Kısım 1
Ertesi günー.
Rossweisse-san’ın sorumlu olduğu sınıfta kısa bir sınav yapılırken gerçekleşti bu olay.
— “………”
Rossweisse-san öğretmen kürsüsünde durmuş, boş gözlerle tavana bakıyordu. Son zamanlarda hep böyleydi. Evde de okulda da yüzünde hep bu dalgın ifade vardı; aklı başka bir yerdeymiş gibi ya tavana ya da önüne bakıp duruyordu.
— “Hocam, hocam, süre bitti.”
Sınıf başkanı olan kız öğrenci, sınav süresinin dolduğunu Rossweisse-san’a hatırlattı. Rossweisse-san durumu fark edince hemen kendini toparladı ve herkese seslendi:
— “Ah! E-Evet! Tamamdır, sınav bitti! Lütfen kâğıtları arkadan öne doğru uzatın.”
Yani, ders sonrasında normal devam etti ama…
Rossweisse-san’ın bu hali okul içinde bile laf konusu olmuştu; “İş hayatında veya özel hayatında bir şey mi oldu acaba?” gibi söylentiler… öğrenciler arasında yayılmaya başlamıştı.
— “Kesin erkek arkadaşı var! Bir sevgili bulmuş olmalı!”
— “Şu Rossweisse-chan’ın bir sevgilisi mi var? İmkânı yok! Doğru olamaz, değil mi?”
— “Sanki parasını mı kaybetmiş ne?”
— “100 yenlik mağazalardan takılan bir cimri olarak para yüzünden bu kadar dertlenir mi gerçekten?”
— “Kovuldu mu yoksa?”
— “Ama aşırı ciddidir o, değil mi? Yani öyle bir şey olması da imkânsız, katılmıyor musunuz?”
— “O zaman kesin erkek arkadaşı meselesi!”
Kızlar arasında da böyle çeşitli ve eğlenceli sohbetler dönüyordu. Sınıfın bir köşesinden bunları izleyenler ise ben, Kiba, Matsuda ve Motohama’ydık. Kamışıyla meyve suyundan bir yudum çektikten sonra Matsuda, bana ve Kiba’ya sordu.
— “Eee, asıl mesele ne peki? Doğaüstü Araştırma Kulübü danışmanı olarak sizinle bayağı zaman geçiriyor, değil mi?”
Gözlüğünü düzeltirken Motohama da ekledi:
— “Üstelik Ise onunla aynı evde yaşıyor. Bir şeyler biliyor olman hiç garip olmaz. Yok ya! Hatta her şeyi biliyor olmalısın! Bana okuldan ayrılacağını falan söyleme sakın…”
Şüpheli hareketleriyle bilinen bu iki kankam bana ve Kiba’ya böyle bir şeyler sordular ama…
Kiba’yla birbirimize bakakaldık, bu sorulara nasıl cevap vereceğimizi bilemedik.
— “Size anlatabileceğimiz bir şey değil. Yine de şu an söyleyebileceğim tek şey, bu okuldan ayrılmayacağı.”
Böyle cevap vermekten başka çarem yoktu. Yani, tam da dedikleri gibi, Rossweisse-san’ın son zamanlarda neden öyle dalgın gezdiğini aslında biliyorduk ancak…
Dün Rossweisse-san’a memleketinden, yani İskandinav mitolojisinden yarı zoraki bir görücü usulü evlilik teklifi (omiai) gelmişti.
Üstelik evleneceği kişi Asgard’ın şu anki baş tanrısı Vidar-san’dı! “Bir baş tanrıyla görücü usulü buluşma yapmak mı?” Bunu duyduğumuzda şaşkınlıktan küçük dilimizi yutacaktık! Rossweisse-san’ın büyükannesi Göndul-san da bize durumu açıklamıştı. Görünüşe göre üst kademeler kararı çoktan verdiği için Göndul-san’ın fikri bile hiçe sayılmıştı. Bu yüzden de bu saatten sonra iptal etmek imkânsız hale gelmişti.
Göndul-san bir iletişim büyüsü çemberi aracılığıyla şöyle demişti:
— “Gerçekten çok üzgünüm… Yarın oraya geleceğim.”
Sesi gerçekten de mahcup ve üzgün geliyordu. Anlaşılan Göndul-san aslında torununun bu görücü usulü evlilik işine karşıydı. Fakat İskandinav Tanrılarının baskıcı teklifi yüzünden Rossweisse-san’ın ebeveynleri geri adım atmak zorunda kalmıştı ve Göndul-san bile teklifi reddedememişti.
Dur bir dakika. Asıl ayvayı yiyen benim be! Çünkü ne olursa olsun Rossweisse-san hâlâ benim hizmetkarım.
Asgard bana önceden haber vermeden böyle bir görücü usulü buluşma ayarladığı için, hem üst düzey bir iblis hem de onun efendisi olarak onlara bir protesto mektubu döşendim ama…
— “Bu Asgard’ın iç meselesidir. Karar çoktan verilmiştir. “
Bize sadece böyle bir yanıt vermişlerdi. Yine de ben ve Ravel aklımıza yatacak mantıklı bir açıklama yapmaları konusunda ısrar etmeyi sürdürdük, fakat…
— “Sonuçta o görücü usulü buluşma yine de gerçekleşecek, ha…”
Koridorun tavanına bakarak halsizce konuştum. Sonra Kiba’yla içecek bir şeyler almaya gideceğimizi söyleyip Matsuda ile Motohama’yı arkamızda bıraktık. Okul içindeki yakındaki bir otomatın yanında durup meyve sularımızı yudumlarken konuşmaya başladık.
— “Rias-oneesan da Gremory ailesi aracılığıyla mevcut durum hakkında bir açıklama talep etti.”
Kiba’nın dediği gibi, Rias da Asgard’a protesto çekmişti. Rossweisse-san artık Rias’ın hizmetkarı olmasa bile hâlâ Gremory hanesinin bir parçası olduğu gerçeği değişmiyordu; bu yüzden Gremory Hanesi üzerinden de resmi bir talepte bulunmuştuk.
Onlardan gelen yanıt ise şuydu:
— “Odin’in soyu krizde olduğundan, İskandinav mitolojisinden mükemmel bir varis doğurabilecek bir kadına ihtiyacımız var. “
Varislik sorunu ha! Ya da görünüşte öyleydi diyelim, fakat… Karşı tarafta, baş tanrı Odin-jiisan ile en büyük oğlu Tanrı Baldur, Trihexa’yı yok etmek için İzolasyon Bariyeri Alanı’na gitmişlerdi. Burada kalanlar Odin’in diğer çocuklarıydı ve Asgard’ın yeni nesil baş tanrı olarak seçtiği kişi de Vidar’dı.
