High School DxD Cilt 16 – Bölüm 7 / Yaşam D×D
Tepes ve Carmilla’nın kale kasabalarında yaşanan ve neredeyse her iki tarafın da yok olmasına ramak kalan o terör saldırısının üzerinden yaklaşık beş gün geçmişti.
Japonya’ya dönmüş, mitoloji güçlerinin nasıl bir hamle yapacağını bekliyorduk. Rizevim’in ortaya çıkışı yüzünden Yeraltı Dünyası, Cennet ve diğer mitolojilerin Tanrıları tam bir kaos içindeydi.
Çok doğaldı tabii. Kötü Ejderhaları kullanarak dünyaya kaosu getirmeyi ve efsanevi canavar 666’yı diriltmeyi planlıyordu adam. Asıl nihai planının diğer dünyaya saldırmak olduğunu da kendi ağzıyla söylemişti zaten.
Her mitolojinin Baş Tanrısı, bu durumu tarihlerindeki en tehlikeli kriz olarak değerlendiriyordu.
Birbirleriyle müttefik olan güçlerin, Rizevim Livan Lucifer ve “Qlippoth”a karşı alınacak önlemlerde iş birliği yapmasına karar verildiğini duymuştum.
Bu iş, dinleri ve hayal gücümüzü bile aşacak ilk küresel soruna dönüşmek üzereydi—.
O zamandan beri Rizevim ve adamları tek bir hamle bile yapmamıştı ama güçlerin hiçbiri ve kritik bölgeler henüz alarm seviyesini düşürmemişti.
Gecenin geç bir saatiydi ve Kuoh Akademisi’nde birçok kişi toplanmıştı.
Doğaüstü Araştırma Kulübü üyeleri, Öğrenci Konseyi üyeleri, Azazel-sensei, Rahibe Griselda, Joker Dulio, Slash Dog Ikuse Tobio-san ve ayrıca Sairaorg-san, Seegvaira Agares, Birinci Kuşak Sun Wukong ve hatta Vali takımı gibi diğer üyelerin hepsi buradaydı.
Gerçekten inanılmaz bir toplanmaydı bu. Vali takımı ile Birinci Kuşak Sun Wukong moruğunun da burada olacağını hiç tahmin etmezdim. Sanki her bir grubun cephede savaşan bütün ünlü savaşçıları buraya doluşmuş gibiydi.
Herkes birbirine bakarken Rias sordu.
“……” Üst kademeler bu duruma nasıl tepki veriyor?
Sensei ardından söze girdi:
Bu olay hafife alabileceğimiz ya da görmezden gelebileceğimiz bir şey olmadığı için, şimdiye kadar bizimle iş birliği yapmayanlar bile bu konuda bir görüşme yapmayı kabul ediyor.
…… Anlaşılan her mitolojinin önemli isimleri bile Rizevim’in bu sefer çıkardığı olay yüzünden son derece temkinli davranıyor.
Sensei devam etti:
O şerefsiz Rizevim, tehlikeli idealleriyle hem bu dünyada hem de öteki dünyada kaos çıkarmaya çalışıyor. Adam gerçekten de…… Vampirlerin bölgesinde öyle bir yıkıma yol açtı ki bunu öylece görmezden gelemeyiz.
…… Tepes Şatosu’ndaki bu terör yüzünden Vampir tarafında da kurbanlar var.
Gerçekten akılalmaz bir şeylerin fitilini ateşlemeye çalışıyorlar.
Sensei derin bir iç çekti:
Hatta belli bir mitolojiden, bu meseleye askeri güçlerini sürmekten çekinmeyeceklerine dair radikal bir fikir bile çıktı. Odin ve Zeus gibi Baş Tanrılar bir şekilde o mitolojiyi uyarıyor ama…… Bu olaydan daha büyük bir terörizm devam ederse ne olacağını ben de bilemem. Sonuçta her mitolojiden son derece tehlikeli sayılan İblis Ejderler aynı anda terör estiriyor. Ve onları yöneten kişi de bizzat önceki Lucifer’ın öz oğlu. Yeraltı Dünyası’ndaki önceki canavar krizini sadece kendi sınırlarının dışında bir şey olarak görenler bile bu olayı ciddi bir sorun olarak hissetmeye başladı. Eğer 666 dirilir ve Kızıl Ejder Tanrısı İmparatoru Great Red ile bir kavgaya tutuşursa, yaratacakları artçı şoklar yüzünden dünya yok olabilir.
