High School DxD Cilt 15 – Bölüm 10 / Azazel. 1

Azazel. 1

High School DxD Cilt 15 – Bölüm 10 / Azazel. 1

Yoğun bir sisle kaplı bir kasaba…

Ben —Azazel— kendimi vampir Carmilla klanının kalbindeki bölgede bulmuştum.

Vampirler, eski moda bir çekiciliğe sahip Orta Çağ Avrupa tarzı binalarda yaşamalarıyla ün salmışlardı ama bu klişe gerçekte pek de geçerli değildi.

Bu kasabada, modern binalar Carmilla’nın merkez kalesini iç içe geçmiş halkalar halinde çevreliyordu. Hepsi çağdaş mimariyle inşa edilmişti. Yine de buradaki tüm yetkiyi elinde tutan safkan vampirler, cidden de eski tarz, yayvan malikanelerde yaşıyor gibiydi.

Doğal olarak, vampirlerin güneş ışığına olan doğuştan gelen zaafları göz önüne alındığında, ortalıkta çok az pencere vardı ve kapılar sıkıca kapalıydı.

Üstelik bir de sis vardı. Günün en parlak saatinde bile güneş ışığı buradaki toprağa ulaşamıyordu.

Şu an gündüzün ortasıydı, yani gecenin sakinleri olan vampirlerin uyuma vaktiydi. Kasabada tek tük yoldan geçenler vardı ama hepsi de tenlerinin açıkta kalmaması için kalın giysiler giymişti. Belki de sis bile onların güneş ışığı korkusunu yatıştırmaya yetmiyordu. Hatta bazıları arabayla seyahat ediyordu. Kasabanın binaları ve altyapısı insan dünyasında bulunanlardan pek de farklı değildi, bunun sebebi şüphesiz bölge sakinlerinin çoğunun eskiden insan olmasıydı. Bu bakımdan, Yeraltı Dünyası’nda reenkarne şeytanların yaşadığı yerlerden pek de farklı sayılmazdı.

Sis de zaten vampir yeteneklerinin bir sonucuydu. Ne de olsa vampirler sisi yönlendirme gücüne sahipti —üst düzey bir tanesi muhtemelen bütün bir kasabayı kaplayacak kadar sis üretebilirdi.

Onlar için sis, aynı zamanda bariyer kurma ve gözetleme işlevi de görüyordu. Longinus kullanıcısı Georg kadar etkileyici olmasa da, bütün bir kasabayı sise bürüyebilen bir vampir kuşkusuz muazzam bir güce sahip biriydi.

Rias’tan ayrıldıktan sonra, bu ücra dağları dışarıdaki insan dünyasından ayıran devasa bir bariyerden geçerek bu izole bölgeye tek başıma girdim. Ve işte şimdi buradaydım.

Bu arada, Tepes bölgesi de pek uzak değildi. İki taraf aralarında bir bariyer ya da sınır oluşturmuş gibiydi.

Nefesim buharlaşıyordu. Romanya, Japonya ile benzer bir mevsimsel döngü yaşıyordu ama Tokyo’ya kış geldiğinde, burada kış çoktan bastırmış oluyordu. Burası daha da soğuktu. Etrafta kar görseydim hiç şaşırmazdım.

Peki neden kasaba manzarasının tadını aheste aheste çıkarıyordum ki…?

Sıkıntıdan patlayacağım…

Yapayalnız bir halde, gündüz saatlerinde açık olan benzersiz bir kafe bulup ikinci katındaki terasta oturmuş, bir fincan çay içiyordum.

Ve evet, kan değil çaydı —vampirler arasında popüler olan sert aromalı bir tür siyah çay. Normal insanlardan farklı bir damak tadına sahip oldukları söylenirdi. Safkan vampirler kandan başkasına tahammül edemezlerdi, bu yüzden bu çayın tadını çıkaranlar eskiden insan olanlar olmalıydı.