Ancak Vidar-san’ın birçok metresi olmasına rağmen henüz resmi olarak evlenmemişti. İşte sırf baş tanrı olduğu için İskandinav Tanrıları onu bir an önce çocuk yapmaya sıkıştırıyor, peş peşe gelin adaylarıyla tanıştırıp duruyorlardı. Asgard ile uzun uzun ağız kavgası ettikten sonra, en sonunda şöyle bir yanıt verdiklerinde biraz olsun nefes alabilmiştik:
— “Şimdilik nişanlanma zorunluluğu yok, ancak lütfen sadece görücü usulü buluşmaya katılsın.”
Bize verilen yanıt tam olarak buydu.
— “Bunu ayarlayanlar Tanrılar olduğu için geri adım atmanın kolay olmadığı noktalar var, değil mi?” demişti Rias.
Ama… Gururundan geçilmeyen ne çok Tanrı var arkadaş! En nihayetinde son karar Rossweisse-san’ın kendi iradesine bağlı olacaktı. Kendisi son derece şaşırıp kafası karışmış olsa da, evlenmeye niyeti olup olmamasından bağımsız olarak buluşmaya katılmasında bir sakınca görmüyordu. Vardığımız ortak karar buydu. Teklif zoraki ve aceleye getirilmiş olsa da, bunca zamandır memleketindeki Tanrıların koruyup kollaması altında hissettiği ve şartlar da biraz esnetildiği için reddetmesi oldukça zordu.
Ve böylece yarın Rossweisse-san’ın Japonya’da Vidar-san ile görücü usulü bir buluşma gerçekleştireceği resmileşmiş oldu.
Bir Tanrı’nın evlilik meselesi ha. Yani, bir mitolojinin temsilcisinin evliliği elbette önemliydi ama… Neden onca kişi varken benim hizmetkarlarımdan biri, yani Rossweisse-san olmak zorundaydı ki? Odin-jiisan tarafından yüzüstü bırakılmış olsa da onun mükemmel bir Valkyrie olduğuna şüphe yoktu. Büyü yetenekleri harikaydı, güçlü bariyer teknikleri üzerindeki bilgisi muazzamdı ve diğer Valkyrie’lerin arasında bile gücü tartışılmazdı. Asgard’ın dikkatini çekmesinin sebebi de bu olmalıydı. E, Rossweisse-san Kötü Ejder Savaşı’na da az katkı sağlamamıştı sonuçta… değerinin artması kadar doğal bir şey yoktu. Ama içimden bir ses de avazı çıktığı kadar “Kendi kafanıza göre kararlar alıp durmayın be!” diye haykırıyordu! Çünkü o benim yoldaşımdı… daha doğrusu benim hizmetkarımdı. Benimle birlikte turnuvaya katılıyor, iblis işlerini de omuz omuza yapıyorduk. Gerek savaşta gerek işlerde Rossweisse-san bizim için çok önemliydi! Şimdiye kadar başardıklarımız bizim için çok değerliydi… Böyle bırakırsak evlenene kadar her şeye kendi kafalarına göre karar vermeye devam edeceklerdi.
— “Sorun değil, yine hizmetkar olarak kalabilirsin, bu yüzden Vidar-sama’nın karısı olur musun?”
Böyle bir şeyi duyacağım gün ben bile tepemden tırnağa…!
— “Ise-kun, sakin düşünmelisin. Öfkeli olduğunu biliyorum ama karşı taraf İskandinav Tanrıları; öyle düşüncesizce bodoslama dalarsak sadece kötü bir izlenim bırakmakla kalmaz, gelecekteki ilişkilerimize de zarar verebiliriz.”
dedi Kiba bana. Böyle söylenince bir an duraksadım ve Kiba’ya sordum:
— “Öfkeli gibi mi duruyorum oradan bakınca?”
Kiba buruk bir gülümsemeyle başını salladı.
— “Rossweisse-san’ı ne zaman düşünsen yüzün bir garip ekşiyor. Sadece sen değil, Rias-oneesan’ın hanesindeki herkes öyle. Ama nasıl hissettiğini anlıyorum. Özellikle de senin durumun farklı Ise-kun, sonuçta onun efendisisin.”
Rias’ın hanesinden başlayarak (benim hizmetkarlarım dahil) herkes bu konu ne zaman açılsa suratını asıyordu. Benim ve yoldaşlarımın açısından bakınca öfkelenmemiz kadar doğal bir şey yoktu.
Yani işin aslı, memnuniyetle karşılayabileceğimiz bir konu değildi bu. Dürüst olmak gerekirse Vidar-san’a ve İskandinav mitolojisinin tanrılarına iki çift laf etmek istiyordum. İçeceğini bitirdikten sonra Kiba konuştu:
— “Buradan sonra Rias-oneesan ve Akeno-san ile konuşmaya gideceksin, değil mi?”
Kiba’nın dediği gibi, okuldan sonra Kuoh Akademisi’nin üniversite kampüsüne gitmeyi planlıyordum. Çünkü Rossweisse-san hakkındaki meseleleri o ikisiyle bir kez daha enine boyuna konuşmak istiyordum. Ne de olsa görücü usulü buluşmaya sadece iki gün kalmıştı—.
Kısım 2
Böylece, okul çıkışında Kuoh Akademisi Üniversitesi’ne geçtim. Üniversite liseye yakın olduğu için buraya daha önce hiç gelmediğim bir yer değildi. Ama üniversitede okuyan öğrenciler kendi sivil kıyafetlerini giyiyorlardı. Bu yüzden üniversiteyi üniformayla ziyaret eden biri olarak diğerlerinin arasında bayağı bir dikkat çekiyordum.
Buluşma yeri, üniversite kampüsünün bir köşesinde bulunan bir kafeydi. Aslında üniversite öğrencileri tarafından işletilen bir kafeydi ama zaman zaman Kuoh Lisesi öğrencileri ve üniversiteye iş için gelen insanlar da uğrardı. Rias ve Akeno-san sık sık terastaki her zamanki yerlerinde birlikte otururlardı fakat… Bugün Rias ve Akeno-san’la birlikte oturan başka kızlar da var gibi görünüyordu. Üniversiteden arkadaşları mıydı acaba? Tam emin değildim ama eğleniyor gibiydiler, bu yüzden ayak bağı olup keyiflerini kaçırmak istemedim. En iyisi daha sonra tekrar geleyim.
