a Ruh Ağacı’na mana aktaracağımıza dair haber gönderdik. Alzahark kullanacağımız yöntemi duyunca endişelenmiş görünüyordu ama fikrimizi değiştirmeyeceğimizi anlayıp sadece “Dikkatli olun,” yanıtını verdi.
Ruh Ağacı’na ulaştıktan sonra, aktarımı denemeden önce hava kararana kadar dinlenmeye karar verdik. Zindana öğle saatlerinde girmiştik, bu yüzden güneşin batmasına bir saatten az bir süre kalmış olmalıydı.
O zamana kadar statülerimi kontrol etmeye karar verdim.
İsim: Fujimiya Sora / Meslek: Büyücü / Irk: Öte Dünyalı / Seviye: Yok
HP: 600/600 / MP: 600/600 (+200) / SP: 600/600
Güç: 590 (+0) / Dayanıklılık: 590 (+0) / Hız: 590 (+0)
Büyü: 590 (+200) / Beceri: 590 (+0) / Şans: 590 (+0)
Yetenek: Yürümek Seviye 59
Etki: Yürümekten asla yorulmaz (Atılan her adım için 1 XP kazanır)
XP Sayacı: 1.227.398/1.510.000
Yetenek Puanları: 2
Öğrenilen Yetenekler
[Değerlendirme Seviye MAX] [Değerlendirmeyi Engelle Seviye 6] [Fiziksel Güçlendirme Seviye MAX] [Mana Düzenleme Seviye MAX] [Yaşam Büyüleri Seviye MAX] [Varlık Algılama Seviye MAX] [Kılıç Sanatları Seviye MAX] [Boyut Büyüleri Seviye MAX] [Paralel Düşünme Seviye MAX] [İyileşme Güçlendirme Seviye MAX] [Varlık Gizleme Seviye MAX] [Simya Seviye MAX] [Aşçılık Seviye MAX] [Fırlatma/Atıcılık Seviye MAX] [Ateş Büyüleri Seviye MAX] [Su Büyüleri Seviye MAX] [Telepati Seviye MAX] [Gece Görüşü Seviye MAX] [Kılıç Tekniği Seviye 9] [Statü Etkilerine Direnç Seviye 8] [Toprak Büyüleri Seviye MAX] [Rüzgar Büyüleri Seviye MAX] [Kılık Değiştirme Seviye 9] [Mühendislik/İnşaat Seviye MAX] [Kalkan Sanatları Seviye MAX] [Kışkırtma Seviye MAX] [Tuzaklar Seviye 8] [Dağcılık Seviye 7] [Kalkan Tekniği Seviye 5] [Uyum Seviye 5] [Dönüştürme Seviye 6] [MP Tüketimini Azaltma Seviye 5] [Çiftçilik Seviye 3]
İleri Düzey Yetenekler
[Kişi Değerlendirme Seviye MAX] [Mana Algılama Seviye MAX] [Efsunlama Seviye MAX] [Yaratım Seviye 9] [Mana Efsunlama Seviye 7] [Gizleme Seviye 7] [Işık Büyüleri Seviye 4] [Analiz Seviye 5]
Sözleşme Yetenekleri
[Kutsal Büyüler Seviye 6]
Parşömen Yetenekleri
[Işınlanma Seviye 6]
Unvan
[Ruh Sözleşmelisi]
Planın üzerinden son bir kez geçtik: Chris Ruh Ağacı’na mana aktaracak, Euini ile ben de ona destek olacaktık.
Önce MP’mizi artırmak için birer MP artış iksiri+ içecektik. Ardından ben Uyum ve Dönüştürme yeteneklerimi kullanarak benim ve Euini’nin manasının niteliğini “elf” olarak değiştirecek, böylece Chris ile uyum sağlamamızı temin edecektim. Hazırlıklar tamamlandığında mana aktarımına Chris’in önderlik etmesini sağlayacaktık.