Her neyse, önemli olan bu değildi. Demek istediğim şuydu: Bu vampir kasabasında o kadar sıkılmıştım ki çay içmeye vurmuştum kendimi.

Kendi adını taşıyan klanın lideri Kraliçe Carmilla’nın kendisiyle bir görüşme talep etmiştim ama görünüşe göre kendisi başka bir meseleyle meşguldü.

Üstelik önceki angajmanı her neyse, günler geçmesine rağmen uzayıp gidiyor gibiydi. Büyüleyici bir VIP muamelesiyle kalede beni ağırlamışlardı elbette ama elimde çok fazla boş vakit olunca ben de kasabaya inmeye karar vermiştim.

Açıkçası, buraya gelmek için o kadar patırtı k koptuktan sonra böyle boş boş oturmak utanç vericiydi.

Tahminimce Tepes’ler bir hamle yapıyordu, bu da Carmilla klanının karşı önlemler tasarladığı anlamına geliyordu. Muhtemelen işleri bitene kadar benimle görüşmeyi erteleyeceklerdi.

Beni tam anlamıyla görmezden geliyor da sayılmazlardı. Nitekim birkaç masa ötedeki figür beni göz hapsinde tutuyor gibiydi. Gittiğim her yerde varlığını hissettirmemesi imkansızdı.

Belki de Kraliçe Carmilla benimle görüşmeden önce tüm kozlarını elinde toplamak istiyordu.

Bu vampir soyluluğunun bir göstergesi miydi? Onların dürüstlük anlayışı mıydı? Yani cidden, önceki elçinizin Carmilla gibi ileri geri konuşmasına izin verdikten sonra ziyaretçileri kendi hallerine mi bırakıyordunuz?

Durumdan bir anlam çıkaramayarak kabullenmiş bir edayla iç çektim… Ve tam o anda, beni izleyen muhafızın varlığı neredeyse tamamen yok oldu. Şöyle bir baktığımda, masanın üzerine kapaklanmış olduğunu gördüm.

Bu sefer daha da derin bir iç çektim. Tch. Yine ne var Vali?

Nitekim, masama yaklaşan kişi Vali’nin kendisinden başkası değildi.

Oh, sadece geçerken tanıdık bir varlık hissettim.

Yanında Bikou, Arthur ve Fenrir vardı.

Selam Vali! Oh, dur bir dakika. Artık Direktör’dün değil mi?

Hiç değişmemişsin Bikou… Onu sen mi uyuttun? diye sordum, üzerimde gözü olması gereken muhafıza göz ucuyla bakarak.

Yaramaz maymun sırıtmaya başladı. Senjutsu tekniği falan kullanmış olmalıydı.

Bu adamlar sızma konusunda uzmandı, sis bariyerini aşıp kasabaya nasıl ulaştıklarına şaşmamak gerek. Şey, bunca zamandır yakalanmaktan kaçabildiklerine göre eli çabuk olmaları doğaldı.

Eee? Ne istiyordunuz? diye sordum.

Misafirlerim masaya oturdu.

Şey. Kötü ejderhalarla ilgili. Ve böylece karşılaştıkları ejderhayı anlatmaya başladı.

Doğal olarak ona soracak bir sorum vardı.

Azhi Dahaka güçlü müydü?

… En azından Pluto ile uğraşmaktan daha eğlenceliydi, diye yanıtladı Vali kupasından bir yudum alırken.

Bu durumda Azhi Dahaka’nın ikisi arasında daha güçlü taraf olduğunu söylemek muhtemelen yanlış olmazdı.

Ulan, o kaçık ejderha harbi çok güçlüydü ya, diye devam etti Bikou. Şimdiye kadar dövüştüğümüz her şeyden daha güçlüydü, orası kesin! Ne atarsan at bana mısın demeyen bir şeyle dövüşmekten daha sinir bozucu bir şey yok aga.

Grendel de kayda değer bir direnç gösterdi, diye belirtti Arthur.