Tam böyle düşünürken, sanki varlığımı hissetmişler gibi Rias ve Akeno-san aynı anda bana el salladılar.
Böyle anlarda Rias ve Akeno-san’ın varlığımı hissetme konusunda ne kadar usta olduklarını düşünmeden edemiyorum. Kaçma şansım olmadığı için oturdukları masaya doğru yürüdüm. Arkadaşlarının bakışlarının canımı yaktığını söyleyebilirdim, ya da daha doğrusu beni yoğun bir merakla süzüyor gibiydiler. Aşırı derecede utanmış durumdaydım!
Rias ile Akeno-san’ın arasındaki sandalyeye oturdum. Rias ardından beni üniversiteden arkadaşlarına tanıttı.
— O, benim ve Akeno’nun erkek arkadaşı. Daha önce de söylediğim gibi, nişanlıyız.
─. Bu nasıl şok edici bir tanıtma böyle! Onlara Rias’ın ve… Akeno-san’ın erkek arkadaşı olduğumu + nişanlı olduğumuzu bile söylemişti! Normalde insanlar böyle bir muhabbet karşısında şaşkına dönerdi! Bu ani tanıtım karşısında şaşırmaktan kendimi alamamışken, arkadaşlarından biri aniden “Kyaa!” diye çığlık attı. Tiz bir sesle bağırmıştı.
Ardından arkadaşları konuşmaya başladılar.
— Gremory-san ile Himejima-san’ın erkek arkadaşı mı yani!? Onlardan daha küçük olduğunu duymuştum!
— İnanılmaz! Bu iki güzel kızı kendine sevgili yapabilmiş ha!
— Rias-san’ın ülkesinde birden fazla eşe sahip olmak normalmiş, hatta birden fazla kocanın olması da sorun değilmiş, değil mi!?
— Tam aksine, acaba bir sürü erkek arkadaşının olması nasıl bir duygudur? İnsanlar bana hayran bile kalabilirdi!
Ah, demek bu konu hakkında konuşuyorlardı. Pekala, söz konusu Rias’ın ülkesi yani Yeraltı Dünyası olunca harem ve ters harem kavramlarının olduğu bir gerçek, bu yüzden Rias’ın söyledikleri teknik olarak yalan sayılmazdı. Rias halinden bir hayli gururlu görünüyordu. Beni tanıtabildiği için tatmin mi olmuştu acaba?
A-Ama onların sevgilisi olarak bilinirsem, bu dedikodu liseye orman yangını gibi yayılır ve sonu çok felaket olabilir…
Sonuçta Rias’la çıktığımız gerçeği öğrencilerden neredeyse tamamen gizli tutuluyordu. Bunu sadece birkaç kişiye söylemiştim (Matsuda ve Motohama biliyor ama benim için çenelerini kapalı tutuyorlar). Fakat Rias’ın arkadaşı liseden beri aynı okul sisteminde olan biriydi, bu yüzden beni kötü biri olarak biliyor olmalıydı ama…
Akeno-san kulağıma fısıldadı:
— (Ise-kun hakkındaki temel bilgilerin açığa çıkmaması için büyü kullandım. Kavrayabildikleri tek şey benim ve Rias’ın erkek arkadaşı olduğun, hepsi bu.)
Ah, zihin yönlendirme büyüsü. Şimdi arkadaşlarına yakından bakınca, gözleri sanki hipnoz edilmişler gibi gerçekten de ruhsuz görünüyordu. Gerçek kimliğimi bu yüzden öğrenememişlerdi demek. Bir dakika, bu durum şimdiye kadar tanıştırdıkları erkek arkadaşın… Akeno-san ardından sevimli bir şekilde kıkırdadı.
— (Sonuçta ben bir üniversite öğrencisiyim. Bir erkek arkadaşım olduğu için övünmek istemem çok doğal, değil mi?)
AAAaaAAAaaAAAA! Bana böyle genç bir kız edasıyla konuşursan dayanamam ki! Lütfen, yalvarırım, temel bilgilerim sızmadığı sürece hakkımda istediğin kadar övünebilirsin! Dürüst olmak gerekirse, onların erkek arkadaşı olduğum gerçeğini ben de haykırmak istiyordum ama bu her bakımdan başıma dert açardı. Bu yüzden katlanmaktan başka çarem yoktu.
Arkadaşlarından biri Akeno-san’a sordu:
— Yaşça küçük bir erkek arkadaşa sahip olmak nasıl bir duygu?
Akeno-san’ın yanakları kızardı ve neşeyle yanıt verdi:
— Benden küçük olabilir ama çok güvenilirdir. Açıkçası bir karar vermem gerekirse, sanırım şımaran taraf daha çok benim.
— Abla ruhlu Himejima-san mı şımarıyor yani? Tam tersidir sanıyordum!
— Ben de yaşça küçük bir erkek arkadaş isteyebilirim sanki!
Kızların muhabbeti işte böyle neşeli bir havada sürüp gitti.
Rias ve Akeno-san çok eğleniyor gibi göründüklerinden, ben de aralarına katılıp bir süre bu kızlar muhabbetinde yer aldım. Ne de olsa kadın üniversite öğrencileriyle sohbet edebilmek kesinlikle çok eğlenceliydi!
— …Eee, ne oldu bakayım? Buraya benimle konuşmaya geldin, değil mi?
Üniversiteli kızlarla çevrili sohbet sona erdikten sonra Rias bana sordu.
Konu asıl amacıma, yani Rossweisse-san hakkında tavsiye istemeye geldi.
Rias devam etti:
— Şahsen ben de bu zoraki görücü usulü evlilik buluşmasını onaylamıyorum. Ama şu anda onun efendisi sensin, Ise. Onun düşüncelerine saygı duymak mantıklı olsa da senin düşüncelerin de bir o kadar önemli.
‘… Siz bu durumda ne yapardınız?’ Ona bu şekilde fikrini soracak olsaydım, kesin benden tiksinirdi. Ne de olsa — ben üst sınıf bir Şeytan’dım, Rossweisse-san’ı hizmetkârım yapan efendiydim.
Rias ekledi:
— Yakında her şey netleşecek. Ise, görücü usulü buluşma hakkında sen ne hissediyorsun? —Evet, Rossweisse senin için ne ifade ediyor, Ise? Sadece bir hizmetkâr mı? Yoksa o…
Rias cümlesini yarım bıraktı.