Uyum ve Dönüştürme yeteneklerini defalarca pratik etmiştim, bu yüzden bir sorun çıkmayacağını biliyordum ama bunu gerçekten hayata geçirme fikri yine de beni son derece heyecanlandırıyordu.
◇◇◇
Güneş battıktan sonra zindan ay ışığıyla aydınlandı. Son hasadın üzerinden yaklaşık yarım ay geçmişti ve ay ağacı meyvesi hâlâ küçük ve sarıydı, bu da olgunlaşmadığını gösteriyordu.
“Başlayalım mı o zaman?” diye sordum.
Chris ve Euini gergin bir ifadeyle başlarıyla onayladılar. Ciel kapüşonumdan çıkıp Hikari’nin başının üzerine oturdu.
Bize engel olmak istemiyor sanırım?
[Ruh Ağacı (Eliana’nın Ağacı)]
* tarafından oluşturulan ağaç
Büyü Değeri 3.614/10.000
Ruh Ağacı’nın büyü değeri güvenli aralıkta görünüyordu. Bir MP artırma iksiri+ içtim; Chris ve Euini de aynısını yaptı. Ardından EX büyü iksirlerini içtik; Kişi Değerlendirme ve Analiz yeteneklerimi kullanarak MP’lerinin tamamen dolduğunu doğruladım.
“Tamam, başlayalım,” dedim.
Chris ve Euini’nin ellerinden tutarak Uyumlanma ve Dönüşüm yeteneklerimi kullandım; benim ve Euini’nin büyüsünü Chris’inkiyle aynı hizaya getirdim. Ardından, hepimizin aynı türde büyüye sahip olduğundan emin olmak için Büyü Algılama yeteneğini kullandım. Her şey doğrulandıktan sonra…
“Chris, sıra sende.”
Chris derin bir nefes verdi ve ardından açık elini ay ağacının gövdesine koydu. Bunu izleyen Euini’nin eli titremeye başladı, fakat…
“Endişelenmeyin,” dedim ona. “Kontrol bende.” Verdiğim güven onu sakinleştirmiş gibi görünüyordu.
“Başlıyorum.” Sessizliğini ilk kez bozan Chris, büyüsünü ağaca aktarmaya başladı.
Büyü Algılama yeteneğini aktif tutarak Chris’in büyü seviyesinin düşüşünü izledim. Sonra Büyü Düzenleme yeteneğimi kullanarak benim ve Euini’nin büyü depolarıyla onun büyüsünü takviye ettim.
Analiz yeteneğiyle Ruh Ağacı’na baktığımda, büyü değerinin hızla yükseldiğini ve neredeyse bizim kaybettiğimiz miktar kadar arttığını gördüm.
Büyü değeri 9.000’i geçtiğinde Ruh Ağacı parıldamaya başladı. Ardından nihayet 10.000’e ulaştığında, ağacın tamamı bir ışık hüzmesine büründü.

Parıltı en sonunda Chris’in gövdedeki elinden aşağı akıp onu, ardından beni ve Euini’yi de sarmaladı. Vücuduma sıcak bir şeyin aktığını ve zihnime “Teşekkür ederim” gibi sözler fısıldayan bir ses duyduğumu hisseder gibi oldum… Sadece hayal gücümün bir oyunu muydu?
Bunu ancak sonradan öğrenecektik ama görünüşe göre aynı anda Altair, Marte ve yakındaki diğer kasabalardaki insanlar, Ruh Ağacı’nın yeryüzündeki yapraklarının gökyüzünü aydınlatacak kadar parlak bir şekilde ışıldadığını görmüşlerdi.
Parıltı bir süre devam etti, ardından ışık yavaş yavaş çekildi ve her şey normale döndü.
Tam o anda Chris elini gövdeden çekti ve sendeleyip düşmeye başladı. Onu tutmak için hızla uzandım ama bu sırada Euini’nin elini de çekmiş olmalıyım ki o da bana doğru devrilmeye başladı. Onu bırakıp düşerken kucakladım.
Manzarayı gören Hikari ve Sera koşa koşa geldiler.
“Chris, iyi misin?”