[—!?]
Sensei’nin bu itirafı karşısında herkesin dili tutuldu.
…… Eğer Great Red, 666 ile savaşa girerse dünya bu kadar büyük bir hasar alabilir demek… Ulan tabii ki de her tarafın üst düzey yöneticileri hazırlık yapar, boşuna değilmiş!
Great Red ve Ophis savaşmış olsaydı da dünya bu kadar büyük bir darbe alabilirdi. Ama bu gerçekleşmedi. Kaos Tugayı’nın liderleri şimdiye kadar Ophis’i kandırıp onu kullanıyorlardı ama tehlikeli olduğunu bildiklerinden Great Red ile savaşmasına izin vermemişlerdi.
Fakat şimdi durum farklı. Rizevim o Kızıl Ejder İmparatoru’nu yenmek için Great Red ile 666’yı kapıştıracağını açıkça söyledi. …… Great Red yok olursa boyut yarıklarına ne olacağını ben bile hayal edemiyorum ama kesinlikle iyi bir şey olmayacağını tahmin edebiliyorum.
Rias, Sensei’nin ardından devam etti:
Şimdiye kadar pek faydası dokunmayan güçler, “Kaos Tugayı ana odak noktası olarak Üç Büyük Güç içinde terör eylemleri yaptığına göre, onlarla ilgilenmesi gerekenler de Üç Büyük Güç olmalı” düşüncesiyle durumu sadece izlemekle yetiniyorlardı. Ancak gizleniyor olsa da her grubun üst kademelerinin Rizevim Livan Lucifer denen adamın tehlikesinden haberdar olduğunu duydum. Rizevim böylesine tehlikeli ideallere sahip bir teröriste dönüştüğüne göre…… Artık kimse onu öylece görmezden gelemez.
Demek her mitolojinin liderleri bile onun kaçık bir ihtiyar olduğunu biliyor… Pah, zaten onunla karşılaştığım ilk andan beri kaçığın teki olduğu belliydi.
Sensei acı bir tebessüm etti:
Yüzlerinizi öyle asmayın millet. Diğer güçler tarafından saldırıya uğrayacak değiliz. Tek sorunumuz, hepimizin ortak bir düşmana sahip olması.
Rahibe Griselda ardından şöyle dedi:
Michael-sama da Tanrımızın temsilcisi olarak diğer güçlerle müzakereleri sürdürüyor. …… Bizden yardım istemek için can atan pek çok mitoloji var. Üstelik Michael-sama’nın talimatı sayesinde yatışan güçler de mevcut.
Beklendiği gibi Michael-san! Meleklerin lideri olmak tam da ona yakışır!
Sensei ardından bir parmağını havaya kaldırdı:
Ve bir şey daha var, her grubun üst düzey yöneticilerinden gelen bir öneri mevcut.
Herkes dikkatle Sensei’nin ağzından çıkacaklara odaklandı.
Vampirlerin en büyük iki grubunun bölgesi ele geçirildiği için, her taraf bundan sonra diken üstünde olacak. Her mitolojinin kendi bünyesinde inanılmaz derecede güçlü en az bir Tanrısı var, fakat insanların onları nasıl göreceğini dert etmek zorunda olduklarından öyle kolayca ortaya çıkıp teröristleri avlayamıyorlar. İşte bu yüzden Rizevim ve grubuyla kafaya kafaya dövüşebilecek güçlü savaşçılardan oluşan ve bu tür bölgelere anında intikal edebilecek bir terörle mücadele ekibine ihtiyacımız var.
Terörle mücadele ekibi mi! Aynen öyle, gerçekten de ihtiyacımız var.
Bize bunu söylediğine göre, yoksa…… Anlaşılan hepimizin buraya toplanmasından dolayı benim dışımdaki herkes de durumu kavradı.
Sensei etrafına göz gezdirerek konuştu:
O ekip her gruptan özgürce hareket etme yetkisi alacak ve ne kadar güçlü olurlarsa bizim için o kadar iyi olacak. Evet, burada bulunan hepinizin ismi, karma bir geçmişe sahip bu terörle mücadele ekibi için önerildi. Şeytanlar, Düşmüş Melek, Melekler, bir Vampir, Youkailer, bir Valkür, bir Ölüm Meleği, bir yarı insan yarı hayvan, bir insan ve son olarak Ejderhalar—. Karma bir ekip olmanıza rağmen tamamen farklı bir seviyede olduğunuz söylenebilir. Üstelik sizi harekete geçirmek de oldukça kolay olacak.