Benim için Rossweisse-san… Ama net olan bir şey var. Rossweisse-san ile Vidar-san’ın görücü usulü buluşmasına İskandinav Tanrıları kendi başlarına karar verdiklerinde deliye dönmüştüm. Hatta tiksinmiştim. Değerli hizmetkârımın zorla bir görücü usulü görüşmeye katılmasına duyduğum o nahoş his etkenlerden biriydi; fakat şimdiye kadar Rossweisse-san ile birlikte geçirdiğim anılar birbiri ardına zihnimde canlanıp duruyordu…
‘Değerli bir şeyim elimden alınacak’ hissini iliklerime kadar hissediyordum. Rias saatine baktı ve “Vakit geldi,” diyerek ayağa kalktı.
— Hesabı bana bırakın. Akeno, ben önden gidiyorum.
Bunları Akeno-san’a söyledikten sonra Rias gülümseyerek bana döndü:
— Ben her zaman senin ve Rossweisse’nin müttefiki olacağım, biliyorsun değil mi? Ne olursa olsun bu gerçek asla değişmeyecek. — Bu yüzden kendi çözümünü kendin bulmalısın.
Rias’ın Gremory Hanesi adına halletmesi gereken kişisel işleri olduğundan, ilk o ayrıldı. Akeno-san ve ben geride kalmıştık. Akeno-san gülümseyerek konuştu:
— Hey, Ise-kun. Geçen yıl Rias ile Riser Phenex arasında gerçekleşen nişan partisini hatırlıyor musun?
— Evet.
Ah, doğru ya, o olayın üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti ha. O kadar çok şey yaşandı ki sanki o olay asırlar önce gerçekleşmiş gibi geliyordu.
Akeno-san konuşmasına devam etti:
— Rias bunu dile getirmeyebilir ama bu yaşananlar ona o zamanın bir tekrarı gibi geliyor.
─.
Rias’ın nişanı ve Rossweisse-san’ın görücü usulü evlilik buluşması… Doğru ya, şartlar farklı olsa da geleceklerinin tek taraflı olarak belirlenmiş olması gerçeği aynıydı. Rias’ın, Rossweisse-san’ın şu anki durumunu o günlerin bir tekrarı olarak görmesi çok doğaldı.
Akeno-san devam etti:
— O zaman nasıl hissetmiştin, neler düşünmüştün ve nasıl hareket etmiştin, Ise-kun? Rias ile Rossweisse-san farklılar ama Rossweisse-san bizim için ve hepsinden öte senin için değerli bir hizmetkâr, değil mi Ise-kun? Bu kesin bir gerçek, değil mi? Evlilik görüşmesinin sonunun ne olacağını bilmiyorum ama Vidar-sama evlenmek istediğine karar verirse, duyguların ve eylemlerin kaçınılmaz olarak ortaya saçılacaktır. Ama Ise-kun, unutmaman gereken tek bir şey var.
Akeno-san ciddi bir ifadeye bürünerek konuştu:
— “Hayır” dediğin o zaman, düşmanın Phenex Hanesi’ydi. Ama bu seferki düşman — bir Tanrı. Rossweisse-san’ı bir Tanrı’nın elinden geri almak için gerekli kararlılığa sahip olmaya kendini hazırlamalısın.
Rossweisse-san’ı bir Tanrı’dan geri almak…
Akeno-san aniden ifadesini değiştirdi:
— Ama sen de geçen yıl boyunca yaşadığın deneyimlerle çok büyüdün. Bodoslama daldığın o günlere kıyasla çok daha olgunlaştın… Şu anki yüz ifadene bakılırsa gayet sakin görünüyorsun. Eğer bir yıl önceki halin olsaydı, kesinlikle Asgard’a bodoslama dalardın ve Rias da sana çok kızardı.
Ahaha, bu harbi mümkündü. O zamanlar Rias’ın nişan partisini gerçekten de basmış, bodoslama dalmıştım. Ondan sonra yaşanan bir sürü şeyden dolayı, ne kadar çılgınca bir şey olursa olsun önce düşünür, başkalarının fikirlerini sorar olmuştum.
Lise son sınıf öğrencisi olmuştum, ayrıca üst sınıf bir Şeytan’dım ve hepsinden öte gücümün — Göksel Ejderha ve Ejderha Tanrısı’nın gücünün dünya üzerinde bir nüfuzu olabileceğini kavramıştım. Önce düşünüp sonra hareket etmezsem, başkalarının başına dert açabilirdim.
Yine de vakti geldiğinde, değerli hizmetkârımı bir Tanrı’dan geri almak zorundaydım, ha. Düşman öyle yarım yamalak meydan okuyabileceğim biri değildi. Ama ben—. Sonuçta Rossweisse-san bir hizmetkâr olarak benim için önemliydi, ya da belki de—. Bu, cevaplamam gereken bir soruydu—.
Ve nihayet Rossweisse-san ile Vidar-san’ın görücü usulü evlilik buluşması günü gelip çattı—.
Bizler, yani yetkili kişiler (eski ve yeni Doğaüstü Araştırma Kulübü üyeleri) Tokyo’daki geleneksel bir Japon restoranında toplanmıştık. Şaşırtıcı bir şekilde, Vidar-san’ın tarafı geleneksel bir Japon restoranını seçmişti (doğaüstü varlıklara bile hizmet veren değerli bir mekandı). Bu yüzden biz de onlara uyum sağladık ve Rossweisse-san’a zarif bir kimono giydirdik. Bu arada, onu giydirmekten sorumlu olan kişi Akeno-san’dı.
İlgili tüm taraflar odada bekliyordu—.
— Beklediğiniz için teşekkür ederim. Millet, hepiniz en son gördüğüm gibisiniz.
Karşımıza çıkan kişi Rossweisse-san’ın büyükannesi Göndul-san’dı! Kendisi daha önce karşılaştığım zamanki gibiydi, etrafında hâlâ o sert atmosferi barındırıyordu. Torununa şöyle bir göz attıktan sonra Göndul-san bizden özür diledi.
— Sebep olunan rahatsızlık için gerçekten çok üzgünüm. Özellikle Hyoudou Issei-kun. Torunum sizin için değerli bir hizmetkâr olmasına rağmen… Üst kademelerin kararlarını reddedemedim.