“Sen de Euini. Nasıl hissediyorsun?”
Kızlar, hâlâ yarı bilinçli bir haldeymiş gibi başlarını salladılar.
“Efendim, meyve!” diye bağırdı Hikari.
Başımı kaldırıp baktığımda küçük meyvenin büyümeye başladığını ve uzanabileceğimiz mesafeye kadar aşağı sarktığını gördüm.
Ay ışığında ışıl ışıl parlıyordu.
[Ay Ağacı Meyvesi] Tüm hastalıkları iyileştirici. Yenmesinde veya içilmesinde bir sakınca yoktur.
Tamamlanmış ürün. *’nin gerilemiş bir formu.
Ay ağacı meyvesini Değerlendirme yeteneğimle inceledim ve “eksik” ifadesinin “tamamlanmış” olarak değiştiğini gördüm; ancak bir şeyin gerilemiş bir formu olduğuna dair not hâlâ duruyordu.
“Al bakalım, Ciel.” Hikari meyvelerden birini koparıp Ciel’e uzattı.
Ciel meyveyi bir dikişte yuttu, sonra yere çöküp titremeye başladı. Hepimiz endişeyle onu izlerken, birden gözleri kocaman açılmış bir halde başını kaldırdı, sonra bana dönüp kulaklarını yere vurmaya başladı.
Euini, Ciel’in neşesindeki bu ani değişim karşısında şaşkına dönmüştü. Zindandayken durumu iyileşmişti ama yine de daha önce Euini’nin önünde hiç böyle canlı ve hareketli bir şey yapmamıştı.
Bu arada, bu halleri tam olarak Acıktım! derkenki haliyle aynıydı. Yemek verin bana! Bunu Euini’ye söylediğimde, biraz kafası karışmış gibi baktı.
“İşte bizim Ciel’imiz!” diye haykırdı Hikari.
“Evet. Bildiğimiz Ciel işte,” diye katıldı Sera.
“Biliyordum. Buna bakılırsa Ciel’in eski haline döndüğünden şüphe yok,” diye ekledi Rurika.
Üçü de bu manzara karşısında açıkça sevinç içindeydi. Mia ve Chris biraz daha çekingen görünseler de onlar da gülümsüyorlardı.
Hiçbirimiz henüz akşam yemeği yemediğimiz için, buradayken yemeye karar verdik. Yemekleri hazırlamayı bitirince, Ciel için bolca porsiyon ayırdığımdan emin olarak sofrayı kurdum.
“A-Ama… gerçekten hepsini yiyebilir mi?” Euini yemeğin muazzam miktarı karşısında şaşkına dönmüş gibiydi.
Çoğu durumda bu çok fazla olurdu ama Ciel’in şu anki haliyle bunun üstesinden gelebileceğini hissediyordum; bitiremediği bir şey olursa da kaldırabilirdim.
Yemekler dizilince, pürdikkat bakan Ciel’e başımla onay verdim; bu onun başlaması için bir işaretti. Hemen yemeklerin üzerine atıldı, kaybettiği zamanı telafi edercesine tabak tabak yemek o küçük bedeninde kaybolup gitti.
Hikari bunu bir meydan okuma olarak görmüş olacak ki kendi yemeğini silip süpürmeye başladı.
“Dikkatli ol, Hikari,” diye uyardı Mia. “Çok fazla yersen karnın ağrıyacak.”
Geri kalanımız yemeklerimizi bitirmemize rağmen Ciel yemeye devam etti. En azından şimdi biraz yavaşlamıştı ve yemeğin tadını daha çok çıkarıyor gibiydi.
Euini ise sadece hayretle izliyordu.
Ertesi gün uyandığımda, Ciel Ruh Ağacı yönünden uçarak yanıma geldi. Yine acıkmış olmalıydı.
“Diğerleri uyandıktan sonra yiyebiliriz,” dedim ona.
Ciel bunu biraz düşündü, sonra tekrar Ruh Ağacı’na doğru uçtu.