“Dört Çaylak”, Azazel-sensei, Slash Dog, reenkarnasyon geçirmiş Melek Irina, Griselda-san, Joker, Ejder Kralları ve Birinci Nesil Sun Wukong. —Çeşitli güçlerden gönderilmiş bu kadar çok güçlü insanın yer aldığı karma bir takım!
Bu ekibin harekete geçmesi kesinlikle çok kolay olacak ve dahası, acayip güçlü!
Anlaşılan diğerleri de bu duruma muhalefet edecek gibi görünmüyor.
Ortaklık fikrine katılıyorum. Madem bu durumdayız, birbirimizle iş birliği yapmalıyız.
Rias onayladığını belirten bir tavır sergiledi. Grubundaki bizler de başımızla onayladık.
Benim için bir sakıncası yok. Rias ve Hyoudou Issei ile omuz omuza savaşmama izin vereceğim.
Benim de bir itirazım yok.
Ben de katılıyorum. Gerçi benim rolüm herkesi arkadan desteklemek olacak gibi duruyor.
Sairaorg-san, Sona-başkan ve Seegvaira Agares de bunu kabul etti.
Benim de hiç itirazım yok valla~. Bu işi benim gibi bir morukla yapmak yerine gençlerle yürütmek çok daha kolay olacaktır.
Birinci Nesil bile kabul etti. Vay be, Birinci Nesil de savaşacağına göre bu iş muazzam bir hal almayacak mı!?
Ancak Joker Dulio “hmm” diyerek kafasını yana eğdi.
Ne oldu? Seni rahatsız eden bir şey mi var?
diye sordu Sensei.
Sadece bize bir isim gerekeceğini düşündüm.
Ooh, bir isim ha. Sadece terörle mücadele ekibi diye çağrılmak biraz fazla resmi ve gürültülü kaçıyor.
Derken Koneko-chan mırıldandı:
[D×D].
Herkes Koneko-chan’ın bu mırıltısına kilitlendi. Koneko-chan bütün dikkatlerin bir anda üzerinde toplanmasıyla şaşırdı. Ardından utanarak devam etti:
Şey, farklı varlıklardan oluşan karma bir takım olduğu için bana öyle hissettirdi de……
Rias bunun üzerine sordu:
Peki [D×D] ne anlama geliyor? Great Red gibi Ejderhaların Ejderhası (Dragon of Dragon) anlamında mı?
Hayır; Şeytanların D’si, Ejderhanın D’si ve Düşmüş Meleklerin Düşmüş’ü olan D kelimesini temsil edebilir… Hani çöküş, düşüş gibi.
diye yanıtladı Koneko-chan.
Anladım, yani [D×D] derken Şeytanlara, Ejderhalara ve diğerlerine vurgu yapıyor.
Sensei başını salladı:
Yani, baş harfi “D” olan herhangi bir kelimeyi de zorla araya sıkıştırabiliriz. Gerçi bir isme ihtiyacımız olduğu kesin. Anlıyorum, [D×D] ha…… [D×D] olan Great Red’i koruma anlamını taşırken akılda kalması da kolay olabilir. Bence böyle iyi, ama siz ne düşünüyorsunuz arkadaşlar?
Sensei diğer herkesin fikrini sordu.
Tuhaf bir isim olmadığı sürece benim için sorun yok. Bence gayet iyi.
İsim konusunu ortaya atan kendisi olmasına rağmen Dulio hemen onay verdi.
Ne dendiği pek umurumda değil. Nasyıl olsa bu işi gençlere bırakıyorum.
Anlaşılan Birinci Nesil’in pek de umurunda değildi.
Ancak bu ekibin kurulması yüzünden bazı endişelerim vardı.
…… Bizim gibi bir ekip harekete geçerse diğer güçlerden bundan rahatsız olacak insanlar çıkmaz mı?
diye sordum Sensei’ye. Üst kademeler bize onay vermiş olsa bile, onların altındakiler gücümüzü tehlikeli bulup bizden şüphelenmeye başlayacaktır.