Benden de doğrudan özür dilemişti. Ben de—
— Y-Yok, yani aslında ben de karşıyım ama şimdilik sadece süreci izleyelim. Cevabımızı bundan sonra veririz.
diye yanıtladım.
Rossweisse-san büyükannesi Göndul-san’ı fark eder etmez hoşnutsuz bir ifadeye büründü.
— Böyle bir durumda, memleketimden gelen bir teklif olsa bile söyleyecek o kadar çok şeyim var ki.
Göndul-san iç çekerek derin bir nefes aldı.
— Anlıyorum Rose. Ama çabucak evlenip bir aile kurmaman da senin suçun. Onlara bu fırsatı verdiğin için durum öyle bir hale geldi ki artık ben bile onları reddedemiyorum, biliyorsun.
— E-Evlenip aile kurmamak mı dediniz!?
Göndul-san, Rossweisse-san’ı tereddütlü davrandığı için azarladı.
— Aslına bakarsan, seni hizmetkârı yapma zahmetine katlanan efendinin, yani Sekiryuutei’nin sana yaklaşmasına izin verip işi bitirmesini sağlayabilirdin.
— Öyle söyleseniz bile ben erkekler hakkında hiçbir şey bilmiyorum ki!
Büyükanne ile torun kavga etmeye başladılar!
— Sana onun seninle sapıkça şeyler yapmasına izin vermeni söylediğimi sanıyordum!
— Bana bunu söylemek zorunda değilsin büyükanne! B-B-Ben de, b-b-b-ben de sapıkça şeyler yapmak istiyorum biliyorsun!
Bu ikisi ne saçmalıyor böyle!? Yüzü kıpkırmızı olan Rossweisse-san bunu yüksek bir sesle söylemişti! İkilinin arasındaki bu konuşmayı duyan kızlar bakışlarını bana diktiler. Shirone a. k. a. Koneko-chan bana sordu:
— Neden onunla sapıkça şeyler yapmadın?
K-Koneko-chan! Evlilik teklifinden sonra böyle şeyleri pat diye söyleyecek kadar cesur mu oldun sen ya!? Yanağımı kaşıyarak konuştum:
— Ş-Şey, şeyden dolayı, turnuva ve üst sınıf Şeytan olarak işler üst üste bindi de… B-Ben de bir sürü sapıkça şey yapmak istiyorum ki!
O sapıkça şeyleri yapabilseydim, tabii ki yapardım! Ama üst sınıf bir Şeytan olarak işlerim, Göğüs Ejderi konumum ve okul hayatının yanında Dünya Turnuvası’na katılımımız yüzünden epey meşguldüm, anlıyor musunuz!?
Arada sırada sapıkça durumlara denk geldiğim oluyordu ama onun dışında sadece yoğun günler vardı. Hatta tam da bu yüzden meme olgusu bana uzakmış gibi geliyordu. Xenovia, Rossweisse-san’ı onaylarcasına başını salladı.
— Pekala, biz de sapıkça şeyler yapabileceğimiz durumları nadiren bulabiliyoruz.
Irina da katıldı:
— Çok fazla kız olduğu için odayı kullansak bile içeri girip araya giren biri olabiliyor.
Siz kızlar, sapıkça o, sapıkça bu… ulan burası görücü usulü evlilik görüşmesi mekanı, farkında mısınız!? Gerçi ben de sapıkça şeylerden yüksek sesle bahsettim ama. Ravel ardından yanıt verdi:
— Sapıkça o, sapıkça bu… Herkes lütfen bugünün Rossweisse-sama’nın evlilik görüşmesi olduğunu hatırlasın, olur mu?
Torun ile büyükanne arasındaki kavga odadaki atmosferi öyle tuhaf bir hale getirdi ki tek bir kelime bile edemedik. Ancak, dükkan çalışanlarından biri odaya gelip şöyle dedi:
— Görüşme ortağınız görücü usulü evlilik buluşması için hazır.
Biz daha ne olduğunu anlayamadan, evlilik görüşmesi vakti nihayet gelip çatmıştı—.
Kısım 3
Şimdi, gelelim evlilik görüşmesine…
Rossweisse-san’ın ailesinin temsilcisi büyükannesi Göndul-san’dı. Ve Rossweisse-san şu anda [Hyoudou Issei’nin Hizmetkâr Grubu]’nun bir üyesi olduğundan, onun efendisi olarak aynı tarafa oturdum. Rossweisse-san ve Göndul-san resmi kıyafetler giymişken, ben ise diğer yandan okul üniformamı giyiyordum… Pekala, hâlâ bir öğrenci olduğum doğru ama…
Yine de niyetimiz sadece kısa bir selamlaşmaktan ibaretti. Ardından “Gerisini onlara bırakalım isterseniz” deyip o ikisini baş başa bırakmayı planlıyorduk. Şey, tıpkı normal bir Japon usulü evlilik görüşmesi gibiydi. Madem bu işi Japonya’da yapıyorlardı, Japon tarzına uygun olsun istemişlerdi.
Geniş, Japon tarzı odanın ortasına bir masa yerleştirilmişti ve biz de Rossweisse-san ile birlikte bir tarafına oturduk. Odadan görünen bahçede, küçük bir bambu fıskiyesi kulağa hoş gelen hafif bir “koton” sesi çıkarıyordu. Bu arada Göndul-san, farklı bir odada bekleyen arkadaşlarımın bu odada olup bitenleri canlı olarak görebilmeleri için büyü kullanmıştı. Arkadaşlarım esasen dikizcilik yapıyor olduğu için o sert Göndul-san’ın böyle bir şeye izin vereceğini hiç düşünmemiştim ama… görünüşe göre bu mesele dikkate alınması gereken pek çok şey barındırıyordu.
Seiza tarzında oturup beklerken, Vidar-san yanında onu takip eden üç hanımefendiyle birlikte beyaz bir takım elbise içinde belirdi. Kirli sakallı, platin sarısı saçlı ve altın sarısı gözlü yakışıklı bir adamdı. Görünüşüne bakılırsa henüz yirmili yaşlarının başındaydı. Onu takip eden üç kadın da son derece güzeldi ama hepsinin yüzünde sert bir ifade vardı. Auragüçleri bir Tanrı doğasına sahip gibi hissettirdiği için hepsinin birer Tanrı olduğunu düşündüm ama…
Vidar-san sanki bizi tartıp biçiyormuş gibi bana ve Rossweisse-san’a baktı. Hayır, Rossweisse-san’ı ve onun efendisi olarak beni tarttığından emindim—. Yanındaki kadınların yüz ifadelerinin nasıl göründüğünü zaten tahmin edebiliyormuş gibi, Vidar-san derin bir nefes alıp konuştu:
— Fulla, Hlin, Gná, size o sert gözlerle bakmamanızı söylemiştim. Onlara karşı ayıp etmiş olmuyor muyuz?