Onu yeniden bu kadar enerjik görmek elimde olmadan gülümsememe sebep oldu ama tamamen iyileştiğinden emin olana kadar tetikte kalmayı bırakmayacaktım. Köle mühürünü emmeden önceki haline dönmüş gibi görünüyordu ama daha önce zindandayken sağlıklı görünüp oradan çıktıktan sonra tekrar halsizleştiğini görmüştüm.
Her zamanki gibi Değerlendirme Ciel üzerinde çalışmıyordu, yeni eklenen Analiz yeteneğiyle bile; fakat Mia ve Euini onun iyi olacağını düşündüklerini söylemişlerdi. Nedenini açıklayamıyorlardı, sadece bunun doğru olduğunu hissediyorlardı.
Çok geçmeden diğerleri de uyandı, biz de birlikte kahvaltı edip zindandan ayrılmaya karar verdik.
“Ciel? Ne oldu?”
Eşyalarımızı toplayıp çıkışa doğru yürümeye başladığımızda Ciel olduğu yerde, havada süzülerek kalmıştı. Merdivenlerin aksi yönüne dönük şekilde tamamen hareketsiz duruyordu.
Ancak hepimizin onu beklediğini çabucak fark etti ve nihayet bize doğru uçtu.
Zindandan çıktıktan sonra bir süreliğine kendi yollarımıza gittik. Euini’nin Alzahark’a rapor vermesi gerekiyordu, bu yüzden onu karşılamaya gelen Alfried ile birlikte gitti. Alfried, daha sonra birinin bizi almaya geleceğini ekledi; biz de öğle yemeğimizi yiyip dinlenmek için odalarımıza çekildik.
◇◇◇
Güneş batarken odamızın kapısı çalındı. Gelen Dutina’ydı; bizi daha önce hiç görmediğimiz bir kapıya götürdü. İşlemeli bir tasarımla oyulmuştu ve devasa bir yaratığın bile geçebileceği kadar büyüktü.
Dutina bize kapının arkasında taht odasının bulunduğunu söyledi. Ardından kapının iki yanında duran adamlara başıyla işaret etti ve kapı önümüzde yavaşça açıldı.
İçeri girdiğimizde gördüğümüz ilk şey, taht odasının iki yanı boyunca dizilmiş kraliyet muhafızları oldu. Onları daha önce eğitim salonunda defalarca görmüştük ama şimdi tören zırhlarını bürünmüşlerdi.
Büyük bir tahtta oturan Alzahark’ın karşısına gelene kadar ilerledik. Euini onun sağında, Alfried ise solunda duruyordu.
“Euini ve Alfried bana olanları anlattı,” dedi Alzahark. “Büyük Ağaç da dahil olmak üzere pek çok konuda yardımcı olmuşsunuz. Teşekkür ederim.” Oturduğu yerde kaldı ama bize doğru başını eğdi.
Bu manzara karşısında kraliyet muhafızları fısıldaşmaya başladı, ancak Alfried onları susturmak için mızrağını taş zemine vurdu. Bu bir taht odasına pek yakışan bir davranış gibi görünmüyordu ama Alzahark hiçbir şey söylemedi.
“Bu nedenle size bir tür ödül vermek istiyorum. Tam olarak kimi aradığınızı bilmiyorum ama elfler hakkında bildiklerimi anlatacağım.”
Sözleri Rurika, Chris ve Sera’nın sesli bir şekilde nefesini tutmasına neden oldu. Biz tüm bunları sadece Ciel’i kurtarmak için yapıyorduk ama bu kesinlikle memnuniyet verici bir ödüldü—yine de aynı zamanda tuhaf bir ödül olduğunu düşündüm.
“Ah, bunun yeterli olduğunu görebiliyorum. Euini, şunu ver— Euini?”
“Ah, evet efendim.”
Alzahark Euini’ye bir şey uzattı, Euini de yanımıza yürüyüp onu bana verdi. Onun ellerinden benimkine geçerken yüzündeki ifadeyi yakaladım. Sıkıntılı görünüyordu ama önümde eğilip yerine geri döndü.