Yani, bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok. Ama bu role sizden başka uyacak kimse de yok. İşte bu yüzden evet, hepinizi bu önemli göreve atıyorum.
Sensei elini omzuma koyarak şöyle dedi:
Göğüs adalettir. Sen Göğüs Ejderi’sin. O zaman bunu adaletimiz yapalım.
G-Gerçekten sorun olmaz mı? Böyle bir şey……
Sensei sinsi bir sırıtışla Rias’ın göğüslerini işaret etti:
Ise, Rias’ın göğüslerine bak.
Söyle bakalım, sence de adalet değil mi?
…………
Rias’ın göğüslerine dik dik baktım. Ah, o muazzam göğüsler. Kız arkadaşımın göğüsleri. Var olan en mükemmel göğüsler. Yuvarlak, yumuşacık, taptaze… Sırf bu bile onları adalet yapmaya yeter!
Aynen öyle! Nedense mantığını kavradım galiba!
E-Evet! Bence de adalet!
Sensei kolunu omzuma attı:
Harika! Hepinize çok önemli bir görev verildi! Bu yüzden hepinizin buna ikna olması gerekiyor! Öyleyse terörle mücadele ekibi [D×D]’nin haklı gerekçesi nedir!?
Göğüs adalettir!
Sensei’nin arkasından gürledim!
Göğüs adalettir! Bu gayet uygun! Sırf bu uğurda barış için sonuna kadar savaşabilirim! Barış olduğu için o göğüsler parıldıyor! Gerçi herkes bana hayretle bakıp iç çekmekle yetindi!
Ardından ortamdaki hava değişince Sensei, Dulio’yu işaret etti:
Liderimiz…… Joker, sen olacaksın.
…………
Dulio bu ani karar karşısında ne diyeceğini bilemeyip bir anlığına sessizleşti—. Kısa bir duraksamanın ardından avazı çıktığı kadar bağırdı:
Neeeeeeeeeeeeeeeeeeeee!? B-B-Ben mi!? Neden!? Hayır, hayır, hayır, ciddi soruyorum, neden ben!?
Gerçekten şoke olmuştu. Hmm, demek Dulio kendisine böyle bir rol verildiğinde dertlenen tiplerdenmiş.
Sensei ardından Dulio’ya dönüp açıkladı:
Bir Şeytan’ın ya da Düşmüş Melek’in lider olması dışarıdan bakıldığında hoş görünmez. Nereden bakarsan bak, insanların gözünde kötü adam imajları var. Bu yüzden bir Melek iyi bir imaj çizecektir ve bu da bizim işimize gelir. Bu rolü üstlenmekle bir şey kaybetmezsin. En büyük nokta da insandan reenkarnasyon geçirmiş bir Melek olman. İnsanların gözünde de iyi bir izlenim bırakacaksın.
Yani, aslında çok doğru. Bu kadar insanın arasından bir lider seçeceksek bir Melek kesinlikle daha iyi bir imaj sergiler.
S-Sırf bu yüzden mi……? B-Ben böyle bir rolde pek iyi değilimdir ama……
Rahibe Griselda da ne yapacağını bilemeyen Dulio’ya seslendi:
Dulio, bu çok onurlu bir görev. Adını tarihe yazdırabilirsin, biliyorsun değil mi? Bu yüzden üstlenmelisin. Hayır, üstleneceksin. Madem senin “koz” olma gibi bir imajın var, o zaman bunu yapmalısın.
Dulio, kadının sesindeki sertlik karşısında sonunda pes etti:
…… Ah, peki. Anlaşıldı. Yapacağım!
Dulio herkesin önüne geçip bizi bir kez daha selamladı:
Şey, durum böyle olduğuna göre lideriniz ben olacağım, bu yüzden lütfen bana iyi bakın.
Pek güven vermeyen bir lider doğdu gibi ama gücü ve konumu üst düzey olduğuna göre bundan sonra ondan beklentim büyük olacak.
Sensei ardından Birinci Nesil’e baktı:
Lider yardımcısı olmanda bir sakınca var mı, Birinci Nesil? Seni ikinci komutan yapmak zorunda kaldığım için çok üzgünüm ama……
Sorun değil. Genç birinin lider olması gayet doğal. Ben daha çok düşmanların gözünü korkutacak bir sembol olarak hareket ederim.
Birinci Nesil bile lider yardımcısı olmayı kabul etti.