Kadınlar Vidar-san’a sert bir ses tonuyla karşılık verdiler.
— Vidar-sama, gerisini size bırakacağız ama…
— Bu, şu anki baş Tanrı olarak önemli bir görevdir.
— Karşı taraf eski bir Valkür olsa bile, bu aynı zamanda Asgard’ın geleceği içindir.
Vidar-san kadınların bu sözlerinden rahatsız olmuş görünüyordu, eliyle gidin der gibi bir hareket yaptı.
— Tamam tamam, anlaşıldı. Sorun yok, o yüzden gerisini lütfen bana bırakın.
Kadınlar ardından istemeye istemeye odayı terk ettiler. Rossweisse-san ile ben ne diyeceğimizi bilemezken, Göndul-san kaşını kaldırarak biraz hoşnutsuz göründü. Sadece bu tavırdan bile yola çıkarak Göndul-san ile o üç kadın arasındaki ilişkinin pek de iyi olmadığını tahmin edebiliyorduk. Vidar-san ardından karşımıza oturdu. Hemen bağdaş kurup oturdu ve acı bir tebessümle şöyle dedi:
— Kusura bakmayın. O üç tanrıça benim… yani Odin ailesine uzun zamandır hizmet eden hizmetçiler gibidir. Küçüklüğümden beri benimle de ilgileniyorlar. Burasını seçme inisiyatifini alan da onlardı… Pekala, benim bile reddedemeyeceğim bir şeydi bu.
Bunu söyledikten sonra Vidar-san bizi selamladı.
— Ben Vidar. İskandinav mitolojisinin baş Tanrısı. Lütfen anlayış gösterin ve bir kusurumuz olursa kusura bakmayın.
Ve ardından, selamı karşılama sırası Rossweisse-san’a geldi:
— Ben Rossweisse. Geçen yıla kadar Odin-sama’nın kişisel Valkürüydüm. Şu anda bir Şeytan hizmetkârı olarak Hyoudou Issei-sama’nın yanında bulunmaktayım.
Ardından Göndul-san sade bir selam verdi:
— Ben büyükannesi, Göndul.
Hafifçe boğazımı temizledim ve duruşumu düzelttikten sonra konuştum:
— Ben Hyoudou Issei, üst sınıf bir şeytanım ve şu anda Rossweisse-san’ın efendisiyim. Tanıştığımıza memnun oldum, lütfen bize iyi bakın.
Resmi bir selamlaşmaydı fakat… şey, bu kadarı yeterli olur herhalde. Selamlaşmanın ardından Göndul-san konuştu:
— … Pekala o halde, gerisini bu ikisine bırakalım mı?
Tam oturduğumuz yerden kalkmak üzereydik ki — Vidar-san elleriyle bizi durduracak bir işaret yaptı.
— Gitmenize gerek yok. İkinizin de kalmasında benim açımdan hiçbir sakınca yok.
Bu ani teklif karşısında ben ve Göndul-san bakıştık. … Vidar-san bunu güler yüzle söylese de oldukça ciddi göründüğü için kalmaya karar verdik. Bu sırada içecek siparişi verdik; biz oolong çayı seçerken Vidar-san — bira sipariş etti. Bir evlilik görüşmesinde bira sipariş etmek mi… Harbiden de Odin İhtiyar’ın oğlu olduğunu kanıtlıyordu.
Ardından Rossweisse-san ve Vidar-san rahat bir şekilde sohbet etmeye başladılar. İlk başta “Bugün hava çok güzel, değil mi?” veya “Japonya’da öğretmenlik hayatı nasıl gidiyor?” gibi basit şeylerle başladılar, fakat en nihayetinde konu Odin İhtiyar’a geldi. Vidar-san ekşi bir yüz ifadesiyle konuştu:
— Babam bir numaradır, sapıklık hususunda diğer mitolojilerin baş Tanrılarına asla pabuç bırakmaz. Çoğu zaman ben daha ne olduğunu anlamadan yeni erkek ve kız kardeşlerim dünyaya gelmiş olurdu, biliyor musun? ‘Her Şeyi Bilen’, ‘Yüce Soylu Tanrı’, ‘Zaferin Babası’ ve ‘Tek Gözlü Kahraman’ gibi pek çok unvanı elinde tutar. Ancak bence ona en çok yakışan unvan ‘sapık ihtiyar’dır.
Rossweisse-san da onu onayladı:
— Odin-sama gerçekten de sapık bir adamdır. Çeşitli mitolojiler bir ittifak kurmaya çalışırken hepsinin bölgesine gitti gitmesine ama gittiği her yerdeki kızlara ilgi duymaktan geri durmadı. Ve ne zaman ortadan kaybolduğunu fark etsem, kendini hep insan kasabalarında kız tavlamaya çalışırken bulurdum.
— “Şu diyarın Tanrıçaları çok çekici. Bu diyarda insan kadınlar var ve sapıkça geleneklere sahipler” gibisinden laflar ederdi. Tanrıçaların ırkı ne olursa olsun, gittiği her yerin sapıkça geleneklerine mutlaka dikkat kesilirdi.
Vidar-san’ın anlattıkları Rossweisse-san’ın “Çok doğru, çok doğru!” diyerek gaza gelmesiyle devam etti. Kafasıyla onaylayarak ona ne kadar hak verdiğini belli ediyordu.
— Japonya’ya geldiğinde bile aniden bir şekilde tüm müstehcen mekânlardan haberdar oldu ve beni de kendisiyle gelmeye zorladı… Ağğh, sadece hatırlamak bile tepemi attırmaya yetiyor!
Bundan sonra Rossweisse-san ile Vidar-san, Odin İhtiyar’ın arkasından dedikodu yapıp durmaktan keyif aldılar. Ben de… ne diyeceğimi bilemediğim için sahte bir şekilde gülümsemek zorunda kaldım; bu sırada yanımda oturan Göndul-san da ortamın garipliği karşısında iç çekiyordu.
Rossweisse-san bu konuda epeyce hararetlenmişti. Vidar-san elini çenesine koydu ve yoğun bir ilgiyle Rossweisse-san’a baktı. Rossweisse-san konuşmaya devam etti:
— Her neyse, Odin-sama hakkında anlatacak daha çook şeyim var!