Bana uzattığı şey küçük bir kutuydu.
“O kutunun içindeki şey… Geçiş belgesi gibi bir şey.”
“Geçiş belgesi mi?” diye sordum. Grubumun geri kalanının da en az benim kadar kafasının karıştığını görebiliyordum.
“Kara Orman’dayken içine büyü aktarırsanız, sizi belli bir yere yönlendirecektir. Burası elflerin yaşadığı bir kasaba. Bu geçiş belgesi, aynı zamanda orada kaybolmanızı engelleyecek bir tılsımdır.”
“G-Gerçekten mi?” diye sordu Chris. Öne doğru bir adım attı; kraliyet muhafızlarının gözünden kaçmayan bir hareketti bu.
“Evet, hepsi doğru. Kendilerine bu kadar çok şey borçlu olduğum insanlara yalan söyleyecek değilim—söylemeye kalksam bile çocuklarım bundan dolayı benden nefret ederdi. Bu, ölümden bile daha çok korktuğum bir kader! Bu yüzden endişelenmenize gerek yok. Bu gece bir ziyafet düzenleyeceğim ve hepinizin bize katılmasını umuyorum.”
Alzahark konuşmasını bitirince taht odasından ayrıldık.
◇ Euini’nin Bakış Açısı
“Baba, ciddi misin? Orası Kara Orman. Vahşi canavarlarla dolu ve iblislerin kontrolü altında. Orada bir elf kasabası olsa bile, kesinlikle çok tehlikeli.”
Ona seslenmeden önce Sora’nın ve kraliyet muhafızlarının geri kalanının taht odasından çıkmasını bekledim. Bu konuda bu kadar kararlı duruyordum çünkü Kara Orman’ın son derece tehlikeli bir yer olduğunu tahmin edebiliyordum.
“Ah, evet, anlıyorum. Sanırım artık sana anlatabilirim.”
Babam Alfried’e baktı. Alfried başıyla onaylayınca babam bana annemden bahsetmeye başladı.
Daha önce ona annemi defalarca sormuştum ama şimdiye kadar bana hiç anlatmamıştı. Kutsal büyü kullanıcısı olduğunu biliyordum ama Azize olduğunu hiç bilmiyordum.
İblis Kral’la savaşmaya gönderildikten sonra neden hiç geri dönmediğini ve şimdiki İblis Kral’ı anlattı bana. Tüm bunları nereden bildiğini söylemedi ama bunu kimseye anlatmamam gerektiğinden emin oldu.
“Ama… Ama o zaman Sora ve diğerleri… Onları sadece burada tutamaz mısın?”
“Bunun imkansız olduğunu en iyi sen biliyorsun sanırım.”
Neyi başarmaya çalıştıklarını biliyordum elbette ve Chris ile arkadaşlarının ne hissettiğini anlıyordum. Kesinlikle vazgeçmeyeceklerdi ve babam onlara oraya giden yolu çoktan göstermişti.
Yine de…
“Yine de kulağa çok korkunç geliyor.”
“Bu yüzden emin olmak istiyorum. O çocuğa krallığımızı kurtardığı için minnet borçluyum ve elimden gelirse ona yardım etmek istiyorum. Bu yüzden eğer bana bir şansı olduğunu kanıtlayabilirse…”
Babam ayağa kalktı ve taht odasından çıktı. Uzaklaşırken, bunca yıldır tanıdığım o babamdan sanki bir şekilde küçülmüş gibi görünüyordu.
“Alfried, biliyor muydun?” diye sordum.
“Evet,” diye yanıtladı kısaca.
Sıradan tepkisine öfkelenerek ona dik dik baktım ama yüzünü gördüğümde yanıldığımı anladım. Alfried’in de annemi ne kadar çok önemsediğini biliyordum.
“Kral Alzahark’a güveniyorum. Bunu ona bırakalım,” diye ekledi.
Ne yazık ki yapabileceğimiz başka bir şey yoktu.