Bu cidden muazzam bir şey. Demek Joker lider, Sun Wukong da lider yardımcısı olacak! Gerçekten de akılalmaz kişilerin bir araya geldiği bir grup olacak bu!
Vali.
Sensei ardından odanın bir köşesinden bu görüşmeyi dinlemekte olan Vali ekibine dönüp konuştu:
Sizi, yani Vali ekibini, Rizevim’in yürütmeye çalıştığı plana karşı gerekli insan gücünü sağlamak adına bu karma ekibe katılmanız için aday göstereceğim. Böylece diğerlerinin size karşı beslediği en ufak bir güvensizliği bile ortadan kaldırmaya çalışacağım.
Vali geçmişte “Kaos Tugayı” ile ilişkili olduğu için bir tehdit olarak görülüyor. Sensei bu karma ekibe katılarak diğerlerinin onlara karşı duyduğu o tehdit algısını zayıflatmayı planlıyor olabilir.
Dahası, Vali’nin katılması ekibi daha da güçlü kılacak.
…… Gerçi katılımından hoşnut kalmayacak insanlar da çıkacak gibi duruyor. Nitekim Agares hanımefendisi suratını asmış durumda.
Vali ardından içindeki Ejderha’ya sordu:
…… Albion. Azazel böyle söylüyor ama ezeli rakibinle takım kurmaktan rahatsızlık duyuyor musun?
Albion herkesin duyabileceği bir sesle konuştu:
[Benim için sorun değil. Bu arada kırmızı olan, bu sefer bin yıl önceki savaş hakkında konuşalım.] [Evet, benim için de sorun değil. Hey, beyaz olan. Vay canına, geçmişten bahsetmek gerçekten de çok eğlenceliymiş.]
…… Nedense bu ikisi ekibin kurulmasından ziyade kendi aralarındaki sohbeti daha çok önemsiyor gibi.
…… Siz ikiniz bayağı iyi anlaşıyorsunuz.
dedi Vali biraz kafası karışmış bir ses tonuyla.
Albion ardından enerjik bir şekilde yanıtladı:
[İkimiz de buradayken göğüslerden de kalçalardan da korkmuyoruz. Değil mi, kırmızı olan?]
[Evet, ister göğüs olsun ister kalça, alayı gelsin! Böylesi şeylere boyun eğmeyeceğiz!]
Ddraig bile kendine geldi be!
[[Değil mi ya~]]
Aynen “Değil mi ya~” dediler! İki Göksel Ejderha’nın kişiliğindeki bu ani değişimin sebebi ne böyle!?
…… İki Göksel Ejderha arasında bunca zamandır süregelen o ezeli savaşın böyle bir sebepten ötürü son bulacağı hiç aklıma gelmezdi…… Gerçekten ne olacağını kestiremiyorsun.
Sairaorg-san da kafasını yana eğerken böyle dedi.
…… Evet, bunun sorumlusu ben olduğum için aralarının düzeldiği anlaşılıyor. Aynen öyle, ne olacağını gerçekten kestiremiyorsun……
Sensei şaşkın bir ses tonuyla konuştu:
Sonuç olarak, Ise yüzünden daha önce hiç görülmemiş bir değişim yaşandı. Şimdiki İki Göksel Ejderha’nın gelişimini artık ben de anlayamıyorum. Ben bile pes ettim…… Acaba bunun göğüsler ve kalçalarla bir ilgisi var mıdır?
Lütfen bunu böyle şoke olmuş bir sesle söylemeyin!
Kendimi tutamayıp Sensei’ye bağırdım. Yahu ben bile o güçlenmelerin nasıl çalıştığını anlamıyorum ki!
Ama Vali Lucifer ve yoldaşlarının Kaos Tugayı’nın parçası olması oldukça ciddi bir mesele değil mi?
Sona-başkan elini kaldırarak Sensei’ye sordu.
Sensei ardından yanağını kaşıyarak konuştu:
O konuda, o ihtiyar Odin yaptığı her şeyi bildiği halde Vali’yi evlatlık edinmek için öne atıldı.
!
Şaşırdım. O ihtiyar Odin’in böyle bir şey önereceği hiç aklıma gelmezdi.
Sen olamaz mısın, Sensei? Onu büyüten…… sensin, değil mi? diye sordum ona.