Vidar-san ardından Rossweisse-san’a sordu:
— Şey, ilk başta senin iffetli bir kadın olduğunu düşünmüştüm ama aslında bayağı da tatlıymışsın, ha.
Rossweisse-san bu sözler karşısında şaşkına döndü ve ne anlama geldiğini kavrayınca yüzü kıpkırmızı oldu. Rossweisse-san panik içinde konuştu:
— N-N-N-N-N-N-N-N-Ne dediniz siz az önce!? A-Aşk olsun!
Panikleyen Rossweisse-san, tazeleyip masaya yeni getirilen içeceklerin hepsini kaptığı gibi bir dikişte bitirdi.
Vidar-san birden “Ah!” diye bağırdı.
— O benim biramdı yalnız?
Aynen öyle! Ben de fark etmiştim! Rossweisse-san’ın kafaya diktiği şey oolong çayı değil, Vidar-san’ın birasıydı! Alkoldü bu! İçkiydi ulan! Geçen yılki okul gezisinde olanları hatırladım! Togetsu Köprüsü’nde Kahraman Tarafı’nın saldırısına uğradığımızda, Rossweisse-san — sarhoştu! Ondan sonra Rossweisse-san…! Göndul-san da daha önce böyle bir şeyin yaşandığını hatırlamış gibi görünüyordu; ellerini yüzüne kapatarak “Eyvahlar olsun…” dedi.
Ve ardından Rossweisse-san’ın kendisi… Bütün birayı bir dikişte bitirdikten sonra bardağı pat diye masaya geri vurdu.
— Hık-, ben de ne diyorum, o lanet Odin-jiji harbi harbi sapığın teki, biliyorh musun?
—Çoktan başlamıştı bile!
Evet! Bu kadının vücuduna azıcık alkol girmeyegörsün, anında bu hale geliyordu! Sarhoş olunca kişiliği yüz seksen derece değişen bir Valkür! Tamamen zil zurna sarhoş bir halde, Rossweisse-san bağırdı:
— Beş bira daha lütfen!
Vidar-san’ın kafası tamamen karışmıştı ve ağzı bir karış açık kalmıştı. Rossweisse-san ardından Vidar-san’a doğru yaklaştı.
— Vidar-sama! Anlıyorsunuz değil mi? Sizin de sapık olduğunuzu! O moruk herifin oğlu olduğunuza göre sapık olmamanız garip olurdu zaten! Hem zaten bu evlilik görüşmesine sırf benim vücudumu istediğiniz için katıldınız, değil mi!
Hiç vakit kaybetmeden, Rossweisse-san yeni gelen birayı da kafaya dikti ve bir bardak daha bira içtikten sonra — şaşırtıcı bir şekilde, aniden bana sarıldıııııııııı! Gözleri nemlenmiş halde, Rossweisse-san konuştu:
— Çok yazık! Ama ben! Hyoudou Issei-kun’un! Karısı olacağım! Geleceği parlak Göğüs Ejderi o, biliyorh musun? Bu demek oluyorh ki güç sahibi zengin bir adamla evleneceğim! Üstelik tüm bunların yanında bana karşı da çok nazik!
Rossweisse-san ardından bir bardak daha dikti. Bütün o biraları inanılmaz bir hızla içiyordu!
— Valhalla ile kıyaslandığında Yeraltı Dünyası’ndaki şartlar çok daha elverişli! Etrafımdaki insanlar da çok nazik!
Sarhoş Rossweisse-san’a kanıksamış gibi, Vidar-san eğlenerek sordu:
— Demek sosyal hakları istediğin için Sekiryuutei’nin karısı olmak istiyorsun, ha?
Rossweisse-san ‘şlap’ diye bir bardağı daha masaya çarptı.
— Sosyal haklar! Çalışan bir kadın için bu bir ayrıcalıktır! Öyle olsa bile, Ise-kun… benim uğruma her şeyi yapacak birisidir! Yaşça daha küçük olabilir ama o güvenilir bir efendi! Benim uğruma…
Aniden Rossweisse-san hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Demek ağlamak da sarhoşluk huylarından biriydi, ha…
— Sonuçta beni kurtarmak için kendi hayatını riske attı! O ablasına takıntılı piç Euclid beni kaçırdığında hemen imdadıma koştu! O kadar mutlu olmuştum ki! Uwaaaaaaaaaaaa!

Aa~ah, bana sarılmış hüngür hüngür ağlıyordu…
Bu artık bir görücü usulü evlilik görüşmesi olmaktan çıkmıştı. Zorlu bir savaş sona ermişçesine, Göndul-san da hayal kırıklığıyla başını öne eğdi. Yine de Vidar-san hiç kızmamıştı. Eli yanağında, halinden gayet memnun bir şekilde mevcut durumu izliyordu. Bu adam gerçekten yüce gönüllü bir Tanrı’ymış ha. Aşırı derecede nezaketsiz olan bu durumda bile zerre sinirlenmemiş, üstelik bize ayak uydurmuştu. Çaresizce, “— Tamam, tamam. Seni her zaman kurtaracağım, o yüzden lütfen ağlamayı kes artık,” diyerek sırtını sıvazlayıp onu teselli ettim.
Kendi kendime, “Ben ne halt ediyorum böyle?” diye düşündüm, ama şu anki önceliğim Rossweisse-san’ın keyfini yeniden yerine getirmekti. Sonunda Rossweisse-san ağlamayı kesti.
Derken balkondan bir kız belirdi—. Siyah takım elbise giymiş, açık mavi saçlı bir kadın — acayip mi acayip güzel bir şeydi! Bu kişiyle daha önce yüz yüze hiç karşılaşmamıştım ama onu televizyonda birkaç kez görmüştüm. Güzel kız uzun saçlarını geriye doğru savurdu ve Rossweisse-san’a sert bir bakış fırlattı.
— Her zamanki gibi alkole karşı zayıfsın, Rose.
Rossweisse-san bu sözler üzerine irkildi ve sesin geldiği yöne doğru baktı. Ardından, mahmur gözlerindeki ifade yerini şaşkınlığa bıraktı.
— Senpai.
Zurna gibi sarhoş olması gerekmesine rağmen, Rossweisse-san ayağa kalktı ve duruşunu dikleştirdi. Az öncesine kadar sırılsıklam sarhoş olan Rossweisse-san’ın yüzü sertleşti ve konuştu:
— Sarhoşluğum tamamen geçti.
