I Am Unaware That I Am the Peerless Martial God – Bölüm 1518 / Abim Bu İşi Biliyor!

Abim Bu İşi Biliyor!

Kurbağa ağzı kulaklarında Yi Feng’i övdü: Abi, sen bu işi biliyorsun!

Hilal yüzlü İkinci Kıdemli, üç uçlu, iki ağızlı mızrağıyla önden geliyordu. Başlıkları yüzlerini örten Beşinci ve Sekizinci Kıdemli hemen arkasındaydı.

Üç kıdemlinin peşinden yüzü aşkın öğrenci hızla uçuyordu.

Dört dost havada dimdik duruyordu. Karşılarına ilk varan İkinci Kıdemli oldu.

Soğuk, sinsi ve ürkütücü bir gülümseme takındı.

Hahahahaha! Sizi kendini beğenmiş dört aptal! Kutsal toprağa saldırmaya nasıl cüret edersiniz? Bugün sizi doğduğunuza pişman edeceğim! Hilal yüzlü İkinci Kıdemli kendinden son derece emindi.

Dört dost birbirine baktı.

Bu herif çok çirkin. Kim ilgileniyor? diye sordu siyahlı adam.

Kurbağa, Salyangoz’a döndü. Sen git. Üstüne dağ gibi çök de şu yüzünü düzleştir!

Salyangoz tiksinmiş görünüyordu. Peki.

Kurbağa ile siyahlı adam Beşinci ve Sekizinci Kıdemli’yle kapışmaya giderken Yi Feng arkadaki ayak takımına daldı.

İkinci Kıdemli öfkeyle bağırdı: Küstah, haddini bilmez yaratık! Al bakalım!

Salyangoz’un gövdesi hızla büyüdü. Bir anda yüzlerce zhang’a ulaşarak göğü ve güneşi kapattı.

İkinci Kıdemli’nin yüzü dondu, yüreği korkuyla sarsıldı.

Bu dört kardeşin güçlü olduğunu biliyordu ama böylesine korkunç olabileceklerini hiç düşünmemişti!

Yine de hemen kendini toparladı.

Ona göre, bedeni böyle büyüten bir büyünün mutlaka pek çok açığı vardı. Savunma ve hız gibi alanlarda zayıf olması gerekirdi.

İkinci Kıdemli’nin üç uçlu, iki ağızlı mızrağından muazzam bir altın ışık fışkırdı. Doğrudan Salyangoz’a atıldı.

GÜM!

Altın ışık korkunç bir patlamayla Salyangoz’a çarptı. Gövdesinde derin bir çukur açtı.

İkinci Kıdemli alayla sırıttı. Büyüyünce benimle boy ölçüşebileceğini mi sandın? Ne saflık!

Ama hemen ardından yüzü yine dondu.

Salyangoz’un gövdesindeki derin çukuru bir anda sümüksü bir sıvı kapladı.

Eti kıpırdanıp birleşti. Bir nefes bile geçmeden çukur kapanmıştı.

Salyangoz, İkinci Kıdemli’yi umursamadan bütün ağırlığıyla üstüne indi.

İkinci Kıdemli gözlerini kısıp hemen arkasını döndü ve kaçtı.

Bu koca şey benim kadar hızlı olamaz. Önce şu saldırıdan sıyrılayım!

Ama göğü kaplayan Salyangoz hemen arkasındaydı. Gitgide büyüyor, sanki tek adımda bin mil aşıyordu.

Üstelik İkinci Kıdemli’den çok daha hızlıydı.

Tek kelime etmeden bütün ağırlığıyla adamın üzerine çöktü.

Siyahlı adamsa hedef olarak Beşinci Kıdemli’yi seçmişti.

Bir an gözden kayboldu ve hayalet gibi Beşinci Kıdemli’nin arkasında belirdi.

Kılıcını savurdu. Yüz zhang’lık bir kılıç aurası, Beşinci Kıdemli’nin boynuna doğru hızla ilerledi.

Beşinci Kıdemli’nin içine buz gibi bir korku oturdu. Birden dönerek kendini hızla aşağı bıraktı.