Bu adamlar aşırı güçlü rakipler aramak için dünyayı dolaşmışlardı, bu yüzden birine “güçlü” diyorlarsa gerçekten öyle demek istiyorlardı.

Bizim şeytanlar da epey zorlandı… diye yanıtladım. Son zamanlarda oldukça olağanüstü bir gelişme gösterdiler, buna rağmen zorlanıyorlarsa… Pekala, durum cidden vahim demektir.

Vali sorgulayan bir tavırla kaşını kaldırdı. Yani bu kötü ejderhalar Kutsal Kase’nin marifeti mi? O şey insanların yaşam enerjisini yönlendirebiliyordu, değil mi? Ölüleri diriltebildiğini tahmin ediyorum?

Asıl soru buydu, değil mi? Bu gerçekten de Kutsal Kase’nin yapabileceği türden bir şeye benziyordu.

Kutsal Kase… Yaşamın kendi yasalarını altüst edebilen bir Longinus.

Evet, Carmilla’nın liderlerini çılgına çeviren şeyin bu olduğunu söylemek gayet güvenliydi.

Ölümden sonra ruhun durumu ve nerede olduğu söz konusu mitolojik sisteme göre değişir… Ama sanki hiçbir şey olmamış gibi birini hayata döndürmek imkansıza yakındır.

Mucizevi bir şekilde reenkarne olan Issei bile, orijinal bedeninin yok olmasının ardından yeni bir bedenle geri dönmüştü.

Bir ruh bir kez göçüp gittiğinde, onu maddi dünyaya geri getirmek hiç de basit bir iş değildi. Kişinin ruhunun, kaderiyle buluştuktan sonra bedeninden ayrıldığı kutsal bir andı bu.

Tabii kaderi fethedecek yeteneğe ve güce sahip değilseniz—o zaman işler değişirdi.

Şeytan veya melek sistemleri aracılığıyla dirilme olasılığı da vardı ama her iki durumda da sadece söz konusu kişi henüz yeni ölmüşse işe yarardı.

…Kötü ejderhalar bir istisna mı? diye sordu Vali gözlerini kısarak. Keskin bir zekası vardı; orası kesindi.

…Hem bedeni hem de ruhu paramparça olmuş Vritra bile sadece o Kutsal Ekipmanları bir araya getirerek geri dönebildi, dedim şeker küplerini üst üste dizerken. Buna dayanarak, bu Longinus’un Kutsal Kitap’taki Tanrı’dan geriye kalan en büyük sistem hatalarından biri olduğunu çıkarabilirsin muhtemelen…

Kural dışı bir Denge Bozan işin içine girdiğinde, çıtayı tamamen farklı bir boyuta taşıyor, diye belirtti Vali.

Kelimelere dökmeden başımla onayladım.

Bikou yanağını eline yasladı. Yani Kutsal Kase’ye sahip bu vampirlerin Kaos Tugayı ile iş birliği yaptığını mı söylüyorsun?

Carmilla klanının Tepes’lerin eylemleri hakkında önceden bilgisi olsaydı hiç şaşırmazdım. Bizim Gasper’ın, Kutsal Kase’nin şu anki taşıyıcısı Valerie Tepes ile geçmişteki ilişkisi göz önüne alındığında, onu durdurmak için en iyi seçim olduğunu düşünmüş olmalıydılar.

Başka bir deyişle, Valerie’nin bu vampirler için özellikle sıkıntılı bir mesele olduğu söylenebilirdi.

Carmilla’nın bizimle müzakerelere girmeyi kabul etmesi, muhtemelen Valerie ve Kaos Tugayı ile tek başlarına baş edemediklerinin kanıtıydı.

Peki, gururlarını ayaklar altına almak zorunda mı kalmışlardı, yoksa ganimeti kendilerine saklayabilmek için sadece bizi kendi emelleri doğrultusunda kullanmaya mı çalışıyorlardı?