Sensei başını iki yana salladı: Ben Düşmüş Meleklerin liderliği rolünü üstlenmiş biriyim.
Bunu daha önce de söylemiştim; Şeytanlar ve Düşmüş Melekler, diğer güçlerin Melekleri ve Tanrılarıyla karşılaştırıldığında görünüş açısından o kadar da iyi bir imaja sahip değiller. İncil’de kötü adam olarak kaydedildiğim için elimden bir şey gelmiyor.
Yani Şeytanlar ve Düşmüş Melekler çoğu zaman gerçekten de kötü adamdır.
Sensei ardından Vali’ye döndü:
Ama iş Odin olunca durum değişir. O ihtiyar, kadim Tanrılardan biridir. Eğer Odin onu manevi oğlu olarak yanına almak istediğini söylerse, Asgard Tanrıları ve diğer güçlerin Tanrıları ona karşı öyle kolay kolay ses çıkaramazlar. Belli şartlar ve kısıtlamalarla gelecek olsa da çok daha özgürce hareket edebileceksin. Vali, Odin’in oğlu olmaktan rahatsızlık duyuyor musun?
Vali, Sensei’nin bu sorusu üzerine düşünmeye başladı:
Her iki tarafın da çıkarına olduğu sürece iş birliği yaparım. Bunun dışında kendi kafama göre hareket ederim.
diye yanıtladı. Sensei ardından güldü:
Yani bunu bir “evet” olarak kabul edebilirim, değil mi?
Vali doğrudan bir cevap vermedi ama Kuroka ve Le Fay’e baktı:
…… Kuroka ve Le Fay’i çoğu zaman burada bırakacağım. İhtiyacımız olursa onları çağırırım. Kuroka, Le Fay, burayı size emanet ediyorum.
Bize bırakabilirsin –nya.
Kuroka asker selamı vererek bunu kabul etti. Oho, demek bu kadınla Le Fay resmi olarak Hyoudou malikanesinde kalacaklar……
Kutsal Kral Kılıcı Collbrande’ın taşıyıcısı Arthur, kız kardeşi Le Fay’e şöyle dedi:
Le Fay.
E-Evet, Ağabey.
Bu iyi bir fırsat. Bu ekibe katılmalısın. Ve bu genel afla birlikte sen de bağışlanmalısın. Ayrıca Kızıl Ejder İmparatoru.
Arthur bana baktı.
Ne var?
Eğer belirli bir Büyücü ile anlaşman yoksa, lütfen bu kızla bir anlaşma yapar mısın? Yeraltı Dünyası’nın kahramanı olan seninle bir anlaşma yaparsa, o da evine dönebilecek.
!
Demek asıl niyeti buymuş ha. Eğer Le Fay bu ekibe katılırsa, bu eylemlerini aklamaya son derece yarayacaktır. Böylece Ravel’in duyduğu endişelerden de kurtulmak mümkün olabilir.
Bu konuyu olumlu değerlendireceğim.
Ben böyle söyleyince Arthur, nadiren görülen türden, duygularını yansıtan bir tebessüm kondurdu yüzüne. Çünkü her zamanki soğuk gülümsemesinin aksine, gerçekten gülümsüyormuş gibi hissettiriyordu.
Size tüm kalbimle teşekkür ederim. Bu minnetimin karşılığını kesinlikle ödeyeceğim.
Sensei bu sefer Kuroka’ya sordu:
Kuroka’nın üstleneceği rol ise…… Hyoudou malikanesinin yatılı misafiri olman senin için uygun mudur? Böylece Rias ve Ise’nin seni gözetim altında tutacağı bir yaşam tarzını sürdürmeni sağlayacağım. Bu senin için uygun mu?
Evet ya, eski Vali-san işini gerçekten biliyor –nya. Madem durum böyle ve ben de resmi bir yatılı misafir oldum, bundan sonra lütfen bana iyi bakın –nya.
Y-Yatılı misafir ha…… Bayağı da çok yiyor. Bütün o yağların göğüslerine gittiğini söyleyip duruyor ama yediğinin hakkını verecek şekilde işini yapmasını gerçekten çok isterim.
Birinci Nesil ardından Bikou’yu dürttü:
Bikou, gerekli olursa seni çağıracağım~. Reddetmene izin vermem.