Bu darbe bütün bedenini soğuk terlere boğmuştu. Hazırlıksız yakalandığı için ancak boynunu içine çekebildi.

ŞAK!

Kılıç ışığı başlığını kesip attı. Beşinci Kıdemli’nin solmuş, buruşuk, yaşlı yüzü ortaya çıktı.

Beşinci Kıdemli saldırıdan kıl payı kurtulur kurtulmaz kılıcını savurarak karşılık verdi.

Havada çizdiği kılıç hareketi, çapraz biçimli bir ışığa dönüşüp siyahlı adama fırladı.

Siyahlı adam başını sallayıp alay etti: Elinden gelen bu mu?! İşe yaramazın tekisin be!

Kaçmaya bile çalışmadan kılıcını gelişigüzel savurdu.

İnanılmaz derecede keskin bir kılıç aurası fırladı. Çapraz kılıç ışığını doğrudan yarıp hızla aşağı inen Beşinci Kıdemli’ye yöneldi.

Beşinci Kıdemli pes etmiyordu. Aceleyle büyük bir kazan çağırıp önüne siper etti.

ÇAAAN!

Gökte çan sesi gibi gür bir yankı yayıldı.

Çat, çat, çat!

Kazan anında parçalandı. Beşinci Kıdemli bu arada art arda onlarca kılıç darbesi savurdu. Hem üzerine gelen kazan parçalarını savuşturuyor hem de siyahlı adama saldırıyordu.

Siyahlı adam küçümseyerek dudağını büktü.

Senin gibi bir çöpün kılıç tutmaya hakkı mı var?!

Ardından kılıcıyla birlikte bir ışık huzmesine dönüşüp Beşinci Kıdemli’ye atıldı.

Bedeni sanki kılıcın ışığıyla birleşmişti. Geçtiği yerde boşluk bükülüyor, kulakları delen ses patlamaları insanın zihnini sarsıyordu.

Beşinci Kıdemli bunu görünce dehşete kapıldı. Omurgasından aşağı buz gibi bir ürperti indi.

Siyahlı adamın hem kılıç ustalığı hem de yetişimi Beşinci Kıdemli’ninkinden çok üstündü.

Onun gözünde Beşinci Kıdemli küçük bir balıktan ibaretti.

Beşinci Kıdemli dilinin ucunu ısırdı. Öz kanını hızla yakıp kaçmak için döndü.

Ama siyahlı adam ona fırsat vermedi.

Vış, vış, vış!

Işığa dönüşen siyahlı adam doğrudan yetişip Beşinci Kıdemli’nin bedenini deldi geçti.

Muazzam enerji, Beşinci Kıdemli’yi bir anda kan sisine çevirdi.

Ama siyahlı adamın üzerine tek damla bile bulaşmadı.

Diğer tarafta Yi Feng, tek bir kılıç darbesiyle bütün teknikleri bozdu.

Kılıcını şiddetle savurdu.

Yüzlerce zhang yüksekliğinde, bin zhang uzunluğunda korkunç bir kılıç aurası, karşı konulmaz bir dalga gibi Çoraklık Sarayı’nın yüzü aşkın öğrencisine yöneldi.

Göğü boydan boya yaran, azgın dalgalar gibi kükreyen kılıç aurasının geçtiği yerde öğrencilerden et ya da kan kalmadı. Hepsi bir anda yok oldu.

Bunu gören siyahlı adamın ağzı seğirdi. Sanki biraz içine oturmuştu.

Kurbağa ise sis bulutları püskürtüyor, Sekizinci Kıdemli’ye sayısız hava topu atıyordu.

Hava topları sanki katı birer cisimdi. Her biri sağır edici bir patlama yaratıyordu.

Belli ki tam gücünü kullanmıyor, başlıklı adamla oynuyordu.

Sekizinci Kıdemli bu tuhaf saldırıları palasıyla çılgınca savuşturuyordu.

Çın, çın, çın! Güm, güm, güm!

Metal çarpışmalarıyla patlamalar aralıksız yankılandı.

Sekizinci Kıdemli’nin başparmağıyla işaretparmağı arasındaki deri yarıldı. Değerli palasının ağzı kıvrıldı; darbelerin sarsıntısıyla kan öksürüyordu.