Hakikaten de sarhoşluk uykusundan uyanmış gibi görünüyordu. Ve Rossweisse-san’ın bilincini bir anda yerine getiren bu kadın — Brynhildr-san’dı. Vidar-san’ın da dâhil olduğu [Kralane Eğlence] Takımı’nın bir üyesiydi.
Ravel daha önce bize şöyle açıklama yapmıştı:
[Valkürlerin bir nevi temsilcisidir. Nesiller boyunca en güçlü Valkür tarafından devralınan bir unvandır.]
Doğru ya, bu güzel kadın en güçlü Valkür’dü, Vidar-san’ın takım arkadaşıydı ve aynı zamanda İskandinav mitolojisinde Rossweisse-san’ın kıdemlisiydi. Bu kadını ekranda her gördüğümüzde, Rossweisse-san hep dehşete düşmüş görünürdü. İskandinav mitolojisinde Valkür olduğu zamanlarda kendisinden epey azar yemiş gibi duruyordu.
Rossweisse-san ardından konuştu:
— Buraya kadar geldiniz, demek.
— Şu anki baş Tanrı Vidar-sama’ya eşlik ediyorum. Burada senin bu zavallı sarhoş hallerine tanık olacağımı hiç düşünmemiştim.
Rossweisse-san’ın kıdemlisine karşılık verecek tek bir kelimesi bile yoktu. Brynhildr-san soğuk bir edayla devam etti:
— Ne de olsa sensin. Vidar-sama’nın içkisini kesin kendininkisiyle karıştırıp içtin… o sakarlığın o günlerden bu yana hiç değişmemiş gibi görünüyor, ha. Şimdi söyle bakalım, Sekiryuutei-dono’nun hizmetkârı olmaya layık olduğunu düşünüyor musun?
— Uu…
Rossweisse-san cevap veremeyecek halde görünüyordu. Brynhildr-san, Rossweisse-san’ın bu sessizliğini “şöyle böyle” şeklinde yorumladı.
— Brynhildr, sorun yok değil mi? Benim için oldukça eğlenceliydi, biliyor musun?
Brynhildr-san, Vidar-san’ın bu lafı üzerine derin bir iç çekti.
— … Aşk olsun, tıpkı Odin-sama gibisiniz. Böyle şeylerden gerçekten çok hoşlanıyorsunuz.
Vidar-san’ın muzip kahkahası tıpkı Odin İhtiyar’ınki gibiydi. Ardından bana ve Rossweisse-san’a bakıp konuştu:
— Bu görücü usulü evlilik buluşmasından oldukça keyif aldım. Neden nişanlanmıyoruz, Rossweisse?
……
Ben ve Rossweisse-san bu ani açıklama karşısında bir anlığına donup kaldık, ama ne dediğini idrak ettiğimizde—.
— “NEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE?!”
İkimiz aynı anda bağırdık; üstelik diğer odadan da
şeklinde pek çok şaşkınlık çığlığı yükseldi. Diğer odada bekleyen bizimkiler konuşmamızı büyüyle gizlice dinlemiş olmalıydılar ki onlar da şaşkınlıkla bağırmışlardı. E tabii ki! Rossweisse-san’ın o rezil sarhoş hallerini görmesine rağmen Vidar-san gülerek ‘OK’ vermişti! Bütün arkadaşlarım bu evlilik görüşmesinin yattığına kesin gözüyle bakıyordu!
Vidar-san ardından ekledi:
— Rossweisse şöyle dedi: [Benim uğruma her şeyi yapar. Beni kurtarmak için hayatını riske attı] falan filan. Eğer durum gerçekten böyleyse, bunu kendi gözlerimle görmek isterim.
Vidar-san korkusuzca gülerek parmağını bana doğrulttu ve savaş ilan etti!
— Yaklaşan maçta Rossweisse üzerine iddiaya girmeye ne dersin? Sen kazanırsan, onunla evlenmeyeceğim. Nasıl fikir?
Vidar-san’dan bir meydan okuma! Yanı başındaki Brynhildr-san, baş Tanrı’nın bu cevabından hayal kırıklığına uğramış gibi elini alnına koydu. Ama… Bizim açımızdan — bu hiç de şaka değildi! En başından beri Rossweisse-san’ı öylece verip geçmeye hiç niyetim yoktu, ayrıca bu konuda benim de söyleyecek iki çift lafım vardı!
Vidar-san’a ciddi bir ifadeyle yanıt verdim:
— Sorun Rossweisse-san’ın iddia konusu olması değil! Kendi başınıza kararlar alıp durmanız! Böyle konularda bize danışılmaması bile insanın canını sıkıyor. Ama mitolojinizin kendine göre şartları olduğu için bu evlilik görüşmesine göz yumdum. Yine de bu sadece usulden ibaret.
Asgard’ın baş Tanrısına kararlılıkla ilan ettim:
— Bu kişi, yani Rossweisse-san, benim değerli bir yoldaşım ve hizmetkârımdır! Düşmanım bir İskandinav Tanrısı bile olsa onu öylece teslim etmeye hiç niyetim yok! İddia falan umurumda değil. Eğer gözünüzü Rossweisse-san’a diktiyseniz, bu demektir ki—
Vidar-san’a doğru yaklaştım; kafalarımız neredeyse tokuşacak kadar yüz yüze geldiğimizde haykırdım:
— Bir Tanrı olsan bile seni yeneceğim!
Rias’ın nişan partisini bastığım o olaydan bir yıl sonra, daha olgun biri olduğumu ve sakince düşünebildiğimi sanıyordum ama… Beklendiği gibi, böyle şeylere tahammül edemiyorum işte! Benim olanı çalmaya kalkan her kim olursa olsun, Tanrılar bile olsa — onları ezip geçmekten başka çarem yok!
Vidar-san bu meydan okumamı duyunca gözlerini bana dikti ve yüzündeki ifade keyifle aydınlandı.
— İşte bu! İşte aradığım bu! Bir Göksel Ejderha’ya karşı savaş. Ağzından böyle laflar çıkmasaydı zaten gerçekçi olmazdı!
Vidar-san’la göz göze gelip birbirimize dik dik baktık.
[Alev Alev Yanan Hakikat Kızıl Ejder İmparatoru] Takımı ile [Kralların Sefası] Takımı arasında gerçekleşecek olan yaklaşan maç, daha perdeler bile açılmadan iyice alevlenmişti—.