…… Aklımda tutacağım. İhtiyar, kendini çok fazla zorlamamaya dikkat et, tamam mı? O ihtiyar bedeninin karşısında bir İblis Ejder’i rakip olarak bulmanın stresli olacağını biliyorsun, değil mi?
Pekala, ölünceye kadar gidemeyeceğim bir dereceye kadar tadını çıkarırım.
Acaba çifte Sun Wukong’un iş başında olacağı bir sahneye tanıklık edebilecek miyiz?
Ardından Sensei’ye kafamdaki bir başka şüpheyi açtım:
Bu ekibin kurulması benim için sorun değil ama bundan sonra nasıl hareket edeceğiz……?
Her zamanki gibi davranabilirsiniz. Bana hepinizin her zaman birlikte hareket edeceğini düşündüğünüzü söylemeyin? Bu kadar büyük bir grup olunca hepinizi o kadar kolay harekete geçiremeyiz. Sonuçta herkesin kendine göre bir işi var. Bir şey olduğunda birbirinizle iletişim kurarak anında harekete geçebilecek olanlarla iş birliği yapabilirsiniz. Bu ekip sırf bu yüzden var. Mesele şu ki, resmi olarak iş birliği yapabilecek insanlardan oluşan bir grup kurmak istiyoruz.
Yani, doğru.
Her tarafın çoğu zaman kendi başına hareket etmesi daha iyi olacaktır. Yaşam tarzımızı bir anda değiştiremeyiz.
Böylesi daha kolay olur, tehlikeli bir hal alırsa da sadece takım kurarız.
Birinci Nesil ardından öne doğru bir adım atarak konuştu:
Şimdi gelelim sadede. Aranızda güçlenmek isteyen gençler var mı?
! Ne demek istiyorsunuz?
Birinci Nesil, Rias’ın sorusunu kırışık bir tebessümle yanıtladı:
Hepinizi sıfırdan eğiteceğim. Her biriniz en azından Üst-sınıf bir Şeytan’ı ve Üst-düzey bir Melek’i yenemediği sürece bu ekibi kurmanın bir anlamı yok. Zamanla her birinizin Üstün-sınıf bir güce ulaşmasını sağlayacağım.
!
Birinci Nesil bizi eğitecek ha! İblis Ejderler kesinlikle çok güçlü. Gücümüzü artırmanın daha iyi olacağı ortada. Bize yol gösterecek kişi Birinci Nesil Sun Wukong ise, isteyebileceğimiz başka hiçbir şey olamaz!
Birinci Nesil devam etti:
Büyük olasılıkla bu ekip sadece bu olaydaki İblis Ejderlere karşı işlev görmeyecek. Gelecekte bile bu dünyanın dışındaki düşmanlara karşı koyacak bir ekibe dönüşecek.
Sensei başıyla onayladı:
Evet, aynen Birinci Nesil’in dediği gibi. Biliyorum ki bu [D×D] ekibi, doğaüstü varlıklar dünyasının olduğu kadar insan dünyasının da “kozu” haline gelecek.
Hem doğaüstü varlıklar dünyası hem de insanlar için bir koz ha.
Birinci Nesil ardından başını iki yana salladı:
Ama bana sorarsanız hepiniz hâlâ acemisiniz—hayır, sadece gösterişli görünümleri olan acemilersiniz. Sadece bununla İblis Ejderleri yenemezsiniz.
Vali korkusuzca gülümsedi:
Empireo Juggernaut Overdrive formumun Tanrılara bile ulaşabileceğinin farkındayım.
Doğru. Kesinlikle ulaşacaktır. Güç çıkışı açısından her grubun Tanrılarına ulaşacaksın. Ama hepsi bu kadar, değil mi~? Bunu sürdürecek dayanıklılığın yoksa, bu sadece yeteneğinin israfıdır. Empireo Juggernaut Overdrive dediğin şeyi kaç dakika sürdürebilirsin? Belki de saniyelerle sınırlıdır?
…………
Vali, Birinci Nesil’in sözlerine karşılık veremedi. O formunun tüketim oranı sonuçta çok yüksek.
Eğer düşman Vali’nin güç çıkışını çözerse, buna karşı bir önlem geliştirip onu köşeye sıkıştırmaları hiç de işten bile olmaz.
Yani, bunu yapabilecek olanlar sadece süper güçlü düşmanlar olacaktır.
Birinci Nesil ardından Vali’ye söylemeye devam etti:
O durumdayken Crom Cruach gibi acımasız Ejderhaları yenemezsin. Tek bir saldırıyla Crom Cruach’u bir kez aşabilirsin. Ama ikincisine ihtiyacın olursa ne yapacaksın? Ya da üçüncüsünü kullanabilir misin ki? Bana sorarsanız, oradaki Beyaz Ejder de Kızıl Ejder de çok fazla güç israf ediyor.
Ağır oldu! Hmm, aslında ben de aynı fikirdeyim. Özellikle Hakiki Vezir’in dayanıklılık tüketimi çok fazla. Bunu bir şekilde bastırabilirsem dövüş tarzımın değişeceğini düşünüyorum.
Ve yeni elde ettiğim güç. O küçük Ejderhaları istediğim gibi özgürce kontrol edebilmek istiyorum. Cidden yapmam gereken o kadar çok şey var ki.
Birinci Nesil etrafına bakınarak konuştu:
Sizi, İki Göksel Ejderha’yı eğiteceğim. Size İblis Ejderlere karşı nasıl dövüşmeniz gerektiğini sıfırdan öğreteceğim. Özellikle Longinus taşıyıcıları ve Ustaları gelecekte Tanrı-sınıfı ile dövüşmek zorunda kalabilir, bu yüzden sizi Tanrılarla bile dövüşebilecek seviyeye getireceğim.
…… Tanrılarla mı dövüşeceğiz……?
Sairaorg-san şüpheci bir tonla karşılık verdi.
Birinci Nesil çubuğunu döndürürken konuştu:
Dünyayı ele geçirmeyi hedefleyen Tanrıların sayısı hepinizin hayal ettiğinden çok daha fazla~.
Birinci Nesil manidar bir tebessüm kondurdu yüzüne.
Ne olursa olsun, şu an endişelenmemiz gereken ilk şey karşımızdaki o büyük kötü—Rizevim Livan Lucifer. Bir Longinus ile doğanların, doğdukları andan itibaren bu kaderi taşıdıklarını düşünmüşümdür hep.
…… Kaderleri bu mu yani?
Birinci Nesil sorumu dosdoğru yanıtladı:
Bir Tanrı’yı yok etmek için var olan bedenler. Longinus’un ortaya çıkışının sistemdeki bir hata değil, bu dünyada yaşanması kaçınılmaz bir olay olduğunu düşünüyorum.
Özel Terörle Mücadele Ekibi [D×D]’nin katılımcı üyeleri:
Lider: Dulio Gesualdo. Cennet cephesinden (Longinus “Zenith Tempest” kullanıcısı).
Lider Yardımcısı: Sun Wukong (Birinci Nesil, ön saflarda tekrar savaşabilmek için ismini eski haline çevirdi). Sumeru Dağı cephesinden.
Teknoloji Danışmanı + Genel Gözetmen: Azazel. Yeraltı Dünyası cephesinden (Grigori bağlısı ve eski Valileri).
Katılımcı üyeler:
• Sairaorg Bael’in grubu. Yeraltı Dünyası cephesinden (Longinus “Regulus Nemea” kullanıcısı).
• Seekvaira Agares’in grubu. Yeraltı Dünyası cephesinden.
• Rias Gremory’nin grubu. Yeraltı Dünyası cephesinden (Longinus “Boosted Gear” kullanıcısı).
• Sona Sitri’nin grubu. Yeraltı Dünyası cephesinden.
• Kutsal Savaşçılar (Griselda Quarta ve Irina). Cennet cephesinden.
• Ikuse Tobio. İnsan (Grigori’den Longinus “Canis Lykaon” sahibi).
• Kızıl Ejder İmparatoru Ddraig. İki Göksel Ejderha’dan biri.
• Dev Ejder Fafnir. Beş Büyük Ejder Kralı’ndan biri.
• Yaramaz Ejder Yu-Long. Beş Büyük Ejder Kralı’ndan biri.
• Hapishane Ejderi Vritra. Beş Büyük Ejder Kralı’ndan biri.
Geçici üye:
• Vali Lucifer’in takımı. Şeytanlar, Youkailer, insanlar, büyücüler ve canavarlardan oluşan karma takım (Longinus “Divine Dividing” kullanıcısı).
• Beyaz Ejder İmparatoru Albion. İki Göksel Ejderha’dan biri.