Durumdan ne anlam çıkaracağımı bilemiyordum… ? Borçlu olduğunu düşündüğün o kız, hiçbirimizin tek başına kaldıramayacağı kadar büyük bir olaya bulaşmış durumda…*

Carmilla klanındaki tüm bu kargaşayla birlikte, Tepes klanında da değişiklikler var gibi görünüyordu.

Açıkçası Rias için endişeleniyordum. Belki de Issei ve diğerlerini çağırmanın vakti gelmişti…?

Ancak o zaman bir şeyin farkına vardım.

Kuroka ve Le Fay burada değildi.

Senin şu huysuz kediyle küçük cadıya ne oldu? diye sordum. Issei Hyoudou’nun evinde kalıyorlar, diye yanıtladı omuz silkerek.

O-ho. Anlıyorum, anlıyorum.

Seni terk mi ettiler? Dur tahmin edeyim, onlara yeterince ilgi göstermedin, bu yüzden rakibin onları kapıverdi, değil mi?

Şakam tam anlamıyla kafasının üstünden uçup gitmiş gibiydi, zira Vali sadece, —Belki, diye yanıt verdi.

Zerre kadar umurunda değil gibiydi. Kadınlara karşı bu kadar az ilgi göstermesi cidden dikkate değer bir şeydi. Çocukluğundan beri böyleydi. Romantizm onun için hiçbir şey ifade etmiyordu.

Kadınlardan nefret ediyor da değildi. Nefret etseydi, Kuroka ve Le Fay’in grubuna katılmasına izin vermezdi.

Onun için duyduğum endişelerin Issei için duyduklarımın tam tersi olduğu bile söylenebilirdi.

Sorun yok Direktör, diye güldü Bikou. Kuroka veya Le Fay’in başına bir şey gelirse koşar geliriz. Hem Kızıl Ejder İmparatoru ile eğleniyorlar işte. Abisi de tüm bu olanlardan dolayı oldukça rahatlamış durumda açıkçası, dedi Arthur’a doğru bakarak. Gerçekten de öyle, dedi Arthur gözlüğünün açısını düzelterek.

Onun yanında çok daha güvende olduğunu düşünüyorum. Halen normal hayatına dönmesini isterdim ama tamamen geri dönmeyecekse, Kızıl Ejder İmparatoru’nun evi, kendine has siyasi statüsüyle buna yakın bir şey sunacaktır. Eski direktörün tüm bunları göz önünde bulundurduğundan eminim.

Demek işler böyle yürüyecekti. Kurnazın tekiydi bu kılıç ustası. Savaş delisi olmasına rağmen, küçük kız kardeşine karşı hâlâ yumuşak bir karnı vardı.

Onlarla birlikte olduğu sürece kimsenin ona dokunmasına izin vermem, dedim ona. Ama Issei ve diğerleriyle arandaki mesafeyi korusan iyi edersin, anladın mı? İnsanların onların sizinle çalıştığını öğrenmesi ilgili herkes için baş ağrısı olur.

Elbette, diyerek başıyla onayladı Arthur.

Peki, Kuroka ve Le Fay zaten yarı yarıya orada yaşıyorlardı… Harbi diyorum, Issei’nin daha kaç tane potansiyel sevgiliye ihtiyacı vardı ki? Onları bilerek baştan çıkarmıyordu hani, yanlış olmasın…

Sonunda kaç tane kadınla kalacaktı acaba? Belki Sirzechs ile iddiaya girmeyi deneyebilirdim.

Bir an sonra Bikou, çantasından bir şeyler çıkarmak için uzandı —birkaç kutu hazır noodle.

Ardından, ne olduğunu anlamadan bir tencere sıcak su hazırlayıvermişti.

Ne dersin Direktör? diye sordu hazırlanmaya başlarken. Kırmızı olan mı? Yeşil olan mı? Yoksa bu dev boy yakisoba mı? Bayağı geniş bir seçeneği vardı orada, hepsi de Japon yapımıydı.

E yani, Japon hazır noodle’ları en lezzetlisiydi.

Bana yeşil olanı ver. Soba noodle’larına bayılırım.

Karnım acıkmaya başlamıştı, bu yüzden ben de ona eşlik edeyim dedim.

Japonya’da iyice yerlileşmişsin bakıyorum, ha? Bikou güldü. Suçlayamam seni… Eee, Vali, Arthur? Siz hangisini istiyorsunuz?

İkisi de rastgele kutular seçti.

Yani Beyaz Ejder İmparatoru’nun maiyeti hazır noodle ile mi besleniyor? diye sordum. Aranızda doğru düzgün yemek pişirmeyi bilen bir Allah’ın kulu yok mu?

O iş Le Fay’deydi, dedi Bikou elini sallayarak. O olmayınca olay hep hazır yemeğe dönüyor. Ama hey, ben noodle hayranıyım, Vali ile Arthur da yemek konusunda pek seçici değillerdir.

Vali bir çeşni paketini yırtıp açarken içimi tarif edilemez bir his kapladı. Arthur ise kendi çizgisini bozmayarak, —Çay iyiyse benim bir şikayetim olmaz, dedi ve kendi çaydanlığını çıkardı.

Fenrir’e gelince… Önüne bir kutu hazır noodle konur konmaz, inanılmaz derecede canavarca bir aura yaymaya başladı. Orijinal devasa boyutundan küçülmüş olabilirdi ama hâlâ efsanevi bir canavardı… Hazır noodle seven bir efsanevi canavar hem de?!

Sadece bu sahneye bakarak karar verilecek olsa; sevgili karısı ve cariyesi tarafından günde üç öğün yemek pişirilen Kızıl Ejder İmparatoru, bunlardan sonsuz kat daha iyi durumdaydı!

Bu adamlarda zerre kadar tedbir ya da dikkat yoktu. Yani, sonuçta burada vampir bölgesine izinsiz girmişlerdi. Peki aranan firariler olduklarının farkında mıydılar acaba?

Hayır, muhtemelen değillerdi. Baştan aşağı aptaldı bunlar.

Vali’nin güçlü rakipler arama sevdası takıntı boyutuna ulaşmıştı. Bunun çoktan ölmüş canavarlara kadar uzanacağını hiç düşünmezdim… Onun üzerindeki etkim çok mu fazla olmuştu acaba? Onu büyüten kişi olarak karmaşık duygular içindeydim.

Düşününce, bu adamlar Albion için bir danışmanı sırf orijinal Sun Wukong’un tavsiyesi üzerine seçmişlerdi. Bunu ancak olay bittikten sonra öğrenmiştim ama harbi diyorum…

High School DxD

High School DxD

ハイスクールD×D, 하이스쿨 DXD
Puan 8.6
Durum: Tamamlandı Yazım Şekli: Yazar: Sanatçı: , Yayınlanma Tarihi: 2008 Anadil: Japonca
Ben, Hyoudou Issei, lise 2. sınıf öğrencisiyim ve yaşım kız arkadaşım olmadığı yılların sayısına eşit. Ve benim gibi birinin kız arkadaşı var! Üzgünüm arkadaşlar, yetişkin olma yolunda sizden önce ben yürüyeceğim! - Böyle olması gerekiyordu, ama neden kız arkadaşım tarafından öldürüldüm!? Ben hala bir şey yapamadım! Bu dünyada hiç Tanrı yok mu!? Ve beni kurtaran kişi okulumdaki en güzel kız, Rias Gremory-senpai. Şok edici gerçeği ondan öğrendim. O bir Tanrı değil, bir Şeytan. "Bir Şeytan olarak yeniden doğdun! Benim için çalış!" Senpai'nin göğüslerinin ve ikramlarının cazibesine kapılarak reenkarne olmuş bir Şeytan olarak hayatım başladı. Yani "Okul Hayatı×Aşk Komedisi×Savaş Fantezisi" burada sadece agresif ve dünyevi arzularla başlıyor!

Yorum

0 0 votes
Oyla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Seçenekler

karanlık modda işlevsizdir
Sıfırla