Herkesin işini aşağı yukarı bitirdiğini gören Kurbağa, devasa ağzını açıp kuvvetle nefes çekti. Yaralı Sekizinci Kıdemli’yi doğrudan önüne sürükledi.

Sekizinci Kıdemli dehşete düşmüştü. Sanki bir adım atsa uçurumdan yuvarlanacaktı.

Bütün gücüyle bu çekime direnmeye çalıştı ama ne yapsa fayda etmiyordu.

Kurbağa sıçrayarak adamın karnına acımasız bir tekme indirdi. Kaburgalarını tek tek kırdı.

Ardından korkunç ağzını açıp Sekizinci Kıdemli’yi canlı canlı yuttu.

Gööörp…

Adamı yuttuktan sonra bir de gürültülü bir geğirti patlattı.

Öte yanda…

Salyangoz, hilal yüzlü İkinci Kıdemli’yi ezmiş; kemiklerini kırmış, kirişlerini koparmıştı.

Tam bu herifin işini bitirecekken Yi Feng seslenip onu durdurdu.

Salyangoz, sağ bırak. Geri dönüp haberi götürsün!

Salyangoz’un hiç hoşuna gitmemişti.

Diğerleri doya doya adam öldürmüş, bir tek o bu herifin yüzünü henüz düzleştirememişti.

Ama abisi planı zaten açıklamıştı. Mecburen adamı bırakmış gibi yapacak, peşinden Çoraklık Sarayı’na gideceklerdi. Katliama da orada devam edeceklerdi.

İkinci Kıdemli başından beri ensesinde ölümün soğuğunu hissediyordu. Bu dördünün böylesine güçlü olacağını hiç beklememişti.

Üç kıdemli birlikte saldırmış ama karşı koyacak güç bulamamıştı.

Şimdi Yi Feng’in sözlerini duyunca İkinci Kıdemli’nin yüzü dondu.

Haber götürmem için gerçekten bırakacaklar mı?

Tamam, bu dördü güçlü. Ama bu kadarı da kendini fazla beğenmek olmuyor mu?

Koca Çoraklık Sarayı’yla baş edebileceklerini mi sanıyorlar?

Ne olursa olsun, şimdi ölmekten kurtulmuştu. Aceleyle birkaç hap yuttu. Bedenindeki bütün enerjiyi ve gücü toplayıp arkasını döndü, panik içinde kaçtı.

Dört dost, İkinci Kıdemli’nin uzaklaşan siluetini yalnızca gülümseyerek izledi.

Sonra birbirlerine bakıp oldukları yerden kayboldular…

Eşsiz Savaş Tanrısı Olduğumun Farkında Değilim

Eşsiz Savaş Tanrısı Olduğumun Farkında Değilim

Above Ten Thousand People (Manhua), I Am Unaware That I Am the Peerless Martial God
Puan 7.6
Durum: Devam Ediyor Yazım Şekli: Yazar: Yayınlanma Tarihi: 2020 Anadil: Çince
Yi Feng bir gelişim dünyasına reenkarne oldu, ancak ne yazık ki ölümsüzlük yolunda ilerleme umudu yoktu ve yalnızca sıradan bir fani olarak yaşayabiliyordu. Tek isteği huzurlu bir yaşam sürmekti. Fakat bilmediği bir şey vardı— Sahiplendiği köpek, onun yemeklerini yediği için efsanevi bir iblis kralına dönüşmüş; öylesine dövdüğü mutfak bıçağı, sayısız uzmanın uğrunda ölesiye dövüştüğü eşsiz bir ilahi silah haline gelmiş; yanına aldığı genç mürit, Ye Feng'in öğrettiği teknikleri çalışarak bir çağa yön veren ölümsüz bir lorda dönüşmüştü. En çok küçümsediği iskelet bile sayısız dünyayı baskılayan uğursuz iblis kralıydı. Yıllar sonra, tek bir yumruğuyla parçalanan boşluğa bakan Ye Feng kendi kendine mırıldandı: "Meğer en başından beri o eşsiz kral benmişim..."

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla